Bizi Takip Edin

Doğu Akdeniz

Enerji hamleleri İsrail ekonomisine cansuyu olabilir mi?

Yayınlanma

İsrail’in aşırı sağcı hükümetinin Yüksek Mahkeme’nin yetkilerini sınırlandırma amacıyla Meclis’ten geçirdiği ‘yargı reformu’ sonrası uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından İsrail ekonomisine olası etkisiyle ilgili birbiri ardından olumsuz mesajlar geliyor. Kuruluşlar söz konusu adımın ağır faturası konusunda uyarılarda bulunuyor.

Yargı reformuna karşı kitlesel eylemlerin başladığı yıl başından bu yana İsrail para birimi şekelin ABD doları karşısındaki değer kaybı yüzde 10’a yaklaşırken İsrail Merkez Bankası “makroekonomik risk seviyesini orta-düşük seviyeden orta-yüksek seviyeye” çıkardı. Bankanın 2023’ün ilk 6 ayına ilişkin raporunda, risk artışına neden olarak diğer faktörlerin yanı sıra “İsrail’deki hukuk sistemiyle ilgili yargı düzenlemesinin sonuçlarına ilişkin belirsizlik” gösterildi. Öte yandan ülkenin lokomotif sektörü olarak gösterilen yüksek teknoloji sektöründe, yılın ilk yarısında 2022’nin ikinci yarısına oranla yatırımların üçte bir oranında azaldı.

Bu ekonomik tablo karşısında, yönelen uyarıları görmezden gelen Başbakan Binyamin Netanyahu, İsrail’in enerji merkezi olması hedefiyle hayata geçirilen veya planlanan projeleri “alternatif” olarak sunuyor.

Peki, İsrail’in gaz projeleri yakın vadede ülke ekonomisinin lokomotifi olabilir mi?

Bu soruya yanıt bulmaya çalışan Washington Post, ayrıca İsrail’in gaz yatırımlarını, bu gazın Avrupa’ya sevki için gerekli altyapı ve çok düzeyli bölgesel iş birliğinin nasıl olacağını ve Avrupa’nın talebini karışılayıp karşılayamayacağını inceliyor.

***

Ekonomi yargı baskısıyla tıkanırken İsrail enerji hamlelerine bel bağlıyor

Shira Rubin

İsrail ve Lübnan arasında, İsrail kıyılarının elli mil açığındaki Kariş gaz sahasında kurulu Akdeniz’in pırıl pırıl mavi sularında yüzen devasa bir platform, binlerce fit aşağıdan çıkarılan doğal gazı işliyor. 14 metrelik, 14 halatla denize demirlenen, 70.000 tonluk tanker; işçi yatakhaneleri, spor salonları, kontrol alanları ve müstahkem panik odalarıyla dolu yüzen bir kasaba gibi. 2 milyar dolarlık proje, 145 İsrailli ve yabancı işçiden oluşan bir ekip tarafından yönetiliyor. Sahada gaz rafinesini denetlemek ve İsrail’in düşman bölgesi olarak gördüğü Lübnan sularından sadece 15 mil uzaktaki bir İsrail tesisinin benzersiz güvenlik risklerine yanıt vermek üzere eğitildiler.

Energean’ın İsrail’deki iştirakinin CEO’su Shaul Zemach, “Bunu çok sessiz bir şekilde yapıyoruz, ancak İsrail ekonomisi üzerinde önemli bir etkisi var” dedi. Londra merkezli doğal gaz firması, İsrail ile Lübnan arasında İran destekli militan grup Hizbullah’ın da dahil olduğu diplomatik bir atılım olan dönüm noktası niteliğindeki denizcilik anlaşmasının ardından sondaj kulesini geçen sonbaharda faaliyete geçirdi.

Makinelerin uğultusu arasında konuşan Zemach, platforma gaz taşıyan iki çelik boruya işaret etti. Bu gaz işlenerek elektriğinin yüzde 70’inden fazlasını karşılayan İsrail ulusal şebekesine aktarılıyor.

Doğal gaz, bir zamanlar kaynak fakiri bir ülke olan İsrail’i bölgesel bir enerji merkezine dönüştürdü. On yıl önce önemli açık deniz sahalarının keşfedilmesi, ülkenin büyük ölçüde kendi kendine yeterli hale gelmesini sağladı ve kârlı ihracat fırsatlarının önünü açtı. Avrupa pazarları Ukrayna’daki savaş nedeniyle kesintiye uğrayan Rus petrol ve gaz ithalatının yerini doldurmak için çabalarken talep özellikle şu anda yüksek.

Ancak İsrail’in gaz atılımı aynı zamanda Batı Şeria’dan Lübnan’a kadar bölgesel gerilimlerin arttığı ve hükümetin yüksek yargıyı zayıflatmaya yönelik tartışmalı planına karşı kitlesel protestolarla çalkalanan ülke içinde benzeri görülmemiş bir krizin yaşandığı bir döneme denk geliyor.

Milletvekillerinin geçen ay yargıda reformun ilk aşamasını hayata geçirmesinin ardından şekelin değeri düştü ve Tel Aviv borsası çakıldı. Bankacılar ve iş dünyası liderleri sermaye kaçışı konusunda uyarıda bulunurken Moody’s de yönetimdeki “bozulmayı” gerekçe göstererek İsrail’in kredi notunu düşürdü.

Yargı reformunun İsrail ekonomisine etkisi: Yatırımcılar “bekle gör” modunda

Başbakan Binyamin Netanyahu, yaklaşan felaket uyarılarını defalarca görmezden geldi ve İsrail’in kargaşayı atlatmasına yardımcı olacak doğal gaz da dahil alternatifleri olduğunu iddia etti.

Çarşamba günü kısa bir süre önce adını X olarak değiştiren Twitter’da yayınladığı ve videoda “Avrupa’ya gaz ihracatını artırıyoruz. İsrail’de gaz arama çalışmaları için yüz milyarlarca dolarlık ihaleler açtık. İsrail bir enerji süper gücü haline geliyor. … Buna kim inanırdı ki” dedi.

Sadece Kariş sahasında 1,75 trilyon fit küp rezerv olduğu tahmin ediliyor; şimdiden İsrail’in tükettiği gazın yüzde 35’ini üretiyor. Zemach, mevcut sondaj seviyesinin iki ila üç kilometre (bir milden fazla) altında daha bol kaynak olabileceğini düşünüyor.

Ancak Avrupa’nın talebine rağmen uzmanlar, İsrail’in nispeten yeni gelişmekte olan gaz sektörünün- 2064 yılına kadar 55 milyar dolar değerinde olması bekleniyor- öngörülebilir gelecekte ekonomisinin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturacağını söylüyor.

İsrail dış politikası uzmanı ve Frankfurt Barış Araştırmaları Enstitüsü’nde araştırmacı olan Eldad Ben Aharon, “Netanyahu dikkatleri gaz sektörüne ve İsrail ekonomisine yardımcı olacağını söylediği diğer kaynaklara kaydırmaya çalışıyor” dedi: “Ancak gazın potansiyelini ve bozulan ekonomiyi bir araya getirip baktığımızda, ikna edici değil.”

Sondaj için gerekli altyapı ve çok düzeyli bölgesel iş birliğinin tahminlere ayak uyduracağının garantisi olmadığını söyledi. Hatta en iyi senaryoda bile doğal gazdan elde edilecek kârın, Netanyahu’nun yargı reformunun özellikle de geçen yıl ülkenin ihracat pazarının yüzde 54’ünü ve işgücünün onda birinden fazlasını oluşturan İsrail’in teknoloji sektöründe yol açtığı ekonomik zararı telafi edemeyeceği görüşünde.

Teknoloji liderleri son yedi aydır sokak protestolarının ön saflarında yer alarak Netanyahu’nun geri adım atması ya da kalıcı ekonomik zarar riskini göze alması için slogan atıyorlar. “Start-Up Nation Policy Institute” tarafından geçen ay yayınlanan bir rapora göre, teknoloji firmalarına yapılan yatırımlar 2023’ün başından bu yana yüzde 68 düşerek 2018’den bu yana en düşük yatırım seviyesine geriledi. İsrail’de kurulan pek çok teknoloji şirketi sermayelerini ve çalışanlarını yurtdışına taşıyor.

İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın eski planlama müdürü Eran Etzion, doğal gaz ihracatının “Netanyahu’nun ekonomiyi ‘çeşitlendirmeye’ yönelik çok boyutlu yaklaşımının” bir parçası olduğunu söyledi. Ancak “rakamlar birbirini tutmuyor” dedi.

Etzion, Netanyahu’nun ABD ve Avrupa’ya alternatif küresel ortaklıklar geliştirmeye çalıştığını ve gaz atılımını bir zamanlar düşman olan komşularla yeni ilişkiler kurmanın bir yolu olarak gördüğünü söyledi. Bunlar arasında, bölgenin tek sıvılaştırma tesislerine ev sahipliği yapan ve gazı Avrupa’ya ihraç etmek için gerekli olan Mısır ve İsrail’in son yıllarda ABD aracılığında İbrahim Anlaşmaları kapsamında ilişkilerini genişlettiği Basra Körfezi yer alıyor.

Bu yılın başlarında Birleşik Arap Emirlikleri’nin devlete ait petrol ve gaz şirketi ile British Petroleum (BP), İsrail’in en büyük gaz şirketlerinden biri olan NewMed’in hisselerini satın almak için bir teklif sundu. BAE’nin devlet fonu 2021 yılında İsrail’in en büyük ikinci sahası Tamar’da 1 milyar dolarlık hisse satın aldı.

2000’li yılların başında sektörün gelişimini denetleyen eski İsrail Enerji Bakanı Hezi Kluger, “Atmosfer tamamen değişti” dedi.

İsrail’de faaliyet gösteren en büyük doğal gaz şirketini 2020 yılında yaklaşık 4 milyar dolara satın alan Kaliforniya merkezli enerji devi Chevron gibi uluslararası şirketlerle yapılan yeni anlaşmaların Suudi Arabistan’ın zımni onayını aldığını söyledi. Kluger, önceki yıllarda çok uluslu şirketlerin Suudilerle olan ilişkilerini tehlikeye atmamak için İsrail’le iş yapmaktan aktif olarak kaçındığını belirtti.

Doğal gaz şirketleri Ukrayna’daki savaş sırasında kısa vadeli kazançlar elde edebilirken, uzmanlar Avrupa’nın yenilenebilir enerjiye geçişiyle birlikte pazarın on yıl içinde zirveye ulaşacağını tahmin ediyor. İsrailli şirketler kendilerini, yeni enerji kaynakları tam anlamıyla kurulana kadar devreye giren geçici tedarikçiler olarak tanımlıyor. Avrupa ülkeleri Rus enerji devi Gazprom ile bağlarını koparmaya çalıştıkça talebin artması bekleniyor.

Katar, Avrupa’nın en büyük sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tedarikçisi haline geldi ve 2026 yılına kadar ihracat kapasitesini üçte bir oranında artırmayı planlıyor. Amerika Birleşik Devletleri geçen yıl Avrupa’ya LNG ihracatını yüzde 141 oranında artırdı ve önümüzdeki yıllarda yüzde 40’lık bir artış daha planlıyor.

Filistinlilerin Gazze Şeridi açıklarında doğal gaz çıkarmak için 1,5 milyar dolarlık bir proje de dahil kendi hedefleri var. Proje İsrail tarafından yirmi yılı aşkın bir süredir engelleniyordu, ancak Yunan ve Mısırlı ortaklarla yapılan anlaşmanın önümüzdeki aylarda sonuçlandırılması bekleniyor.

Çöküşün eşiğindeki Filistin Yönetimi Cenin’de sınanıyor

Gaz ihracatı, İsrail güçleri ile Batı Şeria’daki yeni nesil militanlar arasında artan şiddet olaylarını kontrol altına almakta zorlanan ve nakit sıkıntısı çeken Filistin Yönetimi’ne milyonlarca dolar kazandırabilir.

İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Tzachi Hanegbi bu hafta gazetecilere yaptığı açıklamada, İsrail’in Lübnan ile olan kuzey sınırında Hizbullah ile “çatışmanın içine çekilmenin” eşiğinde olduğunu söyledi.

Akdeniz’in ortasından bakıldığında İsrail’in iç karışıklıkları ve bölgesel çatışmaları çok uzakta görünüyor. Zemach sondaj gemisini işbirliğinin nadir bir sembolü ve umutlu olmak için bir neden olarak görüyor.

Zemach, “Doğal gaz, istikrarı sağlamak için geniş bölgesel işbirliklerinin yapılabileceği ortak bir gaz pazarı olarak Akdeniz’den bahsetmemizi sağlıyor” dedi.

Doğu Akdeniz

Kıbrıs’taki İngiliz üsleri üzerindeki tartışma sürüyor

Yayınlanma

Kıbrıs, Donald Trump’ın adadaki İngiliz üslerini savaş zamanı saldırıları için kullanmasını engellemek istiyor ve Nigel Farage’ın başbakan olması ihtimaline karşı Birleşik Krallık’tan güvence talep ediyor.

Mart ayında Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, ABD’nin İran’a yönelik hava saldırıları için Kıbrıs’taki İngiliz askeri üslerini kullanmasına izin vermemişti ama daha sonra İran misillemelerini önlemek gibi “belirli ve sınırlı savunma amaçları” için kullanılmasına izin verdi.

Hem İngiliz hem de Güney Kıbrıslı yetkililer, Farage liderliğinde olası bir Birleşik Krallık hükümetinin farklı bir karar alabileceğine dair endişe olduğunu doğruladı.

Güney Kıbrıslı üst düzey bir diplomatik yetkili, POLITICO’ya, Lefkoşa’nın İran’daki savaş biter bitmez bu konuyu gündeme getirmeyi planladığını söyledi.

Bu haberde yer alan diğer kişiler gibi güvenlik konularını tartışmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan yetkili, Kıbrıs’ın Starmer’ın üslerle ilgili ilk kararını memnuniyetle karşıladığını söyledi.

Fakat ülke, daha önce İran’a yönelik ABD askeri saldırılarını destekleyen fakat daha sonra çatışmaya daha fazla müdahil olmayı sorgulayan Trump müttefiki Farage’ın liderliğindeki gibi gelecekteki hükümetlerin üsleri tek taraflı olarak askeri harekat için kullanamayacağından emin olmak için somut garantiler istiyor.

Yetkili, böyle bir girişimin pratikte nasıl işleyeceğine dair ayrıntılar vermedi.

İngilizlerin Akrotiri (Ağrotur) ve Dhekelia’da (Dikelya) üsleri bulunuyor.

Üsler yıllardır hassas bir konu olmaya devam ediyor. ABD-İsrail’in İran’a karşı başlattığı harekatın ardından 2 Mart’ta İran’a ait bir insansız hava aracının RAF Akrotiri’ye saldırması, Kıbrıslıların endişelerini artırdı.

Lefkoşa, üssün İran çatışmasıyla bağlantılı savunma operasyonlarına dahil olup olmadığı ve yerel sakinlere önceden uyarı yapılmaması da dahil olmak üzere, olayla ilgili Londra’dan gelen yetersiz iletişimi eleştirdi.

Saldırının ardından Cumhurbaşkanı Nikos Hristodudiles, “sömürge” üslerinin geleceği hakkında görüşmeler yapılması çağrısında bulundu.

Güney Kıbrıslı diplomatlar ise olayla ilgili bilgi paylaşımının eksikliğinden dolayı “hayal kırıklığı” duyduklarını ifade ettiler.

Bu olay, İngiltere’nin üsleri nasıl kullanmasına izin verilmesi gerektiği konusunu da yeniden gündeme getirdi. Kıbrıs, diğer AB ülkelerinden destek istedi.

Mart ayında, AB liderlerinin bir araya geldiği Avrupa Konseyi, “Kıbrıs’ın Kıbrıs’taki İngiliz üsleri konusunda Birleşik Krallık ile bir görüşme başlatma niyetini kabul ettiğini ve gerektiğinde yardım sağlamaya hazır olduğunu” belirtti.

Farage, İran’a karşı saldırı amaçlı saldırılar için Kıbrıs ve Chagos takımadaları gibi denizaşırı İngiliz üslerinin kullanılmasını başlangıçta destekledikten sonra Kıbrıs’ın endişeleri daha da arttı.

Fakat birkaç gün sonra, fikrini değiştirmiş gibi göründü. Farage, “Kıbrıs’ı bile savunamıyorsak, başka bir yabancı savaşa bulaşmayalım” diyerek, Reform UK liderliğindeki bir hükümetin iktidara gelmesi halinde ne yapacağına dair yeni sorular ortaya attı.

Reform UK, 1 Haziran’da savunma politikasının bir kısmını açıklayacak. Parti, bir sonraki seçim öncesinde savunma, güvenlik ve istihbarat uzmanlarıyla istişarelerde bulunuyor ama şu anda resmi bir savunma sözcüsü bulunmuyor.

Öte yandan parti, Birleşik Krallık’ın Kıbrıs’taki üslerin kontrolünü elinde tutması konusunda ısrarcı.

Parti sözcüsü şunları söyledi:

“Reform UK, Kıbrıs’taki İngiliz üslerinin stratejik öneminin devam etmesini ve bunların nasıl kullanılacağına karar verme konusunda Birleşik Krallık’ın egemenlik hakkını destekliyor. Nigel Farage, Birleşik Krallık’ın gereksiz yabancı savaşlara sürüklenmemesi gerektiği konusunda son derece net bir tavır sergiledi, fakat İşçi Partisi ve Muhafazakâr Parti’nin yıllardır silahlı kuvvetlerimize yaptığı kesintilerin ardından yurtdışında güç gösterisi yapabileceğimizi de iddia etmemeliyiz.”

Üslerin kontrolünün elinde tutulmasına ilişkin Reform’un tutumu, mevcut İşçi Partisi hükümetinin görüşüyle uyumlu.

İngiliz yetkililer, Kıbrıs ile güvenlik işbirliğini görüşmeye hazır olduklarını belirtiyorlar ama üslerin hukuki statüsünün “tartışmaya açık olmadığını” öne sürüyorlar.

İngilizlere göre üslerin statüsü “uluslararası hukukun bazı temel ilkelerine dayanıyor ve eğer bunu irdelemeye başlarsanız, işler çok çabuk karmaşık bir hal alır.”

Fakat yetkili, “Farage başbakan olursa müttefiklerin Birleşik Krallık’ın güvenilirliği konusunda endişelenmeleri anlaşılabilir bir durum,” diye ekledi.

Güney Kıbrıs ile görüşmelere katılan bir Birleşik Krallık hükümet yetkilisi, POLITICO’ya üslerin karmaşık bir antlaşma ağıyla korunduğunu, bu nedenle de egemenliklerinin ve gelecekteki kullanımlarının tartışmaya açık olmadığını söyledi.

Yetkili, “Üslerimizi kısıtlama olmaksızın kullanabilmeliyiz,” dedi.

Londra ayrıca Kıbrıs’taki üslerin güvenliğini de artırıyor.

Birleşik Krallık Savunma Bakanlığı sözcüsü, “Ocak ayından bu yana Kıbrıs’a radar sistemleri, insansız hava aracı önleme sistemleri ve hızlı jetler dahil olmak üzere ek savunma kapasiteleri konuşlandırdık. Bunlar, halkımızı ve çıkarlarımızı korumak için HMS Dragon, ek Kraliyet Donanması Wildcat ve Merlin helikopterleri ile Typhoon jetlerinin konuşlandırılmasıyla çatışmanın patlak vermesinden sonra güçlendirildi,” dedi.

Okumaya Devam Et

Doğu Akdeniz

Hristodulidis: Kıbrıs planı yıl sonuna kadar hazır olabilir

Yayınlanma

Güney Kıbrıs lideri Nikos Hristodulidis, Kıbrıs sorunundaki gelişmelerin 2026 yılı sonuna kadar somut bir çözüm planına yol açabileceğini belirterek, Birleşmiş Milletler’in yeni bir girişiminin halihazırda yürürlükte olduğunu açıkladı.

Alpha TV’ye verdiği röportajda Hristodulidis, kapalı kapılar ardında yoğun diplomatik çabaların sürdüğünü belirtti ve önümüzdeki ayların müzakereler açısından belirleyici olabileceğini söyledi.

Kıbrıslı lider, “Genel sekreterin yeni bir girişimde bulunması nedeniyle gelişmeler olduğunu görüyorum. Bu bizi çok somut bir sonuca götürebilir ve kararlar almamız gerekecek,” dedi.

Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, sürecin nihayetinde BM Genel Sekreteri António Guterres’in bu yılın sonlarında sona erecek görev süresi bitmeden bir çözüm çerçevesi ortaya çıkarabileceğini belirtti ve “Bir çözüm planına yol açacak gelişmelere yakın olabiliriz,” dedi.

Hristodulidis, son gelişmeyi doğrudan Guterres ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında Ankara’da gerçekleşen son görüşmeyle ilişkilendirerek, bu görüşmelerin yıllardır süren çıkmazın ardından müzakereleri yeniden canlandırma çabalarında bir dönüm noktası oluşturduğunu ima etti.

“Anahtarın Türkiye’de olduğu konusunda kimsenin şüphesi olamaz,” diyen Christodoulides, BM girişiminin Genel Sekreter’in Türkiye Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşmelerin ardından başladığını da sözlerine ekledi.

Ankara’nın tutumuna ilişkin doğrudan bir değerlendirmede bulunmaktan kaçınan Hristodulidis, diplomatik temasların kamuoyunun gözünden uzak bir şekilde devam ettiğini belirtti ve şöyle konuştu:

“Erdoğan ile görüşmedim ama Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin bu girişimi temelinde, spot ışıklarından uzak bir şekilde görüşmelerin sürdüğünü teyit edebilirim.”

Hristodulidis, Kıbrıs konusunda bir sonraki genişletilmiş gayri resmi konferansın yaz aylarında yapılması beklendiğini belirtti ve bunu sürecin geleceği açısından potansiyel olarak belirleyici olarak nitelendirdi.

Kıbrıslı lider, “BM Genel Sekreterinin hedefi, görev süresinin bitiminden önce Kıbrıs meselesinde bir ilerleme görmek ve ben bu hedefi tamamen paylaşıyor ve destekliyorum,” diye vurguladı.

İki bölgeli, iki toplumlu bir federasyona bağlı kaldığını vurgulayan Hristodulidis, iki devletli bir düzenleme olasılığını reddetti.

“İki bölgeli, iki toplumlu federasyon temelinde olumlu bir sonuç elde etmek için elimizden gelen her şeyi yapacağız” diyen Christodoulides, BM’nin Kıbrıs meselesine ilişkin görev tanımının net olduğunu da ekledi.

Cumhurbaşkanı ayrıca, garantör devletlerin de bu çabaya dahil olduğunu belirtti ve diplomatik süreçte Avrupa’nın rolünün giderek arttığına dikkat çekerek, “Avrupa Birliği’nin önemli bir rolü var ve bu ilgisini de dile getirdi,” dedi.

Hristodulidis ayrıca, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Kıbrıs’a gönderilecek olası bir Avrupa temsilcisi için adayları değerlendirdiğini doğruladı ve yakında bir açıklama yapılmasının beklendiğini belirtti.

Ayrıca, müzakerelerin bir sonraki aşaması öncesinde hazırlıkların yoğunlaşmasıyla birlikte BM temsilcisi Maria Angela Holguin’in haziran ayı başında Kıbrıs’a dönmesinin beklendiğini de sözlerine ekledi.

Okumaya Devam Et

Doğu Akdeniz

“ABD, Türkiye’yi dostça uyarıyor”

Yayınlanma

Yunan Kathimerini gazetesinin iddiasına göre ABD yönetimi son zamanlarda Türkiye’yi komşularıyla gerginlik yaşamaması için “dostane bir şekilde ve parmak sallamadan” uyarmaya başladı.

İddiasını diplomatik kaynaklarına dayandıran gazete şöyle devam etti:

“Bu gelişme ışığında, Yunan diplomatlar, 2 Şubat 2023’ten bu yana ilk kez cuma günü gerçekleştirilen Yunan ve Türk F-16 savaş uçaklarının it dalaşının tek seferlik bir olay mı, yoksa Türkiye’nin mesajı görmezden geldiğinin bir işareti mi olduğunu merak ediyor.”

Kathimerini, Türkiye’nin ABD’den F-35 satın almak istediğini ve bu nedenle Amerikan uyarılarını “görmezden gelemeyeceğini” savundu.

Haberde, Hatta, daha önce aşağılayıcı ve pratikte imkansız olarak gördüğü, satın aldığı Rus S-400 uçaksavar füzelerini iade ederek elinden çıkarmaya bile hazır,” diye yazıyor.

Öte yandan Yunan medyasında, Yunanistan’ın ilk Belharra fırkateyni Kimon’a Yunan bayrağının çekilmesi da “tartışmasız çok önemli bir olay” olarak nitelendiriliyor.

Kathimerini haberinde, “Yaklaşık otuz yıl sonra, ülke, özellikle kritik bir dönemde, en son teknolojiye sahip önemli bir yüzey savaş gemisi ediniyor,” deniyor.

Yunan donanması için niteliksel bir yükseltme anlamına gelen Belharra fırkateynleri, Yunanistan için stratejik öneme sahip görülüyor. Bu sınıf gemiler, çoklu görevler için tasarlanıyor ve düşük gözlemlenebilirlik özelliğine sahip. Henüz gerçek savaş koşullarında test edilmemiş olsalar da, Yunanistan’ın toplamda satın almayı planladığı dört fırkateynin, bölgedeki operasyonel manzarayı kökten değiştireceğine inanılıyor.

Fırkateynlerin gelişmiş denizaltı savaşı yetenekleri sayesinde, Yunan donanması Yunanistan’ın karasuları ötesinde daha rahat operasyon yapabilecek ve Girit ile Kıbrıs arasında kalıcı bir varlık sürdürebilecek.

Haberde, Yunanistan’ın son zamanlarda ABD doğalgazının nakil merkezi olarak ortaya çıkması, limanlarına uluslararası ilgi ve Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Koridoruna (IMEC) potansiyel katılımı gibi faktörler nedeniyle “su yollarının kontrolü”nün kritik olduğuna işaret ediliyor:

“1830’dan bu yana Yunan dış politikasının en tutarlı unsuru, Batı deniz güçleriyle uyum içinde olmasıdır. Bu, Yunanistan’ın nesiller boyu benimsediği ve değişmesi pek olası olmayan stratejik bir tercihtir. Coğrafya her zaman hem kaderimiz hem de fırsatımız olmuştur.”

Fırkateynlerin satın alınmasının, Atina’nın NATO ve AB’nin çok uluslu operasyonlarına ve misyonlarına katılımı mümkün kıldığının altını çizen Kathimerini, “Böylelikle Atina, Batı kampı içindeki müzakere gücünü ve Doğu Akdeniz’deki diğer dost ülkelerle olan ilişkilerini güçlendirecek,” iddiasında bulunuyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English