Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Amerikalı yapay zeka şirketleri, Gazze’nin savaş sonrası gözetim altyapısını planlıyor

Yayınlanma

Amerikan yapay zeka ve gözetim şirketleri Palantir ve Dataminr, İsrail’in güneyinde kurulan bir askeri koordinasyon merkezinde Gazze’nin savaş sonrası yönetimi için aktif rol alıyor. Donald Trump’ın “barış planı” çerçevesinde şekillenen bu yapı, bölgede yapay zeka destekli tam gözetim ve kontrol üzerine kurulu yeni bir işgal modeli oluşturuyor.

Ekim ayının ortasından bu yana yaklaşık 200 Amerikan askeri personeli, Gazze Şeridi’nin kuzey ucuna 20 kilometre mesafedeki bir depoda görev yapıyor.

Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi (CMCC) olarak adlandırılan bu yapı, görünüşte eski Başkan Donald Trump’ın 20 maddelik “barış planını” hayata geçirmek amacıyla kuruldu.

Planın ilan edilen hedefleri arasında Hamas’ın silahsızlandırılması, Gazze’nin yeniden imarı ve Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkıyla devletleşme yolunda ilerlemesi bulunuyor.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi de geçen hafta bu plana onay verdi.

Ancak Gazze’nin geleceğine ilişkin bu görüşmelerde hiçbir Filistinli yapı yer almıyor.

Buna karşılık, Beyaz Saray’ın savaş sonrası Şerit tasarımı içinde en az iki Amerikan özel gözetim şirketi şimdiden kendine yer bulmuş durumda.

Savaş sonrası tasarımda iki Amerikan gözetim şirketi

+972 Magazine‘in ulaştığı belgelere göre, merkezde bir “Maven Saha Hizmet Temsilcisi” bulunuyor.

Amerikan teknoloji şirketi Palantir tarafından geliştirilen Maven projesi, savaş bölgelerinden toplanan gözetim verilerini analiz ederek ölümcül hava saldırıları da dahil olmak üzere Amerikan askeri operasyonlarını hızlandırmayı amaçlıyor.

Platform; uydu, casus uçak, insansız hava aracı (İHA), ele geçirilen iletişim kayıtları ve internet verilerini bir araya getirerek bunları “komutanlar ile destek birimleri için ortak, aranabilir bir uygulamada paketliyor”.

Amerikan ordusu, Maven’i “yapay zeka destekli muharebe alanı platformu” olarak nitelendiriyor. Bu sistem daha önce Yemen, Suriye ve Irak’taki Amerikan hava saldırılarına rehberlik etti.

Palantir, teknolojisini askeri hedeflerin belirlenip bombalanması sürecini kısalttığı iddiasıyla pazarlıyor. Şirketin teknoloji müdürü bu süreci kısa süre önce “öldürme zincirini optimize etmek” olarak tanımlamıştı.

Palantir, yaz aylarında Amerikan silahlı kuvvetleri için Maven platformunu güncellemek ve geliştirmek üzere 10 milyar dolarlık bir sözleşme imzaladı. Şirket, Ocak 2024’ten bu yana İsrail ordusuyla da yakın bir iş birliği içinde ve taraflar “savaşla ilgili görevler” için stratejik ortaklık anlaşması yaptı.

Savaş suçu ve soykırım suçlamalarına rağmen İsrail’e bağlılığını açıklayan Palantir CEO’su Alex Karp, şirketinin “tamamen uyanıklık karşıtı” olduğunu söylemişti.

Sosyal medya izleme uzmanı Dataminr de devrede

Merkezdeki sunumlarda adı geçen bir diğer Amerikan gözetim şirketi ise Dataminr oldu.

Bu yapay zeka girişimi, X (eski adıyla Twitter) gibi sosyal medya platformlarıyla kurduğu yakın ilişkiler sayesinde devletlerin ve şirketlerin internet kullanıcılarını izlemesine olanak tanıyor.

Şirket, hizmetini “gerçek zamanlı olay, tehdit ve risk istihbaratı” olarak tanıtıyor.

Dataminr, 2010’ların ortasında FBI’a Twitter’ın tüm kullanıcı verilerine erişim sağlayarak “suç ve terör faaliyetlerini” izleme hizmeti sunmaya başladı.

Şirket, kolluk kuvvetlerine herhangi bir sosyal medya kullanıcısının “geçmiş dijital faaliyetlerini” tarama ve “kişinin diğer kullanıcılarla bağlantılarını” keşfetme imkanı verdi.

O dönemde Twitter, yüzde 5’ine sahip olduğu Dataminr’i “resmi ortak” olarak nitelendiriyordu. CIA’nın risk sermayesi fonu In-Q-Tel de şirketin ilk yatırımcıları arasındaydı.

O tarihten bu yana Dataminr, Amerikan ordusu ve ülke genelindeki kolluk birimleriyle yakın çalıştı.

Trump döneminde Black Lives Matter protestolarını takip eden şirket, Biden döneminde ise kürtaj hakkı eylemcilerini izlemek için kullanıldı.

Bu yılın mart ayında Los Angeles Polis Departmanı, Gazze’de ateşkes talep eden protestocuları gözetlemek için Dataminr’den yararlandı

Yapay zeka güdümlü yeni gözetim rejimi

Palantir ve Dataminr’in merkezdeki varlığı, Trump planında Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkından belirsiz bir şekilde bahsedilmesine rağmen, İsrail’in Gazze üzerindeki kontrolünün derinleşerek süreceğini gösteriyor.

Savaş sonrası güvenlik mimarisinin merkezinde yapay zeka destekli gözetim ve silah sistemleri yer alacak.

Sözde ateşkesin ilk altı haftası, sahadaki Filistinliler için gelecekteki tabloyu özetliyor. CMCC’deki Amerikan askeri yetkilileri, İsrail askerlerini gerçek zamanlı olarak izliyor.

Ancak Gazze Sağlık Bakanlığına göre, 10 Ekim’de yürürlüğe giren anlaşmadan bu yana İsrail askerleri 340’tan fazla Filistinliyi öldürdü.

Han Yunus’taki Nasır Hastanesi hemşirelik direktörü Muhammed Sakr, bu hafta The Guardian‘a yaptığı açıklamada, “Ateşkesten önceki dönemden pek farkı yok” dedi ve ekledi: “Ne yazık ki bombardıman hâlâ sürüyor”.

‘Güvenli topluluklar’ planı

Trump planı çerçevesinde ABD, adı açıklanmayan ülkelerden askerlerin oluşturacağı bir Uluslararası İstikrar Gücü’nün (ISF) kurulmasını denetleyecek.

Palantir’in Maven sistemi ile Dataminr platformları, ABD ve ISF’ye İsrail’in cephaneliğindeki temel unsurlarla kıyaslanabilir yetenekler sağlayacak.

Bu teknolojiler, İsrail’in savaşın başından beri kullandığı yapay zeka destekli hedefleme ve sosyal medya izleme sistemlerini yansıtıyor.

ABD’nin geçmişte Filistin topraklarındaki İsrail gözetim çabalarını desteklediği düşünüldüğünde, bu şirketlerin topladığı verilerin yalnızca Washington’ın kontrolünde kalması beklenmiyor.

2013’te Edward Snowden’ın sızdırdığı belgeler, NSA’nın İsrail istihbaratına Filistinli sivillere ilişkin ham istihbarat aktardığını ortaya koymuştu.

New York Times‘a göre, iki ülkenin istihbarat teşkilatları 7 Ekim’den bu yana iş birliğini daha da derinleştirdi.

Planın temel önerilerinden biri, Hamas kontrolündeki bölgelerdeki Filistinlilerin “Alternatif Güvenli Topluluklar” olarak adlandırılan yerleşkelere kitlesel olarak nakledilmesi.

Her biri yaklaşık 25 bin Gazzeliye ev sahipliği yapacak bu yerleşkeler, devriye yolları, çitler ve gözetim kameralarıyla çevrilecek.

İsrail, bu yerleşkelere girişin iç güvenlik teşkilatı Şin Bet’in onayıyla yapılmasını ve temel kriterin kişinin ya da akrabalarının Hamas’la bağı olup olmaması gerektiğini belirtiyor.

Fakat Hamas’ın 2007’den beri Gazze’yi yönetmesi nedeniyle yüz binlerce kamu çalışanının örgütle bağı bulunuyor.

Yeni işgal modeli: Dış kaynak kullanımı

Trump planında İsrail’in aşırı sağcı hükümetini rahatsız eden madde, İsrail ordusunun Gazze Şeridi üzerindeki kontrolünün aşamalı olarak kaldırılacağı ve bir Filistin devletinin kurulmasının kolaylaştırılacağına dair muğlak vaat.

Ancak geçmiş deneyimler, bu tür planların İsrail’in işgal altındaki topraklar üzerindeki hakimiyetini daha da pekiştirdiğini gösteriyor.

1990’lardaki Oslo Anlaşmaları, İsrail’in Filistin telekomünikasyon altyapısı üzerindeki kontrolünü kalıcı hale getirmişti.

İsrail’in 2005’teki Gazze’den “çekilmesi” ise askeri kontrolü havadan gözetim ve hedefli suikast politikasıyla sürdürmüş, bu durum o dönem “havadan uygulanan işgal” olarak tanımlanmıştı.

CMCC’deki yetkililer şimdi Gazze üzerinde İsrail kontrolünün yeni bir paradigmasını şekillendiriyor; bu kez iş Amerikan askeri güçlerine ve özel sektör ortaklarına devrediliyor.

Palantir ve Dataminr gibi şirketler, yeni askeri teknolojileri geliştirmek için veri toplarken, İsrail ordusu da istihbarat paylaşımı yoluyla Şerit’i kontrol altında tutmayı hedefliyor.

Son on yılda, özellikle 7 Ekim’den bu yana Palantir, Dataminr, Microsoft, Google ve Amazon gibi Amerikan şirketleri, savaşı bir yatırım ve büyüme fırsatı olarak gördü.

İsrail’in Gazze üzerindeki denetimsiz gücü, bölgeyi militarize olan yapay zeka endüstrisi için ideal bir kuluçka merkezine dönüştürdü.

Amerikan yetkililer, CMCC’yi “kaotik bir start-up” olarak tanımlarken, askeri teknoloji endüstrisinin kurumsal çıkarları bölgenin siyasi gerçekliğine kalıcı olarak kazınıyor.

Ortadoğu

Kuveyt iki İranlı diplomatı istenmeyen kişi ilan etti

Yayınlanma

Kuveyt, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarının ardından iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” ilan etti ve ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verdi. İran ise ABD’nin son saldırılarında Kuveyt ve Bahreyn topraklarının kullanıldığını belirterek iki ülkenin siyasi liderliğini doğrudan sorumlu tuttu.

Kuveyt Dışişleri Bakanlığı, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarına tepki olarak iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan etti. Diplomatlara ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verildi.

Bakanlık, iki İranlı diplomatik personelin görevine son verildiğini ve sınır dışı edilmelerine karar verildiğini açıkladı. Dışişleri Bakan Yardımcısı Hamad Süleyman el-Maşan, İran’ın Kuveyt Maslahatgüzarı Hamid Yakubi Far’ı bakanlığa çağırdı ve saldırıları kınayan resmi protesto notasını kendisine iletti.

Kuveyt yönetimi, füze saldırılarının ülkenin egemenlik haklarını ihlal ettiğini belirtti. Yetkililer, Kuveyt’in kendisini savunma konusunda “tam ve doğal bir hakka” sahip olduğunu vurguladı.

İran tarafı ise operasyonun, kendisine yönelik düşmanca eylemlerde kullanılan yabancı askeri unsurlara ev sahipliği yapan Kuveyt’e karşı “meşru bir yanıt” olduğunu ifade etti.

Saldırılar havalimanı ve askeri tesislerin yakınlarını vurdu

İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından düzenlenen saldırıların, batılı güçlerin lojistik merkezi olarak değerlendirilen Kuveyt Uluslararası Havalimanı çevresi dahil kritik stratejik tesisleri hedef aldığı bildirildi.

Kuveytli yetkililer, havalimanındaki Terminal 1’in füze saldırıları nedeniyle ağır hasar gördüğünü açıkladı. Yetkililer, saldırılarda 1 kişinin hayatını kaybettiğini, 63 kişinin yaralandığını bildirdi.

İran füzelerinin asıl hedefinin ise İran’a yönelik hava saldırılarında kullanıldığı belirtilen Ali el-Salem ve Arifcan hava üsleri olduğu kaydedildi.

Bu nedenle, sivil havalimanında meydana gelen ağır hasarın, İran füzelerini önlemeye çalışırken başarısız olan Kuveyt hava savunma sistemine ait bir önleme füzesinden kaynaklanmış olabileceği ihtimali gündeme geldi.

Aynı gece İran Devrim Muhafızları’nın Kuveyt ile eş zamanlı olarak Bahreyn’deki hedeflere de füze fırlattığı aktarıldı.

İran Kuveyt ve Bahreyn’i sorumlu tuttu

İran Dışişleri Bakanlığı, ABD ordusunun Keşm Adası’ndaki bir telekomünikasyon kulesi ile Hürmüz Boğazı’ndaki bir petrol tankerini hedef alan son bombardımanlarına tepki gösterdi.

Bakanlık, ABD uçakları ile füzelerinin Bahreyn ve Kuveyt topraklarından çıkış yaptığını tespit ettiklerini açıkladı. İran, her iki ülkenin siyasi liderliğini bu saldırılardan doğrudan sorumlu tuttuğunu bildirdi.

İran Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin söz konusu eylemlerinin 8 Nisan’da sağlanan ateşkesi açık biçimde ihlal ettiğini belirtti. Bakanlık ayrıca bu saldırıların Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ulusal egemenliği güvence altına alan 2. Maddesinin 4. Fıkrasına aykırı olduğunu ifade etti.

Tahran yönetimi, gelecekte yaşanabilecek herhangi bir saldırganlığa karşı, saldırının çıkış noktası olan ülkeleri doğrudan hedef alacak şekilde tüm savunma kapasitesini seferber edeceği uyarısında bulundu.

Şubat ayı sonlarında İran’a karşı başlayan ABD-İsrail savaşı bölgedeki gerilimi yüksek seviyede tutmayı sürdürüyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail’in Lübnan saldırılarında can kayıpları artıyor

Yayınlanma

ABD’nin tek taraflı ateşkes ilan etmesinin üçüncü gününde, İsrail ordusu Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı. Ülkenin güneyindeki bombardımanlarda aralarında bir ilkyardım görevlisinin de bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybederken, Washington’da yürütülen diplomatik görüşmelerde askeri hareket özgürlüğü dayatması pürüz yaratmaya devam ediyor.

İsrail ordusu, Washington’ın tek taraflı ateşkes ilanının ardından Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı.

Son olarak başkent Beyrut’un hemen güneyindeki Halde otoyolunda seyir halindeki bir araç insansız hava aracı (İHA) tarafından vurulurken, ülkenin güneyindeki bombardımanlarda en az yedi kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı.

İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri tırmanışı, ABD’nin tek taraflı ateşkes açıklamasına rağmen 3 Haziran’da da hız kesmeden devam etti. Tel Aviv yönetimi, ülkenin güneyi başta olmak üzere birçok bölgede düzenlediği bombardımanları ve yoğun hava saldırılarını artırdı.

Çarşamba günü öğle saatlerinde, başkent Beyrut’un hemen güneyinde yer alan Halde otoyolundaki bir araç, İsrail İHA’sı tarafından hedef alındı. Saldırıda bir kişinin yaralandığı bildirildi.

Ülkenin güneyindeki el-Huş kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında ise en az altı sivil hayatını kaybetti. Ayrıca, Arabsalim köyüne yönelik bir başka İHA saldırısında, er-Risale İzciler Derneği’ne bağlı ilkyardım görevlisi Ali Selman Nasr öldü.

Bu son kayıpla birlikte, 2 Mart’tan bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Lübnanlı ilkyardım ve arama kurtarma görevlisi sayısının en az 134’e yükseldiği belirtildi.

Güneydeki Kevseriyet el-Riz ve Zirariye kasabaları da gün içinde düzenlenen iki ayrı hava saldırısının hedefi oldu. Halde otoyolundaki saldırı öncesinde, güney bölgelerinde en az beş aracın daha İsrail İHA’ları tarafından vurulduğu aktarıldı. Sur, Nebatiye ve güneyin diğer bölgelerinde yıkıcı hava saldırıları ile yoğun topçu atışları gün boyu kesintisiz sürdü.

Tel Aviv yönetimi, çarşamba sabahından itibaren Lübnan’ın güneyindeki Arzi, Kevseriyet el-Riz, Zirariye, Cbaa, Humin el-Fevka, İrkay ve Harayeb’in bir kısmını kapsayan üç yeni zorunlu tahliye emri yayımladı.

Bölge sakinlerine, planlanan hava saldırıları öncesinde evlerini derhal terk etmeleri yönünde uyarılarda bulunuldu.

İsrail’in bu aralıksız saldırıları, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da yürütülen doğrudan görüşmelerin ikinci gününde meydana geldi.

Söz konusu doğrudan müzakerelerin yürütülmesi, Lübnan yasalarına aykırı olması gerekçesiyle iç kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getiriyor.

Diğer taraftan Hizbullah, Lübnan’ın güneyindeki İsrail askeri birliklerine karşı eylemlerini sürdürüyor.

Bununla birlikte direniş güçlerinin sınır ötesi operasyonlarını büyük ölçüde azalttığı, son iki günde ise yalnızca Kiryat Şimona bölgesine yönelik birkaç şüpheli İHA sızması gerçekleştirdiği bildiriliyor.

Diplomatik temaslar ve hareket özgürlüğü şartı

ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi geç saatlerde Lübnan’da tek taraflı bir ateşkes ilan etmişti. Bu ilan, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerinin tamamı için tahliye emri çıkararak başkente yönelik büyük bir bombardıman dalgası tehdidinde bulunmasından birkaç saat sonra gelmişti.

Ancak Tel Aviv’in, İran’ın Washington ile görüşmeleri sonlandırma ve İsrail’i yeniden vurma tehditleri üzerine ABD’den gelen baskıyla bu planlanan büyük saldırıdan geri adım atmak durumunda kaldığı ifade ediliyor.

Washington yönetimi ve Lübnan’ın ABD Büyükelçiliği, Hizbullah’ın karşılıklı saldırıların durdurulmasını öngören ABD teklifini kabul ettiğini öne sürdü.

Bu teklife göre İsrail sadece başkent Beyrut’a saldırmaktan kaçınacak, buna karşılık Hizbullah da İsrail topraklarına yönelik eylemlerine son verecekti.

Ancak Hizbullah yönetimi ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri bu kısmi teklifi reddederek, tüm Lübnan topraklarını kapsayacak eksiksiz ve topyekûn bir ateşkes talebini yineledi.

İsrail ise Hizbullah’ın operasyonları tamamen durmadığı takdirde Beyrut’a yönelik askeri harekat planını devreye sokacağını belirtiyor.

Tel Aviv ayrıca, varılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasında Lübnan topraklarında askeri açıdan “hareket özgürlüğü” talep ediyor. Bu şart, egemenlik ihlali oluşturduğu gerekçesiyle Lübnan tarafınca tamamen reddediliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD, Hürmüz’de gizli taktiğe geçti

Yayınlanma

ABD ordusunun, Hürmüz Boğazı’nda gemilere refakat etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” askıya alınmasına rağmen bölgedeki ticari gemilere yardım etmeyi sürdürdüğü ancak bu faaliyetleri artık gizli tuttuğu bildirildi. Bloomberg’in askeri kaynaklara dayandırdığı habere göre, ABD güçleri doğrudan eşlik etmek yerine bölgede uzaktan koordinasyon, gözetleme ve anlık müdahale taktiklerini devreye soktu.

ABD Deniz Kuvvetleri, Washington’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemilere eşlik etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” adlı girişimi durdurma kararının ardından, bölgeden geçen gemilere yardım etmeye devam ediyor.

Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Amerikan ordusu bu faaliyetlerini artık kamuoyuna duyurmaktan kaçınıyor.

Bloomberg’in verileri ve ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) açıklamalarından derlenen bilgilere göre, boğazdan geçen ticari gemiler İran mayınlarından kaçınmak için transponder cihazlarını kapatıyor ve güneye, Umman kıyılarına daha yakın rotalar izliyor. Amerikan askeri unsurları ise bu süreçte gemilere destek sağlıyor.

CENTCOM Halkla İlişkiler Direktörü Deniz Albay Tim Hawkins pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Amerikan kuvvetleri gemilere doğrudan refakat etmese de bölgesel ve küresel ekonomi için hayati bir uluslararası koridor olan Hürmüz Boğazı’ndan engelsiz ve güvenli bir şekilde geçmek isteyen ticari gemilerle iletişim kurmaya ve koordinasyon sağlamaya devam ediyoruz” dedi.

Bloomberg, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin bölgedeki adımları sayesinde Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin eninde sonunda normale döneceğini belirttiğine dikkat çekti.

Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, Amerikan kuvvetlerinin bölgedeki güncel taktiğini şu sözlerle açıkladı:

“Eğer ticari gemiler İran’ın karşı kıyısı boyunca ilerler ve transponderlarını kapatırlarsa, İran güçlerinin bu hareketliliği tespit etmek ve insansız hava araçları veya füzelerle saldırı düzenlemek için radarlar ya da gözlemciler kullanması gerekir. ABD Deniz Kuvvetleri ise bu faaliyetleri tespit edebilir ve İran ünitelerine misilleme saldırısı düzenleyebilir.”

Nitekim iki taşımacılık şirketi, boğazdan geçiş yaptıkları sırada gemilerinden birine İran’a ait hızlı hücum botlarının yaklaştığını, bu sırada helikopterlerin ortaya çıkarak botları bölgeden uzaklaştırdığını bildirdi.

Şirket yetkilileri, geçiş sürecinde ABD ordusuyla iletişim halinde olduklarını teyit etti.

CENTCOM’un salı akşamı yaptığı açıklama da ABD’nin bölgedeki aktif varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Komutanlık, bölge sularında yasal olarak seyreden sivil denizcileri hedef alan İran insansız hava araçlarının imha edildiğini duyurdu.

Denizcilik Ligi Deniz Stratejileri Merkezi uzmanı Steve Wills, ABD ordusunun hava ve füze savunmasını entegre eden modern AEGIS komuta kontrol sistemiyle donatılmış savaş gemilerini ve E-2D erken uyarı uçaklarını kullanarak gemi koruma faaliyetlerini koordine edebileceğini ekledi.

Wills, bu sistemlerin bölgede kapsamlı bir görüş sağladığını ve Hürmüz Boğazı üzerinde bir tür uzaktan fakat doğrudan gözetleme imkanı sunduğunu ifade etti.

Bloomberg, ABD Deniz Kuvvetlerinin mevcut aşamadaki adımlarının, Tahran’ın sert direnişiyle karşılaşan “Özgürlük Projesi”ne kıyasla taktiksel bir değişiklik gösterdiğini belirtiyor.

“Özgürlük Projesi” askıya alınmıştı

ABD Başkanı Donald Trump, 4 Mayıs gecesi yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Basra Körfezi’nde mahsur kalan ticari gemilerin geçiş özgürlüğünü güvence altına alacaklarını duyurmuştu.

Trump, Ortadoğu’daki çatışmalara doğrudan dahil olmayan birçok ülkenin ABD’den bu yönde talepte bulunduğunu belirtmişti. “Özgürlük Projesi” adı verilen operasyon, bu açıklamanın ertesi sabahı başlatılmıştı.

Ancak Trump, 6 Mayıs’ta operasyonu askıya aldı. Kararını Pakistan ve diğer ülkelerden gelen taleplere bağlayan Trump, İran’a karşı yürütülen kampanyadaki “büyük askeri başarıları” ve Tahran ile nihai bir anlaşmaya varılması konusundaki “önemli ilerlemeyi” gerekçe gösterdi.

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ise 18 Mayıs’ta Hürmüz Boğazı’nı yönetmek üzere devlet düzeyinde yeni bir kurum kurulduğunu açıkladı.

Bu kurumun, boğazdaki operasyonlara ilişkin gerçek zamanlı güncel bilgiler paylaşacağı belirtildi. İran parlamentosundan yapılan açıklamada ise Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğini yönetmek için profesyonel bir mekanizma hazırlandığı ve bu rotanın “Özgürlük Projesi”ne katılan ülkelere kapatılacağı vurgulandı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English