Avrupa
Askeri danışmanlarından Starmer’a sert eleştiriler

İki eski subay, Başbakan Keir Starmer’ın savunma konusundaki “zararlı rehavetinin” İngiltere’yi tehlikeye attığı uyarısında bulundu.
Starmer’ın kendi stratejik savunma incelemesinin (SDR) üç yazarından ikisi olan Lord Robertson ve Sir Richard Barrons, salı günü yaptıkları açıklamada, Starmer’ı Birleşik Krallık’ı savunmasız bırakmakla suçladı.
İran’daki savaş, İngiltere’nin çatışmaya hazır olup olmadığına dair endişeleri artırdı ve Başbakan, Silahlı Kuvvetlerin karşı karşıya olduğu finansman krizine verdiği yavaş tepki nedeniyle eleştirildi.
Starmer, hükümetin GSYİH’nin yüzde 3’ünü savunmaya harcama taahhüdünü nasıl yerine getireceğini açıklamadı ve altı ay önce vaat ettiği savunma yatırım planı hâlâ yayınlanmadı.
İngiltere’nin askeri yetenekleri ABD tarafından alay konusu oldu; Donald Trump, İngiliz uçak gemilerini “oyuncak” olarak nitelendirdi. Trump’ın savunma bakanı Pete Hegseth de “büyük, kötü Kraliyet Donanması”nı alaycı bir şekilde eleştirdi.
Tony Blair döneminde savunma bakanlığı görevini yürüten eski NATO Genel Sekreteri Lord Robertson, bugün Salisbury’deki bir konferans kapsamında eleştirilerini dile getirecek.
Robertson’un, Başbakanın savunma konusundaki söylemleri ile eylemleri arasındaki uçurumu vurgulayarak şunları söylemesi bekleniyor:
“Bugün İngiltere’nin siyasi liderliğinde yıpratıcı bir rehavet var. Riskler, tehditler ve parlak kırmızı tehlike sinyallerine sözde önem veriliyor fakat savunma konusunda vaat edilen ulusal diyalog bile başlatılamıyor. Yeterince hazırlıklı değiliz. Yeterince güvence altında değiliz. Saldırı altındayız. Güvende değiliz… İngiltere’nin ulusal güvenliği ve emniyeti tehlikede.”
İşçi Partisi üyesi Lord Robertson, Hazine Bakanlığı’ndaki “askeri olmayan” uzmanları “iktisadi vandalizm” ile suçlayacak ve şunları ekleyecek: “Sürekli genişleyen bir sosyal yardım bütçesiyle İngiltere’yi savunamayız.”
Geçen hafta, The Telegraph gazetesi için yapılan özel bir ankette seçmenlere, sosyal yardımlara mı yoksa savunma bütçesine mi daha fazla para harcanmasını tercih ettikleri soruldu.
Bu soru, üç ülkede de neredeyse eşit bir bölünmeye yol açtı; İngiltere’de savunma harcamaları az farkla önde çıkarken, İskoçya ve Galler’de sosyal yardımlar az farkla önde çıktı.
Lord Robertson’ın müdahalesi, bugüne kadar bir İşçi Partisi politikacısı tarafından Starmer’a yöneltilen en ciddi eleştirilerden biri.
The Telegraph’a göre bu müdahalenin önemi, Lord Robertson’ın daha önce “yapıcı ve gizli bir şekilde” çalışmasına rağmen artık sabrının taştığı gerçeğiyle daha da artıyor.
Hazırladığı rapor, harcamaların artırılmasını savunuyordu. Fakat Savunma Bakanlığı (MoD) ile Hazine Bakanlığı arasındaki çekişmeler nedeniyle, rapordaki öneriler Whitehall’da askıya alınmış durumda ve İşçi Partisi’nin kendi savunma yatırım planı hâlâ yayınlanmadı.
Salı sabahı, Müşterek Kuvvetler Komutanlığını yönetmiş ve SRD yazarlarından emekli Ordu generali Sir Richard Barrons da eleştirilerini yineledi. Barrons, Hegseth’in Donanmanın durumu hakkındaki aşağılayıcı yorumlarını da kabul etti.
Hegseth’in sözleri sorulduğunda Sir Richard, BBC Radio 4’ün Today programında şunları söyledi:
“Üzüntüyle başımı eğdim ama ona karşı çıkamadım çünkü Kraliyet Donanması, Kraliyet Hava Kuvvetleri ve Kara Kuvvetleri özünde olağanüstü kurumlar olsa da, şu anda yaşadığımız dünyayla başa çıkmak için çok küçük ve yetersizler. Ve inceleme de bunu söylüyor; inceleme, sadece canlandırma değil, 21. yüzyıl savaşları için bir dönüşüm rotası çizdi. Yani tüm fikirler orada.”
