Diplomasi
Etiyopya’nın Rönesans Barajı hamlesi Nil’de tansiyonu yeniden yükseltti

Etiyopya’nın geçen salı günü Rönesans Barajı’nı hizmete alması, Nil’in memba ülkeleri Mısır ve Sudan ile ilişkilerde yeni bir gerilim dönemini başlattı. Kahire ve Hartum, su güvenliklerini tehdit eden tek taraflı adımları reddederken, Mısır konuyu BM Güvenlik Konseyine taşıdı.
Etiyopya’nın geçen salı günü Rönesans Barajı’nı hizmete almasıyla Addis Ababa, mansap ülkeleri Mısır ve Sudan ile ilişkilerinde yeni bir gerilim dönemine girdi.
Kahire ve Hartum, su güvenliklerinin ayrılmaz bir bütün olduğunu vurgulayarak, Doğu Nil havzasında su kaynaklarına zarar verecek her türlü “tek taraflı adıma” bütünüyle karşı olduklarını uzun zamandır dile getiriyor.
Nil Nehri, Doğu Afrika’nın tropikal bölgesinden doğar ve iki ana koldan oluşur: Victoria Gölü’nden doğan Beyaz Nil ve Etiyopya’daki Tana Gölü’nden doğan Mavi Nil.
Bu iki nehir, Sudan’ın başkenti Hartum’da birleşerek kuzeye doğru akıyor ve Akdeniz’e dökülüyor.
Etiyopya barajın muhtemel faydalarına odaklanırken, Hartum ve Kahire’deki hesaplar daha karmaşık bir hâl alıyor.
Sudan’ın Roseires Barajı endişesi
Sudan için, saniyede yaklaşık 300 metreküp su bırakılmaması durumunda Mavi Nil’in ekosistemi olumsuz etkilenecek. Zira Rönesans Barajı’nın büyüklüğü ve yaklaşık 100 kilometre mesafedeki Roseires Barajı üzerindeki doğrudan etkisi ciddi bir endişe kaynağı.
Bir hidroelektrik santrali olan Roseires Barajı, Sudan’ın Ed-Damazin kentinde Mavi Nil üzerinde yer alıyor. 1961-1966 yılları arasında inşa edilen baraj, sulama ve elektrik üretimi amacıyla kullanılıyor ve 280 megavat kapasiteli bir santrale sahip.
Barajın depolama ve enerji üretim kapasitesini artırmak için 2013 yılında yükseltme çalışmaları yapıldı. Bu baraj, Sudan’ın elektrik şebekesinin bel kemiği olarak kabul ediliyor ve ülkeye temiz ve ucuz elektrik sağlıyor.
Hem Rönesans hem de Roseires barajlarının güvenli bir şekilde doldurulması ve işletilmesi, iki baraj arasında günlük veri alışverişine tam olarak uyulmasına bağlı.
2015 Çerçeve Anlaşması’nda bu husus kararlaştırılmış olsa da, bağlayıcı bir anlaşmanın imzalanmamış olması, taahhütlerin yerine getirilmemesi anlamına geliyor.
Bu durum, deşarj verileri, Rönesans Barajı’nın güvenlik durumu, acil durum planları ve diğer teknik işletme konularına dair bilgi eksikliği nedeniyle Roseires Barajı’nın işletimini riske atıyor.
Sudan, gerekli koordinasyonun, barajların doldurma ve boşaltma verilerinin paylaşımını garanti eden yazılı bir anlaşmaya dayanması gerektiğini savunuyor.
Söz konusu anlaşma, Roseires Barajı’nın dolum kurallarının Rönesans Barajı’ndan gelen su miktarına ve taşkın dönemine bağlı olması nedeniyle, iki barajın uyum içinde çalışmasını temin etmek için tam bir işbirliği taahhüdü içermeli.
Mısır’ın alternatif arayışı
Mısır ise Addis Ababa’nın baraj, geleceği ve ülkenin su kaynakları üzerindeki olumsuz etkileri konusundaki siyasetini reddetmeye devam ediyor.
Mısır’ın Nil Nehri’nden yıllık su payı yaklaşık 55 milyar metreküp olup, bunun yüzde 80’i tarımda kullanılıyor. Etiyopya’nın barajı inşa etmeye ve su tutmaya başlamasından bu yana Mısır hükümeti, su tüketimini azaltmak amacıyla çeşitli politikalara başvurdu.
Bu tedbirlerin başında, pirinç ekim alanlarının daraltılması ve daha az su tüketen mısır, patates ve yonca gibi ürünlere odaklanılması geliyor.
Hükümet ayrıca, su israfını önlemek için deniz suyu arıtma tesisleri, atık su arıtma fabrikaları ve binlerce kilometrelik su kanallarının rehabilitasyonu gibi projelere yöneldi.
Ancak bu tedbirler ve projeler, Kahire’nin, mansap ülkelerinin tarihi su paylarını güvence altına alan bağlayıcı bir hukuki anlaşma imzalaması için Etiyopya’ya yönelik siyasi ve diplomatik çabalarını sürdürmesini engellemedi.
Anlaşmazlığın tarihsel kökenleri
Mısır ve Etiyopya arasındaki su ihtilafının kökleri yalnızca Rönesans Barajı’na değil, Nil sularının kendisine ve Etiyopya’nın 1929 ve 1959 anlaşmalarıyla belirlenen Mısır’ın 55,5 milyar metreküplük payını tanıyıp tanımadığına dayanıyor.
Etiyopya, özellikle dönemin Etiyopya İmparatoru II. Menelik ile Mısır ve Sudan’ı sömürgeleştiren İngiltere arasında 1902’de imzalanan anlaşma başta olmak üzere, bu tarihi anlaşmaları tanımıyor.
Addis Ababa, bu anlaşmaların sömürge döneminde imzalandığını ve bu nedenle miras alınamayacağını savunurken, Mısır uluslararası anlaşmaların miras yoluyla devredilmesi teorisine sıkı sıkıya bağlı.
Bu derin anlaşmazlık, Mısır’ın 2010’da imzalanan ve “Entebbe Anlaşması” olarak bilinen Nil Havzası Ülkeleri Çerçeve Anlaşması’na katılmayı reddetmesine yol açtı. Anlaşmayı Etiyopya ve diğer ülkeler 2013’ten itibaren onaylarken, Mısır, Sudan, Eritre ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti anlaşmaya taraf olmadı.
Mısır’ın o dönemdeki çekinceleri, su güvenliğiyle ilgili 14b maddesi ve projeler için ön bildirimle ilgili 8. madde üzerinde yoğunlaşmıştı. Mısır, herhangi bir projenin uygulanmasından önce kendisinin ve Sudan’ın bilgilendirilmesini ve onayının alınmasını talep ediyordu.
Mayıs 2009’daki Kinşasa toplantısında Mısır, anlaşmanın yasal çerçevesinin, su güvenliğine ilişkin 14b maddesinde Mısır’ın tarihi su payına dokunulmayacağını açıkça belirten bir metin içermesi konusunda ısrar etti.
Ayrıca, mansap ülkelerinin (Mısır ve Sudan) herhangi bir projeye başlamadan önce itiraz edebilmeleri için ön bildirim ilkesine ilişkin 8. maddenin eklerde değil, anlaşmanın ana metninde yer almasını istedi; ancak bu talepler Rönesans Barajı konusunda karşılık bulmadı.
Karmaşık siyasi koşullar ve uzun müzakere süreci
Şubat 2011’de Etiyopya hükümeti, Rönesans Barajı’nın inşasına başlandığını duyurdu. Bazı gözlemciler bu adımı, 25 Ocak Devrimi’nin ardından Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in istifasıyla Mısır’ın içinden geçtiği kritik siyasi durumdan faydalanma olarak değerlendirdi.
Sudan’da ise Nisan 2019’da Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir yönetimi devrildi, ancak ülke hızla siyasi bir gerilime sürüklendi ve Nisan 2023’ten bu yana ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında kanlı bir ihtilafa sahne oldu. Bu durum, Hartum’un su dosyasındaki müzakere pozisyonunu zayıflattı.
Mısır kendi iç meseleleriyle meşgulken, dönemin Etiyopya Başbakanı Meles Zenawi, Nisan 2011’de, başlangıçta “Milenyum” olarak adlandırılan, daha sonra “Büyük Etiyopya Rönesans Barajı” olarak değiştirilen projenin temelini attı.
Zenawi daha sonra, barajlar konusunu incelemek ve tüm tarafları memnun edecek ortak bir vizyon ve anlaşmaya varmak üzere Mısır, Sudan ve Etiyopya su bakanlarından oluşan üçlü bir teknik komisyon kurulmasını teklif etti.
Komisyon Eylül 2011’de kuruldu ve iki ay sonra toplantılarına başladı. Bu, onlarca teknik ve bakanlar düzeyinde toplantının yapıldığı ancak herhangi bir çözüm getirmeyen uzun bir müzakere sürecinin başlangıcı oldu.
Mısır, Aralık 2023’te, Mısır Sulama Bakanlığının o dönemki açıklamasına göre, “Etiyopya’nın yıllardır üç ülkenin de çıkarlarını güvence altına alacak herhangi bir teknik veya hukuki orta yol çözümünü kabul etmeyi reddeden tutumunu sürdürmesi” nedeniyle barajla ilgili müzakere sürecinin sona erdiğini duyurdu.
İhtilafa bir çözüm var mı?
Geçen salı günü Kahire, Etiyopya’daki Rönesans Barajı’nın açılış kutlamalarıyla eş zamanlı olarak, Güvenlik Konseyine gönderdiği bir mektupla uluslararası hukuka aykırı “tek taraflı bir eylemi” kınayarak resmi protestoda bulundu.
Mısır Dışişleri Bakanlığının mektubunda Kahire, dev barajın “hukuka ve uluslararası teamüllere aykırı tek taraflı bir eylem” olduğunu belirtti.
Mısır, “Etiyopya’nın su kaynaklarının yönetimini tek taraflı olarak domine etme çabalarına izin vermeyeceğini ve halkının varoluşsal çıkarlarını savunmak için uluslararası hukuk ve BM Şartı tarafından güvence altına alınan tüm tedbirleri alma hakkını saklı tuttuğunu” vurguladı.
Ancak Mısır, bu tedbirlerin ne olacağını henüz açıklamadı.
Özellikle barajın artık bir oldubittiye dönüştüğü ve Etiyopya, Mısır ve Sudan’ın karşı karşıya olduğu siyasi ve iktisadi zorluklar göz önüne alındığında, barajın hizmete alınmasından sonraki dönemin öncesi gibi olmayacağı bariz.
Diplomasi
Gürcistan’ın tek rafinerisi Rus petrolünü tamamen kesiyor

Gürcistan’ın tek petrol rafinerisi Kulevi, Rus ham petrolünü Kazakistan ve Libya menşeli hammaddelerle değiştirerek eylül sonuna kadar geçişi tamamlamayı hedefliyor. İşletmeci Black Sea Petroleum, Avrupa Komisyonu’nun tanıdığı altı aylık geçiş süresine uyduğunu açıkladı ve Libya petrolü için 2027 sonuna kadar geçerli sözleşme imzaladığını duyurdu.
Gürcistan’ın liman kenti Kulevi’deki tek petrol rafinerisi, Rus ham petrolünü Kazakistan ve Libya’dan gelecek hammaddelerle değiştirerek eylül ayı sonuna kadar tamamen Rus olmayan petrole geçmeyi planlıyor.
Tesisin işletmecisi Black Sea Petroleum (BSP), yayımladığı basın bülteninde bu stratejik değişimin takvimini ve yeni tedarik kaynaklarını resmen açıkladı.
Şirket, 1 Temmuz 2026 tarihinde yaptığı duyuruda, ağustos-eylül 2026 döneminde tamamen Rus olmayan ham petrol işleyeceğini ilan etmişti.
Kulevi Rafinerisi, temmuz ayı başında Kazakistan menşeli petrolü işlemeye başladı; kalan hacmin ise ağustos ayında işlenmesine devam edilecek.
Libya petrolü için uzun vadeli sözleşme
Black Sea Petroleum, 3 Temmuz’da uluslararası bir ticaret şirketiyle imzaladığı sözleşme kapsamında Libya’dan bir petrol sevkiyatının ağustos ayının ikinci yarısında Kulevi’ye ulaşacağını bildirdi.
Şirketten yapılan açıklamada, bu anlaşmanın 2027 yılı sonuna kadar geçerli olduğu ve uzatma seçeneği içerdiği belirtildi.
BSP, Avrupa Komisyonu’nun 24 Temmuz’da teyit ettiği altı aylık geçiş dönemine atıfta bulundu.
Komisyon, rafinerinin Rus hammaddesinden vazgeçmesi için tanınan süreyi doğruladı; şirket de attığı adımların “bu amaca ve zaman çizelgesine uygun” olduğunu kaydetti.
Şirket yetkilileri, tedarik çeşitlendirmesini sürdüreceklerini, düzenleyici kurumlarla yapıcı diyalog içinde olacaklarını ve Rus olmayan petrole geçiş sürecinde üretim istikrarını korurken “açık ve doğrulanabilir ilerleme kanıtları” sunacaklarını taahhüt etti.
Gürcü rafineri, Rus petrolünden vazgeçme kararını ilk kez 1 Temmuz’da duyurmuştu. BSP o tarihte, hammadde değişikliğinin tesise daha yüksek kâr marjlı pazarlara erişim imkanı sağlayacağını vurgulamıştı.
Şirketin verilerine göre tesis, 2026 yılının ilk yarısında 650 bin tondan fazla ham petrol işledi.
Black Sea Petroleum’un üretim planları arasında, 2027’nin ilk çeyreğinde yol bitümü ve ikinci çeyreğinde jet yakıtı üretmeye başlamak yer alıyor.
AB, Gürcistan’ın tek petrol rafinerisine yaptırım kararı aldı
AB yaptırımı ve artan Rus petrolü alımları
Avrupa Birliği’nin temmuz ayında üzerinde mutabık kaldığı 21. Rusya karşıtı yaptırım paketi, Kulevi Rafinerisi’ni de kapsadı.
Tesis, üç Rus ve bir Belarus rafinerisiyle birlikte yaptırım listesine alındı. Ancak Gürcü rafineriye yönelik AB yaptırımları önleyici nitelik taşıyor; bu önlemler, tesisin Rus petrolünü işlemeyi bırakmaması durumunda 25 Ocak 2027’de yürürlüğe girecek.
Moskova, söz konusu yaptırımları yasa dışı olarak nitelendiriyor.
Gürcistan’ın Rus petrolü alımları ise 2025 yılında belirgin bir artış gösterdi. Ulusal İstatistik Servisi’nin verilerine göre ülke, 2025’te Rusya’dan 95,8 milyon dolar karşılığında 225 bin 300 ton ham petrol satın aldı.
Bu rakam, bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla 21 kattan fazla bir yükselişe işaret ediyor. Tedariklerin büyük bölümü, Kulevi Rafinerisi’nin faaliyete geçtiği 2025 sonbaharında gerçekleşti.
Diplomasi
Singapur’da Filistin bayrağı açan Massive Attack üyelerine süresiz giriş yasağı verildi

Singapur yönetimi, 29 Temmuz’daki konserlerinde Filistin bayrağı açan ve slogan atan İngiliz müzik grubu Massive Attack üyeleri Robert Del Naja ile Grant Marshall’a ülkeye giriş ve sahne alma yasağı getirdi. Grup üyeleri, gözaltına alındıklarını, sorgulandıklarını ve pasaportlarına el konulduğunu açıklayarak karara tepki gösterdi.
İngiliz müzik grubu Massive Attack, Singapur’daki konserinde Filistin’e destek mesajları vermesinin ardından ülke makamlarının kendilerine yönelik tutumu karşısında şaşkınlığa uğradıklarını ve hayal kırıklığı yaşadıklarını açıkladı.
Grubun iki üyesi Robert Del Naja ile Grant Marshall, 29 Temmuz’daki konserde sahnede Filistin bayrağı açtı ve izleyicilerle birlikte “Özgür Filistin” sloganı attı.
Singapur polisi önce olay hakkında soruşturma başlattı, ardından Del Naja ve Marshall’ın ülkeye yeniden girişinin ve burada sahne almalarının süresiz olarak yasaklandığını duyurdu.
Massive Attack, pazar günü Instagram’da yayımladığı açıklamada üyelerinin polis tarafından gözaltına alındığını, birbirlerinden ayrıldığını ve ayrı ayrı sorgulandığını bildirdi. Gruba göre bazı üyelerin otel odaları arandı ve pasaportlarına geçici olarak el konuldu. Massive Attack, yaşananları “gerçeküstü bir deneyim” olarak nitelendirerek Singapur makamlarının tutumundan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.
Iconic British band Massive Attack is under police investigation in Singapore for displaying a Palestinian flag at their July 29 concert. Videos show members holding the flag on stage, prompting "Free Palestine" chants from the crowd. The band, known for their outspoken activism… pic.twitter.com/8vu7jRa3Ne
— Eye on Palestine (@EyeonPalestine) July 31, 2026
Singapur polisi, 31 Temmuz’da yayımladığı ilk açıklamada konser sırasında Filistin bayrağı açılmasıyla ilgili soruşturma başlatıldığını duyurmuştu. Polis ve yerel medya, soruşturmanın “lisans koşullarının ihlal edilmiş olabileceği” gerekçesiyle yürütüldüğünü bildirmişti.
Singapur yasalarına göre yabancı ülkelere ait bayrak ve diğer ulusal sembollerin izin veya muafiyet olmaksızın halka açık alanlarda sergilenmesi yasaklanıyor.
Polis sözcüsü, daha sonra BBC’ye yaptığı açıklamada Del Naja ve Marshall’ın Singapur’a yeniden girmelerine ve ülkede sahne almalarına izin verilmeyeceğini söyledi. İki müzisyene, yabancı bayrakların kamusal alanda sergilenmesini kısıtlayan ve halka açık etkinliklerde siyasi ifadeleri düzenleyen iki yasa kapsamındaki olası ihlaller nedeniyle “sert uyarı” verildi.
Massive Attack, konser başlamadan önce ve konserin sonunda salondaki izleyicilerin büyük bölümünün kendiliğinden “Özgür Filistin” sloganları attığını belirtti. Grubun açıklamasında, “Muhtemelen bu kendiliğinden ifadenin tek başına hükümetlerinin sansür yasalarını ihlal edebileceğinin farkındaydılar. Ancak bu onları caydırmadı” ifadelerine yer verildi.
Massive Attack, Singapur’un yasak kararına doğrudan değinmedi ancak “157 ülkenin tanıdığı egemen bir devletin bayrağını yalnızca havaya kaldırmanın herhangi bir yasayı ihlal edebileceğini düşünmediklerini” bildirdi. Grup üyeleri, Singapur’daki hayranlarıyla birlikte bu plansız dayanışma mesajını vermekten gurur duyduklarını söyledi. Açıklamada, izleyicilerin “Filistin halkıyla dayanışma göstermek için açıkça ahlaki bir sorumluluk hissettiği” kaydedildi.
Massive Attack’ın Instagram paylaşımı 146 bin kullanıcı tarafından beğenildi ve grubun hayranlarından çok sayıda destek mesajı aldı. Singapurlu bir Instagram kullanıcısı, “Singapur’da çoğumuz ne söylediğimize ne kadar yüksek sesle söylediğimize ve ne zaman susmanın daha güvenli olduğuna dikkat etmeyi öğrenerek büyüdük. Filistin’in yanında durduğunuz ve ahlaki tutarlılığın hâlâ sahnenin merkezinde yer alabileceğini gösterdiğiniz için teşekkür ederiz” ifadelerini kullandı.
Konseri izleyen Singapurlu içerik üreticisi Crystal Lim-Lange ise konunun “karmaşık” olduğunu belirtti. Lim-Lange, “Sanatçıların sahne aldıkları ülkelerin yasalarına saygı göstermeleri gerektiğine inanıyorum” dedi. Bununla birlikte sanatın tarih boyunca düşüncelere meydan okuduğunu, toplumu yansıttığını ve zorlu tartışmaları tetiklediğini vurgulayan Lim-Lange, “Sanatı siyasetten ayırmaya çalışmak hiçbir zaman kolay olmadı” değerlendirmesinde bulundu.
Filistin bayrağı, İsrail’in Gazze’de Filistinlilere yönelik saldırıları ve Singapur’daki kayda değer Müslüman nüfus nedeniyle ülkede hassas bir konu olarak değerlendiriliyor. Singapur yönetimi, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarıyla ilgili kitlesel açıklamalara ve sembollere karşı tutum izliyor. Çok kültürlü ülkenin yetkilileri, bu yaklaşımın etnik, dini ve toplumsal uyumun korunması için gerekli olduğunu savunuyor.
Singapur İçişleri Bakanlığı, 2023’te yayımladığı duyuruda yabancı ülkelere ait ulusal semboller de dâhil olmak üzere Filistin ve İsrail’deki gelişmelerle bağlantılı eşyaların sergilenmemesi veya giyilmemesi uyarısında bulunmuştu. Bakanlığın açıklamasında, “Devam eden İsrail-Hamas çatışması güçlü duygular uyandıran bir meseledir. Artan hassasiyetler göz önüne alındığında, çatışmayla bağlantılı unsurların kamuya açık alanlarda sergilenmemesini ve giyilmemesini tavsiye ediyoruz” ifadeleri kullanılmıştı.
Singapur makamları, bu yılın başında Filistin’e destek amacıyla izinsiz yürüyüş düzenleyen bazı kişilere de para cezası verdi.
Massive Attack, Gazze savaşı dahil çeşitli konulardaki siyasi tutumunu açıkça dile getirmesiyle tanınıyor. Robert Del Naja, bu yılın başında Londra’daki bir protesto sırasında yasaklı Palestine Action örgütüne destek verdiği şüphesiyle gözaltına alınmıştı. 61 yaşındaki müzisyen, üzerinde “Soykırıma karşıyım, Palestine Action’ı destekliyorum” yazılı bir pankartla yüzlerce göstericinin katıldığı oturma eyleminde yer almıştı.
Massive Attack konseri, Filistin’le dayanışma gösterilmesi nedeniyle hukuki işlem başlatılan ilk olay niteliği taşımıyor. Gazze’deki saldırıların Ekim 2023’te başlamasından bu yana Filistin’e destek eylemleri geniş çaplı kısıtlamalarla karşı karşıya kaldı.
ABD’de yetkililer ve üniversite yönetimleri, Gazze’yle dayanışma gösterilerine gözaltılar, uzaklaştırma kararları ve öğrencilerle öğretim üyelerine yönelik ceza davalarıyla karşılık verdi. Federal yetkililer ise Filistin yanlısı eylemleri hedef alan soruşturmalar açmak ve üniversitelere sağlanan fonları kesmekle tehdit etti.
İngiltere hükümeti, terörle mücadele yasaları ile kamu düzenine ilişkin yetkileri kullanarak bazı grupları yasakladı, gösterilere katı koşullar getirdi ve Filistin’e destek açıklamalarında bulunan binlerce protestocu, aktivist ve akademisyeni gözaltına aldı.
Fransa’da İçişleri Bakanlığının talimatları doğrultusunda Filistin yanlısı gösteriler ülke genelinde defalarca yasaklandı. Polis, toplanan grupları dağıtmak için göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su kullandı, çok sayıda kişiye para cezası verildi. Savcılıklar da eylemleri düzenleyenler ve katılımcılar hakkında ceza davaları açtı.
İsrail’in destekçilerinden Almanya’da ise eyalet makamları, yaygın Filistin yanlısı sloganları suç kapsamında değerlendirdi. Gösteriler yasaklandı, yüzlerce kişi gözaltına alındı veya para cezasına çarptırıldı. Dayanışma eylemlerine katılan yabancı aktivistler hakkında sınır dışı ve diğer göçmenlik işlemleri de uygulandı.
Dünya turnesini sürdüren Massive Attack, Asya ayağının tamamlanmasının ardından gelecek hafta Avustralya’da konserler verecek.
Diplomasi
Infantino üzerindeki baskı artıyor

Avrupa ülkeleri, FIFA’nın Gianni Infantino liderliğinde bir dönemini daha destekleyen mektupları toplu olarak geri çekerek ona yönelik baskıyı artırmayı planlıyor.
Infantino’nun başkanlığı, Dünya Kupası’nın bazı bölümlerini satmaya yönelik özel sektör destekli planının çöküşünün ardından ciddi tehlike altında.
Bu plan, UEFA üye federasyonlarının gelecekteki FIFA müsabakalarını boykot etme tehdidinde bulunmasıyla büyük ölçüde suya düştü.
The Guardian’a göre ortam hâlâ gergin ve Avrupa genelinde onun görevinden bir an önce uzaklaştırılmasını isteyen yaygın bir istek var.
Şu anda çok sayıda ulusal futbol federasyonu, Infantino’nun istifasını hızlandırmak amacıyla ona verdikleri desteği resmen geri çekmeyi tartışıyor ve önümüzdeki günlerde bu konuyla ilgili açıklamalar yapılması bekleniyor.
Geçen haftaki krizin patlak vermesinden önce, Almanya, Romanya, Norveç, Danimarka ve İsveç hariç UEFA’nın 55 üyesinin tamamı, Mart 2027’de Infantino’nun adaylığını destekleyen mektuplar yazmıştı.
Hatta İsviçreli başkanın dördüncü dönemine başlaması ise kaçınılmaz bir gerçek olarak görülüyordu.
Eşzamanlı bir geri çekilme gündeme getirilmiş olsa da, üye federasyonların desteğini tek tek geri çekme olasılığı da bulunuyor.
Böyle bir hareket, fiilen bir güvensizlik oyu anlamına gelir ve Infantino’nun istifası yönündeki baskıyı artırır.
Örneğin İngiltere Futbol Federasyonu (FA), Gianni Infantino’nun FIFA başkanlığına yeniden seçilmesine verdiği desteği resmen geri çekecek.
FA, daha önce Infantino’ya destek vermiş olmasına rağmen, artık onun dördüncü dönem başkanlığı için destek vermediğini teyit eden bir mektubu FIFA’ya gönderecek.
FA, daha önce Infantino’nun arkasında saf tutmuştu. Infantino, kasım ayında Birleşik Krallık’ın 2035 Kadınlar Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacağını teyit edecek olağanüstü FIFA kongresine başkanlık edecek.
Cumartesi günü FA, “FIFA’nın liderlik ve yönetişim yapısının kapsamlı ve titiz bir şekilde gözden geçirilmesi” çağrısında bulunmuştu.
Bu hamle, Galler Futbol Federasyonu’nun Infantino’nun adaylığından desteğini çekmesinin ardından geldi.
Galler futbolu ve temsilcileri, Infantino’ya karşı çıkma çabalarında kilit bir rol oynadılar.
Geçen Perşembe günü üye federasyonların katıldığı bir toplantıda, UEFA başkan yardımcısı ve eski Galler milli futbolcusu Laura McAllister, Infantino’nun FFE planını rafa kaldırmaması halinde FIFA turnuvalarına Avrupa öncülüğünde bir boykot uygulanmasını savundu.
Bu, planı fiilen uygulanamaz hale getiren ortak bir mutabakata yol açtı.
Finlandiya Futbol Federasyonu, geçen hafta desteğini çeken ilk ülke olmuştu.
FIFA, mektubunu geri çekmek isteyen her ülke tarafından bilgilendirilmek zorunda. Diğer konfederasyonlardaki ülkelerle görüşmeler devam ediyor.
“FIFA Forward Enterprise” önerisinin başarısız olmasına rağmen, Asya Futbol Konfederasyonu’ndaki (AFC) bazı ülkeler hafta sonu Infantino’ya açıkça destek verdi.
Avrupa futbol camiasındaki kaynaklar, bu federasyonların Infantino’nun karşı karşıya olduğu muhalefetin boyutundan tam olarak haberdar olup olmadıklarını sorguluyor.
Cumartesi günü finansal açıdan güçlü Katar’ın Infantino’ya destek vermesinin ardından, pazar günü daha küçük Asya federasyonları olan Sri Lanka ve Kuveyt de kamuoyu önünde desteklerini açıkladı.
Fakat AFC nadiren toplu olarak oy kullanır ve Infantino’dan memnun olmayan bazı federasyonların Avrupalıların safına katılma ihtimali de bulunuyor.
FIFA’nın 211 üyesinden 200’den fazlası Infantino’ya destek mektupları sunmuştu. O dönemde görev süresinin tehlike altında görünmemesine rağmen, FIFA’nın tereddüt edenler üzerinde yoğun baskı uyguladığı anlaşılıyor.
Birçoğu, başkanlığı konusunda özel olarak endişelerini dile getirmesine rağmen onu desteklemişti.
Infantino’nun yerine geçecek bir aday belirleme çabaları hız kazanıyor. Seçim için öne sürülecek herhangi bir adayın, Avrupa dışında, özellikle Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Konfederasyonu (CONCACAF) tarafından önemli düzeyde destek alması gerekecek.
Uygun bir adayın etrafında hızla birleşmek, Infantino’yu konumunun savunulamaz olduğuna ikna etmenin anahtarı olabilir.
Infantino görevde kalmaya kararlı görünüyor ve desteğini sürdürmek için dünyanın dört bir yanındaki üye federasyonlara baskı uyguladığı düşünülüyor.
Bununla birlikte, hem Afrika Futbol Konfederasyonu hem de Güney Amerika Konfederasyonu (Conmebol) Infantino’ya tam destek veriyor.
Bu durum, UEFA üyeleri FIFA’da yeni bir liderlik arayışındayken Asya ve Kuzey Amerika’yı kritik mücadele alanları haline getiriyor.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi5 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa1 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü












