Ortadoğu
CIA raporu: İsrail iç savaş ve çöküş riskiyle karşı karşıya

Drop Site News’ün aktardığı CIA’nın gizli değerlendirmesinde, derinleşen toplumsal ve siyasi kırılmalar nedeniyle İsrail’in iç çatışma ve devlet mekanizmasının çöküşü riskiyle yüzleştiği uyarısı yer aldı. Gıda fiyatlarının iki yılda yüzde 9,5 arttığı ülkede ultra-Ortodoks muafiyetleri tepki çekerken, ABD’de İsrail’e olumsuz bakanların oranı yüzde 60’a ulaştı.
İsrail’de derinleşen siyasi kırılmalar, ekonomik baskılar ve toplumsal fay hatları, ülkeyi iç çatışma ve devlet mekanizmasının çöküşü ihtimaliyle karşı karşıya getiriyor.
Drop Site News’ün iki ABD’li kaynağa dayandırdığı habere göre bu tespitler, Merkezi İstihbarat Teşkilatının (CIA) ağustos ayında hazırladığı gizli bir değerlendirmede yer alıyor.
Aída Chávez imzalı haberde, “İçeriden Çatlama” başlıklı raporun CIA bünyesinde alternatif ve aykırı senaryolar üzerinde çalışan Red Cell birimi uzmanlarınca kaleme alındığı kaydedildi.
Açık kaynak verileri ile ABD istihbarat havuzunun harmanlanmasıyla hazırlanan değerlendirme için yöneltilen soruları CIA yanıtsız bıraktı.
Haberde, raporun odağında yalnızca İsrail’in Yahudi nüfusunun yer aldığı, ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 20’sine karşılık gelen Filistinli vatandaşların analize dahil edilmediği vurgulandı.
Uluslararası Af Örgütü ve çeşitli insan hakları kuruluşlarının bu kesimin maruz kaldığı uygulamaları geniş bir apartheid sisteminin parçası olarak tanımladığı hatırlatıldı.
Raporda, 27 Ekim seçimleri öncesinde ülkede biriken çok katmanlı riskler sıralanıyor.
Artan askeri harcamaların körüklediği ekonomik darboğaz, uzun süren çatışmalardan ağır silahlı ve ciddi psikolojik travmalarla dönen askerler, işgal altındaki Batı Şeria’da tırmanan yerleşimci şiddeti ve Başbakan Binyamin Netanyahu’nun iktidarını koruma arayışının tetiklediği anayasal kriz bu etkenler arasında sayılıyor.
Habere konuşan bir istihbarat kaynağı, raporu hazırlayan ekibin İsrail sahasına hakim uzmanlardan oluştuğuna işaret ederek, “Bu, hayal ürünü bir ‘ya şöyle olursa’ senaryosu değil. Yaklaşan seçimler ve İsrail’deki ayrışmalar düşünüldüğünde, ülkenin gerçek bir iç çatışmadan yalnızca bir kıvılcım uzakta olduğu yönündeki sonuçlarını ciddiye almalıyız” değerlendirmesini yaptı.
İsrail iç siyasetindeki en keskin gerilim noktalarından birini ultra-Ortodoks erkeklere sağlanan askerlik muafiyeti oluşturuyor. Geniş muafiyetlerden yararlanırken devlet yardımı almaya devam eden ultra-Ortodoks kesim ile tekrar tekrar cepheye çağrılan yedek askerler arasındaki uçurum giderek derinleşiyor.
Dini liderlerin askerliği reddetme gerekçesini savaş karşıtlığı değil, Tevrat eğitimi ve dini yaşamın tehdit edilmesi argümanı oluşturuyor.
Ekonomik tablodaki kötüleşme de hanelerdeki gerilimi artırıyor. Verilere göre taze meyve ve sebze dahil olmak üzere temel gıda fiyatları son iki yılda yüzde 9,5 oranında yükseldi ve rekor düzeylere ulaştı.
Haberde, Netanyahu’ya yönelik muhalefetin büyük kısmının Filistinlilere yönelik şiddete değil, bu politikaların icra ediliş biçimine ve 7 Ekim’deki güvenlik zafiyetine odaklandığı belirtiliyor.
Başlıca Siyonist partilerin koalisyon stratejileri konusunda bölünmüş durumda olduğu aktarılırken, kamuoyu yoklamaları hükümet kurmak için aranan 61 sandalyelik çoğunluğa ne iktidar ne de muhalefet blokunun ulaşamadığını gösteriyor.
Görüş bildiren kaynaklardan biri, travmalı silahlı eski askerler ile siyasi bölünmüşlüğün birleştiği tarihsel süreçleri hatırlatarak Birinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’sındaki Freikorps birliklerine atıf yaptı.
Kaynak, bugünkü İsrail ile o dönemin Almanya’sını özdeş tutmadığını ancak kimi benzerlikler gözlendiğini dile getirdi.
CIA değerlendirmesinde, İsrail’in uluslararası alanda yalnızlaşması ve ABD desteğindeki aşınma da çöküş dinamiklerini hızlandırabilecek unsurlar arasında ele alınıyor.
İsrailli yetkililerin, milyarlarca dolarlık doğrudan ABD askeri yardımına duyulan bağımlılığın siyasi uzlaşının zayıflaması nedeniyle sürdürülemez hale gelmesinden endişe ettiği kaydediliyor.
Pew Araştırma Merkezinin ilkbahar verileri de Amerikalıların yüzde 60’ının İsrail’e olumsuz yaklaştığını ortaya koyuyor; bu oran bir yıl önce yüzde 53 seviyesindeydi.
Raporda, İsrail’deki krizin derinleşmesi durumunda yabancı teknoloji ve yapay zeka yatırımlarının ülkeden çekilebileceği öngörülüyor. Bu durumun baskı altındaki ekonomik dengeleri daha da sarsabileceğine dikkat çekiliyor.
Bunun yanı sıra bölge ülkelerinin normalleşme süreçlerinin stratejik değerini sorgulayabileceği, Hamas veya Hizbullah’ın ise ülkedeki iç zaaftan yararlanabileceği olası senaryolar arasında yer alıyor.
İstihbarat kaynakları, değerlendirmede doğrudan “iç çatışma” kavramının seçildiğini ve biriken sorunların askeri yöntemlerle kontrol altında tutulamayabileceği uyarısının yapıldığını vurguluyor.
Ortadoğu
Suudi Arabistan, 2,5 milyar dolarlık Dünya Kupası projesini durdurdu

Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı’ndaki tıkanıklık ve petrol gelirlerindeki düşüş sebebiyle 2,5 milyar dolarlık Dünya Kupası stadyumu projesini süresiz olarak askıya aldı. Maliye Bakanlığı ekonomide yüzde 3,6 daralma öngörürken NEOM kapsamındaki dev yapılar ile uluslararası kültür festivalleri tasarruf gerekçesiyle iptal ediliyor.
Suudi Arabistan, bütçe kısıtları sebebiyle 2034 FIFA Dünya Kupası için inşa etmeyi planladığı 2,5 milyar dolarlık stadyum projesini askıya aldı. Reuters’ın aktardığına göre inşaat projelerini izleyen MEED Projects platformu, projenin süresiz durdurulduğunu açıkladı.
Yerden 350 metre yükseklikte kurulması hedeflenen tesis, turnuva maçlarına ev sahipliği yapacak beş Suudi kentindeki 15 stadyum arasında yer alıyordu. Tesis, 1,5 trilyon dolarlık NEOM yatırımı kapsamındaki The Line kenti için tasarlanmıştı.
NEOM yatırımlarında küçülmeye gidiliyor
Financial Times ocak ayındaki haberinde, yıllar süren gecikmeler ve bütçe aşımlarının ardından NEOM’un önemli ölçüde küçüleceğini ve yeniden tasarlanacağını aktarmıştı. Habere göre NEOM Yönetim Kurulu Başkanı Veliaht Prens Muhammed bin Selman, ilk inşaat etabından sonra çok daha sınırlı ölçekli projeye yöneliyor.
2017 yılında duyurulan NEOM, Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında Kızıldeniz kıyısında planlanan teknoloji ve şehircilik girişimi niteliğini taşıyor. Ülke ekonomisini petrol dışındaki alanlara açmayı hedefleyen Vizyon 2030 programının ana ayakları arasında yer alıyor. Projenin merkezindeki The Line ise 170 kilometre boyunca uzanan doğrusal şehir olarak tasarlanmıştı.
Riyad’daki New Murabba projesi içinde yükselmesi planlanan dev küp biçimindeki Mukaab gökdeleni de askıya alınan yatırımlar arasına girdi.
Petrol gelirlerindeki düşüş bütçe açığını büyütüyor
Suudi Arabistan’ın kamu maliyesi, şubatta başlayan ABD-İsrail savaşının ardından baskı altına girdi. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, Suudi ham petrol ihracatında aksamalara yol açtı.
Suudi Arabistan Maliye Bakanlığı, bu yıl bütçe açığı ile reel gayrisafi yurt içi hasılada yüzde 3,6 daralma bekliyor. Gelirlerdeki gerileme, kalkınma hamleleri ile eğlence sektörüne ayrılan kaynakları daraltıyor.
Yetkililer harcamaları kısmak amacıyla gelecek yılki Joy Awards törenini de iptal etti. Suudi Arabistan Genel Eğlence Kurumu ile MBC Group ortaklığında 2019’dan bu yana her yıl ocak ayında düzenlenen televizyon yayınlı etkinliğe ABD’den sinema ve müzik yıldızları katılıyordu.
Aralık ayında yapılması kararlaştırılan Kızıldeniz Uluslararası Film Festivali ile yıllık Soundstorm müzik festivali de iptal edilen organizasyonlar arasında yer alıyor.
Aramco: “Küresel stoklar tehlikeli biçimde eriyor”
Yatırımların durduğu süreçte Suudi Arabistan devlet petrol şirketi Aramco’nun CEO’su Emin Nasır, küresel rezervlerin kritik düzeye indiği uyarısında bulundu.
Londra’daki Energy Intelligence Forum oturumunda konuşan Nasır, tedarik şoklarına karşı koruma sağlayan tampon stokların “korkutucu derecede azaldığını” kaydetti. Nasır, Hürmüz Boğazı açılmadığı takdirde dünya ekonomisi ve enerji piyasalarının risk altında kalacağını ifade etti.
Nasır, “Hürmüz tamamen açılana ve güven yeniden sağlanana kadar ham petrol ile rafine ürünlerdeki baskı artacak” uyarısını yaptı. Boğaz trafiğe açılsa dahi tüketici ülkelerin rezervlerini eski seviyesine getirmesinin iki yıl alabileceğini belirtti.
Ortadoğu
İsrail Gazze’yi bölen dev hendek hattını tamamlamak üzere

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ni fiilen bölmeyi hedefleyen hendek ve toprak bariyer hattında sona yaklaştı. Yedioth Ahronoth gazetesinin haberine göre işgal alanı Gazze’nin yaklaşık yüzde 70’ini kapsarken kazılar bazı noktalarda ateşkes hattının 1.300 metre ötesine ulaşıyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ni fiilen ikiye ayırmayı hedefleyen geniş hendek ve toprak bariyer projesinde sona yaklaştı. İsrail merkezli Yedioth Ahronoth gazetesinin haberine göre tahkimat çalışmaları, İsrail işgali altındaki sahalar ile Hamas kontrolündeki bölgeleri ayıran Sarı Hat’ın doğu kesiminde yoğunlaşıyor.
Araç geçişlerini engellemek için açılan derin yarığın yanına, kazıdan çıkarılan hafriyatla yüksek bir toprak set çekiliyor. İsrail birlikleri aynı zamanda İsrail topraklarına uzanan sınır ötesi tünelleri tespit etmek amacıyla güzergah boyunca düzenli aralıklarla zemin sondajı yürütüyor.
Gazze topraklarının yaklaşık yüzde 70’ini kontrolü altında tutan İsrail güçleri, bu istihkam hattı üzerinden işgal alanını pekiştiriyor.
Kazılar belirlenen sınır hattını aşıyor
Gazze’yi bölme planı ilk kez bu yılın temmuz ayında uydu görüntüleriyle tespit edilmiş, inşaatın Sarı Hat’ın yüzlerce metre ötesine taştığı görülmüştü.
Haaretz gazetesinin aktardığı verilere göre hendek, Gazze’nin güneyindeki bazı kritik noktalarda söz konusu hattın bir kilometreden fazla ilerisine geçiyor.
Han Yunus bölgesinde hattı yaklaşık 400 metre aşan hat, Gazze’nin kuzeyi ile güneyi arasındaki ana ulaşım arteri olan Selahaddin Yolu boyunca uzanıyor.
Refah kesiminde ise kazıların Sarı Hat’ın yaklaşık 1.300 metre ötesine ulaştığı belirtiliyor. İsrail ordusu aylardır kesintisiz sürdürdüğü bu çalışmalarla alandaki fiili varlığını genişletiyor.
Ateşkes sınırının ötesinde kalıcı askeri üsler kuruluyor
Sarı Hat, geçen yıl imzalanan ateşkes anlaşması uyarınca İsrail askerlerinin ilk aşamada gerileyeceği çekilme sınırı olarak tanımlanmıştı.
Fakat İsrail güçleri, ABD’nin Ekim 2025’te duyurduğu plan ve ateşkes sürecine rağmen sınırın ilerisine geçerek hat boyunca kalıcı askeri mevziler inşa etti.
İsrail yönetimi sonraki geri çekilme etaplarını Hamas’ın silahsızlandırılması şartına bağlıyor. Filistinli gruplar ise bağımsız bir Filistin devleti kurulmadıkça silah teslim etmeyeceklerini vurguluyor.
Yedioth Ahronoth, savaşa rağmen Hamas’ın Gazze’nin belirli kesimlerindeki idari hakimiyetini koruduğuna işaret etti. Gazete haberinde, “7 Ekim’den üç yıl sonra Hamas hâlâ Gazze’yi yönetiyor” başlığına yer verildi.
Gazeteye konuşan İsrailli yetkililer, Hamas mensuplarını hedef almayı sürdüreceklerini kaydederek “Onlara karşı harekete geçecek ve onları tek tek öldüreceğiz” dedi. Yetkililer, sivil can kayıplarını sınırlamak amacıyla uygun operasyon koşullarını beklediklerini öne sürdü.
Gazze Sağlık Bakanlığı, Ekim 2025’teki ateşkes planından bu yana İsrail saldırılarında 1.450’den fazla Filistinlinin yaşamını yitirdiğini açıkladı.
Kuşatmanın sürdüğü bölgeye insani yardım akışı düşük seviyelerde tutulurken tekerlekli sandalye gibi acil tıbbi ekipmanların geçişi kısıtlanıyor.
Gazze Sivil Savunması verilerine göre Han Yunus yakınlarındaki çadır kampa 5 Ekim Pazartesi günü düzenlenen saldırıda bir kadın ve bir çocuk dahil üç kişi yaralandı.
İsrail ordusunun 4 Ekim’de Deyr el-Belah’ta bir araca yönelik saldırısında ise bir Türk yardım kuruluşunun Filistinli yöneticisi hayatını kaybetti.
Ortadoğu
İran savaşı, Körfez sermayesini küresel piyasalardan çekebilir

BlackRock’a göre, İran savaşı nedeniyle ortaya çıkan belirsizlik, aksi takdirde yurtdışına yatırılabilecek olan on milyarlarca dolarlık Körfez sermayesinin ülkede kalmasına neden olabilir.
BlackRock Yatırım Enstitüsü’nün Orta Doğu ve Asya-Pasifik baş yatırım stratejisti Ben Powell, bu sermayenin yeniden dağıtımının Körfez’deki özel piyasalara yönlendirilebileceğini düşünüyor.
Powell, bölgedeki 50-100 milyar dolarlık sermayenin yurt içinde yeniden yönlendirilebileceğini de ekliyor.
Körfez varlık fonları (SWF’ler) ABD, Avrupa ve Asya’daki özel sermaye, altyapı, gayrimenkul ve teknoloji yatırımlarını destekleyerek dünyanın en önemli kurumsal sermaye kaynaklarından bazıları haline geldi.
Ne var ki analistler, çatışmanın halihazırda var olan yurt içi yatırım eğilimini güçlendirdiğini, bu durumun yurtdışı tahsisatlarını marjinal olarak azaltabileceğini ve yurtdışına çıkan sermayeyi daha az sayıda, daha güvenli yatırımlara yoğunlaştırabileceğini belirtiyor.
Powell, “Kısmen de olsa, bölgede iktisadi, siyasi ve hatta savunma alanlarında ihtiyaç duyulan yatırımların arttığı hissediliyor,” dedi.
Bu durum, fon sermayesi üzerinde iki potansiyel talep yaratıyor. Hükümetler, kamu maliyesini desteklemek için varlıklarından daha fazla yararlanırken, aynı zamanda varlık fonlarından yurt içinde daha fazla sermaye yatırımı yapmalarını ve uluslararası yatırımcıları da bu sürece dahil etmelerini isteyebilir.
Global SWF’nin kurucusu Diego Lopez şunları söyledi:
“Kovid-19 döneminde, beş devlet fonunda [para çekimleri] 74 milyar dolara ulaştı ve bu yıl da benzer veya daha büyük rakamlar görebiliriz. Örneğin, Kuveyt, devlet fonundan ‘borç alabilmek’ için mevzuatı çoktan değiştirdi ve Katar maliye bakanı da kısa süre önce, varlık fonu olan Katar Yatırım Kurumu’ndan [QIA] ilk kez yararlanmanın bir olasılık olduğunu doğruladı.”
Lopez, stratejinin ikinci kısmının, büyük uluslararası kurumların yanı sıra yurtiçi yatırımları desteklemek için varlık fonu sermayesinin giderek daha fazla kullanılmasında şimdiden görüldüğünü belirtti.
Lopez, “Bunun, BAE’nin L’Imad’ının Singapurlu Temasek ve BlackRock’a ait GIP’yi, Doha Investments aracılığıyla QIA’yı ve Suudi Arabistan’ın Kamu Yatırım Fonu’nu [PIF] ve diğer birçok fon yöneticisini çekmesiyle de gerçekleştiğini görüyoruz,” dedi.
Aracı kurum Century Financial’ın yatırım direktörü Vijay Valecha’ya göre, küresel özel sermaye, altyapı ve gayrimenkul fon yöneticileri, özellikle bazı Batılı kurumsal yatırımcıların likidite kısıtlamalarıyla karşı karşıya kalması nedeniyle, son on yılı Körfez’deki devlet ve aile sermayesini büyük tutarlı taahhütlerin kaynağı olarak çekmeye çalışarak geçirdiler.
Bu durum, Körfez’e yapılan tahsislerdeki nispeten küçük bir kaymanın bile uluslararası fon yöneticileri için önemli olmasını sağlıyor.
Valecha şunları söyledi:
“50 ila 100 milyar dolarlık bu sermayenin sadece bir kısmı bile ülkede kalırsa, küresel fon yöneticilerinin kaynak toplama döngüleri uzayabilir ve ABD, Avrupa ve Asya’daki fon yöneticileri arasında Körfez sermayesinin geri kalanı için rekabet kızışacaktır. Çatışma, zaten devam etmekte olan iç pazara yönelme sürecini hızlandırdı.”
ABD, herhangi bir yeniden dengeleme durumunda özellikle risk altında olacak.
The National’da yer alan habere göre, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) varlık fonları, 2026 yılının ilk yarısında 108 işlemde rekor düzeyde 54 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirdi ve bu sermayenin neredeyse yarısı ABD’ye gitti.
Körfez fonları, söz konusu dönemde 1 milyar doların üzerinde değer taşıyan 42 küresel işlemin 21’inde de yer aldı.
Elevate Financial Services’in kurucusu ve CEO’su Madhur Kakkar, “Bu nedenle, herhangi bir yeniden dengeleme, daha küçük veya gecikmeli yeni taahhütler yoluyla ilk olarak orada hissedilecektir,” dedi.
Fakat savaş, Körfez yatırımcılarını küresel piyasalardan tamamen çekilmeye zorlamıyor. Bunun yerine marjinal sermaye tahsislerini değiştiriyor ve yurt dışı yatırımlar, özellikle isteğe bağlı sektörlerde daha seçici hale geliyor.
Powell, “Sanki bir düğmeye basıp [sermaye] ihracatçısından ithalatçısına geçiyormuşuz gibi bir durum söz konusu değil,” dedi.
Özel piyasalar, bu değişimin en büyük yararlananları arasında yer alacak. Araştırma şirketi Preqin tarafından izlenen Orta Doğu varlık fonları, portföylerinin yüzde 43’ünü özel sermayeye ayırırken, Afrika hariç dünyanın diğer bölgelerindeki benzer fonlarda bu oran yüzde 35.
Sadece varlık fonları değil; Preqin tarafından izlenen aktif Orta Doğu sınırlı ortaklarının neredeyse yarısını artık aile ofisleri oluşturuyor ve bu ofislerin gelecekteki yatırım portföylerinin yüzde 27’sini özel sermaye oluşturuyor.
Bu oran gayrimenkul, özel kredi ve altyapı sektörlerinin önünde yer alıyor.
Kakkar, “Tahsis, endeks ağırlığından ziyade sektöre göre belirleniyor; enerji, kamu hizmetleri, su ve ulaşım, Körfez hükümetlerinin aktif olarak özel sermaye aradığı sektörler arasında yer alıyor,” dedi.
Dünyanın en hızlı büyüyen şirketlerinden bazıları hâlâ özel mülkiyette. Bu da, yalnızca halka açık piyasalara güvenen yatırımcıların yapay zeka gibi sektörlere sınırlı bir maruz kalma düzeyine sahip olacağı anlamına geliyor.
Powell, “Dolayısıyla özel piyasalar, yalnızca halka açık piyasa yatırımcısıysanız ulaşamayacağınız fırsatlar sunabilir,” dedi.
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Dünya Basını2 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi2 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya1 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak
Rusya2 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri











