Avrupa
Erich Vad, Ukrayna savaşını Verdun Muharebesi’ne benzetti

Almanya eski Başbakanı Angela Merkel’in askeri danışmanlığını yapan emekli Tuğgeneral Erich Vad, Ukrayna’daki askeri durumun çıkmaza girdiğini belirtti. Berliner Zeitung gazetesine konuşan Vad, tarafların yıpratma stratejisinin büyük can kayıplarına yol açtığını vurgulayarak acil diplomatik çözüm çağrısında bulundu.
Almanya Federal Cumhuriyeti’nde askeri ve stratejik analizleriyle tanınan, eski Başbakan Angela Merkel’in askeri politikalar konusundaki eski danışmanı emekli Tuğgeneral Erich Vad, Rusya ve Ukrayna arasında devam eden savaşa ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Berliner Zeitung gazetesine geniş bir mülakat veren Vad, Klaus von Dohnanyi ile birlikte kaleme aldığı Barış – Nasıl Olur? (Frieden – Wie geht das?) adlı kitabının yayımlanması vesilesiyle gerçekleştirdiği söyleşide, mevcut askeri stratejilerin sonuçsuzluğuna dikkat çekti ve uluslararası toplumu diplomasi kanallarını tamamen kapatmakla eleştirdi.
Tarihçi kimliğiyle de bilinen ve 2006-2013 yılları arasında Federal Başbakanlık bünyesinde grup başkanlığı, Federal Güvenlik Konseyi sekreterliği ile askeri danışmanlık görevlerini yürüten Vad, günümüzde yaşanan jeopolitik gerilimlerin sadece askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini belirtti.
“Mevcut yıpratma stratejisi Verdun gibi bir kan değirmenidir”
Erich Vad, Ukrayna sahasındaki mevcut durumu askeri tarihin en kanlı çarpışmalarından birine benzeterek şu ifadeleri kullandı:
“Ukrayna’da askeri bir çözümün Ukrayna lehine gerçekleşmesi yakın gelecekte mümkün görünmüyor. Şu anda uygulanan yöntem, tarafların birbirlerinin geri hatlarını hedef aldığı ve karşı tarafın ne zaman pes edeceğini ya da müzakere masasına oturacağını beklediği bir yıpratma stratejisidir. Bu yıpratma stratejisi, 1916 yılındaki Verdun Muharebesi gibi adeta bir kan değirmenidir. Yüz binlerce genç Ukraynalı ve Rus hayatını kaybetti, koca bir ülke harabeye döndü.”
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin Rusya’nın Donbass ve Kırım’dan tamamen çekilmesini öngören maksimalist taleplerinin gerçekçi olmadığını kaydeden Vad, “Rusların bu bölgelerden çekilip barış yapacağını varsaymak bir illüzyondan ibarettir. Bu durum, Rusya’nın bölgedeki hayati stratejik çıkarlarına tamamen aykırıdır. Tarafların bu pozisyonlarından geri adım atamaması nedeniyle silahlar konuşmaya devam ediyor. Ancak bu savaşın topyekun bir Avrupa savaşına evrilme riski son derece yüksek ve işler bu şekilde gitmeye devam ederse gidişatın o yönde olduğu izlenimini taşıyorum” dedi.
Vad, askeri çözümlerin sınırlarına değinirken sadece Ukrayna’da değil, İran gibi diğer kriz bölgelerinde de benzer bir tablonun geçerli olduğunu kaydetti.
İran’a yönelik hava harekatlarının bir rejim değişikliği yaratamayacağını, 1500 kilometreyi aşan sahil şeridini ve Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmek için karadan müdahale etmenin ise bugün ABD ordusunun bile üstlenemeyeceği bir askeri maliyet gerektirdiğini ifade etti.
“Ukrayna’nın NATO hedefi Rusya için kırmızı çizgiydi”
NATO’nun doğuya doğru genişleme sürecini değerlendiren Vad, bu hamlenin Rusya tarafından batı etki alanlarının sınırlarını doğuya kaydırma girişimi olarak algılandığını belirtti.
Başlangıçta Polonya ve Baltık ülkelerinin Rus egemenliğinden çıkma taleplerinin anlaşılır olduğunu ve bu sürecin NATO-Rusya Kurucu Senedi ile NATO-Rusya Konseyi gibi diplomatik mekanizmalarla dengelendiğini hatırlatan eski askeri danışman, daha sonra Batı’nın bu dengeli yolu terk ettiğini vurguladı.
Vad, mülakatında şu analizi paylaştı:
“Batı daha sonra bu dengeli çizgiden saptı ve süreç tamamen Amerikan etki alanının doğuya doğru genişletilmesine dönüştü. Oysa Amerikalılar kendi etki alanlarında benzer bir durumu asla kabul etmezlerdi. Eğer Meksika yarın Rio Grande sınırında Rusya ve Çin ile ortak askeri tatbikat yapmaya kalkışsa, Amerikalılar soğukkanlılıkla ülkeyi işgal ederlerdi. Rusya küresel bir güç ve dünyanın en büyük nükleer gücüdür. Rusların dayanma gücünü ne hafife almak ne de gözümüzde büyütmek gerekir. Aynı durum Çin için de geçerlidir. Eğer Amerikalılar Tayvan’da bir hava üssü kurmaya kalkışsaydı, ertesi gün Üçüncü Dünya Savaşı çıkardı. Almanya’daki en büyük sorun, Rusya’nın bakış açısını anlama yönündeki çabanın tamamen ortadan kalkmış olmasıdır. Onları anlamaya çalışmak, yaptıklarını onaylamak anlamına gelmez; bu sadece durum analizinin bir gereğidir.”
2008 yılındaki Bükreş NATO Zirvesi’nde Ukrayna’ya verilen üyelik perspektifini ve o dönemki tartışmaları da aktaran Vad, o dönem Başbakan Merkel’in heyetinde bizzat yer aldığını belirterek şunları kaydetti:
“O dönemki genel değerlendirme, Ukrayna kamuoyunun NATO üyeliği konusunda derin bir bölünme içinde olduğu ve çoğunluğun aslında üyeliğe karşı çıktığı yönündeydi. Dönemin ABD Moskova Büyükelçisi William Burns, bu adımın Rusya için koyu kırmızı bir çizgi olduğunu ve savaşa yol açacağını net bir şekilde rapor etmişti. Konuyu bilen herkes durumun farkındaydı. Bu nedenle o dönem Ukrayna’ya Üyelik Eylem Planı verilmemesi doğru bir karardı. Ancak yapılan büyük hata, bu üyelik hedefinin tamamen iptal edilmeyerek askıda tutulması oldu. Trump öncesi ABD yönetimleri Ukrayna’yı bu yöne çekmek için yoğun silah teslimatları, askeri danışmanlar, istihbarat faaliyetleri ve batı yanlısı sivil toplum kuruluşlarına yönelik büyük finansal destekler dahil her yolu denedi. Bu süreç Maydan protestolarıyla zirveye ulaştı. 2019 yılında NATO üyeliğinin Ukrayna anayasasına girmesi ise Rusya açısından bardağı taşıran son damla oldu.”
Sürecin gelişiminde ABD’nin küresel rekabet stratejisinin payı olduğunu savunan Vad, “Ukrayna meşru olarak kendi egemenliğini savunuyor ve Rus saldırısı şüphesiz bir devletler hukuku ihlalidir. Ancak küresel güçlerin uluslararası hukuku genel olarak nasıl kullandığına baktığımızda, bu durum maalesef istisnai bir örnek teşkil etmiyor. ABD, Rusya ile olan rekabeti çerçevesinde bu savaşa zemin hazırladı; bu nedenle en başından beri buna bir vekalet savaşı dedim” ifadelerini kullandı.
“Kendi altyapımıza yönelik terör saldırısına karşı sessiziz”
Almanya’nın mevcut güvenlik ve dış politika kararlarını eleştiren Vad, Berlin’in stratejik özerkliğini yitirdiğini ve ulusal çıkarlarını korumakta yetersiz kaldığını dile getirdi.
Federal hükümetin güvenlik politikalarında sorumluluğu tamamen Washington’a devretme refleksine geri döndüğünü belirten emekli general, geçmiş dönemlerdeki Alman başbakanlarının savunma yatırımlarını her zaman silah kontrolü ve yumuşama diplomasisiyle dengelemeye çalıştıklarını hatırlattı.
Vad, Almanya’nın kritik enerji altyapısına yönelik saldırıya da değinerek şu çarpıcı değerlendirmeyi yaptı:
“Almanya şu anda Ukrayna’nın en büyük destekçisi konumundadır. Ancak aynı zamanda, mevcut verilere göre kendi ulusal altyapısına yönelik, devlet destekli en büyük terör saldırısını da yine Ukrayna’dan almıştır. Kuzey Akım doğalgaz boru hattının sabotajla havaya uçurulması karşısında Alman siyasetinin ve medyasının sergilediği derin sessizlik son derece düşündürücü ve rahatsız edicidir. Kendi topraklarımızda cereyan edecek olası bir Avrupa savaşı Almanya için rasyonel bir seçenek olamaz. Bu nedenle Alman siyasetçilerden daha fazla ulusal çıkar odaklı bir politika izlemelerini bekliyorum. Mevcut siyaset tamamen Ukrayna odaklı hale geldi ve bu büyük bir hatadır.”
Avrupa ülkelerindeki iktidarların iç politikada yaşadığı zayıflıkların dış politikadaki saldırgan tutumu körüklediğini iddia eden Vad, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un siyasi olarak zayıflamasını, İngiltere Başbakanı Keir Starmer’ın düşük halk desteğini ve Almanya’daki koalisyon hükümetinin üzerindeki iç siyasi baskıları bu durumun nedenleri arasında gösterdi.
Vad’a göre, dış tehdit algısının canlı tutulması iç politikadaki başarısızlıkları örtbas etmek ve büyük bütçeli savunma harcamalarını gerekçelendirmek için elverişli bir zemin sunuyor.
“Savaşın sürmesi için toplumsal nefret üretiliyor”
Askeri teorisyen Carl von Clausewitz’in savaşı tanımlarken kullandığı “üçlü yapı” kavramına atıfta bulunan Erich Vad, savaşların sadece askeri kararlarla değil, toplumsal psikolojinin yönetilmesiyle sürdürülebildiğini açıkladı.
Siyaset, askeri-endüstriyel yapı ve toplum arasındaki ilişkinin önemini vurgulayan Vad, savaş dönemlerinde medyanın ve siyasi elitlerin üstlendiği rolü şu sözlerle eleştirdi:
“Savaşlar her zaman duygusal olarak beslenmek zorundadır; savaş nefret gerektirir. Bugün hem Batı’da hem de Rusya’da yürütülen yoğun bir bilgi savaşına tanıklık ediyoruz. Karşılıklı olarak yürütülen bu süreçte düşman şeytanlaştırılıyor, suçlu ilan ediliyor ve ahlaken değersizleştiriliyor. İnsanların zihninde bu nefret kökleşmeden, toplumların uzun süreli bir savaşı desteklemesi, kayıpları sineye çekmesi ve başka insanları öldürmeyi göze alması mümkün değildir. Siyasetin sadece askeri kategorilerle düşünmesi ve diplomasiyi tamamen dışlaması ülkemizi büyük bir felakete sürüklüyor. Kendi ülkemizin yıkımına yol açabilecek bu topyekun askeri destek anlayışı, geçmişte bizi felakete götüren gerçeklikten kopuk, siyah-beyaz Alman yaklaşımının bir tezahürüdür.”
Geleceğe yönelik riskler konusunda uyarılarda bulunan emekli Tuğgeneral, özellikle Ukrayna ordusuna sağlanan ve Rusya’nın derinliklerindeki askeri hedefleri vurabilen uzun menzilli insansız hava araçları ile füze sistemlerinin kontrolsüz bir tırmanmaya yol açabileceğini belirtti.
İngiltere’nin Ukrayna’ya sağladığı uzun menzilli muharip dronların üretim süreçlerine Avrupalı ve Alman şirketlerin de dahil olduğunu hatırlatan Vad, bu “derin saldırı” stratejisinin bölgesel çatışmayı her an küresel bir savaşa dönüştürebileceğini ifade etti.
Son olarak barışın ancak düşmanla konuşarak inşa edilebileceğini belirten Vad, İsrail’in eski yetkililerinden Moşe Dayan ve İzak Rabin’in geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü lideri Yaser Arafat ile yürüttüğü müzakereleri örnek gösterdi.
Avrupa’da bugün bu düzeyde cesaret gösterebilecek siyasi liderlerin bulunmadığını savunan Vad, “Eğer bu şekilde devam edersek, bir gün kendimizi Ukrayna’nın arkasında Rusya ile doğrudan savaşırken bulacağız. Almanya’nın acilen radikal bir dış politika değişimine giderek askeri yardımları yapıcı diplomatik arabuluculuk girişimleriyle birleştirmesi gerekiyor” diyerek sözlerini tamamladı.
Avrupa
AB, Putin ile kimin görüşeceğine karar veremiyor

ABD, Ukrayna ile Rusya arasındaki görüşmelere arabuluculuk etmeye devam ederken, AB içerisinde masaya kimin oturacağı tartışması sürüyor.
Önümüzdeki hafta Abu Dabi’de ABD’nin arabuluculuğunda gerçekleştirilecek Rusya ile Ukrayna arasındaki görüşmeler, Avrupa’nın katılımı olmadan yapılacak.
Bir ilerleme kaydedileceğine dair beklent şu anda yok ama bu durum, AB’de temsil konusundaki çekişmelerini engellemedi.
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, dün (5 Kasım) AB’nin “farklı yönlere doğru ilerleyen bir Avrupa izlenimi verdiğini” belirterek yeni bir tartışma konusu ekledi.
Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’ya yazdığı mektupta, AB’nin 27 liderinin yıl sonuna kadar bir temsilci arkasında birleşmesi gerektiğini savundu.
Rapporteur’e göre E2, E3, E5 veya CoW (İstekli Ülkeler Koalisyonu) gibi diplomatik formatların oluşturduğu bir “alfabe çorbası”, Ukrayna’nın geleceğine dair görüşmelerde ön plana çıkmak için birbiriyle yarışıyor.
Gelecek yıl seçmenlerin karşısına çıkacak olan Meloni, savaşı sona erdirmek ve kıtanın gelecekteki güvenlik mimarisini belirlemek konusunda Avrupa’nın çıkarlarını temsil etme çabalarında, İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 formatının sergilediği iddialı tavra uzun süredir tepki gösteriyor.
Geçen ay İtalyan lider şöyle konuşmuştu:
“Eğer Fransa, Almanya ve Büyük Britanya, o meşhur E3 formatı kapsamında, hepimizin birlikte başarabileceğimizden daha fazlasını tek başlarına başarabileceklerini düşünüyorlarsa, o zaman en azından bunu herkesin adına, tüm tarafların resmi yetkisiyle yapmalılar.”
Bir AB diplomatı, “E3’ten bahsettiğimizde, jeopolitik nüfuzdan, askeri ve mali güçten söz ediyoruz. Bu, İtalya’nın dışlanması anlamına gelmez ama Roma açıkça masada bir koltuğu olması gerektiğini düşünüyor,” dedi.
Meloni, bir başka güçlü askeri güç olan ve Ukrayna ile sınırı paylaşan tek diğer büyük AB ülkesi olan Polonya’nın desteğine sahip.
Fakat mevkidaşı Donald Tusk, üst düzey görüşmelerde yer almak istediği konusunda daha az açık sözlü davrandı.
Tusk perşembe günü Varşova’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bildiğiniz gibi, birçok farklı formatımız var. AB olarak, İstekli Koalisyon olarak net bir tutumumuz var. Bu süreçlere tam olarak dahilim,” dedi.
Gelgelelim Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski daha da açık sözlü konuştu. “En son istediğimiz şey, Batı Avrupa’nın Doğu Avrupalıları devre dışı bırakarak Rusya ile muhatap olması,” diyen Sikorski, 1930’lara ve ardından 1945’teki Yalta Konferansına atıfta bulundu:
“Doğu Avrupa ve İskandinavya’yı bu görüşmelerin dışında bırakamazsınız. Yaklaşık 120 milyon insanız. Finlandiya Rusya’ya, Norveç Rusya’ya, Baltık ülkeleri Rusya’ya ve Polonya hem Rusya’ya hem de Ukrayna’ya sınır komşusu.”
Berlin ise Almanya, Fransa ve İngiltere’nin Ukrayna’ya verilecek gelecekteki güvenlik garantilerini üstlenecek en güçlü üç askeri güç olduğu göz önüne alındığında, E3 formatının en doğal temsil grubu olduğunu savunuyor.
İtalya gibi Polonya da Varşova ve Roma’nın katılımına olanak tanıyacak E5 formatını destekliyor.
Fakat Sikorski, Putin ile görüşebilecek liderlerden oluşan başka bir kombinasyonu da gündeme getirdi: António Costa, AB dış politika şefi Kaja Kallas ve Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burnham.
Sikorski, Costa-Kallas ikilisinin AB antlaşmaları uyarınca bloğu temsil etme konusunda yasal yetkiye sahip olduğunu savundu.
AB’nin en üst düzey diplomatı Kaja Kallas, perşembe günü Lizbon’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Başbakan Meloni ile aynı fikirdeyim; farklı seslerle konuşmamalıyız. Rusya’nın istediği bu konuların Avrupa’nın da kararını gerektirdiğini söylemek için birleşik kalmalıyız,” dedi.
AB’nin tutumundaki bölünmeleri vurgulayan tek kişi Meloni değil. Geçen hafta, Danimarka Başbakanı ve Avrupa Konseyi’nde Meloni’nin yakın müttefiki olan Mette Frederiksen, Finlandiya ve Norveç liderlerinin Putin’e yaptığı çağrıyı sorguladı ve onların gerçekte neyi başarmayı umduklarını sordu.
Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ve Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, bu görüşmeyi Kiev ile tam bir koordinasyon içinde gerçekleştirilen yararlı bir adım olarak savundu.
Bir AB yetkilisine göre, ikili, Ukrayna özel temsilcisi atanması konusunu görüşmekten “büyük memnuniyet duyacak.”
Fakat bu yetkili, söz konusu çağrının Stubb ve Støre’yi bu pozisyona getirmek için “bir girişim” olmadığını vurguladı.
Her halükarda, Avrupalılar Ukrayna’ya finansman sağlamak için yeni yollar bulmaya çalışırken, savaşın bu kış sona erme ihtimali pek yok.
Donald Tusk, “Barış görüşmeleri konusunda gerçekçi olmalıyız ve Rusya’nın gerçek niyetleri konusunda çok dikkatli olmalıyız. Kış aylarında Putin’in bir anlaşmaya varmak için daha az motivasyonu olabilir,” dedi.
Avrupa
AB’den vatandaşlara krizin ilk 72 saati için acil durum hazırlığı çağrısı

Avrupa Komisyonu, olası krizlerde devlet yardımı ulaşana kadar vatandaşların ilk 72 saat boyunca temel ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için acil durum çantası ve temel gıda stoku hazırlamalarını önerdi. Birlik içinde güvenlik hazırlıkları hız kazanırken Moskova yönetimi bu adımların askeri tırmanışı tetikleyeceği uyarısında bulundu.
Avrupa Birliği (AB) vatandaşlarının, acil durumlarda kamu hizmetleri yardım organize edene kadar ilk 72 saat boyunca temel ihtiyaçlarını kendi başlarına karşılamaya hazır olmaları gerektiği bildirildi.
Avrupa Komisyonunun eşitlik, kriz yönetimi ve hazırlıktan sorumlu üyesi Hadja Lahbib, tavsiye niteliğindeki ve bağlayıcılığı bulunmayan yeni rehberi Avrupa Sivil Koruma Forumu kapsamında sundu.
Lahbib, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bir felaket meydana geldiğinde ilk saatler hayati önem taşıyabilir. Her Avrupalı ne yapacağını, ailesini nasıl koruyacağını ve başkalarına nasıl yardım edeceğini bilmelidir. Hazırlık evlerimizde, okullarımızda ve topluluklarımızda başlar” ifadelerini kullandı.
Brüksel yönetimi yeni tedbirlerin gerekçesini, Avrupa’nın giderek daha sık ve karmaşık krizlerle karşılaşmasıyla açıkladı.
Avrupa Komisyonu, tavsiyeler kapsamında vatandaşların temel ihtiyaç maddeleri stoklamasını ve önceden hazırlanmış acil durum çantaları bulundurmasını önerdi.
Bu önlemlerin, kamu yardımı harekete geçene kadar vatandaşların krizin ilk üç gününde temel gereksinimlerini tek başlarına karşılamalarını sağlamayı amaçladığı belirtildi.
Tavsiyeler çocukların acil durumlara hazırlanması, güvenlik önlemlerinin engelli bireyler için erişilebilir kılınması ve halkın tehditler konusunda daha iyi bilgilendirilmesi olmak üzere üç başlığı daha kapsıyor.
Avrupa Komisyonu ayrıca, AB Sivil Koruma Mekanizmasının 2001’deki kuruluş yıl dönümüne atıfla, 2027 yılından itibaren her yıl 23 Ekim tarihinin “AB Hazırlık Günü” ilan edilmesini önerdi.
Politico’nun Avrupalı diplomatlara ve yetkililere dayandırdığı haberine göre, AB ülkeleri can kayıplarına yol açabilecek kapsamlı bir hibrit saldırı senaryosuna hazırlanıyor.
Haberde, birliğin güvenlik konularında üstleneceği rol ve NATO’nun işlevlerini mükerrer kılıp kılmadığı konusunda AB içinde görüş ayrılıklarının çıktığı aktarıldı.
Aynı habere göre, 27 AB ülkesinin büyükelçileri acil müdahale ekiplerinin konuşlandırılması ve etkilenen ülkeye AB fonlarından kaynak ayrılması başlıklarına odaklanan basına kapalı toplantılar gerçekleştirdi.
Ukrayna’daki çatışmaların 2022’de başlamasının ardından AB ve NATO, Rusya ile olası bir askeri çatışmaya yönelik hazırlıklarını artırdı.
Avrupa Komisyonunun Mart 2025’te sunduğu “Avrupa Savunması Beyaz Kitabı – Hazırlık 2030” belgesinde Rusya, Avrupa güvenliğine yönelik temel tehditlerden biri olarak tanımlandı.
Belge savunma üretiminin artırılmasını, hava ve füze savunmasının, insansız sistemlerin ve askeri hareketliliğin geliştirilmesini öngörüyor.
Estonya, Letonya ve Litvanya ise yüz binlerce sivilin tahliyesini de içeren olası bir Rusya saldırısına karşı eylem planları hazırlamaya başladı.
Bu üç ülke Mayıs 2025’te sivil savunma alanında işbirliği yapma kararı aldı.
Almanya Kara Kuvvetleri Komutanı Christian Freuding de Berlin’in 2029 yılına kadar veya daha erken bir tarihte bir Rus saldırısına hazırlanması gerektiğini dile getirdi.
Diğer taraftan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, eylül ayında yaptığı açıklamada Moskova’nın Avrupa ile savaşa hazırlanmadığını vurgulamıştı.
Putin, Moskova’nın bu tür planları olmadığını, Avrupa ile durumu tırmandırmak için hiçbir gerekçe ve gerçek bir neden bulunmadığını belirtti.
Avrupa ülkelerinin Rusya tehdidine ve savaşa hazırlanma gereğine dair söylemlerini “provokasyon” ve “durumun kasıtlı olarak kışkırtılması” şeklinde nitelendiren Putin, Avrupa’nın bu tutumuna tepki gösterdi.
Kremlin de AB’nin ekonomilerini silahlandırmak için devasa bütçeler harcayarak “askeri-siyasi-ekonomik bir bloğa dönüştüğünü” kaydetti.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, AB ülkelerinin Rusya ile savaş riski açıklamalarının Avrupa’nın silahlanmasına yol açtığını ve bunun nihayetinde “kendi kendini gerçekleştiren bir kehanete” dönüşebileceği uyarısında bulundu.
Lavrov daha önce yaptığı açıklamada ise “Eğer Avrupa Rusya Federasyonu’na saldırırsa, bu tamamen farklı bir savaş olur ve çok kısa sürer” değerlendirmesini yapmıştı.
Avrupa
Polonya: ABD’nin bizi Rus gazına zorlaması “gerçeklikten kopuk”

Polonya enerji bakanı, ABD’nin Avrupa’yı daha fazla Rus gazı satın almaya zorlama girişiminin Kremlin’i güçlendireceği uyarısında bulundu.
Miłosz Motyka, “Eğer birisi Rus gazı satın alarak zaman kazanabileceğini düşünerek kendini kandırıyorsa, bu çok pahalı ve dar görüşlü bir oyun olur,” dedi.
Avrupa’da gaz fiyatlarının Ekim ayında son üç yılın en yüksek seviyesine ulaşmasıyla birlikte, kimi politikacılar Rus gazına geri dönülmesi gerektiğini savunuyor.
Örneğin Almanya için Alternatif (AfD) partisinin lideri Alice Weidel, seçilirse Moskova’dan gaz alacağını söyledi.
Motyka’nın açıklamaları, Wall Street Journal’ın haberine göre, ABD’li temsilcilerin Ukrayna’da kısmi bir ateşkes sağlanması amacıyla bir Amerikan aracı vasıtasıyla Avrupa’ya Rus gazı satılmasını araştırdıkları ortaya çıktıktan sonra geldi.
Polonyalı bakan perşembe günü Varşova’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bu, önce Avrupa’yı, ardından NATO’yu vuracak ve tüm bunlar Avro-Atlantik ilişkilerini sarsacak bir öneri,” dedi.
Polonya’nın Świnoujście limanında bir adet yüzer LNG terminali bulunuyor ve Gdańsk yakınlarında bir tane daha inşa ediliyor.
Her ikisi de ağırlıklı olarak ABD’den gelen süper soğutulmuş gaz ithal ediyor.
Böyle bir girişimin hem Kremlin’in gelirlerini artıracağını hem de savaşı sona erdiremeyeceğini savunan Motyka, “Avrupa’nın Rus gazına geri dönmesi halinde savaşın durdurulabileceği” iddiasının Moskova’dan gelen bir “serap” olduğunu söyledi.
2026 yılının ilk üç çeyreğinde Avrupa, 16 milyar metreküp (bcm) Rus LNG’si ithal etti. Bu ithalatın 1 Ocak 2027’den itibaren yasa ile yasaklanması öngörülüyor.
Aynı dönemde ABD’den yapılan LNG ithalatı ise 63 bcm’ye ulaştı.
Varşova’daki üst düzey yetkililere göre, Polonya yeni LNG terminallerinin yanı sıra Norveç’e boru hattıyla bağlı olduğundan, topraklarından geçen ve şu anda kapalı olan Rus Yamal boru hattı gereksiz hale geld,.
Motyka, “Enerji şantajına maruz kalmamak için çeşitli kaynaklardan ithalat yapmak istiyoruz,” dedi.
Diplomasi2 hafta önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Asya2 hafta önceMao gafı krize yol açtı: Mbappe özür diledi, Çin’de boykot başladı
Dünya Basını2 hafta önceGünah keçisi olarak Netanyahu
Ortadoğu2 hafta önceYBŞ, Irak ordusuna katılacak
Avrupa2 hafta önceSırbistan seçimleri: Dört sütunlu illüzyonun dağılışı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Dr. Hudson: Trump aynı anda iki petrol cephesinde savaşamaz
Asya2 hafta önceÇin, ticari sırlarını ‘yabancı kuruluşlara’ karşı korumak için yeni kurallar hazırladı
Ortadoğu2 hafta önceRiyadh Air seferleri durdurdu: Uçaklar Riyad yerine El-Kasım’a inecek









