Avrupa
Eski NATO-Rusya Konseyi Başkanı Kujat: Avrupa jeopolitik önemsizliğe sürükleniyor

NATO-Rusya Konseyi eski Başkanı ve Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) eski Genelkurmay Başkanı Harald Kujat, Neutrality Studies yayınında yaptığı kapsamlı değerlendirmede, Ukrayna’daki savaşın diplomatik çözüm zeminini kaybetme riski taşıdığını ve Washington’ın Grönland üzerindeki taleplerinin NATO içindeki bütünlüğü sarstığını belirtti.
NATO-Rusya Konseyi eski Başkanı ve emekli Tümgeneral Harald Kujat, uluslararası ilişkiler uzmanı Pascal Lottaz’ın Neutrality Studies yayınına verdiği mülakatta, Ukrayna savaşının gidişatı, Washington yönetiminin Avrupa üzerindeki baskısı ve son dönemde tırmanan Grönland krizi hakkında açıklamalarda bulundu.
Kujat, mevcut konjonktürde Avrupa’nın “jeopolitik önemsizliğe” sürüklendiğini belirterek, NATO’nun kurucu ilkelerine ve diplomasi kanallarına dönülmesi çağrısında bulundu.
Mülakatta, Ukrayna’daki savaşın diplomatik yollarla sonlandırılmasına yönelik girişimleri değerlendiren Kujat, Ağustos 2023’te bir grup uzmanla birlikte hazırladıkları barış önerisinin sahadaki askeri değişimler nedeniyle geçerliliğini yitirdiğini ifade etti.
ABD Başkanı Donald Trump’ın açıkladığı 28 maddelik taslağa atıfta bulunan Kujat, bu girişimin nihai bir sonuçtan ziyade müzakerelerin başlaması için bir zemin teşkil ettiğini belirtti.
Kujat, mevcut durumda taraflar arasında bir kilitlenme yaşandığını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:
“Başkanın 28 maddelik önerisi bir barış müzakeresi sonucu değil, müzakerelerin başlaması için bir temel niteliğindedir. Avrupalı müttefikler bu sürece etkide bulunmaya çalıştı. Ukrayna ve Rusya hükümetleri ile koordinasyon halinde değişiklikler yapıldı. Ancak nihai önerinin neye benzediği henüz kamuoyuna tam olarak yansımadı.”
Savaşın uzamasının Ukrayna’nın egemen bir devlet olarak varlığını tehdit ettiğini belirten Kujat, “Ölümler sona ermeli. Ukrayna bağımsız, tarafsız ve güvenli bir devlet olarak varlığını sürdürebilmelidir. Savaş askeri olarak uzadıkça, bu hedefe ulaşma riski artıyor ve savaşın müzakere masasında değil, savaş meydanında sonuçlanması tehlikesi doğuyor” uyarısında bulundu.
“Ukrayna’nın NATO üyeliği meselesi Rusya için her zaman bir ‘olmazsa olmaz’ teşkil etti”
Emekli General, olası bir barış anlaşmasının önünde çözülmesi gereken dört ana zorluk bulunduğunu sıraladı: Toprak bütünlüğü sorunu, Ukrayna’nın NATO üyeliği talebi, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’nin gelecekteki büyüklüğü ve güvenlik garantileri.
Rusya’nın NATO üyeliği konusundaki tutumunun net olduğunu hatırlatan Kujat, “NATO üyeliği meselesi başından beri rol oynadı ve Rusya için her zaman bir ‘olmazsa olmaz’ (no-go) teşkil etti. Bunu çok net ifade etmek gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu.
Güvenlik garantileri konusunun en karmaşık başlık olduğunu vurgulayan Kujat, İstanbul sürecinde (Nisan 2022) masaya gelen taslağa atıfta bulundu.
Rusya’nın da aralarında bulunduğu BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin garantörlüğünün öngörüldüğünü hatırlatan Kujat, o dönemde Ukrayna’nın garantör devletlerin bağımsız müdahale hakkını savunduğunu, Rusya’nın ise garantörler arasında koordinasyon talep ettiğini belirtti.
Kujat, “Ukrayna bunu bir veto yetkisi, yani yardımı engelleme girişimi olarak gördü. Ancak bu konu devlet başkanları düzeyinde çözülecekti, ne yazık ki müzakereler devam etmedi” dedi.
“NATO’nun yaptığı en büyük hata Rusya ile iletişim kanallarını kapatmasıydı”
Kujat, NATO ile Rusya arasındaki geçmiş işbirliği mekanizmalarının, özellikle kriz anlarında hayati önem taşıyan iletişim kanallarının kapatılmasını “büyük bir hata” olarak nitelendirdi.
1997 NATO-Rusya Kurucu Senedi ve NATO-Rusya Konseyi’nin işlevselliğine dikkat çeken Kujat, kendisinin de NATO-Rusya Genelkurmay Başkanları Konseyi’ne başkanlık ettiği dönemde, Rus mevkidaşlarıyla düzenli olarak bir araya geldiklerini hatırlattı.
Kujat, ittifakın stratejik hatasını şu sözlerle açıkladı:
“NATO’nun yaptığı en büyük hata, barışı korumak ve savaşı önlemek için tasarlanmış, neredeyse dostane ilişki döneminde kurulan düzenlemeyi, tam da ihtiyaç duyulduğu anda, yani 2008’den itibaren askıya almasıydı. Kriz yönetimi veya çatışma önleme konusunda bilgi sahibi olan herkes bilir ki, iletişim tam da potansiyel bir çatışmanın erken aşamalarında hayati önem taşır.”
Emekli General, Kursk denizaltı kazası sonrası yapılan ortak kurtarma tatbikatları ve Rus askerlerinin NATO komutası altında Kosova’da görev yapması gibi geçmişteki somut işbirliği örneklerini hatırlatarak, mevcut gerilimin kaçınılmaz olmadığını ima etti.
NATO’dan Rusya sınırına ‘dijital kalkan’: İnsansız savunma hattı kuruluyor
“Grönland sırf ABD ile AB arasında değil, doğrudan bir NATO meselesi”
Mülakatın en dikkat çekici bölümlerinden biri, ABD yönetiminin Grönland üzerindeki hak iddiaları ve bu durumun NATO içindeki yansımaları üzerineydi.
Kujat, Washington’ın Grönland’ı satın alma veya askeri güçle kontrol etme yönündeki söylemlerinin, Danimarka ile ABD arasındaki ikili bir sorundan ziyade, doğrudan bir NATO meselesi olduğunu savundu.
Bu konunun Davos gibi platformlarda değil, NATO zirvelerinde ele alınması gerektiğini vurgulayan Kujat, şu hukuki ve stratejik analizi yaptı:
“Bu, ABD ile AB arasında bir mesele değil. Bu bir güvenlik politikası sorunu, stratejik bir çıkar çatışmasıdır. Dolayısıyla bu bir NATO meselesidir. Danimarka ile ABD arasında 1951 tarihli, 2004’te güncellenen bir savunma anlaşması var ve bu anlaşma NATO bağlantısına atıfta bulunur. Eğer Grönland’ın güvenliğiyle ilgili sorunlar varsa, bu Avrupalıları da ilgilendirir. NATO içinde farklı güvenlik bölgeleri olamaz; her müttefikin güvenliği eşittir.”
Kujat ayrıca, müttefiklere yönelik gümrük tarifesi artışlarının da NATO Antlaşması’nın ekonomik işbirliğini düzenleyen 2. maddesine aykırı olduğunu belirterek, “Avrupalı müttefiklere gümrük vergilerini artırmak NATO Antlaşması’nın ihlalidir” dedi.
Dünya düzeninin ABD, Çin ve Rusya ekseninde çok kutuplu bir yapıya evrildiğini belirten Kujat, Washington’ın bu geçişi engellemeye veya kendi lehine şekillendirmeye çalıştığını kaydetti. ABD Başkanı Trump’ın Batı yarım küre odaklı düşündüğünü ve Monroe Doktrini’ni canlandırdığını ifade eden Kujat, Avrupa’nın bu denklemde etkisiz kaldığını vurguladı.
Avrupa’nın kendi çıkarlarını savunabilmesi için NATO içinde daha güçlü bir sütun oluşturması gerektiğini savunan Kujat, Avrupa Birliği’nin (AB) savunma konusunda yetersiz olduğunu dile getirdi.
Kujat, “AB bu bağlamda tamamen uygunsuzdur. Bu iş NATO içinde, İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya gibi büyük Avrupa ülkelerinin liderliğinde yapılmalıdır” değerlendirmesinde bulundu.
NATO: Çin, Avrupa’nın enerji güvenliği için Rusya kadar tehlikeli
“Almanya’daki nükleer silahlanma tartışmaları duyduğum en çılgınca şey”
Almanya’nın 2011’de yaptığı reformla Bundeswehr’i (Alman Ordusu) ulusal savunma ve ittifak savunması kapasitesinden uzaklaştırarak sadece dış misyonlara odaklı hale getirdiğini eleştiren Kujat, bu hatanın düzeltilmesinin zaman alacağını belirtti. Almanya’da son dönemde gündeme gelen nükleer silahlanma tartışmalarını ise sert bir dille reddetti:
“Almanya için nükleer silahlanma tartışmalarının yeniden gündeme geldiğini duyduğumda, bunun şu an tartışılan en çılgınca şey olduğunu söyleyebilirim. Tamamen absürt ve ulusal güvenlik çıkarlarımıza aykırıdır.”
“Sadece caydırıcılık üzerine kurulu düşünce yapısı diğer bileşeni tamamen yok sayıyor”
Kujat, mülakatın sonunda NATO’nun 1967 tarihli Harmel Raporu’ndaki stratejisine dönmesi gerektiğini vurguladı. Güvenliğin sadece caydırıcılıkla sağlanamayacağını, bunun yanı sıra siyasi istikrar ve diyalog gerektiğini belirten Kujat, sözlerini şöyle tamamladı:
“Sadece caydırıcılık üzerine kurulu düşünce yapısı diğer bileşeni tamamen yok sayıyor. Dengenin siyasi olarak istikrara kavuşturulması gerekir. Bu da karşı tarafın çıkarlarını, hedeflerini ve yeteneklerini anlayarak, silahsızlanma ve güven artırıcı önlemlerle sağlanır. Tıpkı bir teğmenin durum muhakemesi yaparken hem kendi durumunu hem de düşmanın durumunu bilmesi gerektiği gibi. Ancak politikacılar bunu öğrenmiyor.”
Avrupa
Avrupa içindeki “E5” grubu konsolide oluyor

Bugün Berlin’de yapılacak “E5” toplantısı, AB içerisinde çok daha küçük bir çekirdeğin Kıta’daki karar alma mekanizmalarını üzerine alma konusunda bir test olacak.
Britanya, Fransa, İtalya ve Polonya’nın liderleri, bugün Berlin’de Friedrich Merz’in ev sahipliğinde bir araya gelecek.
Euractiv’e göre E5 zirvesi, önümüzdeki ay Türkiye’de Donald Trump’ın da katılacağı NATO zirvesi öncesinde ve diplomatlar ile yetkililere göre Ukrayna ile Rusya arasındaki ateşkes görüşmelerinin birkaç hafta içinde başlayabileceği beklentileri karşısında kritik bir dönüm noktası olarak görülüyor.
Avrupalı müttefiklerden oluşan grup, Patriot PAC-2 önleme füzeleri dahil olmak üzere Ukrayna’nın hava savunmasını güçlendirmeye yönelik adımları ve Varşova ile Kiev arasındaki sürtüşmeleri gidermeye yönelik çabaları da duyuracak.
Geçen hafta Brüksel’de düzenlenen zirvede Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’dan iyi haberler gelmişti.
Macron, AB liderlerine Ukrayna barış görüşmelerinde yeni bir ivme olduğunu ve Avrupa’nın müzakere masasında yer alacağını söylemişti.
Onun bu iyimserliği kısa sürede tartışmalara yol açtı. Fransa’da düzenlenen G7 zirvesinde Macron’un başkanlığında Donald Trump ile yapılan yoğun görüşmelerin ardından, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın Kremlin ile gizli bir iletişim kanalı açtığına dair haberler çıktı ve bu durum bazı AB liderlerinin eleştirilerine yol açtı.
Henüz bir müzakere masası kurulmamış olsa da, Euractiv’e göre Avrupa devlet ve hükümet başkanlarının ilgilendiği tek bir soru vardı: “Bu koltuğu E3 mü, E5 mi yoksa AB mi alacaktı?”
Diplomatların ve yetkililerin aktardıklarına göre Macron, öncelik sırasının, özellikle Fransa’nın Britanya ile birlikte liderlik ettiği “İstekli Koalisyon” aracılığıyla Ukrayna’ya yönelik askeri taahhütler de dahil olmak üzere, gelecekteki güvenlik garantilerinin sağlanmasında rol alan ülkelere ait olduğunu vurguladı.
Macron, İngilizlerin AB üyesi olmadığını ama bu ayın başlarında Başbakan Keir Starmer’ın başkanlığında Londra’da yapılan görüşmelerin zaten gösterdiği gibi masada bir koltukları olacağını belirtti.
Merz söz alarak, “E3” formatının –Britanya, Fransa ve Almanya– Ukrayna’nın tercih ettiği grup olduğunu ve ateşkes ile çözümün temelleri üzerinde müzakereler sürerken doğal olarak öncü bir rol oynayacağını belirtti.
Hem yakın tarihe hem de savaş dönemine duyarlı olan Merz, Doğu Avrupa ülkelerini –özellikle Polonya ve Baltık devletlerini– sürekli bilgilendireceğini vurguladı.
Polonya Başbakanı Donald Tusk, zirvedeki “oldukça uzun tartışmadan” pek etkilenmemiş görünüyordu.
Tusk şunları söyledi:
“E3 var ve yakında Polonya ile İtalya’nın Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık’a katılmasıyla bir E5 oluşacak. Peki; bir araya gelip birlikte neler yapabileceğimizi tartışacağız. Polonya –bunu tekrar edeyim– kendi katılımı olmadan yapılan hiçbir düzenlemeye saygı göstermeyecektir. Meslektaşlarımın ifadeleri ve tepkilerinden, bazılarının belki de tam olarak memnun olmadığını görebildim, fakat herkes ne demek istediğimi anladı ve herhangi bir hoş olmayan sürpriz beklemiyorum.”
İtalya’dan Giorgia Meloni tarafından “kesin bir şekilde” desteklenen Tusk’un yorumları, gelecekteki tüm müzakerelerde Avrupa’nın pozisyonunu temsil etmesi için E5 formatının öne çıkmasını sağladı.
Bu gelişmelerin dışında kalmamak için Costa ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de AB’nin sürece dahil edilmesi konusunda baskı yaptılar.
Bu durum, Brüksel’de her an su yüzüne çıkabilecek bürokratik yetki savaşlarını gözler önüne serdi.
Macron, bir noktada AB’nin temsil edilmesi gerekeceğini kabul etti; bu görev kapsamında Costa’ya, Rusya’ya yönelik yaptırımlar veya dondurulmuş Rus varlıklarına ilişkin kararlar gibi konuların verilmesi söz konusu olabilir.
Durumu daha da karmaşık hale getiren ise Tusk’un Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy ile olan ilişkileri.
Bu ilişkiler, Ukraynalı milliyetçiler tarafından II. Dünya Savaşı sırasında işlenen suçlara ilişkin anlaşmazlık nedeniyle en düşük seviyeye inmiş durumda.
Zelenskiy, Rusya ile yapılacak herhangi bir müzakerede Avrupa’nın rolü konusunda son sözün Ukrayna’ya ait olacağı konusunda ısrarcı.
Ukraynalı lider, “Avrupa, müzakere formatını değerlendirecek ve çeşitli seçenekler sunacak, fakat müzakerelerde Avrupa’yı kimin temsil edeceğine Ukrayna karar verecek. Bu adil bir yaklaşım,” dedi.
Üst düzey bir AB diplomatı, çoğu Avrupa ve AB müttefikinin de kabul ettiği gibi, E3’ün doğal lider grup olacağını belirtti.
“Temel güvenlik çıkarları söz konusu olduğunda, ilgili aktörler bu garantileri sağlayabilecek devletler. E3, diğerlerine göre daha fazla yeteneğe sahip,” diyen diplomat, İngiliz ve Fransız nükleer caydırıcılığı da dahil olmak üzere askeri yeteneklere atıfta bulundu:
“İstihbarat, uzun menzilli saldırı yetenekleri: bunları herkes sağlayamaz. İtalya ve Polonya, bunun kendi başlarının üstünde gerçekleşmemesi gerektiğini söylemekte haklılar. Dolayısıyla, daha geniş çaplı güvence ve güvenlik sağlamak için E5 formatı fikri ortaya çıktı.”
Avrupa
Finlandiya savaşa karşı elitlerini askeri kampta eğitiyor

Finlandiya, aralarında üst düzey bürokratlar, akademisyenler ve iş dünyası temsilcilerinin de bulunduğu sivil elitleri, Rusya ile olası bir çatışma senaryosuna karşı askeri kamplarda eğitiyor. Üç ila dört hafta süren eğitimler kapsamında katılımcılar, normal şartlarda halka kapalı tutulan stratejik tesisleri, hükümet binalarını ziyaret ediyor ve gizli brifinglere katılıyor.
Finlandiya, bürokratlar, akademisyenler, müze müdürleri ve askeri komutanlara yönelik ulusal savunma kurslarıyla sivil ve askeri kanat arasında güçlü bağlar kuruyor.
Bloomberg’in mercek altına aldığı program, 65 yıldır yürürlükte olmasına rağmen mevcut güvenlik ortamında her zamankinden daha güncel ve hayati kabul ediliyor.
Ajansa değerlendirmelerde bulunan emekli Finlandiyalı General Arto Raty, Ukrayna’daki çatışmaların bu tür eğitimlerin önemini bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti.
Raty, bir ülkenin ısınma, elektrik, su ve lojistik altyapısını koruyamaması halinde cephe hattının da ayakta kalamayacağını vurgulayarak, “Sorumluluk tek bir sektörün üzerinde toplanamaz” ifadesini kullandı.
Üç ila dört hafta süren eğitimler kapsamında katılımcılar, normal şartlarda halka kapalı tutulan stratejik tesisleri, hükümet binalarını ziyaret ediyor ve gizli brifinglere katılıyor.
Eğitim süresince askeri üniforma giyen, kışlalarda uyuyan ve kumanyalarla beslenen sivil yetkililer, savaş uçaklarıyla uçuşlar da dahil olmak üzere doğrudan ordu tatbikatlarında görev alıyor.
Eğitimin detaylarını paylaşması yasak olan mezunlar, özel bir derneğe üye olarak gümüş bir rozet satın alabiliyor. Defne yaprağı ve iki kılıç tasviri içeren bu rozet, ülkede bir statü sembolü olarak kabul ediliyor ve katılımcıların birbirini tanımasını sağlıyor.
Adaylar çok aşamalı seçim sürecinden geçiyor
Yılda dört kez düzenlenen bu programa davetiyeler, ülkenin en nüfuzlu isimlerine gönderiliyor. Kurumlar tarafından önerilen adaylar, çok aşamalı bir elemeye tabi tutuluyor.
Bloomberg, son dönemde sosyal medya fenomenlerinin ve blog yazarlarının da bu eğitimlere davet edilmeye başlandığını aktardı.
Programın mezunları arasında Finlandiya Başbakanı Petteri Orpo da yer alıyor. Kursu tamamladığını gösteren rozeti 2020 yılından bu yana vatanseverlik etkinliklerinde ve savunma toplantılarında takan Orpo, bu simgenin “dış politika ve güvenlik politikasındaki değişimlerin, karar alıcıları her gün nasıl sınadığını hatırlatan bir unsur” olduğunu ifade etti.
Sınır hattında artan askeri hareketlilik
Finlandiya, mayıs ayında Finlandiya Körfezi’nde “Narrow Waters 26-1” deniz tatbikatını ve ABD ile İngiltere kuvvetlerinin de katıldığı “Karelian Sword 26” (Karelian Kılıcı-26) kara tatbikatını düzenledi. Ülkede ayrıca “Northern Strike 26” adlı bir topçu tatbikatı da gerçekleştirildi.
Rusya Güvenlik Konseyi ise mayıs ayında yaptığı açıklamada, Finlandiya’nın NATO’ya üye olmasının ardından, özellikle Rusya sınırına yakın bölgelerde yürütülen askeri tatbikatların ölçeğinin ciddi biçimde genişlediğine dikkat çekmişti.
Avrupa
Alman drone girişimi Stark, Thiel’in desteklediği şirketten yeni bir yatırım aldı

ABD’li milyarder Peter Thiel tarafından kurulan bir risk sermayesi şirketi, Alman drone girişimi Stark’ın kısa süre önce tamamlanan 500 milyon avroluk finansman turunda başlıca yatırımcılar arasında yer aldı.
Bu durum, şirketin söz konusu finansçı ile olan bağlantıları nedeniyle daha önce eleştirilere maruz kalmasına rağmen gerçekleşti.
Salı günü duyurulan yeni finansman turunun destekçilerinden biri de Thiel’in Founders Fund şirketiydi.
Anlaşmaya yakın kaynaklara göre, fon bu finansman turunda önemli bir rol oynarken, Kaliforniya merkezli Sequoia Capital de önemli bir yatırımcı oldu.
Yeni anlaşma ile şirketin değeri 3,5 milyar avro olarak belirlendi.
Hem Sequoia hem de Thiel’in kurucu ortağı olduğu Founders Fund, daha önce Stark’a yatırım yapmıştı.
Thiel, Alman savunma startup’ı Stark’a yaptığı yatırım nedeniyle gündemde
Stark, bu yıl Alman silahlı kuvvetlerine “kamikaze” saldırı drone’ları tedarik etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.
Stark, pazartesi günü FT’nin elde ettiği bir mektupta Alman Federal Meclisi (Bundestag) üyelerine, “Peter Thiel’in kendisinin” Stark hisselerinin “yüzde 10’undan önemli ölçüde daha azına” sahip olmaya devam ettiğini bildirdi.
Şirket, Thiel’in hisselerinin “bu tur sonucunda önemli ölçüde daha da azaldığını” belirterek, Thiel’in hiçbir özel hakka, denetim kurulu görevine, özel oy hakkına sahip olmadığını ve güvenlik açısından kritik teknik bilgilere ya da fikri mülkiyete erişimi bulunmadığını ekledi.
Stark, FT’ye yaptığı açıklamada, Thiel’in şirketteki toplam hisse oranının, tüm doğrudan ve dolaylı yatırımlar dahil, bu finansman turu sonucunda azalacağını belirtti.
Drone üreticisi yaptığı açıklamada, “Avrupa’da kurulmuş ve genel merkezi Avrupa’da bulunan, denetim kurulu tamamen Avrupalılardan oluşan bir Avrupa şirketi” olduğunu belirtti ve “Şirketin tüm liderlik, operasyon ve karar alma süreçleri Avrupa’da yürütülmektedir,” dedi.
Açıklamada ayrıca şunlar yer aldı:
“Peter Thiel, yatırımıyla tek haneli bir hisseye sahiptir. Kendisi denetim kurulu üyesi değildir ve hiçbir özel hakka sahip değildir. Hiçbir bireysel hissedarın hassas bilgilere erişimi yoktur . . . bu bilgiler, yürürlükteki yasal ve düzenleyici gerekliliklere sıkı sıkıya tabidir.”
Berlin merkezli Stark’ın, Thiel’in fonlarından birinden daha fazla fon alma kararı, bu yıl ABD Başkanı Donald Trump ile yakın bağları olan liberter milyarderin rolü konusunda bir siyasi tepkiyle karşı karşıya kalmasının ardından geldi.
Thiel destekli drone startup’ı Stark, testlerde başarısız oldu
Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius daha önce Thiel’in katılımından endişe duyduğunu belirtmiş ve şubat ayında “Bay Thiel’in gerçekte ne kadar etkisi olduğunu netleştirmemiz gerekiyor,” demişti.
Daha önce Thiel’in Stark ile olan bağlantılarını eleştiren Yeşiller milletvekili Sebastian Schäfer, Founders Fund’ın son yatırım turundaki rolünden endişe duyduğunu belirtmişti:
“Stark gibi şirketlerden duyduğum kadarıyla, Avrupa’da finansman bulmak hâlâ çok zor. Ama alternatifler var. Büyümek ve başarılı olmak için onun parasına ihtiyaç duymayan başka şirketler de görüyoruz.”
Stark, çarpma anında hedefi havaya uçurmak üzere tasarlanmış silahlı insansız hava araçları üretiyor ve şubat ayında, Almanya silahlı kuvvetlerine bu ölümcül silahları tedarik etmek üzere her biri yaklaşık 300 milyon avro değerinde bir anlaşma kazanan üç şirketten biri oldu.
Şirket, geçen yıl İngiltere’nin Swindon kasabasında bir fabrika açtı.
FT’nin yorum almak üzere kendileriyle iletişime geçmesinin ardından fon toplama turunu duyuran ve milletvekillerine bildirimde bulunan Stark, kıtadaki hükümetlerin ordularına yönelik harcamalarını artırdığı bir dönemde, Avrupa’nın savunma teknolojisi sektörünün en öne çıkan oyuncularından biri haline geldi.
Almanya’nın Helsing ve Quantum Systems gibi diğer tanınmış gruplar da, değerlemelerin artırılmasını da içeren büyük çaplı fon toplama girişimleri hakkında görüşüyor.
Bu anlaşmalar, halka açık savunma şirketlerinin hisse fiyatlarının düşüş eğiliminde olduğu bir ortamda müzakere ediliyor; zira risk sermayedarları, yeni nesil savunma teknolojisi şirketlerinin hızla büyüyeceği ve gelecekteki sözleşmeleri garantileyeceği yönünde bahis oynuyor.
ABD’li yatırımcılar, savunma teknolojisi şirketlerinin en hevesli destekçileri arasında yer alıyor.
Founders Fund, 61 milyar dolar değerindeki savunma teknolojisi girişimi Anduril Industries’in de kilit yatırımcılarından biri.
Stark’ın son fon toplama turuna katılan diğer yatırımcılar arasında NATO İnovasyon Fonu, Project A ve Axel Springer CEO’su Mathias Döpfner’in oğlu tarafından yönetilen risk sermayesi şirketi Döpfner Capital de yer aldı.
Stark’ın kurucusu ve CEO’su Uwe Horstmann, “Bu finansman, Avrupa’nın savunma sanayi tabanına yönelik 500 milyon avroluk bir taahhüttür — Avrupa’nın şu anda ihtiyaç duyduğu mühendislere, fabrikalara ve teknolojilere fon sağlıyor” dedi.
Amerika1 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4