Lord Robertson’un endişelerini paylaşıp paylaşmadığı sorulduğunda Sir Richard, “onları tamamen paylaştığını” kaydederek, ikisinin de inceleme süresince ve inceleme yayınlandığından beri bunu söylediğini hatırlattı:
“Fakat 60 yıldan fazla bir süredir İşçi Partisi aktivisti olan ve NATO genel sekreteri olarak görev yapmış birinin bugün bunu bu şekilde ifade etmek zorunda kalması, durumun ne kadar ciddi olduğunun bir göstergesi.”
Sir Richard, Starmer’ın mevcut savunma planı ile tehlikeli bir dünyada ihtiyaç duyulan harcama ve kaynak düzeyleri arasında “muazzam bir uçurum” olduğunu söyledi.
Başbakana, savunma bütçesindeki 28 milyar sterlinlik kara deliği acilen ele alması gerektiği konusunda uyarıda bulunan Sir Richard, geçen sonbaharda savunma yatırım planını açıklamamış olmasının bir sorun olduğunu belirtti.
Sir Richard, “Başbakanın masasında duran seçenek, ya bunu uygulamak için daha fazla para bulması ya da geçen yıl kararlaştırdığımız hızda, benim görüşüme göre önemsiz bir incelemeyi gerçekleştirmesi ya da 28 milyar sterlinlik kesintileri açıklamasıdır,” diye ekledi.
Askeri yetkililer, Starmer ve Maliye Bakanı Rachel Reeves’in, Nisan 2027’ye kadar GSYİH’nin yüzde 2,6’sına çıkarılacak artışın üzerine ek bir ödenek sağlayacağını umuyorlardı.
Fakat şubat ayında Reeves, bu yıl savunma harcamalarında artış yapılmayacağını açıkladı. Savunma Bakanı John Healey de ek harcamalar için bir takvim belirleyemedi.
Bu arada, bir başka eski İşçi Partili savunma bakanı da Starmer’a “sözlerin zamanı kesinlikle geçti” dedi ve harcamaları artırmayı reddetmenin “korkunç bir suç” olacağını belirtti.
Gordon Brown döneminde savunma bakanı olarak görev yapan Lord Hutton of Furness, Lord Robertson’ın söylediklerinin “her şeye” katıldığını belirtti.
LBC’ye verdiği demeçte şunları söyledi:
“Bakanlardan, Başbakandan ve Savunma Bakanından çok olumlu sözler duyduk, fakat ne yazık ki sözler, on yıldan fazla bir süredir iç içe geçen Hava Kuvvetleri, Kara Kuvvetleri ve Deniz Kuvvetleri’ne ihtiyaç duydukları teçhizat ve ekipmanı sağlamaz.”
“Gerçekten önemli bir uyanış anı” uyarısında bulunan Hutton, “Hükümet, Silahlı Kuvvetlerimizin kapasitesini nasıl iyileştirecek ve artıracaklarına dair bir plan hazırlamış olmalıydı. Bunu yapmadılar,” diye ekledi.
Avrupa
İspanya ve İtalya sınır kontrollerini bitirecek

İspanya ve İtalya, geçen Temmuz ayında göç krizinin ardından başlayan sınır kontrollerini askıya alma konusunda anlaşmaya vardı.
Yaz aylarında Fas’tan Ceuta’ya gerçekleşen kitlesel göçmen geçişinin tetiklediği, aylar süren Schengen anlaşmazlığı şimdilik sona eriyor.
Bu karar, geçen hafta düzenlenen AB zirvesinde İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ile İtalya Başbakanı Giorgia Meloni arasında yapılan toplantının ardından ayarlanan, İtalya İçişleri Bakanı Matteo Piantedosi ile İspanya İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska arasındaki telefon görüşmesinin ardından alındı.
Her iki ülke de ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda, bu kararın “durumun dikkatli bir şekilde analiz edilmesinin ardından” alındığını ve “Schengen bölgesinin tam güvenliğini sağlamak için bilgi paylaşımının güçlendirilmesiyle destekleneceğini” belirtti.
Kara sınırı paylaşmayan İspanya ve İtalya arasında yaşanan eşi görülmemiş gerginlik, hava ve deniz yoluyla gelen yolcular için rastgele pasaport kontrollerinin uygulanmasına yol açmış ve bu karar aylar boyunca sistematik olarak yenilenmişti.
İlk olarak 1 Ağustos’ta bir ay süreyle uygulamaya konulan bu önlemler, başlangıçta 48 saatlik bir süre içinde 80.000 göçmenin Fas’tan Kuzey Afrika’daki İspanyol eksklavı Ceuta’ya ani ve kitlesel geçişi nedeniyle tetiklenmişti.
İspanya İçişleri Bakanlığı’na göre, sonraki günlerde 72.000’den fazla göçmen Fas’a geri döndü.
