Avrupa
Erich Vad, Ukrayna savaşını Verdun Muharebesi’ne benzetti

Almanya eski Başbakanı Angela Merkel’in askeri danışmanlığını yapan emekli Tuğgeneral Erich Vad, Ukrayna’daki askeri durumun çıkmaza girdiğini belirtti. Berliner Zeitung gazetesine konuşan Vad, tarafların yıpratma stratejisinin büyük can kayıplarına yol açtığını vurgulayarak acil diplomatik çözüm çağrısında bulundu.
Almanya Federal Cumhuriyeti’nde askeri ve stratejik analizleriyle tanınan, eski Başbakan Angela Merkel’in askeri politikalar konusundaki eski danışmanı emekli Tuğgeneral Erich Vad, Rusya ve Ukrayna arasında devam eden savaşa ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Berliner Zeitung gazetesine geniş bir mülakat veren Vad, Klaus von Dohnanyi ile birlikte kaleme aldığı Barış – Nasıl Olur? (Frieden – Wie geht das?) adlı kitabının yayımlanması vesilesiyle gerçekleştirdiği söyleşide, mevcut askeri stratejilerin sonuçsuzluğuna dikkat çekti ve uluslararası toplumu diplomasi kanallarını tamamen kapatmakla eleştirdi.
Tarihçi kimliğiyle de bilinen ve 2006-2013 yılları arasında Federal Başbakanlık bünyesinde grup başkanlığı, Federal Güvenlik Konseyi sekreterliği ile askeri danışmanlık görevlerini yürüten Vad, günümüzde yaşanan jeopolitik gerilimlerin sadece askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini belirtti.
“Mevcut yıpratma stratejisi Verdun gibi bir kan değirmenidir”
Erich Vad, Ukrayna sahasındaki mevcut durumu askeri tarihin en kanlı çarpışmalarından birine benzeterek şu ifadeleri kullandı:
“Ukrayna’da askeri bir çözümün Ukrayna lehine gerçekleşmesi yakın gelecekte mümkün görünmüyor. Şu anda uygulanan yöntem, tarafların birbirlerinin geri hatlarını hedef aldığı ve karşı tarafın ne zaman pes edeceğini ya da müzakere masasına oturacağını beklediği bir yıpratma stratejisidir. Bu yıpratma stratejisi, 1916 yılındaki Verdun Muharebesi gibi adeta bir kan değirmenidir. Yüz binlerce genç Ukraynalı ve Rus hayatını kaybetti, koca bir ülke harabeye döndü.”
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin Rusya’nın Donbass ve Kırım’dan tamamen çekilmesini öngören maksimalist taleplerinin gerçekçi olmadığını kaydeden Vad, “Rusların bu bölgelerden çekilip barış yapacağını varsaymak bir illüzyondan ibarettir. Bu durum, Rusya’nın bölgedeki hayati stratejik çıkarlarına tamamen aykırıdır. Tarafların bu pozisyonlarından geri adım atamaması nedeniyle silahlar konuşmaya devam ediyor. Ancak bu savaşın topyekun bir Avrupa savaşına evrilme riski son derece yüksek ve işler bu şekilde gitmeye devam ederse gidişatın o yönde olduğu izlenimini taşıyorum” dedi.
Vad, askeri çözümlerin sınırlarına değinirken sadece Ukrayna’da değil, İran gibi diğer kriz bölgelerinde de benzer bir tablonun geçerli olduğunu kaydetti.
İran’a yönelik hava harekatlarının bir rejim değişikliği yaratamayacağını, 1500 kilometreyi aşan sahil şeridini ve Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmek için karadan müdahale etmenin ise bugün ABD ordusunun bile üstlenemeyeceği bir askeri maliyet gerektirdiğini ifade etti.
“Ukrayna’nın NATO hedefi Rusya için kırmızı çizgiydi”
NATO’nun doğuya doğru genişleme sürecini değerlendiren Vad, bu hamlenin Rusya tarafından batı etki alanlarının sınırlarını doğuya kaydırma girişimi olarak algılandığını belirtti.
Başlangıçta Polonya ve Baltık ülkelerinin Rus egemenliğinden çıkma taleplerinin anlaşılır olduğunu ve bu sürecin NATO-Rusya Kurucu Senedi ile NATO-Rusya Konseyi gibi diplomatik mekanizmalarla dengelendiğini hatırlatan eski askeri danışman, daha sonra Batı’nın bu dengeli yolu terk ettiğini vurguladı.
Vad, mülakatında şu analizi paylaştı:
“Batı daha sonra bu dengeli çizgiden saptı ve süreç tamamen Amerikan etki alanının doğuya doğru genişletilmesine dönüştü. Oysa Amerikalılar kendi etki alanlarında benzer bir durumu asla kabul etmezlerdi. Eğer Meksika yarın Rio Grande sınırında Rusya ve Çin ile ortak askeri tatbikat yapmaya kalkışsa, Amerikalılar soğukkanlılıkla ülkeyi işgal ederlerdi. Rusya küresel bir güç ve dünyanın en büyük nükleer gücüdür. Rusların dayanma gücünü ne hafife almak ne de gözümüzde büyütmek gerekir. Aynı durum Çin için de geçerlidir. Eğer Amerikalılar Tayvan’da bir hava üssü kurmaya kalkışsaydı, ertesi gün Üçüncü Dünya Savaşı çıkardı. Almanya’daki en büyük sorun, Rusya’nın bakış açısını anlama yönündeki çabanın tamamen ortadan kalkmış olmasıdır. Onları anlamaya çalışmak, yaptıklarını onaylamak anlamına gelmez; bu sadece durum analizinin bir gereğidir.”
2008 yılındaki Bükreş NATO Zirvesi’nde Ukrayna’ya verilen üyelik perspektifini ve o dönemki tartışmaları da aktaran Vad, o dönem Başbakan Merkel’in heyetinde bizzat yer aldığını belirterek şunları kaydetti:
“O dönemki genel değerlendirme, Ukrayna kamuoyunun NATO üyeliği konusunda derin bir bölünme içinde olduğu ve çoğunluğun aslında üyeliğe karşı çıktığı yönündeydi. Dönemin ABD Moskova Büyükelçisi William Burns, bu adımın Rusya için koyu kırmızı bir çizgi olduğunu ve savaşa yol açacağını net bir şekilde rapor etmişti. Konuyu bilen herkes durumun farkındaydı. Bu nedenle o dönem Ukrayna’ya Üyelik Eylem Planı verilmemesi doğru bir karardı. Ancak yapılan büyük hata, bu üyelik hedefinin tamamen iptal edilmeyerek askıda tutulması oldu. Trump öncesi ABD yönetimleri Ukrayna’yı bu yöne çekmek için yoğun silah teslimatları, askeri danışmanlar, istihbarat faaliyetleri ve batı yanlısı sivil toplum kuruluşlarına yönelik büyük finansal destekler dahil her yolu denedi. Bu süreç Maydan protestolarıyla zirveye ulaştı. 2019 yılında NATO üyeliğinin Ukrayna anayasasına girmesi ise Rusya açısından bardağı taşıran son damla oldu.”
Sürecin gelişiminde ABD’nin küresel rekabet stratejisinin payı olduğunu savunan Vad, “Ukrayna meşru olarak kendi egemenliğini savunuyor ve Rus saldırısı şüphesiz bir devletler hukuku ihlalidir. Ancak küresel güçlerin uluslararası hukuku genel olarak nasıl kullandığına baktığımızda, bu durum maalesef istisnai bir örnek teşkil etmiyor. ABD, Rusya ile olan rekabeti çerçevesinde bu savaşa zemin hazırladı; bu nedenle en başından beri buna bir vekalet savaşı dedim” ifadelerini kullandı.
“Kendi altyapımıza yönelik terör saldırısına karşı sessiziz”
Almanya’nın mevcut güvenlik ve dış politika kararlarını eleştiren Vad, Berlin’in stratejik özerkliğini yitirdiğini ve ulusal çıkarlarını korumakta yetersiz kaldığını dile getirdi.
Federal hükümetin güvenlik politikalarında sorumluluğu tamamen Washington’a devretme refleksine geri döndüğünü belirten emekli general, geçmiş dönemlerdeki Alman başbakanlarının savunma yatırımlarını her zaman silah kontrolü ve yumuşama diplomasisiyle dengelemeye çalıştıklarını hatırlattı.
Vad, Almanya’nın kritik enerji altyapısına yönelik saldırıya da değinerek şu çarpıcı değerlendirmeyi yaptı:
“Almanya şu anda Ukrayna’nın en büyük destekçisi konumundadır. Ancak aynı zamanda, mevcut verilere göre kendi ulusal altyapısına yönelik, devlet destekli en büyük terör saldırısını da yine Ukrayna’dan almıştır. Kuzey Akım doğalgaz boru hattının sabotajla havaya uçurulması karşısında Alman siyasetinin ve medyasının sergilediği derin sessizlik son derece düşündürücü ve rahatsız edicidir. Kendi topraklarımızda cereyan edecek olası bir Avrupa savaşı Almanya için rasyonel bir seçenek olamaz. Bu nedenle Alman siyasetçilerden daha fazla ulusal çıkar odaklı bir politika izlemelerini bekliyorum. Mevcut siyaset tamamen Ukrayna odaklı hale geldi ve bu büyük bir hatadır.”
Avrupa ülkelerindeki iktidarların iç politikada yaşadığı zayıflıkların dış politikadaki saldırgan tutumu körüklediğini iddia eden Vad, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un siyasi olarak zayıflamasını, İngiltere Başbakanı Keir Starmer’ın düşük halk desteğini ve Almanya’daki koalisyon hükümetinin üzerindeki iç siyasi baskıları bu durumun nedenleri arasında gösterdi.
Vad’a göre, dış tehdit algısının canlı tutulması iç politikadaki başarısızlıkları örtbas etmek ve büyük bütçeli savunma harcamalarını gerekçelendirmek için elverişli bir zemin sunuyor.
“Savaşın sürmesi için toplumsal nefret üretiliyor”
Askeri teorisyen Carl von Clausewitz’in savaşı tanımlarken kullandığı “üçlü yapı” kavramına atıfta bulunan Erich Vad, savaşların sadece askeri kararlarla değil, toplumsal psikolojinin yönetilmesiyle sürdürülebildiğini açıkladı.
Siyaset, askeri-endüstriyel yapı ve toplum arasındaki ilişkinin önemini vurgulayan Vad, savaş dönemlerinde medyanın ve siyasi elitlerin üstlendiği rolü şu sözlerle eleştirdi:
“Savaşlar her zaman duygusal olarak beslenmek zorundadır; savaş nefret gerektirir. Bugün hem Batı’da hem de Rusya’da yürütülen yoğun bir bilgi savaşına tanıklık ediyoruz. Karşılıklı olarak yürütülen bu süreçte düşman şeytanlaştırılıyor, suçlu ilan ediliyor ve ahlaken değersizleştiriliyor. İnsanların zihninde bu nefret kökleşmeden, toplumların uzun süreli bir savaşı desteklemesi, kayıpları sineye çekmesi ve başka insanları öldürmeyi göze alması mümkün değildir. Siyasetin sadece askeri kategorilerle düşünmesi ve diplomasiyi tamamen dışlaması ülkemizi büyük bir felakete sürüklüyor. Kendi ülkemizin yıkımına yol açabilecek bu topyekun askeri destek anlayışı, geçmişte bizi felakete götüren gerçeklikten kopuk, siyah-beyaz Alman yaklaşımının bir tezahürüdür.”
Geleceğe yönelik riskler konusunda uyarılarda bulunan emekli Tuğgeneral, özellikle Ukrayna ordusuna sağlanan ve Rusya’nın derinliklerindeki askeri hedefleri vurabilen uzun menzilli insansız hava araçları ile füze sistemlerinin kontrolsüz bir tırmanmaya yol açabileceğini belirtti.
İngiltere’nin Ukrayna’ya sağladığı uzun menzilli muharip dronların üretim süreçlerine Avrupalı ve Alman şirketlerin de dahil olduğunu hatırlatan Vad, bu “derin saldırı” stratejisinin bölgesel çatışmayı her an küresel bir savaşa dönüştürebileceğini ifade etti.
Son olarak barışın ancak düşmanla konuşarak inşa edilebileceğini belirten Vad, İsrail’in eski yetkililerinden Moşe Dayan ve İzak Rabin’in geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü lideri Yaser Arafat ile yürüttüğü müzakereleri örnek gösterdi.
Avrupa’da bugün bu düzeyde cesaret gösterebilecek siyasi liderlerin bulunmadığını savunan Vad, “Eğer bu şekilde devam edersek, bir gün kendimizi Ukrayna’nın arkasında Rusya ile doğrudan savaşırken bulacağız. Almanya’nın acilen radikal bir dış politika değişimine giderek askeri yardımları yapıcı diplomatik arabuluculuk girişimleriyle birleştirmesi gerekiyor” diyerek sözlerini tamamladı.
Avrupa
Fransa’dan Birleşik Krallık’ın 5 milyar avroluk startup fonuna katılımına itiraz

Fransa, teknoloji girişimlerine yönelik 5 milyar avroluk AB sermaye yatırım fonuna Birleşik Krallık’ın katılımı konusunda şüphelerini dile getirdi.
Avrupalı diplomatlara göre bu hamle, AB-Birleşik Krallık “yeniden başlatma” müzakereleri üzerindeki gerginliğin devam ettiğini ortaya koyuyor.
Altı yıl önce Brexit kapsamında AB’den ayrılan İngiltere, teknolojik hakimiyet yarışında ABD ve Çin ile rekabet etmekte zorlanan Avrupa’nın teknoloji sektörüne yatırımı artırmak amacıyla oluşturulan fona 150 milyon avroluk tohum sermayesi katkısında bulunmayı kabul etti.
Startup’lar, araştırma ve inovasyondan sorumlu AB Komiseri Ekaterina Zaharieva, mayıs ayında Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Birleşik Krallık’ın fona katılmasının “karşılıklı çıkar” olduğunu belirtmişti.
Fakat diplomatlar, Paris’in şu anda herhangi bir anlaşmaya katı koşullar eklemeye çalıştığını söylüyor.
Fransızların itirazda bulunduğuna işaret eden bir AB diplomatı, “Birleşik Krallık AB’de değil; öyleyse, bu girişimin AB üye devletlerinin yararına bir AB girişimi olmasını sağlamamız gerekirken, neden İngilizlere fırsatlar sunalım?” diye sorduklarını aktardı.
Fransa, diğer bazı AB üye devletleriyle birlikte, Birleşik Krallık ile yan anlaşmalar yapmanın, bu sonbaharda Birleşik Krallık ile mevcut “resetleme” paketini sonuçlandırmak üzere yapılacak kritik zirve öncesinde, taviz koparmak için AB’nin elindeki kozları azaltma riski taşıdığını da savunuyor.
İkinci bir diplomat, “Fransa sert bir tutum sergiliyor ama Birleşik Krallık’ın Scaleup fonuna katılmasına izin verirsek, diğer üç veya dört üye devlet de ‘bunun bize ne faydası var?’ diye soruyor; bazıları bir ‘karşılıklı menfaat’ olması gerektiğini savunuyor,” diye ekledi.
Diplomatlar, Birleşik Krallık’ın 2027’den itibaren başlayacak Scaleup Europe Fonu’nun bir sonraki döngüsüne dahil edilebilmesi için Fransa’nın itirazlarının giderilmesine yönelik çabalar konusunda zamanın daraldığını belirtti.
Fransız diplomatlar, Paris’in Birleşik Krallık’ın programa katılımına prensipte itirazı olmadığını, fakat Birleşik Krallık’ın AB üyesi olmayan bir devlet olarak programa nasıl katılacağına dair Avrupa Komisyonu’ndan ayrıntılı bilgi talep ettiğini söyledi.
Fransızlar, “Bu teknik bir tartışma. Birleşik Krallık’ın katılımına ilişkin hesaplama yöntemini anlamak için Komisyon’a sorular iletildi,” diye eklediler.
AB üye devletleri, fon havuzundan çekebilecekleri tutar için yüzde 25’lik bir üst sınırla karşı karşıya.
AB üyesi olmayan ülkeler için bu sınırın ne olacağı ve katkı payları ile ödeme düzeyleri arasındaki ilişki konusunda hâlâ cevaplanmamış sorular var.
Bu tartışma, bazı yönlerden Birleşik Krallık’ın AB’nin 150 milyar avroluk savunma tedarik fonuna katılımına ilişkin tartışmaları anımsatıyor.
Bu görüşmeler, geçen kasım ayında Birleşik Krallık’ın Brüksel’in milyarlarca avroluk katkı talebini reddetmesi üzerine sert bir şekilde sonuçsuz kalmıştı.
AB-Birleşik Krallık “resetleme” müzakerelerinin sonucunu kesinleştirmek üzere Temmuz ayında yapılması planlanan zirve, Keir Starmer’ın Birleşik Krallık başbakanlığından istifasının ardından rafa kaldırıldı.
Yeni bir tarih belirlenmedi ama diplomatlar zirvenin ekim sonu veya kasım başında yapılmasını bekliyor.
Birleşik Krallık, bitki ve hayvansal ürünlere yönelik sınır kontrollerinin kaldırılmasına yönelik bir anlaşma, Birleşik Krallık ile AB karbon fiyatlandırma sistemini yeniden birbirine bağlayacak bir mutabakat ve 18-30 yaş grubu için sınırlı kapsamlı bir Gençlik Deneyim Programı arıyor.
Fakat bu konularda iki taraf arasında önemli görüş ayrılıkları devam ediyor.
İsveçli satın alma şirketi EQT tarafından ticari esaslara göre yönetilecek olan Scaleup Europe Fonu, Birleşik Krallık’ın 2024 yılında “ortak ülke” statüsünde yeniden katıldığı 96 milyar avroluk araştırma programı Horizon Europe’un bir parçası.
Diplomatlar, AB Araştırma ve İnovasyon Genel Müdürlüğü’nün son aylarda Birleşik Krallık’ın programa katılımı konusunda “verimli” müzakereler yürüttüğünü fakat Birleşik Krallık’ın katılımına yönelik resmi bir teklif henüz sunmadığını belirtti.
Fonun mevcut döngüsü 2027’de sona eriyor ve 2034’e kadar sürecek bir sonraki döngünün, Komisyon’un 1 milyar avroluk başlangıç fonu ile emeklilik fonları ve diğer özel sermaye kaynaklarından sağlanacak kalan kısmın eklenmesiyle 5 milyar avroyu aşması bekleniyor.
Birleşik Krallık Kabine Ofisi, hükümetin devam eden müzakereler hakkında yorum yapmayacağını belirtti.
Komisyon sözcüsü ise görüşmelerin devam ettiğini ve “herhangi bir tutum hakkında yorum yapmanın henüz erken” olacağını söyledi.
Avrupa
Bordeaux bölgesindeki orman yangınları füze üretim tesislerine yaklaştı

Fransa’nın Gironde bölgesinde geniş alanlara yayılan orman yangınları, Bordeaux bölgesindeki savunma, havacılık ve uzay sanayisi tesislerine yaklaştı. Füze üretimi ve bilimsel araştırmaların yapıldığı merkezleri tehdit eden yangınlara karşı askeri birlikler ve özel ekipmanlar devreye sokuldu. Avrupa genelinde sıcak hava dalgası sebebiyle tahliyeler artarken Fransa’daki yangın alanları rekor seviyeye ulaştı.
Fransa’nın Gironde bölgesinde başlayan geniş çaplı orman yangını, Bordeaux bölgesinde yer alan savunma, havacılık ve uzay sanayisi işletmelerini tehdit ediyor.
On binlerce hektarlık alana yayılan alevler; füze, silah üretimi ve bilimsel araştırmalarla bağlantılı tesislere yaklaştı. Le Parisien gazetesi, yangının kritik sanayi noktalarına olan yakınlığına dikkat çekti.
Bordeaux yakınlarında havacılık, uzay ve savunma sektörlerinde faaliyet gösteren ArianeGroup ve Thales şirketlerinin yanı sıra savunma kompleksine ait başka tesisler bulunuyor. Bu tesislerin bir bölümü ormanlık alanların hemen yanında yer alıyor.
Stratejik füze ve roket tesisleri risk altında
Gironde bölgesindeki Saint-Médard-en-Jalles kentinde, ArianeGroup şirketine ait M51 balistik füzelerinin yakıtlarıyla çalışılan iki tesis yer alıyor.
Şirketin Le Haillan bölgesindeki bir diğer tesisinde Ariane 6 taşıyıcı roketinin motorları üretiliyor. Aynı bölgede roket sektörü için motor sistemleri üreten Roxel France tesisleri de konumlanıyor.
Le Barp kentinde ise Megajul lazer tesisine (LMJ) ev sahipliği yapan CEA Cesta araştırma merkezi bulunıyor. Merkez temsilcisi, durumun kontrol altında olduğunu ve şu an için tesis için bir tehdit bulunmadığını açıkladı.
ArianeGroup yetkilileri, şirketin yerel ve ulusal makamlarla sürekli temas halinde olduğunu bildirdi.
Fransa Silahlı Kuvvetler Bakanlığı, sanayi tesislerinin korunması amacıyla uzman personelin ve gerekli kaynakların tahsis edildiğini açıkladı.
Avrupa genelinde yangınlar devam ediyor
Avrupa’daki orman yangınları anormal sıcaklıklar eşliğinde sürüyor. Avrupa Orman Yangınları Bilgi Sistemi verilerine göre, Avrupa Birliği ülkelerinde yılbaşından bu yana yanan alanların büyüklüğü, gözlem tarihinin en yüksek ikinci seviyesine ulaştı.
Fransa ve İspanya’da yangınlar nedeniyle tahliye edilenlerin sayısı 250 bin kişiyi aştı. Resmi verilere göre Fransa’da en az 197 bin sakin evlerini terk etmek zorunda kaldı.
Yanan alanların büyüklüğü ise neredeyse 98 bin hektara ulaştı; yetkililer bu durumun muhtemelen rekor bir gösterge olduğunu değerlendiriyor.
Fransa sağlık makamları daha önce sıcaklar nedeniyle ölüm oranlarında artış olduğunu, haziran ayında normalden yaklaşık 5,7 bin daha fazla ölüm kaydedildiğini duyurmuştu.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Bordeaux bölgesindeki itfaiyecilere yardım etmek üzere yaklaşık 1000 askeri personeli görevlendirdi.
Operasyonda ayrıca 20 tona kadar yangın geciktirici madde atabilen bir A400M askeri nakliye uçağı, ek hava kuvvetleri ve itfaiye ekipleri kullanılıyor.
Avrupa
Avrupa teknolojik bağımsızlık için 3 trilyon dolar harcayacak

Bloomberg Intelligence tarafından hazırlanan raporda, Avrupa’nın ABD ve Asya merkezli teknoloji tedarikçilerine olan bağımlılığını sonlandırmak için önümüzdeki on yılda yaklaşık 3 trilyon dolar harcaması gerektiği kaydedildi. “Avrupa Malı Al” mekanizması kapsamındaki garantili talebin, AB’nin yazılım bağımsızlığına ulaşmasındaki en güçlü araç olduğu ifade edildi.
Bloomberg Intelligence Kıdemli Analisti Mandeep Singh tarafından hazırlanan raporda, Avrupa’nın ABD ve Asya merkezli tedarikçilerden vazgeçerek önümüzdeki on yıl içinde dijital bağımsızlığa ulaşması için yaklaşık 3 trilyon dolar harcaması gerektiği sonucuna varıldı.
Bu tutarın bulut altyapısının geliştirilmesi, yapay zeka veri merkezlerinin kurulması, büyük dil modellerinin eğitilmesi ve diğer teknolojik alan kapsama girmektedir.
Singh’in raporunda, “Avrupa Malı Al” mekanizması üzerinden sağlanacak garantili talebin, AB’nin yazılım bağımsızlığı hedefine ulaşmasındaki en güçlü kaldıraç olabileceği kaydedildi.
Palantir Avrupa pazarında kan kaybediyor
Süreçte öne çıkan örneklerden biri, Peter Thiel tarafından 2003 yılında kurulan ABD merkezli Palantir şirketi etrafında gelişti. Fransa Silahlı Kuvvetler Bakanı Sébastien Lecornu, haziran ayında Fransız istihbarat servisi DGSI ile sözleşmesinin bitmesine üç yıl kalmasına rağmen Palantir ile ortaklığı sonlandıracaklarını duyurdu. Lecornu, “Fransa kendi araçlarına sahip olmalıdır” açıklamasını yaptı.
Bu beyan, ABD Başkanı Donald Trump’ın Anthropic şirketine ait öncü yapay zeka modellerine erişimi kısıtlama kararının ardından geldi. Lecornu, Palantir’in yerine yerel bir rakip olan ChapsVision şirketini işaret etti.
Bloomberg’in aktardığına göre Palantir yöneticileri bu gelişme karşısında şaşkınlık yaşadı. Şirket yetkililerinden biri, Lecornu’yu güvenlik alanındaki kritik kararları “Hollywood çekişmesine” dönüştürmekle suçladı. Fransa iç istihbarat servisi DGSI ile imzalanan sözleşmenin yakın zamanda üç yıllığına yenilendiği bilgisi verildi.
İngiltere Parlamentosu Üyesi Chi Onwurah, Palantir’in Ulusal Sağlık Servisi (NHS) ile olan 330 milyon sterlinlik (440 milyon dolar) sözleşmesinin feshedilmesini önerdi.
Onwurah, “Siyasi bir ajandaya sahipler. Palantir, dijital altyapımızda kabul edilemez bir zayıflığı temsil ediyor” dedi.
Bloomberg, Palantir’in Avrupa’daki konumunun zayıfladığını, Almanya ve Polonya güvenlik hizmetlerinin yerel tedarikçiler aradığını bildirdi. Hollanda Savunma Bakanı, Palantir’i Avrupalı sağlayıcılarla değiştirme sözü verdi. Temmuz ayında eski Palantir çalışanları tarafından kurulan iki İngiliz girişimi, eski işverenlerine meydan okumak amacıyla finansman sağladı.
Fransız ChapsVision Avrupa pazarına göz dikti
Gelişmelerin odağındaki ChapsVision şirketi, Fransa devlet bakanlıkları ve kurumlarında ihaleler kazandı. Bloomberg Intelligence değerlendirmesine göre, yalnızca DGSI ile yapılan sözleşmenin değeri en az 100 milyon avro seviyesindedir. Politico’nun mayıs ayındaki haberine göre Almanya iç istihbarat teşkilatı BfV, Palantir ile olan sözleşmenin yerine ChapsVision’ı seçti.
ChapsVision Üst Yöneticisi (CEO) Silvano Sansoni, verdiği mülakatta, “Amacımız Avrupa şampiyonu olmaktır” ifadesini kullandı.
Sansoni, Polonya’daki hassas konumdaki tüm müşterilerle görüşmeler yürüttüklerini ve yakın gelecekte ana odak noktalarının Almanya olduğunu söyledi. Sansoni, ChapsVision’ın Fransız istihbaratı için Palantir’in yerini hemen alamayacağını kabul ederek, “Teknoloji karmaşık, bu yüzden yarın Palantir’in yerini almayacağız” dedi.
Uzmanlar tam bağımsızlık risklerine karşı uyarıyor
Bloomberg’e konuşan uzmanlar olası risklere dikkat çekti. İngiltere Stratejik Komuta Merkezinin eski komutanı emekli General Richard Barrons, “Palantir’i dışarıda bırakmak çılgınlık olur. Kendinizi dünyanın önde gelen kabiliyetlerinden mahrum bırakırsınız” değerlendirmesini yaptı.
The Futurum Group analisti Nick Patience, birbirine bağlı bir dünyada yüzde yüz egemenliğe ulaşmanın pek mümkün olmadığını söyledi. Patience, ChapsVision’ın çoğunluk hissesi Çin devlet şirketi China Huaxin’e ait olan Alcatel Lucent Enterprise ile ortaklığını öne çıkardığına işaret etti.
Bloomberg, Trump’ın Fable 5 ve Mythos 5 yapay zeka modellerine yabancıların erişimini yasaklamasının ardından Avrupa ve Kanada’nın diğer güçlerin kararlarına bağımlı olmamak amacıyla acilen kendi yapay zeka modellerini geliştirme kararı aldığını bildirdi.
Financial Times’ın haziran başında kaynaklara dayandırdığı haberinde, ABD Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) siber operasyonlar yürütmek için Anthropic şirketine ait Claude Mythos modelini kullanabileceği öne sürüldü.
Bir kaynak, bu sistemin Çin veya İran gibi ülkelerin ağlarına sızmak amacıyla kullanılabileceğini aktardı.
Diplomasi2 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Görüş2 hafta önceNATO 2.9: Atlantik cephesinin çok kutuplu paradoksu
Avrupa2 hafta önceİngiltere çelik üreticisi British Steel’i kamulaştırdı
Ortadoğu2 hafta önceİran Dışişleri: Hakan Fidan’ın karşılaştırması hayret verici ve yanlıştır
Rusya2 hafta önceRus bankalarından Türkiye’deki ödemelere blokaj
Amerika2 hafta önceLindsey Graham’a muhtaç olan sistem
Asya2 hafta önceDeepSeek, önümüzdeki yıl halka arz planlıyor
Asya2 hafta önceÇin küresel kaz ciğeri üretiminin yeni merkezi oldu








