Bizi Takip Edin

Avrupa

Eski NATO-Rusya Konseyi Başkanı Kujat: Avrupa jeopolitik önemsizliğe sürükleniyor

Yayınlanma

NATO-Rusya Konseyi eski Başkanı ve Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) eski Genelkurmay Başkanı Harald Kujat, Neutrality Studies yayınında yaptığı kapsamlı değerlendirmede, Ukrayna’daki savaşın diplomatik çözüm zeminini kaybetme riski taşıdığını ve Washington’ın Grönland üzerindeki taleplerinin NATO içindeki bütünlüğü sarstığını belirtti.

NATO-Rusya Konseyi eski Başkanı ve emekli Tümgeneral Harald Kujat, uluslararası ilişkiler uzmanı Pascal Lottaz’ın Neutrality Studies yayınına verdiği mülakatta, Ukrayna savaşının gidişatı, Washington yönetiminin Avrupa üzerindeki baskısı ve son dönemde tırmanan Grönland krizi hakkında açıklamalarda bulundu.

Kujat, mevcut konjonktürde Avrupa’nın “jeopolitik önemsizliğe” sürüklendiğini belirterek, NATO’nun kurucu ilkelerine ve diplomasi kanallarına dönülmesi çağrısında bulundu.

Mülakatta, Ukrayna’daki savaşın diplomatik yollarla sonlandırılmasına yönelik girişimleri değerlendiren Kujat, Ağustos 2023’te bir grup uzmanla birlikte hazırladıkları barış önerisinin sahadaki askeri değişimler nedeniyle geçerliliğini yitirdiğini ifade etti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın açıkladığı 28 maddelik taslağa atıfta bulunan Kujat, bu girişimin nihai bir sonuçtan ziyade müzakerelerin başlaması için bir zemin teşkil ettiğini belirtti.

Kujat, mevcut durumda taraflar arasında bir kilitlenme yaşandığını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:

“Başkanın 28 maddelik önerisi bir barış müzakeresi sonucu değil, müzakerelerin başlaması için bir temel niteliğindedir. Avrupalı müttefikler bu sürece etkide bulunmaya çalıştı. Ukrayna ve Rusya hükümetleri ile koordinasyon halinde değişiklikler yapıldı. Ancak nihai önerinin neye benzediği henüz kamuoyuna tam olarak yansımadı.”

Savaşın uzamasının Ukrayna’nın egemen bir devlet olarak varlığını tehdit ettiğini belirten Kujat, “Ölümler sona ermeli. Ukrayna bağımsız, tarafsız ve güvenli bir devlet olarak varlığını sürdürebilmelidir. Savaş askeri olarak uzadıkça, bu hedefe ulaşma riski artıyor ve savaşın müzakere masasında değil, savaş meydanında sonuçlanması tehlikesi doğuyor” uyarısında bulundu.

“Ukrayna’nın NATO üyeliği meselesi Rusya için her zaman bir ‘olmazsa olmaz’ teşkil etti”

Emekli General, olası bir barış anlaşmasının önünde çözülmesi gereken dört ana zorluk bulunduğunu sıraladı: Toprak bütünlüğü sorunu, Ukrayna’nın NATO üyeliği talebi, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’nin gelecekteki büyüklüğü ve güvenlik garantileri.

Rusya’nın NATO üyeliği konusundaki tutumunun net olduğunu hatırlatan Kujat, “NATO üyeliği meselesi başından beri rol oynadı ve Rusya için her zaman bir ‘olmazsa olmaz’ (no-go) teşkil etti. Bunu çok net ifade etmek gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu.

Güvenlik garantileri konusunun en karmaşık başlık olduğunu vurgulayan Kujat, İstanbul sürecinde (Nisan 2022) masaya gelen taslağa atıfta bulundu.

Rusya’nın da aralarında bulunduğu BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin garantörlüğünün öngörüldüğünü hatırlatan Kujat, o dönemde Ukrayna’nın garantör devletlerin bağımsız müdahale hakkını savunduğunu, Rusya’nın ise garantörler arasında koordinasyon talep ettiğini belirtti.

Kujat, “Ukrayna bunu bir veto yetkisi, yani yardımı engelleme girişimi olarak gördü. Ancak bu konu devlet başkanları düzeyinde çözülecekti, ne yazık ki müzakereler devam etmedi” dedi.

“NATO’nun yaptığı en büyük hata Rusya ile iletişim kanallarını kapatmasıydı”

Kujat, NATO ile Rusya arasındaki geçmiş işbirliği mekanizmalarının, özellikle kriz anlarında hayati önem taşıyan iletişim kanallarının kapatılmasını “büyük bir hata” olarak nitelendirdi.

1997 NATO-Rusya Kurucu Senedi ve NATO-Rusya Konseyi’nin işlevselliğine dikkat çeken Kujat, kendisinin de NATO-Rusya Genelkurmay Başkanları Konseyi’ne başkanlık ettiği dönemde, Rus mevkidaşlarıyla düzenli olarak bir araya geldiklerini hatırlattı.

Kujat, ittifakın stratejik hatasını şu sözlerle açıkladı:

“NATO’nun yaptığı en büyük hata, barışı korumak ve savaşı önlemek için tasarlanmış, neredeyse dostane ilişki döneminde kurulan düzenlemeyi, tam da ihtiyaç duyulduğu anda, yani 2008’den itibaren askıya almasıydı. Kriz yönetimi veya çatışma önleme konusunda bilgi sahibi olan herkes bilir ki, iletişim tam da potansiyel bir çatışmanın erken aşamalarında hayati önem taşır.”

Emekli General, Kursk denizaltı kazası sonrası yapılan ortak kurtarma tatbikatları ve Rus askerlerinin NATO komutası altında Kosova’da görev yapması gibi geçmişteki somut işbirliği örneklerini hatırlatarak, mevcut gerilimin kaçınılmaz olmadığını ima etti.

NATO’dan Rusya sınırına ‘dijital kalkan’: İnsansız savunma hattı kuruluyor

“Grönland sırf ABD ile AB arasında değil, doğrudan bir NATO meselesi”

Mülakatın en dikkat çekici bölümlerinden biri, ABD yönetiminin Grönland üzerindeki hak iddiaları ve bu durumun NATO içindeki yansımaları üzerineydi.

Kujat, Washington’ın Grönland’ı satın alma veya askeri güçle kontrol etme yönündeki söylemlerinin, Danimarka ile ABD arasındaki ikili bir sorundan ziyade, doğrudan bir NATO meselesi olduğunu savundu.

Bu konunun Davos gibi platformlarda değil, NATO zirvelerinde ele alınması gerektiğini vurgulayan Kujat, şu hukuki ve stratejik analizi yaptı:

“Bu, ABD ile AB arasında bir mesele değil. Bu bir güvenlik politikası sorunu, stratejik bir çıkar çatışmasıdır. Dolayısıyla bu bir NATO meselesidir. Danimarka ile ABD arasında 1951 tarihli, 2004’te güncellenen bir savunma anlaşması var ve bu anlaşma NATO bağlantısına atıfta bulunur. Eğer Grönland’ın güvenliğiyle ilgili sorunlar varsa, bu Avrupalıları da ilgilendirir. NATO içinde farklı güvenlik bölgeleri olamaz; her müttefikin güvenliği eşittir.”

Kujat ayrıca, müttefiklere yönelik gümrük tarifesi artışlarının da NATO Antlaşması’nın ekonomik işbirliğini düzenleyen 2. maddesine aykırı olduğunu belirterek, “Avrupalı müttefiklere gümrük vergilerini artırmak NATO Antlaşması’nın ihlalidir” dedi.

Dünya düzeninin ABD, Çin ve Rusya ekseninde çok kutuplu bir yapıya evrildiğini belirten Kujat, Washington’ın bu geçişi engellemeye veya kendi lehine şekillendirmeye çalıştığını kaydetti. ABD Başkanı Trump’ın Batı yarım küre odaklı düşündüğünü ve Monroe Doktrini’ni canlandırdığını ifade eden Kujat, Avrupa’nın bu denklemde etkisiz kaldığını vurguladı.

Avrupa’nın kendi çıkarlarını savunabilmesi için NATO içinde daha güçlü bir sütun oluşturması gerektiğini savunan Kujat, Avrupa Birliği’nin (AB) savunma konusunda yetersiz olduğunu dile getirdi.

Kujat, “AB bu bağlamda tamamen uygunsuzdur. Bu iş NATO içinde, İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya gibi büyük Avrupa ülkelerinin liderliğinde yapılmalıdır” değerlendirmesinde bulundu.

NATO: Çin, Avrupa’nın enerji güvenliği için Rusya kadar tehlikeli

“Almanya’daki nükleer silahlanma tartışmaları duyduğum en çılgınca şey”

Almanya’nın 2011’de yaptığı reformla Bundeswehr’i (Alman Ordusu) ulusal savunma ve ittifak savunması kapasitesinden uzaklaştırarak sadece dış misyonlara odaklı hale getirdiğini eleştiren Kujat, bu hatanın düzeltilmesinin zaman alacağını belirtti. Almanya’da son dönemde gündeme gelen nükleer silahlanma tartışmalarını ise sert bir dille reddetti:

“Almanya için nükleer silahlanma tartışmalarının yeniden gündeme geldiğini duyduğumda, bunun şu an tartışılan en çılgınca şey olduğunu söyleyebilirim. Tamamen absürt ve ulusal güvenlik çıkarlarımıza aykırıdır.”

“Sadece caydırıcılık üzerine kurulu düşünce yapısı diğer bileşeni tamamen yok sayıyor”

Kujat, mülakatın sonunda NATO’nun 1967 tarihli Harmel Raporu’ndaki stratejisine dönmesi gerektiğini vurguladı. Güvenliğin sadece caydırıcılıkla sağlanamayacağını, bunun yanı sıra siyasi istikrar ve diyalog gerektiğini belirten Kujat, sözlerini şöyle tamamladı:

“Sadece caydırıcılık üzerine kurulu düşünce yapısı diğer bileşeni tamamen yok sayıyor. Dengenin siyasi olarak istikrara kavuşturulması gerekir. Bu da karşı tarafın çıkarlarını, hedeflerini ve yeteneklerini anlayarak, silahsızlanma ve güven artırıcı önlemlerle sağlanır. Tıpkı bir teğmenin durum muhakemesi yaparken hem kendi durumunu hem de düşmanın durumunu bilmesi gerektiği gibi. Ancak politikacılar bunu öğrenmiyor.”

Avrupa kendi nükleer caydırıcılık stratejisini geliştiriyor

Avrupa

Burnham, küçük göçmen teknelerine karşı “tavizsiz” olacak

Yayınlanma

Andy Burnham, on binlerce göçmenin İspanya’nın Ceuta bölgesine girmesinin ardından küçük tekneyle geçişlerin önlenmesinde “tavizsiz” olacağına söz verdi.

Britanya Başbakanı, insan kaçakçılığı çeteleriyle mücadele için mültecilere yönelik “güvenli güzergâhlar”ın gerekli olduğunu savundu.

Dover’a yaptığı ziyaret sırasında konuşan Burnham, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’ten, geçen hafta İspanya’nın Kuzey Afrika’daki Ceuta bölgesine giren tahmini 50.000 kişinin yaklaşık %98’inin şu anda Fas’a geri gönderildiğine dair güvence aldığını söyledi.

Ne var ki, bu durum acil sorunu “büyük ölçüde” çözmüş olsa da, “Elbette Schengen bölgesi ve bu bölgeyle olan ilişkilerimiz konusunda daha geniş kapsamlı bir mesele var,” diyen Başbakan, bu konularda AB ile “düzenli bir diyalog içinde olmak istediğini” ekledi.

Güvenli güzergâhların gerekliliğini vurgulayarak bu konudaki tartışmanın tonunu değiştirmek isteyip istemediği sorulduğunda, Birleşik Krallık’ın “bu konuyu siyasi malzeme olarak kullanmak yerine sorunu ele alması” ve halkı rahatlatacak değişiklikler yapması gerektiğini söyledi:

“Halk, sınırın kontrolsüz gibi görünmesinden hoşlanmıyor. Bu kontrolü yeniden sağlamamız gerekiyor, fakat aynı zamanda gerçekten desteğe ihtiyacı olan kişilere de destek sunmamız gerekiyor. Mesele, yaklaşımı tamamen değiştirmekle ilgili ve bu konuya yönelik çok farklı bir yaklaşımın temel taşlarını yavaş ama emin adımlarla yerine koyuyoruz.”

Geçen çarşamba, bu yılın şu ana kadar Manş Denizi’ni küçük teknelerle geçenler açısından en yoğun gün oldu ve 752 kişi Birleşik Krallık’a ulaştı.

