Asya
Eski Güney Kore Devlet Başkanına müebbet kararı

Güney Kore’de eski Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, isyan suçunu yönetmekten dolayı perşembe günü müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
Seul Merkez Bölge Mahkemesi, Yoon’un sıkıyönetim ilan etme ve Ulusal Meclis’e asker sevk etme girişiminin, idam cezasını da öngören isyan suçunu oluşturduğuna hükmetti. Güney Kore Ceza Kanunu, isyanı “ulusal toprakları gasp etmek veya Anayasa’yı devirmek amacıyla şiddet oluşturmak” şeklinde tanımlıyor.
Kararı okuyan hâkim Ji Gwi-yeon, davanın temel unsurunun Yoon’un yasama organına asker göndermesi olduğunu ve bunun anayasal düzeni ihlal etmeye yönelik bir teşebbüs anlamına geldiğini belirtti. Hâkim, Yoon’un üst düzey siyasetçileri ve Ulusal Meclis Başkanını tutuklamayı planladığını da ifade etti.
“Ulusal Meclis’in faaliyetlerini felç etmeyi ya da işlev görmesini engellemeyi amaçladığını söylemek için yeterli neden bulunmaktadır,” dedi Ji.
Savcılar idam cezası talep etmişti; ancak Güney Kore’de 1990’ların sonlarından bu yana infaz gerçekleştirilmedi.
Hâkim Ji, cezanın gerekçesini açıklarken Yoon’un “bu suçu doğrudan ve aktif biçimde planladığını, çok sayıda kişiyi eyleme dahil ettiğini” ve sıkıyönetim ilanının yol açtığı büyük toplumsal maliyetler için özür dilemediğini söyledi.
Bununla birlikte hâkim, planın “titizlikle tasarlanmış görünmediğini” ve “fiziksel güç kullanımını en aza indirme niyeti taşıdığını… ayrıca planın büyük ölçüde başarısız olduğunu” da ekledi.
Yoon karara itiraz edebilecek; savcılık da aynı şekilde temyiz yoluna gidebilecek. Yoon’un avukatı Yoon Kap-keun, hükmün açıklanmasının ardından yaptığı açıklamada, isyan suçlamasını destekleyecek bir dayanak bulunmadığını savundu ve kararın “temel hukuk ilkelerini ve delil kurallarını göz ardı ettiğini” söyledi. Eski başkanın hukuk ekibinin atacağı somut adımlara ilişkin ise ayrıntı vermedi.
Soruşturma makamları Yoon’u, Ocak 2025’te Cumhurbaşkanlığı konutunda, Cumhurbaşkanlığı Güvenlik Servisi ile günler süren gerginliğin ardından gözaltına almıştı. Geçen ay Yoon, kendisini tutuklamak üzere yerleşkeye girmek isteyen müfettişleri engellediği gerekçesiyle adaleti engelleme suçundan beş yıl hapis cezasına çarptırıldı. Avukatları bu karara da itiraz etti.
Aynı gün eski Savunma Bakanı Kim Yong-hyun, isyandaki rolü nedeniyle 30 yıl hapis cezası aldı. Eski Savunma İstihbarat Komutanı Noh Sang-won ise 18 yıl hapse mahkûm edildi.
Hâkim Ji, televizyondan yayımlanan açıklamasında, sıkıyönetim krizinin Güney Kore’nin demokratik bir ülke olarak uluslararası imajına kalıcı zarar verdiğini ve polis ile ordunun tarafsızlığına duyulan güveni sarstığını vurguladı.
“Sonuç olarak toplumumuz artık siyasi olarak bölünmüş ve aşırı bir çatışma ortamı yaşıyor,” dedi ve ekledi: “Bu toplumsal maliyetler hesaplanamayacak ölçüde büyük zararlar doğurmuştur.”
Sıkıyönetim girişimi
Ülkenin başsavcısı olarak tanınan Yoon, 3 Aralık 2024 gecesi televizyondan yaptığı konuşmada sıkıyönetim ilan etmişti. Başkan, muhalefetin çoğunluğundaki Ulusal Meclis’e asker ve askeri helikopterler göndermiş, ayrıca Ulusal Seçim Komisyonu’na baskın düzenletmişti. Sıkıyönetim komutanlığı, yasama faaliyetlerini ve siyasi muhalefetin etkinliklerini yasaklayacağını, tüm medyayı kontrol altına alacağını duyurmuştu.
Her iki büyük partiden milletvekilleri kararı oylamak üzere Meclis’te acil toplantıya koşmuş, bazıları içeri girmelerini engellemeye çalışan silahlı askerlerle arbede yaşamıştı. Yoon, ertesi sabah saat 04.30 civarında yapılan oylamanın ardından sıkıyönetim kararını geri çekmişti.
Yoon sıkıyönetimi ilan ederken, bu adımın Güney Kore demokrasisini “devlet karşıtı güçlerden” korumak için gerekli olduğunu söylemişti. Bu ifade, o dönemde yasama organında çoğunluğu elinde bulunduran ve yasa tasarılarını engelleyen muhalefet partilerine gönderme olarak yorumlanmıştı.
Yoon ve diğer bazı muhafazakâr siyasetçiler, mevcut Devlet Başkanı Lee Jae Myung’un mensubu olduğu ilerici Demokratik Parti’nin Çin ve Kuzey Kore adına hareket eden unsurlar tarafından gizlice kontrol edildiğini öne süren komplo teorilerine atıfta bulunmuştu.
Takip eden haftalarda milletvekilleri Yoon’un azli yönünde oy kullandı; ancak görevden resmen alınması, Anayasa Mahkemesi yargıçlarının geçen yıl nisan ayında azil kararını onaylamasıyla gerçekleşti. Ülke 3 Haziran’da cumhurbaşkanlığı seçimine gitti ve Lee Jae Myung, Halkın Gücü Partisi’nin muhafazakâr adayı Kim Moon-su karşısında açık farkla kazandı.
Güney Kore’de neredeyse tüm cumhurbaşkanları, ya mali çıkar sağlamak ya da siyasi rakiplerini hedef almak amacıyla yetkilerini kötüye kullanmakla suçlanmıştı. Bununla birlikte Yoon’un durumu benzersizdi; zira görevdeyken tutuklanıp hapse atılan ilk devlet başkanı oldu. Eşi Kim Keon Hee de ciddi hukuki sorunlarla karşı karşıya kaldı ve geçen ay rüşvet kabul ettiği gerekçesiyle 20 ay hapis cezasına çarptırıldı.
Göreve gelmesinden bu yana Lee, zayıf ekonomik büyüme ve artan konut fiyatları gibi iç sorunlara odaklanarak ülkedeki siyasi ortamı sakinleştirdi ve makul düzeyde kamuoyu desteği elde etti. Ayrıca ABD’nin uyguladığı gümrük tarifelerinin etkilerini yönetmek zorunda kaldı ve Yoon döneminde başlatılan, Güney Kore’nin komşusu ve tarihsel rakibi Japonya ile ilişkileri iyileştirme sürecini sürdürmeye çalıştı.
Yoon geçen yıl Halkın Gücü Partisi’nden ayrıldı; ancak parti sıkıyönetim krizinin yarattığı zarardan henüz toparlanamadı. Şubat ortasında yapılan bir Realmeter anketine göre katılımcıların %36,1’i partiye destek verdiğini belirtirken, Demokratik Parti’nin desteği %44,8 olarak ölçüldü. Lee’nin cumhurbaşkanı olarak görev onay oranı ise %56,5 seviyesindeydi.
Yoon’un “devlet karşıtı güçlerin varlığı” iddiası ana akımda geniş kabul görmedi; Güney Kore sağındaki önemli aktörler de bu kanıtsız iddialardan uzaklaştı. Buna karşın eski başkan, sıkıyönetim kararının haklı olduğunu ve görevden alınmasının adaletsiz olduğunu düşünen bir destekçi kitlesini koruyor.
Perşembe günü Seul Merkez Bölge Mahkemesi çevresinde yüzlerce Yoon destekçisi toplandı. Ulusal bayraklar ve “Yoon masumdur” yazılı pankartlar taşıyan kalabalık, sokağa kurulan büyük ekranlardan kararın canlı yayınını izlerken “sıkıyönetim anayasaldır” sloganları attı.
Mahkemenin diğer tarafında ise onlarca karşıt gösterici, “Yoon’a idam cezası” sloganları attı.
Mahkeme çevresinde binlerce polis görev yaptı; kararın açıklanmasının ardından göstericiler herhangi bir olay çıkmadan dağıldı.
Asya
Hindistan, ABD ile ticaret görüşmelerinde daha iyi koşullar için direniyor

Yetkililer ve analistlere göre Hindistan, ABD ile son görüşmelerde hızlı bir ticaret anlaşmasını reddetti ve Başbakan Narendra Modi’nin yeni ticaret ortakları, azalan ekonomik riskler ve iç siyasette elde ettiği kazanımlardan aldığı güvenle daha iyi koşullar için beklemeyi tercih etti.
Aylar süren müzakerelerin ardından iki ülke, ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer’ın geçen ay Yeni Delhi’ye yaptığı ziyaret sırasında geçici bir ticaret anlaşmasını sonuçlandıramadı. Oysa her iki taraf da sınırlı kapsamlı bir anlaşmaya varılmasının yakın olduğunu düşünüyordu.
Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir Hindistan hükümeti yetkilisi, Reuters’a, Washington’ın Yeni Delhi’nin temel talepleri konusunda güvence vermemesi nedeniyle uzlaşma sağlanamadığını söyledi. Bu talepler arasında Hindistan’a Çin gibi rakipleri karşısında tarife avantajı tanınması ve anlaşma sonrasında ABD tarafından yeni vergiler getirilmemesi bulunuyordu.
Yetkili, “Tutumumuz açık. Olumlu koşullar içermeyen bir anlaşmaya alelacele imza atmayı ya da tarım konusunda taviz vermek gibi kırmızı çizgilerimizden ödün vermeyi düşünmüyoruz” dedi.
Yetkililer ve analistlere göre Washington, Başkan Donald Trump’ın bu ayın ilerleyen günlerinde yürürlüğe girmesi beklenen yeni gümrük vergilerine hazırlandığı bir dönemde, stratejik ortağı Hindistan’dan hızlı ticari tavizler almayı umuyordu. Ancak Hindistan’ın direnmesi, ihracatına daha yüksek vergiler uygulanması ve şirketler açısından belirsizliğin uzaması riskini beraberinde getiriyor.
Greer ile yapılan görüşmelerin ertesi günü Hindistan Ticaret Bakanı Piyush Goyal, Hindistan’a avantaj sağlamadığı sürece ABD ile anlaşmanın uygulamaya konulmayacağını söyledi. Bu açıklama, daha yüksek tarife ihtimaline rağmen Yeni Delhi’nin tutumunu sertleştirdiğini ve anlaşma konusunda acele etmediğini gösterdi.
Diğer birçok ülkede olduğu gibi Hindistan’dan gelen malların büyük bölümü şu anda ABD’de yüzde 10 gümrük vergisine tabi. Ancak Trump yönetiminin, aşırı sanayi kapasitesine ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında bu ay daha yüksek tarifeler getirmesi bekleniyor. Hindistan ise ABD’nin kapasite fazlasına ilişkin suçlamalarını reddediyor.
Washington, zorla çalıştırılarak üretilen malların ticaretini engellemekte başarısız oldukları iddiasıyla aralarında Hindistan’ın da bulunduğu onlarca ülkeye yüzde 12,5’e varan yeni tarifeler uygulanmasını daha önce teklif etmişti.
Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir ABD kaynağının Reuters’a aktardığına göre Washington’ın tutumu, Hindistan’ın talep ettiği tercihli ticaret hükümlerinden yararlanabilmek için kendi tavizlerini vermesi gerektiği yönünde.
Müzakerelerin gizli olması nedeniyle Hindistanlı yetkili ile ABD’li kaynak isimlerinin açıklanmasını istemedi. Hindistan Ticaret Bakanlığı ile ABD Ticaret Temsilciliği, e-posta yoluyla gönderilen yorum taleplerine yanıt vermedi.
İsminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkili, Washington’ın Hindistan ile görüşmeleri sürdürdüğünü ve hâlâ bir anlaşmaya varılmasını beklediğini söyledi ancak herhangi bir takvim paylaşmadı.
Yetkili, bununla birlikte Hindistan’ın müzakerelerde zaman zaman yavaş, bürokratik ve zorlu bir tutum sergilediğini belirterek hızlı bir anlaşma ihtimalinin düşük olduğu sinyalini verdi.
Beyaz Saray Sözcüsü Kush Desai, görüşmelerdeki tıkanıklığa ilişkin soruya şu yanıtı verdi:
“Trump yönetimi, Amerikalıları ve ‘Önce Amerika’ yaklaşımını merkeze alan tarihi bir ticaret anlaşmasını sonuçlandırmak için Hindistanlı yetkililerle verimli temaslarını sürdürüyor.”
Modi’nin üst düzey danışmanı: Hindistan yüzde 8 büyümeye çok yakın
Hindistan’ın ihracatı artıyor, ekonomik riskler azalıyor
Ticaret analistlerine göre ihracattaki artış, diğer ülkeler ve bloklarla imzalanan yeni ticaret anlaşmaları ve ekonomik risklerin azalması, Hindistan’ın elini güçlendirdi.
Yetkililerin verdiği bilgiye göre Hindistan’ın toplam mal ihracatı, İran’daki savaşın yol açtığı aksamalara rağmen nisan-haziran döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yaklaşık yüzde 15 arttı. Bu artışta, fiyatı yükselen petrol ürünleri sevkiyatları etkili oldu.
Tüccarların alternatif nakliye güzergâhlarına yönelmesinin ardından Körfez ülkelerine ihracat savaş öncesi seviyelere geri döndü. Mart ayında 2,62 milyar dolar olan ihracat mayısta 5,3 milyar dolara yükselirken, ABD’ye ihracat nisan ve mayıs aylarında 17,29 milyar dolara çıktı.
Hindistan ayrıca diğer gelişmiş pazarlara erişimini genişletiyor. İngiltere ile imzalanan serbest ticaret anlaşmasının bu ay yürürlüğe girmesi, Avrupa Birliği ile yapılacak anlaşmanın ise gelecek yılın başlarında tamamlanması bekleniyor.
Washington merkezli Asia Society Policy Institute’un kıdemli başkan yardımcısı ve eski ABD ticaret yetkilisi Wendy Cutler, “Hindistanlı müzakereciler, ülkenin güçlü ekonomisi, diğer ortaklarla yürüttüğü çeşitlendirme girişimleri ve dünyadaki stratejik konumu sayesinde görüşmelerde belirli bir manevra alanı kazandı” dedi.
Goldman Sachs ekonomisti Santanu Sengupta bir raporunda, ABD ile İran arasındaki geçici barış anlaşmasının petrol fiyatlarını düşürerek Hindistan’ın ekonomik görünümünü iyileştirdiğini belirtti.
Banka, Hindistan için 2026 büyüme tahminini yüzde 6,8’e yükseltirken, enflasyon ve cari açık tahminlerini düşürdü. Bu da Yeni Delhi’nin daha iyi koşullar elde etmek amacıyla beklemek için ekonomik açıdan daha geniş bir hareket alanına sahip olduğunu gösteriyor.
Rupinin değer kaybetmesi de ihracatçıların rekabet gücünü artırdı.
Washington’ı bekleme stratejisi
Bir başka Hindistanlı yetkiliye göre Yeni Delhi ayrıca ABD’nin bazı ticaret önlemlerinin hukuki ya da siyasi engellerle karşılaşabileceğini hesaplıyor.
Demokrat Parti’den 22 eyalet başsavcısından oluşan bir grup, Trump yönetiminin zorla çalıştırmaya ilişkin soruşturmalar kapsamında önerdiği tarifelere karşı şimdiden itirazda bulundu.
Ticaret analistlerine göre ABD tarifelerine ilişkin hukuki belirsizlikler ile Modi’nin son eyalet seçimlerindeki zaferleri, Hindistan’ın aceleye getirilmiş bir anlaşmaya direnmesine yardımcı oldu.
Modi’nin Bharatiya Janata Partisi’nin üst düzey yöneticileri, ticaret anlaşmalarının Hindistanlı çiftçileri ve küçük işletmeleri koruması gerektiğini kamuoyu önünde savundu. Yeni Delhi, siyasi açıdan etkili olan bu iki kesimi ticaret müzakerelerinde uzun süredir koruyor.
Eski ticaret müzakerecisi ve Global Trade Research Initiative’in kurucusu Ajay Srivastava, “Hindistan, aceleye getirilmiş bir anlaşmayı geciktirmenin, hatta tamamen terk etmenin; maliyeti geçici tarife avantajlarının çok ötesine geçebilecek yükümlülüklerin altına girmekten daha ihtiyatlı olabileceğinin farkında” dedi.
Asya
Çin küresel kaz ciğeri üretiminin yeni merkezi oldu

Fransız mutfağının simge gıdası kaz ciğeri üretiminde Çin, devlet destekli yatırımlarla küresel pazarın yüzde 45’ini ele geçirdi. Ülkede yılda 11 bin ton üretilen de lüks gıda maddesi, Fransız rakiplerine kıyasla yarı fiyatına alıcı buluyor.
Fransız mutfağının ve kültürünün dünya çapındaki en önemli simgelerinden biri olan kaz ciğeri (foie gras) üretiminde dengeler değişiyor.
The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre Çin, gerçekleştirdiği büyük atılımla bu lüks gıda maddesinin küresel üretim merkezi haline geldi. Devlet kontrolündeki yatırım kuruluşu China International Capital tarafından haziran ayında yayımlanan rapora göre, Çin sınırları içinde her yıl 11 bin ton kaz ciğeri üretiliyor.
Bu hacim, Çinli üreticilerin şu anda küresel kaz ciğeri üretiminin yüzde 45 gibi büyük bir oranını tek başına karşıladığı anlamına geliyor.
The Wall Street Journal gazetesine değerlendirmelerde bulunan Çin tarım sektörü uzmanı Even Pei, Batı dünyasındaki algının dönüştüğünü vurguladı. Pei, konuya ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“On yıllar boyunca Batılı tüketicilerin gözünde ‘Çin Malı’ ibaresi ucuz, kalitesiz ve basit ürünlerle özdeşleşti. Ancak son on yılda, Çin’de üretilen ve yüksek kaliteyi daha düşük fiyata sunan çok sayıda yerli markanın yükselişine şahit oluyoruz.”
Kırsal kalkınma hamlesi sektörü büyüttü
Kaz ciğeri üretimindeki bu olağanüstü büyüme, Pekin yönetiminin kırsal bölgeleri kalkındırma stratejisinin bir sonucu olarak ortaya çıktı.
Kentlere göç eden iş gücü nedeniyle boşalan kırsal yerleşim birimlerinde sürdürülebilir sanayi kolları yaratmak isteyen Çin hükümeti, bu sektörü hedef seçti.
Tarım uzmanı Even Pei, devletin üreticilere düşük faizli krediler sağlayarak ve pazarlama faaliyetlerine doğrudan destek vererek sektörün büyümesini hızlandırdığını ifade etti.
Günümüzde Çinli çiftçiler, ördek ve kazları ciğerlerini büyütecek şekilde özel besleme yöntemlerine tabi tutarak binlerce ton kaz ciğeri işleme kapasitesine sahip durumda.
Ülkedeki restoranlar ve gıda üreticileri de tüketimi artırmak amacıyla yaratıcı sunumlar geliştiriyor. Habere göre, piyasada kaz ciğerli dondurma, yaban mersini aromalı kaz ciğeri ve bu lezzeti barındıran suşi roll gibi alternatif ürünler yer alıyor.
Lüks tüketim sınıfındaki bu gıda maddesi Çin içinde halen ağırlıklı olarak büyük şehirlerde yaşayan varlıklı kesime hitap ediyor.
Bununla birlikte, Çin’de üretilen kaz ciğerinin satış fiyatı, Fransa’da üretilen muadillerine kıyasla neredeyse yarı yarıya daha düşük seviyede seyrediyor.
Avrupa pazarında rekabet endişesi
The Wall Street Journal gazetesinin dikkat çektiği bir diğer husus ise Avrupa Birliği’nin ithal ürünlere yönelik tedbirleri oldu. Avrupa Birliği, kaz ciğeri etiketleme kurallarını sıkılaştırarak yabancı üreticilerin ürünlerinde Fransa menşeini çağrıştıracak ibareler kullanmasını yasakladı.
Çin dışında üretilen kaz ciğerinin uluslararası satışı şu an için yalnızca birkaç küçük pazarla sınırlı kalıyor.
Öte yandan Fransa’daki sektör temsilcileri, Çin menşeli kaz ciğerinin Avrupa pazarına doğrudan girmesi durumunda, düşük fiyat avantajının tüketiciler nezdinde belirleyici unsur haline gelmesinden endişe ediyor.
Dünya gastronomi kültüründe kaz ciğeri, Fransa’nın en önemli marka değerleri arasında kabul ediliyor. Fransa, bu özel yemeğe yasal koruma altında olan kültürel ve gastronomik miras statüsü tanımış durumda.
Asya
Çin, Japonya Dışişleri Bakanı’nın Güney Çin Denizi tahkim kararını gündeme taşımasını protesto etti

Çin, Japonya Dışişleri Bakanı’nın Güney Çin Denizi tahkim kararını gündeme taşıması ve bazı ülkelerle yayımladığı ortak bildiri nedeniyle sert girişimde bulundu.
Çin Dışişleri Bakanlığı Asya İşleri Dairesi’nden sorumlu bir yetkili, pazar günü Japonya’nın Çin Büyükelçiliği Maslahatgüzarı’nı bakanlığa çağırdı. Görüşmede, Japonya Dışişleri Bakanı’nın, sözde “Güney Çin Denizi Tahkim Kararı”nı yayımlanmasının 10. yılında yeniden gündeme taşıması ve Japonya’nın bazı ülkelerle işbirliği içinde ortak bir bildiri yayımlaması nedeniyle sert girişimde bulunuldu; Çin’in güçlü memnuniyetsizliği ve protestosu iletildi.
Yetkili, Çin’in Japonya’nın “provokasyonlarına kararlı ve güçlü biçimde karşılık vereceğini”, toprak egemenliğini ve denizlerdeki hak ve çıkarlarını “kesin biçimde koruyacağını” belirtti.
Çin Dışişleri Bakanlığına göre Çin tarafı, Japonya’nın Güney Çin Denizi ile bağlantılı tarihsel suçlarının hesabını açık biçimde vermediğini ve bu nedenle konu hakkında sorumsuzca açıklamalar yapma hakkına sahip olmadığını ifade etti.
Çin tarafı, Japonya’nın “bu çirkin söz ve eylemlerinin savaş sonrası uluslararası düzene ve uluslararası ilişkilerde hukukun üstünlüğüne meydan okuduğunu, çifte standart uyguladığını, ülkeler arasında ayrılık yaratmaya çalıştığını ve Güney Çin Denizi’ndeki barış ve istikrarı baltaladığını” bildirdi. Bu tutumun, bölge ülkelerinin ortak çıkarları ve beklentileriyle de çeliştiği kaydedildi.
Bakanlık, bu tür adımların Çin dahil uluslararası toplumda, Japonya’nın modern tarihteki saldırganlık eylemleri ve sömürgeci vahşeti konusunda tarihsel kaygıları yeniden canlandırdığını ve güçlü öfkeye yol açtığını açıkladı.
Açıklamada, Çin’in Japonya’nın provokasyonlarına kararlı ve güçlü biçimde karşılık vereceği, toprak egemenliğini ve denizlerdeki hak ve çıkarlarını kesin biçimde koruyacağı yinelendi.
Bakanlık ayrıca Çin tarafının, Japonya’yla bağlantılı çeşitli olumsuz gelişmeler konusunda da sert girişimlerde bulunduğunu bildirdi. Bunlar arasında, “Tayvan meselesi, Japonya’nın Çin’de bıraktığı terk edilmiş kimyasal silahlar, Japon parlamento üyelerinin Çin’in etnik politikalarına ilişkin uygunsuz açıklamaları ve Japonya’nın askeri ve güvenlik alanındaki olumsuz adımları” yer aldı.
Rusya2 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Diplomasi6 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Dünya Basını2 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Amerika6 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş6 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor











