Avrupa
Alman Savunma Bakanı Pistorius “savaş için sosyal uyum” çağrısı yaptı

Alman Savunma Bakanı Boris Pistorius olası bir savaşa hazırlık kapsamında eyaletlere “sosyal uyumu” güçlendirmeleri çağrısında bulundu.
German Foreign Policy’nin aktardığına göre Pistorius, geçen hafta sonu düzenlenen İçişleri Bakanları Konferansı’nda, “sivil savunma”nın orduyla “aynı hızda ilerlemesi” gerektiğini savundu.
Bakana göre devlet ve toplum ordunun arkasında durmalı; Alman toplumu bir bütün olarak Rusya’ya karşı bir savaşa hazırlanmalı.
Pistorius, Almanya’nın “İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana hiç olmadığı kadar büyük” bir tehditle karşı karşıya olduğunu savunurken, geçen yıl ordu, hükümet ve iş dünyasından uzmanlar, bir strateji belgesinde doğuya yönelik “planlanan konuşlandırma” için “sivil hizmet sunumunun en üst düzeye çıkarılması” çağrısında bulunmuştu.
Bu amaçla, itfaiyeden kritik altyapı işletmecilerine kadar siviller ve sivil kuruluşlar, uygun eğitim, öğretim ve mesleki gelişim programlarına sürekli olarak entegre edilecek.
Nisan ayında yapılan bir tatbikat sırasında Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr), askeri konuşlandırmaya karşı halkın tepkisini analiz etmeye odaklandı.
Berlin, bir seferberlik durumunda yaygın protestoların yaşanacağını öngörüyor. Bu nedenle uzmanlar, baskı aygıtının genişletilmesini talep ediyor.
Pistorius sivil-asker işbirliği istiyor
Savunma Bakanı Boris Pistorius’un geçen cuma günü tüm Alman eyaletlerinden gelen içişleri bakanları konferansında yaptığı açılış konuşmasında, “etkili bir sivil taban” olmadan hiçbir “askeri gücün etkili olamayacağını” savundu.
Bakana göre tanklar, uçaklar veya gemiler kadar, en azından bunlar kadar önemli olan şey, “bir toplumdaki insanların inancı” ve bu nedenle sivil-askeri işbirliği temel önemde.
Bakanın sözlerine göre, her birey bir acil durumda –siyaset ve yönetimde, ekonomide ve toplumda– hangi rolü üstleneceğini bilmeli.
“Toplu savunma”nın, “kendi ülkesi için sorumluluk almaya yönelik ortak irade”nin ifadesi olduğunu söyleyen Pistorius, özellikle yeni askerlik programının ve yedek kuvvetlerin güçlendirilmesinın, halk arasında savaşa hazırlık bilincinin oluşturulmasına yardımcı olmayı amaçladığına işaret etti.
Pistorius, ulusal savunma ve NATO savunmasının silahlı kuvvetlerin temel görevi olsa da, savaş durumunda Bundeswehr’in çoğunluğunun doğu kanadında veya Kuzey Atlantik’te savaşacağını ve Almanya sınırları içinde hazır bulunmayacağını hatırlattı.
Dolayısıyla Almanya’nın Rusya ile olası bir savaşa yönelik planları, öncelikle bu bölgelerdeki yedek askerlere ve sivil güçlere dayanıyor.
Pistorius, Almanya’nın “NATO’nun lojistik kalbi” olduğunu ve bu nedenle savaş durumunda “düşmanlar için de potansiyel bir hedef” olduğunu belirtti.
SPD’li bakana göre ülke, “İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana hiç olmadığı kadar tehdit altında.”
Alman halkını “ulusal savunma”ya hazırlamak
Geçen yıl, ordu, hükümet ve iş dünyasından uzmanlar, bir strateji belgesinde (“Yeşil Kitap ZMZ 4.0”) Alman sivil nüfusunun savaşa daha yoğun bir şekilde hazırlanmasını talep etmişti.
O dönemde, “ulusal savunma çerçevesinde kendi sivil yükümlülüklerini yerine getirme konusunda birçok durumda bilgi ve isteklilik eksikliği”nden yakınıyorlardı.
Aynı zamanda, 1956 yılından beri ulusal krizlerde veya savunma durumunda devlet kurumlarına şirketlerden ve özel şahıslardan kaynak ve hizmetlere zorunlu olarak erişim yetkisi veren Federal Hizmetler Kanunu’na atıfta bulundular.
