Bizi Takip Edin

Diplomasi

Almanya ve Avrupa, Afrika’da: Sığınmacılar, enerji ve Rusya gündemi

Yayınlanma

Alman hükümeti, Rusya etkisini kırmak, “yeşil dönüşüm” ve enerji güvenliğini sağlamak ve sığınmacı meselesinde yeni adımlar atmak için odağını Afrika’ya yöneltmiş durumda.

Son olarak Almanya Kalkınma Bakanı Svenja Schulze geçtiğimiz hafta pazartesi günü, çoğunluğu Sudan’dan olmak üzere yaklaşık 1,2 milyon mülteciyi barındıran Afrika ülkesi Çad’a gitti.

Schulze, ziyaretinin amacının, mültecilerin Avrupa’ya doğru yolculuklarına devam etmelerini önlemek için onlara Çad’da “yeni bir geçim kaynağı kurmaları için” fırsatlar sunmak olarak nitelendirdi.

Bakan, “Çad tel örgüler inşa etmedi ama mültecilerle dayanışma gösterdi,” diyerek övgüde bulundu. Çad dünyanın en yoksul ülkelerinden biri ve mültecilerin çoğunun bulunduğu doğusu da en yoksul bölgelerinden biri.

Berlin de bu ülkede nüfuz kazanmaya çalışıyor çünkü N’Djamena’daki hükümet bir yandan da diğer birçok Sahel bölgesi hükümeti gibi Rusya ile daha yakın işbirliği yapmaya başladı.

Çad’da geleneksel olarak baskın olan eski sömürgeci güç Fransa da artık artan bir baskıyla karşı karşıya. Almanya kendisini N’Djamena için alternatif bir işbirliği ortağı olarak sunuyor.

Bölgede etkisi artırmak isteyen bir başka Avrupa ülkesi de Macaristan. Budapeşte, kalkınma faaliyetlerini genişletirken bu ülkeye asker göndermek istiyor.

Neo-sömürgecilik Nijer’in ekonomik güvenliğini nasıl tehdit ediyor?

Sığınmacı akınında önemli bir durak: Çad

Bir yandan Alman hükümeti Çad’a belli bir kalkınma yardımı sağlamak istiyor çünkü bu ülkeye giderek artan sayıda sığınmacı geliyor. Sığınmacı akını özellikle doğudaki komşu Sudan’dan kaynaklanıyor.

Tahminlere göre ülkede şu anda yaklaşık 1.2 milyon mülteci bulunuyor ve her gün yeni Sudanlı mülteciler ülkenin doğu sınırını geçmeye devam ediyor.

Bu bölge, dünyanın en yoksul ülkelerinden biri olan Çad’ın en yoksul bölgelerinden biri olarak kabul ediliyor. CDU’ya bağlı Konrad Adenauer Vakfına göre Birleşmiş Milletler, Sudan ile sınır bölgesinde dünyanın en büyük yardım operasyonlarından birini başlattı ve birkaç mülteci kampı kurdu.

Ayrıca buradan, resmi silahlı kuvvetler ile Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF) milisleri arasındaki savaşın Nisan 2023’ten bu yana hız kesmeden devam ettiği ve sayısız sivilin hayatına mal olduğu Sudan’a gıda ulaştırmaya çalışıyorlar.

Avrupa’da Nijer yankıları

Berlin’den Çad’a yardım sinyali

Sığınmacılar başlangıçta Doğu Çad’da, bölgenin aşırı yoksulluğuna rağmen memnuniyetle karşılandı. Fakat Çadlı çiftçilerin, ihtiyaç duydukları tarım alanından yoksun kalmaları ve kıt gıda fiyatlarının hızla yükselmesi nedeniyle tansiyon yükselmeye başladı.

Giderek artan sığınmacı sayısı ve son aylarda Çad’ın yaklaşık 20 milyonluk nüfusunun onda birini etkileyen şiddetli sel felaketinin getirdiği ek yük, Almanya ve AB’de giderek artan sayıda mültecinin yakında Avrupa’ya yönelmeye başlayabileceği varsayımını doğurdu.

Bakan Schulze, bakanlığına göre “sığınmacıların entegrasyonu” ve “yerel halk ile yeni gelenler arasında barış içinde bir arada yaşama” yollarını gösteren projeleri ziyaret etmek üzere geçen hafta pazartesi günü Çad’a gitti.

Schulze, Almanya’nın “mültecilere yeni geçim kaynakları sağlama çabalarında Çad’a desteğini güçlendireceğini”, böylece “insanların … kendileri için yeni bir varoluş inşa edebileceklerini” ve ülkede “kalabileceklerini” sözlerine ekledi.

Ülke nüfusunun büyüklüğüne oranla, Çad’daki 1,2 milyon sığınmacı, refah içindeki Almanya’da yaklaşık 5 milyon sığınmacıya karşılık geliyor. Halihazırda Almanya’da 3,5 milyon sığınmacı bulunuyor.

Alman Dış İlişkiler Konseyi: Küresel Güney ile ilişkilerde kibre son verilmeli

BAE, Rusya ve Türkiye etkisi AB’nin radarında

Geleneksel olarak eski sömürgeci güç Fransa Çad’ın en yakın müttefikiydi ve halen ülkede yaklaşık 1.000 askeri bulunuyor. Fransa’ya bağlılık karşılığında Başkan Idriss Déby’nin (1991 – 2021) otuz yıllık baskıcı yönetimi garanti altına alınmıştı. 

Fakat oğlu ve halefi Mahamat Déby’nin başkanlığı sırasında çatlaklar ortaya çıkmaya başladı. Bu çatlaklar, oğul Déby’nin Fransız güvenliğine olan güveninin azalmasının yanı sıra Batılı olmayan ülkelerin Sahel bölgesinde giderek daha fazla rol oynaması ve hizmet sunmasından kaynaklanıyordu.

Örneğin, Rus paralı askerleri ve askeri personeli güneydeki komşu Orta Afrika Cumhuriyeti’nde, batı sınırındaki Nijer’de ve daha batıdaki Mali ve Burkina Faso ülkelerinde hükümetleri destekliyor.

Doğu komşusu Sudan’da ve Libya’da da Rusya’nın yanı sıra BAE ve Türkiye de yeni aktörler olarak öne çıkıyor.

Özellikle genç Çadlılar arasında Fransa ve diğer Batılı güçlerden nefret edilirken, “yeni-sömürgeci” Batı’ya alternatif olarak Rusya’nın popülaritesi artıyor.

Üstelik, Çad hükümeti Birleşik Arap Emirlikleri tarafından mali olarak destekleniyor ve bunun karşılığında BAE Sudanlı RSF milislerine silah ve mühimmat sağlamak için Çad’ın doğusundaki Amdjarass hava üssünü kullanma yetkisi veriyor.

Bu arada, Çad silahlı kuvvetlerine BAE’ye ait insansız hava araçlarının tedarik edilmesine ilişkin görüşmeler yapılıyor.

Almanya’nın Afrika hamlesi sürüyor: Berlin’de Kara Kıta zirvesi

Macaristan’ın Sahel ilgisi

Fransa ve ABD mevcut nüfuzlarını güçlendirmeye çalışırken, Macaristan Çad’da yeni faaliyetler geliştiriyor.

Kasım 2023’te Macar parlamentosu bu Afrika ülkesine 200 kadar asker gönderilmesini prensipte onayladı. O zamandan beri Budapeşte ve N’Djamena ilişkilerini genişletiyor.

Macaristan Çad’da, örneğin su kaynaklarını geliştirmek için bir dizi kalkınma projesi başlattı. Ayrıca her yıl 25 genç Çadlıya Macar üniversitelerinde eğitim görmeleri için burs vermeyi planlıyor.

Eylül ayında Cumhurbaşkanı Mahamat Déby Budapeşte’ye resmi bir ziyarette bulundu. Bu, Mayıs 2024’teki Çad başkanlık seçimlerinden sonra Avrupa’ya yapılan son derece sembolik ilk ziyaretti

Macaristan Başbakanı Viktor Orbán, ülkesinin Çad’daki olağandışı faaliyetlerini, “sığınmacılara karşı savunmayı Sahel’in içine taşıma” niyetiyle açıkladı.

Bütün bunlar Alman Kalkınma Bakanı Schulze’nin perşembe gününe kadar süren görüşmeler için Çad’a yaptığı ziyaretin ardında yatan nedenler konusunda ipuçları sunuyor.

Berlin ayrıca, nefret edilen eski sömürgeci güç Fransa ile arasındaki sınırı açıkça ortaya koyabilmeyi ve bu sayede nüfuz kazanabilmeyi de hesaplıyor. Sığınmacılara ve Rusya’ya karşı mücadelenin yanı sıra Almanya’nın Afrika’daki konumunu güçlendirmek de üçüncü hedef.

Almanya, Afrika ülkeleri ile sığınmacı anlaşması imzalamayı hedefliyor

Nijer’de gerilim: AB elçisi yardımları hükümete danışmadan dağıttı

Öte yandan bir başka Sahel ülkesi Nijer’de AB’ye karşı büyük bir tepki oluşmuş durumda.

Anlaşmazlığın konusu, AB büyükelçisinin Nijer’de meydana gelen sel felaketinin mağdurlarına yönelik AB yardımını Nijer hükümetine danışmadan ve hatta onun beyan ettiği iradeye aykırı olarak dağıtmış olması.

Niamey’den gelen protestoların ardından AB, büyükelçiyi istişarelerde bulunmak üzere geri çağırmıştı.

Nijerli darbeciler tarafından kurulan geçiş hükümeti, Batı güçlerine askeri bağımlılıktan kurtulmaya paralel olarak iktisadi bağımsızlığını da elde etmeye çalışıyor.

Buradaki temel mesele, Nijer’in Agadez’in kuzeyindeki Arlit yakınlarında bulunan uranyum yataklarının daha iyi kontrol edilmesi için verilen mücadelede düğümleniyor.

Niamey, on yıllardır bu yatakları tek başına işletebilen ve son olarak Fransa’nın uranyum ithalatının yüzde 20’sini ve AB’nin uranyum ithalatının yüzde 25’ini garanti eden Fransız devlet şirketi Orano’dan maden haklarını geri alma sürecinde.

Orano 31 Ekim’de Nijer’de uranyum madenciliğini en azından şimdilik durdurmuştu.

Aynı zamanda Çin Ulusal Nükleer Şirketi (CNNC) Nijer’de bir uranyum madenciliği projesini yeniden başlattı. Niamey hükümeti Türk yetkililerle nükleer işbirliği konusunda görüşmeler yürütüyor. Haberlere göre Rusya da Nijer ile uranyum madenciliği konusunda olası yakın işbirliği konusunda görüşmeler yapıyor.

AB, haziran ayından bu yana ülkeyi harap eden sel felaketinin kurbanları için yardımda bulunuyor. Şu ana kadar 300’den fazla kişi hayatını kaybetti ve bir milyondan fazla kişi de evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Niamey’deki hükümetin açıkladığı üzere, AB’nin Nijer Büyükelçisi Salvador Pinto da França, 1,3 milyar avro değerindeki AB yardımını “şeffaflık ve Nijerli yetkililerle iyi işbirliği ilkelerini göz ardı ederek” dağıtınca gerilim yükseldi.

Ekim ayında da França’ya Nijer’in yabancı devletlerin ve AB gibi devletler ittifakının faaliyetlerinin ancak ulusal makamlarla koordinasyon içerisinde yürütülebileceği egemen bir ülke olduğu belirtilmişti. 

Da França’nın Niamey’den gelen uyarıları sürekli olarak göz ardı ettiği belirtiliyor. Hafta sonunda Brüksel’in Niamey’deki büyükelçisini geri çağırdığı öğrenildi.

Nijer hükümeti de pazar günü yaptığı açıklamada kendisini artık da França ile işbirliği yapacak konumda görmediğini; Brüksel’in “mümkün olan en kısa sürede” yeni bir büyükelçi ataması gerektiğini açıkladı.

Alman şirketleri Zambiya’da büyük ölçekli “arazi gaspı” yapıyor

Almanya Nijer’den asker çekmiyor

Bu ayın başlarında Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, Almanya’nın Nijerya’nın başkenti Niamey’deki askerlerini geri çekmek gibi bir planı olmadığını açıklamıştı.

Pistorius Le Figaro’ya verdiği bir röportajda, “Niamey bizim için komşu Mali’de lojistik açıdan önemli bir rol oynuyor. Yerel temasları sürdürmek ve zorunda kalmadığınız sürece tamamen geri çekilmemek her zaman iyi bir şeydir,” demişti.

Bakana göre Almanya’nın askerlerini sahada tutma kararı “güvenlik kaygılarından” kaynaklanıyor. Ona göre, eğer kalmak için iyi bir neden yoksa ve tehlikeler çok büyükse, birlikler ayrılacak.

Pistorius, “Fransız birlikleri geri çekilirse, geri çekilme sorunu akut hale gelecektir,” diye eklemişti.

Nijer’de yaklaşık 1.500 Fransız askeri görev yapıyor ve bunların çoğunluğu ülkenin Niamey’deki askeri üssünde.

Nijer ordusunun temmuz ayı sonunda Devlet Başkanı Muhammed Bazum’u devirmesinden bu yana Almanya başkentte yaklaşık 100 asker bulunduruyor.

Alman askerleri Nijer’de “Operation Gazelle” kapsamında bulunuyor.

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English