Diplomasi
Dalai Lama’nın Epstein’ın evinde ne işi vardı?

Geçtiğimiz sene Daily Beast podcast’inde gazeteciler Joanna Coles ve Michael Wolff, Wolff’un Jeffrey Epstein’in Manhattan’daki malikanesini ziyareti esnasında karşılaştığı ünlü simaların listesini sırayla döküverdiler. Zikredilen isimler; zengin, muktedir ve sapkın erkeklerden mürekkep, birçoğu “Jeffrey’nin Dostları” olarak tanınan bir “eşraf geçidi”ydi. Fakat bu listenin içinde bir isim, fevkalade olağan dışı duruşuyla göze batıyordu: Dalai Lama.
Coles da aynı kanaatte olacak ki Wolff’a sordu: “Sahi, Jeffrey Epstein’in evinde Dalai Lama ile gerçekten karşılaştın mı?”
Wolff, “Elbette” diye yanıtladı.
Dalai Lama’nın orada bulunma sebebi sorulduğunda Wolff, pek çok kişinin Epstein’in etrafında pervane olmasının sebebinin ondan para sızdırmak olduğunu belirtti. Üstelik bu üst sınıf, salon vari ortamın cezbedici, karşı konulmaz bir yanı da vardı: Wolff, “Her daim müstesna bir atmosferdi” diyordu.
Wolff, Epstein’in evinde vakit geçirmeye 2014 yılında başladığını ifade etti. Bu tarih, o meşhur sübyancının, cinsel suçlamalar karşısında son derece lehimde bir savcılık anlaşmasıyla [1] kurtulmasından altı yıl sonrasına tekabül ediyordu. Ki vaktiyle eski Bölge Savcısı Alex Acosta, bu anlaşmanın gerekçesini şöyle izah etmişti: “Bana Epstein’in ‘istihbarata ait olduğu’ ve bu işin peşini bırakmam söylendi.” O dönemde Epstein hakkında muhtemel bir kitap üzerinde çalışan Wolff, artık hayatta olmayan bu cinsel suçlunun varlıklı sosyal muhitine erişim hakkı kazanmıştı. Epstein daha sonraları, Wolff’un Başkan Donald Trump hakkındaki çok satan kitapları için de mühim bir kaynak haline gelecekti.
Michael Wolff hakkında kalem oynatmak, onun güvenilirliğinin muhtelif düşmanları ve ekran yüzleri tarafından sorgulandığına dair bir “ihtiyat kaydı” düşmeyi zorunlu kılar. Wolff, sanatını çok üst düzeyde icra eden bir dedikodu simsarırıdır; haklarında bir kitap yayımlayana dek, etraflarında ünlü bir gazeteci dolaşmasından hoşnutluk duyan tekinsiz politikacılar ve oligarklarla düşüp kalkar. Wolff, pek çok gazetecinin adım dahi atamadığı o mermer döşeli salonlara girmeyi başarır; bu sebeple yorumları, dikkate şayandır.
Bunu bir kenara bırakırsak, Dalai Lama’nın, pedofil fuhuş şebekesi yöneticisi Jeffrey Epstein’in evinde neden bulunmuş olabileceğini bakalım. İnsanlar Epstein ile genellikle iki sebeple hemhal olurlardı: Seks ve para. Wolff, bu vakada sebebin ikincisi olduğunu ima etti. Acaba Dalai Lama yahut onunla iltisaklı bir kuruluş, Epstein’den bir bağış mı almıştı?
Tibetli ruhani lider 2009 yılında, lideri Keith Raniere’in 2019’da yedi ayrı suçtan hüküm giyip 120 yıl hapse mahkûm edildiği istismarcı seks tarikatı NXIVM [2] için düzenlenen bir etkinlikte konuşmuştu. 2009’daki bu zuhuru esnasında Dalai Lama bir konuşma yapmış ve Raniere’in omuzlarına törensel bir Tibet şalı (Khata) yerleştirmişti. Bu gayretleri karşılığında Dalai Lama’nın 1 milyon dolar aldığı rivayet edildi. Anlaşma, kız kardeşi Clare ile birlikte Raniere ve NXIVM’e en az 150 milyon dolar akıtan milyarder mirasçı Sara Bronfman tarafından bağlanmıştı. Sara Bronfman’ın, bilahare yolsuzluk sebebiyle görevden el çektirilecek olan Lama’nın şahsi barış elçisi Lama Tenzin Dhonden ile bir gönül ilişkisi yaşadığı iddia edilmişti.
Bir çocuk seks ticareti şebekesi işlettiğine dair delillere rağmen, Epstein’in servetinin kaynağı hiçbir zaman layıkıyla izah edilemedi. Onunla vakit geçirenler, ne iş yaptığını bilmediklerini ve aslında pek az “hakiki” iş yapıyor gibi göründüğünü söylemişlerdir. Nedendir bilinmez, milyarderler Jeffrey Epstein’e devasa meblağlar vermekten haz alırdı. Les Wexner, Epstein’e on milyonlarca doların yanı sıra -ki sonradan Epstein’in kendisinden 46 milyon doları zimmetine geçirdiğini söyleyecektir- New York’un en kıymetli konutlarından birini verdi. Hakkında tecavüz suçlamasıyla davalar açılan Leon Black ise “vergi danışmanlığı” adı altında Epstein’e 158 milyon dolar ödedi.
Epstein bir borsacı olarak her ne idiyse -bazen denizaşırı ülkelerde mahsur kalmış varlıkları geri kazanan bir “finansal kelle avcısı” olarak tasvir edilirdi- parayı dünya çapında dolaştırma konusunda pek mahirdi. Ve JPMorgan Chase ile Deutsche Bank aleyhine açılan ve dokuz haneli tazminatlarla sonuçlanan mağdur davalarının da gösterdiği üzere, “uysal” bankacıların yardımına mazhardı. Senatör Ron Wyden yakın zamanda, Hazine Bakanlığı’nın elinde, bankaların 1,5 milyar doları aşan Epstein iltisaklı finansal hareketliliğe göz yumduğuna dair belgeler bulunduğunu ve bu belgelerin açıklanması gerektiğini ifade etti. Leon Black’in vergilerine dair uzun soluklu bir soruşturmayı yürüten Wyden, Black’in Epstein’e yaptığı ödemelerin de IRS (Amerikan Gelir İdaresi) tarafından incelenmesi gerektiğini belirtti.
Hülasa, Epstein’in parasının nereden geldiği, nereye gittiği ve hangi gayelere hizmet ettiğine dair bilmediğimiz çok şey var. Ancak para izini gittiği yere kadar sürmek; Epstein’in şebekesi, onun işleyiş tarzı ve ona kimlerin yol verdiği hakkında bize bir şeyler fısıldayabilir. Ve bazen, tek bir 50 bin dolarlık ödeme bile o karanlık dehlize ışık sızdıran bir menfez açabilir.
MIT’nin Epstein ile ilişkisine dair 2020 tarihli resmi raporda, Goodwin Procter hukuk bürosundan iki ortak, “MIT tarafından alınan tüm bağışları; ister bizzat Epstein tarafından (şahsen veya vakıfları aracılığıyla), isterse Epstein’in talimatıyla üçüncü şahıslar tarafından yapılmış olsun” mercek altına aldı. Rapor, 15 yıllık bir süre zarfında Epstein’in, fizik profesörü Seth Lloyd’a ve o dönem Joi Ito’nun başında bulunduğu MIT Medya Laboratuvarı’na toplamda 850 bin dolar bağışladığını tespit etti. Michael Wolff, Joi Ito’nun da Epstein’in evindeki o meşhur toplantılara katılan seçkin misafirlerden biri olduğunu zikretmişti.
Rapor, idari izne ayrıldıktan sonra tekrar ders vermesine müsaade edilen Lloyd’un, şahsi banka hesabına Epstein’den gelen transferleri kabul ettiğini ve bağışların kaynağını gizlemeye çalıştığını iddia ediyor. Benzer şekilde, MIT yetkililerinin de Epstein’in Medya Laboratuvarı’na yaptığı bağışları ve kampüs ziyaretlerini hasıraltı etmeye çalıştığı söyleniyor.
Rapor, MIT personeli ile Epstein arasında üniversite haricinde gelişen ilişkileri incelemiyor. Yazarlar, Epstein’in vekilleri aracılığıyla gelmiş olabilecek bağışlara baktıklarını yazsalar da, bu soruşturmanın ne kadar derinleştiği veya derinleşmesine ne kadar müsaade edildiği meçhul. Eski MIT Medya Laboratuvarı direktörü Joi Ito, kendi risk sermayesi şirketi için Epstein’den en az 1,2 milyon dolar almıştı ki bu husus MIT raporunda ancak bir dipnotta kendine yer bulabilmiştir.
MIT Medya Laboratuvarı, milyarder teknoloji baronları, bilim insanları, yazarlar, hükümet yetkilileri, politikacılar ve TED konuşması yapan STK tiplerinden oluşan yörüngesindeki network ile bir üniversite kuruluşu için fevkalade yüksek bir profile sahipti. Bu durum, Medya Laboratuvarı direktörü Joi Ito’yu, prestij düşkünü Epstein için mühim bir irtibat noktası kılıyordu. MIT raporuna göre ikili sıkı temas halindeydi; hatta Ito bir keresinde, “Epstein kurbanlarının açtığı bir hukuk davasına ilişkin yayımlanan bir dizi makalenin ardından ‘kötü basını nasıl yumuşatabileceği’ hususunda (Epstein ile) strateji geliştiriyordu.” New York Times ve MacArthur Vakfı’nın yönetim kurullarında yer alan Ito, üniversite için Epstein’den mükerrer defalar daha fazla para talep etti. MIT müfettişleri, bu yüklü para taleplerinin karşılık bulmadığını iddia ettiler:
Epstein, görünürde hayırseverlik kisvesi altındaki bağışları; iyilik kazanmak, akademisyenlerin entelektüel prestijini ödünç almak veya normalde izin verilmeyen yerlere para aktarmak için kullandı. MIT raporu, Epstein’in, üniversiteye alarm zillerini çaldırmadan bağış yapıp yapamayacağını görmek için Profesör Lloyd’u (profesörün de iştirakiyle) nasıl kullandığını tarif ediyor.
Yıllar içinde MIT, birtakım Budist ve Tibet inisiyatiflerine ve organizasyonlarına ev sahipliği yaptı. Bunların pek çoğu, 2002’den beri MIT’de çalışan ve Dalai Lama’nın müridi olan Muhterem Tenzin Priyadarshi tarafından yönetilmiştir. 2009’da MIT, “Dalai Lama Etik ve Dönüştürücü Değerler Merkezi” adında “partiler üstü, işbirlikçi bir düşün-ve-yap kuruluşu” tesis etti. En büyük bağışçılarından biri, kısmen Dalai Lama Vakfı tarafından finanse edilen Prajnopaya Vakfı’dır. Küresel bir insani yardım kuruluşu olan Prajnopaya Vakfı, eğitim odaklı Prajnopaya Enstitüsü’nden ayrı olmakla birlikte onunla yakından ilintilidir. Massachusetts’te aynı adresi ve aynı direktörü paylaşırlar: Tenzin Priyadarshi.
Kasım 2013’te, Epstein’i Ito ile ilk tanıştıran Linda Stone, Ito’ya Epstein’in bağışlarını maskelemek için bir 501(c)(3) kuruluşunun kullanılabileceğini öneren bir e-posta gönderdi; gerçi “ifşa sorunları olabilir” diye de eklemişti. MIT raporuna göre Ito bu fikri MIT’nin Geliştirme Başkan Yardımcısı’na götürdü.
2017’de, Education Advance adındaki kâr amacı gütmeyen bir kuruluş, MIT’deki Prajnopaya Enstitüsü’ne 50 bin dolar bağışladı. IRS kayıtlarına göre, bu bağışın parası, aynı yıl Education Advance’e 55 bin dolar veren “J Epstein Virgin Islands FD Inc” adlı bir yapıdan gelmişti. Education Advance, 2017’de ilaveten 1500 dolar daha gelir elde etti ki bu yıl, kuruluşun faaliyette olduğu yegâne yıl gibi görünüyor. IRS dosyalarında başka hiçbir bağış veya fon dağıtımı raporlanmaması, Education Advance’in sırf Prajnopaya Enstitüsü bağışı için “özel olarak imal edildiğini” düşündürüyor. 2017’den sonra Education Advance bir daha Form 990 beyannamesi vermedi, bu da kâr amacı gütmeyen statüsünün iptaline yol açtı.
Education Advance, 2022’de bir Fransız hapishanesinde ölen, tecavüz ve insan kaçakçılığıyla suçlanan Epstein suç ortağı Jean-Luc Brunel tarafından yönetilen modellik ajansı MC2 için çalışan Rus model Svetlana Pozhidaeva’nın gözetimindeydi. Education Advance, Epstein’e ait bir Manhattan binasına kayıtlıydı. Epstein’in evinden çıkarken fotoğraflanan Pozhidaeva, onunla aynı avukatı da paylaşıyordu: Halihazırda Epstein terekesinin eş-yürütücüsü olan Darren Indyke. Fonların ilk kaynağı olan Epstein’in Virgin Adaları merkezli vakfı, bazen Enhanced Education adıyla da anılırdı.
Prajnopaya Enstitüsü işlemi, “2002 ile 2017 arasındaki” yılları kapsayan 2020 MIT raporunda zikredilmemiş. İşlemin varlığı bir yıl önce Daily Beast tarafından haberleştirilmişti. MIT basın ofisi, Prajnopaya Enstitüsü bağışının üniversitenin Epstein ile ilişkisine dair 2020 raporunda neden yer almadığına dair sorulara yanıt vermedi.
MIT’den resmi bir kabulün gelmeyişi, Epstein’in para akışının hâlâ ne denli yetersiz haritalandırıldığının bir başka göstergesidir. Bazı taraflar bunun böyle kalmasını yeğleyebilir. Epstein de hayırseverlik faaliyetlerinin kapsamı hakkında yalan söyleyerek ve abartarak suları bulandırmaya yardım etti; bu aldatmaca, Epstein’in kendisi, vakfı ve bazı ortakları hakkındaki Wikipedia sayfalarında düzenlemeler yapmasını da içeriyordu.
Priyadarshi’nin kendisini arkadaşı olarak tanımlayan Joi Ito ve Medya Laboratuvarı ile uzun süredir ilişkisi var. Birlikte podcast yayınları yaptılar ve MIT’de Farkındalık İlkeleri adlı bir dersi ortaklaşa verdiler. Medya Laboratuvarı’nda başlayan etik programları, daha sonra Priyadarshi’nin üst yönetici olduğu Dalai Lama Merkezi’ne taşındı. Ito ve Priyadarshi birlikte panellere katıldılar. Üretken bir fotoğrafçı olan Ito, Priyadarshi ve Dalai Lama’nın fotoğraflarını paylaştı ve yazılarında onlardan bahsetti. Dalai Lama, kendi adını taşıyan MIT merkezinin ev sahipliği yaptığı en az üç etkinliğe katıldı.
Prajnopaya Vakfı bağışı konusunda beni ilk uyaran MIT ifşaatçısı (whistleblower) ve araştırmacı bilim insanı Dr. Babak Babakinejad, şu açıklamada bulundu:
“MIT Epstein raporu kurumsal olarak şaibelidir. MIT, Epstein’in Medya Laboratuvarı ve bilhassa Open Agriculture (Açık Tarım) ve onun Gıda Bilgisayarları gibi ilişkili girişimleriyle olan bağlantıları hususunda şeffaflığa ısrarla direndi. Bu proje sahtekârlık, çevresel suistimal ve misilleme ile ilişkilendirilmektedir. Bunlar, devam eden bir davanın parçası olarak aktif şekilde mücadele ettiğim meselelerdir.”
Epstein’in MIT’ye olan ilgisi, sevdiği birkaç programı paraya boğmaktan ibaret değildi. Epstein MIT kampüsünü en az dokuz kez ziyaret etti ve milyarder Reid Hoffman gibi zengin teknoloji ve siyaset figürlerini cezbedebilen MIT Medya Laboratuvarı etkinliklerine katıldı. Epstein, kendisini bilim insanları ve akademisyenlerle buluşturan bir “bağlaç” vazifesi gören edebiyat ajanı John Brockman aracılığıyla tanıştığı MIT profesörleri ve personeliyle vakit geçirdi. Epstein’in 15 yıllık bir dönemde MIT ile ilişkili katkılarının sadece 850 bin dolar tuttuğunu düşünmek güç; hele ki şu an belgelenen bağışların bir zamanlar gizlendiği göz önüne alındığında. Burada gösterildiği üzere, Prajnopaya Enstitüsü bağışı, Epstein’in MIT’ye verdiği gerçek miktarın en az 900 bin dolar olduğu manasına geliyor.
Bildiğim kadarıyla Budizm’den hiç bahsetmemiş veya Tibet kültürü ya da davalarıyla herhangi bir bağı olmamış Epstein’in, MIT’deki bir Budist organizasyonuna neden 50 bin dolar bağışladığı meçhul. Belki nüfuzlu biri ondan rica etti. Belki de bir kez daha, “oltaya bir şeylerin takılıp takılmadığını yokluyordu.”
[1] Orijinal ismiyle plea deal. Anglosakson hukukunda sanığın suçunu kabul etmesi karşılığında cezasında indirim yapılması.
[2] Keith Raniere tarafından kurulan, kişisel gelişim semineri kılıfı altında faaliyet gösteren, kadınların köleleştirildiği ve damgalandığı (branding) modern bir Amerikan tarikatı.
Tibet’in tarihi: Mütevazı spiritüalizmin ardındaki kölelik ve vahşet düzeni
Diplomasi
Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.
Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.
Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.
Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.
Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.
Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.
Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.
Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.
Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.
Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.
Sözcü şöyle devam etti:
“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”
Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.
Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.
Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.
Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.
Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.
Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.
JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.
Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.
“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.
Diplomasi
ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.
Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.
Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.
Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.
Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.
Çin’de bir hafta
Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.
Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.
Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.
İstihdam, enerji ve teknoloji
Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.
Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:
“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”
Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.
Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.
Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.
Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.
“Zamanlama her şeyi anlatıyor”
Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.
Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.
Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.
Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.
Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.
Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.
Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.
Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?
Diplomasi
UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.
The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.
İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.
Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.
En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.
Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.
Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.
The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.
FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.
Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.
Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Rusya6 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını5 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı











