Diplomasi
Büyükelçi Barrack: İsrail’in yapabileceği en akıllıca şey Türkiye’yi kucaklamaktır

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Antalya Diplomasi Forumu’nda yaptığı açıklamada, ABD yönetiminin yeni Ortadoğu yaklaşımını ve bölgesel gelişmeleri değerlendirdi. İsrail’in Gazze ve Suriye politikalarını ele alan Barrack, ateşkes süreçlerinde diplomatik tıkanıklıklara değinerek, Türkiye’nin bölgedeki arabulucu ve kilit rolüne dikkat çekti.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Antalya Diplomasi Forumu marjında düzenlenen panelde konuştu.
Enerji bağımsızlığını kazanmış bir Amerika bulunduğunu ve bu Amerika’nın Ortadoğu’ya, “Sizi seviyoruz, yanınızdayız ama artık yeni bir doktrinimiz var” dediğini aktardı.
Bu yeni doktrinin adının “Donroe Doktrini” olduğunu ifade eden Barrack, Donroe Doktrini’nin “Önce Amerika” dediğini kaydetti.
“Önce Amerika” kavramının ne anlama geldiğine değinen Barrack, bunun, Batı Yarımküre için endişelendikleri anlamına geldiğini dile getirdi. Herkesin acı ve huzursuzluk hissettiğini belirten Barrack, “Çok taraflı örgütleri unutun” diyen bir yönetime sahip olduklarını söyledi. Barrack, “Çok taraflı kelimesini heceleyemeyen bir patronum var” ifadelerini kullandı.
Patronunun liderlerden biriyle kadın veya erkek fark etmeksizin sorun yaşaması halinde, telefonu açıp onları aradığını ve bir anlaşma yaptığını bildiren Barrack, anlaşamaması durumunda ise gümrük vergisi koyduğunu kaydetti.
Durumun bu olduğunu belirten Barrack, dünyada çok taraflılığın yok olduğu bir ortamda ikili görüşmeler içerisinde bulunduklarını ifade etti. Bunun mesajının ne olduğu sorusunu yönelten Barrack, mesajın, “Her bölge, başının çaresine bakmaya başlasın” olduğunu vurguladı.
Barrack, bunun bir denklik meselesi olduğunu belirterek, “Parayı veren düdüğü çalar” dedi.
Lübnan’da 1938 yılından bu yana nüfus sayımı yapılmadığını hatırlatan Barrack, bir nüfus sayımı yapıldığını ve Şiiler bağlamında değerlendirmelerde bulundu.
Barrack, muhtemelen insanların çoğunluğunu oluşturan Filistinli ve Suriyeli mültecilerin Şiilerinin ve Lübnan silahlı kuvvetlerinin çoğunluğunu oluşturan Lübnanlı Sünnilerin, özellikle İsrail’in kendilerini bombaladığı bir dönemde gidip kuzenlerini vurmayacaklarını dile getirdi.
Barrack, bu durumun, Hizbullah’ın kendisini İsrail’den korumak için var olması gerektiği gerekçesine yalnızca etkinlik kazandırdığını belirtti. Bu sorunun yanıtının ne olduğunu soran Barrack, yanıtın temel refah olması gerektiğini kaydetti.
İran gibi egemen bir ulusun bir milis gücünü desteklediği durumlarda, o milis gücünün öldürülerek ortadan kaldırılamayacağını ifade eden Barrack, bunun her ülkede aynı felsefe olduğunu vurguladı.
Bireyden aileye, kabileden topluma kadar refahla başlanması gerektiğini belirten Barrack, kendi mütevazı görüşünün ve patronunun görüşünün bölgeye bırakılmasının nedeninin bu olduğunu iddia etti.
İbrahim Anlaşmaları’nın nihayetinde bir yanıt olduğunu dile getiren Barrack, Suriye’nin, kendilerinin Türkiye olmasına izin veren Türkiye ile birlikte bir deney olduğunu kaydetti.
Türkiye’nin bu çok karmaşık bölgenin ortasındaki tek gerçek ekonomi olduğunu vurgulayan Barrack, Türkiye’nin insanları, kaynakları ve ordusuyla gerçek bir ulus olduğunu dile getirdi.
NATO’nun en büyük ikinci destekçisi olmasından bahsettiklerini kaydeden Barrack, durumun böyle olduğunu ancak Türkiye’nin aynı zamanda en ilgili ve önemli motorlarından biri konumunda bulunduğunu belirtti.
