Amerika
Díaz-Canel: ABD, Devrimci Küba’yı ele geçiremediği için öfke duyuyor

Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, faşizmin yeniden dirilmesine şahit olduklarını söylerken, ABD’nin Devrim’i 67 yıldır boğamaması nedeniyle “kızgın” olduğunu kaydetti.
Meksika’nın önde gelen solcu gazetesi La Jornada’ya konuşan Küba lideri, ABD’nin adaya karşı öfkesinin, doyumsuz sömürgeci iştahından ve 67 yıllık devrim süresince Washington’un bu Karayip ülkesini ele geçirememesinden kaynaklandığını vurguladu.
Washington ile Havana arasındaki görüşmelerin, her iki ülkenin egemenliğine ve siyasi sistemlerine saygı çerçevesinde nasıl ilerlediğini ayrıntılı olarak anlatan Díaz-Canel, “Meksika’ya, Meksika halkına, Meksika hükümetine tüm hayranlığımızı, saygımızı, sevgimizi ve bağlılığımızı sunuyoruz,” dedi.
1960 yılında, devrimin ilk yıllarında doğduğunu ve tarihsel bir tesadüf eseri, Playa Girón (Domuzlar Körfezi) zaferinin ertesi günü bir yaşına bastığını söyleyen Küba lideri, bugünkü Küba nüfusunun yüzde 80’inin devrimden sonra doğduğunun, dolayısıyla, yüzde 80’in tüm hayatlarını abluka altında geçirdiğini hatırlattı.
ABD’nin arzusunun her zaman Küba’nın kontrolünü ele geçirmek olduğuna işaret eden Díaz-Canel, mevcut bağlamın ise ABD’nin uluslararası hegemonyasının göreli olarak gerilediği bir konjonktüre tekabül ettiğini vurguluyor:
“… öncelikle, çok taraflılığı savunan ve uluslar için alternatif ilişkiler sunan güçlerin ortaya çıkması nedeniyle, ABD’nin dünya üzerinde uyguladığı hegemonik gücün zayıfladığını kabul etmeliyiz. Dahası, kapitalist sistemin çok boyutlu krizi, onu her zaman daha saldırgan ve aşırı muhafazakâr hale getirir. Daha irrasyonel ve faşist bir şekilde hareket eder. Faşizmin yeniden dirilişine tanık olduğumuza inanıyorum. Sonuç olarak, bu tutum, kendi kaderini tayin hakkını savunan, farklı bir modeli destekleyen ve emperyalist planların ezilmesine boyun eğmeyi reddeden herkesin gözden düşmesine yol açar. Bu tür kişiler daha sonra çeşitli şekillerde saldırıya uğrar: iktisadi, siyasi ve diplomatik baskıların yanı sıra medya manipülasyonu yoluyla.”
Küba’nın 67 yıldır abluka altında yaşamasına rağmen adil bir toplum inşa etmeyi başardığını savunan Devlet Başkanı, birçok kişinin Küba’nın iktisadi politikalarını sorguladığını, fakat kuşatma altındaki Küba ekonomisinin devasa bir sosyal programı sürdürebildiğini hatırlatt:
“Bu, direnişimize hayranlık ve takdir duygusu uyandırmıştır. Fakat bu sadece direniş değil; yaratıcı bir direniştir. Direnerek inşa edebildik, ilerleyebildik ve gelişebildik. Emperyalistler bundan hoşlanmadı.”
3 Ocak’ta Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun kaçırılmasını, “dünya için bir dönüm noktası” olarak nitelendiren Díaz-Canel, “Bu olay, bir süper gücün, hegemonyasını dayatma konusundaki dizginlenemez arzusuyla nasıl bir devlet başkanını kaçırıp ülkeden uzaklaştırdığını ve onu yalanlar, uydurmalar ve iftiralara dayalı bir yargılama için ABD’ye götürdüğünü gösteriyor,” dedi.
Bu olay yaşanırken, Küba’ya yakıt sevkiyatlarını kısıtladıklarını da hatırlatan Díaz-Canel, 29 Ocak’ta, Trump yönetiminin Küba’yı ABD’nin güvenliğine yönelik “olağanüstü ve istisnai bir tehdit” ilan eden bir başkanlık kararnamesi yayınlandığının altını çizdi.
Küba lideri, “en son bir damla yakıt aldıklarından bu yana neredeyse dört ay geçtiğini” söylerken, bu durumda, ekonomiyi ve halkın yaşamını geliştirmenin çok zor olduğunu, fakat ülkenin “dayandığını, işlediğini, hayal kurmaya ve plan yapmaya devam ettiğini” ve bu durumu kararlılıkla aşmak için daha fazla sosyal adalet sağlamayı hedeflediğini vurguladı:
“Devrimin bu 67 yılı boyunca ABD hükümetinin en büyük başarısızlığı, Küba’nın kontrolünü ele geçirememesidir. Bu öfke uyandırıyor. Bu duyguyu, bir generalin yıllar önce açıkladığı bir şeyle özdeşleştirmek istiyorum: Devrim zafer kazandığında ve bağımsızlık, egemenlik ve sosyal adalete yönelik bir dizi önlemi uygulamaya başladığında, Toprak Reformu Yasasını kabul ettiğinde, Rubicon’u geçti. O andan itibaren, devrimin ilerlemesi nedeniyle bizi asla affetmediler. Ardından abluka geldi, tüm bu yılların baskıları, çatışmanın şiddetlenmesi ve gözden geçirdiğimiz tüm bu tarih. Şüphesiz, bu başarısızlık öfkeye yol açtı.”
Annesinin bir öğretmen, babasının ise fabrika işçisi olduğunu hatırlatan Küba lideri, babaannesinin Küba’nın bağımsızlık kahramanı Jose Martí’nin büyük bir hayranı olduğunu, kendisini de “Martívari” bir şekilde yetiştirdiğini, şair Navarro Luna’nın kızı olan teyzesinin de komünist bir aktivist olarak gelişimini etkilediğini söyledi:
“Halkın duygularıyla büyüdüm. Çocukluğumda ve gençliğimde devrimin ilerlemesine ve dönüşümlerine tanık oldum. Bu nedenle kendimi o büyüme sürecinin bir ürünü olarak görüyorum. Bu sürecin devam etmesini, büyümesini ve katkıda bulunmaya devam etmesini sağlamak için büyük bir kararlılığım var, böylece hayallerimizin durma noktasına geldiği bu aşamayı aşabilelim. Size bunu tüm samimiyetimle söylüyorum: Sonuna kadar harekete geçmeye hazırım. Küba halkına, devrime, devrimin liderliğine ve tarihimize karşı büyük bir bağlılığım var.”
Adadaki enerji sorununa da değinen Devlet Başkanı, elektrik üretim ihtiyacının tamamını yerli üretimle karşılayamadıklarını, ayrıca diğer iktisadi faaliyetler ve ülkenin günlük yaşamı için de yakıta ihtiyaç duyduklarını söyledi.
Enerji ablukasının her şeyden önce “bir halk olarak insan haklarımızın açık bir ihlali ve uluslararası hukukun ihlali” olduğunu hatırlatan Díaz-Canel, hatta bunun “kapitalizmin mantığına bile aykırı” olduğuna işaret ederek, “Serbest ticaret ve serbest piyasadan bu kadar çok bahsedenler, bize suç niteliğinde bir enerji ablukası dayatıyorlar,” dedi.
Díaz-Canel, yenilenebilir enerjiye yönelmenin yanı sıra, yerli ham petrol ve eşlik eden gaz üretimini daha da teşvik etmek için çalıştıklarını vurguladı.
Küba’daki özel sektörün de, “sosyal sorumluluğa güçlü bir bağlılıkla” yenilenebilir enerji projelerini desteklediğini kaydeden Küba lideri, ayrıca bu özel sektöre, çeşitli süreçleri yürütmek için yakıt ithal etme imkanı verdiklerini duyurdu.
İktisadi liberalleşme ve piyasa mekanizmalarının sosyalist ekonomi üzerindeki etkilerine de değinen Küba lideri, Altıncı Parti Kongresinde başlayan ve derinleşen iktisadi ve sosyal modeli “güncelleme sürecini yürüttüklerini” belirtti.
Küba’ya özgü özelliklerle hızlandırmayı hedefledikleri bir dizi dönüşüm gerçekleştirdiklerini savunan Díaz-Canel, bunun “taklit” olmadığını, Küba’ya ait fakat Çin ve Vietnam modelleriyle ortak unsurları olan bir sistem olduğunu söyledi:
“Örneğin, toplumun yönlendirici gücü olarak Komünist Parti’nin liderliği Anayasamızda güvence altına alınmıştır. Güçlü bir devlet. Verimli bir hükümet. Bürokrasiden arındırılmış, çevik bir kamu yönetimi. Merkezi planlama ile piyasa arasında uygun bir ilişki. Spekülasyonu önlemek için gerekli piyasa düzenlemeleri. Devlet ve devlet dışı sektörler arasında uyum. Tüm iktisadi aktörlerin ülkenin iktisadi ve sosyal kalkınmasına katkıda bulunması.”
Bu unsurların birleşiminin “sürdürülebilir, sosyal adalet içeren, kapsayıcı ve eşitlikçi bir kalkınmaya” ulaşmalarını sağlaması gerektiğini belirten Küba lideri, gıda egemenliğini elde etmeyi, bilim ve inovasyonu güçlendirmeyi ve Küba toplumunda “dijital dönüşüm ve yapay zeka süreçlerini geliştirmeyi” istediklerini kaydetti:
“Evrensel kamu sosyal hizmetlerini güçlendirmeye, eğitim, sağlık, spor ve kültür haklarını güvence altına almaya ve her sektörde ekonomimizi canlandırmaya devam etmeliyiz; aynı zamanda uluslararası işbirliğini sürdürmeliyiz. İşte bu, ilerlediğimiz yoldur. Bunu çok zor koşullar altında yapıyoruz, çünkü tüm bunlar yatırım gerektiriyor, dönüşümler ve bürokrasilerin ve kökleşmiş alışkanlıkların ortadan kaldırılmasını gerektiriyor. Ve bunu, abluka yoğunlaşırken, kuşatma altında olduğumuz bir durumun ortasında yapıyoruz.”
Son yıllarda, “geçici ya da daha uzun süreli olarak yurtdışında ikamet eden Kübalıların ve Küba ailelerinin sayısının arttığını” kabul etmek gerektiğini vurgulayan Díaz-Canel, hükümetin “onları dinlemeye, onlara kucak açmaya, hizmet ve destek sağlamaya ve onlara iktisadi ve sosyal modelimize katılma ve ülkenin kalkınmasına katkıda bulunma fırsatı vermeye” kararlı olduğuna dikkat çekti.
Öte yandan Devlet Başkanı, “Yurtdışında ikamet eden Kübalıların, Küba dışındaki çevrelerin çıkarlarına hizmet eden, sosyopolitik sistemi değiştirmeyi amaçlayan politikalara veya yıkıcı programlara bağlı sermayeyle ilişkilendirilmesini önlemek için tüm gözlemlerimiz önemli. Uyanık ve kontrolcü olmalıyız,” dedi.
ABD ile yapılan görüşmeler hakkında ayrıntı vermeyen Díaz-Canel, “yanlış anlamalar” nedeniyle “gizliliğe” önem verdiklerini hatırlattı.
“Başkan Díaz-Canel bu diyalog sürecinin önünde bir engel mi, yoksa lehine bir faktör mü?” sorusuna ise Küba lideri şu yanıtı verdi:
“Küba’da bu tür süreçler kişiselleştirilemez. Küba’da, halkına karşı da hesap verebilir olan kolektif bir liderlik vardır. Halkın, yani ulusun en yüksek organı olan Halk Gücü Ulusal Meclisinin önünde hesap vermeliyiz. Benim savunduğum, hepimizin kolektif olarak savunduğu şey, tek bir bireyin amacı veya fikri değil. Bu, devrimin tutarlı bir uygulaması. Kuşkusuz, bunun etrafında bir medya manipülasyonu olduğu fark ediliyor. Bazen size bir etiket takıyorlar, sizi az ya da çok bir bürokrat, bir engel ya da esnek olmayan biri olarak nitelendiriyorlar. Bunun, ülkemize karşı yürütülen geleneksel olmayan savaşı güçlendirmek için kullanılan bir medya manipülasyon stratejisinin parçası olduğuna inanıyorum; bu stratejinin temel bir unsuru var: itibar suikastı.”
ABD ile diyaloğa girme kararının “kolektif bir karar” olduğunun altını çizen Küba lideri, kendisinin veya ülkede herhangi bir zamanda bu düzeyde bir sorumluluk pozisyonunda bulunabilecek herhangi birinin görevine devam etmesinin halka, Halk Gücü Ulusal Meclisindeki halkın temsilcilerine bağlı olduğunu vurgulayarak, “[Bu karar] ABD’ye [ait] değil,” diye ısrar etti.
Küba’nın karşı karşıya bulunduğu zorlukları açık yüreklilikle kabul eden Díaz-Canel, yaşadıkları sıkıntıları şöyle sıraladı:
“Hayat çok zor. Küba halkı cömert, destekleyici, dirençli ve beceriklidir. 30, hatta 40 saat süren elektrik kesintileri yaşadığımız yerler var. Bugün, yakıt kıtlığı nedeniyle insanların ulaşım ve işe gitme imkânları kısıtlı. Sabahın erken saatleri çok yorucu geçiyor çünkü, az da olsa elektrik varsa, yemek pişirme, yiyecekleri saklama ve evdeki diğer günlük işleri yapma zamanı.
Okul yılımızın işleyişini uyarlama zorunda kaldık. Bu, tüm öğretim kadrosundan büyük bir çaba gerektiriyor ve gençlerimizi ve çocuklarımızı etkiliyor. Bugün, sağlık sistemimiz çok büyük sıkıntılar yaşıyor. Bu enerji ablukasının ne kadar suç niteliğinde olduğuna bir bakın. Abluka olmasaydı, ameliyat bekleme listelerini ortadan kaldırabilecek kapasiteye sahip, bunu nasıl yapacağını bilen, sağlam bir sağlık sistemine sahip bir ülkeden bahsediyoruz.
Gıda üretme çabalarımızda, bazen gıdamız var ama nakliye için yakıtımız olmadığı için dağıtmakta zorlanıyoruz. İnsanlar pişirme yöntemlerini değiştirmek zorunda kaldı. Her Küba mutfağı odun veya kömür sobası haline geldi. Apartmanlarda bunu yapmak çok zor. Ortak mutfaklar ortaya çıktı. Herkes birbirine saygı duyuyor, herkes yardım ediyor. Ama karşılaştığımız zorluklara bir bakın. Soruyorum, kaç kişi böyle bir duruma dayanabilir?”
Dolayısıyla, bu durumun, bu karmaşıklığın ortasında bir hoşnutsuzluk olduğunu kabul eden Küba lideri, “Kimse tüm bunları yaşarken mutlu olamaz,” dedi.
Küba hükümetinin “halkı üzmek için” çalışmadığını, aksine, bu çok karmaşık durumun ortasında çözümler bulmak için çalıştığını hatırlatan Díaz-Canel, “Bizim insancıl bir misyonumuz var; bu durum bizi derinden üzüyor. Biz bu halkın bir parçasıyız,” ifadelerini kullandı ve şöyle devam etti:
“Bu tırmanışın Küba halkına karşı bir savaş eylemi olduğu anlaşılmalı. Ayrıca bu ablukaya eşlik eden ve hükümete karşı protestolar olabilecek olaylardan yararlanmaya çalışan medya manipülasyonu da var. Memnuniyetsiz insanların çoğu, bir sorunu olduğu için, uzun süreli bir elektrik kesintisi yaşadığı için, günlerdir elektriğini geri getiremediğimiz için memnuniyetsiz. Parti, hükümet ve ülkenin kurumlarına gidiyorlar. Kendilerini temsil eden kurumlara gidiyorlar. Bu kurumlara güveniyorlar. Gidiyorlar ve bu kurumların liderleri onlarla yüzleşiyor. Durumu açıklıyorlar ve mümkün olduğunda, halkı da dahil ederek durumu yatıştırmaya çalışıyorlar.”
“İrademiz var,” diyen Küba lideri, her zaman “daha fazla halk katılımı için alanlar ve iyileştirmeleri gereken mekanizmalar” olduğunu kaydetti.
“Küba’da başarısız bir devlet [failed state]var mı?” sorusuna ise Devlet Başkanı, bunun “çok ikiyüzlü ve adaletsiz bir kavram” olduğuna işaret ederek cevap verdi:
“Ne tuhaf bir başarısız devletiz biz! Tutarlılığımızı, yönümüzü ve uyumumuzu koruyoruz; direniyoruz. Bir halk olarak bir araya gelmeye ve tüm dünyayla dayanışmayı sürdürmeye devam ediyoruz. Tecrit içinde değiliz. Dünya bizi başarısız bir devlet olarak görmüyor. Aksine, bu kadar çok zorlama, baskı ve saldırganlığın ortasında yaratıcı direniş temelinde nasıl işleyişimizi sürdürebildiğimizi görüyor. Ve bu, halkımızın birliğinin gücüyle ilgili.”
Devrimin liderlerinin, yerel, belediye, il ve ulusal düzeylerde bu yerleri ziyaret edip halkla etkileşime girmesinin çok yaygın bir durum olduğuna işaret eden başkan, kendisinin de Küba Komünist Partisi’nden yoldaşları ile birlikte çalıştığı bir sisteminin olduğunu, sistematik olarak illere giderek belediyeleri ziyaret ettiğini vurguladı.
Maduro’yu savunurken hayatını kaybeden 32 Kübalı devrimciden de bahseden Küba lideri şunları kaydetti:
“Biz inançtan hareketle dayanışma gösterdik. Martí’nin ‘vatan insanlıktır’ diye bir sözü var. Fidel bunu enternasyonalizm, uluslararası dayanışma kavramıyla geliştirdi. Bunu en üst düzeye çıkardı. Che’nin örneği de var. Hiçbir ülkeye işgal etmek için gitmedik. Bir ülkeyi savunmak için eylemlere katıldığımızda, bu o ülkenin talebi üzerine oldu. Angola’dan ve Afrika’dan sadece ölülerimizi alıyoruz; hiçbir servet almıyoruz. Karşılığında hiçbir şey almıyoruz, sadece takdir ediliyoruz. Damarlarımızda Afrika kanı akıyor. Bu bizim kökenimizde var. Küba kimliğinin oluşumunda var.
(…)
Biz her zaman haklı davaların yanında durduk. Filistin halkını, Sahrawi halkını savunduk. ABD ile savaş sırasında Vietnam’ı savunduk. Karayipler ve Amerika kıtasının entegrasyonunu savunduk. Kıta düzeyinde, birçok ülkenin Küba yöntemini kullanarak okuma yazma bilmeyenleri ortadan kaldırmasına olanak tanıyan misyonlar geliştirdik. Mucize Operasyonu, bölgemizdeki milyonlarca insana görme yetisini geri kazandırdı. Her kıtadan binlerce gence öncelikle ücretsiz eğitim sağladık. Bu karmaşık durumun ortasında bile, Latin Amerika Tıp Öğrencileri Okulu gibi bir projeyi sürdürüyoruz.”
Kübalı gençlerin, bugün devrimi paylaşan nesillerin, Filistin halkının maruz kaldığı soykırıma tanık olarak doğup büyüdüklerini kaydeden Devlet Başkanı, Fidel Castro’nun uluslararası ölçekte, uluslararası forumlarda Filistin halkına karşı işlenen soykırımı en şiddetle kınayan kişilerden biri olduğunu hatırlattı.
Bugün dünyada bir duygu olarak harekete geçen şeyin, Küba nesilleri arasında, özellikle de gençler arasında “halihazırda var olan bir inanç” olduğunu hatırlatan Díaz-Canel, Küba gençleri arasında son zamanlarda yaşanan olayların, bu anti-emperyalist inançları daha da güçlendirdiğini söyledi:
“Filistin meselesinin ötesinde, küresel olarak yayılmaya başlayan ve çok taraflılığı savunan, militarizm ve saldırganlığa karşı çıkan, daha kapsayıcı ve adil bir uluslararası iktisadi düzeni savunan bu fikir ve inançların olgunlaşması, Küba’yı referans noktası olarak alıyor. Bunlar, Küba’nın her zaman savunduğu değerler. Küba şovenizmi olmadan, kendi ulusal sürecimiz içinde bu inançların gelişmesi sayesinde uluslararası alanda öncü bir rol oynadık.”
Dolayısıyla Díaz-Canel’e göre mesele, Küba’nın devrimci pratiğine, tarihsel deneyimine ve mücadelesine dayanarak bu pozisyonu nasıl radikalleştireceği ve dünya çapında birçok insan arasında yayılmasına ve anlaşılmasına nasıl katkıda bulunacağı. Küba lideri, Küba’nın dünyaya “katkısının” bu olabileceğini düşünüyor.
Amerika
Brezilya’da kahve hasadına yağmur darbesi: Fiyatlar yüzde 35 arttı

Brezilya’da etkili olan aşırı yağışlar kahve hasadına ve ürün kalitesine ağır darbe indirdi. Yaşanan kayıplar nedeniyle kaliteli arabica çekirdeğine erişimin zorlaşması, hem üreticileri hem de tüketicileri kaliteli kahve krizi riskiyle karşı karşıya bıraktı.
Brezilya’da etkili olan şiddetli yağışlar kahve hasadında ciddi kayıplara yol açtı.
Bloomberg’in haberine göre yaşanan olumsuz hava koşulları, nitelikli ve kaliteli arabica çekirdeği temin etmeyi zorlaştırarak premium kahve üreticilerini ve tüketicilerini doğrudan etkileyebilir.
Aşırı yağışlar yalnızca hasat sürecini geciktirmekle kalmadı, aynı zamanda ürün kalitesini de düşürerek piyasadaki kaliteli çekirdek arzının daralmasına neden oldu.
Büyüme sürecinde hassas koşullar gerektiren arabica türü kahvede, şiddetli yağmurlar olgunlaşan kahve meyvelerini ağaçlardan söktü.
Ağaçta kalan meyveler ise aşırı suya maruz kaldı veya hastalıklara yakalandı. Bu durumun kahvede küflü ve bayat tatların oluşmasına yol açabileceği belirtiliyor.
Dünya kahve üretiminin yaklaşık yüzde 60 ila 70’ini oluşturan arabica (kahve ağacı veya Arabistan kahvesi), robusta türüne kıyasla daha belirgin asidite, meyvemsi veya çiçeksi notalar içeren çok katmanlı ve karmaşık bir tat profili sunuyor.
Kafein oranı da yüzde 0,8 ila 1,5 ile robustadan daha düşük seviyede kalıyor. Ağırlıklı olarak yüksek rakımlı bölgelerde yetiştirilen bu tür, pazarın premium ve specialty (nitelikli) kahve segmentinin temel hammaddesini oluşturuyor.
Brezilyalı bir tarım kooperatifinin genel müdürü olan Simao de Lima, duruma ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Çekirdeklerin ezici bir çoğunluğunda kalite sorunları ortaya çıkıyor. Bu da içeceği doğrudan etkileyen, daha yüksek fermantasyon derecesine sahip kahvelerin oluşmasına yol açıyor” dedi.
Lima, kahve meyvelerinin yaklaşık yüzde 20’sinin tropikal yağmurlarla ağaçlardan döküldüğünü, bu kaybın ortalama değerlerin yüzde 12 ila 15 üzerinde gerçekleştiğini açıkladı.
Bloomberg’in aktardığına göre, zarar görmeyen hasadın toplanıp uzmanlarca kurutulma aşamasına geçilmesinin ardından ülkeyi ikinci bir yağış dalgası vurdu.
Söz konusu gelişme bazı üreticileri kurutma sürecine sıfırdan başlamak zorunda bırakırken çekirdek kalitesindeki kaybı daha da artırdı.
Meteoroloji hizmeti Vaisala’nın verileri, Brezilya’nın bazı kesimlerinde haziran ve temmuz aylarındaki yağış miktarının mevsim normallerinin yüzde 250 ila 500’üne ulaştığını gösterdi. Belirli bölgelerde ise normalin 8 katı kadar yağış kaydedildi.
Haberde yağışların fiyatlara olan etkisine de dikkat çekildi. Arabica vadeli kontratları haziran ayından bu yana yaklaşık yüzde 35 değer kazandı.
Çekirdek kalitesinde yaşanan bu sorunlar, Intercontinental Exchange Inc. (ICE) bünyesinde ABD ve Avrupa’da bulunan sertifikalı depolardaki kahve stoklarının 21. yüzyılın en düşük seviyesine yaklaşabileceğini gösteriyor.
ICE standartlarına göre profesyonel ayıklayıcılar kahve partilerinin kalitesini ve çekirdek türünü denetliyor. Kurallara göre depolanan kahvenin “normal durumda, yabancı tatlardan arınmış, kavurma için iyi kalitede ve Borsa tarafından belirlenen çekirdek boyutu ile renk kriterlerine uygun” olması gerekiyor.
Normal koşullarda hasadın yüzde 30 ila 35’inin ICE kriterlerini karşıladığını belirten Lima, bu yıl söz konusu oranın yüzde 10 ila 15 seviyesine kadar gerileyebileceğini kaydetti.
CNN Brazil ise temmuz ayında Brezilya’nın Rio Grande do Sul eyaletinde yaşanan aşırı yağışların on belediyeyi sular altında bıraktığını bildirmişti.
Taşan nehirler çok sayıda yerleşim yerini basarken 1000’den fazla kişi evlerini terk etmek zorunda kalmıştı.
250 ila 500 milimetre arasında yağışın düştüğü bölgedeki Center Point yerleşiminde su seviyesi sadece dört saat içinde yaklaşık 9,7 metre yükselmişti.
Amerika
Nvidia yapay zeka yarışında 6 milyar dolarlık Nemotron modelini geliştiriyor

Nvidia, Çinli DeepSeek ve Kimi K3’ün yanı sıra OpenAI ve Anthropic ile rekabet edecek açık ağırlıklı güçlü yapay zeka modeli Nemotron’u geliştirmek amacıyla Poolside girişimiyle anlaşma yapmayı planlıyor. Anlaşma kapsamında şirkete 1 milyar dolar yatırım yapılması ve teknoloji lisanslama ile mühendis istihdamı için 6 milyar dolar ödenmesi öngörülüyor.
ABD merkezli teknoloji şirketi Nvidia, Çin menşeli DeepSeek ve Kimi K3 ile rekabet edebilecek en güçlü açık ağırlıklı (open-weight) yapay zeka modellerinden birini geliştirmek için 6 milyar dolar harcamayı planlıyor.
The Wall Street Journal’ın (WSJ) konuya yakın kaynaklara dayandırdığı haberine göre şirket, bu doğrultuda Nemotron modelini geliştirmek üzere yapay zeka girişimi Poolside ile bir anlaşma yapma niyetinde.
Açık ağırlıklı yapay zeka modelleri, eğitilmiş sayısal parametreleri (ağırlıkları) kamuya açık şekilde yayımlanan sinir ağları olarak tanımlanıyor.
Bu yapı sayesinde dileyen kullanıcılar ilgili dosyaları indirip kendi sunucularında veya bilgisayarlarında çalıştırabiliyor, kendi ihtiyaçlarına göre uyarlayabiliyor ve geliştiricilerin bulut API hizmetlerine ihtiyaç duymadan modeli kullanabiliyor.
Nvidia’nın Poolside ile yapmayı planladığı anlaşmanın, OpenAI ve Anthropic başta olmak üzere önde gelen ABD’li yapay zeka şirketleriyle doğrudan rekabet ortamı oluşturabileceği belirtiliyor.
Haberde açık ağırlıklı modellerin işletim maliyetlerinin çok daha düşük olduğu ve kolay uyarlama imkanı sunduğu kaydedildi.
Haberde aktarılan bilgilere göre Nvidia, OpenAI ve Anthropic’i resmi olarak iş ortağı olarak görse de kendi yapay zeka modelini geliştirme kararı, CEO Jensen Huang’ın pazardaki hakimiyetini korurken aynı anda birden fazla alanda başarıya ulaşma hedefini yansıtıyor.
Yazılım geliştiricisi Eiso Kant ve GitHub’ın eski teknolojiden sorumlu yöneticisi (CTO) Jason Warner tarafından 2023 yılında kurulan Poolside girişimi, 20 Ağustos’ta hissedarlarına kapsamlı bir iş yeniden yapılandırmasını duyuran bir mektup gönderdi.
Mektupta Nvidia’nın şirkete 1 milyar dolar doğrudan yatırım yapacağı, ayrıca teknoloji lisanslama ve mühendis istihdamı için 6 milyar dolar ödeyeceği bilgisi yer aldı.
Düzenleme kapsamında 100’den fazla Poolside çalışanının Nvidia bünyesine katılarak Nemotron projesi üzerinde çalışacağı bildirildi.
Öte yandan, Çinli yapay zeka girişimi DeepSeek’in 7 milyar doların üzerinde yatırım çekerek Çin’in en değerli yapay zeka girişimi haline geldiği bilgisi paylaşıldı.
Daha önce Bloomberg, Nvidia’nın en büyük müşterilerine yapay zeka çipleriyle donatılmış sunucuların maliyetinde artış olacağını bildirdiğini ve bazı durumlarda bu fiyat artışının yüzde 15’i aşacağını yazmıştı.
Business Insider ise temmuz ayında Çinli girişim Moonshot AI tarafından geliştirilen açık kaynaklı yapay zeka modeli Kimi K3’ün Silikon Vadisi’nde büyük yankı uyandırdığını ve küresel yapay zeka yarışını hızlandırdığını bildirmişti.
Arena.ai test sonuçlarına göre Kimi K3’ün özellikle programlama ve kodlama alanında yüksek performans sergilediği, kullanıcı değerlendirmelerine dayalı sıralamada ise Anthropic’in Claude Fable 5 modelinin üzerinde yer aldığı aktarılmıştı.
Amerika
ABD, Colorado Nehri için yeni plan açıkladı

Colorado Nehri’nin su kaynakları konusunda eyaletler arasında yıllardır süren çekişmelerin ardından, federal hükümet cuma günü yeni bir plan açıkladı.
Üç eyaletin su kullanımında kesinti yapılmasını öngören bu plan, yıllarca süren kuraklık ve aşırı kullanımın ardından ortaya çıktı.
Bu durum, milyonlarca insana içme suyu ve elektrik sağlamaya yardımcı olan Colorado Nehri’nin en büyük iki baraj gölü olan Lake Mead ve Lake Powell’ın su seviyelerinin rekor düzeyde düşmesine neden oldu.
Süresi dolan çerçevenin yerini alacak olan 10 yıllık öneri, her iki yılda bir gözden geçirilecek yeni su sınırları belirliyor.
Arizona Devlet Üniversitesi’ndeki Kyl Su Politikası Merkezi’nin direktörü Sarah Porter’a göre, önerilen şartlara göre:
- Kaliforniya, su kullanımını %10 oranında azaltmak zorunda kalacak.
- Nevada’da bu oran %16 olacak.
- Arizona’da ise %27 olacak.
ABD’de yedi eyalet su planında anlaşamayınca federal yönetim devreye girdi
Toprak Islah Bürosu’nun planına göre, Kaliforniya, Nevada ve Arizona, söz konusu dönemde su tüketimini yıllık toplam 1,25 milyon acre-feet (yaklaşık 1,54 milyar metreküp) azaltacak. Koşullara bağlı olarak daha büyük kesintiler de söz konusu olabilir.
Şu anda, nehrin yukarısındaki eyaletler (yani Colorado, Utah, New Mexico ve Wyoming) herhangi bir kesinti yapmak zorunda kalmayacak.
Nehrin aşağısındaki müzakereciler, yedi eyaletin tamamını kapsayan daha uzun vadeli bir anlaşmaya varmayı umduklarını belirttiler.
Ayrıca eyaletler birbirlerine ya da federal hükümete dava açabilir.
New York Times’a göre, tarım sektörü nehrin suyunun büyük bir kısmını kullanıyor ve bunun neredeyse yarısı hayvan yemi olarak kullanılan bitkilerin yetiştirilmesine ayrılıyor.
Su tedarikindeki belirsizlik, gayrimenkul sektöründeki gelişmeleri de tehdit edebilir.
Bu arada, komşu ülke Meksika, ABD-Meksika anlaşması kapsamında su alımını 250.000 acre-feet (yaklaşık 310 milyon metreküp) azaltacak.
İçişleri Bakanlığı’nın su ve bilimden sorumlu müsteşar yardımcısı Andrea Travnicek şöyle konuştu:
“26 yıldır süren bu uzun kuraklık dönemini yaşıyoruz. Gelecekte de uzun süreli bir kuraklıkla karşı karşıya kalmaya devam edeceğiz. Bu nedenle havza içinde bir bütün olarak işbirliği yapmaya devam etmek son derece önemli olacak.”
Nehrin suyunun kullanımına ilişkin mevcut kuralların geçerlilik süresi Ekim ayında sona erecek ve yedi eyalet, suyun uzun vadede paylaşımı konusunda bir uzlaşmaya varamadı.
Geçen kış, Colorado Nehri Havzası’nda kayıtlara geçen en düşük kar kalınlığı görüldü.
Bu durum, çiftçiler, sanayi, yaban hayatı ve hidroelektrik üreticilerinin yanı sıra, onlarca Amerikan Yerlisi kabile ve iki Meksika eyaleti de dahil olmak üzere bu su yoluna bağımlı olan on milyonlarca insan üzerinde daha fazla baskı yarattı.
Arizona’daki müzakereciler, kesintilerin paylaşılması konusunda işbirliği yaptıkları için Kaliforniya ve Nevada’ya teşekkür ettiler.
Arizona Su Kaynakları Dairesi Müdürü Tom Buschatzke, “2027 ve 2028 yılları için, burada şimdi kayıt altına alınan kesintiler halk için önemli bir istikrar sağlayacaktır. Müzakerelere devam edeceğiz ve hepimizin istediği gibi, uzun vadede nasıl hareket edeceğimizi belirleyeceğiz,” dedi.
Kaliforniya’nın Colorado Nehri baş müzakerecisi JB Hamby, planın “olağanüstü risklerin yaşandığı bir dönemde, çok ihtiyaç duyulan kısa vadeli bir kesinlik” sağladığını belirtti; fakat bunu “kalıcı bir çözüm değil, bir köprü” olarak nitelendirdi.
Nevada’daki yetkililer, Arizona ve Kaliforniya ile yaptıkları işbirliğini takdir ettiler ve nehir konusunda yedi eyalet arasında bir uzlaşmanın hâlâ tercih ettikleri yol olduğunu belirttiler.
Güney Nevada’da, çevre koruma grubu Great Basin Water Network’ün kıdemli danışmanı Kyle Roerink, federal belgelerde yer alan vahim hidrolojik durumun bir yansıması olarak, yeni bir havaalanı ve alışveriş merkezleri inşa etme çabalarının ve bazı kamu arazilerinin satışının ilerleme kaydetmediğini söyledi. Roerink, daha fazla kesintinin Las Vegas metropol bölgesindeki gayrimenkul gelişimini yavaşlatabileceğini belirtti.
Roerink, “Amerikan metanetinin ve gücünün sembolü olan Hoover Barajı’nın önemi azalıp parlaklığını yitirmesi korkutucu olabilir. Fakat bu durum, önümüzdeki yüz yıla anlamlı bir şekilde hazırlanmamız için büyük bir fırsat da sunabilir,” dedi.
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Amerika4 gün önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Dünya Basını6 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Rusya1 hafta önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını2 hafta önceÇin, Buz İpek Yolu yarışını kazanıyor