Ardından AB liderleri Sánchez’e karşı birleşerek, onun göç yanlısı politikalarının bir çekim faktörü yarattığını iddia ettiler.
Finlandiya ve İtalya gibi ülkeler, İspanya ile Schengen bölgesinin kapatılmasını hızla talep ettiler
Bu göç akını, İspanya’yı eşi görülmemiş bir acil duruma sürükledi. Bu durum, geçiş girişiminde 141’den fazla kişinin hayatını kaybetmesi ve binlerce kişinin hâlâ bu küçük şehirde mahsur kalmasıyla devam eden siyasi ve insani bir krize dönüştü.
Yerel yetkililer, çoğu çocuk olan yaklaşık 15.000 göçmenin Ceuta’da kaldığını iddia ediyor.
Avrupa
Saharov Ödülü’nü UCM kazandı

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve yetkilileri, 2026 Saharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü’nü kazandı.
Bu ödül, insan hakları alanındaki çalışmalar için AB’nin verdiği en yüksek onur ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Roberta Metsola, perşembe günü kazananı açıkladı.
Metsola, Avrupa Parlamentosu üyelerinin ayakta alkışladığı konuşmasında, “AB, çok taraflılığa ve uluslararası kurumlara saygı üzerine kurulmuştur ve bu ödül, uluslararası hukuku ve adaleti korumadaki mahkemelerin önemli çalışmalarını takdir etmektedir,” dedi.
Savaş suçları, soykırım ve insanlığa karşı suçları yargılayan Lahey merkezli mahkeme, faaliyetlerini felce uğratma tehdidi oluşturan ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya.
Washington, en son önlemleri Ekim ayı başında, Nobel Barış Ödülü’nün, İsrail’in Gazze’de soykırım gerçekleştirdiği sonucuna varan bir BM raporunu denetleyen mahkemenin eski yargıçlarından Navi Pillay’e verilmesinden birkaç saat sonra duyurdu.
Sosyalistler ve Demokratlar, ödülün mahkemeye siyasi destek sağlamasını umarak UCM’yi aday göstermişti.
Adaylık sürecini başlatan Fransız sosyalist Chloé Ridel, bu zaferi “tarihi” olarak nitelendirdi.
Ridel, Rapporteur’e verdiği demeçte, “Bu, Donald Trump’a gönderilen bir umut ve direniş mesajıdır. Ne kadar sürerse sürsün UCM’nin yanında olacağız,” dedi.
Perşembe sabahı Parlamento’daki siyasi grup liderleri, kazananı belirlemek üzere kapalı kapılar ardında bir araya geldiklerinde, UCM’nin kazanma ihtimalinin düşük olduğu düşünülüyordu.
Sonuçsuz geçen ilk turda, üç sağcı grup –Avrupa Halk Partisi (EPP), Avrupa Muhafazakârları ve Reformcuları (ECR) ve Egemen Ulusların Avrupası (ESN)– Tanzanyalı muhalefet lideri Tundu Lissu’yu destekledi.
S&D, Renew, Yeşiller ve Sol’dan oluşan sol koalisyon ise UCM’yi destekledi. Avrupa için Vatanseverler (PfE) ise kendi adayları olan İranlı Taraneh ve Romina Rahimi kardeşlerin arkasında durdu.
PfE’nin adayı daha sonra yarıştan elendi ve ikinci turda Tundu Lissu ile UCM arasında bir yarışma yaşandı.
Ardından istişareler için kısa bir ara verildi. Bir yetkiliye göre bu sırada EPP’den Manfred Weber, ECR’den PfE’yi Tanzanyalı adayı desteklemeye ikna etmesini istedi.
Ne var ki PfE, Tanzanyalı aktivisti desteklemek yerine nihai oylamada çekimser kaldı ve böylece UCM’yi destekleyenlere dar bir çoğunluk sağladı.
Bu zafer, UCM’ye Brüksel’de bir miktar siyasi destek sağladı. Fakat Hollandalı EPP milletvekili Dirk Gotink, ödülün mahkemeyi “kurtaramayacağını” söyledi.
Yine de Gotink, Rapporteur’e verdiği demeçte, bu zaferin “Parlamento’nun bu kurumu ve uluslararası hukukun önemini desteklediğine dair net bir sinyal” olduğunu belirtti:
“Bunun… UCM’nin Amerikan yönetiminin bu eşi görülmemiş saldırısı altında faaliyetlerine devam etmesini sağlayacağını tüm kalbimle umuyorum.”
ICC ve yetkilileri, 16 Aralık’ta Strazburg’da 50.000 avroluk ödülü alacaklar.
Avrupa
Avrupa, ABD’deki ara seçimlerin “Ukrayna’yı kurtarmasını” beklemiyor

Avrupalı yetkililer, Demokrat Parti’nin 2026 ara seçimlerini kazanmasının Ukrayna’yı Trump yönetiminin Rusya lehine politikasından kurtaramayacağını değerlendiriyor. Politico’ya konuşan müzakereciler, Kongre zaferinin kapsamlı askeri yardımlar yerine sadece uydu erişimi ve hava savunma füzelerinde sınırlı kazanımlar getirmesini bekliyor.
Avrupalı yetkililer, ABD’de kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerinde Demokrat Parti’nin kazanmasının Ukrayna politikasını kökten değiştirmeyeceğini düşünüyor.
Politico‘ya konuşan ve Ukrayna müzakerelerinde yer alan beş Avrupalı yetkili, seçim zaferinin Kiev’i Başkan Donald Trump yönetiminin Rusya lehine yönelen çizgisinden kurtarmaya yetmeyeceği görüşünde birleşiyor.
Demokratlar seçimleri kazanmaları halinde Trump’ın son adımlarını soruşturma ve cephedeki Ukrayna birliklerini güçlendirecek yasa tasarılarını geçirme sözü veriyor.
Görüşlerine yer verilen Avrupalı yetkililer ise yalnızca Kiev’in uydu hizmetlerine erişiminin yeniden sağlanması ve hava savunma füzelerinin teslimatının hızlandırılması gibi sınırlı kazanımlar bekliyor.
Avrupalı kaynaklar, Kongre içindeki en kararlı Ukrayna destekçilerinin dahi askeri desteği keskin biçimde artıracak büyük çaplı bir yardım paketini geçiremeyeceğini vurguluyor.
Yetkililerden biri, genel ruh halini şu sözlerle aktarıyor:
“Seçim zaferi bir rahatlama yaratır ancak ABD hükümetinin nasıl işleyeceği sorusu açık kalır. Sanki her şeyi zaten gördük.”
Habere göre Demokratlar, Kongre’yi kazansalar bile yürütme organı üzerindeki denetim yetkilerini Temsilciler Meclisi ve Senato’nun yeni yasama dönemine başlayacağı 2027 yılının başında kullanabilecek.
Demokratların Kiev’e destek verebilmesi için dikkat bekleyen çok sayıda iç meseleye rağmen Ukrayna’yı öncelikli gündem maddesi yapması gerekiyor.
Temsilciler Meclisi üyesi Demokrat Adam Smith de CNN kanalına verdiği mülakatta bu sınırlara işaret ederek “Seçimi kazanmak iyi bir ilk adım olur ancak yeterli gelmez” değerlendirmesini yapıyor.
Avrupa kendi seçim takvimine odaklanıyor
Ukrayna’ya verilen desteğin sürdürülmesinde Avrupa tarafında da güçlükler yaşanıyor. Gelecek yıl kıtanın önde gelen bazı büyük ülkelerinde sandık başına gidilecek olması kararları doğrudan etkiliyor.
Politico‘ya konuşan yetkililerden biri, “Avrupalılar Demokratların zaferinin Ukrayna’ya desteği artıracağına bel bağlamıyor. Şu anda aralarında Fransa’nın da yer aldığı ülkelerdeki büyük seçimler öncesinde doğru adımları atmaya çok daha fazla odaklanmış durumdalar” diyor.
ABD’de Kongre ara seçimleri 3 Kasım 2026 tarihinde düzenlenecek. Oylamada Temsilciler Meclisi’nin 435 üyesinin tamamı ile 100 sandalyeli Senato’nun yaklaşık üçte biri belirlenecek.
Politico, Avrupalı diplomat ve yetkililerin Donald Trump’ın Vladimir Putin’e, Volodimir Zelenskiy’den daha fazla sempati beslemesinden çekindiğini daha önce aktarmıştı.
Bazı Avrupalı yetkililer Ukrayna’ya dönük mesafeli tutumu ABD Başkanı’nın kişisel tercihleriyle ilişkilendiriyor.
Eski bir üst düzey ABD istihbarat yetkilisine dayanan The Washington Post da Trump’ın Putin’in pozisyonunu desteklemeye yakın durduğunu yazmıştı. İstihbarat kaynağı, Trump’ın bu tavrını Ukrayna’nın askeri bir zafer kazanamayacağına inanmasına dayandırıyor.
Trump ise Zelenskiy’nin bir anlaşmaya varmak istememesi halinde bunun “çok kötü sonuçlar” doğuracağı uyarısını yapıyor. Rusya’yı “durmaksızın ilerleyen büyük bir makineye” benzeten Trump, Ukrayna liderinin uzun zaman önce barış yapabileceğini ve kendisini dinlemiş olsaydı “çok daha iyi bir anlaşma elde edebileceğini” öne sürüyor.
Trump, ABD’nin Ukrayna’ya çok şey verdiğini, karşılığında ise “acı, ölüm ve devasa mali kayıplardan” başka hiçbir şey almadığını savunuyor.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum











