Bizi Takip Edin

Diplomasi

Almanya ve Avrupa, Afrika’da: Sığınmacılar, enerji ve Rusya gündemi

Yayınlanma

Alman hükümeti, Rusya etkisini kırmak, “yeşil dönüşüm” ve enerji güvenliğini sağlamak ve sığınmacı meselesinde yeni adımlar atmak için odağını Afrika’ya yöneltmiş durumda.

Son olarak Almanya Kalkınma Bakanı Svenja Schulze geçtiğimiz hafta pazartesi günü, çoğunluğu Sudan’dan olmak üzere yaklaşık 1,2 milyon mülteciyi barındıran Afrika ülkesi Çad’a gitti.

Schulze, ziyaretinin amacının, mültecilerin Avrupa’ya doğru yolculuklarına devam etmelerini önlemek için onlara Çad’da “yeni bir geçim kaynağı kurmaları için” fırsatlar sunmak olarak nitelendirdi.

Bakan, “Çad tel örgüler inşa etmedi ama mültecilerle dayanışma gösterdi,” diyerek övgüde bulundu. Çad dünyanın en yoksul ülkelerinden biri ve mültecilerin çoğunun bulunduğu doğusu da en yoksul bölgelerinden biri.

Berlin de bu ülkede nüfuz kazanmaya çalışıyor çünkü N’Djamena’daki hükümet bir yandan da diğer birçok Sahel bölgesi hükümeti gibi Rusya ile daha yakın işbirliği yapmaya başladı.

Çad’da geleneksel olarak baskın olan eski sömürgeci güç Fransa da artık artan bir baskıyla karşı karşıya. Almanya kendisini N’Djamena için alternatif bir işbirliği ortağı olarak sunuyor.

Bölgede etkisi artırmak isteyen bir başka Avrupa ülkesi de Macaristan. Budapeşte, kalkınma faaliyetlerini genişletirken bu ülkeye asker göndermek istiyor.

Neo-sömürgecilik Nijer’in ekonomik güvenliğini nasıl tehdit ediyor?

Sığınmacı akınında önemli bir durak: Çad

Bir yandan Alman hükümeti Çad’a belli bir kalkınma yardımı sağlamak istiyor çünkü bu ülkeye giderek artan sayıda sığınmacı geliyor. Sığınmacı akını özellikle doğudaki komşu Sudan’dan kaynaklanıyor.

Tahminlere göre ülkede şu anda yaklaşık 1.2 milyon mülteci bulunuyor ve her gün yeni Sudanlı mülteciler ülkenin doğu sınırını geçmeye devam ediyor.

Bu bölge, dünyanın en yoksul ülkelerinden biri olan Çad’ın en yoksul bölgelerinden biri olarak kabul ediliyor. CDU’ya bağlı Konrad Adenauer Vakfına göre Birleşmiş Milletler, Sudan ile sınır bölgesinde dünyanın en büyük yardım operasyonlarından birini başlattı ve birkaç mülteci kampı kurdu.

Ayrıca buradan, resmi silahlı kuvvetler ile Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF) milisleri arasındaki savaşın Nisan 2023’ten bu yana hız kesmeden devam ettiği ve sayısız sivilin hayatına mal olduğu Sudan’a gıda ulaştırmaya çalışıyorlar.

Avrupa’da Nijer yankıları

Berlin’den Çad’a yardım sinyali

Sığınmacılar başlangıçta Doğu Çad’da, bölgenin aşırı yoksulluğuna rağmen memnuniyetle karşılandı. Fakat Çadlı çiftçilerin, ihtiyaç duydukları tarım alanından yoksun kalmaları ve kıt gıda fiyatlarının hızla yükselmesi nedeniyle tansiyon yükselmeye başladı.

Giderek artan sığınmacı sayısı ve son aylarda Çad’ın yaklaşık 20 milyonluk nüfusunun onda birini etkileyen şiddetli sel felaketinin getirdiği ek yük, Almanya ve AB’de giderek artan sayıda mültecinin yakında Avrupa’ya yönelmeye başlayabileceği varsayımını doğurdu.

Bakan Schulze, bakanlığına göre “sığınmacıların entegrasyonu” ve “yerel halk ile yeni gelenler arasında barış içinde bir arada yaşama” yollarını gösteren projeleri ziyaret etmek üzere geçen hafta pazartesi günü Çad’a gitti.

Schulze, Almanya’nın “mültecilere yeni geçim kaynakları sağlama çabalarında Çad’a desteğini güçlendireceğini”, böylece “insanların … kendileri için yeni bir varoluş inşa edebileceklerini” ve ülkede “kalabileceklerini” sözlerine ekledi.

Ülke nüfusunun büyüklüğüne oranla, Çad’daki 1,2 milyon sığınmacı, refah içindeki Almanya’da yaklaşık 5 milyon sığınmacıya karşılık geliyor. Halihazırda Almanya’da 3,5 milyon sığınmacı bulunuyor.

Alman Dış İlişkiler Konseyi: Küresel Güney ile ilişkilerde kibre son verilmeli

BAE, Rusya ve Türkiye etkisi AB’nin radarında

Geleneksel olarak eski sömürgeci güç Fransa Çad’ın en yakın müttefikiydi ve halen ülkede yaklaşık 1.000 askeri bulunuyor. Fransa’ya bağlılık karşılığında Başkan Idriss Déby’nin (1991 – 2021) otuz yıllık baskıcı yönetimi garanti altına alınmıştı. 

Fakat oğlu ve halefi Mahamat Déby’nin başkanlığı sırasında çatlaklar ortaya çıkmaya başladı. Bu çatlaklar, oğul Déby’nin Fransız güvenliğine olan güveninin azalmasının yanı sıra Batılı olmayan ülkelerin Sahel bölgesinde giderek daha fazla rol oynaması ve hizmet sunmasından kaynaklanıyordu.

Örneğin, Rus paralı askerleri ve askeri personeli güneydeki komşu Orta Afrika Cumhuriyeti’nde, batı sınırındaki Nijer’de ve daha batıdaki Mali ve Burkina Faso ülkelerinde hükümetleri destekliyor.

Doğu komşusu Sudan’da ve Libya’da da Rusya’nın yanı sıra BAE ve Türkiye de yeni aktörler olarak öne çıkıyor.

Özellikle genç Çadlılar arasında Fransa ve diğer Batılı güçlerden nefret edilirken, “yeni-sömürgeci” Batı’ya alternatif olarak Rusya’nın popülaritesi artıyor.

Üstelik, Çad hükümeti Birleşik Arap Emirlikleri tarafından mali olarak destekleniyor ve bunun karşılığında BAE Sudanlı RSF milislerine silah ve mühimmat sağlamak için Çad’ın doğusundaki Amdjarass hava üssünü kullanma yetkisi veriyor.

Bu arada, Çad silahlı kuvvetlerine BAE’ye ait insansız hava araçlarının tedarik edilmesine ilişkin görüşmeler yapılıyor.

Almanya’nın Afrika hamlesi sürüyor: Berlin’de Kara Kıta zirvesi

Macaristan’ın Sahel ilgisi

Fransa ve ABD mevcut nüfuzlarını güçlendirmeye çalışırken, Macaristan Çad’da yeni faaliyetler geliştiriyor.

Kasım 2023’te Macar parlamentosu bu Afrika ülkesine 200 kadar asker gönderilmesini prensipte onayladı. O zamandan beri Budapeşte ve N’Djamena ilişkilerini genişletiyor.

Macaristan Çad’da, örneğin su kaynaklarını geliştirmek için bir dizi kalkınma projesi başlattı. Ayrıca her yıl 25 genç Çadlıya Macar üniversitelerinde eğitim görmeleri için burs vermeyi planlıyor.

Eylül ayında Cumhurbaşkanı Mahamat Déby Budapeşte’ye resmi bir ziyarette bulundu. Bu, Mayıs 2024’teki Çad başkanlık seçimlerinden sonra Avrupa’ya yapılan son derece sembolik ilk ziyaretti

Macaristan Başbakanı Viktor Orbán, ülkesinin Çad’daki olağandışı faaliyetlerini, “sığınmacılara karşı savunmayı Sahel’in içine taşıma” niyetiyle açıkladı.

Bütün bunlar Alman Kalkınma Bakanı Schulze’nin perşembe gününe kadar süren görüşmeler için Çad’a yaptığı ziyaretin ardında yatan nedenler konusunda ipuçları sunuyor.

Berlin ayrıca, nefret edilen eski sömürgeci güç Fransa ile arasındaki sınırı açıkça ortaya koyabilmeyi ve bu sayede nüfuz kazanabilmeyi de hesaplıyor. Sığınmacılara ve Rusya’ya karşı mücadelenin yanı sıra Almanya’nın Afrika’daki konumunu güçlendirmek de üçüncü hedef.

Almanya, Afrika ülkeleri ile sığınmacı anlaşması imzalamayı hedefliyor

Nijer’de gerilim: AB elçisi yardımları hükümete danışmadan dağıttı

Öte yandan bir başka Sahel ülkesi Nijer’de AB’ye karşı büyük bir tepki oluşmuş durumda.

Anlaşmazlığın konusu, AB büyükelçisinin Nijer’de meydana gelen sel felaketinin mağdurlarına yönelik AB yardımını Nijer hükümetine danışmadan ve hatta onun beyan ettiği iradeye aykırı olarak dağıtmış olması.

Niamey’den gelen protestoların ardından AB, büyükelçiyi istişarelerde bulunmak üzere geri çağırmıştı.

Nijerli darbeciler tarafından kurulan geçiş hükümeti, Batı güçlerine askeri bağımlılıktan kurtulmaya paralel olarak iktisadi bağımsızlığını da elde etmeye çalışıyor.

Buradaki temel mesele, Nijer’in Agadez’in kuzeyindeki Arlit yakınlarında bulunan uranyum yataklarının daha iyi kontrol edilmesi için verilen mücadelede düğümleniyor.

Niamey, on yıllardır bu yatakları tek başına işletebilen ve son olarak Fransa’nın uranyum ithalatının yüzde 20’sini ve AB’nin uranyum ithalatının yüzde 25’ini garanti eden Fransız devlet şirketi Orano’dan maden haklarını geri alma sürecinde.

Orano 31 Ekim’de Nijer’de uranyum madenciliğini en azından şimdilik durdurmuştu.

Aynı zamanda Çin Ulusal Nükleer Şirketi (CNNC) Nijer’de bir uranyum madenciliği projesini yeniden başlattı. Niamey hükümeti Türk yetkililerle nükleer işbirliği konusunda görüşmeler yürütüyor. Haberlere göre Rusya da Nijer ile uranyum madenciliği konusunda olası yakın işbirliği konusunda görüşmeler yapıyor.

AB, haziran ayından bu yana ülkeyi harap eden sel felaketinin kurbanları için yardımda bulunuyor. Şu ana kadar 300’den fazla kişi hayatını kaybetti ve bir milyondan fazla kişi de evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Niamey’deki hükümetin açıkladığı üzere, AB’nin Nijer Büyükelçisi Salvador Pinto da França, 1,3 milyar avro değerindeki AB yardımını “şeffaflık ve Nijerli yetkililerle iyi işbirliği ilkelerini göz ardı ederek” dağıtınca gerilim yükseldi.

Ekim ayında da França’ya Nijer’in yabancı devletlerin ve AB gibi devletler ittifakının faaliyetlerinin ancak ulusal makamlarla koordinasyon içerisinde yürütülebileceği egemen bir ülke olduğu belirtilmişti. 

Da França’nın Niamey’den gelen uyarıları sürekli olarak göz ardı ettiği belirtiliyor. Hafta sonunda Brüksel’in Niamey’deki büyükelçisini geri çağırdığı öğrenildi.

Nijer hükümeti de pazar günü yaptığı açıklamada kendisini artık da França ile işbirliği yapacak konumda görmediğini; Brüksel’in “mümkün olan en kısa sürede” yeni bir büyükelçi ataması gerektiğini açıkladı.

Alman şirketleri Zambiya’da büyük ölçekli “arazi gaspı” yapıyor

Almanya Nijer’den asker çekmiyor

Bu ayın başlarında Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, Almanya’nın Nijerya’nın başkenti Niamey’deki askerlerini geri çekmek gibi bir planı olmadığını açıklamıştı.

Pistorius Le Figaro’ya verdiği bir röportajda, “Niamey bizim için komşu Mali’de lojistik açıdan önemli bir rol oynuyor. Yerel temasları sürdürmek ve zorunda kalmadığınız sürece tamamen geri çekilmemek her zaman iyi bir şeydir,” demişti.

Bakana göre Almanya’nın askerlerini sahada tutma kararı “güvenlik kaygılarından” kaynaklanıyor. Ona göre, eğer kalmak için iyi bir neden yoksa ve tehlikeler çok büyükse, birlikler ayrılacak.

Pistorius, “Fransız birlikleri geri çekilirse, geri çekilme sorunu akut hale gelecektir,” diye eklemişti.

Nijer’de yaklaşık 1.500 Fransız askeri görev yapıyor ve bunların çoğunluğu ülkenin Niamey’deki askeri üssünde.

Nijer ordusunun temmuz ayı sonunda Devlet Başkanı Muhammed Bazum’u devirmesinden bu yana Almanya başkentte yaklaşık 100 asker bulunduruyor.

Alman askerleri Nijer’de “Operation Gazelle” kapsamında bulunuyor.

Diplomasi

G20 ticaret bakanları açıklamasına tek itiraz Çin’den geldi

Yayınlanma

G20 ticaret yetkilileri bu hafta Milwaukee’de bir araya geldi ve küresel çelik arz fazlasıyla mücadeleye yönelik yeni bir anlaşma duyurdu.

“Milwaukee Çerçevesi”, ülkeleri piyasayı bozan sübvansiyonları kısıtlamaya ve çelik ithalatı ile ticaretin kuralları dışına çıkarılmasının izlenmesini artırmaya çağırıyor.

Ayrıca, olası gümrük vergileri de dahil olmak üzere, kapasite fazlasına karşı “kanıta dayalı önlemleri” destekliyor.

Bu anlaşma, Eylül ayında Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısında varılan daha geniş kapsamlı bir mutabakatın ardından geldi.

Toplantıda ABD ve diğer neredeyse tüm G20 ekonomileri, büyük ve kalıcı ticaret dengesizliklerinin diğer ülkelere zarar verebileceği konusunda mutabık kaldı.

Büyük ticaret fazlası olan ülkelerden, büyüme için ihracata aşırı bağımlı hale getiren politikalarını gözden geçirmelerini isteyen bir bildirgeyi imzaladılar.

Çin, bu bildirgeye itiraz eden tek G20 üyesi oldu.

Axios’a göre giderek daha fazla ülke, Donald Trump’ın küresel ticaretteki sorunlara ilişkin argümanının temel bir unsurunu benimsiyor. Üstelik bu durum, Trump’ın uyguladığı gümrük vergilerinin dünya ekonomisini sarsmasına rağmen gerçekleşiyor.

On yıllardır hükümetler, aşırı çelik üretimi de dahil olmak üzere küresel ticaretteki dengesizlikler konusunda uyarıda bulunuyorlar.

Değişen şey ise, yerli sanayilere verilen zararı kabul etme ve onları koruma konusundaki istek.

ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, konferansın aralarında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çoğu ülke bu küresel sorunlara katılıyor, insanlar teşhise katılıyor fakat harekete geçmekten çekiniyorlar,” dedi.

Greer’e göre Milwaukee anlaşmasının “2015 yılında gerçekleşmesi” mümkün değildi.

Greer şöyle konuştu:

“Diğer tüm ülkeler, ABD pazarına erişimlerini sürdürmek istiyorlarsa uluslararası sistemi yeniden düzenlememiz gerektiğini biliyorlar. Yaratıcı fikirler, yeni yapılar ve tutarlı planlar ortaya koydukça, onlar da bu sürece katılıyorlar.”

AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, salı günü Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezinde Greer ve imalat sektöründen CEO’larla düzenlenen yuvarlak masa toplantısında, yönetimin kapasite fazlası konusuna odaklanmasını olumlu karşıladı.

Greer, “Ticaret komiseri ve diğerleri de dahil olmak üzere Avrupa’daki pek çok kişinin bu konu hakkında oldukça net bir görüşe sahip olduğunu düşünüyorum… Onlar, bizim 10 yıl önce atmaya başladığımız bazı adımları atmaya başlıyorlar,” dedi ve Avrupa’nın kendisinin de küresel kapasite fazlasına katkıda bulunduğuna inandığını ekledi.

ABD’nin ticaret ortakları, Washington ile birlikte çözmeye çalıştıkları bazı sorunları hedef alan gümrük vergileriyle ya da bu vergilerin uygulanma olasılığıyla karşı karşıya kalıyor.

Kanada’nın ABD’ye yaptığı çelik ihracatının çoğu %50’lik bir gümrük vergisiyle karşı karşıya. 

Ülkenin ticaret yetkililerinden biri Milwaukee’ye vardığında, belirli Kanadalı ürünlere yönelik bir ithalat yasağı yürürlüğe girdi.

Greer ayrıca 16 ekonomideki kapasite fazlası ve üretimi de soruşturuyor ve bu soruşturmalar nihayetinde yeni gümrük vergilerinin önünü açabilir.

Greer, yuvarlak masa toplantısındaki gerginliği kabul ederek, ABD ile ticaret ortakları arasında anlaşmazlıklar olabileceğini ama yine de başka yerlerdeki üretim fazlası konusunda ortak endişeleri paylaştıklarını belirtti.

Dış ticaret bakanları dün öğleden sonra, Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezine 1,5 mil (yaklaşık 2,4 km) uzunluğundaki bir yolculuk için otobüslere bindi ve burada fabrika tesisini gezdi.

Bu “saha gezisi”, Trump yönetiminin teşvik etmek istediği türden ileri düzey yerli üretimi sergilemeyi amaçlıyordu.

Rockwell, bakanlara gezi için çelik burunlu spor ayakkabılar hediye etti (bu ayakkabılar Vietnam’da üretilmişti).

Fabrikalarda kullanılan otomasyon teknolojisi üreten Rockwell, ABD’deki tesislerine, insan kaynağına ve teknolojiye 2 milyar dolarlık yatırım yapıyor. 

Fakat gümrük vergileri de bu üreticinin maliyetlerini artırıyor. Rockwell, yaz aylarında yatırımcılara bazı müşterilerinin projelerini ertelediğini bildirdi.

CEO Blake Moret, şirketin kazanç açıklamasında, “Gümrük vergileri ve enflasyon açısından bu kadar dalgalı bir ortamda, müşteriler iş planlarının maliyet tarafının sağlam olduğundan emin olmak istiyorlar,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Tayvan, Xi-Trump zirvesinin ardından gelen F-16V teslimatını memnuniyetle karşıladı

Yayınlanma

Tayvan, ayrı bir milyarlarca dolarlık silah paketine ilişkin ABD başkanlığı tarafından getirilen askıya alma kararına rağmen, uzun süredir ertelenen iki adet F-16V savaş uçağının teslimatını, ABD’nin askeri desteğinin devam ettiğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.

Cuma günü doğudaki Taitung ilçesindeki Chihhang Hava Üssü’ne ulaşan iki tek kişilik uçak, 1997 yılında orijinal F-16A/B filosunun teslimatlarının başlamasından bu yana adanın aldığı ilk yeni F-16’lar.

Önceki versiyonlarla karşılaştırıldığında, F-16V konfigürasyonu Northrop Grumman APG-83 aktif elektronik taramalı dizi radarını, güncellenmiş aviyonik sistemleri ve geliştirilmiş hedef tespit ve izleme yeteneklerini içermektedir.

Bu iki uçak, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk görev dönemi sırasında, Ağustos 2019’da Washington tarafından onaylanan 247,2 milyar NT$ (7,76 milyar ABD doları) tutarındaki 66 adet F-16V satışının bir parçası.

İki uçağın, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD’ye yaptığı devlet ziyaretinden yaklaşık bir ay önce, ağustos ayı sonunda Tayvan’a ulaşması bekleniyordu. Ne Taipei ne de Washington, gecikmeyle ilgili kamuoyuna bir açıklama yapmadı.

Kongre’nin gayri resmi incelemesinden geçen, Taipei’ye yönelik yaklaşık 14 milyar ABD doları değerindeki ayrı bir silah paketi ise başkanın onayı beklenirken askıda kalmaya devam ediyor.

Trump’ın Xi’yi sıcak bir şekilde karşılamasının adada bir miktar belirsizliğe yol açmasının ardından, cuma günkü teslimat Tayvan’ın iktidar partisi Demokratik İlerleme Partisi (DPP) tarafından memnuniyetle karşılandı.

Tayvanlı lider William Lai Ching-te, Tayvan’ın kendini savunmasına yönelik “uzun vadeli desteği” ve iki taraf arasındaki güvenlik işbirliğini derinleştirmeye devam ettiği için Washington’a teşekkür etti. Ayrıca, bu teslimatı bölgesel istikrarla ilişkilendirerek, bunun ABD’nin “güvenliği ilerletmek için Tayvan dahil Hint-Pasifik ortaklarıyla birlikte çalışma” taahhüdünü gösterdiğini belirtti.

Demokrasi İlerleme Partisi (DPP) milletvekili Chen Kuan-ting de, bu teslimatın zirveden bu yana ABD’nin silah satışlarında “yapısal bir değişiklik” olmadığını gösterdiğini belirtti.

Buna karşılık, muhalefetteki Kuomintang milletvekili Ma Wen-chun, uçakların gelmesinin programdaki gecikmelerden dikkatleri başka yöne çekmemesi gerektiğini belirterek, savunma bakanlığını kalan uçaklar için net bir takvim sunmaya çağırdı. “İkisi geldi; kalan 64’ü de zamanında gelmelidir” dedi.

Tayvan Savunma Bakanlığı başlangıçta 66 savaş uçağının tamamını yıl sonuna kadar teslim almayı umuyordu, ancak program planlanan takvimin çok gerisinde kaldı. Tayvanlı yetkililer, takvimi etkileyen başlıca faktörler arasında üretim hattının yer değiştirmesini ve tedarik zincirindeki aksaklıkları gösterdi.

Savunma Bakanı Wellington Koo Li-hsiung cuma günü, yıl sonuna kadar daha fazla F-16V’nin teslim edileceğini söyledi, ancak kesin bir sayı vermedi.

İlk iki savaş uçağının teslim süreci de beklenmedik bir şekilde uzamıştı.

17 Ağustos’ta ABD anakarasından ayrılan uçaklar, Pasifik’i aşan yolculuklarında havada yakıt ikmali yaparak 21 Ağustos’ta Hawaii’deki Pearl Harbour-Hickam Ortak Üssü’ne ulaştı. Uçakların birkaç gün içinde Tayvan’a doğru yola devam etmeleri bekleniyordu, ancak bunun yerine üssünde neredeyse altı hafta kaldılar.

Tayvanlı medya ve askeri gözlemciler, teknik sorunlar, elverişsiz hava koşulları ve yakıt ikmal uçağının bulunmaması gibi çeşitli olası açıklamalar öne sürdü.

Nedeni açıklanamayan bu gecikme, Tayvan’da Washington’un, Xi’nin ABD’ye yapacağı devlet ziyaretinden kısa bir süre önce siyasi açıdan hassas bir teslimatı önlemek istemiş olabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.

Tayvan’ın United Daily News gazetesi, isimsiz bir kaynağa atıfta bulunarak, bu hafta bir ekipman sorununun uçağın Hawaii’de gecikmesine neden olmasının ardından Washington’un, teslimatın Xi’nin ziyareti etrafında daha fazla karmaşıklığa yol açmasını istemediğini bildirdi.

Ne ABD ne de Tayvanlı yetkililer, teslimatın zamanlamasını Xi’nin Washington ziyaretiyle ilişkilendirdi.

South China Morning Post, Xi’nin Washington ziyaretinden önce, yönetimin Tayvan’a yönelik büyük çaplı yeni silah satışlarını ertelemeyi değerlendirdiğini bildirmiş; kaynaklar, Pekin’in Xi’nin gezisi sırasında yeni anlaşmaların onaylanmamasını sağlamak için Washington’a gizlice baskı uyguladığını belirtmişti.

14 milyar ABD doları tutarındaki silah paketi, bu yılın başlarında zaten askıya alınmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un silah satışlarını değerlendirirken kendi askeri ihtiyaçlarını, üretim kapasitesini ve silah stoklarını yenileme gerekliliğini de göz önünde bulundurması gerektiğini vurgulamıştı.

Geçen hafta Trump ile yapılan zirve sırasında Xi, ABD’nin “Tayvan bağımsızlığına” karşı çıkacağını ve Tayvan meselesini ihtiyatla ele alacağını umduğunu yineledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, zirvenin ardından Tayvan’a yönelik genel ABD politikasının değişmediğini vurgulamaya çalıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO’nun Kafkasya’daki genişlemesine Fransız-Türk anlaşmazlığı engel oluyor

Yayınlanma

NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan ile işbirliğini güçlendirme çabası, Fransa ile Türkiye arasındaki gerginlik nedeniyle tıkanma noktasına geldi.

POLITICO’ya konuşan üç NATO diplomatına göre, Fransa, bir Fransız vatandaşının tutuklanmasını temel gerekçe göstererek Bakü ile yeni bir ortaklık planını onaylamayı reddetti.

Buna karşılık Türkiye de, yakın müttefiki Azerbaycan’a dayanışma göstermek amacıyla Ermenistan’ın planının yenilenmesini engelledi.

Beş NATO diplomatı, iki Kafkas ülkesinin tatbikatlar, askeri eğitim ve diğer alanlarda NATO ile daha derin bir işbirliği arayışında olduğunu belirtti.

Sonuç olarak, her iki plan da bir yılı aşkın süredir belirsizlik içinde kaldı.

Aylar süren NATO anlaşmazlığı, geçen hafta Fransa’nın Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarının yenilenmesini engellemesinin ardından yeni bir aciliyet kazandı.

Paris, Brüksel’in Rus-Özbek milyarder Alişer Usmanov’a yönelik kısıtlamaları kaldırmasının ardından itirazını geri çekti.

Bu da Azerbaycan’ı, bir Fransız vatandaşı da dahil olmak üzere birkaç tutukluyu serbest bırakmaya sevk etti.

Geçen çarşamba günü Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in tutukluları serbest bırakmasının ardından Fransa, NATO ile Bakü arasındaki bağların güçlendirilmesine yönelik vetosunu kaldırması yönünde baskı altında bulunuyor.

NATO diplomatlarından biri, “Eğer veto hakkını kaldırmazlarsa, bu ne sağlam bir siyasi hamle olur ne de ittifakın çıkarları doğrultusunda hareket eden bir müttefik olarak kendilerini göstermiş olurlar. Ermenistan için bu çok tehlikeli; onların yakınımızda olmasının iyi olduğunu düşünüyoruz,” dedi.

İkinci bir NATO diplomatı ise şöyle konuştu: “Bir hayal kırıklığı var: İkili meseleler için NATO’yu kullanmayı bırakın.”

Hem Ermenistan hem de Azerbaycan, son yıllarda Rusya ile ilişkilerini soğutmuş durumda ve Avrupa ile bağlarını derinleştirmeye çalışıyor.

Erivan, Moskova liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO) savunma ittifakındaki üyeliğini askıya aldı, AB üyeliği lehine bir yasa kabul etti ve buna karşılık Moskova’dan ticaret kısıtlamaları ve sert eleştirilerle karşı karşıya kaldı.

Fransa uzun süredir Ermenistan ile yakın ilişkiler sürdürürken, Bakü ise bölgedeki Rus etkisini dengelemek için Türkiye ile olan yakın ittifakına güveniyor.

Bir Türk yetkili, “Mesele kesinlikle bir Türkiye-Fransa ya da Türkiye-Ermenistan kavgası değil,” diyerek şunları ekledi:

“Her ikisinin de erken onaylanmasını sağlamak amacıyla, Ermenistan ve Azerbaycan’ın ITPP [Bireysel Olarak Uyarlanmış Ortaklık Programları] belgelerini birlikte onaylamaya oldukça uzun bir süredir hazırız.”

NATO’nun ITTP ortaklıkları, ittifakın NATO üyesi olmayan ülkelerle siyasi diyalog ve askeri işbirliği için kullandığı başlıca araç.

Bu programlar dört yılda bir yenilenir ve hedeflerinin düzeyi, yararlanıcı ülkelerin ittifakla entegre olma isteğine bağlı.

Üç diplomat, yeni planlara ilişkin müzakerelerin neredeyse sonuçlandırılmak üzere olmasına rağmen, yaşanan gecikme nedeniyle NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan’ın güncelliğini yitirmiş ortaklıklarını geçici olarak uzatmak zorunda kaldığını belirtti.

Yeni planlar, bu ülkelerin ortak askeri tatbikatlara katılımına olanak tanıyacak, ordular arası eğitimi artıracak ve yerel İngilizce derslerinin düzenlenmesine kadar uzanan kültürel işbirliğini yoğunlaştıracak.

Bazıları, Erivan’ın dış politikasını Rusya’dan uzaklaştırmak için aldığı riskler göz önüne alındığında, bu gecikmenin Ermenistan’ın Batı ile yeniden yakınlaşma çabasını da engelleyebileceğinden endişe duyuyor.

“Bu bir endişe kaynağı… Bazı ülkelerde beklentiler yaratıyoruz, sonra da bunları karşılayamıyoruz — bu da daha sonra kızgınlığa yol açabilir,” diyen üçüncü NATO diplomatı, Bakü ve Erivan’ı ittifaka yaklaştırmanın her iki ülke arasındaki kırılgan barışı pekiştirmeye yardımcı olabileceğini de sözlerine ekledi.

Diplomat, “Artık iki ülke arasında barış olduğu için, bu NATO’nun onları daha fazla kendi tarafımıza çekmesi için iyi bir fırsat,” diye ekledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English