Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Kudva: ‘Arafat hayatta olsaydı, omzunda kalaşnikofla Gazze’de olurdu’

Yayınlanma

Filistin’in efsanevi lideri Yaser Arafat’ın yeğeni ve eski Dışişleri Bakanı Nasır el-Kudva, Majalla’ya verdiği demeçte Gazze’de devam eden savaşın Netanyahu’nun görevden ayrılması ve “yeni bir Hamas” da dahil büyük değişikliklere yol açacağını söyledi.

Majalla’ya göre Eski El Fetih yöneticilerinden Kudva, bazı yorumculara göre şu an siyasi anlaşmazlık yaşadığı Mahmud Abbas’ın halefi, Filistin Yönetimi’nin gelecekteki başkanı olarak görülüyor. Kudva, devam eden Gazze savaşı ve Filistin siyasetine olası etkileriyle ilgili Majalla’dan İbrahim Hamidi’nin sorularını yanıtladı.

Kudva, İsrail’in uyguladığı politika ve eylemlerinden göründüğü kadarıyla hızlı bir şekilde sona ermesi ihtimalinin zayıf olduğuna dikkat çekti, “İsrail tarafından atılan adımlar, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun öne sürdüğü gibi yalnızca Hamas’ı hedef almıyor. Filistinli sivillere odaklanarak tüm Filistin nüfusunu etkileyen sürekli bir eylem gibi görünüyor. Bu model daha önceki çatışmalarda da tekrarlanmıştı, ancak mevcut çatışma, İsrail işgal güçlerinin cephaneliğindeki mevcut tüm savaş araçlarını kullanarak daha yüksek bir şiddet seviyesi sergiliyor” dedi.

Kudva, çok sayıda Batılı ülkenin İsrail’in yanında tereddütsüz bir şekilde yer alması ve bazılarının aktif olarak destek ve onay vermesi nedeniyle Filistin davasına sempati duyan çeşitli uluslararası aktörlerin çatışmaları sona erdirmesinin zorlaştığını söyledi.

Kudva, “Gazze’de yaşananlar ile yeni bir dünya düzeninin ortaya çıkmasının neden olduğu jeopolitik gerginlikler arasındaki bağlantıyı nasıl yorumluyorsunuz” sorusunu şöyle yanıtladı: “Kuşkusuz bir bağlantı var. Gazze’de yaşananlar Ortadoğu bölgesine kimin hâkim olacağını doğrudan etkiliyor ve İsrail de bunu yapmaya çalışıyor.

“İsrail’in gündeminin bir parçası da 7 Ekim’de kaybettiği prestij ve gücü yeniden kazanmak.  İsrail bir kez daha bu bölgeyi siyasi ve ekonomik olarak kontrol etmeyi hedefliyor. Araplar kendi kaderleri ve bölgenin geleceği konusunda karar verici olmak istiyorlarsa, öncelikle neler olup bittiği konusunda net bir duruş sergilemelidirler. Dahası, dümeninde net bir ülke ya da kuruluşun olmadığı bu sürekli gelişen dünya, gündemini ve duruşunu dayatan güçleri, ülkeleri ve partileri daha fazla dinleyecek, daha fazla saygı duyacak ve uluslararası sahnede bu duruşlara saygı duyulması gerekliliğini dayatacaktır. Hoşumuza gitsin ya da gitmesin, yaşananlar hiç kuşkusuz genel küresel durumla ve uluslararası sistemin geleceğiyle, özellikle de Orta Doğu bölgesinin geleceğiyle ilgilidir ve bunları etkilemektedir.”

Savaş sonrası Gazze’nin geleceğinin siyasi olarak nasıl şekilleneceği ile ilgili soruya Kudva özetle şöyle yanıt verdi:  “Belki spesifik detaylara girmek için henüz erken ama deneyimlerimize dayanarak çeşitli alternatifleri düşünmeye ve araştırmaya başlamak her zaman uygundur. Bana göre yaşananlar üç alanda değişiklikle sonuçlanacak:

“Birincisi, mevcut İsrail hükümeti değişecek. Bu noktada Netanyahu’nun iktidar süresinin dolduğuna inanıyorum, ancak bu yine de İsrail’in konuyla ilgili tutumuna ve İsrailli seçmenlerin kararına bağlı ve bu konuya müdahale etmek ne bana ne de bir başkasına düşer. Ancak, mantıken konuşmak gerekirse, ufukta böyle bir değişiklik olabilir.”