Ayrıca, tıbbi tedavide askerlere “gerekli öncelik verilmesi” sonucunda, örneğin sağlık sisteminde sivillere yönelik “bakım düzeyinin” azaltılması konusunda vatandaşların kamuoyu tartışmaları açısından hâlâ “yeterince hazırlıklı olmadığını” belirttiler.
Belgeye göre yıllar süren “ihtiyatlı tutum”un ardından, artık dışarıdan dayatılabilecek olası bir savaş karşısında “olağanüstü zorlu görevleri” yerine getirmek gerekli hale gelmişti.
Senaryo: 2030 Seferberliği
O dönemde uzmanlar, 2030 yılına ait ayrıntılı bir gelecek senaryosu ortaya koymuştu.
Bu senaryoya göre, Ukrayna’daki savaş bir çıkmaza girmişti. Rusya, birliklerini geri çekmişti. Almanya ve NATO, Moskova’nın ZAPAD askeri tatbikatını yeniden başlatmasını, Rusya’nın batı sınırına önemli miktarda kuvvet konuşlandırmak için bir fırsat olarak kullanıyordu.
Bu bağlamda, “Federal Hükümet, Federal Meclis ve NATO … Rusya’ya gerginliği tırmandırmak için bir bahane vermemek amacıyla, olağanüstü hal ilan edilmemesi konusunda mutabık kalmıştı.”
Bundeswehr, NATO birliklerinin Almanya üzerinden geçişini sağlarken başından itibaren “sivil halkın büyük desteğine” güvenecek.
Bu nedenle yedek askerleri ve sivil savunma güçlerini seferber ediyor ve federal hükümetten, eyaletlerden ve yerel yönetimlerden aktif destek istiyor.
Senaryoda Bundeswehr, en başından itibaren özel kuvvetler ve entegre Hollanda birimleri de dahil olmak üzere yaklaşık 30.000 askeri Litvanya’ya konuşlandıracak.
Yaklaşık iki hafta sonra, “Federal Almanya Cumhuriyeti üzerinden geçen güzergâhlarla ittifakın doğu kanadına, toplamda yaklaşık 80.000” askerden oluşan “NATO birimlerinin kitlesel konuşlandırılması” başlayacak.
Bir ittifak taahhüdü durumunda, NATO planları, araçlarıyla birlikte toplam 800.000’e kadar askerin batıdan doğuya konuşlandırılmasını öngörüyor.
Aşılması gereken zorluklar arasında, “akla gelebilecek her güzergâh boyunca” askerler için yeterli sayıda dinlenme noktası kurmak üzere uygun sivil mülklerin bulunması yer alıyor.
Eyaletler arası tatbikatta siviller de yer aldı
Nisan ayında, Hessen ve Thüringen eyalet komutanlıkları, bu amaç için “Bundeswehr kaynaklarının mevcut olmaması” durumunda, yani birliklerin zaten doğu kanadında tam olarak görevlendirilmiş olması halinde, Rusya’ya yönelik NATO konuşlandırmasının nasıl sağlanabileceğini eğitmek amacıyla eyaletler arası bir askeri tatbikat düzenledi.
Bundeswehr’in yanı sıra katılımcılar arasında ABD birimleri, iki ilçe, polis, itfaiye ve “sivil hizmet sağlayıcılar” yer aldı.
“HETHEX 2026” adlı konuşlandırma tatbikatında tüm katılımcılar, sadece ordu, polis ve sivilleri değil, aynı zamanda federal, eyalet ve belediye düzeylerindeki sivil otoriteleri ve idareleri de daha fazla entegre etmek ve bunları sivil-askeri işbirliğine dahil etmek için çalıştı.
Bundeswehr’e göre, “askeriye ile siviller ve sivil kuruluşlar arasındaki temas noktaları”, eyalet ve il irtibat komutanlıklarında görev yapan yedek askerler. Bu kişiler, “afet müdahale karargahının operasyonlarına sıkı bir şekilde entegre edilmiştir” ve “temas noktalarını” bilmektedirler.
HETHEX 2026 tatbikatı, sorumlu komutanın vurguladığı üzere “gerçek dünya koşullarında” gerçekleştirildi.
Bundeswehr’e göre, “her şeyden önce halk arasında görünürlük … tatbikatın önemli bir bileşeniydi” ve bunun amacı “vatandaşların tepkilerini gerçekçi bir şekilde değerlendirebilmek”ti.
Savaş karşıtlarına devlet baskısı artacak
Gerçek bir seferberlik durumunda, geçen yıl yayınlanan ZMZ 4.0 Yeşil Kitabı’nın yazarları, halk arasında yaygın bir direniş yaşanacağını öngörmüştü.
Senaryoda, “büyük çaplı sosyal medya kampanyalarının” ardından, “hem sol hem de sağ kanattan barış aktivistleri ve NATO karşıtları”nın “Rusya ile bir savaşı önlemek amacıyla gösteriler düzenlemeyi ve köprüleri ile sınır geçişlerini kapatmayı” talep ettikleri belirtildi.
Altyapı operasyonlarında her alanda grevler patlak verecekti. Protestocular sınır geçişlerini, yürüyüş güzergâhlarını, askeri dinlenme noktalarını ve lojistik merkezlerini bloke edecekti.
Buna ek olarak, yürüyüş güzergâhları boyunca “giderek şiddetlenen gösteriler” ve altyapıyı hedef alan “sabotaj eylemleri” yaşanacaktı.
“Kimliği bilinmeyen otonom bir solcu grup”, “Deutsche Bahn’ın elektrik dağıtım kutularına yönelik kundaklama saldırıları”nın sorumluluğunu üstleniyordu.
Fakat bu tür eylemlerin, senaryoda, “önleyici siyasi tedbirler” yoluyla “başında engellenebileceği” vurgulanıyor. Bu durum, halkın “propagandaya karşı duyarlılığı” için de geçerli.
İhtiyaç duyulan şey, “ek kapalı birimlerin kurulması yoluyla polis yapılarının güçlendirilmesi.”
Ayrıca, Almanya içindeki askeri polise (“Feldjäger”) yeni yetkiler verilmesi isteniyor. Bu kapsamda, “istihbarat servisleri, Bundeswehr ve polis arasında sistematik ve yakın bir koordinasyon” hayati önem taşıyor.
Avrupa
Çin’in ihracat gücü ve değer kaybeden yuan Avrupa’yı zorluyor

Çin, gümrük tarifesi gerilimlerine ve enerji sıkıntılarına rağmen bu yıl da 1 trilyon doların üzerinde ticaret fazlası verme yolunda ilerlerken, değerinin altında kalan yuan üzerindeki tartışmalar yeniden alevleniyor. Ülkenin elektrikli araç ihracatındaki hızlı yükseliş Alman otomotiv devi Volkswagen gibi üreticileri ciddi istihdam kesintilerine zorluyor.
Çin’in ihracat lokomotifi, gümrük tarifesi gerilimlerini ve enerji sıkıntılarını geride bırakarak bu yıl da 1 trilyon doların üzerinde yeni bir ticaret fazlasına doğru ilerlerken, değerinin altında kalmaya devam eden yuanı yeniden küresel tartışmaların odağına taşıyor.
Dünyanın gözü ABD üzerindeki gelişmelerde kalmaya devam etse de en büyük ikinci ekonomi hızla büyümeyi sürdürüyor.
Ülkenin küresel piyasalardaki etkisi, Washington kaynaklı her gelişme kadar derin ve yaygın hissediliyor.
Pandemiden bu yana yaşanan jeopolitik gerilimler, Çin’deki konut krizi, demografik gerileme ve Washington ile yürütülen ikili ticaret savaşları, bazı çevrelerin halen yüzyılın en büyük ekonomik şoku olarak nitelendirdiği gerçeği gölgelemeye yetmedi.
Çin ekonomisi, küresel ölçekte yankı uyandıran güçlü veriler açıklamaya devam ediyor.
Çin Gümrük Genel Müdürlüğü tarafından salı günü açıklanan verilere göre, haziran ayı ihracatı dolar bazında geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 27 artış göstererek son dört ayın en güçlü performansını kaydetti ve mayıs ayındaki artış hızını geride bıraktı.
Yapay zeka sektöründeki hareketliliğin çip ve teknoloji ekipmanı ticaretine yansımasıyla ithalat da beklentileri aşarak yıllık yüzde 36 artışla son beş yılın en yüksek seviyesine ulaştı.
Çin’in ticaret fazlası mayıs ayındaki 105 milyar dolar seviyesinden haziranda 126 milyar dolara yükseldi. Yılın ilk yarısındaki toplam dış ticaret fazlası, ithalatın ihracata kıyasla birkaç aydır daha hızlı büyümesine rağmen 576 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.
Bu rakam geçen yılın aynı döneminde 586 milyar dolar olarak kayıtlara geçmişti. Mevcut tablo, geçen yıl elde edilen 1,19 trilyon dolarlık rekor ticaret fazlasının bu yıl da yakalanabileceğine işaret ediyor.
Söz konusu büyüme yalnızca Çin’in kritik bileşenlerdeki ABD kısıtlamalarını aşmak için kendi teknoloji ekosistemini kurmaya çalıştığı yapay zeka yarışı ve teknoloji mücadelesiyle sınırlı kalmıyor.
Ülkede elektrikli araç satışlarının hız kazanmasıyla, Çin tarihinde ilk kez tek bir ayda 1 milyon adetten fazla otomobil ihraç edildi.
Geçen yılın başındaki aylık ihracat hacmini neredeyse ikiye katlayan bu artışın büyük kısmı Avrupa, Latin Amerika ve Ortadoğu pazarları tarafından absorbe edildi.
Alman otomotiv sektöründe zorlu dönem
Reuters köşe yazarı Mike Dolan’ın değerlendirmesine göre Çin’in hızla artan otomobil ihracatı en çok Avrupalı üreticileri etkiliyor.
Alman otomotiv devi Volkswagen, yoğun rekabet ve transatlantik ticaret gerilimlerine ayak uydurabilmek adına yaklaşık 50 bin kişilik ek istihdam kesintisine gidebileceğini duyurdu.
Bu açıklama, şirketin önümüzdeki yıllarda iş gücünü 100 bin kişi azaltmayı planladığı yönündeki raporları da doğrular nitelikte oldu.
Alman üreticiler aynı zamanda Çin’in durgun seyreden iç pazarında da satış yapmakta zorlanıyor. BMW, geçen ay Çin’e yapılan ihracattaki düşüş nedeniyle beklenmedik bir kâr uyarısında bulunmuştu.
Bu durum, euro bölgesi ve özellikle Almanya üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor. Batıda ABD tarifeleri, doğuda ise Çin ithalatı arasında sıkışan bölge ekonomisi, aynı zamanda Ortadoğu’daki gerilimlerin tetiklediği enerji fiyatlarındaki yeni artış eğilimiyle de mücadele ediyor.
Hem ekonomik hem de siyasi açıdan karmaşık olan bu sorunun kolay bir çözümü bulunmuyor. Avrupa, Çin’in batarya teknolojisine ihtiyaç duyarken, kendi yüksek teknoloji endüstrilerini korumakta geç kaldığını düşünüyor ve otomotiv sektörünün geleceğinden endişe ediyor. Avrupalı politika yapıcılar, döviz kurlarını ancak yeni yeni sorunun ve potansiyel çözümün bir parçası olarak değerlendirmeye başlıyor.
Yuanın serbest dalgalanması gündemde
Avrupa’daki en önemli tartışma konularından birini döviz kuru oluşturuyor. Almanya Başbakanı Friedrich Merz, şubat ayındaki Pekin ziyaretinde bu konuyu gündeme getirmiş ve bu hafta yaptığı açıklamada, değerinin oldukça altında kalan yuanın rekabet şartlarını bozduğunu yinelemişti.
Merz, yuanın değer kazanmasının Çin’in daha sert ticari yaptırımlarla karşılaşmasını engelleyebileceğini savundu.
Merz pazartesi günü yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Çin ile diyaloğu bir çözüme doğru yönlendirmeye çalışıyoruz. Bu, Çin’i sermaye piyasalarındaki rekabet çerçevesinde kendi para biriminin serbestçe dalgalanmasına izin vermesi konusunda ikna etme girişimidir.”
Yuan bu yıl hem euro hem de dolar karşısında bir miktar değer kazandı. Ancak Avrupa’nın Çin ile olan ticaret açığı iki katından fazla artmasına rağmen, euro/yuan kuru on yıl öncesine göre daha yüksek bir seviyede bulunuyor. Bazı ekonomistler, pandemiden sonra üretici fiyat enflasyonunda yaşanan farklılıklar nedeniyle euronun reel anlamda salgın öncesine göre yüzde 40’a yakın değer kazandığını tahmin ediyor.
Deutsche Bank stratejisti Shreyas Gopal tarafından hazırlanan bir analiz, Avrupa’nın bir “Çin Şoku 2.0” süreciyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
Çeşitli değerleme modellerini kullanan Gopal, yuanın bu yıl euro karşısında yüzde 5 değer kazanmasına rağmen halen yüzde 15 oranında düşük değerli olduğunu belirtiyor. Bu seviyenin en son 2005-2008 dönemindeki uç noktalarda görüldüğünü ve bu durumun yükünü en çok Almanya’nın çektiğini ekliyor.
Gopal, “Modellerimizin neredeyse tamamı, yuanın euro karşısındaki düşük değerinin, varsayımsal bir Alman markı karşısında çok daha belirgin olduğunu gösteriyor” değerlendirmesini yapıyor.
Küresel piyasaların odağı Wall Street, Silicon Valley ve Washington’daki gelişmelere odaklanmış olsa da Çin’in ihracata dayalı devlet destekli ekonomik modeli, yüzyılın en güçlü küresel ekonomik güçlerinden biri olmaya devam ediyor.
Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü ekonomisti Arvind Subramanian, sıkı düzenlemeler ve döviz kontrolleriyle desteklenen bu modelin, orta ölçekli güçlerin ekonomik beklentilerini aşındıran üçüncü bir Çin şokuna yol açtığını savunuyor.
Subramanian, Project Syndicate için kaleme aldığı makalede, “Küresel lider olan ABD’yi kendi gücünü sorgular hale getirmek ve aynı zamanda Avrupa’nın en büyük gücü Almanya’yı ekonomik olarak sarsmak, tarihte benzeri az görülen bir gelişmedir. Çin’in bu ekonomi modeli, bu milenyumda dünyayı değiştirmek adına ABD’deki ekonomik gelişmelerden veya Fed politikalarından daha büyük bir etki yarattı” ifadelerine yer verdi.
Döviz kurları bu küresel dengeyi tek başına değiştirmek için küçük bir araç gibi görünse de çözümün önemli bir parçası olarak kabul ediliyor.
Bu noktada Avrupa, son dönemde nadir görülen bir biçimde, ABD Başkanı Donald Trump ile aynı fikirde birleşiyor.
Avrupa
Deutsche Bank’ın Frankfurt ofisinde polis araması

Almanya’nın Frankfurt kentindeki Deutsche Bank ofisinde savcılık talimatıyla polis tarafından arama gerçekleştirildi. Arama işlemi, yerel mahkemenin geçen ay düzenlediği arama kararı doğrultusunda bankanın Taunusanlage bölgesindeki şubesinde yapıldı. Frankfurt Başsavcılığı, soruşturmanın selameti gerekçesiyle operasyonun içeriğine dair detaylı bilgi paylaşmadı.
Almanya’nın Frankfurt kentindeki Deutsche Bank ofisinde polis tarafından arama gerçekleştirildi.
N-tv televizyon kanalının savcılık yetkililerine dayandırdığı haberine göre operasyon, yerel mahkemenin geçen ay çıkardığı arama kararı doğrultusunda bankanın Taunusanlage bölgesindeki şubesinde yapıldı.
Savcılık yetkilileri, soruşturmanın gidişatını korumak amacıyla şu aşamada olaya ilişkin daha fazla ayrıntı açıklanamayacağını bildirdi.
Ocak ayındaki kara para aklama aramaları
Almanya Federal Kriminal Dairesi (BKA) ekipleri, bu yılın ocak ayında da Deutsche Bank’ın Frankfurt’taki genel merkezinde ve Berlin’deki şubesinde aramalar yapmıştı.
Savcılık o dönemde yapılan aramaları, kara para aklama şüphesiyle bankanın bazı çalışanları ile kimliği henüz belirlenemeyen kişilere yönelik yürütülen bir soruşturmayla gerekçelendirmişti.
Der Spiegel gazetesinin haberine göre savcılık, bankanın geçmişte kara para aklama amacıyla kullanıldığından şüphelenilen yabancı şirketlerle ticari ilişkiler yürüttüğünü kaydetmişti.
Frankfurt Bölge Mahkemesinin kararıyla yapılan bu operasyonun, Süddeutsche Zeitung gazetesine göre 2013 ile 2018 yılları arasında gerçekleştirilen para transferlerini kapsadığı belirtilmişti.
Aramaların ardından açıklama yapan Deutsche Bank sözcüsü, bankanın savcılıkla tam bir işbirliği içinde olduğunu duyurmuştu.
Bu gelişmelerin ardından Deutsche Bank hisseleri yaklaşık yüzde 3 değer kaybetmişti.
Deutsche Bank, şüpheli kara para aklama vakalarını yetkililere geç bildirdiği gerekçesiyle son yıllarda defalarca para cezasına çarptırıldı.
Bu gecikmeler sebebiyle Almanya Federal Finansal Denetim Otoritesi (BaFin), soruşturma süreçlerini izlemek üzere 2018 yılından 2024 yılının sonuna kadar bankaya özel bir temsilci atamıştı.
Banka yakın dönemde, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın amcasının dahil olduğu iddia edilen para transferlerinde muhabir banka olarak rol oynadığı gerekçesiyle 7 milyon avro para cezası ödemek zorunda kalmıştı.
Süddeutsche Zeitung gazetesinin haberine göre banka yönetimi, Esad’ın amcasının hiçbir zaman doğrudan kendi müşterileri olmadığını savunmuştu.
CumCum soruşturmasının arka planı
Köln Savcılığına bağlı ekipler, polis ve vergi müfettişleriyle birlikte Ekim 2022’de de Deutsche Bank genel merkezine operasyon düzenlemişti.
Yetkililer, yabancı yatırımcıların bankalar aracılığıyla temettü vergisinden kaçınmasını sağlayan “CumCum” sistemi dahil olmak üzere kamu bütçesine zarar veren şüpheli işlemlerle ilgili delil aramıştı.
Banka temsilcileri o dönemde de yetkililerle işbirliği yaptıklarını açıklamış ancak detay vermekten kaçınmıştı.
WDR ve Süddeutsche Zeitung gazetelerinin kendi araştırmalarına dayandırdığı mart ayı haberlerine göre adli makamlar, Almanya’nın bu en büyük bankasının 2009 ile 2015 yılları arasında CumCum işlemleri vasıtasıyla devlet kasasından haksız yere yaklaşık 600 milyon avro elde edip etmediğini incelemeyi sürdürüyor.
Avrupa
Ukraynalı askerlik yükümlülerine AB korumasında yeni şart

Avrupa Birliği üyesi ülkeler, savaştan kaçan Ukraynalılar için uygulanan geçici koruma statüsünün süresini 4 Mart 2028 tarihine kadar uzatma kararı aldı. Alınan yeni kararla birlikte, Ukrayna’nın savunma ihtiyaçları gözetilerek askerlik yükümlülüğünü yerine getirmeyen yeni başvuru sahiplerine geçici koruma statüsü verilmeyecek.
Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri müdahalesi nedeniyle ülkelerinden ayrılmak zorunda kalan Ukraynalılara sağlanan geçici koruma statüsünün 4 Mart 2028 tarihine kadar uzatılması konusunda mutabakata vardı.
AB Konseyi tarafından yapılan açıklamada, söz konusu kararın AB’nin Ukrayna’ya ve halkına gerektiği sürece destek verme taahhüdünün bir parçası olduğu kaydedildi.
Koruma statüsünün bir yıl daha uzatılmasının, savaştan kaçan tüm Ukraynalılara netlik ve öngörülebilirlik sağlayacağı belirtildi.
Bununla birlikte üye ülkeler, yerinden edilmiş kişilerin korunması ihtiyacı ile Ukrayna’nın “Rusya’ya karşı kendisini savunma ihtiyacı” arasındaki dengeyi gözeterek yeni bir düzenlemeye gitti.
Buna göre geçici koruma statüsü, yalnızca Ukrayna’daki askeri yükümlülüklerine uyan kişilere verilecek.
