Diplomasi
Büyükelçi Barrack: İsrail’in yapabileceği en akıllıca şey Türkiye’yi kucaklamaktır

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Antalya Diplomasi Forumu’nda yaptığı açıklamada, ABD yönetiminin yeni Ortadoğu yaklaşımını ve bölgesel gelişmeleri değerlendirdi. İsrail’in Gazze ve Suriye politikalarını ele alan Barrack, ateşkes süreçlerinde diplomatik tıkanıklıklara değinerek, Türkiye’nin bölgedeki arabulucu ve kilit rolüne dikkat çekti.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Antalya Diplomasi Forumu marjında düzenlenen panelde konuştu.
Enerji bağımsızlığını kazanmış bir Amerika bulunduğunu ve bu Amerika’nın Ortadoğu’ya, “Sizi seviyoruz, yanınızdayız ama artık yeni bir doktrinimiz var” dediğini aktardı.
Bu yeni doktrinin adının “Donroe Doktrini” olduğunu ifade eden Barrack, Donroe Doktrini’nin “Önce Amerika” dediğini kaydetti.
“Önce Amerika” kavramının ne anlama geldiğine değinen Barrack, bunun, Batı Yarımküre için endişelendikleri anlamına geldiğini dile getirdi. Herkesin acı ve huzursuzluk hissettiğini belirten Barrack, “Çok taraflı örgütleri unutun” diyen bir yönetime sahip olduklarını söyledi. Barrack, “Çok taraflı kelimesini heceleyemeyen bir patronum var” ifadelerini kullandı.
Patronunun liderlerden biriyle kadın veya erkek fark etmeksizin sorun yaşaması halinde, telefonu açıp onları aradığını ve bir anlaşma yaptığını bildiren Barrack, anlaşamaması durumunda ise gümrük vergisi koyduğunu kaydetti.
Durumun bu olduğunu belirten Barrack, dünyada çok taraflılığın yok olduğu bir ortamda ikili görüşmeler içerisinde bulunduklarını ifade etti. Bunun mesajının ne olduğu sorusunu yönelten Barrack, mesajın, “Her bölge, başının çaresine bakmaya başlasın” olduğunu vurguladı.
Barrack, bunun bir denklik meselesi olduğunu belirterek, “Parayı veren düdüğü çalar” dedi.
Lübnan’da 1938 yılından bu yana nüfus sayımı yapılmadığını hatırlatan Barrack, bir nüfus sayımı yapıldığını ve Şiiler bağlamında değerlendirmelerde bulundu.
Barrack, muhtemelen insanların çoğunluğunu oluşturan Filistinli ve Suriyeli mültecilerin Şiilerinin ve Lübnan silahlı kuvvetlerinin çoğunluğunu oluşturan Lübnanlı Sünnilerin, özellikle İsrail’in kendilerini bombaladığı bir dönemde gidip kuzenlerini vurmayacaklarını dile getirdi.
Barrack, bu durumun, Hizbullah’ın kendisini İsrail’den korumak için var olması gerektiği gerekçesine yalnızca etkinlik kazandırdığını belirtti. Bu sorunun yanıtının ne olduğunu soran Barrack, yanıtın temel refah olması gerektiğini kaydetti.
İran gibi egemen bir ulusun bir milis gücünü desteklediği durumlarda, o milis gücünün öldürülerek ortadan kaldırılamayacağını ifade eden Barrack, bunun her ülkede aynı felsefe olduğunu vurguladı.
Bireyden aileye, kabileden topluma kadar refahla başlanması gerektiğini belirten Barrack, kendi mütevazı görüşünün ve patronunun görüşünün bölgeye bırakılmasının nedeninin bu olduğunu iddia etti.
İbrahim Anlaşmaları’nın nihayetinde bir yanıt olduğunu dile getiren Barrack, Suriye’nin, kendilerinin Türkiye olmasına izin veren Türkiye ile birlikte bir deney olduğunu kaydetti.
Türkiye’nin bu çok karmaşık bölgenin ortasındaki tek gerçek ekonomi olduğunu vurgulayan Barrack, Türkiye’nin insanları, kaynakları ve ordusuyla gerçek bir ulus olduğunu dile getirdi.
NATO’nun en büyük ikinci destekçisi olmasından bahsettiklerini kaydeden Barrack, durumun böyle olduğunu ancak Türkiye’nin aynı zamanda en ilgili ve önemli motorlarından biri konumunda bulunduğunu belirtti.
“Her ihtimale karşı” felsefesine geçildiğinde, denizler hukukunun Portmouth Boğazı’nda çok iyi işlemediğinin söylendiğini aktaran Barrack, aynı zamanda Çanakkale Boğazı’na da sahip olduklarını kaydetti.
İttifakın, bu yakınlaşan bakış açılarının nasıl birleştirileceğini sorduğunu belirten Barrack, bunun refah olması gerektiğini ve bireyin daha iyi durumda olacağı bir çıkar uyumu olması gerektiğini ifade etti. Din konusunda bakış açılarının verileceğine değinen Barrack, herkesin kendi dinini ve kendi bakış açısını yaşamasına izin verilmesi gerektiğini söyleyerek, bunun şu anda gerçekleşmediğini kaydetti.
Bunun dünyanın şu anki durumunun bir göstergesi olduğunu belirten Barrack, maalesef ABD’de de insanların ülkenin Hıristiyan kimliği olması gerektiğine inandıkları şey ile diğer azınlık dinleri arasında bir bölünme yaşandığını dile getirdi.
Savaş döngüsü tarif edilirken tek yanıtın diplomasi olduğunun bilindiğini ifade eden moderatör, savaşın yalnızca daha fazla savaşa yol açtığı yönündeki ifadeleri takdir ettiğini belirtti.
Bölgede uzun yıllardır, özellikle de güçlü ve istikrarlı bir ekonomi olan Türkiye ile İsrail arasında daha iyi ticari ilişkilerden birinin bulunduğunu hatırlatan moderatör, bu ilişkinin en hafif tabirle önemli ölçüde gerilediğini kaydetti.
İsrail’in şu anda kılıç şakırdattığını söyleyen moderatör, bunun ne amaca hizmet ettiğini sorarak Barrack’tan bu konuda bir görüşü varsa açıklamasını istedi.
Türkiye’nin bir şekilde yeni İran olduğunun söylendiğini ve İsrail’in İran’a yaklaşımının nasıl olduğunun görüldüğünü belirten moderatör, bunun yeni bir çatışma döngüsü mü olacağını yoksa diplomasinin en azından bu ilişkiyi daha iyi yönetip yönetemeyeceğini sordu.
“Bu bölge yalnızca tek bir şeye, güce saygı duyuyor”
Bunun kendi kişisel görüşü olduğunu ve büyük saygı duyduğunu belirten Barrack, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın inanılmaz bir lider olduğunu kaydetti.
Netanyahu’nun ülkesi için en iyisi olduğunu düşündüğü şeyi yaptığını ifade eden Barrack, “Dünyanın bu bölümü yalnızca tek bir şeye saygı duyuyor, güce” dedi.
Güç yansıtılmadığı ve zayıflık yansıtıldığı takdirde hayallerde yaşanacağını belirten Barrack, Suriye’nin bunun harika bir örneği olduğunu söyledi.
Suriye’nin neden işlediği sorusunu yönelten Barrack, “Çünkü geçmişte insanların bakış açılarının ne olduğu konusunda hemfikir olmamış olabileceği, ancak kendilerini bir yere götürdüğünü gördükleri güçlü, kuvvetli ve cesur bir lideriniz var” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da aynı şekilde olduğunu belirten Barrack, iki lider arasındaki söylemin kendisine göre yalnızca söylemden ibaret olduğunu kaydetti.
Tel Aviv’de uyanıp gazete okunduğunda gazetede Viyana’dan Maldivler’e uzanan bir “Osmanlı İmparatorluğu 2.0” şeması görüldüğünü aktaran Barrack, bunun İsrail’in Türkiye’nin ne olması gerektiğine dair sunduğu görüş olduğunu belirtti.
İstanbul’da uyanıp gazete okunduğunda ise Viyana’dan Maldivler’e uzanan “Büyük İsrail”in görüldüğünü dile getiren Barrack, herkesin fetih peşinde olduğu veya fethettiği fikrinin bu arada gerçekleşebileceğini söyledi.
Ticaret savaşları düşünüldüğünde, Hürmüz Boğazı’nın unutulmasını isteyen Barrack, enerji konusuna değindi. Enerji dünyasının artık bu malzemeleri gemilere koymanın en ucuz ve en esnek yol olduğunu söylemediğini belirten Barrack, bir sorun yaşandığında geminin taşınabildiği için bunun doğru olduğunu kaydetti.
Bombalanma durumu olduğunda geminin Arap Körfezi’nden Endonezya’ya taşınabileceğini ifade eden Barrack, boru hattıyla bunun yapılamayacağını ve boru hatlarının kapasitelerinin yalnızca yüzde 30 oranında kullanılmasının nedeninin bu olduğunu vurguladı. Artık üretimin değil, güvenliğin söz konusu olduğunu belirten Barrack, “tam zamanında” yaklaşımının yerini “her ihtimale karşı” yaklaşımına bıraktığını kaydetti.
Her ihtimale karşı her şeyin, fiber optiklerin Türkiye üzerinden geldiğini söyleyen Barrack, Azerbaycan ve Ermenistan hakkında konuştuklarını hatırlattı.
Bu geçidin ne olabileceğini soran Barrack, petrolün, gazın, bilginin, verinin ve malzemelerin artık nereye ve nasıl aktığını sorguladı. İsrail’in Abu Dabi ile hizalandığı veya Suudi Arabistan’ın İsrail ile hizalanabileceği gibi, İsrail’in Türkiye ile hizalandığını belirten Barrack, İsrail halkının refahı için yanıtın bu olduğunu dile getirdi.
Bu söylemin ortadan kalkacağını düşündüğünü ifade eden Barrack, Türkiye’nin bulaşılacak bir ülke olmadığını söyledi.
Körfez’in ele alınabileceğini ve Körfez ülkelerinin çok iyi durumda olduğunu belirten Barrack, bu yararlı monarşilerin işe yaradığını kaydetti. Bölgeye bakıldığında, anti-demokratik olduğu için eleştirileceğini dile getiren Barrack, “İşe yarayan tek şey, bu güçlü liderlik rejimleridir” ifadelerini kullandı.
Bunların “ya müşfik monarşiler ya da monarşik bir cumhuriyet türü” olduğunu söyleyen Barrack, bunun dışındaki Arap Baharı’nın engeller içinde solup gittiğini belirtti.
Demokrasi pelerini giyen veya insan hakları için peşinden gidilen ülkelerin başarısız olduğunu kaydeden Barrack, sonuç olarak refahın önemine işaret etti. İsrail’in çıkarlarını Körfez’le ve bu güçlü medeniyetlerle uyumlu hale getirmesi gerektiğini vurgulayan Barrack, Suriye’nin dünyanın en eski medeniyetlerinden biri olduğunu hatırlattı. Suriye’nin yüzyıllar boyunca Yahudiler, Müslümanlar ve Hıristiyanlarla yan yana yaşadığını ve bunun hiçbir zaman sorun olmadığını belirten Barrack, kimsenin Yahudilerle bir sorunu bulunmadığını ifade etti.
Bu konuşmayı İsraillilerle de yaptığını aktaran Barrack, taktiksel olarak ne yaptıklarını anladığını söyledi. Sahada bir çiftçi olduğunu ve patronunun tarlanın sahibi olduğunu dile getiren Barrack, İsraillilerin taktiksel olarak doğru olanı yapıyor olabileceklerini kaydetti.
Ateşkes anlaşmalarına bakıldığında, bugünkü ateşkes anlaşmasının bir ateşkes olduğunu söylediğini aktaran Barrack, “Ancak biz İsrail olarak, kendi kararımıza göre saldırıya uğradığımızı düşünürsek hariç” dendiğini belirtti.
Bunun bir ateşkes olup olmadığını soran Barrack, bunun 2024 anlaşmasında yer aldığını, Başkan Biden’a tüm saygısını sunarak onların bir mekanizmayla anlaşmaya vardıklarını kaydetti.
UNIFIL’in 40 yıldır Lübnan’da olduğunu hatırlatan Barrack, UNIFIL ile 10 milyar dolar harcadıklarını, ancak onların tek bir el ateş etmediklerini ve savaşı durdurmadıklarını vurguladı. Savaşın anlaşma sağlandıktan beş gün sonra başladığını belirten Barrack, bunun nedeninin İsrail’in Biden yönetimiyle yaptığı yan anlaşma olduğunu söyledi.
Bu anlaşmanın, kendi kararlarına göre egemenliklerinin etkilendiğini düşünmeleri halinde, istediklerini yapmakta bu anlaşmadan bağımsız olduklarını söylediğini aktaran Barrack, şu an nerede olduklarını sordu.
Yanıtın uyum ve refah olması gerektiğini ifade eden Barrack, yanıtın Jared Kushner ve Başkan Trump’ın ilk döneminde icat ettikleri İbrahim Anlaşmaları olduğunu belirtti.
Herkesin fikrine büyük saygı duyarak tüm bunlarla mücadele ettikten sonra dürüst olmak gerekirse tek yanıtın bu olduğunu dile getiren Barrack, aksi takdirde bir “evet, sonra” durumu içinde yaşayacaklarını kaydetti.
Herkesin faydasına olacak refaha ulaşmak için istikrara ihtiyaç duyulduğunu belirten moderatör, Türkiye’de olduklarını ve Gazze’nin Türkiye’nin kalbine çok yakın bir konu olduğunun çok iyi bilindiğini kaydetti.
Önerilen bir uluslararası istikrar gücü bulunduğunu ve ortada görünürde bir ateşkes olması gerektiğini söyleyen moderatör, bölgeden bildiren birçok gazeteciden ateşkesin uygulanmadığının bilindiğini ifade etti.
Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uluslararası bir istikrar gücü kurulmasını öngördüğünü hatırlatan moderatör, bunun Gazze’yi yeniden istikrara kavuşturup kavuşturamayacağını sordu. İsrail’in buna hayır dediğini belirten moderatör, ABD’nin bu konudaki duruşunun nerede olması gerektiğini ifade etti. Moderatör, Türkiye’nin katılmaya ve yapmak istediği gibi Gazze’yi istikrara kavuşturup Gazze halkını koruma konusunda liderliği almaya istekli olması durumunda sorunun ne olduğunu sordu.
“İsrail’in yapabileceği en akıllıca şey Türkiye’yi kucaklamaktır”
ABD’nin nerede durduğunu söyleyemeyeceğini belirten Barrack, patronunu telefona bağlayabileceğini ve onun nerede durulacağını söyleyebileceğini ifade etti.
Kendi kişisel fikrinin ne olduğunu aktarabileceğini dile getiren Barrack, “İsrail’in yapabileceği en akıllıca şey, Türkiye’yi o foruma girmesi için teşvik etmek ve kucaklamaktır” şeklinde konuştu.
Bunun nedeninin sorulduğunu belirten Barrack, ABD’nin Gazze’ye müdahalesinde yaşanan en iyi şeylerden birinin Türkiye’nin Hamas’ı “yabancı terör örgütü” ilan etmemesiyle aynı nedenden kaynaklandığını kaydetti.
Türkiye’nin ve Katar’ın on yıldır bunun için eleştirildiğini hatırlatan Barrack, konuşulacak aracıların kimler olduğunu sordu. Geçerli savaşçılarla ilgili bir konuşma yapıldığını belirten Barrack, ABD’nin İran’da askeri gücü olup olmadığını sordu ve şüphesiz olduğunu söyledi.
Başkan’ın savaşı kazandığını söylediğinde haklı olup olmadığını soran Barrack, “Yüzde bin” yanıtını verdi. Hava, deniz ve kara hakimiyetine sahip olduklarını vurgulayan Barrack, “Sahip olmadığımız şey insanların kalpleri ve ruhları, ancak bu bağlamda mutlak hakimiyetimiz var” dedi.
Bu parçalar arasında ilerlerken konuşma yeteneğine sahip olduklarını belirten Barrack, Hamas’a müdahale edip konuşabilecekleri sadece iki yer bulunduğunu ve bunlardan birinin Katar, diğerinin ise Türkiye olduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ekibine büyük bir iltifat olarak, pazar sabahı saat 10’da, barış anlaşması ve Şarm El-Şeyh anlaşması yapılmadan önce anlaşması gereken iki Hamas lideri bulunduğunu aktardı.
Başkan Trump’ın sabah 10.50’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı arayarak, müdahale etmelerine ihtiyaçları olduğunu söylediğini bildirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hakan Fidan ve İbrahim Kalın’ın o öğleden sonrasını harcadıklarını ve o iki Hamas liderini getirdiklerini belirten Barrack, Türkiye’nin Hamas’ın yabancı bir hizmet örgütü olduğu konusunda kendileriyle hemfikir olması durumunda bunun asla gerçekleşemeyeceğini vurguladı.
Böyle bir durumda onların dışlanması gerektiğini söyleyen Barrack, Türkiye’nin o ortama davet edilmesi halinde şu an yaşanan vahşet ve ihlallerden kaçınılmasına yardımcı olabileceklerini dile getirdi. Türkiye’nin dili konuşabildiğini belirten Barrack, İsrail konusunda tutarlı olduğu kişisel fikrinin kapsayıcılığın tek yanıt olduğu yönünde bulunduğunu kaydetti.
Dışlamanın kısa vadeli ve taktiksel olduğunu ifade eden Barrack, stratejik olarak ne olacağını sordu. Dünyanın antisemitik olmadığını ve hep birlikte büyüdüklerini belirten Barrack, kendisinin çok Yahudi bir mahallede Lübnanlı bir Katolik olarak büyüdüğünü söyledi.
Herkesin Yahudilerle iş yaptığını ve misyonun bu olmadığını kaydeden Barrack, Siyonizmin tanımına ilişkin bir soru olduğunu ifade etti.
Aşkenazların stratejik geleceğinin sert olduğunu belirten Barrack, bunun tutarlı bir mesaj olduğunu bildirdi. Türkiye’nin gerçeğe uyum konusunda buna yardımcı olabileceğini dile getiren Barrack, 7 Ekim’den önce ticarette hala fazla verildiğini ve tarafların birbirleriyle iş yapmaya devam ettiğini kaydetti. Bunun sadece söylem olduğunu ve bu korkunç söylemi çözmenin bir yolunun bulunması gerektiğini ifade etti.
Suriye’nin kelimenin tam anlamıyla sıfır kez İsrail’e misilleme yaptığını, ancak Suriye’nin istekliliğine rağmen hala bir anlaşma olmadığını belirten bir izleyici, bu yaklaşım karşısında bir tarafın hiç ilgilenmemesi halinde barışın nasıl sağlanabileceğini sordu.
“Saldırmazlık anlaşması ve normalleşmeye sanılandan daha erken gelinecek”
Bunun harika bir soru olduğunu belirten Barrack, 8 Aralık’tan itibaren ele alındığında El Şarra rejimi altındaki Suriye’nin İsrail’e tek bir el bile ateş etmediğini, aksine tam tersinin yaşandığını kaydetti.
Cumhurbaşkanı El Şarra’nın defalarca İsrail’le hiçbir sorunları olmadığını, İsrail’le düşmanca bir sorun yaşamak istemediklerini, İsrail’le savaş halinde olmak istemediklerini, saldırmazlık anlaşması ve normalleşme yönünde çalışmak istediklerini söylediğini aktardı.
İsrail’in, güney İsrail’deki ve Suriye sınırındaki Dürzilerin aslında İsrail’in kuzenleri olduğu görüşünü benimsediğini belirten Barrack, Dürzilerin tarihinin bir başka eziyetli konu olduğunu dile getirdi.
Rejimin başlangıcında çok zor olan El Süveyda olaylarının, İsraillilerin Dürzi olan yeni bulunmuş İsrailli kuzenlerini korumak için sınırı geçmelerine yol açtığını kaydetti.
Netanyahu’nun 7 Ekim’den sonra her şeyin değiştiği yönündeki tüm sözlerinde çok net olduğunu ifade eden Barrack, Netanyahu’nun sınırları, 67 sınır hattını, 74 sınır hattını veya 8 Aralık hattını umursamadığını belirtti.
Suriye’nin bu savaşa girmeyerek parlak bir hamle yaptığını vurgulayan Barrack, bu nedenle sızmaların sürekli olduğunu ve İsrail’in her konvoy gördüğünde bu hatları geçtiğini dile getirdi.
İki taraf arasında, sakin bir bariyer yaratmak için Suriye askeri kurumuna, iç orduya ve dış orduya güvenip güvenemeyecekleri konusunda hala güven bulunmadığını belirten Barrack, kendi görüşlerine göre Suriye’nin İsrail’e karşı düşmanca davranmayarak zekice hareket ettiğini kaydetti. Bunun hiçbir amacı olmadığını söyleyen Barrack, Suriye’nin defalarca konuşmaya hazır olduklarını belirttiğini aktardı.
Başkan adına Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani ile Başbakan Netanyahu’yu temsilen Ron Dermer arasında gerçekleşen beş görüşmeyi yönetme ayrıcalığına sahip olduğunu dile getiren Barrack, çok yaklaştıklarını ancak sürecin buharlaştığını bildirdi. Bir füzyon kurduklarını ve hala görüşmeler yaptıklarını aktaran Barrack, “Suriyeliler müthiş bir sabır gösterdi” dedi.
Tüm bu durumlarda beş sınırda ve iki denizde beş ülkeyle uğraştıklarını belirten Barrack, aynı zamanda bir savaşın sürdüğünü hatırlattı.
Bu görüşmelerden çıkış zamanının geldiğini ve oraya ulaşacaklarını söyleyen Barrack, saldırmazlık ve normalleşme aşamasına sanılandan daha erken gelineceğine inandığını sözlerine ekledi.
Diplomasi
AB’nin LNG ithalatının yüzde 60’ından fazlası ABD’den

ABD, şu anda Avrupa’nın toplam LNG ithalatının yaklaşık %60’ını oluşturuyor ve bu oran tüm zamanların en yüksek seviyesine yakın.
Bu rakam, Katar ve BAE’den gelen tedarikin kesilmesine yol açan Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından nisan ayında yaklaşık %64’e ulaşarak zirveye çıkmıştı.
Bu oran, 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana %20 artmıştı. Avrupa ayrıca Ukrayna savaşından sonra Rus boru hattı gazını ABD’den sevk edilen LNG ile ikame etmeye zorlanmıştı.
Ayrıca, ABD, LNG ve boru hattı gazı dahil olmak üzere toplam AB doğalgaz ithalatının %26’sını oluşturuyor ve bu alanda Norveç’ten sonra ikinci sırada yer alıyor.
Avrupa, kış öncesi depolama tanklarını doldurmak için de ABD’den gelen gaza ihtiyaç duyuyor; bu da söz konusu bağımlılığın önümüzdeki aylarda daha da derinleşeceği anlamına geliyor.
LNG’nin en büyük avantajı, gazın yaklaşık eksi 160 santigrat dereceye kadar aşırı soğutulduktan sonra sıvıya dönüşmesi ve tıpkı petrol gibi tankerlere yüklenip dünyanın dört bir yanına sevk edilebilmesi. Bu da boru hatlarına olan ihtiyacı ortadan kaldırıyır ve böylece Amerikan LNG’si Avrupa kıyılarına ulaşıyor.
Bloomberg’e göre büyük emtia piyasalarında, toplam alımların %30 ila %40’undan fazlasını tek bir kaynağa bağlamak yaygın değil; %60’tan fazlasını tek bir tedarikçiye bağlamak ise son derece nadir.
Avrupa’nın tek bir kaynağa bu kadar bağımlı olduğu durumlar yalnızca bazı “niş” piyasalarda (örneğin nadir toprak elementleri, galyum veya tungsten gibi ikincil metaller) görülüyor.
Avrupalı yetkililer, bir süredir kapalı kapılar ardında ABD’den gelenLNG konusunda endişe duyuyorlardı.
Bu endişe, 28 Şubat’ta İsrail ve ABD’nin İran’a saldırmasından hemen önce, özel görüşmelerden kamuoyu tartışmalarına taşındı.
AB’nin rekabetten sorumlu baş yetkilisi Teresa Ribera, ocak ayında “Rus gazına güvenemeyeceğimizi ve Amerikan gazına fazla bağımlı olmamaya dikkat etmemiz gerektiğini biliyoruz,” demişti.
Birkaç gün sonra, AB Enerji Komiseri Dan Jorgensen daha da açık sözlü oldu ve “Bir bağımlılığı başka bir bağımlılıkla değiştirme riskiyle karşı karşıyayız,” dedi.
Öte yandan iktisadi açıdan bakıldığında, akışları hükümetler değil, piyasa belirliyor.
New York’taki Küresel Enerji Politikası Merkezi’nde gaz uzmanı olan Anne-Sophie Corbeau, “ABD’den Avrupa’ya LNG geliyorsa, bunun nedeni İktisat 101’dir: Fiyat açısından bakıldığında, bu Amerikan üreticiler için en iyi varış noktasıdır,” diyor.
Bloomberg yazarına göre ideal olarak, Avrupa’nın ABD’den gelen LNG’nin payını daha güvenli seviyelere, kesinlikle %50’nin altına indirmesi gerekiyor.
Fakat mevcut piyasa ve siyasi dinamikler göz önüne alındığında, tam tersinin gerçekleşme riski bulunuyor.
Avrupa, Trump’a daha fazla Amerikan malı satın alacağına söz verdi; 2027’den itibaren Rus LNG’sini yasaklıyor ve Katar ile BAE’den gelecek tedarikler hâlâ belirsiz görünüyor.
Bölge dikkatli davranmazsa, çok da uzak olmayan bir gelecekte LNG ihtiyacının %75’inden fazlasını ABD’ye bağımlı hale gelebilir.
Diplomasi
Vişegrád Dörtlüsü yeniden bir araya geldi

Visegrád Dörtlüsü liderleri salı günü bölgesel ittifaklarını yeniden canlandırdıklarını açıkladı.
Çekya, Macaristan, Polonya ve Slovakya’dan oluşan bölgesel ittifak, göç, endüstriyel rekabet gücü ve AB’nin bir sonraki uzun vadeli bütçesi konularında daha sıkı bir koordinasyon içinde olacaklarına söz verdi.
Gödöllő’de düzenlenen zirvede Macaristan Başbakanı Péter Magyar, 65 milyonluk bloğun iktisadi gücünü vurgulayarak, dört ülkenin Almanya ile toplam ticaret hacminin Fransa’nınkini aştığını belirtti.
Yenilenen işbirliğinin bir sembolü olarak, Macyar, Çekya, Polonya ve Slovakya liderlerine Budapeşte, Bratislava, Prag ve Varşova’yı birbirine bağlayacak bir yüksek hızlı demiryolu ağı projesinin taslağını sundu ve Slovakya’nın yaklaşan V4 başkanlığı döneminde proje için AB fonu talep etmeleri konusunda liderleri teşvik etti.
Magyar, ittifakın son dönemdeki zorluklarını önceki Macar hükümetine yükleyerek, eski Başbakan Viktor Orbán’ın “Rusya yanlısı” tutumu ve aranan Polonyalı siyasetçilere sığınma hakkı verme kararının Budapeşte ile Varşova arasındaki ilişkileri ciddi şekilde zedelediğini savundu.
“Artık geçmişi geride bırakmanın zamanı geldi,” diyen Magyar, grubun 35 yıl önce Lech Wałęsa, Václav Havel ve József Antall tarafından kurulduğunu hatırlattı.
Polonya Başbakanı Donald Tusk, Macaristan’ın diplomatik ilişkileri yeniden canlandırmasını memnuniyetle karşıladı ve Magyar’ın seçim zaferini övdü.
Otuz yıldır tanıdığını söylediği Orbán ile bir karşılaştırma yapan Tusk, eski Macar liderin jeopolitik bakış açısının kökten değiştiğini, bu nedenle işbirliğinin imkansız hale geldiğini savundu.
Slovakya, 1 Temmuz’da V4’ün dönem başkanlığını devralmaya hazırlanırken, Slovakya Başbakanı Robert Fico, endüstriyel rekabet gücünün en önemli önceliği olacağını belirtti.
Fico, yüksek elektrik fiyatlarının Avrupa sanayisini zayıflattığı uyarısında bulunarak, dört ülkenin AB’nin emisyon ticareti sisteminde değişiklik yapılması için ortaklaşa baskı uygulayacağını söyledi.
Liderler ayrıca, bloğun 2028-34 bütçesi üzerindeki müzakerelerde, sosyal uyumun korunması ve tarım fonlarına odaklanarak yakın işbirliği içinde hareket etme konusunda anlaştılar.
Dört hükümet, bloğun dış sınırlarının güçlendirilmesinin öncelik olmaya devam etmesi gerektiğini savunarak, AB’nin yeni Göç Paktı’na karşı olduklarını yineledi.
Genişleme konusunda liderler, Batı Balkanlara yönelik AB genişlemesini destekledi. Fakat jeopolitik hususların bazı aday ülkeler için daha hızlı entegrasyonu haklı kılıp kılmadığına dair blok içinde daha geniş bir tartışma sürerken, Ukrayna da dahil olmak üzere tüm aday ülkelerin mevcut katılım kriterlerini karşılaması gerektiği konusunda ısrar ettiler.
Çek Cumhuriyeti Başbakanı Andrej Babiš, ortak çıkarları savunma konusunda bölge liderlerinin “yine aynı gemide” olduklarını söyledi.
Liderler, V4’ü dört üyeli bir yapı olarak sürdürme konusunda mutabık kalırken, belirli politika konularında diğer ülkeleri de sürece dahil etmek için daha geniş kapsamlı “V4+” çerçevesini kullanmaya karar verdiler.
Fico ve Babiš, bütçe müzakerelerine İrlanda’yı, endüstriyel rekabet gücü ve karbon fiyatlandırma politikalarına ise Avusturya ve Almanya’yı dahil etmek için V4+ formatının kullanılmasını önerdiler.
Diplomasi
Taliban, Brüksel’de 15 AB ülkesiyle bir araya geldi

15 AB üyesi ülke, 23 Haziran günü Brüksel’de Taliban ile bir araya gelerek Afganları Afganistan’a sınır dışı etme konusunu görüştü.
Avrupa Komisyonu’ndan bir sözcü salı günü yaptığı açıklamada, toplantının İsveç ile ortak başkanlıkta yürütüldüğünü belirtti. Belçika ve Hollanda da toplantıya katıldı.
Komisyon, toplantının öncelikle sabıka kaydı bulunan ve güvenlik tehdidi oluşturan Afgan vatandaşlarının geri dönüşüyle ilgili olduğunu vurguladı.
Görüşmelerde, geri gönderilecek kişilerin kimlik tespiti, seyahat belgelerinin düzenlenmesi ve geri dönüş süreçleri gibi her türlü konu ele alındı.
Fakat ocak ayında Kabil’e giden üst düzey bir AB Komisyonu yetkilisi olan Johannes Luchner, daha önce bu kapsamın suçlu olmayan Afganları da içerebileceğini belirtmişti.
Ocak ayı sonunda Avrupalı milletvekillerine yaptığı açıklamada, “Öncelikli ilgilendiğimiz konu suçluların geri dönüşü, fakat geri dönüş emri bulunan suçlu olmayan Afganların sayısı da giderek artıyor,” demişti.
Başka bir AB kaynağı da şimdi aynı görüşü dile getiriyor. Bu kaynak, salı günü ve toplantı öncesinde EUobserver’a yaptığı açıklamada, görüşmelerin sığınma başvurusunda bulunup reddedilenlerin geri dönüşünü de kapsayacağını belirtti.
Komisyon, günün erken saatlerinde toplantıyla ilgili herhangi bir ayrıntı vermeyi reddetmişti.
Bu da Taliban heyetinin seyahat masraflarını kimin karşıladığı, toplantının nerede yapılacağı, toplantıya kadınların katılıp katılmayacağı ve Taliban’ın AB’nin Afgan vatandaşlarını sınır dışı etmesine yardım etmenin karşılığında ne istediği gibi soruların cevapsız kalmasına neden oldu.
AB ve üye ülkeleri, beş yıl önce yeniden iktidara gelmesinden bu yana Taliban hükümetini tanımıyor.
Brüksel, suç işleyen veya tehlikeli olduğu değerlendirilen sığınma başvurusu reddedilen kişilerin sınır dışı edilmesi için gerekli olduğu gerekçesiyle, Afganistan’ın “fiili yetkilileriyle” sınırlı görüşmeler yapma kararını savundu.
Avrupa Komisyonu’nun bir sözcüsü, Komisyon ve 15 AB üye ülkesinden yetkililerin, ocak ayında Kabil’de düzenlenen bir önceki toplantının devamı niteliğindeki Brüksel toplantısına katıldığını belirtti.
Komisyon sözcüsü, “Komisyon birimleri ve İsveç, bugün Brüksel’de, geri dönüş ve yeniden kabul konularından sorumlu Afganistan’ın fiili yetkililerinin teknik düzeydeki temsilcileriyle birlikte teknik düzeyde bir toplantıya eş başkanlık etti” dedi.
Afganistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise gündemin daha geniş olduğunu belirterek, bunun AB’de olası bir konsolosluk varlığını, orada yaşayan Afganlar için konsolosluk hizmetlerinin yeniden başlatılmasını ve “güven oluşturma tedbirlerine duyulan ihtiyacı” içerdiğini söyledi.
Sözcü Abdülkahar Balki, toplantının “yurtdışında ikamet eden Afganların konsolosluk haklarını korumak için olumlu bir ivme yaratma umudu” uyandırdığını da sözlerine ekledi.
Balki’ye hitaben yazılan ve Reuters tarafından incelenen bir Komisyon mektubunda, görüşmelerin “AB’de ikamet hakkı bulunmayan Afgan vatandaşlarının geri dönüşü ve yeniden kabulü” üzerine odaklanacağı belirtildi.
Amerika1 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4
Dünya Basını6 gün önceİngiliz iktisatçı Pettifor: Yapay zeka çöküşü kaçınılmaz bir krize yol açacak










