Avrupa
Alman sivil kurumları savaşa hazırlanıyor

Almanya’da, itfaiye birimlerinden afet örgütlerine kadar birçok sivil kurum Rusya ile olası bir çatışmaya hazırlanıyor.
German Foreign Policy’de yer alan habere göre savaş durumunda vicdani retçiler, birlik hareketlerinin ve diğer askeri operasyonların desteklenmesinde sivil olarak görevlendirilecek.
Bu durum, Alman İtfaiyeciler Birliği’nin bir görüş belgesinde ortaya konan taleplerden kaynaklanıyor.
Bu belgede, halkın “aşırı veya uzun süreli afet durumlarını” bağımsız olarak yönetebilmesi için yetkilendirilmesi gerektiği belirtiliyor.
Federal hükümet ayrıca, Rusya ile olası bir askeri çatışmaya yönelik gelecek planlamalarına sivil afet ve sivil koruma örgütlerini daha da yakından dahil etmeyi planlıyor.
Bu durum, Federal İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan ve kısa süre önce kamuoyuna açıklanan sivil koruma konulu yeni bir anahtar noktalar belgesinde görülüyor.
Savunma Bakanı Boris Pistorius ve İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt’e göre, belge “son on yılların en büyük sivil koruma ve sivil savunma modernizasyon hamlesinden başka bir şey değil.”
Uygulama için 10 milyar avro ayrıldı. Bu nedenle sivil afet müdahale ekipleri, gelecekte Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) tarafından destek sağlamak üzere çağrılma olasılığına hazırlıklı olmak zorunda.
Alman ordusu ekonomiyi askerileştirme adımları atmaya başladı
Federal hükümet, “Sivil Savunma Komutanlığı” kuracak
İçişleri Bakanlığı tarafından yakın zamanda yayınlanan kriz ve savaş zamanlarında sivil savunmaya ilişkin yeni bir politika belgesinde belirtildiği üzere, Almanya’da gelecekte “sivil ve askeri planlama arasında daha fazla entegrasyon” gerekli olacak.
Bu amaçla İçişleri Bakanlığı, özellikle “Almanya Operasyon Planı”nın uygulanması amacıyla kendi “yönlendirme komitesi” olan “Sivil Savunma Komutanlığı”nı kuracak.
Bu plan, savaş durumunda, yabancı birliklerin yeni bir doğu cephesine geçişinden altyapının güvenliğinin sağlanmasına ve sayısız yaralının bakımına kadar Almanya’da yürütülecek tüm faaliyetleri düzenliyor.
İçişleri Bakanı Dobrindt, askeri ve sivil savunmanın “sıkı bir şekilde birbirine bağlı” olması gerektiğini söyledi ve Bundeswehr ile sivil korumanın, “aynı madalyonun iki yüzü” olduğunu savundu.
Bakana göre “kapsamlı savunmayı” genişletmek isteyenler, sadece orduyu güçlendirmekle kalmamalı, her şeyden önce sivil korumayı ve sivil savunmayı da güçlendirmeli.
“Sivil Koruma Paktı” başlıklı yeni politika belgesi, Federal Cumhuriyet’in güvenlik politikası mimarisinin “yeni, temel bir direği” olarak sunuluyor.
Federal Savunma Bakanlığı’na göre, acil bir durumda Bundeswehr artık sivil koruma için hazır bulunamayacak, çünkü “NATO’nun kuzeydoğu kanadında tamamen farklı işler yapıyor olacak.”
Bakanlık bu nedenle “Almanya’nın bu duruma hazırlanması gerektiğini” vurguluyor.
Sivil koruma askerileştiriliyor
Bu kapsamda THW, itfaiye veya DLRG gibi resmi olarak sivil yardım kuruluşları ile askeri yedek kuvvetler, sivil koruma planlamasına entegre ediliyor.
Savunma ve içişleri bakanlıkları, yeni fonlar tahsis etmenin yanı sıra yapısal destek tedbirleri de kararlaştırdı.
Örneğin, sivil korumanın büyük ölçüde dayandığı gönüllü çalışmanın çerçeve koşulları iyileştirilecek.
Merkezi hükümetin uyarı uygulaması NINA (“Acil Durum Bilgileri ve Haberler Uygulaması”), ülke genelinde kamuya açık sığınaklar için tavsiyeler içerecek şekilde genişletilecek.
Ayrıca, “gerginlik veya savunma durumları” halinde “kitlesel yaralanma olayı” meydana gelmesi durumunda görevlendirilebilecek bir tıbbi görev gücü kuruluyor.
Federal hükümet, görev gücünü sadece “kimyasal, biyolojik ve radyoaktif durumlar için on binlerce modern koruyucu giysi” ile donatmakla kalmayıp, patlamalardan kaynaklanabilecek ağır yaralanmalarda uzuvlarda ağır kanamayı durdurmak için kullanılacak yeterli sayıda turnike ile de donatmayı planlıyor.
“Çocukların acil durumlarda nasıl davranacaklarını erken yaşta öğrenmelerini sağlamak, bu bilginin aileler içinde de aktarılmasını ve gönüllü çalışmaya ilginin uyandırılmasını” sağlamak amacıyla Berlin, “sivil savunmanın okul müfredatına giderek daha fazla entegre edilmesi” için çalışmayı planlıyor.
Son olarak, “hibrit saldırılar” gibi gerginlik ve savunma durumları dışındaki krizlerde bile tüm kurumlara, acil durumlarda sorunsuz işleyişi bugündem hazırlamak için yetki veren bir “yeni yasal çerçeve taslağı” duyuruldu.
Wolfgang Streeck: Kapitalizmin kendisini savaş yoluyla yeniden organize etmesinden korkuyorum
İtfaiyeciler ordu ile daha sıkı işbirliği istiyor
Bu talepler ve sivil savunmanın savaş hazırlıklarına entegre edilme çabaları, hiçbir şekilde sadece devlet aygıtından gelmiyor.
Daha mart ayında, Alman İtfaiyeciler Birliği, “özellikle […] Ukrayna’dan gelen güncel bilgiler”i de dikkate alarak, sivil savunmanın Rusya ile askeri bir çatışmaya hazırlıklı olması çağrısında bulunan bir görüş belgesi yayınladı.
Belgede gönüllü çalışmanın teşvik edilmesi isteniyor; zira yedek askerlerin “vatan savunması” için çağrılmasının “itfaiye teşkilatlarının ve yardım kuruluşlarının operasyonel hazırlık durumuna doğrudan etki edecek […] önemli personel eksikliklerine” yol açması bekleniyor.
Sağlık sistemi de “askeri operasyonlardan yaralanan personelin artan nakli ve tedavisi” nedeniyle büyük bir baskı altında kalacak.
Buna ek olarak, Almanya üzerinden Doğu Cephesi’ne giden NATO birliklerinin hareketlerini desteklemek için kapsamlı görevler de eklenecek.
Barıştan öte, savaştan beri: Hibrit savaş da yasal çerçeveye kavuşabilir
Bunu gidermek için “askerlik yerine geçecek bir modelin yeniden getirilmesi” amaçlanıyor, yani, gelecekteki vicdani retçilerin militarize sivil savunmaya entegre edilmesi.
Alman halkının “aşırı veya uzun süreli afet durumlarıyla başa çıkabilmesi” için “bağımsız hareket edebilmesi, kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmesi ve temel koruma önlemlerini uygulayabilmesi” sağlanacak.
Diğer şeylerin yanı sıra, sivillerin birkaç gün boyunca kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri sağlanacak. Temel kendini koruma önlemleri ve ilk yardım bilgisi edinmeleri ve “doğal afetler, teknik arızalar ve silahlı çatışma senaryolarıyla başa çıkma konusunda risk yeterliliği” geliştirmeleri gerekecek.
Buna göre “yetenekli bir nüfus, savaş veya kriz durumunda Almanya’da toplumun işleyişini sürdürmek” için bir ön koşul.
Ayrıca, İtfaiyeciler Birliği, “hibrit tehdit durumları” için ayrı bir yasal statü, yani savaş ve barış arasındaki geçiş aşaması için ayrı bir yasal çerçeve talep ediyor.
Bu, olağanüstü hal ilan edilmeden önce bile, özellikle devletin baskı uygulamaları konusunda yasal hareket alanının genişletilmesini ima ediyor.
Silahlı kuvvetlere sivil destek
Alman İtfaiyeciler Birliği’nin talepleri ile Sivil Koruma Paktı’nın içeriği sadece birbirine çok benzemekle kalmıyor; her ikisi de daha önce yayınlanan Sivil-Askeri İşbirliği 4.0 Yeşil Kitabı’nı yansıtıyor.
Bu kitapta, ordu, iç istihbarat, İçişleri Bakanlığı, Federal Sivil Koruma ve Afet Yardımı Dairesi ile danışmanlık firması PricewaterhouseCoopers’tan oluşan bir uzmanlar heyeti, sivil toplumun savaş hazırlıklarına entegre edilmesini talep etmişti.
Raporda, Almanya’nın Rusya ile “henüz savaşta olmadığı” ama zaten bir “gri bölgede” bulunduğu belirtilmişti.
Bu bağlamda, Yeşil Kitap’ın yazarları “askeri bir kriz durumunda etkili işbirliği için önlemler” önermişti.
Odak noktası, “savaş zamanında silahlı kuvvetlere sivil destek veya barış zamanında olası tırmanma eşikleri” idi, bunu “Almanya Operasyon Planı”nın uygulanmasıyla ilgili olarak da açıkça belirtmişlerdi.
Barış zamanında sıkıyönetim
“Sivil-Askeri İşbirliği 4.0” Yeşil Kitabı’nın yazarları, Doğu’dan gelen bir tehdit uydurarak ulusal bir “safların sıkılaştırılması” çağrısında bulunmuşlardı.
Buna göre tüm vatandaşlar ve kurumlar kendi rollerini bilmeli, ulusal savunma ve ittifak savunması, öngörülebilir gelecekte sadece tatbik edilmekle kalmayıp, aynı zamanda uygulanmalıydı.
Ayrıca, “hibrit tehdit” senaryosuna yönelik yeni yasalara ihtiyaç olduğu da vurgulanıyordu: Askeri polis, barış zamanında, yani olağanüstü hal ilan edilmeden önce bile yurt içinde zorlayıcı polis tedbirleri uygulama yetkisine sahip olmalıydı.
Ayrıca, Bundeswehr’in nispeten yeni iç güvenlik güçlerinin yetkileri, “polisle ayrım gözetilerek” netleştirilmeliydi.
Askerlik ve zorunlu askerlik çerçevesinde, “askerlik süresine uyarlanmış, tamamen sivil/afet yardımı görevleri için birkaç yıllık bir hizmet süresi” mümkün kılınmalıydı.
Son olarak, “olağanüstü hal kanunları” da barış zamanına genişletilmeliydi.
Tüm bunlar, savaş zamanı hazırlığı için mümkün olan en kapsamlı sivil kapasiteleri harekete geçirmeyi amaçlıyor.
Alman ordusu ve istihbaratından sivilleri savaşa hazırlama raporu – 2
Avrupa
Saksonya-Anhalt’te AfD ve BSW’den Ukrayna kararı

AfD ve BSW’nin oylarıyla, Saksonya-Anhalt eyaletinin yeni eyalet parlamentosu, Ukrayna’ya sağlanan tüm yardımların derhal sonlandırılmasını ve Rusya’ya yönelik yaptırımların kaldırılmasını talep etti.
İki parlamento grubu tarafından sunulan ve “Ukrayna’da Savaşın Tırmanması Yerine Barış Görüşmeleri” başlığını taşıyan bu önerge, Magdeburg’da düzenlenen olağanüstü oturumda çoğunluk oyuyla kabul edildi.
AfD ve BSW, yeni eyalet parlamentosundaki 83 sandalyenin 44’ünü elinde bulunduruyor.
Tartışma, yüksek sesli yuhalamalarla geçti. Eyalet Başbakan Vekili Sven Schulze (CDU) ile CDU, SPD, Yeşiller ve Sol Parti’den konuşmacılar, önergeyi şiddetle kınadılar.
Konuşma süreleri konusunda başlangıçta bir uzlaşmaya varılamaması nedeniyle, oturum gündeme geçilmeden önce bir saat süreyle askıya alındı.
Önerge, vekaleten görev yapan eyalet hükümetinden “Ukrayna’da durumun daha da tırmanmasını önlemek ve barışı tesis etmeyi amaçlayan bir politika izlemek için, özellikle Bundesrat’ta ilgili bir girişim yoluyla, elindeki tüm imkânları kullanmasını” talep ediyor.
Önergede ayrıca şunlar belirtiliyor: “Rusya’ya yönelik iktisadi yaptırımlar derhal kaldırılmalıdır.”
Ukrayna’ya yönelik mali desteğin, insani yardımın ötesine geçtiği ölçüde derhal durdurulmasını isteyen önerge, silah sevkiyatlarının da askıya alınmasını talep ediyor.
SPD milletvekili grubu başkanı Katja Pähle bunu “ucuz bir numara” olarak nitelendirdi. Yeşiller Partisi milletvekili grubu sekreteri Olaf Meister, eyalet parlamentosunun bu konuyu ele almak için tamamen yanlış bir yer olduğunu vurguladı.
Sol Parti milletvekili grubu başkanı Eva von Angern ise önergeyi “sahte” ve “bir komedi” olarak nitelendirdi.
Aralık ayında eyalet başbakanlığına aday olmayı planlayan AfD milletvekili grubu başkanı Ulrich Siegmund ise bunun iyi bir gün olduğunu söyledi.
Savaşın dört buçuk yıl önce başlamasından bu yana ilk kez, bir Alman parlamentosundan bir barış girişimi geldiğini belirtti.
Ukrayna’ya yardım için toplam 125 milyar avro harcandığını ve “bu paranın kendi ülkemizden esirgendiğini” ifade eden Siegmund, “Paramız ülkemiz için,” dedi ve diğer parlamento gruplarını, ülkenin çıkarlarına aykırı politikalar izlemekle suçladı.
BSW’nin baş adayı Claudia Wittig, Ukrayna’yı küresel jeopolitik çıkarların bir piyonu olarak nitelendirdi. Wittig, “BSW, barış isteyenlere ses veriyor,” dedi ve artık müzakere zamanı geldiğini savundu.
Oturumdan önce Ukrayna Büyükelçisi Oleksij Makeiev, bu oturumu “saçmalık zirvesi” olarak nitelendirmişti.
Ukrayna’ya silah sevkiyatının durdurulması talebiyle ilgili olarak diplomat, Funke Media’ya, “Kendilerini savunanların elinden silahları alıyorsunuz ve bunu yaparak katile yardım ediyorsunuz,” dedi.
Avrupa
Almanya’da “Avrupalı nükleer silah” tartışmaları

Alman Dış İlişkiler Konseyi (DGAP) üyesi Joachim Krause, “Alman veya Avrupalı nükleer silah” çağrısı yaparken, Berlin’in NATO düzeyindeki nükleer angajmanı derinleşiyor.
German Foreign Policy’bnin aktardığına göre, Alman Silahlı Kuvvetleri şu anda NATO’nun yıllık nükleer savaş tatbikatına katılıyor.
NATO, yıllık nükleer savaş tatbikatı Steadfast Noon’a salı günü başladı. Bu kez tatbikat İtalya’da gerçekleştiriliyor.
Odak noktası, her ikisinde de ABD nükleer bombalarının depolandığı Udine yakınlarındaki Aviano Hava Üssü ve Brescia yakınlarındaki Ghedi Hava Üssü.
Bu yıl neredeyse hiçbir ayrıntı açıklanmadı. Genellikle Steadfast Noon tatbikatı, “nükleer paylaşım” anlaşması kapsamında Avrupa hava kuvvetleri tarafından konuşlandırma bölgesine uçurulan ABD bombalarının sığınaklardan çıkarılması, Avrupa savaş uçaklarına yüklenmesi ve ardından savaş görevleri ile askeri eskortunun simülasyonunu içerir.
Bu yıl, 17 NATO ülkesinin silahlı kuvvetleri tatbikata katılıyor.
Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr), Almanya’nın nükleer paylaşımından sorumlu olan Eifel bölgesindeki Büchel’deki 33. Taktik Hava Kuvvetleri Filosu’na ait üç adet Tornado avcı uçağıyla tatbikata katılıyor.
Türkiye ve Romanya da tatbikata katılıyor; Romanya üç adet F-16 avcı uçağı görevlendiriyor.
İsveç ise sayısı açıklanmayan sayıda Gripen avcı uçağı sağlarken, Finlandiya tatbikata kurmay subayları gönderiyor.
Tatbikin yaklaşık on gün sürmesi ve geçen yılki ile aynı ölçekte olması bekleniyor. Geçen yılki tatbikata 2.000’den fazla asker ve yaklaşık 70 uçak katılmıştı.
Kitle imha silahlarına açılan kapı
NATO’nun nükleer savaş tatbikatı, askeri ittifakın diğer Avrupa ülkelerinde nükleer silah konuşlandırılmasını tartıştığı bir dönemde gerçekleşiyor.
Odak noktası öncelikle nükleer paylaşım düzenlemesi kapsamında ABD nükleer bombalarının depolanması seçeneği üzerinde.
Finlandiya’da parlamento, 17 Haziran’da nükleer silahların ülkede barındırılmasını ve hatta Finlandiya topraklarından nakledilmesini yasaklayan 1980 tarihli yasağı kaldırmak için oylama yaptı.
Bu karar, nükleer bombaların olası konuşlandırılması için temel bir ön koşulu yerine getiriyor.
Litvanya’da ise parlamento geçen hafta, Litvanya topraklarında kitle imha silahlarının depolanmasını yasaklayan anayasa hükmünü yürürlükten kaldırmak üzere oy kullandı.
Fakat anayasa değişikliğinin kesinleşmesi için parlamentoda ikinci bir oylama yapılması gerekiyor.
Bu arada Polonya’da, ABD nükleer bombalarının konuşlandırılması olasılığı hararetli bir tartışma konusu.
Başbakan Donald Tusk liderliğindeki hükümet açıkça karşı bir tutum sergilese de Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki ve Jarosław Kaczyński’nin partisi PiS (Hukuk ve Adalet), prensip olarak bu fikre açık.
Fransa da nükleerde gaza basıyor
Avrupa’da ek ABD nükleer silahlarının konuşlandırılmasına ilişkin tartışmalara paralel olarak, Fransa da nükleer planlarını ilerletiyor.
Bunun temelini, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 2 Mart’ta sunduğu “gelişmiş caydırıcılık” (“dissuasion avancée”) adlı yeni konsept oluşturuyor.
O dönemde Macron, yeni bir “nükleer silahlar çağının” başladığından açıkça söz etmişti.
Yeni konsept, diğer hususların yanı sıra, nükleer silahlarla donatılabilen Fransız nükleer kuvvetlerine ait Rafale avcı uçaklarının, örneğin kriz durumlarında, diğer Avrupa ülkelerindeki üslere geçici olarak konuşlandırılabilmesini öngörüyor.
Amaç, nükleer silah taşıma kapasitesine sahip avcı uçaklarının gerçekten nükleer silahlarla birlikte konuşlandırılıp konuşlandırılmadığının belirsizliğinden kaynaklanan bir tereddüt yaratarak potansiyel bir düşmana karşı belirsizlik yaratmak.
Macron, bunun amacının “düşmanlarımızın hesaplamalarını zorlaştırmak” olduğunu açıkladı.
Şu anda on Avrupa ülkesi bu çerçeve içinde Fransa ile işbirliği yapmayı kabul etti.
Bunlar arasında nükleer güce sahip Büyük Britanya’nın yanı sıra Almanya, Belçika, Hollanda, Yunanistan, Polonya ve geleneksel olarak ABD ile ittifak halinde olan dört Kuzey Avrupa ülkesi (Danimarka, Finlandiya, İsveç ve Norveç) yer alıyor.
Alman Silahlı Kuvvetleri Fransız nükleer tatbikatına ilk kez katılıyor
Alman Silahlı Kuvvetleri, bu yıl ilk kez sadece NATO’nun Steadfast Noon adlı nükleer savaş tatbikatına değil, aynı zamanda Fransa’nın nükleer silah tatbikatı olan Operasyon Poker’e de katılıyor.
Bu gelişme, Temmuz ortasında Macron ile Almanya Başbakanı Friedrich Merz arasında yapılan bir görüşme sırasında duyuruldu.
O sırada, sembolik bir hareket olarak, nükleer silah taşıma kapasitesine sahip iki Fransız Rafale uçağı ve onlara eşlik eden iki Alman Eurofighter uçağı, bir Fransız MRTT Phenix tanker uçağından ortak havada yakıt ikmali tatbikatı gerçekleştirdi.
Eylül ayı sonlarında, Fransız nükleer kuvvetleri “Operation Poker” adlı en son nükleer savaş tatbikatını gerçekleştirdi.
Alman askerlerinin bu tatbikata katılıp katılmadıkları henüz net değil; daha önce gözlemcilerin ve hatta muhtemelen avcı jetlerinin gönderileceğinden söz ediliyordu.
Tatbikatın gidişatına ilişkin olarak, Rafale jetlerinin mürettebatına “füzelerini tam olarak belirlenen bir yere ve tam olarak belirlenen bir zamanda ateşlemek” amacıyla “düşman hatlarını aşma” görevi verildiği bildirildi.
Bir katılımcının şu sözleri aktarıldı: “Ne pahasına olursa olsun geçmek zorundasınız ve her seferinde ağır kayıplar yaşanıyor.”
“Alman bombası” için hararetli çağrılar
Siyaset bilimci Joachim Krause, geçtiğimiz günlerde hem ABD bombalarıyla nükleer paylaşım hem de Fransa’nın “dissuasion avancée” (gelişmiş caydırıcılık) politikasına alternatif olabilecek nükleer seçenekler hakkında yorumda bulundu.
Kiel Üniversitesi Güvenlik Politikası Enstitüsü’nün eski direktörü ve Alman Dış İlişkiler Konseyi’nin (DGAP) uzun süredir üyesi olan Krause, Ocak ayında şunu belirtmişti:
“Almanya’yı kendi nükleer silahlarımızla ya da Avrupa nükleer silahlarıyla korumayı acilen tartışmamız gerekiyor.”
Krause Ağustos sonunda ise, bir yandan Başkan Donald Trump yönetimindeki ABD’ye “güvenilemeyeceğini” belirtti; öte yandan, “dissuasion avancée” konusunda “beklentileri çok yüksek tutmamak” gerektiğini söyledi.
Krause’nin “Almanya’nın atom bombasına sahip olması bir güvenlik unsuru olurdu” dediği aktarıldı fakat daha sonra Almanya’nın sivil nükleer enerjiden kademeli olarak vazgeçmesi ve federal hükümetin zayıflığı nedeniyle bunun bugün “tamamen gerçek dışı” olduğu sonucuna vardı.
Fakat Krause’ye göre şu anda başka seçenekler de tartışılıyor:
“Zaman zaman İskandinav ülkelerinin, Baltık devletleri, Almanya ve Polonya ile birlikte bir Avrupa nükleer silah programı başlatabileceğini duyuyorum.”
Krause’ye göre, şu anda “gerekli uzmanlık” eksik. Fakat bu, aşılmaz bir engel değil; bu eksiklik giderilebilir.
Avrupa
Mélenchon, kamu maliyesi programını açıkladı

Jean-Luc Mélenchon, sermaye ve varlıklı hanehalklarına uygulanan vergileri artırarak Fransa’nın kamu maliyesini düzeltmeye yönelik bir plan açıkladı.
Gelecek yıl seçilmesi halinde 2027’de bütçe açığını 25 milyar avro azaltmayı hedefleyen 75 yaşındaki siyasetçi, tasarrufların daha fazla Fransa’ya aktarılacağına söz verdi ve Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) elinde bulunan devlet borcunun bir kısmının iptal edilmesi talebini yineledi.
Mélenchon çarşamba günü düzenlediği basın toplantısında, “Finansal sermayenin katkıda bulunmasını sağlamak gerekiyor, çünkü bugüne kadar düşük ücretlerden ve azalan gelirlerden her türlü vergi indirimine kadar her şekilde ve her yönüyle tam anlamıyla fayda sağlayan finansal sermayedir,” dedi.
Boyun Eğmeyen Fransa’nın (LFI) lideri şöyle devam etti:
“Neden mi? Çünkü bu, resesyonist etkileri olmayan tek seçenek. Bir emeklilik fonuna ya da bu tür herhangi bir finans kurumuna vergi uyguladığınızda, bu iktisadi faaliyette bir düşüşe yol açmaz.”
Derin bölünmelerin yaşandığı Ulusal Meclis’te 2027 bütçesinin kabulüne yönelik müzakereler başlarken, Mélenchon harcama kesintilerini reddetti ve vergiler ile yatırımlardan elde edilecek ek gelirler sayesinde 2027’de bütçe açığını azaltabileceğini belirtti.
LFI tarafından sunulan 20 sayfalık belgeye göre, bu adım Fransa’nın önümüzdeki beş yıl içinde borç-GSYİH oranını istikrara kavuşturmasını sağlayacak.
Belgede, gelecek yıl için 106,6 milyar avro gelir ve 81,7 milyar avro harcama öngörülüyor.
Geçen hafta, Fransa’nın 10 yıllık tahvillerindeki risk primi, İtalya’ya kıyasla rekor seviyeye ulaştı.
Finansal işlemler ve kripto para birimlerine vergi uygulanmasını da öneren LFI’nın kurucusu, Marine Le Pen’in bütçe açığını azaltmaya yönelik kendi planını sunmasından bir hafta sonra konuştu.
Le Pen’in önlemleri arasında emeklilik yaşının düşürülmesi, hisse geri alımlarına vergi uygulanması ve çok uluslu şirketlere yönelik vergilerin artırılması yer alıyordu.
Le Pen, AB liderlerinin toplantısı öncesinde, Fransa’nın AB bütçesine yaptığı katkıya yönelik büyük kesintileri de içeren planını savunmak üzere Brüksel’e gitti.
Mélenchon da belirli koşullar altında AB katkısını azaltacağını belirtti ama ayrıntılara girmedi.
Yakın zamanda yapılan bir ankete göre, her iki adayın da Mayıs 2027’deki ikinci tura kalma şansı bulunuyor.
Ankete göre Le Pen ilk turda yaklaşık %36 ile birinci, Mélenchon ise yaklaşık %18 ile ikinci sırada yer alıyor.
Fransız ekonomist Gabriel Zucman’dan esinlenerek 100 milyon avronun üzerindeki varlıklara uygulanan servet vergisi de dahil olmak üzere bir dizi vergi artışı planının yanı sıra, Mélenchon ayrıca Caisse des Dépôts, Bpifrance ve Banque Postale gibi kurumları tek bir kamu bankacılık grubu altında birleştirmeyi önerdi.
Ayrıca, Fransız hanehalkı tasarruflarının daha büyük bir kısmını yurt içi yatırımlara yönlendirecek ve konut, ulaşım, yeşil sanayileşme, dijital egemenlik ve diğer kilit stratejik sektörlerde yıllık 100 milyar avroluk bir hedef belirleyecek.
Basın toplantısında Mélenchon, “kapitalist düşmanlarını” da sert bir dille eleştirdi. Fransa Merkez Bankası Başkanı Emmanuel Moulin’i “cahil”, Euronext NV ticaret platformu Başkanı Stéphane Boujnah’ı ise “spekülatör, krizden çıkar sağlayan ve halkı sömüren biri” olarak nitelendirdi.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor
Görüş2 hafta önceOrtadoğu’da Koridor İttifakları Devri
Asya2 hafta önceÇin’de bankacılık reformu: 2025’te 670’ten fazla banka kapatıldı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da başkanlık seçimleri ikinci tura kaldı
Asya2 hafta önceAvustralya muhalefeti, ülke tarihindeki “en büyük göçmenlik kesintisini” vaat etti
Asya2 hafta önceJaponya Başbakanı Takaichi piyasaları harcama gündemi konusunda yatıştırmaya çalışıyor
Asya2 hafta önceİmran Han’ın binlerce destekçisi Pakistan’ın başkentine yürüyüşe başladı