“Ukrayna’nın meşru ihtiyaçlarına saygı duyuyoruz”
Karara ilişkin değerlendirmelerde bulunan İrlanda Adalet, İçişleri ve Göç Bakanı Jim O’Callaghan, “Ukrayna’ya yönelik desteklerinin sarsılmaz” olduğunu vurguladı. O’Callaghan, şu ifadeleri kullandı:
“Savaştan kaçan kişilere sunduğumuz koruma statüsünü bir yıl daha uzatarak Mart 2028’e kadar geçerli kılma kararı aldık. Bu adım, AB içinde güvenli bir sığınak bulan kişilere istikrar sağlayacaktır. Verdiğimiz mesaj net: Ukrayna’nın yanında durmaya devam ediyoruz. Bu desteğin bir parçası olarak, Ukrayna’nın kendisini savunabilmesini de güvence altına almak istiyoruz. Bu nedenle geçici koruma mekanizmamız, Ukrayna’nın meşru savunma ihtiyaçlarına saygı duymaktadır.”
Ukrayna’nın değişen savunma ihtiyaçlarının dikkate alındığı vurgulanan açıklamada, gelecekte geçici koruma hakkının yalnızca Ukrayna’daki askeri yükümlülüklerini yerine getiren kişilere tanınacağı belirtildi.
Bu sınırlamanın yalnızca geçici koruma için yeni başvuruda bulunacak kişileri kapsayacağı, AB ülkelerinde halihazırda bu statüden yararlanan Ukraynalıları etkilemeyeceği bildirildi.
Askerlik yükümlülüğü nasıl belgelenecek?
Uygulamada, Ukrayna’dan gelen ve geçici koruma talep eden kişilerin askeri yükümlülüklerini yerine getirdiklerini kanıtlamaları gerekecek.
Bu kanıt, Ukrayna makamları tarafından pasaporta vurulan ve ülkeden yasal yollarla çıkış yapıldığını, dolayısıyla askeri yükümlülüklerin yerine getirildiğini gösteren çıkış damgasıyla sağlanabilecek.
Başvuru sahipleri ayrıca, askeri yükümlülüklerden muaf tutulduklarını veya bu yükümlülüklere uyduklarını gösteren basılı ya da elektronik bir belgeyi de yetkililere sunabilecek.
Mart 2022’den bu yana uygulanan ve son olarak 4 Mart 2027 tarihine kadar uzatılan geçici koruma mekanizmasından, AB genelinde 4 milyondan fazla Ukraynalı sığınmacı yararlanıyor.
31 Mayıs 2026 itibarıyla AB genelinde geçici koruma kapsamında bulunan Ukraynalıların sayısı 4,38 milyon olarak kayıtlara geçti.
Geçici koruma statüsü, ülkelerine dönemeyen ve AB’ye toplu halde gelen yerinden edilmiş kişilere acil ve kolektif koruma sağlıyor.
Bu statüden yararlanan kişiler, AB genelinde oturum izni, iş gücü piyasasına ve konut imkanlarına erişim, tıbbi yardım, sosyal refah yardımları ve çocukların eğitime erişimi gibi haklardan eşit şekilde faydalanabiliyor.
AB Konseyi, geçici koruma statüsünün uzatılmasına ilişkin kararı önümüzdeki haftalarda resmi olarak kabul edecek. Karar, AB Resmi Gazetesi’nde yayımlanmasının ertesi günü yürürlüğe girecek.
AB’nin olağanüstü durumlarda devreye soktuğu bir acil durum mekanizması olan geçici koruma yönergesi ilk olarak 2001 yılında, Batı Balkanlar’daki silahlı çatışmalar nedeniyle yaşanan büyük göç dalgasının ardından kabul edilmiş, ancak ilk kez Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri müdahalesi üzerine etkinleştirilmişti.
AB Konseyi, Ukrayna’daki koşulların geçici koruma statüsünün kademeli olarak sonlandırılmasına uygun hale geleceği dönem için hazırlık amacıyla Eylül 2025’te koordineli bir geçiş yaklaşımı üzerinde anlaşmıştı.
Bu yaklaşım, uygun koşulları taşıyan kişilerin istihdam, eğitim veya aile birleşimi gibi gerekçelerle daha uzun vadeli yasal oturum statülerine geçmesini öngörüyor.
Plan ayrıca, koşulların elverdiği durumlarda Ukrayna’ya sürdürülebilir bir geri dönüş ve yeniden entegrasyonun sağlanmasına yönelik tedbirleri içeriyor.
Görüş2 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi1 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Amerika1 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik
Asya1 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Dünya Basını1 hafta önceABD, Venezuela’daki depremi fırsata çeviriyor
Diplomasi1 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti












