Avrupa
Avrupalı silah şirketlerinden AB’ye inovasyon finansmanı eleştirisi

AB savunma şirketleri tarafından AB araştırma ve inovasyon fonlarına ilişkin olarak hazırlanan bir rapor, hükümetleri projeleri finansal olarak desteklememekle ve projeler için uzun vadeli bir perspektiften yoksun olmakla suçluyor.
Euractiv tarafından görülen rapor, Avrupa Komisyonu’nun Avrupa Savunma Fonu (EDF) da dahil olmak üzere AB savunmasıyla ilgili politika ve programlara ilişkin Uzman Grubu çatısı altında toplanan büyük şirketler ve düşünce kuruluşlarının tavsiye ve eleştirilerini içeriyor.
Belge, fonda 2025 yılında yapılması planlanan ve kısa bir süre önce kamuoyu görüşüne açılan reform öncesinde Komisyon ile paylaşıldı.
2021 yılında yedi yıllığına oluşturulan 7 milyar avroluk EDF, savunma sektöründe araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) alanında işbirliğini teşvik etmeyi ve kıtada yeni teknolojileri geliştirmeyi amaçlıyor.
Avrupa’da savunma araştırma ve geliştirmesinde sınır ötesi işbirliği genellikle normdan ziyade istisna. Fakat EDF’nin faaliyete geçmesinden bu yana geçen birkaç yılda, küçük ve orta ölçekli işletmeler (KOBİ’ler) de dahil olmak üzere işbirliğinin arttığı sektör raporunda vurgulanıyor. Daha da fazla işbirliği yapmalarına yardımcı olmak için çeşitli öneriler sıralıyorlar.
AB fonlarının tükenmesi endişesi
İşbirliği konusunda kaydedilen ilerlemeye rağmen, raporun arkasındaki şirketler Komisyona yönelik bir dizi pratik kaygının altını çiziyor.
Tavsiyelerde öne çıkan husus, özellikle yenilikçi ve ezber bozan teknolojiler için, şirketlerin araştırma ve geliştirme aşamalarından sonra ürünlerinin üretim ve sanayileşme aşamalarına bakabilmeleri gerektiği.
Sanayileşme ve ürünlerin AB hükümetlerine satışı göz önünde bulundurulmadığında şirketler, işbirliğine dayalı çıktılarının rafa kaldırılacağından ve AB fonları tükendiğinde bir daha bakılmayacağından endişe duyuyor.
Projeler arasında, önceki yıllarda kaydedilen ilerlemenin üzerine yenilerinin eklenmesini sağlayacak bir koordinasyon mekanizmasının bulunmaması da sorunu daha da derinleştiriyor.
EDF çok yıllı bir fon olmasına rağmen, projeler finansman için yıl bazında seçiliyor. Bir şirket bir yıl bir proje üzerinde çalışmaya başlarsa, bir sonraki yıl da seçileceğinin garantisi yok.
Silah şirketleri, Ar-Ge’nin ötesinde finansman istiyor
Uzman grubu ayrıca finansmanın sadece savunma teknolojilerinin araştırma ve geliştirilmesine değil, aynı zamanda “daha ileri aşamalardaki (prototip veya Tam Operasyonel Yetenek) projelerin daha yüksek oranda” finanse edilmesine odaklanması gerektiğini savunuyor.
Diğer fikirler arasında “konsorsiyum liderleri veya ana yükleniciler için gerçek bir proje yönetimi rolüne izin veren” proje yönetimi maliyetleri için finansman yer almaktadır.
Ayrıca, fizibilite çalışmalarının yanı sıra “zaman çizelgeleri ve bütçeler de dahil olmak üzere operasyonel/askeri gereksinimlerin gerçek anlamda uyumlaştırılmasına ve koordinasyonuna olanak tanıyan” araştırma akışı için finansman talep ediliyor.
Bu sonuncusu için, “Yeni kabiliyetler için ortak gereksinimler ve uygulama yol haritaları üzerinde anlaşmaya varmak üzere üye devletler arasında işbirliğini artırmak için temel olacaktır,” deniyor.
“Ulusal hükümetler sorumluluklarını yerine getirmeli”
Yazarlar, sınır ötesi işbirliğinin bir diğer önemli itici gücünün de, AB ile projeleri ortaklaşa finanse etmesi gereken ulusal hükümetleri anlaşmanın kendilerine düşen kısmını yerine getirmeye zorlamak olduğunu öne sürüyor.
Yazarlar, herhangi bir reformun “Avrupa savunma fonu ve ulusal fonların olası kombinasyonunu dikkate alarak projelerin tam finansmanını güvence altına alması” gerektiğini savunuyor.
Ayrıca, EDF’nin Ar-Ge faaliyetleriyle ilgili tüm potansiyel maliyetleri kapsaması gerektiğini, bunun da “mevcut hibe modelinin tam olarak kapsamadığı savunma faaliyetlerinin gerçekliğiyle uyumlu olacağını” yazıyor.
Grup ayrıca, Fransa ve Almanya tarafından yapılan bir öneriyi tekrarlayarak, EDF ile üye devletlerin daimi yapılandırılmış işbirliği (PESCO) arasında “daha güçlü ve resmi bir bağlantı” olması gerektiğini düşünüyor.
Üye devletler ve Parlamento, Avrupa Savunma Yatırım Programı (EDIP) adı altında savunma sanayi işbirliğine yönelik yepyeni bir daimi çerçevenin oluşturulmasını tartışırken PESCO da gözden geçiriliyor.
Avrupa
Alman tarihçi Kittel, savaştan Hitler’i değil Stalin’i sorumlu tuttu

Alman tarihçi Manfred Kittel, II. Dünya Savaşı’nın sorumlusunun, Almanya’nın Polonya’yı işgal etmesine “yeşil ışık” yakan Sovyet lideri Stalin olduğunu öne sürdü.
Daha önce de savaşa dair “revizyonist” görüşleri ile gündem olan Kittel, bu görüşlerini Almanya’nın etkili ana akım gazetelerinden Frankfurter Allgemeine Zeitung’da (faz) tam sayfalık bir yazıyla dile getirdi.
Kittel’e göre Sovyetler Birliği, “Avrupa’da savaş ihtiyacının itici gücüyle”, 23 Ağustos 1939’da Alman-Sovyet Saldırmazlık Paktı’nı imzalayarak Almanya’nın Polonya’yı işgaline “yeşil ışık” yaktı.
Makalede, Adolf Hitler’in savaşa yönelik “neredeyse içgüdüsel eğiliminin” “yıkıcı bir şekilde ortaya çıkmasını” mümkün kılan şeyin bu olduğu savunuluyor.
Buna göre “bilinçli olarak hareket eden Stalin” bu şekilde II. Dünya Savaşı’nda “suç ortağı” haline geldi.
Manfred Kittel, yıllar önce Berlin merkezli Kaçış, Sürgün ve Uzlaşma Vakfı’nda, kendi liderliği altında aşırı revizyonist eğilimlerin gün yüzüne çıkmasıyla manşetlere çıkmıştı.
Şu anda da Kittel, Stalin’in 1939’da savaşın patlak vermesindeki “suç ortaklığını” eleştiriyor ve “Rus emperyalizminin ölümcül rolünü […] açık ve net bir şekilde ortaya koymaya” çalışıyor.
Kittlel, 2025 yılında da Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşı bir “imha savaşı” olarak nitelendirmişti.
Almanya’da “revizyonizmin” ana akımlaşması sürüyor
German Foreign Policy’nin aktardığına göre Kittel, 2009 yılından itibaren daha geniş bir kitle tarafından tanınmaya başlamıştı.
O dönemde, 2008 yılının sonlarında zorla göç konusunda Berlin’de bir belgeleme merkezi kurmak amacıyla kurulan Kaçış, Sürgün ve Uzlaşma Vakfı’nın müdürü olarak atanmıştı.
Merkezin odak noktası, II. Dünya Savaşı sırasında Almanların işlediği toplu suçların bir sonucu olarak Doğu ve Güneydoğu Avrupa’daki çeşitli ülkelerden gelen Almanca konuşan nüfusun yeniden yerleştirilmesini ele almaktı.
Kittel, 1993’te yayımlanan tezinin tematik odağına rağmen vakfın direktörlüğüne atanmıştı.
Tarihçi tezinde, Nazi suçlarının Şansölye Konrad Adenauer döneminde, yani Federal Cumhuriyet’in ilk yıllarında zaten yeterince ele alındığını savunmuş ve buna itiraz eden herkesin, iddiasına göre, bir “pişmanlık zihniyeti”nin önünü açtığını öne sürmüştü.
O, “geniş halk kitlelerini” “geçmişle yüzleşmeye” teşvik etmeye çalışmanın “yanlış yönlendirilmiş bir halk eğitimi” niteliğinde olduğunu savunuyordu.
2008 yılında, vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edilen Münih Çağdaş Tarih Enstitüsü’nde (IfZ) Kittel’in koordinasyonunda, mülteci derneklerindeki yetkililerin Nazi geçmişine ilişkin bir “fizibilite çalışması” yürütülmüştü.
Yazar, toplu katliamlara karışmış bir SS Obersturmführer’e ilişkin olarak, bu kişinin “içten içe de bir Nasyonal Sosyalist olup olmadığının” tespit edilemediğini iddia etmişti.
Polonya, “işgal altındaki Doğu Prusya” olarak görülüyor
Kittel’in liderliğinde Kaçış, Sürgün ve Uzlaşma Vakfı birkaç kez manşetlere çıktı.
2010 yazında, vakfın yönetim kurulunun hem asil hem de yedek üyelerinin açıkça revizyonist görüşler savunduğu ortaya çıktı.
Örneğin, yönetim kurulu üyelerinden biri, Polonya’nın kuzeydoğusuna (“Doğu Prusya”) yaptığı bir geziyi bir zamanlar “işgal altındaki bir ülkeye yolculuk” olarak nitelendirmişti.
Bir yedek üye ise bir gazete makalesinde, Polonya’nın II. Dünya Savaşı’nda bir miktar sorumluluk taşıyabileceğini öne sürmüştü.
Makalede ayrıca, “Danzig Savaşı’nı küresel bir çatışmaya dönüştürenin” Büyük Britanya olduğu savunulmuştu.
“Alman acılarının” abartılması
Kittel’in liderliğindeki vakıf, 2014 sonbaharında Berlin’deki Deutsches Historisches Museum’da [Alman Tarih Müzesi] bir sergi açarak son bir skandala yol açtı.
Bu sergi, zorla göç konusuna odaklanacak planlanan belgeleme merkezinin bir nevi ön projesiydi.
Sergi, Doğu ve Güneydoğu Avrupa ülkelerinden Almanca konuşan nüfusun yeniden yerleştirilmesinin nedeni olarak Nazi kitlesel suçlarını göz ardı etmekle kalmadı; aynı zamanda kurban sayılarını da aşırı derecede abarttı.
Örneğin, sergide “Polonya, Bohemya ve Doğu Prusya’dan zorla sürgünler sırasında iki milyondan fazla Alman hayatını kaybetti” iddiasında bulunuldu.
Buna karşılık, Alman Tarih Müzesi, “1944 ile 1947 yılları arasında, yeniden yerleştirme süreçlerinde en fazla 600.000” kişinin öldüğünü belirtti; bu rakam bilimsel kanıtlarla destekleniyordu.
Savaş sonrası Alman sürgünlerine “soykırım” yakıştırması
O dönemde sergi, bardağı taşıran son damla oldu. Polonyalı ve Çek tarihçiler ile vakfın yönetim organlarından geçici veya kalıcı olarak çekilen Yahudiler Merkez Konseyi’nin yıllarca süren protestolarının ardından Kittel, 2014’ün sonlarında görevinden istifa etmek zorunda kaldı.
Ne var ki Kittel, yerinden edilmiş Alman topluluklarının temsilcileri içinde önde gelen bir figür olmaya devam etti.
Aldığı diğer nişanların yanı sıra, 2015’te Südet Almanları Derneği’nden İnsan Hakları Ödülü’nü aldı.
Doğu ve Güneydoğu Avrupa’daki Almanca konuşan nüfusun yeniden yerleştirilmesinin “soykırım” olarak sınıflandırılmasını defalarca ve açıkça savundu.
Tarihçi bir süredir Sovyetler Birliği ve Rusya’nın politikaları hakkında da daha sık yorumlarda bulunuyor.
Örneğin, Kittel Nisan 2025’te yazdığı yazıda, yeniden yerleşim sürecinin Kremlin tarafından desteklendiğini, çünkü bunun savaş sonrası Almanya’da “Orta Avrupa’nın kalbinde aşırı nüfuslu bir kriz yuvası” yaratmak için fırsat sunduğunu savundu.
Ona göre Doğu’dan gelen yerinden edilmiş Almanların “kargaşa ve toplumsal çürümenin kaynağı” haline getirilmesi amaçlanmıştı ve bu, olayların “Rus imparatorluk bağlamı”ydı.
Kittel, “Büyük Rus emperyalizmi”nin Hitler’den çok önce var olduğunu ve “Hitler olmasa bile günümüze kadar” devam ettiğini belirtiyordu; örneğin, Ukrayna’ya karşı “devam eden imha savaşı biçiminde.”
Sovyetler Birliği’nin “suç ortaklığı”
Geçen hafta Kittel, II. Dünya Savaşı’ndaki “suç ortaklığını” Sovyetler Birliği’ne atfetme noktasına kadar gitti ve böylece Nazi Almanya’sının tek başına sorumlu olduğunu inkar etti.
faz’da yayınlanan tam sayfa bir makalede Kittel, öncelikle tarihçi Klaus Hildebrand’dan alıntı yaptı.
Hildebrand, 1986 ve 1987 yıllarındaki “Tarihçiler Tartışması” (Historikerstreit) sırasında Nasyonal Sosyalizm hakkında olayı “göreceleştirici” açıklamalar yapmakla suçlanmıştı.
Hildebrand’a göre, Sovyetler Birliği’nin politikası “Avrupa’da savaş ihtiyacının dayattığı” bir şeydi.
Kittel, 23 Ağustos 1939 tarihli Alman-Sovyet Saldırmazlık Paktı ile Moskova’nın Alman Reich’ına “yeşil ışık yaktığını”, “Alman savaş çabalarını desteklediğini” ve böylece Hitler’in savaşa yönelik “adeta içgüdüsel eğiliminin” “yıkıcı bir şekilde ortaya çıkmasını” mümkün kıldığını yazdı.
Kittel, kişisel değerlendirmesinde, “bilinçli hareket eden bir Stalin’in” 1939 gibi erken bir tarihte bile kendisini “suç ortağı” haline getirdiğine vardı.
Bu iddia, yaklaşık 27 milyon ile Alman imha savaşında açık ara en fazla can kaybına uğrayan ülkeye yönelik.
Kittel, Münih Anlaşması’nda Çekoslovakya’nın bazı bölgelerinin ilhakına göz yummalarından, Nazi İmparatorluğu’na karşı Moskova ile işbirliği yapmayı reddetmelerine kadar Batı güçlerinin eylemlerini tutarlı bir şekilde savunuyor.
Alman-Sovyet paktına karşı “ulusal anma günü” önerisi
Sonuç olarak Kittel, Federal Almanya’ya “hatırlama kültüründe bir dengesizlik” atfediyor.
Yani bir yandan “Nazi imha emperyalizminin suçlarına giderek yoğunlaşan odaklanma” ile diğer yandan “Rusya’daki Çarlık ya da Stalinist tipteki daha geleneksel toprak emperyalizminin bastırılmış günahları” arasında bir dengesizlik olduğunu savunuyor.
Kittel, bunun “ciddi siyasi sonuçları olan bir dengesizlik” oluşturduğunu düşünüyor. O, dönemin Dışişleri Bakanı Heiko Maas’ın Mayıs 2020’de, “sadece Almanya’nın 1939’da Polonya’ya karşı savaşı başlattığını” ve dolayısıyla II. Dünya Savaşı’nın sorumluluğunu üstlendiğini ısrarla savunmasını “anlamakta zorlandığını” belirtiyor.
Kittel, “1939’da savaşın patlak vermesindeki Stalin’in suç ortaklığını ve Rus emperyalizminin halen devam eden, felaket getiren rolünü açık ve net bir şekilde ortaya koymanın ‘her zamankinden daha önemli’ olduğunu” düşünüyor.
Amacını ilerletmek için Kittel, 23 Ağustos’un “Hitler-Stalin Paktı’nın anma günü” olarak Almanya’da “ulusal anma günü” ilan edilmesini istiyor.
Avrupa Parlamentosu, Eylül 2019’da da benzer bir girişimde bulunmuştu. O dönemde, bir kararla 23 Ağustos’un AB genelinde “Totaliter Rejimlerin Kurbanları için Avrupa Anma Günü” olarak ilan edilmesini talep etmişti.
Kararda, diğer hususların yanı sıra, II. Dünya Savaşı’nın “Nasyonal Sosyalist Alman Reich’ı ile Sovyetler Birliği arasında imzalanan ve ‘Hitler-Stalin Paktı’ olarak da bilinen meşhur saldırmazlık paktının doğrudan bir sonucu olarak ‘patlak verdiği’” ileri sürülmüştü.
AP’ye göre bu iki devlet, “dünya hakimiyeti hedefini eşit ölçüde güden (…) totaliter (…) rejimler”di.
Avrupa
Volkswagen CEO’su Blume “alarm veriyor”

Volkswagen CEO’su Oliver Blume, otomobil üreticisinin “kritik sınırın ötesinde” bir durumda olduğu uyarısında bulundu.
Şirketin intranetinde yayınlanan ve AFP’ye gönderilen bir röportajda Blume, Volkswagen ve Alman otomotiv endüstrisinin, küresel olumsuzluklar ve Çinli rakipler nedeniyle “tarihlerinin en büyük sarsıntısıyla” karşı karşıya olduğunu söyledi.
Otomobil üreticisi, büyük çaplı işten çıkarmaları değerlendiriyor ve önümüzdeki günlerde Blume, şirketin planları hakkında güncel bilgiler vermek üzere Volkswagen’in Wolfsburg’daki genel merkezinde ve Zwickau ile Emden’deki tesislerinde çalışanlarla bir araya gelecek.
Blume röportajda, fabrika kapatmalarına ilişkin henüz bir karar alınmadığını belirtmekle birlikte, “Emden, Hannover, Zwickau ve Neckarsulm’daki fabrikaların 2030’larda kârlı kalabilmelerine yönelik şu anda herhangi bir yol göremedikleri” şeklindeki şirketin tutumunu yineledi.
Şirketin ayrıca Avrupa’da yıllık 500.000 araçlık bir üretim fazlasıyla başa çıkmak zorunda olduğunu da sözlerine ekledi.
Blume, fabrikaların kapatılmasının her zaman “en son ve en pahalı çözüm” olacağını belirtti.
Otomobil üretiminin durdurulabileceği tesislerde Volkswagen’in başka “endüstriyel çözümler” araştırdığını da ekleyen Blume, Osnabrück’teki fabrikasının kullanımı konusunda savunma sanayinden şirketlerle ileri aşamadaki görüşmelere işaret etti.
Temmuz ayında Blume, Volkswagen denetim kuruluna tasarruf planlarını sunmuş fakat herhangi bir karar alınmamıştı.
Alman basını o dönemde, Volkswagen Grubu’nun ana hissedarı olan ve oy haklarının %20’sine sahip Aşağı Saksonya eyalet hükümetinin planları onaylamayı reddettiğini bildirmişti.
Grup halihazırda 50.000 kişilik işten çıkarma kararı almıştı ve Blume, 37.000 çalışanla anlaşmaya varıldığını belirtti.
Blume, otomotiv devi adına çalışanlara “el ele vermeleri” çağrısında bulundu ve “Şirketteki herkes bu planı desteklerse başarılı olabiliriz,” dedi.
IG Metall sendikasının başkanı cuma günü yönetimi sert bir şekilde eleştirdi ve fabrika kapanmalarına direneceğine söz verdi.
Christiane Benner, Wirtschaftswoche haftalık dergisine verdiği demeçte, “Volkswagen çalışanları zaten ağır ve acı verici kesintileri kabul etmek zorunda kaldı ve şimdi de bir tokat daha yiyorlar,” dedi.
Avrupa
AB, Ukrayna’ya 6,1 milyar avroluk desteği onayladı

AB, Ukrayna’nın hava savunma sistemlerinin artan Rus füze ve insansız hava aracı saldırılarını püskürtmekte zorlandığı bir ortamda, ülkeye 6,1 milyar avroluk yeni bir fon tahsis etmeyi onayladı.
Ukrayna, AB destek kredisinden sağlanan bu parayı, zor durumda olan hava savunmasını güçlendirmek ve diğer askeri ihtiyaçlarını karşılamak için kullanabilir.
Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, hafta sonu yaptığı açıklamada, ülkesinin bu yıl AB’den toplam 30 milyar avroluk destek beklediğini belirtti.
Avrupa Komisyonuna göre, yeni fon hava ve füze savunma sistemleri, füzeler, mühimmat ve radarları karşılamak üzere ayrıldı.
Rus hava saldırılarıyla ağır darbe alan Ukrayna’nın hava savunma sistemlerinde özellikle balistik füze önleyiciler konusunda eksiklik yaşanıyor.
6,1 milyar avro, 90 milyar avroluk Ukrayna Destek Kredisi’nin bir parçası ve gelecekteki silah alımları için halihazırda onaylanmış olan 16 milyar avroya ekleniyor.
Bu 16 milyar avronun 8,35 milyar avrosu, her bir ödemenin AB’nin somut satın alma sözleşmelerini onaylamasına bağlı olması nedeniyle, şu ana kadar ödenmiş durumda.
Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen bugün (24 Ağustos) yaptığı basın açıklamasında, “Rusya saldırılarını yoğunlaştırırken, Ukrayna’nın halkını koruması ve hava sahasını savunmasına yardımcı olmak için adımlar atıyoruz. Avrupa, Ukrayna’nın yanındadır ve ihtiyaç duyduğu anda ihtiyaç duyduğu her şeyi sağlayacağız,” dedi.
Komisyon, fonun büyük bir kısmının Avrupa yapımı savunma teçhizatına harcanacağını belirtti.
AB yürütme organı, “stokların eritilmesi, siparişlerin önceliklerinin yeniden belirlenmesi ve üretimin artırılması yoluyla AB tedariklerinde önemli bir artışa” ihtiyaç olduğunu vurguladı.
Zelenskiy, sosyal medyada yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın gelecek yılın başında ordusuna yeterli teçhizat sağlamak için 7 milyar ila 9 milyar avroya ihtiyacı olacağını söyledi. Maaşlar ve diğer harcamalar için ise 17 milyar avro daha gerekecek.
Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın da aralarında bulunduğu “İstekliler Koalisyonu” temsilcileri, Ukrayna’ya ek destek konusunu görüşmek üzere şu anda Kiev’de toplanıyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise önleme sistemlerinin teslimatını hızlandıracağına dair taahhütte bulundu.
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Amerika4 gün önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Dünya Basını7 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Rusya1 hafta önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını2 hafta önceÇin, Buz İpek Yolu yarışını kazanıyor