“Filistin Otoritesi şu anki haliyle Gazze’ye ayak bile basamaz”

“İkinci olarak, Filistin liderliğinde bir değişikliğe ihtiyaç var. Bir süredir Filistin liderliğinin değişmesi yönünde bir çağrı var ve Başkan Abbas’ın girdiği tek seçimin 2005 yılında olduğunu hatırlatmak isterim. Seçimleri engelliyorlar ve sonra Abbas’ın hala ilk döneminde olduğunu ve başkan doksanlı yaşlarına yaklaşırken önünde daha çok zaman olduğunu iddia ediyorlar. Yönetim başarısızlığı ve anayasal konular hakkında daha fazla ayrıntıya girmek istemiyorum. Bununla birlikte, değişimin olması gerektiğini ve özellikle Gazze Şeridi’ndeki mevcut durum göz önüne alındığında bunun gerekli olduğuna inanıyorum.

“Bence mevcut Otorite, şu anki haliyle ve başındaki kişilerle, şu anda gereken büyük görevleri yerine getirmek bir yana, Gazze Şeridi’ne ayak bile basamaz.

“Elbette Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nin birliğini korumalı ve herhangi bir siyasi sürecin nihai sonucunu belirleyecek bir siyasi çerçevenin gerekliliğini en ufak bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde talep etmeliyiz. Burada, bir Filistin devletinin varlığının ve Filistin ile İsrail arasında karşılıklı tanıma anlaşmasının önemini vurguluyorum. Anlaşmanın ne zaman hayata geçirileceğinden bağımsız olarak, en başından itibaren tüm tarafların bu yönde bir taahhüdü olmalıdır. Bu taahhüt en başından itibaren açık ve kararlı olmalıdır.”

“Hamas ortak siyasi duruşa uyum sağlamalı”

“…yeni bir Hamas ortaya çıkacaktır. İsrail’in kendisi için belirlediği Hamas’ı bitirme hedefinde başarısız olacağına inanıyorum. Bu gerçekleşmeyecek çünkü Hamas bir grubun ötesinde Filistin halkı arasında var olan bir fikir ve ideolojidir ve İsrail’in hedefinin başarıya ulaşması neredeyse imkansızdır.

“Yine de İsrail Hamas’a zarar verebilir ve onu askeri ve siyasi olarak önemli ölçüde zayıflatabilir.

“Mantıken, Hamas açısından ve yeni Filistin siyasi sistemini denetleyenler açısından, siyasi yapıda, Hamas’ın vizyonunda ve Hamas’ın Filistin siyasi sistemine asimile olma ve diğer hususların yanı sıra FKÖ ve ortak siyasi duruşla uyum sağlama derecesinde bir değişiklik olmalı. Bu zor olacak ancak bunu empoze etmeye çalışmalıyız ve bunun çok önemli olduğuna inanıyorum. Bazı dış taraflarca yayılan retoriğe kapılmamalıyız.”

“Gazze’yi Filistinliler yönetecek”

Netanyahu’nun Gazze’de belirsiz süre güvenlik için kalabilecekleri açıklamasıyla ilgili Kudva, “İsrailliler Gazze’de kalamayacaklar ve zaten acı bir deneyim yaşadılar. Gazze halkı İsrail varlığının bu kadar kolay devam etmesine izin vermeyecek. Netanyahu Hamas’ı yok edebileceğini ve Gazze Şeridi’nde kalabileceğini düşünse bile işler onun istediği gibi gelişmeyecek” dedi.

ABD’nin uluslararası güvenlik gücü önerisini saçma olarak değerlendiren Kudva, “Burası Filistin toprağı ve Filistin halkı sadece Filistinliler tarafından yönetilmeyi kabul eder” ifadelerini kullandı.

“Yeni el Fetih, yeni Hamas…”

“FKÖ’nün yeni bir El Fetih ve yeni bir Hamas ile yeniden yapılandırılmasını mı öneriyorsunuz? Ve Gazze’yi Hamas mı yoksa yeni FKÖ mü yönetmeli” sorusu üzerine Kudva şunları söyledi: “Ben bu tartışmayı FKÖ ile ilgili olarak değil Otorite ile ilgili olarak öneriyorum. Evet, yeni bir El Fetih ve yeni bir Hamas olmalı ve bunlar, görevde kalsa bile Başkan Abbas’ın doğrudan kontrolü dışında olması gereken yeni Filistin hükümetine ciddi bir şekilde dahil edilmelidir.

“FKÖ’ye gelince, Gazze toparlanır toparlanmaz ve Batı Şeria’da otorite ve hükümet meselesi de dahil olmak üzere bazı sorunlar çözülür çözülmez seçimler yapılmalıdır. Bu seçimler FKÖ’yü yeniden inşa etmenin güvenilir ve yeni bir yoludur çünkü Yasama Konseyi’nin seçilmiş üyeleri Ulusal Konsey’in de üyeleri olacaktır.

Kudva, “Başkan Arafat hâlâ aramızda olsaydı ne yapardı?” sorusuna özetle şöyle yanıt verdi: “Eğer Yaser Arafat yaşasaydı mevcut duruma, özellikle de bu kadar uzayan bölünmeye ulaşmazdık. Bir keresinde eğer Başkan Arafat burada olsaydı ve bölünme gerçekleşseydi, Kalaşnikofunu omzuna koyar, Gazze’ye gelir, halkla buluşur ve onları gerçek Filistin milliyetçileri gibi meseleleri ele almaya çağırırdı demiştim. (…) Muhtemelen birleşik bir ulusal Filistin cephesinin güçlendirilmesi de dahil temel değişiklikleri başlatabilirdi. Arapların duruşunun yeniden şekillendirilmesi için çalışırdı.”

Kudva, “Ebu Ammar bugün Gazze’ye gider miydi” sorusuna da “Belki de öyle yapardı. Şu anda savaşın sancıları içindeyiz ve birinin bu duruma ayak uydurması gerekiyor” şeklinde yanıt verdi.

Ortadoğu

Umman, Hürmüz Boğazı’nda geçici transit koridor açtı

Yayınlanma

Umman, Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ile koordinasyon içinde Hürmüz Boğazı’nda gemiler için geçici bir transit koridor açtığını duyurdu. Geçişlerden ücret alınmayacağı belirtilirken, uygulamanın ABD ile İran arasında varılan mutabakat kapsamında hayata geçirildiği ifade edildi. Yeni güzergahı kullanmak isteyen gemilerin IMO ve Umman makamlarıyla koordinasyon sağlaması gerekiyor.

Umman Ulaştırma Bakanlığı, Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ile koordinasyon içinde Hürmüz Boğazı’nda gemiler için geçici bir transit koridor açıldığını duyurdu.

Bakanlığın X hesabında yayımlanan açıklamada, koridordan yapılacak geçişlerden ücret alınmayacağı belirtildi.

Açıklamada, “Bu adım, ABD ile İran arasında varılan mutabakat kapsamında atılmıştır. Yeni rota üzerinden boğazdan geçmek isteyen gemiler, örgüt ve Umman makamları tarafından belirlenen koordinatlar doğrultusunda IMO ile koordinasyon sağlamalıdır” ifadelerine yer verildi.

Bakanlık, Umman’ın Hürmüz Boğazı’na ilişkin sorumluluğunun ve boğazın küresel ekonomi açısından taşıdığı önemin farkında olduğunu belirterek, uluslararası hukuk kurallarına ve seyrüsefer serbestisine bağlılığını teyit etti.

Financial Times’ın daha önce aktardığına göre, ABD ile İran arasında bir mutabakat zaptının imzalanmasının ardından Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiği yeniden başlamasına rağmen, armatörler Tahran, Washington ve sigorta şirketlerinden gelen çelişkili yönlendirmeler nedeniyle belirsizlik yaşamayı sürdürüyor.

Gazetenin haberine göre İran, gemilerin İran kıyılarına yakın rotaları kullanmasını ve mayıs ayında kurulan Basra Körfezi Boğaz İşleri İdaresi’nden izin almasını talep ediyor. Bu şartlara uyulmaması halinde gemi sahiplerini para cezası bekliyor.

ABD ve bazı Batılı sigorta şirketleri ise gemilere, Amerikan güçlerinin hava koruması altında boğazın Umman tarafındaki güzergahını kullanmalarını tavsiye ediyor. Birleşik Krallık Deniz Ticaret Operasyonları Merkezi (UKMTO) de denizcilere, boğazdan geçiş sırasında bölgede bulunan mayınları ve askeri deniz unsurlarını dikkate almaları çağrısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail ve Lübnan, ‘pilot bölgeler’ planını görüşüyor

Yayınlanma

İsrail basınında yer alan haberlere göre İsrail ve Lübnan heyetleri, Washington’da yürütülen görüşmelerde Güney Lübnan’da “pilot bölgeler” oluşturulmasını ele alıyor. Taslağa göre Lübnan ordusunun Hizbullah’ın sınır hattına dönmesini engellemesi karşılığında İsrail ordusu bazı noktalardan kademeli olarak çekilecek. Görüşmelerde güvenlik denetimleri, çekilme takvimi ve sahadaki uygulama mekanizmaları da değerlendiriliyor.

İsrail basınında diplomatik kaynaklara dayandırılan haberlere göre İsrail ve Lübnan heyetleri, ABD’nin başkenti Washington’da yürütülen görüşmelerde Güney Lübnan’da kurulacak “pilot bölgeler” üzerinden yeni bir güvenlik düzenlemesini ele alıyor. Görüşmelerde, Lübnan Silahlı Kuvvetleri’nin sınır hattında Hizbullah’ın yeniden konuşlanmasını engellemesi karşılığında İsrail ordusunun işgal altında tuttuğu bazı stratejik noktalardan sınırlı ölçüde çekilmesini öngören plan ve buna ilişkin uygulama mekanizmaları değerlendiriliyor.

Maariv gazetesinin haberine göre taraflar, planın operasyonel ayrıntıları üzerinde kapsamlı değerlendirmelerde bulunuyor. Pilot uygulamaya dahil edilecek bölgeler, askeri tahliye takvimi, sınır boyunca kurulacak gözlem ve takip mekanizmaları ile planın başarısını ölçmeye yönelik kriterler görüşmelerin gündeminde yer alıyor.

Üç aşamalı görüşmeler sürüyor

Washington’da gerçekleştirilen ve üç aşamadan oluşan görüşmeler 23 Haziran’da siyasi konuların ele alınmasıyla başladı. Müzakereler 24 Haziran’da askeri ve güvenlik başlıklarıyla devam ederken, 25 Haziran’da siyasi ve güvenlik heyetlerinin ortak katılımıyla nihai uzlaşmaya ulaşılması hedefleniyor.

Habere göre İsrailli askeri heyetin, pilot uygulamanın sınırlarını gösteren ayrıntılı haritalar ve operasyonel bir plan sunması bekleniyor. Tarafların uzlaşması halinde İsrail ordusunun Güney Lübnan’daki konuşlanma düzeninde önemli değişikliklere gitmeyi planladığı belirtiliyor.

Yedioth Ahronoth gazetesi ile Reuters‘ın aktardığına göre süreçte öne çıkan unsurlardan biri de bölgede görev yapacak Lübnan askerlerine ilişkin güvenlik prosedürleri. Haberlere göre söz konusu askerler, Hizbullah ile bağlantılarının bulunmadığından emin olunması amacıyla ABD tarafından askeri eğitim ve güvenlik taramasından geçirilecek. Bu süreçte İsrail güçlerinin sınır boyunca uzanan tampon bölgedeki askeri varlığını ve denetimini sürdürmesi öngörülüyor.

Lübnan tarafı çekilme takvimine vurgu yaptı

İsrail basınında yer alan bilgiler hakkında görüşü sorulan üst düzey bir Lübnanlı güvenlik yetkilisi, Washington’daki diplomatik temasların yoğun şekilde sürdüğünü doğruladı. Yetkili, çarşamba günü yapılacak oturumlarda pilot bölgeler de dahil olmak üzere bazı askeri teknik konuların ele alınacağını söyledi.

Müzakerelerin esas olarak İsrail ordusunun Lübnan topraklarından çekilme takvimine odaklandığını belirten yetkili, somut bir planın ancak perşembe günü yapılacak son değerlendirme toplantısının ardından netleşeceğini ifade etti. Aynı kaynak, Lübnan askerlerinin ABD tarafından güvenlik taramasından geçirileceği yönündeki iddialar hakkında yorum yapmadı.

ABD arabuluculuğunda yürütülen görüşmeler, iki ülke sınırındaki gerilimin azaltılması ve uzun vadeli bir güvenlik mekanizması oluşturulması amacıyla sürdürülen daha geniş kapsamlı diplomatik girişimin parçası olarak değerlendiriliyor. İsrail ile Lübnan arasında resmi diplomatik ilişki bulunmuyor. İki ülke hukuken halen savaş halinde bulunurken, Lübnan yasaları düşman ülke olarak tanımlanan İsrail ile doğrudan teması yasaklıyor.

İsrail çekilme için şartlarını sıraladı

Lübnan merkezli El Ahbar gazetesinin aktardığına göre İsrail yönetimi, işgal altında tuttuğu bölgelerden çekilmeden önce bir dizi şartın yerine getirilmesini talep ediyor.

Israel Hayom’un hükümet kaynaklarına dayandırdığı haberine göre Tel Aviv yönetimi üç asgari koşul belirledi. Bunlar, Hizbullah unsurlarının derhal Litani Nehri’nin kuzeyine çekilmesi, nehrin güneyindeki tüm Hizbullah askeri altyapısının ortadan kaldırılması ve İsrail ordusuna olası tehditlere karşı sınır ötesinde müdahale serbestisi tanınması olarak sıralanıyor.

Habere göre üst düzey İsrailli yetkililer, bu koşulların eksiksiz yerine getirilmesi durumunda dahi sınır hattında tampon görevi görecek stratejik bir “savunma hattının” İsrail ordusunun kontrolünde kalacağını belirtiyor.

Ron Arad dosyası da gündemde

El Ahbar’a göre müzakerelerin en hassas başlıklarından biri geçmiş dönemlere ilişkin esir ve kayıp dosyaları. İsrail tarafı, ileride Lübnan hükümetiyle yapılabilecek herhangi bir esir takası anlaşmasını, 1986 yılında Lübnan’da Hizbullah bağlantılı gruplar tarafından esir alındıktan sonra kaybolan İsrailli Hava Kuvvetleri subayı Ron Arad’ın naaşının iadesiyle ilişkilendiriyor.

Haberde yer alan mevcut formüle göre İsrail, Arad’ın akıbetine ilişkin somut ve belgelenmiş ilerleme sağlanmadan İsrail cezaevlerinde bulunan Lübnanlı mahkumların serbest bırakılmasını değerlendirmeye almayacak.

Doğrudan koordinasyon mekanizması önerisi

İsrail’in gündeme getirdiği bir diğer talep ise iki ülke ordusu arasında sahada doğrudan ve aracısız bir koordinasyon mekanizması kurulması. Bu çerçevede Lübnan ordusunun hareket alanı ve konuşlanma noktalarına belirli sınırlamalar getirilmesi öngörülüyor.

Ayrıca Lübnan askerlerinin İsrail mevzileri ve sınır hattına yakın bölgelerde gerçekleştireceği rutin operasyonlar ile devriyelerin önceden İsrail tarafıyla koordine edilmesi talep ediliyor.

El Ahbar’ın değerlendirmesine göre İsrail’in sunduğu öneriler aşamalı bir stratejiye dayanıyor. Plan, ilk aşamada Hizbullah altyapısının yerel düzeyde ortadan kaldırılmasını, ardından belirlenen pilot alanlardan sınırlı çekilmelerin gerçekleştirilmesini ve modelin başarılı olması halinde uygulamanın zamanla Güney Lübnan’ın daha geniş bölgelerine yayılmasını öngörüyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İstihbarat sorgusunda İran İHA’larına ‘uzaylı işi’ benzetmesi

Yayınlanma

Nisan ayında İran hava sahasında düşürülen F-15E Strike Eagle savaş uçağının pilotu, istihbarat yetkililerine verdiği ifadede kendisini çevreleyen İran İHA’larının “denizanası” benzeri bir formasyon oluşturduğunu anlattı. ABD medyasında yer alan istihbarat kayıtlarına göre pilot, bu görüntüyü “Gerçekten uzaylı işi gibiydi” sözleriyle tarif etti.

Nisan ayında İran hava sahasında düşürülen ve daha sonra düzenlenen özel operasyonla kurtarılan ABD’li savaş pilotunun istihbarat raporlarına yansıyan ifadeleri ABD medyasında yer aldı.

Pilot, uçaktan atlamadan hemen önce etrafını saran İran insansız hava araçlarının “denizanası” şeklinde bir formasyon oluşturduğunu belirterek, “Gerçekten uzaylı işi gibiydi” dedi.

İran güçleri, 3 Nisan’da ABD Hava Kuvvetleri’ne ait 31 milyon dolar değerindeki F-15E Strike Eagle savaş uçağını hedef aldı. İran üzerinde düşürülen ilk ABD uçağı olduğu belirtilen F-15E’nin nasıl vurulduğuna ilişkin incelemeler sürerken, ABD basınında yayımlanan istihbarat kayıtları pilotun sorgudaki anlatımını ortaya koydu.

CNN’nin haberine göre pilot, istihbarat yetkilileriyle yaptığı görüşmede gökyüzünde denizanasını andıran, tek bir bütün halinde hareket eden ve kendisinde şok etkisi yaratan bir İHA formasyonu gördüğünü anlattı.

Pilotun ifadesine vakıf dört kaynaktan biri, “Çok sayıda İHA birbirine bağlı şekilde, tek bir organizma gibi hareket ediyordu; daha küçük İHA’lar, büyük İHA’ların altından adeta bacaklar gibi sarkıyordu. Gerçekten uzaylı işi gibiydi” dedi.

Kaynaklar, bu manevranın İran’ın savaş alanında İHA’ları kitlesel ve koordineli biçimde kullanma kapasitesinde önemli bir gelişmeye işaret ettiğini değerlendirdi.

Aynı kaynaklar, her türlü hava koşulunda görev yapabilen gelişmiş bir savaş uçağı olan F-15E’nin bu karmaşık “denizanası” formasyonu sayesinde vurulmuş olabileceğini belirtti.

İran yeni hava savunma sistemi kullandığını açıkladı

Olayın yaşandığı gün İran Hatemül Enbiya Merkez Komutanlığı tarafından yapılan açıklamada, yerli imkanlarla geliştirilen yeni bir hava savunma mimarisinin devreye alındığı duyuruldu.

İranlı askeri yetkililer, bu sistemle bir ABD savaş uçağı, üç İHA ve iki seyir füzesinin etkisiz hale getirildiğini açıkladı.

İranlı askeri sözcü, “Düşman bilmelidir ki, ülkenin genç ve gururlu mühendisleri tarafından üretilen yeni savunma sistemlerini sahada birbiri ardına sergilemeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

CIA kurtarma operasyonunda yanıltma taktiği kullandı

Uçağın düşürülmesinin ardından bölgede kurtarma operasyonu başlatıldı. Fırlatma koltuğunu kullanarak uçaktan ayrılan pilot, aynı gün hafif silah ateşine maruz kalan iki askeri helikopterin düzenlediği operasyonla kurtarıldı.

Ancak uçaktaki diğer personel olan Silah Sistemleri Subayı (WSO), dağlık ve zorlu arazide tek başına mahsur kaldı. Yanında yalnızca bir silah bulunduğu belirtilen subayın kurtarılması için Pentagon ve CIA ortak operasyon yürüttü.

CBS’in istihbarat kaynaklarına dayandırdığı haberine göre CIA, İran içindeki arama faaliyetlerini sekteye uğratmak amacıyla küresel basına ikinci havacının zaten kurtarıldığı yönünde gerçeği yansıtmayan bilgiler sızdırdı.

Haberde, bu yöntem sayesinde zaman kazanan komandoların dağlık bölgede saatlerce direnen subaya İran güçlerinden önce ulaştığı belirtildi.

Olaydan iki gün sonra açıklama yapan ABD Başkanı Donald Trump, ikinci askeri personelin de sağ olarak kurtarıldığını duyurdu. Trump, subayın operasyon sırasında yaralandığını ancak genel sağlık durumunun iyi olduğunu söyledi.

Pilotun “denizanası” benzetmesi ise askeri ve istihbarat çevrelerinde, bunun bir beyin sarsıntısının etkisi mi yoksa yeni bir askeri doktrinin işareti mi olduğu yönündeki tartışmaların odağında yer alıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English