“Her ihtimale karşı” felsefesine geçildiğinde, denizler hukukunun Portmouth Boğazı’nda çok iyi işlemediğinin söylendiğini aktaran Barrack, aynı zamanda Çanakkale Boğazı’na da sahip olduklarını kaydetti.
İttifakın, bu yakınlaşan bakış açılarının nasıl birleştirileceğini sorduğunu belirten Barrack, bunun refah olması gerektiğini ve bireyin daha iyi durumda olacağı bir çıkar uyumu olması gerektiğini ifade etti. Din konusunda bakış açılarının verileceğine değinen Barrack, herkesin kendi dinini ve kendi bakış açısını yaşamasına izin verilmesi gerektiğini söyleyerek, bunun şu anda gerçekleşmediğini kaydetti.
Bunun dünyanın şu anki durumunun bir göstergesi olduğunu belirten Barrack, maalesef ABD’de de insanların ülkenin Hıristiyan kimliği olması gerektiğine inandıkları şey ile diğer azınlık dinleri arasında bir bölünme yaşandığını dile getirdi.
Savaş döngüsü tarif edilirken tek yanıtın diplomasi olduğunun bilindiğini ifade eden moderatör, savaşın yalnızca daha fazla savaşa yol açtığı yönündeki ifadeleri takdir ettiğini belirtti.
Bölgede uzun yıllardır, özellikle de güçlü ve istikrarlı bir ekonomi olan Türkiye ile İsrail arasında daha iyi ticari ilişkilerden birinin bulunduğunu hatırlatan moderatör, bu ilişkinin en hafif tabirle önemli ölçüde gerilediğini kaydetti.
İsrail’in şu anda kılıç şakırdattığını söyleyen moderatör, bunun ne amaca hizmet ettiğini sorarak Barrack’tan bu konuda bir görüşü varsa açıklamasını istedi.
Türkiye’nin bir şekilde yeni İran olduğunun söylendiğini ve İsrail’in İran’a yaklaşımının nasıl olduğunun görüldüğünü belirten moderatör, bunun yeni bir çatışma döngüsü mü olacağını yoksa diplomasinin en azından bu ilişkiyi daha iyi yönetip yönetemeyeceğini sordu.
“Bu bölge yalnızca tek bir şeye, güce saygı duyuyor”
Bunun kendi kişisel görüşü olduğunu ve büyük saygı duyduğunu belirten Barrack, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın inanılmaz bir lider olduğunu kaydetti.
Netanyahu’nun ülkesi için en iyisi olduğunu düşündüğü şeyi yaptığını ifade eden Barrack, “Dünyanın bu bölümü yalnızca tek bir şeye saygı duyuyor, güce” dedi.
Güç yansıtılmadığı ve zayıflık yansıtıldığı takdirde hayallerde yaşanacağını belirten Barrack, Suriye’nin bunun harika bir örneği olduğunu söyledi.
Suriye’nin neden işlediği sorusunu yönelten Barrack, “Çünkü geçmişte insanların bakış açılarının ne olduğu konusunda hemfikir olmamış olabileceği, ancak kendilerini bir yere götürdüğünü gördükleri güçlü, kuvvetli ve cesur bir lideriniz var” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da aynı şekilde olduğunu belirten Barrack, iki lider arasındaki söylemin kendisine göre yalnızca söylemden ibaret olduğunu kaydetti.
Tel Aviv’de uyanıp gazete okunduğunda gazetede Viyana’dan Maldivler’e uzanan bir “Osmanlı İmparatorluğu 2.0” şeması görüldüğünü aktaran Barrack, bunun İsrail’in Türkiye’nin ne olması gerektiğine dair sunduğu görüş olduğunu belirtti.
İstanbul’da uyanıp gazete okunduğunda ise Viyana’dan Maldivler’e uzanan “Büyük İsrail”in görüldüğünü dile getiren Barrack, herkesin fetih peşinde olduğu veya fethettiği fikrinin bu arada gerçekleşebileceğini söyledi.
Ticaret savaşları düşünüldüğünde, Hürmüz Boğazı’nın unutulmasını isteyen Barrack, enerji konusuna değindi. Enerji dünyasının artık bu malzemeleri gemilere koymanın en ucuz ve en esnek yol olduğunu söylemediğini belirten Barrack, bir sorun yaşandığında geminin taşınabildiği için bunun doğru olduğunu kaydetti.
Bombalanma durumu olduğunda geminin Arap Körfezi’nden Endonezya’ya taşınabileceğini ifade eden Barrack, boru hattıyla bunun yapılamayacağını ve boru hatlarının kapasitelerinin yalnızca yüzde 30 oranında kullanılmasının nedeninin bu olduğunu vurguladı. Artık üretimin değil, güvenliğin söz konusu olduğunu belirten Barrack, “tam zamanında” yaklaşımının yerini “her ihtimale karşı” yaklaşımına bıraktığını kaydetti.
Her ihtimale karşı her şeyin, fiber optiklerin Türkiye üzerinden geldiğini söyleyen Barrack, Azerbaycan ve Ermenistan hakkında konuştuklarını hatırlattı.
Bu geçidin ne olabileceğini soran Barrack, petrolün, gazın, bilginin, verinin ve malzemelerin artık nereye ve nasıl aktığını sorguladı. İsrail’in Abu Dabi ile hizalandığı veya Suudi Arabistan’ın İsrail ile hizalanabileceği gibi, İsrail’in Türkiye ile hizalandığını belirten Barrack, İsrail halkının refahı için yanıtın bu olduğunu dile getirdi.
Bu söylemin ortadan kalkacağını düşündüğünü ifade eden Barrack, Türkiye’nin bulaşılacak bir ülke olmadığını söyledi.
Körfez’in ele alınabileceğini ve Körfez ülkelerinin çok iyi durumda olduğunu belirten Barrack, bu yararlı monarşilerin işe yaradığını kaydetti. Bölgeye bakıldığında, anti-demokratik olduğu için eleştirileceğini dile getiren Barrack, “İşe yarayan tek şey, bu güçlü liderlik rejimleridir” ifadelerini kullandı.
Bunların “ya müşfik monarşiler ya da monarşik bir cumhuriyet türü” olduğunu söyleyen Barrack, bunun dışındaki Arap Baharı’nın engeller içinde solup gittiğini belirtti.
Demokrasi pelerini giyen veya insan hakları için peşinden gidilen ülkelerin başarısız olduğunu kaydeden Barrack, sonuç olarak refahın önemine işaret etti. İsrail’in çıkarlarını Körfez’le ve bu güçlü medeniyetlerle uyumlu hale getirmesi gerektiğini vurgulayan Barrack, Suriye’nin dünyanın en eski medeniyetlerinden biri olduğunu hatırlattı. Suriye’nin yüzyıllar boyunca Yahudiler, Müslümanlar ve Hıristiyanlarla yan yana yaşadığını ve bunun hiçbir zaman sorun olmadığını belirten Barrack, kimsenin Yahudilerle bir sorunu bulunmadığını ifade etti.
Bu konuşmayı İsraillilerle de yaptığını aktaran Barrack, taktiksel olarak ne yaptıklarını anladığını söyledi. Sahada bir çiftçi olduğunu ve patronunun tarlanın sahibi olduğunu dile getiren Barrack, İsraillilerin taktiksel olarak doğru olanı yapıyor olabileceklerini kaydetti.
Ateşkes anlaşmalarına bakıldığında, bugünkü ateşkes anlaşmasının bir ateşkes olduğunu söylediğini aktaran Barrack, “Ancak biz İsrail olarak, kendi kararımıza göre saldırıya uğradığımızı düşünürsek hariç” dendiğini belirtti.
Bunun bir ateşkes olup olmadığını soran Barrack, bunun 2024 anlaşmasında yer aldığını, Başkan Biden’a tüm saygısını sunarak onların bir mekanizmayla anlaşmaya vardıklarını kaydetti.
UNIFIL’in 40 yıldır Lübnan’da olduğunu hatırlatan Barrack, UNIFIL ile 10 milyar dolar harcadıklarını, ancak onların tek bir el ateş etmediklerini ve savaşı durdurmadıklarını vurguladı. Savaşın anlaşma sağlandıktan beş gün sonra başladığını belirten Barrack, bunun nedeninin İsrail’in Biden yönetimiyle yaptığı yan anlaşma olduğunu söyledi.
Bu anlaşmanın, kendi kararlarına göre egemenliklerinin etkilendiğini düşünmeleri halinde, istediklerini yapmakta bu anlaşmadan bağımsız olduklarını söylediğini aktaran Barrack, şu an nerede olduklarını sordu.
Yanıtın uyum ve refah olması gerektiğini ifade eden Barrack, yanıtın Jared Kushner ve Başkan Trump’ın ilk döneminde icat ettikleri İbrahim Anlaşmaları olduğunu belirtti.
Herkesin fikrine büyük saygı duyarak tüm bunlarla mücadele ettikten sonra dürüst olmak gerekirse tek yanıtın bu olduğunu dile getiren Barrack, aksi takdirde bir “evet, sonra” durumu içinde yaşayacaklarını kaydetti.
Herkesin faydasına olacak refaha ulaşmak için istikrara ihtiyaç duyulduğunu belirten moderatör, Türkiye’de olduklarını ve Gazze’nin Türkiye’nin kalbine çok yakın bir konu olduğunun çok iyi bilindiğini kaydetti.
Önerilen bir uluslararası istikrar gücü bulunduğunu ve ortada görünürde bir ateşkes olması gerektiğini söyleyen moderatör, bölgeden bildiren birçok gazeteciden ateşkesin uygulanmadığının bilindiğini ifade etti.
Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uluslararası bir istikrar gücü kurulmasını öngördüğünü hatırlatan moderatör, bunun Gazze’yi yeniden istikrara kavuşturup kavuşturamayacağını sordu. İsrail’in buna hayır dediğini belirten moderatör, ABD’nin bu konudaki duruşunun nerede olması gerektiğini ifade etti. Moderatör, Türkiye’nin katılmaya ve yapmak istediği gibi Gazze’yi istikrara kavuşturup Gazze halkını koruma konusunda liderliği almaya istekli olması durumunda sorunun ne olduğunu sordu.
“İsrail’in yapabileceği en akıllıca şey Türkiye’yi kucaklamaktır”
ABD’nin nerede durduğunu söyleyemeyeceğini belirten Barrack, patronunu telefona bağlayabileceğini ve onun nerede durulacağını söyleyebileceğini ifade etti.
Kendi kişisel fikrinin ne olduğunu aktarabileceğini dile getiren Barrack, “İsrail’in yapabileceği en akıllıca şey, Türkiye’yi o foruma girmesi için teşvik etmek ve kucaklamaktır” şeklinde konuştu.
Bunun nedeninin sorulduğunu belirten Barrack, ABD’nin Gazze’ye müdahalesinde yaşanan en iyi şeylerden birinin Türkiye’nin Hamas’ı “yabancı terör örgütü” ilan etmemesiyle aynı nedenden kaynaklandığını kaydetti.
Türkiye’nin ve Katar’ın on yıldır bunun için eleştirildiğini hatırlatan Barrack, konuşulacak aracıların kimler olduğunu sordu. Geçerli savaşçılarla ilgili bir konuşma yapıldığını belirten Barrack, ABD’nin İran’da askeri gücü olup olmadığını sordu ve şüphesiz olduğunu söyledi.
Başkan’ın savaşı kazandığını söylediğinde haklı olup olmadığını soran Barrack, “Yüzde bin” yanıtını verdi. Hava, deniz ve kara hakimiyetine sahip olduklarını vurgulayan Barrack, “Sahip olmadığımız şey insanların kalpleri ve ruhları, ancak bu bağlamda mutlak hakimiyetimiz var” dedi.
Bu parçalar arasında ilerlerken konuşma yeteneğine sahip olduklarını belirten Barrack, Hamas’a müdahale edip konuşabilecekleri sadece iki yer bulunduğunu ve bunlardan birinin Katar, diğerinin ise Türkiye olduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ekibine büyük bir iltifat olarak, pazar sabahı saat 10’da, barış anlaşması ve Şarm El-Şeyh anlaşması yapılmadan önce anlaşması gereken iki Hamas lideri bulunduğunu aktardı.
Başkan Trump’ın sabah 10.50’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı arayarak, müdahale etmelerine ihtiyaçları olduğunu söylediğini bildirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hakan Fidan ve İbrahim Kalın’ın o öğleden sonrasını harcadıklarını ve o iki Hamas liderini getirdiklerini belirten Barrack, Türkiye’nin Hamas’ın yabancı bir hizmet örgütü olduğu konusunda kendileriyle hemfikir olması durumunda bunun asla gerçekleşemeyeceğini vurguladı.
Böyle bir durumda onların dışlanması gerektiğini söyleyen Barrack, Türkiye’nin o ortama davet edilmesi halinde şu an yaşanan vahşet ve ihlallerden kaçınılmasına yardımcı olabileceklerini dile getirdi. Türkiye’nin dili konuşabildiğini belirten Barrack, İsrail konusunda tutarlı olduğu kişisel fikrinin kapsayıcılığın tek yanıt olduğu yönünde bulunduğunu kaydetti.
Dışlamanın kısa vadeli ve taktiksel olduğunu ifade eden Barrack, stratejik olarak ne olacağını sordu. Dünyanın antisemitik olmadığını ve hep birlikte büyüdüklerini belirten Barrack, kendisinin çok Yahudi bir mahallede Lübnanlı bir Katolik olarak büyüdüğünü söyledi.
Herkesin Yahudilerle iş yaptığını ve misyonun bu olmadığını kaydeden Barrack, Siyonizmin tanımına ilişkin bir soru olduğunu ifade etti.
Aşkenazların stratejik geleceğinin sert olduğunu belirten Barrack, bunun tutarlı bir mesaj olduğunu bildirdi. Türkiye’nin gerçeğe uyum konusunda buna yardımcı olabileceğini dile getiren Barrack, 7 Ekim’den önce ticarette hala fazla verildiğini ve tarafların birbirleriyle iş yapmaya devam ettiğini kaydetti. Bunun sadece söylem olduğunu ve bu korkunç söylemi çözmenin bir yolunun bulunması gerektiğini ifade etti.
Suriye’nin kelimenin tam anlamıyla sıfır kez İsrail’e misilleme yaptığını, ancak Suriye’nin istekliliğine rağmen hala bir anlaşma olmadığını belirten bir izleyici, bu yaklaşım karşısında bir tarafın hiç ilgilenmemesi halinde barışın nasıl sağlanabileceğini sordu.
“Saldırmazlık anlaşması ve normalleşmeye sanılandan daha erken gelinecek”
Bunun harika bir soru olduğunu belirten Barrack, 8 Aralık’tan itibaren ele alındığında El Şarra rejimi altındaki Suriye’nin İsrail’e tek bir el bile ateş etmediğini, aksine tam tersinin yaşandığını kaydetti.
Cumhurbaşkanı El Şarra’nın defalarca İsrail’le hiçbir sorunları olmadığını, İsrail’le düşmanca bir sorun yaşamak istemediklerini, İsrail’le savaş halinde olmak istemediklerini, saldırmazlık anlaşması ve normalleşme yönünde çalışmak istediklerini söylediğini aktardı.
İsrail’in, güney İsrail’deki ve Suriye sınırındaki Dürzilerin aslında İsrail’in kuzenleri olduğu görüşünü benimsediğini belirten Barrack, Dürzilerin tarihinin bir başka eziyetli konu olduğunu dile getirdi.
Rejimin başlangıcında çok zor olan El Süveyda olaylarının, İsraillilerin Dürzi olan yeni bulunmuş İsrailli kuzenlerini korumak için sınırı geçmelerine yol açtığını kaydetti.
Netanyahu’nun 7 Ekim’den sonra her şeyin değiştiği yönündeki tüm sözlerinde çok net olduğunu ifade eden Barrack, Netanyahu’nun sınırları, 67 sınır hattını, 74 sınır hattını veya 8 Aralık hattını umursamadığını belirtti.
Suriye’nin bu savaşa girmeyerek parlak bir hamle yaptığını vurgulayan Barrack, bu nedenle sızmaların sürekli olduğunu ve İsrail’in her konvoy gördüğünde bu hatları geçtiğini dile getirdi.
İki taraf arasında, sakin bir bariyer yaratmak için Suriye askeri kurumuna, iç orduya ve dış orduya güvenip güvenemeyecekleri konusunda hala güven bulunmadığını belirten Barrack, kendi görüşlerine göre Suriye’nin İsrail’e karşı düşmanca davranmayarak zekice hareket ettiğini kaydetti. Bunun hiçbir amacı olmadığını söyleyen Barrack, Suriye’nin defalarca konuşmaya hazır olduklarını belirttiğini aktardı.
Başkan adına Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani ile Başbakan Netanyahu’yu temsilen Ron Dermer arasında gerçekleşen beş görüşmeyi yönetme ayrıcalığına sahip olduğunu dile getiren Barrack, çok yaklaştıklarını ancak sürecin buharlaştığını bildirdi. Bir füzyon kurduklarını ve hala görüşmeler yaptıklarını aktaran Barrack, “Suriyeliler müthiş bir sabır gösterdi” dedi.
Tüm bu durumlarda beş sınırda ve iki denizde beş ülkeyle uğraştıklarını belirten Barrack, aynı zamanda bir savaşın sürdüğünü hatırlattı.
Bu görüşmelerden çıkış zamanının geldiğini ve oraya ulaşacaklarını söyleyen Barrack, saldırmazlık ve normalleşme aşamasına sanılandan daha erken gelineceğine inandığını sözlerine ekledi.
Diplomasi
ABD, yapay zeka yatırımlarında Avrupa ile arasındaki farkı artırıyor

ABD’deki yatırımların, Avrupa’dakinden üç kat daha hızlı artma eğiliminde olduğu görülüyor.
Son altı yıl göz önüne alınarak yapılan tahminler, iki ekonomi arasında yapay zeka kaynaklı bir uçurumun açıldığını vurguluyor.
Oxford Economics’in tahminlerine göre, ABD’de yeni ekipman ve tesislere yönelik kurumsal harcamaların 2021 ile gelecek yılın sonu arasında reel olarak yüzde 40 artması öngörülüyor.
Danışmanlık şirketi, yapay zeka ekipmanlarına yönelik artan harcamaların tahminlerindeki temel itici güçler olduğunu belirtti.
ABD’deki bu artış, Avro bölgesindeki sadece yüzde 12’lik reel artışla karşılaştırılırken, aynı dönemde Almanya’daki kurumsal yatırımların neredeyse durma noktasına gelmesi bekleniyor.
Bu rakamlar, yüksek teknolojili ekipman ve tesislere yönelik Amerikan harcamalarındaki patlamaya ayak uydurmakta zorlanan Avrupa’nın karşı karşıya olduğu zorluğu vurguluyor.
Kıta, 2022’nin sonlarında ChatGPT’nin piyasaya sürülmesiyle başlayan büyük dil modellerinin yükselişinden önce bile, ABD’nin hızla artan BT yatırımlarının gerisinde kalmıştı.
Fakat bu rakamlar, Uluslararası Ödemeler Bankası ve diğer kurumlar maliyetli bir “yatırım çöküşü” riskinin arttığı konusunda uyarıda bulunurken, yapay zekaya riskli bir bahis oynayan ABD için de soru işaretleri yaratıyor.
Mario Draghi’den AB için kritik konuşma: Radikal bir değişime ihtiyacımız var
Google, Meta, Microsoft ve Amazon, daha fazla yapay zeka altyapısı kurmak için yarışırken, yalnızca 2026 yılında 725 milyar dolardan fazla yatırım yapmaya hazırlanıyor.
Oxford Economics’in tahminleri, eski Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi’nin Eylül 2024’te rekabet gücü üzerine dönüm noktası niteliğinde bir rapor yayınlamasından bu yana, Avrupa’nın yatırım açığını kapatma konusunda çok az ilerleme kaydettiğini, hatta hiç ilerleme kaydetmediğini gösteriyor.
Draghi, dijitalleşme, karbonsuzlaşma ve artan savunma harcamalarının, yatırımlarda “1960’lar ve 70’lerde son kez görülen” seviyelere “benzeri görülmemiş” bir artış gerektirdiği konusunda uyarıda bulunmuştu.
Draghi, gerekli artışın İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Marshall Planı’nın sağladığı yatırım artışından daha büyük olduğunu belirtmişti.
Oxford Economics’te ekonomist olan Daniel Harenberg, “ABD daha dinamik ve girişimci bir ekonomiye sahip; bu nedenle daha hızlı ilerliyor ve yapay zeka yarışında daha fazla kazanç elde ediyor. Avrupa ise çok daha yavaş,” dedi.
Avrupa ayrıca ABD ile arasında büyük ve giderek artan bir verimlilik açığıyla karşı karşıya.
Manchester Üniversitesi’nden Profesör Bart van Ark, bu yaz Sintra’da düzenlenen ECB Forumu’nda ECB politika yapıcılarına, “ABD son dönemde Avrupa’nın daha da önüne geçti” dedi.
Van Ark’ın analizine göre, 2018 ile 2025 yılları arasında ABD’de çalışılan saat başına GSYİH 14 dolar artarken, Avrupa’da bu artış sadece 2 dolar oldu.
“Bu fark sadece dijital sektörle sınırlı değil,” diye ekleyen van Ark, ABD’nin üstün performansının toptan ve perakende ticaretin yanı sıra profesyonel hizmetler dahil diğer sektörlere de yayıldığını vurguladı.
Gelgelelim van Ark, daha fazla yatırımın tek başına Avrupa’nın verimlilik sorunlarını çözmesinin pek olası olmadığını savundu.
Avrupa’nın “daha derin sorunu”, inovasyonun farklı sektörlerdeki işletmelerin yeni fikir ve araçları benimsemesiyle “uygun şekilde bağlantılı olmaması”ydı.
Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde, geçen yıl yaptığı bir konuşmada, bölgenin imalat sektörüne dayalı büyümesinin “yavaş yavaş ortadan kaybolan bir dünyaya yönelik” olduğu konusunda uyarıda bulunmuştu.
Avrupa Komisyonu’na göre, Avrupa, yapay zeka (AI) kullanımını düzenleyen katı yasalar çıkaran dünyadaki ilk ülkelerden biri oldu ve 2024 Yapay Zeka Yasası, bu teknolojiye ilişkin “tarihteki ilk yasal çerçeve” haline geldi.
Eleştirmenler, katı kuralların inovasyonu engelleyebileceği ve yapay zeka yatırımlarını caydırabileceği konusunda uyarıda bulunuyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, iki yıl önceki bir konuşmasında “Değişen dünyaya ayak uyduramıyoruz” diyerek, Avrupa’nın “aşırı düzenleme” yaptığı ve “yeterli yatırım yapmadığı” uyarısında bulunmuştu.
Bank J Safra Sarasin’in baş ekonomisti Karsten Junius, “Avrupa, en son teknoloji dalgasını kaçırdı,” dedi.
Bununla birlikte, ABD’deki yatırım patlaması büyük ölçüde yapay zekaya yönelik harcamaların devam etmesine bağlı ve bu durum, getirilerin beklentileri karşılayamaması halinde bir düzeltmeye açık hale getirir.
Merkez bankalarına danışmanlık yapan Uluslararası Ödemeler Bankası, Haziran ayında yapay zeka harcamalarından elde edilen getirilerin beklentileri karşılamaması halinde uzun süreli bir “yatırım çöküşü” yaşanabileceği konusunda uyarıda bulunmuştu.
Junius, Avrupa’nın ABD ile arasındaki muazzam yatırım açığının en azından kısmen geçici bir fenomen olduğuna inandığını belirtti.
“ABD’deki yapay zeka yatırımları bu ölçekte sonsuza kadar devam etmeyecek,” diyen Junius, geçmişte de bilgi teknolojisi ve yarı iletken teknolojisi alanlarında yatırım döngülerinin yaşandığını ve “bunların devam edeceğini” ekledi.
Fakat sorun, Avrupa’daki inovasyon ve hızın yetersizliği nedeniyle daha da kötüleşti. Junius, bunun kısmen katılaşmış işgücü piyasalarına bağlı olduğunu belirtti:
“Avrupa, en son teknolojilerde arayı kapatamazsa, ABD’ye kıyasla göreli yaşam standartlarımız düşmeye devam edecek.”
Diplomasi
Ermenistan’ın yeni anayasasında bağımsızlık bildirgesi yer almayacak

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, önümüzdeki aylarda yayımlanacak yeni anayasa metninde Bağımsızlık Bildirgesi’ne herhangi bir atıf bulunmayacağını açıkladı. Bildirgenin anayasadan çıkarılması, Azerbaycan ile barış anlaşması imzalanması için Bakü’nün temel talepleri arasında yer alıyor.
Ermenistan’ın yeni anayasa metninin önümüzdeki aylarda yayımlanacağı ve bu metinde Bağımsızlık Bildirgesi’ne yer verilmeyeceği bildirildi.
Armenpress’in aktardığına göre Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, “Daha önce de söylediğim gibi, yeni anayasada 1990 tarihli Bağımsızlık Bildirgesi’ne hiçbir atıf yer almamalıdır” dedi.
Söz konusu düzenleme, cumhuriyetin mevcut anayasasının birinci maddesini kapsıyor. Bu madde, cumhuriyetin Yüksek Konseyi tarafından 23 Ağustos 1990 tarihinde kabul edilen Bağımsızlık Bildirgesi’ne atıf içeriyor.
Bildirgenin giriş kısmında ise Ermenistan SSC ile Dağlık Karabağ’ın 1989 tarihli “Yeniden Birleşme Hakkında” başlıklı ortak kararına gönderme yapılıyor.
Bildirgeye yapılan atfın Ermenistan Anayasası’ndan çıkarılması, Azerbaycan’ın barış anlaşmasını imzalamak için öne sürdüğü temel şartlardan biriydi.
“Karabağ hareketine dönüşe izin veremeyiz”
Başbakan Paşinyan, yeni anayasada bildirgeye atıf yapılmasının Karabağ hareketine geri dönülmesi anlamına geleceğini ifade etti.
Karabağ hareketini Ermenistan için vahim bir hata olarak niteleyen Paşinyan, “Halkımızın barış için oy kullandığı 2026 ulusal seçimlerinin ardından, barış gündeminin artık ulusal bir gündem haline geldiği bir dönemde buna kesinlikle izin veremeyiz” diye konuştu.
Paşinyan ayrıca, Azerbaycan ile barışı korumanın ve güçlendirmenin hükümet için öncelikli görev olduğunu kaydetti.
Paşinyan, Azerbaycan ile barış anlaşması imzalamak amacıyla anayasayı değiştirmeye hazır olduğunu 2024 sonbaharında dile getirmişti. Barış anlaşmasının metni Mart 2025’te uzlaşmaya bağlanmış ve aynı yılın ağustos ayında paraf edilmişti.
Diplomasi
The Economist: Ukrayna seçkinleri arasındaki bölünme derinleşebilir

İngiliz The Economist dergisi, kaynaklarına dayandırdığı haberinde Ukrayna’daki yönetici kadrolar ve seçkinler arasındaki bölünmenin önümüzdeki haftalarda derinleşebileceğini bildirdi. Haberde, yolsuzluk skandalları ve hava savunma füzesi eksikliği nedeniyle ülkenin bu kış her zamankinden daha kırılgan bir duruma geleceği vurgulandı.
İngiliz The Economist dergisi, çeşitli kaynaklara dayandırdığı değerlendirmesinde, Ukrayna’daki seçkinler arasındaki bölünmenin önümüzdeki haftalarda daha da derinleşebileceğini yazdı.
Dergiye konuşan üst düzey bir Ukraynalı yetkili, “Ekim ayı gelip havalar soğuduğunda her şey bir anda ters gitmeye başlayacak. Buradaki kilit figürlerin çoğu aptal ve pek çok kişi de bunun farkında” ifadelerini kullandı.
Aynı yetkili, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin halen iyimserliğini korumasına rağmen ülkedeki tablonun kendi aleyhine kötüleştiğini “anlamaya başladığını” belirtti.
The Economist, ülkenin bu kış aylarında özellikle yolsuzluk ve hava savunma füzelerinin yetersizliği sebebiyle her zamankinden çok daha savunmasız kalacağını kaydetti.
Haberde, Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ile Yolsuzlukla Mücadele Özel Savcılığının (SAP) 19 Ağustos’ta Ukraynalı üst düzey yetkililere ait yeni telefon dinleme kayıtlarını yayımladığı hatırlatıldı.
Söz konusu kayıtlarda, Devlet Başkanlığı Ofisi Başkan Yardımcısı İrina Mudra’nın sesine sahip olduğu belirtilen bir kadının yolsuzlukla mücadeleyi “yanlış bir yaklaşım” olarak nitelendirdiği ve sistemin “sistematik hale getirilerek kontrol edilmesi gerektiğini” söylediği duyuluyor.
Dergi, kayıtlardaki görüşmelerde yolsuzluğun bir skandal gerekçesi olarak değil, sıradan bir çalışma süreci gibi algılandığına dikkat çekti.
Öte yandan, temmuz ayında görevden alınan Ukrayna eski Savunma Bakanı Mihail Fedorov’un, yeni soruşturmanın kamuoyuna duyurulmasının hemen öncesinde Zelenskiy’ye seçim yapılması çağrısında bulunduğu aktarıldı.
Derginin haberinde bu çağrının “muhtemelen tesadüf olmadığı” değerlendirmesine yer verildi.
Daha önce, 17 Ağustos tarihinde Zerkalo Nedeli gazetesi, NABU’nun iktidardaki Halkın Hizmetkarı partisi meclis grubu başkanı David Arahamiya hakkında ilk suçlama bildirimini, Devlet Başkanlığı Ofisi eski Başkanı Andriy Yermak hakkında ise ikinci suçlama bildirimini hazırladığını duyurmuştu.
Bu gelişmeden iki gün sonra, 19 Ağustos’ta NABU, “Forrest Gump” adı verilen özel bir operasyon icra edildiğini açıkladı. Operasyon kapsamında, görevdeki ve eski milletvekillerinin liderliğinde, Devlet Başkanlığı Ofisi yetkilileri ile diğer bazı şahısların katılımıyla faaliyet gösteren bir suç örgütünün deşifre edildiği duyuruldu.
Bu kapsamda özellikle İrina Mudra ve parlamento milletvekili Vadim Stolar’ın adreslerinde aramalar gerçekleştirildi.
Bunun yanı sıra Ukrayinska Pravda gazetesi de kaynaklarına dayandırdığı haberinde, Mudra’ya iletilen suçlama bildiriminde Devlet Başkanlığı Ofisi Başkanı Kirill Budanov’un adının geçtiğini aktardı.
Habere göre Budanov’un, hakkında yolsuzluk suçlaması bulunan eski Enerji Bakanı German Galuşçenko adına kefalet bedeli toplanması sürecini yönettiği ileri sürülüyor.
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Amerika3 gün önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Dünya Basını6 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Rusya1 hafta önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını2 hafta önceÇin, Buz İpek Yolu yarışını kazanıyor










