Diplomasi
Dalai Lama’nın Epstein’ın evinde ne işi vardı?

Geçtiğimiz sene Daily Beast podcast’inde gazeteciler Joanna Coles ve Michael Wolff, Wolff’un Jeffrey Epstein’in Manhattan’daki malikanesini ziyareti esnasında karşılaştığı ünlü simaların listesini sırayla döküverdiler. Zikredilen isimler; zengin, muktedir ve sapkın erkeklerden mürekkep, birçoğu “Jeffrey’nin Dostları” olarak tanınan bir “eşraf geçidi”ydi. Fakat bu listenin içinde bir isim, fevkalade olağan dışı duruşuyla göze batıyordu: Dalai Lama.
Coles da aynı kanaatte olacak ki Wolff’a sordu: “Sahi, Jeffrey Epstein’in evinde Dalai Lama ile gerçekten karşılaştın mı?”
Wolff, “Elbette” diye yanıtladı.
Dalai Lama’nın orada bulunma sebebi sorulduğunda Wolff, pek çok kişinin Epstein’in etrafında pervane olmasının sebebinin ondan para sızdırmak olduğunu belirtti. Üstelik bu üst sınıf, salon vari ortamın cezbedici, karşı konulmaz bir yanı da vardı: Wolff, “Her daim müstesna bir atmosferdi” diyordu.
Wolff, Epstein’in evinde vakit geçirmeye 2014 yılında başladığını ifade etti. Bu tarih, o meşhur sübyancının, cinsel suçlamalar karşısında son derece lehimde bir savcılık anlaşmasıyla [1] kurtulmasından altı yıl sonrasına tekabül ediyordu. Ki vaktiyle eski Bölge Savcısı Alex Acosta, bu anlaşmanın gerekçesini şöyle izah etmişti: “Bana Epstein’in ‘istihbarata ait olduğu’ ve bu işin peşini bırakmam söylendi.” O dönemde Epstein hakkında muhtemel bir kitap üzerinde çalışan Wolff, artık hayatta olmayan bu cinsel suçlunun varlıklı sosyal muhitine erişim hakkı kazanmıştı. Epstein daha sonraları, Wolff’un Başkan Donald Trump hakkındaki çok satan kitapları için de mühim bir kaynak haline gelecekti.
Michael Wolff hakkında kalem oynatmak, onun güvenilirliğinin muhtelif düşmanları ve ekran yüzleri tarafından sorgulandığına dair bir “ihtiyat kaydı” düşmeyi zorunlu kılar. Wolff, sanatını çok üst düzeyde icra eden bir dedikodu simsarırıdır; haklarında bir kitap yayımlayana dek, etraflarında ünlü bir gazeteci dolaşmasından hoşnutluk duyan tekinsiz politikacılar ve oligarklarla düşüp kalkar. Wolff, pek çok gazetecinin adım dahi atamadığı o mermer döşeli salonlara girmeyi başarır; bu sebeple yorumları, dikkate şayandır.
Bunu bir kenara bırakırsak, Dalai Lama’nın, pedofil fuhuş şebekesi yöneticisi Jeffrey Epstein’in evinde neden bulunmuş olabileceğini bakalım. İnsanlar Epstein ile genellikle iki sebeple hemhal olurlardı: Seks ve para. Wolff, bu vakada sebebin ikincisi olduğunu ima etti. Acaba Dalai Lama yahut onunla iltisaklı bir kuruluş, Epstein’den bir bağış mı almıştı?
Tibetli ruhani lider 2009 yılında, lideri Keith Raniere’in 2019’da yedi ayrı suçtan hüküm giyip 120 yıl hapse mahkûm edildiği istismarcı seks tarikatı NXIVM [2] için düzenlenen bir etkinlikte konuşmuştu. 2009’daki bu zuhuru esnasında Dalai Lama bir konuşma yapmış ve Raniere’in omuzlarına törensel bir Tibet şalı (Khata) yerleştirmişti. Bu gayretleri karşılığında Dalai Lama’nın 1 milyon dolar aldığı rivayet edildi. Anlaşma, kız kardeşi Clare ile birlikte Raniere ve NXIVM’e en az 150 milyon dolar akıtan milyarder mirasçı Sara Bronfman tarafından bağlanmıştı. Sara Bronfman’ın, bilahare yolsuzluk sebebiyle görevden el çektirilecek olan Lama’nın şahsi barış elçisi Lama Tenzin Dhonden ile bir gönül ilişkisi yaşadığı iddia edilmişti.
Bir çocuk seks ticareti şebekesi işlettiğine dair delillere rağmen, Epstein’in servetinin kaynağı hiçbir zaman layıkıyla izah edilemedi. Onunla vakit geçirenler, ne iş yaptığını bilmediklerini ve aslında pek az “hakiki” iş yapıyor gibi göründüğünü söylemişlerdir. Nedendir bilinmez, milyarderler Jeffrey Epstein’e devasa meblağlar vermekten haz alırdı. Les Wexner, Epstein’e on milyonlarca doların yanı sıra -ki sonradan Epstein’in kendisinden 46 milyon doları zimmetine geçirdiğini söyleyecektir- New York’un en kıymetli konutlarından birini verdi. Hakkında tecavüz suçlamasıyla davalar açılan Leon Black ise “vergi danışmanlığı” adı altında Epstein’e 158 milyon dolar ödedi.
Epstein bir borsacı olarak her ne idiyse -bazen denizaşırı ülkelerde mahsur kalmış varlıkları geri kazanan bir “finansal kelle avcısı” olarak tasvir edilirdi- parayı dünya çapında dolaştırma konusunda pek mahirdi. Ve JPMorgan Chase ile Deutsche Bank aleyhine açılan ve dokuz haneli tazminatlarla sonuçlanan mağdur davalarının da gösterdiği üzere, “uysal” bankacıların yardımına mazhardı. Senatör Ron Wyden yakın zamanda, Hazine Bakanlığı’nın elinde, bankaların 1,5 milyar doları aşan Epstein iltisaklı finansal hareketliliğe göz yumduğuna dair belgeler bulunduğunu ve bu belgelerin açıklanması gerektiğini ifade etti. Leon Black’in vergilerine dair uzun soluklu bir soruşturmayı yürüten Wyden, Black’in Epstein’e yaptığı ödemelerin de IRS (Amerikan Gelir İdaresi) tarafından incelenmesi gerektiğini belirtti.
Hülasa, Epstein’in parasının nereden geldiği, nereye gittiği ve hangi gayelere hizmet ettiğine dair bilmediğimiz çok şey var. Ancak para izini gittiği yere kadar sürmek; Epstein’in şebekesi, onun işleyiş tarzı ve ona kimlerin yol verdiği hakkında bize bir şeyler fısıldayabilir. Ve bazen, tek bir 50 bin dolarlık ödeme bile o karanlık dehlize ışık sızdıran bir menfez açabilir.
MIT’nin Epstein ile ilişkisine dair 2020 tarihli resmi raporda, Goodwin Procter hukuk bürosundan iki ortak, “MIT tarafından alınan tüm bağışları; ister bizzat Epstein tarafından (şahsen veya vakıfları aracılığıyla), isterse Epstein’in talimatıyla üçüncü şahıslar tarafından yapılmış olsun” mercek altına aldı. Rapor, 15 yıllık bir süre zarfında Epstein’in, fizik profesörü Seth Lloyd’a ve o dönem Joi Ito’nun başında bulunduğu MIT Medya Laboratuvarı’na toplamda 850 bin dolar bağışladığını tespit etti. Michael Wolff, Joi Ito’nun da Epstein’in evindeki o meşhur toplantılara katılan seçkin misafirlerden biri olduğunu zikretmişti.
Rapor, idari izne ayrıldıktan sonra tekrar ders vermesine müsaade edilen Lloyd’un, şahsi banka hesabına Epstein’den gelen transferleri kabul ettiğini ve bağışların kaynağını gizlemeye çalıştığını iddia ediyor. Benzer şekilde, MIT yetkililerinin de Epstein’in Medya Laboratuvarı’na yaptığı bağışları ve kampüs ziyaretlerini hasıraltı etmeye çalıştığı söyleniyor.
Rapor, MIT personeli ile Epstein arasında üniversite haricinde gelişen ilişkileri incelemiyor. Yazarlar, Epstein’in vekilleri aracılığıyla gelmiş olabilecek bağışlara baktıklarını yazsalar da, bu soruşturmanın ne kadar derinleştiği veya derinleşmesine ne kadar müsaade edildiği meçhul. Eski MIT Medya Laboratuvarı direktörü Joi Ito, kendi risk sermayesi şirketi için Epstein’den en az 1,2 milyon dolar almıştı ki bu husus MIT raporunda ancak bir dipnotta kendine yer bulabilmiştir.
MIT Medya Laboratuvarı, milyarder teknoloji baronları, bilim insanları, yazarlar, hükümet yetkilileri, politikacılar ve TED konuşması yapan STK tiplerinden oluşan yörüngesindeki network ile bir üniversite kuruluşu için fevkalade yüksek bir profile sahipti. Bu durum, Medya Laboratuvarı direktörü Joi Ito’yu, prestij düşkünü Epstein için mühim bir irtibat noktası kılıyordu. MIT raporuna göre ikili sıkı temas halindeydi; hatta Ito bir keresinde, “Epstein kurbanlarının açtığı bir hukuk davasına ilişkin yayımlanan bir dizi makalenin ardından ‘kötü basını nasıl yumuşatabileceği’ hususunda (Epstein ile) strateji geliştiriyordu.” New York Times ve MacArthur Vakfı’nın yönetim kurullarında yer alan Ito, üniversite için Epstein’den mükerrer defalar daha fazla para talep etti. MIT müfettişleri, bu yüklü para taleplerinin karşılık bulmadığını iddia ettiler:
Epstein, görünürde hayırseverlik kisvesi altındaki bağışları; iyilik kazanmak, akademisyenlerin entelektüel prestijini ödünç almak veya normalde izin verilmeyen yerlere para aktarmak için kullandı. MIT raporu, Epstein’in, üniversiteye alarm zillerini çaldırmadan bağış yapıp yapamayacağını görmek için Profesör Lloyd’u (profesörün de iştirakiyle) nasıl kullandığını tarif ediyor.
Yıllar içinde MIT, birtakım Budist ve Tibet inisiyatiflerine ve organizasyonlarına ev sahipliği yaptı. Bunların pek çoğu, 2002’den beri MIT’de çalışan ve Dalai Lama’nın müridi olan Muhterem Tenzin Priyadarshi tarafından yönetilmiştir. 2009’da MIT, “Dalai Lama Etik ve Dönüştürücü Değerler Merkezi” adında “partiler üstü, işbirlikçi bir düşün-ve-yap kuruluşu” tesis etti. En büyük bağışçılarından biri, kısmen Dalai Lama Vakfı tarafından finanse edilen Prajnopaya Vakfı’dır. Küresel bir insani yardım kuruluşu olan Prajnopaya Vakfı, eğitim odaklı Prajnopaya Enstitüsü’nden ayrı olmakla birlikte onunla yakından ilintilidir. Massachusetts’te aynı adresi ve aynı direktörü paylaşırlar: Tenzin Priyadarshi.
Kasım 2013’te, Epstein’i Ito ile ilk tanıştıran Linda Stone, Ito’ya Epstein’in bağışlarını maskelemek için bir 501(c)(3) kuruluşunun kullanılabileceğini öneren bir e-posta gönderdi; gerçi “ifşa sorunları olabilir” diye de eklemişti. MIT raporuna göre Ito bu fikri MIT’nin Geliştirme Başkan Yardımcısı’na götürdü.
2017’de, Education Advance adındaki kâr amacı gütmeyen bir kuruluş, MIT’deki Prajnopaya Enstitüsü’ne 50 bin dolar bağışladı. IRS kayıtlarına göre, bu bağışın parası, aynı yıl Education Advance’e 55 bin dolar veren “J Epstein Virgin Islands FD Inc” adlı bir yapıdan gelmişti. Education Advance, 2017’de ilaveten 1500 dolar daha gelir elde etti ki bu yıl, kuruluşun faaliyette olduğu yegâne yıl gibi görünüyor. IRS dosyalarında başka hiçbir bağış veya fon dağıtımı raporlanmaması, Education Advance’in sırf Prajnopaya Enstitüsü bağışı için “özel olarak imal edildiğini” düşündürüyor. 2017’den sonra Education Advance bir daha Form 990 beyannamesi vermedi, bu da kâr amacı gütmeyen statüsünün iptaline yol açtı.
Education Advance, 2022’de bir Fransız hapishanesinde ölen, tecavüz ve insan kaçakçılığıyla suçlanan Epstein suç ortağı Jean-Luc Brunel tarafından yönetilen modellik ajansı MC2 için çalışan Rus model Svetlana Pozhidaeva’nın gözetimindeydi. Education Advance, Epstein’e ait bir Manhattan binasına kayıtlıydı. Epstein’in evinden çıkarken fotoğraflanan Pozhidaeva, onunla aynı avukatı da paylaşıyordu: Halihazırda Epstein terekesinin eş-yürütücüsü olan Darren Indyke. Fonların ilk kaynağı olan Epstein’in Virgin Adaları merkezli vakfı, bazen Enhanced Education adıyla da anılırdı.
Prajnopaya Enstitüsü işlemi, “2002 ile 2017 arasındaki” yılları kapsayan 2020 MIT raporunda zikredilmemiş. İşlemin varlığı bir yıl önce Daily Beast tarafından haberleştirilmişti. MIT basın ofisi, Prajnopaya Enstitüsü bağışının üniversitenin Epstein ile ilişkisine dair 2020 raporunda neden yer almadığına dair sorulara yanıt vermedi.
MIT’den resmi bir kabulün gelmeyişi, Epstein’in para akışının hâlâ ne denli yetersiz haritalandırıldığının bir başka göstergesidir. Bazı taraflar bunun böyle kalmasını yeğleyebilir. Epstein de hayırseverlik faaliyetlerinin kapsamı hakkında yalan söyleyerek ve abartarak suları bulandırmaya yardım etti; bu aldatmaca, Epstein’in kendisi, vakfı ve bazı ortakları hakkındaki Wikipedia sayfalarında düzenlemeler yapmasını da içeriyordu.
Priyadarshi’nin kendisini arkadaşı olarak tanımlayan Joi Ito ve Medya Laboratuvarı ile uzun süredir ilişkisi var. Birlikte podcast yayınları yaptılar ve MIT’de Farkındalık İlkeleri adlı bir dersi ortaklaşa verdiler. Medya Laboratuvarı’nda başlayan etik programları, daha sonra Priyadarshi’nin üst yönetici olduğu Dalai Lama Merkezi’ne taşındı. Ito ve Priyadarshi birlikte panellere katıldılar. Üretken bir fotoğrafçı olan Ito, Priyadarshi ve Dalai Lama’nın fotoğraflarını paylaştı ve yazılarında onlardan bahsetti. Dalai Lama, kendi adını taşıyan MIT merkezinin ev sahipliği yaptığı en az üç etkinliğe katıldı.
Prajnopaya Vakfı bağışı konusunda beni ilk uyaran MIT ifşaatçısı (whistleblower) ve araştırmacı bilim insanı Dr. Babak Babakinejad, şu açıklamada bulundu:
“MIT Epstein raporu kurumsal olarak şaibelidir. MIT, Epstein’in Medya Laboratuvarı ve bilhassa Open Agriculture (Açık Tarım) ve onun Gıda Bilgisayarları gibi ilişkili girişimleriyle olan bağlantıları hususunda şeffaflığa ısrarla direndi. Bu proje sahtekârlık, çevresel suistimal ve misilleme ile ilişkilendirilmektedir. Bunlar, devam eden bir davanın parçası olarak aktif şekilde mücadele ettiğim meselelerdir.”
Epstein’in MIT’ye olan ilgisi, sevdiği birkaç programı paraya boğmaktan ibaret değildi. Epstein MIT kampüsünü en az dokuz kez ziyaret etti ve milyarder Reid Hoffman gibi zengin teknoloji ve siyaset figürlerini cezbedebilen MIT Medya Laboratuvarı etkinliklerine katıldı. Epstein, kendisini bilim insanları ve akademisyenlerle buluşturan bir “bağlaç” vazifesi gören edebiyat ajanı John Brockman aracılığıyla tanıştığı MIT profesörleri ve personeliyle vakit geçirdi. Epstein’in 15 yıllık bir dönemde MIT ile ilişkili katkılarının sadece 850 bin dolar tuttuğunu düşünmek güç; hele ki şu an belgelenen bağışların bir zamanlar gizlendiği göz önüne alındığında. Burada gösterildiği üzere, Prajnopaya Enstitüsü bağışı, Epstein’in MIT’ye verdiği gerçek miktarın en az 900 bin dolar olduğu manasına geliyor.
Bildiğim kadarıyla Budizm’den hiç bahsetmemiş veya Tibet kültürü ya da davalarıyla herhangi bir bağı olmamış Epstein’in, MIT’deki bir Budist organizasyonuna neden 50 bin dolar bağışladığı meçhul. Belki nüfuzlu biri ondan rica etti. Belki de bir kez daha, “oltaya bir şeylerin takılıp takılmadığını yokluyordu.”
[1] Orijinal ismiyle plea deal. Anglosakson hukukunda sanığın suçunu kabul etmesi karşılığında cezasında indirim yapılması.
[2] Keith Raniere tarafından kurulan, kişisel gelişim semineri kılıfı altında faaliyet gösteren, kadınların köleleştirildiği ve damgalandığı (branding) modern bir Amerikan tarikatı.
Tibet’in tarihi: Mütevazı spiritüalizmin ardındaki kölelik ve vahşet düzeni
Diplomasi
G20 ticaret bakanları açıklamasına tek itiraz Çin’den geldi

G20 ticaret yetkilileri bu hafta Milwaukee’de bir araya geldi ve küresel çelik arz fazlasıyla mücadeleye yönelik yeni bir anlaşma duyurdu.
“Milwaukee Çerçevesi”, ülkeleri piyasayı bozan sübvansiyonları kısıtlamaya ve çelik ithalatı ile ticaretin kuralları dışına çıkarılmasının izlenmesini artırmaya çağırıyor.
Ayrıca, olası gümrük vergileri de dahil olmak üzere, kapasite fazlasına karşı “kanıta dayalı önlemleri” destekliyor.
Bu anlaşma, Eylül ayında Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısında varılan daha geniş kapsamlı bir mutabakatın ardından geldi.
Toplantıda ABD ve diğer neredeyse tüm G20 ekonomileri, büyük ve kalıcı ticaret dengesizliklerinin diğer ülkelere zarar verebileceği konusunda mutabık kaldı.
Büyük ticaret fazlası olan ülkelerden, büyüme için ihracata aşırı bağımlı hale getiren politikalarını gözden geçirmelerini isteyen bir bildirgeyi imzaladılar.
Çin, bu bildirgeye itiraz eden tek G20 üyesi oldu.
Axios’a göre giderek daha fazla ülke, Donald Trump’ın küresel ticaretteki sorunlara ilişkin argümanının temel bir unsurunu benimsiyor. Üstelik bu durum, Trump’ın uyguladığı gümrük vergilerinin dünya ekonomisini sarsmasına rağmen gerçekleşiyor.
On yıllardır hükümetler, aşırı çelik üretimi de dahil olmak üzere küresel ticaretteki dengesizlikler konusunda uyarıda bulunuyorlar.
Değişen şey ise, yerli sanayilere verilen zararı kabul etme ve onları koruma konusundaki istek.
ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, konferansın aralarında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çoğu ülke bu küresel sorunlara katılıyor, insanlar teşhise katılıyor fakat harekete geçmekten çekiniyorlar,” dedi.
Greer’e göre Milwaukee anlaşmasının “2015 yılında gerçekleşmesi” mümkün değildi.
Greer şöyle konuştu:
“Diğer tüm ülkeler, ABD pazarına erişimlerini sürdürmek istiyorlarsa uluslararası sistemi yeniden düzenlememiz gerektiğini biliyorlar. Yaratıcı fikirler, yeni yapılar ve tutarlı planlar ortaya koydukça, onlar da bu sürece katılıyorlar.”
AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, salı günü Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezinde Greer ve imalat sektöründen CEO’larla düzenlenen yuvarlak masa toplantısında, yönetimin kapasite fazlası konusuna odaklanmasını olumlu karşıladı.
Greer, “Ticaret komiseri ve diğerleri de dahil olmak üzere Avrupa’daki pek çok kişinin bu konu hakkında oldukça net bir görüşe sahip olduğunu düşünüyorum… Onlar, bizim 10 yıl önce atmaya başladığımız bazı adımları atmaya başlıyorlar,” dedi ve Avrupa’nın kendisinin de küresel kapasite fazlasına katkıda bulunduğuna inandığını ekledi.
ABD’nin ticaret ortakları, Washington ile birlikte çözmeye çalıştıkları bazı sorunları hedef alan gümrük vergileriyle ya da bu vergilerin uygulanma olasılığıyla karşı karşıya kalıyor.
Kanada’nın ABD’ye yaptığı çelik ihracatının çoğu %50’lik bir gümrük vergisiyle karşı karşıya.
Ülkenin ticaret yetkililerinden biri Milwaukee’ye vardığında, belirli Kanadalı ürünlere yönelik bir ithalat yasağı yürürlüğe girdi.
Greer ayrıca 16 ekonomideki kapasite fazlası ve üretimi de soruşturuyor ve bu soruşturmalar nihayetinde yeni gümrük vergilerinin önünü açabilir.
Greer, yuvarlak masa toplantısındaki gerginliği kabul ederek, ABD ile ticaret ortakları arasında anlaşmazlıklar olabileceğini ama yine de başka yerlerdeki üretim fazlası konusunda ortak endişeleri paylaştıklarını belirtti.
Dış ticaret bakanları dün öğleden sonra, Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezine 1,5 mil (yaklaşık 2,4 km) uzunluğundaki bir yolculuk için otobüslere bindi ve burada fabrika tesisini gezdi.
Bu “saha gezisi”, Trump yönetiminin teşvik etmek istediği türden ileri düzey yerli üretimi sergilemeyi amaçlıyordu.
Rockwell, bakanlara gezi için çelik burunlu spor ayakkabılar hediye etti (bu ayakkabılar Vietnam’da üretilmişti).
Fabrikalarda kullanılan otomasyon teknolojisi üreten Rockwell, ABD’deki tesislerine, insan kaynağına ve teknolojiye 2 milyar dolarlık yatırım yapıyor.
Fakat gümrük vergileri de bu üreticinin maliyetlerini artırıyor. Rockwell, yaz aylarında yatırımcılara bazı müşterilerinin projelerini ertelediğini bildirdi.
CEO Blake Moret, şirketin kazanç açıklamasında, “Gümrük vergileri ve enflasyon açısından bu kadar dalgalı bir ortamda, müşteriler iş planlarının maliyet tarafının sağlam olduğundan emin olmak istiyorlar,” dedi.
Diplomasi
Tayvan, Xi-Trump zirvesinin ardından gelen F-16V teslimatını memnuniyetle karşıladı

Tayvan, ayrı bir milyarlarca dolarlık silah paketine ilişkin ABD başkanlığı tarafından getirilen askıya alma kararına rağmen, uzun süredir ertelenen iki adet F-16V savaş uçağının teslimatını, ABD’nin askeri desteğinin devam ettiğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.
Cuma günü doğudaki Taitung ilçesindeki Chihhang Hava Üssü’ne ulaşan iki tek kişilik uçak, 1997 yılında orijinal F-16A/B filosunun teslimatlarının başlamasından bu yana adanın aldığı ilk yeni F-16’lar.
Önceki versiyonlarla karşılaştırıldığında, F-16V konfigürasyonu Northrop Grumman APG-83 aktif elektronik taramalı dizi radarını, güncellenmiş aviyonik sistemleri ve geliştirilmiş hedef tespit ve izleme yeteneklerini içermektedir.
Bu iki uçak, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk görev dönemi sırasında, Ağustos 2019’da Washington tarafından onaylanan 247,2 milyar NT$ (7,76 milyar ABD doları) tutarındaki 66 adet F-16V satışının bir parçası.
İki uçağın, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD’ye yaptığı devlet ziyaretinden yaklaşık bir ay önce, ağustos ayı sonunda Tayvan’a ulaşması bekleniyordu. Ne Taipei ne de Washington, gecikmeyle ilgili kamuoyuna bir açıklama yapmadı.
Kongre’nin gayri resmi incelemesinden geçen, Taipei’ye yönelik yaklaşık 14 milyar ABD doları değerindeki ayrı bir silah paketi ise başkanın onayı beklenirken askıda kalmaya devam ediyor.
Trump’ın Xi’yi sıcak bir şekilde karşılamasının adada bir miktar belirsizliğe yol açmasının ardından, cuma günkü teslimat Tayvan’ın iktidar partisi Demokratik İlerleme Partisi (DPP) tarafından memnuniyetle karşılandı.
Tayvanlı lider William Lai Ching-te, Tayvan’ın kendini savunmasına yönelik “uzun vadeli desteği” ve iki taraf arasındaki güvenlik işbirliğini derinleştirmeye devam ettiği için Washington’a teşekkür etti. Ayrıca, bu teslimatı bölgesel istikrarla ilişkilendirerek, bunun ABD’nin “güvenliği ilerletmek için Tayvan dahil Hint-Pasifik ortaklarıyla birlikte çalışma” taahhüdünü gösterdiğini belirtti.
Demokrasi İlerleme Partisi (DPP) milletvekili Chen Kuan-ting de, bu teslimatın zirveden bu yana ABD’nin silah satışlarında “yapısal bir değişiklik” olmadığını gösterdiğini belirtti.
Buna karşılık, muhalefetteki Kuomintang milletvekili Ma Wen-chun, uçakların gelmesinin programdaki gecikmelerden dikkatleri başka yöne çekmemesi gerektiğini belirterek, savunma bakanlığını kalan uçaklar için net bir takvim sunmaya çağırdı. “İkisi geldi; kalan 64’ü de zamanında gelmelidir” dedi.
Tayvan Savunma Bakanlığı başlangıçta 66 savaş uçağının tamamını yıl sonuna kadar teslim almayı umuyordu, ancak program planlanan takvimin çok gerisinde kaldı. Tayvanlı yetkililer, takvimi etkileyen başlıca faktörler arasında üretim hattının yer değiştirmesini ve tedarik zincirindeki aksaklıkları gösterdi.
Savunma Bakanı Wellington Koo Li-hsiung cuma günü, yıl sonuna kadar daha fazla F-16V’nin teslim edileceğini söyledi, ancak kesin bir sayı vermedi.
İlk iki savaş uçağının teslim süreci de beklenmedik bir şekilde uzamıştı.
17 Ağustos’ta ABD anakarasından ayrılan uçaklar, Pasifik’i aşan yolculuklarında havada yakıt ikmali yaparak 21 Ağustos’ta Hawaii’deki Pearl Harbour-Hickam Ortak Üssü’ne ulaştı. Uçakların birkaç gün içinde Tayvan’a doğru yola devam etmeleri bekleniyordu, ancak bunun yerine üssünde neredeyse altı hafta kaldılar.
Tayvanlı medya ve askeri gözlemciler, teknik sorunlar, elverişsiz hava koşulları ve yakıt ikmal uçağının bulunmaması gibi çeşitli olası açıklamalar öne sürdü.
Nedeni açıklanamayan bu gecikme, Tayvan’da Washington’un, Xi’nin ABD’ye yapacağı devlet ziyaretinden kısa bir süre önce siyasi açıdan hassas bir teslimatı önlemek istemiş olabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.
Tayvan’ın United Daily News gazetesi, isimsiz bir kaynağa atıfta bulunarak, bu hafta bir ekipman sorununun uçağın Hawaii’de gecikmesine neden olmasının ardından Washington’un, teslimatın Xi’nin ziyareti etrafında daha fazla karmaşıklığa yol açmasını istemediğini bildirdi.
Ne ABD ne de Tayvanlı yetkililer, teslimatın zamanlamasını Xi’nin Washington ziyaretiyle ilişkilendirdi.
South China Morning Post, Xi’nin Washington ziyaretinden önce, yönetimin Tayvan’a yönelik büyük çaplı yeni silah satışlarını ertelemeyi değerlendirdiğini bildirmiş; kaynaklar, Pekin’in Xi’nin gezisi sırasında yeni anlaşmaların onaylanmamasını sağlamak için Washington’a gizlice baskı uyguladığını belirtmişti.
14 milyar ABD doları tutarındaki silah paketi, bu yılın başlarında zaten askıya alınmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un silah satışlarını değerlendirirken kendi askeri ihtiyaçlarını, üretim kapasitesini ve silah stoklarını yenileme gerekliliğini de göz önünde bulundurması gerektiğini vurgulamıştı.
Geçen hafta Trump ile yapılan zirve sırasında Xi, ABD’nin “Tayvan bağımsızlığına” karşı çıkacağını ve Tayvan meselesini ihtiyatla ele alacağını umduğunu yineledi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, zirvenin ardından Tayvan’a yönelik genel ABD politikasının değişmediğini vurgulamaya çalıştı.
Diplomasi
NATO’nun Kafkasya’daki genişlemesine Fransız-Türk anlaşmazlığı engel oluyor

NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan ile işbirliğini güçlendirme çabası, Fransa ile Türkiye arasındaki gerginlik nedeniyle tıkanma noktasına geldi.
POLITICO’ya konuşan üç NATO diplomatına göre, Fransa, bir Fransız vatandaşının tutuklanmasını temel gerekçe göstererek Bakü ile yeni bir ortaklık planını onaylamayı reddetti.
Buna karşılık Türkiye de, yakın müttefiki Azerbaycan’a dayanışma göstermek amacıyla Ermenistan’ın planının yenilenmesini engelledi.
Beş NATO diplomatı, iki Kafkas ülkesinin tatbikatlar, askeri eğitim ve diğer alanlarda NATO ile daha derin bir işbirliği arayışında olduğunu belirtti.
Sonuç olarak, her iki plan da bir yılı aşkın süredir belirsizlik içinde kaldı.
Aylar süren NATO anlaşmazlığı, geçen hafta Fransa’nın Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarının yenilenmesini engellemesinin ardından yeni bir aciliyet kazandı.
Paris, Brüksel’in Rus-Özbek milyarder Alişer Usmanov’a yönelik kısıtlamaları kaldırmasının ardından itirazını geri çekti.
Bu da Azerbaycan’ı, bir Fransız vatandaşı da dahil olmak üzere birkaç tutukluyu serbest bırakmaya sevk etti.
Geçen çarşamba günü Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in tutukluları serbest bırakmasının ardından Fransa, NATO ile Bakü arasındaki bağların güçlendirilmesine yönelik vetosunu kaldırması yönünde baskı altında bulunuyor.
NATO diplomatlarından biri, “Eğer veto hakkını kaldırmazlarsa, bu ne sağlam bir siyasi hamle olur ne de ittifakın çıkarları doğrultusunda hareket eden bir müttefik olarak kendilerini göstermiş olurlar. Ermenistan için bu çok tehlikeli; onların yakınımızda olmasının iyi olduğunu düşünüyoruz,” dedi.
İkinci bir NATO diplomatı ise şöyle konuştu: “Bir hayal kırıklığı var: İkili meseleler için NATO’yu kullanmayı bırakın.”
Hem Ermenistan hem de Azerbaycan, son yıllarda Rusya ile ilişkilerini soğutmuş durumda ve Avrupa ile bağlarını derinleştirmeye çalışıyor.
Erivan, Moskova liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO) savunma ittifakındaki üyeliğini askıya aldı, AB üyeliği lehine bir yasa kabul etti ve buna karşılık Moskova’dan ticaret kısıtlamaları ve sert eleştirilerle karşı karşıya kaldı.
Fransa uzun süredir Ermenistan ile yakın ilişkiler sürdürürken, Bakü ise bölgedeki Rus etkisini dengelemek için Türkiye ile olan yakın ittifakına güveniyor.
Bir Türk yetkili, “Mesele kesinlikle bir Türkiye-Fransa ya da Türkiye-Ermenistan kavgası değil,” diyerek şunları ekledi:
“Her ikisinin de erken onaylanmasını sağlamak amacıyla, Ermenistan ve Azerbaycan’ın ITPP [Bireysel Olarak Uyarlanmış Ortaklık Programları] belgelerini birlikte onaylamaya oldukça uzun bir süredir hazırız.”
NATO’nun ITTP ortaklıkları, ittifakın NATO üyesi olmayan ülkelerle siyasi diyalog ve askeri işbirliği için kullandığı başlıca araç.
Bu programlar dört yılda bir yenilenir ve hedeflerinin düzeyi, yararlanıcı ülkelerin ittifakla entegre olma isteğine bağlı.
Üç diplomat, yeni planlara ilişkin müzakerelerin neredeyse sonuçlandırılmak üzere olmasına rağmen, yaşanan gecikme nedeniyle NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan’ın güncelliğini yitirmiş ortaklıklarını geçici olarak uzatmak zorunda kaldığını belirtti.
Yeni planlar, bu ülkelerin ortak askeri tatbikatlara katılımına olanak tanıyacak, ordular arası eğitimi artıracak ve yerel İngilizce derslerinin düzenlenmesine kadar uzanan kültürel işbirliğini yoğunlaştıracak.
Bazıları, Erivan’ın dış politikasını Rusya’dan uzaklaştırmak için aldığı riskler göz önüne alındığında, bu gecikmenin Ermenistan’ın Batı ile yeniden yakınlaşma çabasını da engelleyebileceğinden endişe duyuyor.
“Bu bir endişe kaynağı… Bazı ülkelerde beklentiler yaratıyoruz, sonra da bunları karşılayamıyoruz — bu da daha sonra kızgınlığa yol açabilir,” diyen üçüncü NATO diplomatı, Bakü ve Erivan’ı ittifaka yaklaştırmanın her iki ülke arasındaki kırılgan barışı pekiştirmeye yardımcı olabileceğini de sözlerine ekledi.
Diplomat, “Artık iki ülke arasında barış olduğu için, bu NATO’nun onları daha fazla kendi tarafımıza çekmesi için iyi bir fırsat,” diye ekledi.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya1 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak









