Avrupa
Almanya, Çin’in bağımlı olduğu tedarik zincirlerini arıyor

Alman yetkililerin, Pekin’in yıllardır Avrupa’da oluşturmaya çalıştığı türden “darboğazları” aramak amacıyla, Çin’in hâlâ Alman tedarikçilere bağımlı olduğu sektörleri haritalandırdığı bildiriliyor.
South China Morning Post’un (SCMP) aktardığına göre bazı Avrupalı analistler bu arayışın çok geç kalmış olduğunu düşünürken, bazıları ise bulunacak herhangi bir baskı aracının hem kullanılması zor olacağını hem de Berlin’in umduğundan daha kısa ömürlü olacağı konusunda uyarıda bulundu.
Söz konusu arayış, tırmanan ticaret gerilimleri ve Almanya’da endüstriyel tabanını Çinli rakiplere kaptırma konusundaki endişelerin artmasıyla birlikte gerçekleşiyor.
Bloomberg geçen hafta, Berlin’in Çin’in hâlâ Avrupa teknolojisine ve endüstriyel bilgi birikimine bağımlı olduğu alanları analiz ettiğini bildirdi.
İlk bulgular, her ikisi de Hollandalı çip ekipmanı üreticisi ASML’ye tedarik sağlayan Trumpf ve Zeiss şirketlerini ortaya çıkardı.
Çip firmaları Siltronic, Aixtron ve SUSS MicroTec de bu listeye dahil edilebilir.
Almanya Ekonomi Bakanlığı, rapor hakkında yorum yapmaktan kaçındı ve hükümetin Çin’e olan kritik bağımlılıklar konusunda “hedefli risk azaltma” politikası izlediğini ve bunları değerlendirmek için “çeşitli göstergeler” kullandığını belirtti.
Bakanlık, bunun için “sanayinin aktif katılımının” gerekli olduğunu da ekledi.
Trumpf, Çin’e yalnızca standart ürünler ihraç ettiğini ve “Alman hükümeti tarafından farklılaştırılmış tedarik zincirlerini açıklaması istenmediğini” belirtti.
Bloomberg tarafından derlenen daha kapsamlı bir liste, BASF, Bosch ve ZF Friedrichshafen dahil olmak üzere kimya, endüstriyel otomasyon ve otomotiv teknolojisi sektörlerini kapsıyordu.
Fakat Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nde kıdemli politika uzmanı olan Tobias Gehrke, Almanya’nın bu darboğazları tespit etse bile, bunların hem kullanılmasının hem de korunmasının zor olabileceğini belirtti.
“Çin’in minerallerine benzer, neredeyse kusursuz bir darboğazın bulunması pek olası değil ya da aynı şekilde bir baskı aracı olarak kullanılması da pek olası değil,” diyen Gehrke, mineraller tedarik zincirinin çok üst kademesinde yer alırken, kesintilerin ise alt kademedeki endüstrilere hızla yayıldığını belirtti.
Adı geçen şirketlerin çoğu, kendileri de Çin ile derin bağlara sahip. Örneğin Aixtron, son yıllık raporunda, Batı pazarlarının zayıf seyrettiği bir ortamda Çin’den gelen talebi “istikrar faktörü” olarak nitelendirdi.
Gehrke, birçok şirketin Çin’de üretim veya araştırma tesislerine sahip olduğunu ve bu durumun, üretimin Çin’deki tesislere kaydırılması yoluyla ihracat kontrollerinin atlanıp atlanamayacağı konusunda soru işaretleri yarattığını belirtti.
Gehrke, yarı iletkenler için ultra saf silikon üretiminde dünya lideri olan Wacker Chemie’ye dikkat çekti.
Bu şirketin genel faaliyetleri, Çinli üreticilerin yoğun baskısı altındaki güneş panellerinde kullanılan daha düşük değerli silikona da dayanıyor.
“Düşük değerli iş kolu yok olursa, niş iş kolunu ayakta tutmak da zorlaşır ve dolayısıyla Çin’de yerelleştirme baskısı artar,” diyen Gehrke, tıbbi cihazlar, takım tezgahları ve kimyasalların şimdiden tehlike altında olabileceğini de sözlerine ekledi.
Bununla birlikte, diğerleri, bu kaldıraçların kullanılmasının zor olabileceği gerçeğinin, onları bulmaya karşı bir argüman olmadığını söyledi.
Örneğin Alman Ekonomi Enstitüsü’nün uluslararası iktisat politikası başkanı Juergen Matthes şöyle konuştu:
“Bence tıkanma noktalarımızı haritalandırmak vazgeçilmez bir gereklilik, bunu yıllar önce yapmalıydık. Bu tıkanma noktalarını kullanmak için değil, Çin’in gerginliği tırmandırmaya karar vermesi durumunda elimizde koz bulundurmak için.”
Matthes, Pekin’in uzun yıllar boyunca Avrupa’nın bağımlılığını derinleştirdiğini ve bu stratejiyi sürdürdüğünü savundu.
Matthes’e göre, temel kimyasallar alanında Avrupalı üreticiler “damping stratejileriyle stratejik olarak alt edildiler” ve bu durum, Avrupa’nın kalan üretim kapasitesi üzerindeki artan baskıyı daha da artırdı.
Bu düşünce, Berlin’de giderek daha fazla yankı buluyor. Şansölye Friedrich Merz, eylül ayında tamamlanması planlanan Fransa ile ticaret savunmasına ilişkin ortak bir yol haritası hazırlanmasını teşvik ederken, “değerinin ciddi şekilde altında” olarak nitelendirdiği yuan karşısında Çin’in ticaret fazlasını defalarca gündeme getirdi.
Merz geçen ay, “Çin ile yeni bir ticaret çatışması istemiyorum ama bu dengesizlikler hakkında açık bir diyalog kurulmasını istiyorum. Durumun şu anki haliyle kalmasını kabul etmeye hazır değilim,” demişti.
Bu arada, Berlin merkezli Mercator Çin Araştırmaları Enstitüsü’nün ekonomi ve sanayi programı başkanı Jacob Gunter, Pekin’in kendi zayıflıklarının “son derece farkında” olduğunu belirtti.
Gunter, Avrupa’nın Pekin’i gerçekten karşılık vereceğine ikna edebilmesi koşuluyla, benzer önlemler hazırlamasının Avrupa’ya risk azaltma çabalarını sürdürme imkânı vereceğini söyledi.
Fakat diğerlerine göre asıl sorun, Avrupa’nın bu kozları kullanma yeteneğine sahip olup olmadığı.
Berlin merkezli Rhodium Group’un üst düzey danışmanı Noah Barkin’e göre, bir tıkanma noktasının devreye sokulması, birçok Avrupa ülkesinde bulunmayan “hükümetler ve sanayi arasında yakın ve yapılandırılmış bir koordinasyon” gerektiriyor.
Barkin, ticaret önlemlerinin ne kadar ileri götürüleceği konusunda Berlin’de de görüş ayrılıklarının devam ettiğini ve ekonomi bakanlığının daha sert önlemlere direndiğini belirtti.
Danışman, “İşler ciddiye bindiğinde Berlin’in hangi tarafa eğileceği belirsiz,” dedi.
Brüksel ve Pekin, ticaret dengesizlikleri konusunda somut ilerleme sağlanması için ekim ayını son tarih olarak belirledi.
Barkin, AB’nin “hiçbir sonuca varmayan, Pekin ile bitmek bilmeyen görüşmelerde saplanıp kalma” riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu ve şunları ekledi:
“AB, kullandığı ticaret araçlarının etkili olmasını sağlamalı, Pekin ile gerginliğin tırmanmasını yönetmeli ve endişeli üye devletleri de bu süreçte yanına almalı. Bu, muazzam bir meydan okuma.”
Avrupa
İngiliz denizci, “Rusya casusluğuna hazırlanmak” ile suçlanıyor

Kraliyet Donanması’na mensup bir astsubay, “Rusya adına casusluk yapmaya hazırlandığı” iddiasıyla mahkeme önüne çıktı.
Savaş istihbaratı alanında uzmanlaşmış Astsubay Teddy Young, Ulusal Güvenlik Yasası kapsamında suçlandıktan sonra perşembe günü Westminster Sulh Ceza Mahkemesi’nde sanık kürsüsüne çıktı.
24 yaşındaki Young’ın, Savaş İstihbaratı Görevlisi olarak görev yaparken erişim hakkı olduğu Birleşik Krallık savunma ve istihbarat belgelerini elinde tuttuğu ve hassas bilgileri ifşa etmek için hazırlık yaptığı iddia ediliyor.
BBC’nin edindiği bilgilere göre, suçlamalar arasında bir mesajı Rusçaya çevirmek ve insanları Rusya’ya bilgi göndermeye davet eden bir web portalı aramak da yer alıyor.
Polis tarafından verilen gri bir sweatshirt giyen Young, mahkemede adını, doğum tarihini ve Bedford yakınlarındaki Clapham’daki adresini doğrulamak üzere konuştu.
Young, korunan bilgileri ifşa etmeye yönelik hazırlık niteliğinde davranışlarda bulunmak ve yabancı bir güce fayda sağlamak amacıyla korunan bilgileri elde etmek, kopyalamak, kaydetmek veya saklamakla suçlanıyor.
Suçlamalar, 26 Kasım 2024 ile 21 Mayıs 2025 arasındaki dönemi kapsıyor.
Polis, iddia edilen suçların, üs yakınında şüpheli faaliyetlerin bildirilmesinin ardından bir dizi gözaltıyla sonuçlanan son RAF Fairford olayıyla ilgili olmadığını belirtti.
Terörle mücadele polisi tarafından soruşturulan olayla bağlantılı olarak toplam yedi kişi gözaltına alınmış ve daha sonra kefaletle serbest bırakılmıştı.
Young, salı günü Bedfordshire’daki evinde gözaltına alındı.
Young, yeni 2023 Ulusal Güvenlik Yasası kapsamında suçlanan ilk silahlı kuvvetler mensubu.
Londra Terörle Mücadele Polisi Başkanı Komutan Helen Flanagan şunları söyledi:
“Bunlar, görevdeki bir silahlı kuvvetler mensubuna yöneltilen çok ciddi suçlamalar. Soruşturmamız ilerledikçe, bu konuyla bağlantılı olası riskleri en aza indirmek için uygun önlemlerin alınabilmesini sağlamak amacıyla Savunma Bakanlığı’ndaki ilgili operasyonel meslektaşlarımızla son derece yakın bir şekilde çalıştık.”
Kraliyet Donanması sözcüsü, bir askeri personelin suçlandığını doğruladı ve “Yasal işlemler devam ettiği için, bu aşamada daha fazla yorum yapmak uygun olmaz,” diye ekledi.
Yargıç Annabel Pilling, Young’ı tutuklu yargılanmak üzere mahkemeye sevk etti. Young, 16 Ekim’de Old Bailey’de mahkemeye çıkacak.
Avrupa
Ekonomi dosyası Le Pen ile halefini karşı karşıya getirdi

Bloomberg’ün haberine göre Fransa’da Ulusal Birlik lideri Marine Le Pen ile parti genel başkanı Jordan Bardella arasındaki görüş ayrılıkları derinleşiyor. Le Pen’in mahkeme kararıyla 2027 yarışına dönüşü, iki siyasetçinin ekonomi programı ve parti idaresindeki çizgisini karşı karşıya getirdi.
Fransa’da sağcı Ulusal Birlik partisinde Marine Le Pen ile partinin genel başkanı olan yakın müttefiki Jordan Bardella arasındaki görüş ayrılıkları derinleşiyor.
Bloomberg’ün haberine göre, mahkemenin Le Pen’in 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmasına izin vermesinin ardından Fransız siyasetçi parti yönetimini yeniden kendi elinde topladı. İki isim özellikle ekonomi politikaları ve parti idaresi konusunda farklı yaklaşımlar sergiliyor.
Le Pen seçim yasağına karşı hukuki mücadele yürütürken Bardella cumhurbaşkanı adayı olmaya hazırlanıyor ve iş dünyası odaklı bir program öne çıkarıyordu.
Paris İstinaf Mahkemesi temmuz ayında Le Pen’i Avrupa Parlamentosu fonlarını kötüye kullanmaktan suçlu buldu ancak cezasını hafifletti.
Kamu görevinden men cezası 30 ayı tecilli olmak üzere 45 aya indirildi.
Yasağın Mart 2025’ten itibaren sayılması nedeniyle 2027 seçimlerine katılma imkanını koruyan Le Pen, kararın açıklandığı gün aday olma niyetini teyit etti.
Ulusal Birlik Genel Başkan Yardımcısı Louis Aliot, Bloomberg’e yaptığı açıklamada, “Görüş ve üslup farkları var ancak nihayetinde buradaki bir numara Marine Le Pen” dedi.
Ekonomi vizyonundaki ayrışma belirginleşiyor
Görüş ayrılıkları Le Pen’in 6 Ekim’de açıkladığı ekonomi programının ardından belirginleşti.
Le Pen emeklilik yaşının düşürülmesini, alım gücünün artırılmasını ve çok uluslu şirketlere uygulanan vergilerin yükseltilmesini önerdi.
Bardella ise aksine vergi indirimlerini, bürokrasinin azaltılmasını ve girişimcilerin desteklenmesini savunuyor.
Olası cumhurbaşkanı adayı olarak görüldüğü dönemde büyük şirketlerin yöneticileriyle yoğun temaslar yürüten Bardella’nın iş dünyasındaki etkisi, Le Pen’in dönüşüyle gerilemeye başladı.
Le Pen müttefikinin yakın çalışma ekibine de müdahale etti. Bloomberg’e konuşan kaynaklara göre Le Pen, mahkeme kararının ardından Bardella’nın baş ekonomi danışmanı François Durvye’yi görevden aldı.
Durvye, kararın açıklandığı gün Bardella’ya her şeye rağmen adaylığını ilan etmesi yönünde tavsiyede bulunmuştu.
Gerilime rağmen işbirliği sürüyor
Parti içindeki havayı Mediapart’ın yayımladığı bir haber de etkiledi. Haberde Bardella’nın 2013 yılında antisemit nitelikli ifadeler kullandığı iddia edildi.
İddiaları reddederek yayın organına dava açan Bardella’ya Le Pen kamuoyu önünde destek verdi. Buna karşılık basında söz konusu bilgilerin parti içinden sızdırılmış olabileceğine dair iddialar yer aldı.
Tarihçi Valerie Igounet, iki siyasetçi arasındaki ilişkilerin yaz aylarından bu yana belirgin biçimde soğuduğunu aktardı. Buna rağmen taraflar arasında tam bir kopuş beklenmiyor.
Bardella seçmen nezdindeki popülaritesini korurken Le Pen de kazanması halinde onu başbakan olarak atama vaadini sürdürüyor.
Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimleri 18 Nisan ve 2 Mayıs 2027 tarihlerinde yapılacak.
Elabe şirketinin 26-28 Ağustos tarihli anketine göre Le Pen, ilk turda farklı senaryolara bağlı olarak yüzde 34 ile yüzde 35,5 arasında oy oranına ulaşıyor.
Avrupa
Bank of France: Şu anda ECB’nin yardımına ihtiyacımız yok

Fransa Merkez Bankası (Bank of Rance) Başkanı Emmanuel Moulin, Fransa’nın iktisadi durumunun ciddi olduğunu ama ülkenin şu anda Avrupa Merkez Bankası’ndan (ECB) yardıma ihtiyaç duymadığını belirtti.
Moulin, France Inter radyosuna verdiği demeçte şöyle konuştu:
“Bugün çözümü Frankfurt’ta aramaya gerek yok; çözüm burada, kendi ülkemizde. Mevcut koşullar göz önüne alındığında, Avrupa Merkez Bankası’nın şu anda müdahale etmesi gerektiğini düşünmüyorum.”
Mevcut küresel tahvil piyasasındaki çöküşte Fransa’nın borçlanma maliyetleri hızla yükseldi.
Bu durum, yatırımcıların ülkenin kırılgan kamu maliyesinin Avrupa’nın geri kalanına da olumsuz etki etme riski taşıdığından endişe duyması nedeniyle avroda bir satış dalgasına yol açtı.
Moulin şöyle konuştu:
“Borçlanma faiz oranlarımızdaki bu fark, avro bölgesindeki diğer ülkelere kıyasla daha yüksek bir bütçe açığına sahip olmamız ve bütçe oylaması konusunda siyasi belirsizlik bulunmasıyla bağlantılı.”
Hükümetin bütçesini parlamentodan geçirebilmesinin hayati önem taşıdığını ekleyen Moulin, bütçe açığını azaltan bir bütçeyi kabul ettirmeyi başarırsa durumun iyileşebileceğini savundu.
2027 yılının başlarında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde sağdan ve soldan baskı gören Başbakan Sebastien Lecornu’nun hükümeti, bütçe açığını GSYİH’nin %5,4’ünden %5’e indirmeyi hedefliyor.
Fransız hükümeti, 1 Ekim’de 2027 bütçe tasarısını sundu. Lecornu’nun iki öncülü de 2024 ve 2025 yıllarında bütçe tartışmaları nedeniyle görevden alınmıştı.
Ulusal Birlik (RN) lideri Marine Le Pen salı günü yaptığı açıklamada, Fransa’nın borçlanma maliyetlerini hafifletmek için Avrupa Merkez Bankası’nın müdahale etmesi konusunda görüşmeler yapılması gerektiğini söyledi.
Le Pen’in teklifiyle ilgili sorulan bir soruya Moulin, bunun ECB’nin görevi kapsamında olmadığını söyledi.
Merkez Bankası başkanı, “Basitçe söylemek gerekirse, ECB’nin görevi enflasyonla mücadele etmek. Bugün %2’lik hedefimizin üzerindeyiz, dolayısıyla ECB’nin görevi ülkelerin bütçe sorunlarına çözüm bulmak değil,” dedi.
Dünya Basını2 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Görüş1 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya2 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Dünya Basını2 hafta önceProf. Sachs: Trump’ın Genel Kurul konuşması diplomasi standartlarını sarstı
Rusya2 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri
Avrupa2 hafta önce“Kararları sağ alıyor, Sol Parti de onlara uyuyor”











