Ortadoğu
Kudva: ‘Arafat hayatta olsaydı, omzunda kalaşnikofla Gazze’de olurdu’

Filistin’in efsanevi lideri Yaser Arafat’ın yeğeni ve eski Dışişleri Bakanı Nasır el-Kudva, Majalla’ya verdiği demeçte Gazze’de devam eden savaşın Netanyahu’nun görevden ayrılması ve “yeni bir Hamas” da dahil büyük değişikliklere yol açacağını söyledi.
Majalla’ya göre Eski El Fetih yöneticilerinden Kudva, bazı yorumculara göre şu an siyasi anlaşmazlık yaşadığı Mahmud Abbas’ın halefi, Filistin Yönetimi’nin gelecekteki başkanı olarak görülüyor. Kudva, devam eden Gazze savaşı ve Filistin siyasetine olası etkileriyle ilgili Majalla’dan İbrahim Hamidi’nin sorularını yanıtladı.
Kudva, İsrail’in uyguladığı politika ve eylemlerinden göründüğü kadarıyla hızlı bir şekilde sona ermesi ihtimalinin zayıf olduğuna dikkat çekti, “İsrail tarafından atılan adımlar, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun öne sürdüğü gibi yalnızca Hamas’ı hedef almıyor. Filistinli sivillere odaklanarak tüm Filistin nüfusunu etkileyen sürekli bir eylem gibi görünüyor. Bu model daha önceki çatışmalarda da tekrarlanmıştı, ancak mevcut çatışma, İsrail işgal güçlerinin cephaneliğindeki mevcut tüm savaş araçlarını kullanarak daha yüksek bir şiddet seviyesi sergiliyor” dedi.
Kudva, çok sayıda Batılı ülkenin İsrail’in yanında tereddütsüz bir şekilde yer alması ve bazılarının aktif olarak destek ve onay vermesi nedeniyle Filistin davasına sempati duyan çeşitli uluslararası aktörlerin çatışmaları sona erdirmesinin zorlaştığını söyledi.
Kudva, “Gazze’de yaşananlar ile yeni bir dünya düzeninin ortaya çıkmasının neden olduğu jeopolitik gerginlikler arasındaki bağlantıyı nasıl yorumluyorsunuz” sorusunu şöyle yanıtladı: “Kuşkusuz bir bağlantı var. Gazze’de yaşananlar Ortadoğu bölgesine kimin hâkim olacağını doğrudan etkiliyor ve İsrail de bunu yapmaya çalışıyor.
“İsrail’in gündeminin bir parçası da 7 Ekim’de kaybettiği prestij ve gücü yeniden kazanmak. İsrail bir kez daha bu bölgeyi siyasi ve ekonomik olarak kontrol etmeyi hedefliyor. Araplar kendi kaderleri ve bölgenin geleceği konusunda karar verici olmak istiyorlarsa, öncelikle neler olup bittiği konusunda net bir duruş sergilemelidirler. Dahası, dümeninde net bir ülke ya da kuruluşun olmadığı bu sürekli gelişen dünya, gündemini ve duruşunu dayatan güçleri, ülkeleri ve partileri daha fazla dinleyecek, daha fazla saygı duyacak ve uluslararası sahnede bu duruşlara saygı duyulması gerekliliğini dayatacaktır. Hoşumuza gitsin ya da gitmesin, yaşananlar hiç kuşkusuz genel küresel durumla ve uluslararası sistemin geleceğiyle, özellikle de Orta Doğu bölgesinin geleceğiyle ilgilidir ve bunları etkilemektedir.”
Savaş sonrası Gazze’nin geleceğinin siyasi olarak nasıl şekilleneceği ile ilgili soruya Kudva özetle şöyle yanıt verdi: “Belki spesifik detaylara girmek için henüz erken ama deneyimlerimize dayanarak çeşitli alternatifleri düşünmeye ve araştırmaya başlamak her zaman uygundur. Bana göre yaşananlar üç alanda değişiklikle sonuçlanacak:
“Birincisi, mevcut İsrail hükümeti değişecek. Bu noktada Netanyahu’nun iktidar süresinin dolduğuna inanıyorum, ancak bu yine de İsrail’in konuyla ilgili tutumuna ve İsrailli seçmenlerin kararına bağlı ve bu konuya müdahale etmek ne bana ne de bir başkasına düşer. Ancak, mantıken konuşmak gerekirse, ufukta böyle bir değişiklik olabilir.”
“Filistin Otoritesi şu anki haliyle Gazze’ye ayak bile basamaz”
“İkinci olarak, Filistin liderliğinde bir değişikliğe ihtiyaç var. Bir süredir Filistin liderliğinin değişmesi yönünde bir çağrı var ve Başkan Abbas’ın girdiği tek seçimin 2005 yılında olduğunu hatırlatmak isterim. Seçimleri engelliyorlar ve sonra Abbas’ın hala ilk döneminde olduğunu ve başkan doksanlı yaşlarına yaklaşırken önünde daha çok zaman olduğunu iddia ediyorlar. Yönetim başarısızlığı ve anayasal konular hakkında daha fazla ayrıntıya girmek istemiyorum. Bununla birlikte, değişimin olması gerektiğini ve özellikle Gazze Şeridi’ndeki mevcut durum göz önüne alındığında bunun gerekli olduğuna inanıyorum.
“Bence mevcut Otorite, şu anki haliyle ve başındaki kişilerle, şu anda gereken büyük görevleri yerine getirmek bir yana, Gazze Şeridi’ne ayak bile basamaz.
“Elbette Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nin birliğini korumalı ve herhangi bir siyasi sürecin nihai sonucunu belirleyecek bir siyasi çerçevenin gerekliliğini en ufak bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde talep etmeliyiz. Burada, bir Filistin devletinin varlığının ve Filistin ile İsrail arasında karşılıklı tanıma anlaşmasının önemini vurguluyorum. Anlaşmanın ne zaman hayata geçirileceğinden bağımsız olarak, en başından itibaren tüm tarafların bu yönde bir taahhüdü olmalıdır. Bu taahhüt en başından itibaren açık ve kararlı olmalıdır.”
“Hamas ortak siyasi duruşa uyum sağlamalı”
“…yeni bir Hamas ortaya çıkacaktır. İsrail’in kendisi için belirlediği Hamas’ı bitirme hedefinde başarısız olacağına inanıyorum. Bu gerçekleşmeyecek çünkü Hamas bir grubun ötesinde Filistin halkı arasında var olan bir fikir ve ideolojidir ve İsrail’in hedefinin başarıya ulaşması neredeyse imkansızdır.
“Yine de İsrail Hamas’a zarar verebilir ve onu askeri ve siyasi olarak önemli ölçüde zayıflatabilir.
“Mantıken, Hamas açısından ve yeni Filistin siyasi sistemini denetleyenler açısından, siyasi yapıda, Hamas’ın vizyonunda ve Hamas’ın Filistin siyasi sistemine asimile olma ve diğer hususların yanı sıra FKÖ ve ortak siyasi duruşla uyum sağlama derecesinde bir değişiklik olmalı. Bu zor olacak ancak bunu empoze etmeye çalışmalıyız ve bunun çok önemli olduğuna inanıyorum. Bazı dış taraflarca yayılan retoriğe kapılmamalıyız.”
“Gazze’yi Filistinliler yönetecek”
Netanyahu’nun Gazze’de belirsiz süre güvenlik için kalabilecekleri açıklamasıyla ilgili Kudva, “İsrailliler Gazze’de kalamayacaklar ve zaten acı bir deneyim yaşadılar. Gazze halkı İsrail varlığının bu kadar kolay devam etmesine izin vermeyecek. Netanyahu Hamas’ı yok edebileceğini ve Gazze Şeridi’nde kalabileceğini düşünse bile işler onun istediği gibi gelişmeyecek” dedi.
ABD’nin uluslararası güvenlik gücü önerisini saçma olarak değerlendiren Kudva, “Burası Filistin toprağı ve Filistin halkı sadece Filistinliler tarafından yönetilmeyi kabul eder” ifadelerini kullandı.
“Yeni el Fetih, yeni Hamas…”
“FKÖ’nün yeni bir El Fetih ve yeni bir Hamas ile yeniden yapılandırılmasını mı öneriyorsunuz? Ve Gazze’yi Hamas mı yoksa yeni FKÖ mü yönetmeli” sorusu üzerine Kudva şunları söyledi: “Ben bu tartışmayı FKÖ ile ilgili olarak değil Otorite ile ilgili olarak öneriyorum. Evet, yeni bir El Fetih ve yeni bir Hamas olmalı ve bunlar, görevde kalsa bile Başkan Abbas’ın doğrudan kontrolü dışında olması gereken yeni Filistin hükümetine ciddi bir şekilde dahil edilmelidir.
“FKÖ’ye gelince, Gazze toparlanır toparlanmaz ve Batı Şeria’da otorite ve hükümet meselesi de dahil olmak üzere bazı sorunlar çözülür çözülmez seçimler yapılmalıdır. Bu seçimler FKÖ’yü yeniden inşa etmenin güvenilir ve yeni bir yoludur çünkü Yasama Konseyi’nin seçilmiş üyeleri Ulusal Konsey’in de üyeleri olacaktır.
Kudva, “Başkan Arafat hâlâ aramızda olsaydı ne yapardı?” sorusuna özetle şöyle yanıt verdi: “Eğer Yaser Arafat yaşasaydı mevcut duruma, özellikle de bu kadar uzayan bölünmeye ulaşmazdık. Bir keresinde eğer Başkan Arafat burada olsaydı ve bölünme gerçekleşseydi, Kalaşnikofunu omzuna koyar, Gazze’ye gelir, halkla buluşur ve onları gerçek Filistin milliyetçileri gibi meseleleri ele almaya çağırırdı demiştim. (…) Muhtemelen birleşik bir ulusal Filistin cephesinin güçlendirilmesi de dahil temel değişiklikleri başlatabilirdi. Arapların duruşunun yeniden şekillendirilmesi için çalışırdı.”
Kudva, “Ebu Ammar bugün Gazze’ye gider miydi” sorusuna da “Belki de öyle yapardı. Şu anda savaşın sancıları içindeyiz ve birinin bu duruma ayak uydurması gerekiyor” şeklinde yanıt verdi.
Ortadoğu
İran, ABD’yi taviz vermeye zorlamak için baskı kampanyasını nasıl genişletiyor?

Körfez yetkilileri ve analistlere göre İran, Orta Doğu’daki ticaret yollarını, deniz taşımacılığı güzergâhlarını ve enerji altyapısını, çatışmanın maliyetini düzenli biçimde artıran baskı noktalarına dönüştürerek Washington’dan daha uzun süre dayanabileceği hesabını yapıyor.
Tahran, tam kapsamlı bir savaşı tetiklemeden çatışmayı lehine çevirmek amaçlayan kontrollü bir tırmanma stratejisi izliyor.
Yetkililere göre bu stratejinin amacı, ABD ile müttefiklerini, krizi kontrol altında tutmanın İran’ın Hürmüz Boğazı’na ilişkin taleplerini kabul etmekten daha maliyetli olduğuna ikna etmek.
Tahran’ın Washington’a verdiği mesaj, İran’a Hürmüz’de daha büyük bir rol tanıyan yeni bir statüko kabul edilmediği takdirde çatışmanın Körfez’in ötesine yayılabileceği yönünde.
İran, birden fazla deniz geçiş noktasını ve enerji tesisini risk altına sokarak gelecekteki olası müzakerelerde elini güçlendirebileceğine inanıyor.
Washington Enstitüsünden Michael Knights, Reuters’a yaptığı açıklamada, “İran en başından beri, tırmanma seçeneklerini zamana yayarak ABD’den daha ileri gitmeye çalıştı. Böylece her hafta gündeme getirebileceği yeni bir unsuru oldu: yeni bir coğrafya, yeni bir silah türü, yeni bir hedef türü,” dedi.
Knights, “İran’ın en büyük avantajı Amerika’ya ya da İsrail’e zarar verebilmesi değil. Asıl büyük avantajı, bölge ülkelerine ve küresel ekonomiye zarar verebilmesi” diye ekledi.
Tehditler Hürmüz’ün ötesine genişliyor
Savaş öncesinde küresel petrol tüketiminin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’ndaki trafiği aksatabildiğini gösteren Tahran, hiçbir stratejik deniz geçiş noktasının dokunulmaz olmadığı mesajını verdi.
Kızıldeniz’e ve Suudi Arabistan’ın enerji altyapısına yönelik tehditler, Washington’ın kesintilere ne ölçüde tahammül edeceğini sınarken küresel ticareti korumanın maliyetini artırmaya dönük daha geniş bir çabaya işaret ediyor.
İran’ın yaklaşımı, bir Körfez kaynağının Devrim Muhafızları komutanları arasında hâkim olduğunu söylediği, “daha fazlasını elde edebilecekleri” inancını yansıtıyor.
İranlı yetkililer, ABD Başkanı Donald Trump’ın kasım ayındaki ara seçimler öncesinde Orta Doğu’daki yeni bir çatışmaya derinlemesine sürüklenmek istemediğini düşündükleri için bir fırsat gördüklerine inanıyor.
Reuters’a konuşan Körfez kaynağı, “İranlılar, savaşı genişleterek ve baskıyı artırarak Trump’ın sonunda geri adım atacağına inanıyor,” dedi.
Financial Times: İran, ABD karşısında inisiyatifi ele geçirdi
Taviz koparmak için tırmandırma
Analistlere göre, Tahran’ın müzakere stratejisinin temelinde bu hesap yatıyor.
Trump, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını sağlayacak bir anlaşma umuduyla yakın bir saldırıyı iptal ettiğini söylemesinin ardından, İran’la görüşmelerin pazartesi günü yapılacağını açıkladı. Ancak Tahran, şu anda ABD ile görüşme yürütmediğini bildirdi.
Üst düzey bir İranlı kaynak, Tahran yönetiminin daha önce sergilediği esnekliğin Washington’dan yalnızca daha fazla baskı getirdiği sonucuna vardığını söyledi. Bu değerlendirme, anlamlı müzakereler başlamadan önce güçlü bir pazarlık kozunun oluşturulması gerektiği görüşünü pekiştirdi.
Kaynağa göre Tahran, Trump’ın verilen tavizleri zayıflık olarak yorumladığını ve yalnızca baskıya karşılık verdiğini düşünüyor.
Washington Enstitüsü kıdemli uzmanı Michael Singh, Trump yönetiminin askeri açıdan ne kadar ileri gitmeye hazır olduğu konusunda kararsız görünmesinin de etkisiyle Tahran’ın hâlâ inisiyatifi elinde tuttuğuna inandığını söyledi.
Singh, “İranlılar avantajlarını sonuna kadar kullanmaya çalışıyor,” dedi. “Boğaz üzerinde egemenlik kurmak ve suyolu üzerinde seçici denetim uygulamak istiyorlar.”
Eski ABD diplomatı ve İran uzmanı Alan Eyre, Tahran’ın Washington’ı ablukayı kaldırmaya ve askeri saldırıları durdurmaya zorlamayı amaçlayan bir caydırıcılık stratejisi izlediğini söyledi.
Eyre, “Olayların hızını ABD’nin belirlemesini istemiyorlar,” dedi.
Anlaşmazlığın merkezinde Hürmüz Boğazı’nın gelecekte nasıl yönetileceği bulunuyor. Bölgesel kaynaklara göre Umman, suyolunun yönetilmesine ilişkin Körfez ülkelerinin desteklediği ve gönüllü kullanıcı ücretlerini de içeren bir öneriyi İran’a sundu.
Ancak Tahran, boğaz üzerinde idari yetki ve gemilerden hizmet bedeli tahsil etme hakkı istiyor. Washington ise her türlü ücreti reddederek Hürmüz’ün İran’ın denetiminden uzak, uluslararası bir suyolu olarak kalması gerektiğini savunuyor.
Dayanıklılık üzerine kurulu kumar
İran’ın kampanyası, izlediği stratejinin mantığını yansıtan bir sonuç doğurdu. Tehditler Hürmüz’ün ötesine genişledikçe, bölgesel ve Batılı güçler İran üzerindeki baskıyı artırmak yerine ticaret yolları ile enerji altyapısını korumaya giderek daha fazla odaklanmaya başladı.
Suudi Arabistan öncülüğünde şekillenen deniz koalisyonu bu yönelimin bir örneğini oluşturuyor. Körfez kaynakları koalisyonu, İran’la doğrudan karşı karşıya gelmek yerine ticari gemilere refakat etmeye, istihbarat paylaşımına ve deniz yollarını korumaya odaklanan savunma amaçlı bir yapı olarak tanımlıyor.
Knights, bu girişimi Avrupa’nın Kızıldeniz’deki Aspides misyonuna benzetiyor. Söz konusu misyon, askeri dengeyi değiştirmekten ziyade ticari gemi trafiğini korumak amacıyla kurulmuştu.
Bu dinamik Tahran açısından belirli ölçüde başarı anlamına geliyor. İran, ABD’nin askeri gücüyle doğrudan boy ölçüşemese de hükümetleri ve donanmaları savunma pozisyonuna geçmeye zorlayarak maliyet yaratabiliyor.
Hürmüz’de, Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne bağlayan Babülmendep’te ya da başka yerlerde ortaya çıkan her yeni tehdit, küresel ticaretin akışını sürdürmek için gereken kaynakları artırıyor.
Mücadelenin özünde bir dayanıklılık yarışı bulunuyor. İranlı liderler, ekonomik baskıya, ABD öncülüğündeki bir koalisyonun küresel ticaret ve enerji piyasalarındaki sürekli kesintilere tahammül edebileceğinden daha uzun süre dayanabileceklerine inanıyor gibi görünüyor.
Bu stratejinin diplomatik bir amacı da var. Tahran, gerektiğinde krizi genişletebileceğini göstererek gelecekte yapılabilecek müzakerelerin şartlarını şekillendirmeyi umuyor.
ABD Dışişleri Bakanlığında İran konusunda eski danışmanlardan olan ve Dış İlişkiler Konseyinde görev yapan Ray Takeyh, “Müzakereler olacaksa şartları onlar belirleyecek,” dedi.
Öte yandan Washington ile Tahran birbirlerinin kararlılığını sınamayı sürdürürken, pazarlık gücünü en üst düzeye çıkarmak amacıyla tasarlanan bu stratejinin, iki tarafın da tamamen kontrol edemeyeceği bir çatışmaya dönüşme riski devam ediyor.
Ortadoğu
Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.
Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.
“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.
Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.
ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.
Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.
Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.
Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.
Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.
BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.
Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.
ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.
Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.
Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.
Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.
Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.
Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.
Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.
Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.
Ortadoğu
Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.
Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.
Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.
İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.
Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.
Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:
“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”
Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.
Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.
Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.
İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.
Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.
Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.
Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.
LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:
“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”
Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.
Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.
İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.
Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.
Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:
“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”
Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.
Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.
Bu oran 2020’de %10,6’ydı.
Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Avrupa7 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’