Resmi geçici rakamlara göre, bu yılın başından bu yana 14.526 kişi Birleşik Krallık’a giriş yaptı. 

Bu rakam, geçen yılın aynı döneminde kaydedilen sayının (25.436) %43 altında ve 2024’ün aynı dönemine (16.903) kıyasla %14 daha düşük.

“İlerleme kaydediliyor ancak rehavete kapılmıyoruz,” diyen Burnham, organize göç suçlarıyla mücadele eden Ulusal Suç Ajansı memurlarının sayısının 2025 yılının başından bu yana 376’dan neredeyse 800’e çıkarak iki katından fazla arttığını belirtti.

İspanya’ya göç dalgası, İtalya’da “Schengen” tepkisini yükseltti

Pazar günü açıklanan son rakamlara göre, Burnham’ın başbakan olmasından bu yana 2.000’den fazla kişi küçük teknelerle Manş Denizi’ni geçti.

İçişleri Bakanlığı verilerine göre cumartesi günü dört tekneyle 326 kişi geldi; böylece 20 Temmuz’da Keir Starmer’ın yerine geçmesinden bu yana bu sayı 2.057’ye ulaştı.

Geçen yılın aynı döneminde ise 1.962 geçiş gerçekleşmişti.

Stratford’daki Ulusal Suç Ajansı genel merkezine yaptığı ayrı bir ziyarette İçişleri Bakanı Shabana Mahmood, küçük tekneyle geçişlerin önlenmesine yönelik hükümetin çalışmalarının “meyvesini vermeye” başladığını söyledi.

Bakan, süresiz oturma izni almaya hak kazanma süresini beş yıldan 10 yıla çıkarmak da dahil olmak üzere önerilen göçmenlik önlemleri konusunda İşçi Partisi saflarında şiddetli bir muhalefetle karşı karşıya kaldı.

Fakat Mahmood, “Manş Denizi’nde insanları teknelere çeken itici faktörleri ele almak için” reformun gerekli olduğunu belirterek, “Hesaplamayı değiştirmek istiyorum. Öncelikle tekneye binip binmeme konusunda fikirlerini değiştirmelerini istiyorum,” dedi.

Mahmood, on binlerce kişinin sığınma başvuruları işleme alınmadan Fas’a geri gönderildiği Ceuta’ya yönelik akına İspanya’nın verdiği yanıtın kopyalanması yönündeki çağrıları reddetti.

Bu, Fas ile İspanya’nın kara sınırı paylaşması ve aralarında bir anlaşma olması nedeniyle mümkün olmuştu.

Mahmood, insan kaçakçılığı ve Manş Denizi’nin ortak sularının durumu “birçok açıdan daha karmaşık” hale getirdiğini söyledi.

Ceuta’ya ulaşmaya çalışırken en az 72 kişi hayatını kaybetti; bunlardan bazıları boğulurken, diğerleri sınır çitine tırmanmaya çalışırken ezilerek öldü.

Sánchez, bu büyük akını “İspanya’nın toprak bütünlüğüne bir ihlal” olarak nitelendirdi.

Perşembe gününden itibaren sadece 24 saat içinde gerçekleşen bu insan akını, 85.000 nüfuslu şehri alt üst etti, Madrid için bir siyasi kriz tetikledi ve bazı AB ülkelerinden öfkeli tepkilere yol açtı.

Bu tepkiler arasında İspanya’nın Schengen serbest dolaşım bölgesinden askıya alınması çağrıları da yer aldı.

Cumartesi günü İspanyol polisi, başkalarının sınırı aşmasını önlemek için Fas sınırı açıklarında 500 metre uzunluğunda bir yüzen bariyer kurdu. 

Fakat İspanya’nın sol hükümeti, İspanya’da yaşayan yaklaşık 500.000 göçmeni yasallaştırma planına zaten öfkeli olan sağ ve merkez sağ yönetimlerin ve muhalefetin baskısı altında kalmaya devam ediyor.

AB bakanları salı günü acil görüşmeler düzenlemeye karar verdiler. 22 AB ülkesinin liderleri, kontrolsüz sınır geçişlerinin daha da artmasını önleme gereğini gerekçe göstererek acil bir müdahale talep ettiler.

Zirve, Cumartesi günü AB üye devletlerini temsil eden yetkililer ile Frontex sınır ajansı uzmanlarının katıldığı “ciddi” bir toplantı sırasında çağrıldı.

AB liderleri, blok içindeki bölünmeleri gidermeye ve göç konusunda tek bir yaklaşımı yeniden tesis etmeye çalışıyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Daimler: Savunma yatırımları olumlu yan etkiler yaratacak

Yayınlanma

Daimler Truck’ın CEO’su, savunma sektörüne daha fazla yatırım yapmanın şirketin faaliyetleri için olumlu yan etkiler yaratacağını belirtti.

CEO Karin Rådström, Financial Times’a (FT) verdiği mülakatta, otonom sürüş alanındaki yenilikler ve daha hızlı geliştirme döngüleri gibi konularda kamyon üreticisinin savunma sektöründeki ortaklarından ders alabileceğini söyledi:

“Savunma sektöründe şu anda pek çok yenilik yaşandığını görüyoruz ve bunların sivil sektöre de fayda sağlayacağına inanıyoruz.”

Alman otomotiv şirketleri, büyüme sağlamak ve bazı durumlarda araçlarına olan talebin düşmesi nedeniyle atıl kalan fabrikalarını doldurmak için giderek daha fazla silah sektörüne yöneliyor.

Daimler Truck, haziran ayında savunma ürün yelpazesini genişletmek, daha geniş bir askeri araç yelpazesi geliştirmek ve Avrupa dışına açılmak için yüzlerce milyon avro düzeyinde bir yatırım yaptığını açıklamıştı.

Şirket ayrıca, savunma sektöründen elde ettiği geliri 2028 yılına kadar 1 milyar avroya çıkarma hedefini açıkladı.

Bu, 2025 olarak belirlenen önceki hedeften iki yıl daha erken bir tarih.

Daimler Truck, geçen yıl endüstriyel faaliyetlerinde 45,9 milyar avro satış gerçekleştirdi ama ABD’nin uyguladığı yüksek gümrük vergileri ve Kuzey Amerika pazarındaki yavaşlama nedeniyle kârında düşüş yaşadı.

Rådström, şirketin savunma iş kolunun “beklediğimizden daha hızlı” geliştiğini ve savunma sektörünün geleneksel iş kollarından daha hızlı büyüdüğünü söyledi.

CEO, Daimler Truck’ın, daha küçük hacimlerde üretime alışkın geleneksel savunma sektöründeki oyuncularından daha hızlı bir şekilde üretimi ölçeklendirme kapasitesine sahip olduğunu belirtti:

“Gerçek anlamda endüstriyelleşme kapasitemiz var çünkü, bildiğiniz gibi, şu anda tüm savunma bakanlıklarının ihtiyacı olan şey daha fazla kapasite ve bunu oldukça hızlı bir şekilde elde etmek.”

Ordular, savaş alanında güvenliği artırmak için otonom kamyonları kullanmayı planlıyor.

Rådström, otonom teknolojiye sahip kamyonların çalıştırılması için daha az askeri personele ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

İşgücü talebinin azalması, yeni asker bulmanın zor olduğu uzun süren çatışmalarda da bir avantaj oluşturuyor ve işgücünün diğer alanlarda görevlendirilmesine olanak tanıyor.

Rådström, yüksek riskli çatışma bölgelerinde araçları kullanma ihtiyacının, uzaktan kumandalı sürüşün benimsenmesini ve birkaç kamyonun sürücüsü olan bir öncü aracın arkasında otonom olarak ilerlediği “konvoy sürüşü” gibi yeni özelliklerin geliştirilmesini teşvik ettiğini belirtti.

Aynı teknolojiler sivil alanda da farklı kullanım senaryolarıyla uygulanabilir. CEO, “Savunma amaçlı otonom projelerimizden edindiğimiz deneyimlerin bir kısmı, sivil alanda da geçerli,” dedi.

Kamyon taşımacılığı şirketlerinin maliyetlerinin yüzde 40’ını işgücü oluşturduğundan, otonom teknolojinin lojistik sektörünün kârlılığına katkı sağlayacağını belirtti.

“Maliyetin yüzde 40’ını ortadan kaldırabilir ve kamyonları bütün gece, 24 saat boyunca çalıştırmaya başlayabilirseniz, bu çok büyük bir avantajdır,” diyen Rådström, otonom yeteneklerin eklenmesinin sektörün karşı karşıya olduğu “en büyük değişim” olduğunu da ekledi.

Rådström’e göre şirket, önümüzdeki yıl ABD’deki belirli bölgelerde otonom sürüş yapabilen kamyonların teslimatına başlamayı hedefliyor ve “büyük çaplı piyasaya sürülme” ise 2028 için planlanıyor.

Alman kamyon grubu, otomotiv sektöründeki daha uzun geliştirme sürecine kıyasla, savunma alanındaki startup’ların yeni teknolojileri uygulamaya koyma hızından da ders alabilir.

Savaş alanı, yeni otonom teknolojiler için bir test ortamı oluşturuyor ve bu da yazılım ve donanımın hızlı bir şekilde geliştirilmesine olanak tanıyor, dedi.

Rådström, “Bu döngü, savunma sektöründe şu anda bizim normal iş yapma şeklimize kıyasla çok daha hızlı ilerliyor,” diye ekledi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Romanya, nükleer santral soğutması için Tuna’da kontrollü patlama düzenledi

Yayınlanma

Romanya Deniz Kuvvetleri, soğutma işlemine yardımcı olmak amacıyla büyük miktarda suyu Eski Tuna Nehrine ve Cernavodă nükleer santraline yönlendirmek için kontrollü bir patlama gerçekleştirdi.

Adevărul gazetesi, bugün su akışını engelleyen büyük bir kayayı yerinden kaldırmak için yaklaşık 180 kg patlayıcı kullanıldığını bildirdi.

Savunma Bakanı Vekili Radu Miruță, operasyonu bir başarı olarak nitelendirerek, bunun santralin soğutulmasına ve nehirdeki su taşınmasına yardımcı olacağını söyledi.

Aşırı hava koşullarının devam etmesi nedeniyle Cernavodă santralinin bir noktada faaliyetlerini geçici olarak durdurmak zorunda kalabileceğini ancak santralin bir gün daha çalışmasının, patlatma maliyetinden daha değerli olduğunu belirtti.

Romanya ve Macaristan’ın karşı karşıya olduğu zorluk hakkında bir fikir vermek gerekirse, Tuna Nehri’nin su debisi Romanya’da saniyede 1.500 metreküpe düştü.

Bu rakam, temmuz ayı ortalamasının üçte birinden daha az.

Reuters’ın haberine göre, Avrupa’nın başlıca nehirlerinde kaydedilen rekor düzeyde düşük su seviyeleri, mal taşımacılığını kısıtladı, elektrik üretimini düşürdü ve şirket kârlarını azalttı.

Bu durum, kavurucu sıcaklıkların ve düzensiz yağışların iktsadi ilişkin endişeleri artırdı.

Rotterdam’ın hareketli limanından Sırbistan’daki hidroelektrik santrallerine kadar, su yolları tahıl ve petrol gibi malların taşınmasında ya da milyonlarca insanın evlerini serinletmeye çalıştığı bu dönemde çok ihtiyaç duyulan elektriğin üretilmesinde giderek daha az güvenilir bir yol haline geldi.

Emtia veri ve analiz şirketi Kpler’de enerji analisti olarak görev yapan Alessandro Armenia şunları söyledi:

“Bu durum, geçmişte gördüğümüz gibi tek bir bölgeyi değil, tüm Avrupa’yı etkiliyor. Mevcut dinamikler göz önüne alındığında, bu durum ya elektrik kesintileriyle karşılaşacağımız ya da çok daha fazla yatırım yapmamız gerektiği anlamına geliyor.”

Sırbistan’ın en büyük hidroelektrik santrali olan Djerdap 1’de üretim kapasitenin %20’sine düştü, santralin üretim müdürü Davor Maljoković, bir zamanlar geniş olan yanındaki nakliye kanalının daralarak kum ve çakıl yataklarını ortaya çıkardığını belirtti.

Su eksikliği ayrıca Sırbistan’ın Kostolac kömür santrallerindeki soğutma sistemlerini de aksattı, bu da santralleri üretimi azaltmaya zorladı.

Romanya’nın devlet nükleer enerji üreticisi Nuclearelectrica da aynı nedenden ötürü bu hafta başında iki reaktöründen birini kapatmak zorunda kaldı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English