Avrupa
Erich Vad, Ukrayna savaşını Verdun Muharebesi’ne benzetti

Almanya eski Başbakanı Angela Merkel’in askeri danışmanlığını yapan emekli Tuğgeneral Erich Vad, Ukrayna’daki askeri durumun çıkmaza girdiğini belirtti. Berliner Zeitung gazetesine konuşan Vad, tarafların yıpratma stratejisinin büyük can kayıplarına yol açtığını vurgulayarak acil diplomatik çözüm çağrısında bulundu.
Almanya Federal Cumhuriyeti’nde askeri ve stratejik analizleriyle tanınan, eski Başbakan Angela Merkel’in askeri politikalar konusundaki eski danışmanı emekli Tuğgeneral Erich Vad, Rusya ve Ukrayna arasında devam eden savaşa ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Berliner Zeitung gazetesine geniş bir mülakat veren Vad, Klaus von Dohnanyi ile birlikte kaleme aldığı Barış – Nasıl Olur? (Frieden – Wie geht das?) adlı kitabının yayımlanması vesilesiyle gerçekleştirdiği söyleşide, mevcut askeri stratejilerin sonuçsuzluğuna dikkat çekti ve uluslararası toplumu diplomasi kanallarını tamamen kapatmakla eleştirdi.
Tarihçi kimliğiyle de bilinen ve 2006-2013 yılları arasında Federal Başbakanlık bünyesinde grup başkanlığı, Federal Güvenlik Konseyi sekreterliği ile askeri danışmanlık görevlerini yürüten Vad, günümüzde yaşanan jeopolitik gerilimlerin sadece askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini belirtti.
“Mevcut yıpratma stratejisi Verdun gibi bir kan değirmenidir”
Erich Vad, Ukrayna sahasındaki mevcut durumu askeri tarihin en kanlı çarpışmalarından birine benzeterek şu ifadeleri kullandı:
“Ukrayna’da askeri bir çözümün Ukrayna lehine gerçekleşmesi yakın gelecekte mümkün görünmüyor. Şu anda uygulanan yöntem, tarafların birbirlerinin geri hatlarını hedef aldığı ve karşı tarafın ne zaman pes edeceğini ya da müzakere masasına oturacağını beklediği bir yıpratma stratejisidir. Bu yıpratma stratejisi, 1916 yılındaki Verdun Muharebesi gibi adeta bir kan değirmenidir. Yüz binlerce genç Ukraynalı ve Rus hayatını kaybetti, koca bir ülke harabeye döndü.”
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin Rusya’nın Donbass ve Kırım’dan tamamen çekilmesini öngören maksimalist taleplerinin gerçekçi olmadığını kaydeden Vad, “Rusların bu bölgelerden çekilip barış yapacağını varsaymak bir illüzyondan ibarettir. Bu durum, Rusya’nın bölgedeki hayati stratejik çıkarlarına tamamen aykırıdır. Tarafların bu pozisyonlarından geri adım atamaması nedeniyle silahlar konuşmaya devam ediyor. Ancak bu savaşın topyekun bir Avrupa savaşına evrilme riski son derece yüksek ve işler bu şekilde gitmeye devam ederse gidişatın o yönde olduğu izlenimini taşıyorum” dedi.
Vad, askeri çözümlerin sınırlarına değinirken sadece Ukrayna’da değil, İran gibi diğer kriz bölgelerinde de benzer bir tablonun geçerli olduğunu kaydetti.
İran’a yönelik hava harekatlarının bir rejim değişikliği yaratamayacağını, 1500 kilometreyi aşan sahil şeridini ve Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmek için karadan müdahale etmenin ise bugün ABD ordusunun bile üstlenemeyeceği bir askeri maliyet gerektirdiğini ifade etti.
“Ukrayna’nın NATO hedefi Rusya için kırmızı çizgiydi”
NATO’nun doğuya doğru genişleme sürecini değerlendiren Vad, bu hamlenin Rusya tarafından batı etki alanlarının sınırlarını doğuya kaydırma girişimi olarak algılandığını belirtti.
Başlangıçta Polonya ve Baltık ülkelerinin Rus egemenliğinden çıkma taleplerinin anlaşılır olduğunu ve bu sürecin NATO-Rusya Kurucu Senedi ile NATO-Rusya Konseyi gibi diplomatik mekanizmalarla dengelendiğini hatırlatan eski askeri danışman, daha sonra Batı’nın bu dengeli yolu terk ettiğini vurguladı.
Vad, mülakatında şu analizi paylaştı:
“Batı daha sonra bu dengeli çizgiden saptı ve süreç tamamen Amerikan etki alanının doğuya doğru genişletilmesine dönüştü. Oysa Amerikalılar kendi etki alanlarında benzer bir durumu asla kabul etmezlerdi. Eğer Meksika yarın Rio Grande sınırında Rusya ve Çin ile ortak askeri tatbikat yapmaya kalkışsa, Amerikalılar soğukkanlılıkla ülkeyi işgal ederlerdi. Rusya küresel bir güç ve dünyanın en büyük nükleer gücüdür. Rusların dayanma gücünü ne hafife almak ne de gözümüzde büyütmek gerekir. Aynı durum Çin için de geçerlidir. Eğer Amerikalılar Tayvan’da bir hava üssü kurmaya kalkışsaydı, ertesi gün Üçüncü Dünya Savaşı çıkardı. Almanya’daki en büyük sorun, Rusya’nın bakış açısını anlama yönündeki çabanın tamamen ortadan kalkmış olmasıdır. Onları anlamaya çalışmak, yaptıklarını onaylamak anlamına gelmez; bu sadece durum analizinin bir gereğidir.”
2008 yılındaki Bükreş NATO Zirvesi’nde Ukrayna’ya verilen üyelik perspektifini ve o dönemki tartışmaları da aktaran Vad, o dönem Başbakan Merkel’in heyetinde bizzat yer aldığını belirterek şunları kaydetti:
“O dönemki genel değerlendirme, Ukrayna kamuoyunun NATO üyeliği konusunda derin bir bölünme içinde olduğu ve çoğunluğun aslında üyeliğe karşı çıktığı yönündeydi. Dönemin ABD Moskova Büyükelçisi William Burns, bu adımın Rusya için koyu kırmızı bir çizgi olduğunu ve savaşa yol açacağını net bir şekilde rapor etmişti. Konuyu bilen herkes durumun farkındaydı. Bu nedenle o dönem Ukrayna’ya Üyelik Eylem Planı verilmemesi doğru bir karardı. Ancak yapılan büyük hata, bu üyelik hedefinin tamamen iptal edilmeyerek askıda tutulması oldu. Trump öncesi ABD yönetimleri Ukrayna’yı bu yöne çekmek için yoğun silah teslimatları, askeri danışmanlar, istihbarat faaliyetleri ve batı yanlısı sivil toplum kuruluşlarına yönelik büyük finansal destekler dahil her yolu denedi. Bu süreç Maydan protestolarıyla zirveye ulaştı. 2019 yılında NATO üyeliğinin Ukrayna anayasasına girmesi ise Rusya açısından bardağı taşıran son damla oldu.”
Sürecin gelişiminde ABD’nin küresel rekabet stratejisinin payı olduğunu savunan Vad, “Ukrayna meşru olarak kendi egemenliğini savunuyor ve Rus saldırısı şüphesiz bir devletler hukuku ihlalidir. Ancak küresel güçlerin uluslararası hukuku genel olarak nasıl kullandığına baktığımızda, bu durum maalesef istisnai bir örnek teşkil etmiyor. ABD, Rusya ile olan rekabeti çerçevesinde bu savaşa zemin hazırladı; bu nedenle en başından beri buna bir vekalet savaşı dedim” ifadelerini kullandı.
“Kendi altyapımıza yönelik terör saldırısına karşı sessiziz”
Almanya’nın mevcut güvenlik ve dış politika kararlarını eleştiren Vad, Berlin’in stratejik özerkliğini yitirdiğini ve ulusal çıkarlarını korumakta yetersiz kaldığını dile getirdi.
Federal hükümetin güvenlik politikalarında sorumluluğu tamamen Washington’a devretme refleksine geri döndüğünü belirten emekli general, geçmiş dönemlerdeki Alman başbakanlarının savunma yatırımlarını her zaman silah kontrolü ve yumuşama diplomasisiyle dengelemeye çalıştıklarını hatırlattı.
Vad, Almanya’nın kritik enerji altyapısına yönelik saldırıya da değinerek şu çarpıcı değerlendirmeyi yaptı:
“Almanya şu anda Ukrayna’nın en büyük destekçisi konumundadır. Ancak aynı zamanda, mevcut verilere göre kendi ulusal altyapısına yönelik, devlet destekli en büyük terör saldırısını da yine Ukrayna’dan almıştır. Kuzey Akım doğalgaz boru hattının sabotajla havaya uçurulması karşısında Alman siyasetinin ve medyasının sergilediği derin sessizlik son derece düşündürücü ve rahatsız edicidir. Kendi topraklarımızda cereyan edecek olası bir Avrupa savaşı Almanya için rasyonel bir seçenek olamaz. Bu nedenle Alman siyasetçilerden daha fazla ulusal çıkar odaklı bir politika izlemelerini bekliyorum. Mevcut siyaset tamamen Ukrayna odaklı hale geldi ve bu büyük bir hatadır.”
Avrupa ülkelerindeki iktidarların iç politikada yaşadığı zayıflıkların dış politikadaki saldırgan tutumu körüklediğini iddia eden Vad, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un siyasi olarak zayıflamasını, İngiltere Başbakanı Keir Starmer’ın düşük halk desteğini ve Almanya’daki koalisyon hükümetinin üzerindeki iç siyasi baskıları bu durumun nedenleri arasında gösterdi.
Vad’a göre, dış tehdit algısının canlı tutulması iç politikadaki başarısızlıkları örtbas etmek ve büyük bütçeli savunma harcamalarını gerekçelendirmek için elverişli bir zemin sunuyor.
“Savaşın sürmesi için toplumsal nefret üretiliyor”
Askeri teorisyen Carl von Clausewitz’in savaşı tanımlarken kullandığı “üçlü yapı” kavramına atıfta bulunan Erich Vad, savaşların sadece askeri kararlarla değil, toplumsal psikolojinin yönetilmesiyle sürdürülebildiğini açıkladı.
Siyaset, askeri-endüstriyel yapı ve toplum arasındaki ilişkinin önemini vurgulayan Vad, savaş dönemlerinde medyanın ve siyasi elitlerin üstlendiği rolü şu sözlerle eleştirdi:
“Savaşlar her zaman duygusal olarak beslenmek zorundadır; savaş nefret gerektirir. Bugün hem Batı’da hem de Rusya’da yürütülen yoğun bir bilgi savaşına tanıklık ediyoruz. Karşılıklı olarak yürütülen bu süreçte düşman şeytanlaştırılıyor, suçlu ilan ediliyor ve ahlaken değersizleştiriliyor. İnsanların zihninde bu nefret kökleşmeden, toplumların uzun süreli bir savaşı desteklemesi, kayıpları sineye çekmesi ve başka insanları öldürmeyi göze alması mümkün değildir. Siyasetin sadece askeri kategorilerle düşünmesi ve diplomasiyi tamamen dışlaması ülkemizi büyük bir felakete sürüklüyor. Kendi ülkemizin yıkımına yol açabilecek bu topyekun askeri destek anlayışı, geçmişte bizi felakete götüren gerçeklikten kopuk, siyah-beyaz Alman yaklaşımının bir tezahürüdür.”
Geleceğe yönelik riskler konusunda uyarılarda bulunan emekli Tuğgeneral, özellikle Ukrayna ordusuna sağlanan ve Rusya’nın derinliklerindeki askeri hedefleri vurabilen uzun menzilli insansız hava araçları ile füze sistemlerinin kontrolsüz bir tırmanmaya yol açabileceğini belirtti.
İngiltere’nin Ukrayna’ya sağladığı uzun menzilli muharip dronların üretim süreçlerine Avrupalı ve Alman şirketlerin de dahil olduğunu hatırlatan Vad, bu “derin saldırı” stratejisinin bölgesel çatışmayı her an küresel bir savaşa dönüştürebileceğini ifade etti.
Son olarak barışın ancak düşmanla konuşarak inşa edilebileceğini belirten Vad, İsrail’in eski yetkililerinden Moşe Dayan ve İzak Rabin’in geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü lideri Yaser Arafat ile yürüttüğü müzakereleri örnek gösterdi.
Avrupa’da bugün bu düzeyde cesaret gösterebilecek siyasi liderlerin bulunmadığını savunan Vad, “Eğer bu şekilde devam edersek, bir gün kendimizi Ukrayna’nın arkasında Rusya ile doğrudan savaşırken bulacağız. Almanya’nın acilen radikal bir dış politika değişimine giderek askeri yardımları yapıcı diplomatik arabuluculuk girişimleriyle birleştirmesi gerekiyor” diyerek sözlerini tamamladı.
Avrupa
Ukrayna’nın AB müzakerelerinde Macar azınlığı şartı

Macaristan Dışişleri Bakanı Anita Orban, Kiev yönetiminin Zakarpatya’daki Macar azınlığın haklarını iade etmeye yönelik anlaşmaya uymaması halinde, Ukrayna’nın Avrupa Birliği üyelik müzakerelerinin durdurulabileceğini açıkladı. Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski de genişleme sürecinin zorluğuna işaret ederek her iki tarafın da hazır olması gerektiğini belirtti.
Ukrayna’nın Avrupa Birliği’ne (AB) katılım müzakereleri, Kiev yönetiminin Zakarpatya bölgesindeki Macar ulusal azınlığının haklarının iade edilmesine yönelik Budapeşte ile vardığı anlaşmaları yerine getirmemesi halinde durdurulabilir.
Açıklama, Lüksemburg’daki AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Macaristan Dışişleri Bakanı Anita Orban’dan geldi.
Budapeşte ile Kiev’in 3 Haziran’da Zakarpatya’daki etnik Macarların siyasi, idari, kültürel ve eğitim alanlarındaki haklarının genişletilmesi konusunda bir anlaşmaya vardığını hatırlatan Orban, bu yükümlülüklerin Ukrayna’nın AB ile yürüttüğü müzakere çerçevesine halihazırda dahil edildiğini belirtti.
Orban, “Ukrayna bu anlaşmayı yerine getirmezse, münferit fasıllar kapsamındaki katılım süreci otomatik olarak askıya alınacaktır” dedi.
Macaristan’ın Ukrayna’nın AB üyeliğini ancak gerekli tüm şartların yerine getirilmesi koşuluyla desteklediğini vurgulayan Bakan, mevcut kurallardan herhangi bir istisna yapılmasına rıza göstermeyeceklerini ifade etti.
Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski de Lüksemburg’daki toplantı öncesinde TVP info’ya yaptığı açıklamada, AB müktesebatının hacmi ve entegrasyon düzeyinin sürekli artması nedeniyle genişleme sürecinin zamanla daha da karmaşık hale geldiğini belirterek tüm üyelik kriterlerine uyulması gerektiğini hatırlattı.
Kendi üyelik süreçlerine atıfta bulunan Sikorski, “Sadece teknik müzakerelerimiz bile yaklaşık yedi yıl sürdü. Ukrayna’nın hazır olduğundan, bizim hazır olduğumuzdan ve bu genişlemenin her iki taraf için de başarılı olacağından emin olmalıyız” diye konuştu.
AB, Ukrayna ile katılım müzakerelerini resmi olarak Haziran 2024’te Lüksemburg’da düzenlenen hükümetlerarası konferansla başlattı.
Ülkenin mevzuatını ve devlet kurumlarını AB standartlarıyla uyumlu hale getirmeyi öngören bu adım Brüksel tarafından tarihi bir gelişme olarak nitelendirilmiş, ancak üyeliğe giden yolun uzun yıllar alabileceği vurgulanmıştı.
Müzakerelerin yeni aşaması, AB ülkelerinin hukukun üstünlüğü, demokrasi, devlet kurumlarının işleyişi ve temel hakların korunması konularını içeren ilk müzakere faslının açılması konusunda uzlaşmasıyla başladı.
Bu blok, aday ülkenin üyelik yolundaki ilerlemeye hazır olup olmadığını değerlendiren en kritik aşamalardan biri olarak kabul ediliyor.
Müzakerelerin önündeki Macaristan engeli
Müzakere sürecindeki en büyük engellerden birini Macaristan’ın tutumu oluşturuyordu. Budapeşte, uzun süredir Kiev’i Zakarpatya’daki Macar azınlığın eğitim, kültür ve ana dil kullanımı başta olmak üzere haklarını kısıtlamakla suçluyordu.
Yaşanan anlaşmazlıklar nedeniyle Macaristan, AB ve NATO’nun Ukrayna ile ilgili kararlarını defalarca bloke etmişti.
Kiev ve Budapeşte’nin haziran başında etnik Macarların haklarının korunması konusunda anlaşmaya varmasının ardından Macaristan, ilk müzakere faslının açılmasına onay vermişti.
Avrupa
Alman sivil kurumları savaşa hazırlanıyor

Almanya’da, itfaiye birimlerinden afet örgütlerine kadar birçok sivil kurum Rusya ile olası bir çatışmaya hazırlanıyor.
German Foreign Policy’de yer alan habere göre savaş durumunda vicdani retçiler, birlik hareketlerinin ve diğer askeri operasyonların desteklenmesinde sivil olarak görevlendirilecek.
Bu durum, Alman İtfaiyeciler Birliği’nin bir görüş belgesinde ortaya konan taleplerden kaynaklanıyor.
Bu belgede, halkın “aşırı veya uzun süreli afet durumlarını” bağımsız olarak yönetebilmesi için yetkilendirilmesi gerektiği belirtiliyor.
Federal hükümet ayrıca, Rusya ile olası bir askeri çatışmaya yönelik gelecek planlamalarına sivil afet ve sivil koruma örgütlerini daha da yakından dahil etmeyi planlıyor.
Bu durum, Federal İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan ve kısa süre önce kamuoyuna açıklanan sivil koruma konulu yeni bir anahtar noktalar belgesinde görülüyor.
Savunma Bakanı Boris Pistorius ve İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt’e göre, belge “son on yılların en büyük sivil koruma ve sivil savunma modernizasyon hamlesinden başka bir şey değil.”
Uygulama için 10 milyar avro ayrıldı. Bu nedenle sivil afet müdahale ekipleri, gelecekte Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) tarafından destek sağlamak üzere çağrılma olasılığına hazırlıklı olmak zorunda.
Alman ordusu ekonomiyi askerileştirme adımları atmaya başladı
Federal hükümet, “Sivil Savunma Komutanlığı” kuracak
İçişleri Bakanlığı tarafından yakın zamanda yayınlanan kriz ve savaş zamanlarında sivil savunmaya ilişkin yeni bir politika belgesinde belirtildiği üzere, Almanya’da gelecekte “sivil ve askeri planlama arasında daha fazla entegrasyon” gerekli olacak.
Bu amaçla İçişleri Bakanlığı, özellikle “Almanya Operasyon Planı”nın uygulanması amacıyla kendi “yönlendirme komitesi” olan “Sivil Savunma Komutanlığı”nı kuracak.
Bu plan, savaş durumunda, yabancı birliklerin yeni bir doğu cephesine geçişinden altyapının güvenliğinin sağlanmasına ve sayısız yaralının bakımına kadar Almanya’da yürütülecek tüm faaliyetleri düzenliyor.
İçişleri Bakanı Dobrindt, askeri ve sivil savunmanın “sıkı bir şekilde birbirine bağlı” olması gerektiğini söyledi ve Bundeswehr ile sivil korumanın, “aynı madalyonun iki yüzü” olduğunu savundu.
Bakana göre “kapsamlı savunmayı” genişletmek isteyenler, sadece orduyu güçlendirmekle kalmamalı, her şeyden önce sivil korumayı ve sivil savunmayı da güçlendirmeli.
“Sivil Koruma Paktı” başlıklı yeni politika belgesi, Federal Cumhuriyet’in güvenlik politikası mimarisinin “yeni, temel bir direği” olarak sunuluyor.
Federal Savunma Bakanlığı’na göre, acil bir durumda Bundeswehr artık sivil koruma için hazır bulunamayacak, çünkü “NATO’nun kuzeydoğu kanadında tamamen farklı işler yapıyor olacak.”
Bakanlık bu nedenle “Almanya’nın bu duruma hazırlanması gerektiğini” vurguluyor.
Sivil koruma askerileştiriliyor
Bu kapsamda THW, itfaiye veya DLRG gibi resmi olarak sivil yardım kuruluşları ile askeri yedek kuvvetler, sivil koruma planlamasına entegre ediliyor.
Savunma ve içişleri bakanlıkları, yeni fonlar tahsis etmenin yanı sıra yapısal destek tedbirleri de kararlaştırdı.
Örneğin, sivil korumanın büyük ölçüde dayandığı gönüllü çalışmanın çerçeve koşulları iyileştirilecek.
Merkezi hükümetin uyarı uygulaması NINA (“Acil Durum Bilgileri ve Haberler Uygulaması”), ülke genelinde kamuya açık sığınaklar için tavsiyeler içerecek şekilde genişletilecek.
Ayrıca, “gerginlik veya savunma durumları” halinde “kitlesel yaralanma olayı” meydana gelmesi durumunda görevlendirilebilecek bir tıbbi görev gücü kuruluyor.
Federal hükümet, görev gücünü sadece “kimyasal, biyolojik ve radyoaktif durumlar için on binlerce modern koruyucu giysi” ile donatmakla kalmayıp, patlamalardan kaynaklanabilecek ağır yaralanmalarda uzuvlarda ağır kanamayı durdurmak için kullanılacak yeterli sayıda turnike ile de donatmayı planlıyor.
“Çocukların acil durumlarda nasıl davranacaklarını erken yaşta öğrenmelerini sağlamak, bu bilginin aileler içinde de aktarılmasını ve gönüllü çalışmaya ilginin uyandırılmasını” sağlamak amacıyla Berlin, “sivil savunmanın okul müfredatına giderek daha fazla entegre edilmesi” için çalışmayı planlıyor.
Son olarak, “hibrit saldırılar” gibi gerginlik ve savunma durumları dışındaki krizlerde bile tüm kurumlara, acil durumlarda sorunsuz işleyişi bugündem hazırlamak için yetki veren bir “yeni yasal çerçeve taslağı” duyuruldu.
Wolfgang Streeck: Kapitalizmin kendisini savaş yoluyla yeniden organize etmesinden korkuyorum
İtfaiyeciler ordu ile daha sıkı işbirliği istiyor
Bu talepler ve sivil savunmanın savaş hazırlıklarına entegre edilme çabaları, hiçbir şekilde sadece devlet aygıtından gelmiyor.
Daha mart ayında, Alman İtfaiyeciler Birliği, “özellikle […] Ukrayna’dan gelen güncel bilgiler”i de dikkate alarak, sivil savunmanın Rusya ile askeri bir çatışmaya hazırlıklı olması çağrısında bulunan bir görüş belgesi yayınladı.
Belgede gönüllü çalışmanın teşvik edilmesi isteniyor; zira yedek askerlerin “vatan savunması” için çağrılmasının “itfaiye teşkilatlarının ve yardım kuruluşlarının operasyonel hazırlık durumuna doğrudan etki edecek […] önemli personel eksikliklerine” yol açması bekleniyor.
Sağlık sistemi de “askeri operasyonlardan yaralanan personelin artan nakli ve tedavisi” nedeniyle büyük bir baskı altında kalacak.
Buna ek olarak, Almanya üzerinden Doğu Cephesi’ne giden NATO birliklerinin hareketlerini desteklemek için kapsamlı görevler de eklenecek.
Barıştan öte, savaştan beri: Hibrit savaş da yasal çerçeveye kavuşabilir
Bunu gidermek için “askerlik yerine geçecek bir modelin yeniden getirilmesi” amaçlanıyor, yani, gelecekteki vicdani retçilerin militarize sivil savunmaya entegre edilmesi.
Alman halkının “aşırı veya uzun süreli afet durumlarıyla başa çıkabilmesi” için “bağımsız hareket edebilmesi, kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmesi ve temel koruma önlemlerini uygulayabilmesi” sağlanacak.
Diğer şeylerin yanı sıra, sivillerin birkaç gün boyunca kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri sağlanacak. Temel kendini koruma önlemleri ve ilk yardım bilgisi edinmeleri ve “doğal afetler, teknik arızalar ve silahlı çatışma senaryolarıyla başa çıkma konusunda risk yeterliliği” geliştirmeleri gerekecek.
Buna göre “yetenekli bir nüfus, savaş veya kriz durumunda Almanya’da toplumun işleyişini sürdürmek” için bir ön koşul.
Ayrıca, İtfaiyeciler Birliği, “hibrit tehdit durumları” için ayrı bir yasal statü, yani savaş ve barış arasındaki geçiş aşaması için ayrı bir yasal çerçeve talep ediyor.
Bu, olağanüstü hal ilan edilmeden önce bile, özellikle devletin baskı uygulamaları konusunda yasal hareket alanının genişletilmesini ima ediyor.
Silahlı kuvvetlere sivil destek
Alman İtfaiyeciler Birliği’nin talepleri ile Sivil Koruma Paktı’nın içeriği sadece birbirine çok benzemekle kalmıyor; her ikisi de daha önce yayınlanan Sivil-Askeri İşbirliği 4.0 Yeşil Kitabı’nı yansıtıyor.
Bu kitapta, ordu, iç istihbarat, İçişleri Bakanlığı, Federal Sivil Koruma ve Afet Yardımı Dairesi ile danışmanlık firması PricewaterhouseCoopers’tan oluşan bir uzmanlar heyeti, sivil toplumun savaş hazırlıklarına entegre edilmesini talep etmişti.
Raporda, Almanya’nın Rusya ile “henüz savaşta olmadığı” ama zaten bir “gri bölgede” bulunduğu belirtilmişti.
Bu bağlamda, Yeşil Kitap’ın yazarları “askeri bir kriz durumunda etkili işbirliği için önlemler” önermişti.
Odak noktası, “savaş zamanında silahlı kuvvetlere sivil destek veya barış zamanında olası tırmanma eşikleri” idi, bunu “Almanya Operasyon Planı”nın uygulanmasıyla ilgili olarak da açıkça belirtmişlerdi.
Barış zamanında sıkıyönetim
“Sivil-Askeri İşbirliği 4.0” Yeşil Kitabı’nın yazarları, Doğu’dan gelen bir tehdit uydurarak ulusal bir “safların sıkılaştırılması” çağrısında bulunmuşlardı.
Buna göre tüm vatandaşlar ve kurumlar kendi rollerini bilmeli, ulusal savunma ve ittifak savunması, öngörülebilir gelecekte sadece tatbik edilmekle kalmayıp, aynı zamanda uygulanmalıydı.
Ayrıca, “hibrit tehdit” senaryosuna yönelik yeni yasalara ihtiyaç olduğu da vurgulanıyordu: Askeri polis, barış zamanında, yani olağanüstü hal ilan edilmeden önce bile yurt içinde zorlayıcı polis tedbirleri uygulama yetkisine sahip olmalıydı.
Ayrıca, Bundeswehr’in nispeten yeni iç güvenlik güçlerinin yetkileri, “polisle ayrım gözetilerek” netleştirilmeliydi.
Askerlik ve zorunlu askerlik çerçevesinde, “askerlik süresine uyarlanmış, tamamen sivil/afet yardımı görevleri için birkaç yıllık bir hizmet süresi” mümkün kılınmalıydı.
Son olarak, “olağanüstü hal kanunları” da barış zamanına genişletilmeliydi.
Tüm bunlar, savaş zamanı hazırlığı için mümkün olan en kapsamlı sivil kapasiteleri harekete geçirmeyi amaçlıyor.
Alman ordusu ve istihbaratından sivilleri savaşa hazırlama raporu – 2
Avrupa
İsviçre’de nüfus referandumundan “hayır” çıktı

İsviçreli seçmenler pazar günü, ülke nüfusunu 2050 yılına kadar 10 milyonla sınırlandırmayı öngören öneriyi reddetti.
Oy kullananların yaklaşık yüzde 54’ü girişime karşı çıktı.
Referandum Brüksel’de de yakından takip edildi. “Evet” oyu, İsviçre’yi AB ile çatışma rotasına sokacak ve ülkenin blokla olan serbest dolaşım anlaşmasını tehlikeye atacaktı.
İsviçre mallarının yüzde 60’ı AB’ye satılıyor ama bu ticaret karşılıklı anlaşmaya bağlı.
Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komitesi Başkanı Alman milletvekili David McAllister şunları söyledi:
“Bugün İsviçreli seçmenler güvenilirlik, açıklık ve ikili yolun devamı lehine güçlü bir sinyal gönderdi. İsviçre, Avrupa ile bağlarına bağlı kalmaya devam ediyor ve zorlukları pragmatik ve işbirlikçi bir şekilde ele almaya hazır.”
Referandum, ülkenin çevre ve kamu hizmetleri üzerindeki baskıyı hafifletmeye yardımcı olacağını savunan sağcı İsviçre Halk Partisi tarafından önerildi.
Parti, göçmenlik karşıtı kampanyalar yürütme konusunda uzun bir geçmişe sahip.
“Hayır” kampanyası, göçün kısıtlanmasının, yabancı uyruklu işçilerin ağırlıklı olduğu sağlık gibi sektörleri nasıl etkileyebileceğine odaklandı.
Ayrıca, İsviçre’nin AB ile ilişkilerine yönelik riskleri ve istikrarsız bir jeopolitik ortamda daha geniş anlamda izolasyonun tehlikelerini vurguladı.
İsviçre’nin şu anki nüfusu 9,1 milyon olup 2040’ların başında 10 milyonun üzerine çıkması bekleniyor.
Mevcut İsviçre nüfusunun yaklaşık yüzde 28’i yurtdışında doğmuş.
Nüfusun yüzde 59’unun katıldığı referandumda, teklifin lehine oy kullananların oranı yüzde 45 ile nispeten düşük bir farkla sonuçlanan oylamanın, hükümete, göç konusundaki kamuoyu tepkisini gidermek için daha koordineli adımlar atması yönünde baskı oluşturması muhtemel.
Görüş2 hafta önceXi liderliğinde yükselen Çin diplomasisi: Bütün yollar Pekin’e çıkıyor
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 1
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 3
Dünya Basını2 hafta önceABD’li iktisatçı Wolff: Küresel güney artık yeni bir dünya düzeni kuruyor
Diplomasi2 hafta önceErmenistan ve ABD, Trump koridoru projesi için anlaşma imzaladı
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Michael Hudson: Mevcut savaşın tüm detayları elli yıl önce planlandı
Asya2 hafta önceÇin, Japonya ve Filipinler’in sınır görüşmelerine genişletilmiş deniz devriyeleriyle karşılık verdi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 2







