Diplomasi
Deniz nakliyeciliği sektörü, kesintilerin süreklileştiği bir dünyaya hazırlanıyor

Küresel denizcilik sektörü, jeopolitik aksaklıkları artık geçici acil durumlar dizisi olarak değil, iş yapmanın kalıcı bir parçası olarak değerlendirmeye başlıyor.
POLITICO’da yer alan habere göre Ukrayna savaşından Husilerin Kızıldeniz’deki ticari gemilere yönelik saldırılarına ve Hürmüz Boğazındaki son gerilime kadar uzanan yıllarca süren çalkantılar, denizcilerin güvenliği, seyrüsefer özgürlüğü ve askeri çatışmalara ilişkin endişeleri sektörün gündeminin merkezine taşıdı.
Yöneticiler artık bu tür krizlerin istisna değil, küresel ticaretin tekrarlayan bir özelliği olduğu bir dünyaya hazırlanıyor.
Tanker sahiplerini temsil eden Intertanko’nun genel müdürü Tim Wilkins, bu hafta Atina’da düzenlenen Posidonia denizcilik konferansı esnasında POLITICO’ya verdiği demeçte, “Şu anda yaşanan şey, sadece bölgesel çatışmalar değil, tüm küresel düzenleyici çerçevenin sorgulanması gibi çok sayıda olayın yaşanması,” dedi ve şunları ekledi:
“Bu tür bir karmaşıklık, olayların bu kadar hızlı ve üst üste gelmesi daha önce hiç yaşanmamıştı. Bu nedenle sektör yeni bir aşamaya, yeni bir iş yapma tarzına geçiyor.”
Bu değişim, sektörün stratejilerinde şimdiden kendini gösteriyor. Dünyanın en büyük denizcilik birliği olan Baltık ve Uluslararası Denizcilik Konseyi (BIMCO), mayıs ayı sonlarında Hürmüz Boğazından geçen gemiler için yeni bir kılavuz yayınladı.
Bu belgede, mürettebata füze ve insansız hava aracı saldırıları, uydu sinyallerinin bozulması, mayın tehditleri ve gemiye çıkma girişimlerine nasıl tepki vermeleri gerektiği konusunda tavsiyelerde bulunuldu.
Ayrıca risk düzeyini değerlendirmek ve sonraki adımları belirlemek için yardımcı olacak tablolar ve kontrol listeleri de yer aldı.
BIMCO’nun güvenlik ve emniyet sorumlusu Jakob P. Larsen, mayıs ayında yaptığı açıklamada, şunları söylemişti:
“Gemi sahiplerinin bu durumun uzayabileceğinden korktukları oldukça açık. Bu nedenle, durumu güvenli bir şekilde yönetmek için daha ayrıntılı araştırmalara başlıyorlar. Olası tüm senaryoları öngörmeye çalışıyorlar çünkü hazırlıklı olursanız, mürettebat ve gemi kaybını ve diğer her şeyi en aza indirme şansınız daha yüksek olur.”
Aynı zihniyet, Posidonia’da da görüldü. Burada da yöneticiler, derin jeopolitik istikrarsızlığın hakim olduğu bir dünyada denizcilik işlerini yürütmekten bahsettiler.
Norveç Gemi Sahipleri Savaş Riskleri Karşılıklı Sigorta Birliğinin genel müdürü Svein Ringbakken, bir panel sırasında, “Bugün gördüklerimiz, geçmişte gördüklerimize hiç benzemiyor,” dedi:
“Okyanuslar, büyük güçler arasındaki çatışmaların arenası haline geldi. Denizcilik sektörü, Kuzey Kutbundan Güney Çin Denizine kadar bir hedef haline geldi.”
Ringbakken’e göre Körfezdeki savaş, daha geniş bir eğilimin sadece en son işareti. Genel müdür, “Durum kötü, gerçekten kötü. Fakat bu devam eden bir eğilim ve ne yazık ki gelecekte de durumun iyiye gideceği görünmüyor,” dedi.
W Marine’in genel müdürü Nikos Triantafyllakis, “Dünya güç dengesinde çok şiddetli bir yeniden yapılanma yaşıyoruz. Bu yeni norm. Gemiler silahlandırılıyor ve biz de bununla başa çıkmaya hazır olmalıyız,” diye konuştu.
Kızıldeniz ve Körfezdeki çatışmaların yanı sıra, sektör liderleri Rusya’nın “gölge filosu” konusunda da endişeli.
Wilkins, “Gölge filo, tanker sektörünü ve küresel düzenleme sistemini gerçekten istikrarsızlaştırdı. Bunun yansımaları, herhangi bir tekil krizden çok daha uzun süre devam edecek,” dedi.
Cargill Ocean Transportation’ın küresel operasyonlardan sorumlu başkan yardımcısı James Lewis, jeopolitik değişimin hızının, nakliye şirketlerinin karşı karşıya olduğu belirleyici zorluklardan biri olduğunu söyledi.
Lewis şöyle konuştu:
“Hatırlayabildiğim kadarıyla bu ölçekte bir değişim görmedik. Mesele hızlı tepki verebilmek. Mesele filonuzda, karar alma süreçlerinizde ve kullandığınız teknolojide esneklik yaratmak.”
Westfal-Larsen Management’ın CEO’su ve Intertanko Başkanı Rolf Westfal-Larsen Jr ise, “Coğrafi riskler deniz taşımacılığında her zaman mevcuttu. Şu anki değişiklik, bunun küresel ölçekte olmasıdır. Ülkeler arasında ticaret engelleri ortaya çıkıyor ve deniz taşımacılığı aktif olarak siyasi bir silah olarak kullanılıyor. Bunu bir süredir Kızıldeniz’de görüyoruz. Şimdi aynı şeyi Hürmüz Boğazı’nda da görüyoruz,” ifadelerini kullandı.
Westfal-Larsen, çatışmalarda birkaç denizcinin hayatını kaybettiğini de sözlerine ekledi:
“Eskiden bu, hesaplayabileceğiniz, protokoller aracılığıyla değerlendirebileceğiniz bir riskti. Fakat bu büyüklükteki riskler söz konusu olduğunda, risk çok yüksek olduğu için üyelerimize uzak durmalarını tavsiye etmek zorundayız.”
DryDel Shipping’in başkanı ve CEO’su Costas Delaportas, şirketlerin artık sefer planlarken jeopolitik şokları, yaptırım risklerini ve yakıt kıtlığını rutin olarak hesaba katmak zorunda olduğunu söyledi.
Delaportas, “Bir gün içinde kuralların hızla değiştiğini görebilirsiniz. Her şeyi doğru yapmış olsanız bile, bir gecede kendinizi değişikliklerle karşı karşıya bulabilirsiniz,” dedi.
Bu belirsizlik, yatırım kararlarını da etkiliyor. Dünyanın en büyük kuru yük nakliye şirketlerinden biri olan Star Bulk Carriers’ın strateji direktörü Charis Plakantonaki, piyasa koşulları netleşene kadar şirketinin yeni gemi siparişlerini askıya aldığını ve likiditeyi koruduğunu belirtti.
Fakat sektör liderleri jeopolitik istikrarsızlığı giderek daha fazla kabullenirken, politika yapıcılar bunu olağan bir durum olarak görmemeleri konusunda uyarıda bulundu.
Avrupa Ulaştırma Komiseri Apostolos Tzitzikostas, Hürmüz Boğazındaki krizi örnek göstererek, acil durumların kalıcı bir gerçekliğe dönüşmesine izin vermemeleri konusunda uyarıda bulundu.
Tzitzikostas, pazartesi günü Posidonia’nın açılış töreninde, “Hürmüz Boğazının kapatılmasını yeni bir normal olarak görmeye başlamamızın gerçek bir tehlikesi var. Bu son derece sorunlu ve, söylememe izin verirseniz, tehlikeli bir durum,” dedi.
Komiser, uluslararası sularda kısıtlamaları, fiili geçiş ücretlerini veya zorlayıcı uygulamaları kabul etmenin, deniz ticaretinin temellerini sarsabilecek bir emsal teşkil edeceği konusunda uyarıda bulundu:
“Bugün geri adım atarsak, bu çok tehlikeli bir emsal oluşturacak ve nihayetinde on yıllar boyunca inşa edilen denizcilik ilkelerini tehlikeye atacaktır.”
Diplomasi
İddia: Norveç Başbakanı Støre eski Rus yetkiliyle Oslo’da görüştü

Bloomberg, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre’nin geçtiğimiz yaz aylarında Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldiğini yazdı. Habere göre bu görüşme, Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın büyük Avrupa güçlerini Ukrayna müzakerelerine dahil etmek için yürüttüğü diplomatik hazırlıklar dahilinde yapıldı.
Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, geçtiğimiz yaz aylarında başkent Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldi.
Ajansa konuşan kaynak, eski Rus yetkilinin bu görüşmede Støre’ye Avrupa’nın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ültimatom vermek yerine onunla diyalog kurması gerektiğini söylediğini aktardı.
Söz konusu temas, Støre ile Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın, Ukrayna’daki çözüm müzakerelerine büyük Avrupa güçlerinin katılmasına zemin hazırlamak amacıyla yürüttüğü “mutfak diplomasisinin” parçasını oluşturuyor.
Norveç ve Finlandiya liderlerinin uzun bir ortak çalışma geçmişine sahip olduğuna dikkat çeken Bloomberg, ikilinin yirmi yıllık dostlukları sayesinde uluslararası siyasette sonuç aldığını yazdı.
Liderler daha önce, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı ele geçirme tehditleri üzerine kendisiyle müzakere girişimlerine öncülük etmiş, ayrıca yaklaşık 30 lideri gelişmiş yapay zeka modellerinin denetlenmesine yönelik anlaşmayı imzalamaya ikna etmişti.
Ajansa konuşan kaynak, iki liderin uyumunu şu sözlerle anlattı: “Birlikte harika çalışıyorlar. Stubb, Avrupa çapında ve küresel ölçekte büyük düşünmek istiyor; bu yaklaşım Støre’de de karşılık görüyor.”
Bloomberg’e bilgi veren iki ayrı kaynak ise liderlerin benimsediği ekip çalışması stratejisinin, zorlu müzakereler sırasında Stubb ve Støre’ye “birbirini kollama” ve üzerlerindeki baskıyı hafifletme imkanı tanıdığını savundu.
İlk kez 2008 yılında dışişleri bakanlığı yaptıkları dönemde tanışan Stubb ve Støre, spora duydukları ortak ilgiyle yakınlaştı.
Fransa’da eğitim görmüş olmaları ve Fransızca bilmeleri de iki siyasetçiyi birleştiren diğer unsurlar arasında yer alıyor. Stubb, kaleme aldığı Alex adlı kitabında Støre’yi “iyi dostu” olarak tanımlamıştı.
Bloomberg’in haberinde, Stubb ve Støre’nin bu hafta Ukrayna’nın talebi üzerine Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefon görüşmesi yapmasının birçok müttefiki şaşırttığı vurgulandı.
Öte yandan ajans, söz konusu girişimin Avrupa’ya müzakere masasında yer alma konusunda yeni bir şans sunduğunun altını çizdi.
Ancak telefon trafiği bazı Avrupa ülkelerinin eleştirilerine yol açtı. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Finlandiya ve Norveç’in bu görüşmeyle ne elde etmeyi umduğunu anlamadığını belirterek Avrupa ülkelerinin ortak hareket etmesinin önemini vurguladı.
İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da görüşme hakkında kendisine önceden bilgi verilmemesinden duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi.
Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius ise Moskova ile daha önce yürütülen müzakere girişimlerinin sonuçsuz kaldığına işaret etti.
İngiliz The Guardian gazetesi, telefon görüşmesinin doğurduğu gerilimin, Avrupa’nın Moskova ile kendi iletişim kanalını kurma çabalarını zorlaştırma tehdidi taşıyan görüş ayrılıklarını gözler önüne serdiğini yazdı.
Gazete bu durumu, hükümetlerin yalnızca Rus liderle temas kurma gerekliliği konusunda değil, aynı zamanda kendi adlarına kimin konuşacağı üzerinde de uzlaşmaya çalışmasına bağladı.
Financial Times (FT) gazetesi ise ülkelerin, Ukrayna müzakerelerinde kendi çıkarlarını Moskova ve Washington’a iletmek adına Putin ile nasıl temas kurulacağı konusundaki anlaşmazlıklar yüzünden “ikilemle” karşı karşıya kaldığını bildirdi.
Gazetenin verilerine göre ABD ve Ukrayna; İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 grubunu müzakerelerde Avrupa’nın en olası temsilcileri olarak görüyor.
Ancak küçük devletler kendi çıkarlarının göz ardı edileceğinden endişe duyduğu için bu seçenek Avrupa içinde görüş ayrılıkları yaratıyor.
Diğer yandan Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuriy Uşakov, Putin’in Stubb ve Støre ile yaptığı telefon görüşmesine Avrupa Birliği (AB) liderlerinden olumsuz tepki gelmesini Moskova’nın beklemediğini açıkladı.
Avrupa’da Rusya Devlet Başkanı ile görüşmeler konusunda ortak tutum oluşmadığını belirten Uşakov, “orada çok seslilik ve kargaşa hakim olduğunu” ifade etti.
Diplomasi
Politico: ABD, Belarus gübresi için Litvanya’ya liman baskısı yapıyor

Politico’nun haberine göre ABD yönetimi, Belarus potasyumunun sevkiyatı için Klaipeda Limanı’nın açılması konusunda Litvanya’ya çağrıda bulunuyor. Kanada ile yaşanan tarife krizinin ardından alternatif gübre arayışına giren Washington, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşmayı hedefliyor.
ABD yönetimi, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşarak Belarus potasyumunun ihracatı için Klaipeda Limanı’nı açması yönünde Litvanya’ya baskı uyguluyor.
Politico’nun dört Avrupalı yetkiliye dayandırdığı haberde, ABD’nin Belarus Özel Temsilcisi John Cole’un Litvanyalı diplomatlarla Belarus mallarına yönelik ablukanın hafifletilmesi konusunu ele aldığı aktarıldı.
Gübre üretiminde temel bir bileşen niteliği taşıyan potasyumun küresel pazarının yaklaşık yüzde 20’sini Belarus kontrol ediyor.
Kullandığı potasyumun neredeyse tamamını ithal eden ABD, sevkiyatın yaklaşık yüzde 80’ini Kanada’dan karşılıyor.
Ağustos ayında Ottawa yönetimi ile yürütülen ticaret müzakerelerinin kesilmesi ve karşılıklı gümrük tarifelerinin yeniden devreye girmesi üzerine Washington, hammadde temininde alternatif kaynak arayışına girdi.
ABD Başkanı Donald Trump, geçen ay yaptığı açıklamada Minsk yönetimiyle “kapsamlı bir anlaşma” üzerinde çalıştıklarını duyurmuştu.
Trump, Amerikalı çiftçilerin şu anda Kanadalı şirketlere ödediğinden “çok daha düşük bir fiyata” potasyum satın almayı hedeflediklerini dile getirdi.
Hazırlanan planın hayata geçmesi ise gübrelerin Klaipeda Limanı ya da bölgedeki diğer limanlar üzerinden gemilere yüklenmesine bağlı kalıyor.
Avrupa Birliği’nin yürürlükteki yaptırımları, üye ülkelerin limanlarından Belarus menşeli malların sevk edilmesini yasaklıyor. Kısıtlamaların uzatılmasına dair bir sonraki kararın şubat ayında alınması bekleniyor.
2027 yılının ilk yarısında AB dönem başkanlığını üstlenecek Litvanya’nın ise bu yaptırımları veto etme yetkisi mevcut.
ABD, Belarus’un potasyum sektörüne yönelik ilk yaptırımları 2021 yılında devreye sokmuştu.
Washington yönetimi birkaç yıl sonra, Aralık 2025’te Belarus potasyum endüstrisine uyguladığı kısıtlamaları hafifletme sürecine girdi.
Financial Times’ın aktardığına göre, Amerikan kısıtlamalarının yumuşatılmasının ardından Belarus potasyumunun ilk partisi 22 Ekim’de ABD’ye sevk edildi. Bu sevkiyat, iki ülke arasında 2021 yılından bu yana gerçekleşen ilk teslimat oldu.
Öte yandan Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko, üretilen tüm miktarın bu yıl için önceden sözleşmeye bağlandığını gerekçe göstererek Belarus’un Batı pazarlarına potasyum gübresi gönderemeyeceğini ifade etti.
Diplomasi
Trump baskı yaptı, Kiev Rus petrol rafinerilerini vurmayı durdurdu

Trump’ın küresel akaryakıt fiyatlarını artırdığı gerekçesiyle yürüttüğü baskı sonuç verdi ve Ukrayna, Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırılarına gayriresmi olarak ara verdi. Wall Street Journal’ın haberine göre 3 Kasım’daki ABD Kongresi ara seçimlerine kadar sürmesi beklenen duraklama öncesinde Washington, Kiev’den saldırıları 30 günlüğüne kesmesini istedi.
The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre ABD, Rusya’daki petrol rafinerilerine düzenlenen Ukrayna saldırılarının durdurulması için ABD Başkanı Donald Trump’ın haftalarca sürdürdüğü baskı sonucunda amacına ulaştı.
Gazeteye konuşan kaynakların belirttiğine göre saldırılardaki “gayriresmi ara” en azından 3 Kasım’da yapılacak ABD Kongresi ara seçimlerinin sonuna kadar sürecek, hatta bu süreyi de aşabilecek.
Kiev yönetimi ise saldırıların durdurulduğuna dair resmi bir açıklama yapmadı.
Son haftalarda Kiev’den Rus petrol rafinerilerini vurmayı bırakmasını talep eden Trump, küresel akaryakıt fiyatlarındaki artıştan Ukrayna’yı sorumlu tutuyordu.
Gazetenin görüşlerine başvurduğu enerji uzmanları ise fiyat artışını ağırlıklı olarak ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşa bağlıyor.
WSJ’nin iki Amerikalı yetkiliye dayandırdığı haberine göre ABD Özel Temsilcisi Jared Kushner, 20 Ekim’de Oslo’da Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ile yapılan görüşmede Trump’ın talebini yineledi.
WSJ’ye konuşan kaynaklardan biri bu görüşmeyi “çok sert” diye nitelendirdi.
Amerikalı yetkililerden birinin aktardığına göre toplantıya uzaktan katılan Kushner, Washington’a duyulan minnettarlığın bir göstergesi olarak Ukrayna’ya petrol rafinerisi saldırılarını 30 günlüğüne durdurmayı önerdi.
WSJ’nin belirttiğine göre uydu internet sistemi Starlink’in çalışmasındaki kısıtlamalar da Kiev’in tutumunu etkiledi.
14 Ekim’de başlayan bu kısıtlamalar Ukrayna’nın insansız hava araçlarını kullanmasını zorlaştırdı.
Hizmetin tam kapasiteyle çalışmasına ancak on gün sonra, Trump’ın SpaceX CEO’su Elon Musk’a başvurmasıyla geri dönülebildi.
Gazetenin haberine göre Ukrayna’nın Avrupalı müttefikleri de ABD’deki oylama tamamlanana kadar rafineri saldırılarına ara verilmesini tavsiye etti.
Gazete, Starlink’teki kesintinin ve ABD’nin Kiev’e desteği kesme tehditlerinin sonucunda Ukrayna’nın Beyaz Saray’a duyduğu güvenin daha da sarsıldığı değerlendirmesini yaptı.
Enerji ateşkesi tartışmaları Rus motorini anlaşmasının gölgesinde yürüdü
Trump, 11 Ekim’de Rusya ve Ukrayna’nın enerji tesislerine yönelik saldırıları durdurma konusunda anlaştığını duyurmuştu.
Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ise Amerikalı mevkidaşının sözlerini ilk kez duyduğunu söylemiş, ancak Rusya’nın da kabul etmesi şartıyla ateşkese hazır olduğunu dile getirmişti.
Rusya Devlet Başkanı Sözcüsü Dmitriy Peskov da 13 Ekim’de enerji ateşkesine ilişkin temasların sürdüğünü doğrulamıştı.
Buna rağmen ertesi gün Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Ryazan ve Saratov bölgelerindeki petrol rafinerilerine saldırılar düzenlendiğini açıkladı.
Ryazan Bölgesi Valisi Pavel Malkov ise 15 Ekim sabahı insansız hava aracı saldırısının ardından yerel petrol rafinerisi arazisinde yangın çıktığını duyurdu.
Devlet Başkanı Vladimir Putin de enerji altyapısına yönelik saldırıların sorun yarattığını ancak cephedeki durumu etkilemediğini söylüyordu.
Putin 1 Ekim’de yaptığı açıklamada “Bizim petrol rafinerilerimizde de tablo aynı. Petrol rafinerilerini vurmaya başladılar ve amaçlarını doğrudan ekonomimize zarar vermek olarak açıkladılar. Amaçlarına ulaştılar mı? Kısmen, çünkü tahminlerimize göre gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 1’ini kaybettik. Üstelik bunu bilinçli yaptılar, bunlar sivil hedefler, sivil hedefleri vurdular. Peki ne oldu? Birebir karşılığını aldılar” dedi.
Enerji ateşkesi görüşmeleri, Moskova ile Washington arasında 9 Ekim’de varılan Rus motorini tedariki anlaşmasının gölgesinde yürütüldü.
Zelenskiy bu anlaşmayı ABD’nin ihaneti olarak nitelendirmişti.
Amerika2 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Diplomasi7 gün önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını1 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Söyleşi1 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Görüş2 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Dünya Basını1 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Dünya Basını2 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı
Amerika2 hafta önceMilenyum kuşağı tarihin en büyük nostalji dalgasını başlattı












