Avrupa
Erich Vad, Ukrayna savaşını Verdun Muharebesi’ne benzetti

Almanya eski Başbakanı Angela Merkel’in askeri danışmanlığını yapan emekli Tuğgeneral Erich Vad, Ukrayna’daki askeri durumun çıkmaza girdiğini belirtti. Berliner Zeitung gazetesine konuşan Vad, tarafların yıpratma stratejisinin büyük can kayıplarına yol açtığını vurgulayarak acil diplomatik çözüm çağrısında bulundu.
Almanya Federal Cumhuriyeti’nde askeri ve stratejik analizleriyle tanınan, eski Başbakan Angela Merkel’in askeri politikalar konusundaki eski danışmanı emekli Tuğgeneral Erich Vad, Rusya ve Ukrayna arasında devam eden savaşa ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Berliner Zeitung gazetesine geniş bir mülakat veren Vad, Klaus von Dohnanyi ile birlikte kaleme aldığı Barış – Nasıl Olur? (Frieden – Wie geht das?) adlı kitabının yayımlanması vesilesiyle gerçekleştirdiği söyleşide, mevcut askeri stratejilerin sonuçsuzluğuna dikkat çekti ve uluslararası toplumu diplomasi kanallarını tamamen kapatmakla eleştirdi.
Tarihçi kimliğiyle de bilinen ve 2006-2013 yılları arasında Federal Başbakanlık bünyesinde grup başkanlığı, Federal Güvenlik Konseyi sekreterliği ile askeri danışmanlık görevlerini yürüten Vad, günümüzde yaşanan jeopolitik gerilimlerin sadece askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini belirtti.
“Mevcut yıpratma stratejisi Verdun gibi bir kan değirmenidir”
Erich Vad, Ukrayna sahasındaki mevcut durumu askeri tarihin en kanlı çarpışmalarından birine benzeterek şu ifadeleri kullandı:
“Ukrayna’da askeri bir çözümün Ukrayna lehine gerçekleşmesi yakın gelecekte mümkün görünmüyor. Şu anda uygulanan yöntem, tarafların birbirlerinin geri hatlarını hedef aldığı ve karşı tarafın ne zaman pes edeceğini ya da müzakere masasına oturacağını beklediği bir yıpratma stratejisidir. Bu yıpratma stratejisi, 1916 yılındaki Verdun Muharebesi gibi adeta bir kan değirmenidir. Yüz binlerce genç Ukraynalı ve Rus hayatını kaybetti, koca bir ülke harabeye döndü.”
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin Rusya’nın Donbass ve Kırım’dan tamamen çekilmesini öngören maksimalist taleplerinin gerçekçi olmadığını kaydeden Vad, “Rusların bu bölgelerden çekilip barış yapacağını varsaymak bir illüzyondan ibarettir. Bu durum, Rusya’nın bölgedeki hayati stratejik çıkarlarına tamamen aykırıdır. Tarafların bu pozisyonlarından geri adım atamaması nedeniyle silahlar konuşmaya devam ediyor. Ancak bu savaşın topyekun bir Avrupa savaşına evrilme riski son derece yüksek ve işler bu şekilde gitmeye devam ederse gidişatın o yönde olduğu izlenimini taşıyorum” dedi.
Vad, askeri çözümlerin sınırlarına değinirken sadece Ukrayna’da değil, İran gibi diğer kriz bölgelerinde de benzer bir tablonun geçerli olduğunu kaydetti.
İran’a yönelik hava harekatlarının bir rejim değişikliği yaratamayacağını, 1500 kilometreyi aşan sahil şeridini ve Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmek için karadan müdahale etmenin ise bugün ABD ordusunun bile üstlenemeyeceği bir askeri maliyet gerektirdiğini ifade etti.
“Ukrayna’nın NATO hedefi Rusya için kırmızı çizgiydi”
NATO’nun doğuya doğru genişleme sürecini değerlendiren Vad, bu hamlenin Rusya tarafından batı etki alanlarının sınırlarını doğuya kaydırma girişimi olarak algılandığını belirtti.
Başlangıçta Polonya ve Baltık ülkelerinin Rus egemenliğinden çıkma taleplerinin anlaşılır olduğunu ve bu sürecin NATO-Rusya Kurucu Senedi ile NATO-Rusya Konseyi gibi diplomatik mekanizmalarla dengelendiğini hatırlatan eski askeri danışman, daha sonra Batı’nın bu dengeli yolu terk ettiğini vurguladı.
Vad, mülakatında şu analizi paylaştı:
“Batı daha sonra bu dengeli çizgiden saptı ve süreç tamamen Amerikan etki alanının doğuya doğru genişletilmesine dönüştü. Oysa Amerikalılar kendi etki alanlarında benzer bir durumu asla kabul etmezlerdi. Eğer Meksika yarın Rio Grande sınırında Rusya ve Çin ile ortak askeri tatbikat yapmaya kalkışsa, Amerikalılar soğukkanlılıkla ülkeyi işgal ederlerdi. Rusya küresel bir güç ve dünyanın en büyük nükleer gücüdür. Rusların dayanma gücünü ne hafife almak ne de gözümüzde büyütmek gerekir. Aynı durum Çin için de geçerlidir. Eğer Amerikalılar Tayvan’da bir hava üssü kurmaya kalkışsaydı, ertesi gün Üçüncü Dünya Savaşı çıkardı. Almanya’daki en büyük sorun, Rusya’nın bakış açısını anlama yönündeki çabanın tamamen ortadan kalkmış olmasıdır. Onları anlamaya çalışmak, yaptıklarını onaylamak anlamına gelmez; bu sadece durum analizinin bir gereğidir.”
2008 yılındaki Bükreş NATO Zirvesi’nde Ukrayna’ya verilen üyelik perspektifini ve o dönemki tartışmaları da aktaran Vad, o dönem Başbakan Merkel’in heyetinde bizzat yer aldığını belirterek şunları kaydetti:
“O dönemki genel değerlendirme, Ukrayna kamuoyunun NATO üyeliği konusunda derin bir bölünme içinde olduğu ve çoğunluğun aslında üyeliğe karşı çıktığı yönündeydi. Dönemin ABD Moskova Büyükelçisi William Burns, bu adımın Rusya için koyu kırmızı bir çizgi olduğunu ve savaşa yol açacağını net bir şekilde rapor etmişti. Konuyu bilen herkes durumun farkındaydı. Bu nedenle o dönem Ukrayna’ya Üyelik Eylem Planı verilmemesi doğru bir karardı. Ancak yapılan büyük hata, bu üyelik hedefinin tamamen iptal edilmeyerek askıda tutulması oldu. Trump öncesi ABD yönetimleri Ukrayna’yı bu yöne çekmek için yoğun silah teslimatları, askeri danışmanlar, istihbarat faaliyetleri ve batı yanlısı sivil toplum kuruluşlarına yönelik büyük finansal destekler dahil her yolu denedi. Bu süreç Maydan protestolarıyla zirveye ulaştı. 2019 yılında NATO üyeliğinin Ukrayna anayasasına girmesi ise Rusya açısından bardağı taşıran son damla oldu.”
Sürecin gelişiminde ABD’nin küresel rekabet stratejisinin payı olduğunu savunan Vad, “Ukrayna meşru olarak kendi egemenliğini savunuyor ve Rus saldırısı şüphesiz bir devletler hukuku ihlalidir. Ancak küresel güçlerin uluslararası hukuku genel olarak nasıl kullandığına baktığımızda, bu durum maalesef istisnai bir örnek teşkil etmiyor. ABD, Rusya ile olan rekabeti çerçevesinde bu savaşa zemin hazırladı; bu nedenle en başından beri buna bir vekalet savaşı dedim” ifadelerini kullandı.
“Kendi altyapımıza yönelik terör saldırısına karşı sessiziz”
Almanya’nın mevcut güvenlik ve dış politika kararlarını eleştiren Vad, Berlin’in stratejik özerkliğini yitirdiğini ve ulusal çıkarlarını korumakta yetersiz kaldığını dile getirdi.
Federal hükümetin güvenlik politikalarında sorumluluğu tamamen Washington’a devretme refleksine geri döndüğünü belirten emekli general, geçmiş dönemlerdeki Alman başbakanlarının savunma yatırımlarını her zaman silah kontrolü ve yumuşama diplomasisiyle dengelemeye çalıştıklarını hatırlattı.
Vad, Almanya’nın kritik enerji altyapısına yönelik saldırıya da değinerek şu çarpıcı değerlendirmeyi yaptı:
“Almanya şu anda Ukrayna’nın en büyük destekçisi konumundadır. Ancak aynı zamanda, mevcut verilere göre kendi ulusal altyapısına yönelik, devlet destekli en büyük terör saldırısını da yine Ukrayna’dan almıştır. Kuzey Akım doğalgaz boru hattının sabotajla havaya uçurulması karşısında Alman siyasetinin ve medyasının sergilediği derin sessizlik son derece düşündürücü ve rahatsız edicidir. Kendi topraklarımızda cereyan edecek olası bir Avrupa savaşı Almanya için rasyonel bir seçenek olamaz. Bu nedenle Alman siyasetçilerden daha fazla ulusal çıkar odaklı bir politika izlemelerini bekliyorum. Mevcut siyaset tamamen Ukrayna odaklı hale geldi ve bu büyük bir hatadır.”
Avrupa ülkelerindeki iktidarların iç politikada yaşadığı zayıflıkların dış politikadaki saldırgan tutumu körüklediğini iddia eden Vad, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un siyasi olarak zayıflamasını, İngiltere Başbakanı Keir Starmer’ın düşük halk desteğini ve Almanya’daki koalisyon hükümetinin üzerindeki iç siyasi baskıları bu durumun nedenleri arasında gösterdi.
Vad’a göre, dış tehdit algısının canlı tutulması iç politikadaki başarısızlıkları örtbas etmek ve büyük bütçeli savunma harcamalarını gerekçelendirmek için elverişli bir zemin sunuyor.
“Savaşın sürmesi için toplumsal nefret üretiliyor”
Askeri teorisyen Carl von Clausewitz’in savaşı tanımlarken kullandığı “üçlü yapı” kavramına atıfta bulunan Erich Vad, savaşların sadece askeri kararlarla değil, toplumsal psikolojinin yönetilmesiyle sürdürülebildiğini açıkladı.
Siyaset, askeri-endüstriyel yapı ve toplum arasındaki ilişkinin önemini vurgulayan Vad, savaş dönemlerinde medyanın ve siyasi elitlerin üstlendiği rolü şu sözlerle eleştirdi:
“Savaşlar her zaman duygusal olarak beslenmek zorundadır; savaş nefret gerektirir. Bugün hem Batı’da hem de Rusya’da yürütülen yoğun bir bilgi savaşına tanıklık ediyoruz. Karşılıklı olarak yürütülen bu süreçte düşman şeytanlaştırılıyor, suçlu ilan ediliyor ve ahlaken değersizleştiriliyor. İnsanların zihninde bu nefret kökleşmeden, toplumların uzun süreli bir savaşı desteklemesi, kayıpları sineye çekmesi ve başka insanları öldürmeyi göze alması mümkün değildir. Siyasetin sadece askeri kategorilerle düşünmesi ve diplomasiyi tamamen dışlaması ülkemizi büyük bir felakete sürüklüyor. Kendi ülkemizin yıkımına yol açabilecek bu topyekun askeri destek anlayışı, geçmişte bizi felakete götüren gerçeklikten kopuk, siyah-beyaz Alman yaklaşımının bir tezahürüdür.”
Geleceğe yönelik riskler konusunda uyarılarda bulunan emekli Tuğgeneral, özellikle Ukrayna ordusuna sağlanan ve Rusya’nın derinliklerindeki askeri hedefleri vurabilen uzun menzilli insansız hava araçları ile füze sistemlerinin kontrolsüz bir tırmanmaya yol açabileceğini belirtti.
İngiltere’nin Ukrayna’ya sağladığı uzun menzilli muharip dronların üretim süreçlerine Avrupalı ve Alman şirketlerin de dahil olduğunu hatırlatan Vad, bu “derin saldırı” stratejisinin bölgesel çatışmayı her an küresel bir savaşa dönüştürebileceğini ifade etti.
Son olarak barışın ancak düşmanla konuşarak inşa edilebileceğini belirten Vad, İsrail’in eski yetkililerinden Moşe Dayan ve İzak Rabin’in geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü lideri Yaser Arafat ile yürüttüğü müzakereleri örnek gösterdi.
Avrupa’da bugün bu düzeyde cesaret gösterebilecek siyasi liderlerin bulunmadığını savunan Vad, “Eğer bu şekilde devam edersek, bir gün kendimizi Ukrayna’nın arkasında Rusya ile doğrudan savaşırken bulacağız. Almanya’nın acilen radikal bir dış politika değişimine giderek askeri yardımları yapıcı diplomatik arabuluculuk girişimleriyle birleştirmesi gerekiyor” diyerek sözlerini tamamladı.
Avrupa
Berlin’de AfD karşıtı protesto

Binlerce kişi, Almanya için Alternatif’in (AfD) Saksonya-Anhalt seçiminde elde ettiği zaferin ardından Berlin’de protesto gösterileri düzenledi.
Brandenburg Kapısı’nda toplanan göstericiler, AfD’yi kınayan barışçıl bir miting düzenlediler.
Pazar günü doğu eyaleti Saksonya-Anhalt’ta tarihinin en iyi eyalet sonucunu elde eden AfD, 20 Eylül’de başkentte ve Baltık kıyısındaki Mecklenburg-Batı Pomeranya’da yapılacak bölgesel seçimlere doğru net bir ivme kazandı.
Polis, 5.000 protestocu olduğunu bildirirken, organizatörler ise AfD’ye karşı seçmenleri harekete geçirme kampanyasına 14.000’den fazla kişinin katıldığını ileri sürdü.
Kalabalığın içindeki pankartlarda “Faşizm bir alternatif değildir”, “Nazi AfD’yi durdurun: ırkçılığa ve sosyal hizmetlerdeki kesintilere son verin” ve “Tarih gözlerini üzerimize dikmiş” yazıyordu.
Seçim gününe iki haftadan az bir süre kala, Berlin’deki mitingde göstericiler, pazar günkü sonucun ardından “umutsuzluktan ve sinizmden kaçınılması” gerektiği konusunda uyarıda bulundu.
Eski Nazi toplama kampı Buchenwald’daki anıtın müdürü Jens-Christian Wagner sahneden yaptığı konuşmada, AfD’nin Saksonya-Anhalt’ta aldığı yaklaşık %44’lük oy oranının, “insanı öfkelendiren ve şaşkına çeviren bir utanç” olduğunu söyledi.
Wagner, AfD’nin mutlak çoğunluğu kıl payı kaçırmış olsa da Saksonya-Anhalt’ta iktidara gelmenin eşiğinde olduğu ve bunun İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana “aşırı sağ” için bir ilk olacağı uyarısında bulundu ve “Bu durum sessizce kabul edilmemeli,” dedi.
Saksonya-Anhalt’taki Die Linke (Sol Parti) şubesinin üyesi olan 17 yaşındaki Max Schneller, eyaletteki aktivistlerin bir AfD hükümetinin azınlıkları hedef almaya yönelik her türlü girişimine karşı mücadele edeceklerini söyledi.
Schneller, “Komşularımızı kökenlerine, dinlerine veya ten rengine göre sınıflandırmaya başlamayacağız; nefret etmek için fazla insancılız,” dedi ve sözleri büyük alkış aldı.
AfD, hükümet kurmak için gerekli desteğin üç oy gerisinde. Partinin adayı Ulrich Siegmund, krallık kurucu rolünü üstlenmeye istekli diğer partilerden muhalifleri kendi safına çekmeyi umuyor.
Almanya’nın iç istihbarat teşkilatı, 2023 yılından bu yana partinin eyalet şubesini “demokratik normlara tehdit oluşturduğu” gerekçesiyle “aşırı sağcı örgütler” listesine aldı.
Yerel basının haberlerine göre, Berlin yakınlarındaki Potsdam’da da yüzlerce AfD karşıtı protestocu bir araya gelirken, Münster, Göttingen, Dresden, Aachen, Bamberg, Darmstadt ve AfD’nin oyların neredeyse yarısını kazandığı Saksonya-Anhalt eyaletindeki Halberstadt’ta da mitingler düzenlendi.
Eyaletin ikinci büyük şehri olan Halle’de, sol gruplar ve sivil toplum örgütleri seçim gününden bu yana bir protesto kampı düzenliyorlar.
AfD, Mecklenburg-Batı Pomeranya’daki seçmen tercihi anketlerinde de yaklaşık %35 ile başı çekiyor.
Bununla birlikte, eyalet başbakanı Manuela Schwesig’in liderliğindeki SPD, yaz aylarında dikkat çekici bir geri dönüş gerçekleştirdi ve şu anda %30’un üzerinde bir oy oranı elde ediyor.
Almanya’nın 16 federal eyaletinden biri olan Berlin’de ise durum daha karmaşık. Birkaç parti birinci olmak için rekabet ediyor. Eyalet, Hıristiyan Demokratlar (CDU) ile SPD’nin oluşturduğu bir koalisyon tarafından yönetiliyor.
Şansölye Friedrich Merz’in partisi olan CDU başkentte yaklaşık %20 oy oranıyla kıl payı bir üstünlük sağlıyor.
Hemen arkasında, seçim kampanyasında hızla artan konut maliyetlerine odaklanan Die Linke ve AfD yer alırken, bunları %10’ların ortalarında oy toplayan SPD ve Yeşiller takip ediyor.
Avrupa
BSW’den iki koşul: Başbakan Batı Alman veya siyonist olmamalı

BSW’nin baş adayı Claudia Wittig, Saksonya-Anhalt’ta başbakan adayı olabilecek bir kişi Batı Alman ve siyonist olmaması gerektiğini söyledi.
AfD, Saksonya-Anhalt’taki eyalet seçimlerini rekor bir sonuçla kazandı. Fakat bu, tek partili bir hükümet kurmak için yeterli değil.
Şimdi anahtar rol BSW’ye düşebilir. Sahra Wagenknecht’in partisi, “partili olmayan bir başbakan” savunuyor ve bunu AfD ile de görüşmek istiyor.
AfD ile koalisyona kapıları kapatan ama olaylar ve yasalar bazında ortaklıklar kurulabileceğini söyleyen Wittig’in bu mülakatı Compact’ın YouTube kanalında yayınlandı.
Sahra Wagenknecht, daha önce kendi siyasi müttefiklerinin de sağcı Compact dergisi ile ilişkilenmesine tepki göstermişti.
Şubat 2023’te, o dönem Sol Partili (Die Linke) olan Diether Dehm, dergiye bir röportaj vermişti.
Bir Spiegel muhabiri, X’te bu duruma dikkat çekince Wagenknecht o zaman, “‘Compact’a röportaj veren herkes aklını kaçırmış demektir,” diyerek yanıt vermişti.
BSW’nin Compact’a yönelik tutumu değişmiş görünüyor. Wittig’in dergiye kapsamlı bir röportaj vermesinin yanı sıra, Wagenknecht de daha sonra Compact TV’ye konuştu.
Seçim kampanyası sırasında Wittig’in Compact tarafından düzenlenen bir yaz festivaline katılacağı duyurulmuştu. Daha sonra katılımı iptal edildi.
BSW, iptal nedeni olarak kendi eyalet şubesinden gelen olumsuz geri bildirimleri ve etkinliğin sorunlu bulduğu temasını gösterdi.
“COMPACT-Magazin GmbH”, Federal Anayasa Koruma Dairesi tarafından aşırı sağcı olarak sınıflandırılıyor ve gözetim altında tutuluyor.
Federal İçişleri Bakanlığı, Temmuz 2024’te bu örgütü yasaklamaya çalıştı fakat başaramadı. Federal İdare Mahkemesi, 2025 yılında bu yasağı bozdu.
Derginin kurucusu, eskiden sol ve komünist çevrelerde adını duyurmuş Jürgen Elsässer.
Avrupa
Kral Charles, yapay zeka toplantısına ev sahipliği yapacak

İngiltere Kralı Charles, yapay zeka sektörünün önde gelen isimlerini bu ay gerçekleşecek özel bir etkinliğe davet etti.
Henüz kamuoyuna duyurulmadığı için isimsiz kalmak isteyen ve planlara aşina iki kişiye göre, etkinliğin İskoçya’nın Ayrshire bölgesindeki Dumfries House’da düzenlenmesi planlanıyor.
Burası, Charles’ın 1990 yılında çevresel ve sosyal konularda hak savunuculuğu yapmak amacıyla kurduğu “The King’s Foundation” adlı hayır kurumunun genel merkezi.
Bu kaynaklardan birine göre, özel toplantının konuk listesinde Nvidia CEO’su Jensen Huang, Google DeepMind’ın İngiliz kurucusu Demis Hassabis ve Vatikan’ın yapay zeka danışmanı Paolo Benanti’nin de yer alması planlanıyor.
Aynı kaynak, yapay zeka sektöründen toplamda yaklaşık 30 tanınmış ismin etkinliğe davet edildiğini belirtti.
Bir Kraliyet yetkilisi POLITICO’ya şunları söyledi:
“Kralın hükümdar ve küresel bir devlet adamı olarak sahip olduğu benzersiz yeteneklerden biri, üst düzey paydaşları bir araya getirme becerisi.”
Yetkili, Kral Charles’ın kendi görüşlerini açıklamayacağını fakat çağın en önemli sorunlarından biri hakkında “toplantı düzenlemek, diyalog kurmak, dinlemek ve tartışmayı teşvik etmek” istediğini vurguladı.
Etkinlik, küresel meseleler üzerine tartışmalar düzenleyen bir hayır kurumu olan Ditchley Vakfı tarafından organize ediliyor ve bakanlar da davet edilecek.
Şu anda DeepMind’ın başkanı olan Hassabis, Temmuz ayında yapay zeka için ABD merkezli bir küresel standartlar kuruluşu kurulması çağrısında bulunmuştu.
Kral Charles da yapay zekanın geliştirilmesi ve düzenlenmesi konusuna ilgi gösteriyor.
Kral, Nisan ayında Washington’a yaptığı ziyaret sırasında Nvidia’dan Huang ve Apple, Amazon ve Google’dan teknoloji yöneticileriyle bir araya gelmiş; bu ziyaret sırasında ABD ile Birleşik Krallık arasında yapay zeka konusunda işbirliğini vurgulamıştı.
Ayrıca geçen Eylül ayında Başkan Donald Trump’ın Birleşik Krallık’a yaptığı ziyaret sırasında Windsor Kalesi’nde bir ziyafet düzenlemiş ve bu ziyafete Huang ile OpenAI CEO’su Sam Altman dahil olmak üzere teknoloji sektörünün önde gelen isimleri katılmıştı.
Trump’ın ziyareti, ABD’li teknoloji firmalarının Birleşik Krallık’ta yapacağı önemli yatırımların duyurulması ve daha sonra ticari anlaşmazlıklar nedeniyle askıya alınan ABD-Birleşik Krallık Teknoloji Refah Anlaşması’nın imzalanmasıyla aynı zamana denk geldi.
Kasım ayında Huang ve yapay zeka alanındaki diğer öncüler Kral Charles’tan bir ödül aldı.
Nvidia CEO’su, kralın kendisine Yapay Zeka Güvenliği Zirvesi’nde yaptığı konuşmanın bir kopyasını hediye ettiğini ve konuşmada şu ifadelere yer verildiğini söyledi:
“Yapay zekanın sayısız faydasını gerçekleştirmek istiyorsak, onun önemli riskleriyle mücadelede birlikte çalışmalıyız.”
Dünya Basını2 hafta önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Amerika2 hafta önceKıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor
Görüş1 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Avrupa2 hafta önceAlman tarihçi Kittel, savaştan Hitler’i değil Stalin’i sorumlu tuttu
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Ortadoğu2 hafta önceSDG’nin feshi için yapılan anlaşmanın ayrıntıları
Avrupa1 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa1 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor









