Avrupa
Avrupa’nın Palantir bağımlılığı

Başta Almanya ve Fransa olmak üzere AB ülkeleri Palantir ürünlerine alternatif arayışları yoğunlaştırırken, şirketin “kola gibi bağımlılık yarattığı” da söyleniyor.
POLITICO’ya göre geçen ay Alman ve Fransız güvenlik yetkilileri “Avrupa egemen dijital altyapısı” geliştirme planlarını açıkladıklarında, Atlantik’in her iki yakasındaki teknoloji ve savunma sektörü uzmanları bunun gerçekte Palantir’e karşı bir hamle olduğunda hemfikirdi.
Avrupa genelinde, giderek artan sayıda hükümet yetkilisinin, yerel polislik ve küresel istihbarattan ulusal savunma ve sağlık sistemlerine kadar hükümetin en hassas alanlarının bazılarına çok derinlemesine yerleşmiş olduğuna inandığı ABD merkezli veri analizi şirketine alternatifler aranıyor.
Oysa, Avrupa’nın daha fazla dijital egemenlik elde etmek amacıyla Palantir ile ilişkilerini kesmesini son derece zorlaştıracak olan, tam da bu şirketin günlük iş akışlarındaki hayati işlevleri ve büyük ölçüde rakipsiz veri uzmanlığı.
Fransız dijital egemenlik savunucusu Philippe Latombe, bağımlılık yapması açısından Palantir’i “Coca-Cola’daki şeker”e benzetirken, “Palantir, muazzam miktarda veriyi büyük bir hassasiyetle işleyebiliyor ve sahip olduğu deneyim sayesinde, birçok müşteriyle algoritmalarını geliştirip çeşitli kullanım senaryolarına uyarlama fırsatı buldu,” diyor.
Yine de, Palantir’den kurtulma çabası kıtanın dört bir yanına yayılıyor: Pedro Sánchez hükümetinin devlet destekli şirketlere Palantir’in gelecekteki kamu ihale sözleşmelerinden dışlanmasını talimat verdiği Madrid’den, Fransa’nın iç istihbarat servisi DGSI’nın Palantir yerine Fransız şirketi ChapsVision’ı tercih etmesine kadar.
İngiltere’de ise bir sonraki sınav Şubat 2027’de gerçekleşebilir. O tarihte Andy Burnham liderliğindeki yeni İşçi Partisi hükümeti, Palantir ile imzalanan 330 milyon sterlinlik Ulusal Sağlık Hizmeti Federatif Veri Platformu sözleşmesini feshetme kararı almak zorunda kalacak.
Geçen ay Fransız ve Alman istihbarat teşkilatlarının ChapsVision’ı tercih etme kararı, Palantir yönetimi için çifte darbe oldu.
CEO Alex Karp, şirketinin ürünlerinden ani bir şekilde uzaklaşılmasına tepki gösterdi ve Avrupalı rakipler konusunda endişeli olmadığını açıkladı.
Karp, “Neyin işe yaramadığının bir örneği var. Adı da Avrupa,” dedi.
ChapsVision’ın CEO’su Olivier Dellenbach, POLITICO’ya verdiği demeçte, şirketinin Avrupa’da kendi ifadesiyle “Palantir’e karşı içgüdüsel bir reddetme”den faydalandığını söyledi.
Fakat Dellenbach, ChapsVision’ın sadece bir “anti-Palantir” alternatifi olarak görülmesini istemediğini de vurguladı.
Ona göre, hükümetler bunu bir sanayi politikasına dönüştürmedikçe dijital egemenlik boş bir slogan olarak kalacak. Dellenbach, “Daha fazla kamu ihalesine ihtiyacımız var,” dedi.
Fransız havacılık ve savunma şirketi Thales tarafından geliştirilen çözümün mimarlarından biri olan Patrick Moreau’ya göre, Belçika, Almanya, Lüksemburg, Romanya, Hollanda ve Kanada, Fransız Ordusu’nun Artemis AI sistemine şimdiden ilgi gösterdi.
Moreau, “Hepsi, Palantir’in kara kutusunun aksine, NATO standartlarıyla uyumlu, egemen bir çözüm seçebilmek istiyor,” dedi.
Fakat şimdilik, ulusal alternatifler isteyen yetkililer bile, Avrupa’daki ikame pazarının hâlâ parçalanmış durumda olduğunu ve Avrupalı şirketlerin henüz Palantir’in ölçeğine ve başarı geçmişine yetişemediğini kabul ediyor.
NATO’nun Dönüşümden Sorumlu Müttefik Başkomutanı Amiral Pierre Vandier, geçtiğimiz aylarda POLITICO’ya verdiği demeçte, ittifakın Palantir’in savaş alanı yapay zeka teknolojisine karşı geçerli bir alternatifi olmadığını belirtti.
Açıkça konuşabilmek için isminin açıklanmamasını isteyen bir başka NATO yetkilisi ise, Palantir’in sisteminin, hedefleri tespit etmeye yardımcı olmak, hedefi vurmak için hangi silahın kullanılacağı konusunda tavsiyede bulunmak, ne kadar mühimmat gerektiği konusunda bilgi vermek ve stokları yenilemek için otomatik olarak sipariş vermek üzere, yığınla uydu görüntüsünü tarama konusunda eşsiz bir kapasiteye sahip olduğunu söyledi.
Vandier, mayıs ayında yaptığı açıklamada, “Bildiğim kadarıyla, bugün Palantir’in gerçek bir rakibi yok,” demişti.
Yabancı askeri bağımlılıklar üzerine bir rapor kaleme alan Fransız milletvekili Aurélien Saintoul, POLITICO’ya verdiği demeçte, “Peter Thiel, özgürlüğün savunulmasının mutlaka demokrasi gerektirmediğini açıklıyor. O, teknik araçları açıkça kendi siyasi projesine hizmet ettiriyor ve burada teknofaşistlerden bahsediyoruz,” diye konuştu.
İsminin açıklanmasını istemeyen bir Palantir sözcüsü, bu tür suçlamaları “saçma” olarak nitelendirerek, şirket hakkında benzer nitelemelerin yakın zamanda Rusya Dışişleri Bakanlığı tarafından da yapıldığını belirtti.
Sözcü, Ukrayna ordusuna destek sağlamak için devam eden çalışmalara atıfta bulunarak şöyle konuştu:
“Hangi tarafta olduğumuzu ve kimin yanında durduğumuzu biliyoruz. Kuruluşumuzdan bu yana, mahremiyetin ve sivil özgürlüklerin korunması, hem kamu hem de özel sektör kurumlarında çalışmalarımızı yürütme biçimimizin temelini oluşturmuştur. Batılı siyasetçiler, gerçek düşmanın kim olduğu konusunda derinlemesine düşünmeli ve Kremlin’in kuklası haline gelmemelidir.”
Şirketin Avrupalı eleştirmenlerinin çoğu, Palantir meselesinin siyasi ideolojiden çok daha fazla teknolojik egemenlikle ilgili olduğunu savunuyor.
Şirketi Avrupa güvenlik yapılarının en hassas alanlarından bazılarının dışına çıkarmak, daha fazla teknolojik bağımsızlık elde etmek için bir yol haritası sunacak.
Bunun yerine, Avrupa’daki hükümetler yazılım çözümleri sunan bir şirketten kurtulamazlarsa, bu durum, bulut altyapısı ve donanım sağlayan ABD’li teknoloji devlerine olan bağımlılığı azaltma umutlarının ne kadar gerçek dışı olduğunu ortaya koyacak.
Palantir’in Avrupa’daki varlığı, yapay zeka alanında yaşanan mevcut patlamadan çok önce kurulmuştu.
Şirketin büyümesinin en belirgin özelliği, ihtiyaç duyan hükümetlere değerini kanıtlamak için hiçbir krizi boşa harcamamış olmasıydı.
Örneğin Fransa’da, Palantir, Kasım 2015’teki Paris saldırılarının ardından, güvenlik birimlerinin böyle bir trajedinin yaşanmasına nasıl izin verdikleri konusunda kamuoyunda yükselen şiddetli tepkilere yanıt vermek için çabalarken ülkeye girdi.
Yurtiçi istihbarat teşkilatı, 2016 yılında bu veri analizi deviyle bir sözleşme imzaladı.
Benzer bir süreç Almanya’da da yaşandı. Palantir’in ilk büyük ölçekli uygulaması, orta Almanya’daki Hessen eyaletinin başkenti Frankfurt’ta gerçekleşti.
Burada polis teşkilatı 2017 yılında Palantir’in Gotham ürününü satın aldı ve bunu hessenDATA adı altında kullanıma sundu.
Bu sistem, polis memurlarının dağınık bilgileri suçların çözülmesine yardımcı olacak ipuçlarına dönüştürmeleri için hayati bir araç oldu.
Almanya, Palantir yazılımının kullanılıp kullanılmayacağı konusunda hâlâ derin bir bölünme yaşıyor.
Ulusal düzeyde, İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, Palantir’in kullanımının genişletilmesi için baskı yaptı ve federal düzeyde daha yaygın kullanıma zemin hazırlayabilecek bir yasa tasarısı sundu.
Fakat bu girişim, koalisyon ortağı Sosyal Demokratlar’ın yanı sıra üst düzey güvenlik yetkililerinin de muhalefetiyle karşılaştı.
Aynı “krizden sözleşmeye” modeli, Covid-19 salgını sırasında Birleşik Krallık’ta da görüldü.
Palantir’in Birleşik Krallık sorumlusu Louis Mosley’e göre, Palantir’in Ulusal Sağlık Servisi (NHS) ile ilişkisi, kriz sırasında verilerin toplanmasına yardımcı olması karşılığında sembolik olarak 1 sterlin ücret ödenmesiyle başladı.
AB’nin polis teşkilatı olan Europol, 2016’dan 2021’e kadar Palantir’in Gotham platformunu kullandıktan sonra nihayetinde bu platformdan vazgeçti.
Bir Europol yetkilisine göre, Palantir ile ilgili sorun ideolojik olmaktan çok pratik nitelikte. Yetkili, platformun pahalı olduğunu, egemenlikle ilgili endişeleri gündeme getirdiğini ve müşterileri güncellemeler konusunda Palantir’e bağımlı bıraktığını belirtti.
Fakat asıl soru, her kurumun tam kapsamlı Palantir sistemine ihtiyaç duyup duymadığı:
“[Palantir] çok büyük miktarda veriye sahip olduğunuzda ve her şeyi birbirine bağlamak istediğinizde gerçekten çok iyi. Ama bizim durumumuzda durum böyle değil. Çoğu durumda alternatifler yeterince yakın. Eğer bunu kullansaydık, verimliliğimizin önemli ölçüde artacağından emin değilim.”
Palantir’in Avrupa’daki stratejisinin bir parçası, müşteri olarak kazanmayı hedeflediği kurumlardan eski yetkilileri işe almak.
OpenDemocracy, Palantir’in Birleşik Krallık Savunma Bakanlığı’ndan dört eski yetkiliyi, 240 milyon sterlinlik Savunma Bakanlığı ihalesini kazanmadan önce işe aldığını bildirdi.
Ayrıca, Palantir şu anda kıtada savunma alanında yeni iş fırsatları arıyor. 1 Temmuz’da, ilk olarak Pentagon tarafından kullanılan Palantir’in Maven Akıllı Sistemi, NATO’da tam olarak faaliyete geçti.
Bu, sistemin gizli ağda çalışmak üzere güvenlik izni aldığı anlamına geliyor.
NATO’nun açıklamasına göre, bu platform İttifak genelindeki komuta ve kontrol sistemlerini birbirine bağlıyor.
Palantir’in Birleşik Krallık şube başkanı Louis Mosley, “Bunun Avrupa savunması için çok önemli bir dönüm noktası olduğunu düşünüyorum,” dedi.
Ne var ki, Palantir’in Avrupa üzerindeki etkisi, hükümet binalarının veya askeri kışlaların kapılarında bitmiyor. Etkisi, kıtanın endüstriyel mücevherlerinden bazılarına da uzanıyor.
Airbus, 2015 yılında Palantir ile anlaşma imzalayarak Palantir’in Foundry platformunu havacılık veri platformunun omurgası haline getirdi.
Otomobil üreticisi BMW, enerji şirketi British Petroleum ve medya yayıncısı Axel Springer de iş verimliliklerini artırmak için Foundry’yi kullanıyor.
Avrupa, Palantir’in hakimiyetini gevşetmeyi başarsa bile, şirketin en yeni yapay zeka büyük dil modelleri üzerine kurulu iş modeli giderek daha da güçleniyor gibi görünüyor.
30 Haziran’da Amazon Web Services, yeni bir “Forward Deployed Engineering” organizasyonuna 1 milyar dolar yatırım yapacağını açıkladı.
Bu kapsamda, mühendis ekiplerini müşterilerin genel merkezlerine yerleştirerek onlarla birlikte yapay zeka sistemleri geliştirecek.
Birkaç gün sonra Microsoft, 6.000 mühendis ve sektör uzmanını müşteri kuruluşlarına yerleştirmek üzere 2,5 milyar dolarlık bir yatırım duyurdu.
Her iki girişim de, sadece yazılım satmakla kalmayıp mühendisleri alıcının operasyonunun içine yerleştirmeyi amaçlayan Palantir’in öncü modelini takip ediyor.
Hem ürünlerinin gücü hem de uygulandıkları hassas alanlar, Palantir’i Avrupa’nın egemenlik konusunda en mükemmel test örneği haline getiriyor.
Hükümetler ve şirketler, verileri kararlara dönüştürmeye yardımcı olan bir yazılım katmanını değiştirebilirlerse, dijital egemenliklerini bir ölçüde geri kazanmak için bir yol haritasına sahip olabilirler.
Bunu başaramazlarsa, ABD’li teknoloji devlerinin yeni nesil yapay zeka araçlarından vazgeçmek daha da zor hale gelebilir.
Avrupa Parlamentosu Savunma Komitesi üyesi Alman Yeşiller Partisi milletvekili Hannah Neumann şöyle diyor:
“Avrupa’nın kamu kurumları, belirsiz bir siyasi dünya görüşüne sahip küçük bir ABD’li teknoloji milyarderleri çevresi tarafından geliştirilen yazılımlara bağımlı hale gelemez. Bu, demokratik devletin bir kısmını ne seçmenlere ne de parlamentoya hesap veren özel bir istihbarat servisine dış kaynak olarak devretmek gibi olur.”
Avrupa
Fransa’da liseli eylemleri sürüyor: Yüzlerce okul kapandı

Fransa’da lise protestoları sürerken 560’tan fazla okulda eğitim aksadı; eylemlerin başından bu yana 2 bin öğrenci gözaltına alındı.
Le Figaro’nun öğlen saatlerindeki verilerden aktardığına göre, lise protestoları devam ederken sürmekte olan kargaşadan dolayı 564 okul ve eğitim kurumunda eğitim aksadı ve bugün şu ana kadar yaklaşık 600 kişi gözaltına alındı.
The Guardian muhabirine konuşan 17 yaşındaki Sophia, Paris’teki Voltaire Lisesi’nin önünde kurulan barikatın en ön saflarında yer alıyordu.
Gerçek adının yayınlanmasını istemeyen öğrenci, “Bunun devasa bir gençlik protesto hareketine dönüşmesini umuyoruz,” dedi.
Yüzlerce kişiyle birlikte okul girişini kapatmanın ikinci gününde olan Sophia, tüm derslerin iptal edilmesini sağlamış.
Fransız öğrenci, “Sadece hükümetin bizi dinlemesini istiyoruz. Kötü koşullarda ders çalışmak zorunda kalmaktansa burada durup bunu yapmayı tercih ederiz. Sesimizi duyurmanın tek yolu bu,” dedi.
“Okul bir haktır, ayrıcalık değil,” yazan bir karton pankartın önünde Sophia, Fransa genelindeki gençlerin şikayetlerini sıraladı: Eğitime yönelik devlet yatırımlarının yetersizliği, yıkılmak üzere olan binalarda 40 çocuğa kadar çıkan aşırı kalabalık sınıflar, öğretmenlerin düşük maaşları, personel devamsızlıkları ve başarıyı sosyal kökenin belirlediği eşitsiz bir sistem.
Protestonun diğer nedenleri arasında, üniversite başvuruları için kullanılan şeffaf olmayan ve kullanımı zor çevrimiçi sistemin yanı sıra, Mayıs ve Haziran aylarındaki sıcak dalgaları sırasında sınıflarda yaşanan dayanılmaz sıcaklıklar da yer alıyordu.
Sanat eğitimi almak ve animasyon alanında çalışmak isteyen Sophia, “Eğitim bütçesi paramparça edilirken, orduya çok fazla ek fon aktarılıyor,” dedi.
Öğrenci, gösterilerin ve barikatların önümüzdeki haftaya da devam etmesini umduğunu belirtti. Birkaç öğretmen de destek vermek amacıyla barikatların yanında durdu.
Gazetecilere “Jean” takma adıyla tanıtan bir öğrenci ise Paris’te lisenin son sınıfında okuyor.
17 yaşındaki öğrenci, kendisinin ve sınıf arkadaşlarının okulların yakılmasını istemediklerini, sadece eğitimin “daha iyi” olmasını istediklerini söylüyor.
BBC’ye konuşan genç, “Bence Fransa, eğitim konusunda Avrupa’nın en kötü ülkelerinden biri. Artık yeter diye karar verdik,” diyor.
Hasar verenlerin “kendileri ile hiçbir ilgisi olmadığını” ve öğrencilerin talep ettiği değişimin gerçekleşmesine “katkıda bulunmadıklarını” belirtiyor.
Öğrenci, “Buraya nazik davranmak için gelmedik ama kaos da istemiyoruz. Sadece sesimizin hükümet tarafından duyulmasını istiyoruz,” dedi.
Öte yandan ülke genelinde eylemlere yönelik polis şiddeti haberleri de gelmeye devam ediyor.
Fransız yetkililer, olaylar sırasında en az 65 personelin ve 305 polis memurunun yaralandığını, yaklaşık 2.000 kişinin ise gözaltına alındığını bildirdi.
Eğitim Bakanı Édouard Geffray, öğrencilere önerilen bir danışma platformunun ayrıntılarını açıkladı.
Cuma sabahı öğretmen sendikalarıyla yapılan bir toplantıda Geffray, danışma platformunun önümüzdeki pazartesi günü faaliyete geçeceğini belirtti.
Bu kapsamda iki soru sorulacak:
- Hangi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?
- Beklentileriniz nelerdir?
Öğrencilerin, Azizler Günü tatili sonrasında başlayacak analiz ve tartışma aşamasına kadar yanıt vermek için üç haftaları olacak.
Bu geri bildirim aşaması, Ulusal Meclis’teki bütçe tartışmalarıyla eş zamanlı olarak gerçekleşecek.
Avrupa
Jaecoo 7 Britanya’da en çok satan araç oldu

Çinli markaların Avrupalı rakiplerini geride bırakmasıyla, Jaecoo 7 Eylül ayında Birleşik Krallık’ta en çok satan yeni otomobil oldu.
Bazı internet kullanıcılarının “Temu’dan aldığım Range Rover” dedikleri bu SUV, daha önce Mart ayında da sıralamanın zirvesinde yer almıştı; bu da, yeni otomobil pazarı için yılın en önemli iki ayında ülkenin en popüler modeli olduğu anlamına geliyor.
Mart ve Eylül, tarihsel olarak satışların en yüksek olduğu aylar çünkü bu aylarda plakalardaki yıl kodları değişir ve bu da alıcıları, plakalarından anlaşıldığı üzere yollardaki en yeni otomobilleri tercih etmeye teşvik eder.
Sektör kuruluşu Motor Üreticileri ve Tüccarları Derneği (SMMT) tarafından açıklanan ön verilere göre, geçen ay 7 modelinden 10.813 adet tescil edildi.
Tesla Model 3, 9.929 tescil ile ikinci sırada yer alırken, onu Ford Puma (6.958) izledi.
İlk 10’da yer alan tek diğer Çinli otomobil, sekizinci sırada yer alan MG HS oldu (5.444).
Yüksek satış rakamlarına sahip tek tek model sayısı az olmasına rağmen, Çinli üreticiler geçen ay Birleşik Krallık pazarının %23’ünü oluşturdu.
BYD, 20.140 kayıtla en çok satan ikinci marka oldu ve 18.399 kayıt kaydeden Kia’nın önüne geçti.
Volkswagen ise 25.972 kayıtla birinci sırada yer aldı.
Öte yandan, Eylül ayında köklü birkaç marka önemli düşüşler yaşadı. Hyundai’nin 10.002 kayıt rakamı, bir önceki yıla göre %31,9’luk bir düşüşe karşılık gelirken, Renault’nun 6.721 araçlık sonucu %29,7 oranında geriledi.
Omoda-Jaecoo genel müdürü Victor Zhang, ikiz markaların Birleşik Krallık’taki benzeri görülmemiş yükselişinin ardından “burada kalıcı olduklarını” söyledi.
Zhang, artık hedeflerinin “en hızlı büyüyen markadan, sağlam bir konuma sahip bir markaya” dönüşmek olduğunu da sözlerine ekledi.
Omoda-Jaecoo’nun ana şirketi Chery, araçlarını Birleşik Krallık pazarına daha iyi uyarlayabilmek amacıyla, sürücü destek sistemleri ve şasinin ayarlanmasına odaklanarak, Bedfordshire’daki UTAC Millbrook test pistinde kısa süre önce bir Ar-Ge merkezi açtı.
Chery ayrıca, Japon firmanın Sunderland’daki fabrikasında araçlarını üretme olasılığı konusunda Nissan ile bir mutabakat zaptı imzaladı; bu araçlar arasında Jaecoo 7 de yer alabilir.
Eylül ayı, genel olarak yeni otomobil pazarı için güçlü bir ay oldu. Toplam kayıt sayısı, bir önceki yıla göre %12,7 artışla 350.518’e ulaştı.
Avrupa
AB Komiseri Kos: Ukrayna’nın 2027’de üyeliği imkansız

AB Genişleme Komiseri Marta Kos, Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de birliğe üye olmasının imkansız olduğunu ve sürecin liyakat esasına dayandığını açıkladı. Adaylara ayrıcalık tanınamayacağını vurgulayan Kos, mevcut prosedürlerin değiştirilmesi çağrısında bulundu.
Avrupa Birliği’nin (AB) genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos, İtalyan gazetesi Corriere della Sera’ya verdiği mülakatta, Ukrayna’nın 2027 yılının başında birliğe katılımının mümkün olmadığını söyledi.
Sürecin liyakat esasına dayandığını vurgulayan Kos, “1 Ocak 2027 tarihi Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy tarafından dile getirilmişti. Katılım liyakat esasına dayanıyor; bu tarihin imkansız olduğu açıktır” ifadesini kullandı.
Jeopolitik koşulların değişmesiyle birlikte AB üyeliğinin yalnızca Ukrayna için değil birçok ülke açısından öncelik haline geldiğini belirten Kos, üyelik sürecinde hiçbir adayın ayrıcalığı olmadığını kaydetti.
Fakat Ukrayna’nın içinde olduğu şartların gözetilmesi gerektiğini ifade eden Kos, “Tam da bu nedenle ona yardım etmekle yükümlüyüz” dedi. Genişleme Komiseri, bu yılın sonuna kadar Ukrayna ile katılım müzakerelerinde mümkün olduğunca fazla fasıl kümesinin açılmasını umduğunu dile getirdi.
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, yılın başında yaptığı açıklamada AB üyeliğinin hem ülkesi hem de Avrupa için temel güvenlik garantilerinden biri olduğunu savunmuş ve katılım tarihi olarak 2027’yi işaret etmişti.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz de bu tarihin imkansız olduğunu belirterek “Bu süreçler genellikle birkaç yıl sürer” değerlendirmesinde bulunmuştu.
Mevcut prosedürler nedeniyle Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de katılımını olanaksız gören Kos ise AB’ye giriş sürecinde değişikliğe gidilmesi çağrısı yaptı.
Kos, haziran ayında yaptığı açıklamada AB’nin Ukrayna’nın üyeliği konusunda iki senaryo üzerinde durduğunu aktarmıştı. İlk senaryonun tam üyelik gerçekleştikten sonra ülkelerin entegre olduğu standart model olduğunu belirten Kos, ikinci seçeneğin ise adayın gerekli şartları karşıladıkça belirli alanlarda AB politikalarına dahil olduğu sektörel entegrasyonu kapsadığını kaydetmişti. Kos, o dönemde birlik yetkilileri ile Ukrayna’nın bu ikinci seçenek üzerinde çalıştığını ifade etmişti.
Ukrayna, 2022 yılında resmi olarak AB’ye aday ülke statüsü aldı; katılım müzakerelerinin ilk bölümü ise Haziran 2026’da başladı.
Diplomasi6 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak
Dünya Basını1 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Rusya1 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri
Ortadoğu2 hafta önceKörfez ülkeleri, İran ile ilişkilerin “resetlenmesini” istiyor









