Diplomasi
Etiyopya’nın Rönesans Barajı hamlesi Nil’de tansiyonu yeniden yükseltti

Etiyopya’nın geçen salı günü Rönesans Barajı’nı hizmete alması, Nil’in memba ülkeleri Mısır ve Sudan ile ilişkilerde yeni bir gerilim dönemini başlattı. Kahire ve Hartum, su güvenliklerini tehdit eden tek taraflı adımları reddederken, Mısır konuyu BM Güvenlik Konseyine taşıdı.
Etiyopya’nın geçen salı günü Rönesans Barajı’nı hizmete almasıyla Addis Ababa, mansap ülkeleri Mısır ve Sudan ile ilişkilerinde yeni bir gerilim dönemine girdi.
Kahire ve Hartum, su güvenliklerinin ayrılmaz bir bütün olduğunu vurgulayarak, Doğu Nil havzasında su kaynaklarına zarar verecek her türlü “tek taraflı adıma” bütünüyle karşı olduklarını uzun zamandır dile getiriyor.
Nil Nehri, Doğu Afrika’nın tropikal bölgesinden doğar ve iki ana koldan oluşur: Victoria Gölü’nden doğan Beyaz Nil ve Etiyopya’daki Tana Gölü’nden doğan Mavi Nil.
Bu iki nehir, Sudan’ın başkenti Hartum’da birleşerek kuzeye doğru akıyor ve Akdeniz’e dökülüyor.
Etiyopya barajın muhtemel faydalarına odaklanırken, Hartum ve Kahire’deki hesaplar daha karmaşık bir hâl alıyor.
Sudan’ın Roseires Barajı endişesi
Sudan için, saniyede yaklaşık 300 metreküp su bırakılmaması durumunda Mavi Nil’in ekosistemi olumsuz etkilenecek. Zira Rönesans Barajı’nın büyüklüğü ve yaklaşık 100 kilometre mesafedeki Roseires Barajı üzerindeki doğrudan etkisi ciddi bir endişe kaynağı.
Bir hidroelektrik santrali olan Roseires Barajı, Sudan’ın Ed-Damazin kentinde Mavi Nil üzerinde yer alıyor. 1961-1966 yılları arasında inşa edilen baraj, sulama ve elektrik üretimi amacıyla kullanılıyor ve 280 megavat kapasiteli bir santrale sahip.
Barajın depolama ve enerji üretim kapasitesini artırmak için 2013 yılında yükseltme çalışmaları yapıldı. Bu baraj, Sudan’ın elektrik şebekesinin bel kemiği olarak kabul ediliyor ve ülkeye temiz ve ucuz elektrik sağlıyor.
Hem Rönesans hem de Roseires barajlarının güvenli bir şekilde doldurulması ve işletilmesi, iki baraj arasında günlük veri alışverişine tam olarak uyulmasına bağlı.
2015 Çerçeve Anlaşması’nda bu husus kararlaştırılmış olsa da, bağlayıcı bir anlaşmanın imzalanmamış olması, taahhütlerin yerine getirilmemesi anlamına geliyor.
Bu durum, deşarj verileri, Rönesans Barajı’nın güvenlik durumu, acil durum planları ve diğer teknik işletme konularına dair bilgi eksikliği nedeniyle Roseires Barajı’nın işletimini riske atıyor.
Sudan, gerekli koordinasyonun, barajların doldurma ve boşaltma verilerinin paylaşımını garanti eden yazılı bir anlaşmaya dayanması gerektiğini savunuyor.
Söz konusu anlaşma, Roseires Barajı’nın dolum kurallarının Rönesans Barajı’ndan gelen su miktarına ve taşkın dönemine bağlı olması nedeniyle, iki barajın uyum içinde çalışmasını temin etmek için tam bir işbirliği taahhüdü içermeli.
Mısır’ın alternatif arayışı
Mısır ise Addis Ababa’nın baraj, geleceği ve ülkenin su kaynakları üzerindeki olumsuz etkileri konusundaki siyasetini reddetmeye devam ediyor.
Mısır’ın Nil Nehri’nden yıllık su payı yaklaşık 55 milyar metreküp olup, bunun yüzde 80’i tarımda kullanılıyor. Etiyopya’nın barajı inşa etmeye ve su tutmaya başlamasından bu yana Mısır hükümeti, su tüketimini azaltmak amacıyla çeşitli politikalara başvurdu.
Bu tedbirlerin başında, pirinç ekim alanlarının daraltılması ve daha az su tüketen mısır, patates ve yonca gibi ürünlere odaklanılması geliyor.
Hükümet ayrıca, su israfını önlemek için deniz suyu arıtma tesisleri, atık su arıtma fabrikaları ve binlerce kilometrelik su kanallarının rehabilitasyonu gibi projelere yöneldi.
Ancak bu tedbirler ve projeler, Kahire’nin, mansap ülkelerinin tarihi su paylarını güvence altına alan bağlayıcı bir hukuki anlaşma imzalaması için Etiyopya’ya yönelik siyasi ve diplomatik çabalarını sürdürmesini engellemedi.
Anlaşmazlığın tarihsel kökenleri
Mısır ve Etiyopya arasındaki su ihtilafının kökleri yalnızca Rönesans Barajı’na değil, Nil sularının kendisine ve Etiyopya’nın 1929 ve 1959 anlaşmalarıyla belirlenen Mısır’ın 55,5 milyar metreküplük payını tanıyıp tanımadığına dayanıyor.
Etiyopya, özellikle dönemin Etiyopya İmparatoru II. Menelik ile Mısır ve Sudan’ı sömürgeleştiren İngiltere arasında 1902’de imzalanan anlaşma başta olmak üzere, bu tarihi anlaşmaları tanımıyor.
Addis Ababa, bu anlaşmaların sömürge döneminde imzalandığını ve bu nedenle miras alınamayacağını savunurken, Mısır uluslararası anlaşmaların miras yoluyla devredilmesi teorisine sıkı sıkıya bağlı.
Bu derin anlaşmazlık, Mısır’ın 2010’da imzalanan ve “Entebbe Anlaşması” olarak bilinen Nil Havzası Ülkeleri Çerçeve Anlaşması’na katılmayı reddetmesine yol açtı. Anlaşmayı Etiyopya ve diğer ülkeler 2013’ten itibaren onaylarken, Mısır, Sudan, Eritre ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti anlaşmaya taraf olmadı.
Mısır’ın o dönemdeki çekinceleri, su güvenliğiyle ilgili 14b maddesi ve projeler için ön bildirimle ilgili 8. madde üzerinde yoğunlaşmıştı. Mısır, herhangi bir projenin uygulanmasından önce kendisinin ve Sudan’ın bilgilendirilmesini ve onayının alınmasını talep ediyordu.
Mayıs 2009’daki Kinşasa toplantısında Mısır, anlaşmanın yasal çerçevesinin, su güvenliğine ilişkin 14b maddesinde Mısır’ın tarihi su payına dokunulmayacağını açıkça belirten bir metin içermesi konusunda ısrar etti.
Ayrıca, mansap ülkelerinin (Mısır ve Sudan) herhangi bir projeye başlamadan önce itiraz edebilmeleri için ön bildirim ilkesine ilişkin 8. maddenin eklerde değil, anlaşmanın ana metninde yer almasını istedi; ancak bu talepler Rönesans Barajı konusunda karşılık bulmadı.
Karmaşık siyasi koşullar ve uzun müzakere süreci
Şubat 2011’de Etiyopya hükümeti, Rönesans Barajı’nın inşasına başlandığını duyurdu. Bazı gözlemciler bu adımı, 25 Ocak Devrimi’nin ardından Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in istifasıyla Mısır’ın içinden geçtiği kritik siyasi durumdan faydalanma olarak değerlendirdi.
Sudan’da ise Nisan 2019’da Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir yönetimi devrildi, ancak ülke hızla siyasi bir gerilime sürüklendi ve Nisan 2023’ten bu yana ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında kanlı bir ihtilafa sahne oldu. Bu durum, Hartum’un su dosyasındaki müzakere pozisyonunu zayıflattı.
Mısır kendi iç meseleleriyle meşgulken, dönemin Etiyopya Başbakanı Meles Zenawi, Nisan 2011’de, başlangıçta “Milenyum” olarak adlandırılan, daha sonra “Büyük Etiyopya Rönesans Barajı” olarak değiştirilen projenin temelini attı.
Zenawi daha sonra, barajlar konusunu incelemek ve tüm tarafları memnun edecek ortak bir vizyon ve anlaşmaya varmak üzere Mısır, Sudan ve Etiyopya su bakanlarından oluşan üçlü bir teknik komisyon kurulmasını teklif etti.
Komisyon Eylül 2011’de kuruldu ve iki ay sonra toplantılarına başladı. Bu, onlarca teknik ve bakanlar düzeyinde toplantının yapıldığı ancak herhangi bir çözüm getirmeyen uzun bir müzakere sürecinin başlangıcı oldu.
Mısır, Aralık 2023’te, Mısır Sulama Bakanlığının o dönemki açıklamasına göre, “Etiyopya’nın yıllardır üç ülkenin de çıkarlarını güvence altına alacak herhangi bir teknik veya hukuki orta yol çözümünü kabul etmeyi reddeden tutumunu sürdürmesi” nedeniyle barajla ilgili müzakere sürecinin sona erdiğini duyurdu.
İhtilafa bir çözüm var mı?
Geçen salı günü Kahire, Etiyopya’daki Rönesans Barajı’nın açılış kutlamalarıyla eş zamanlı olarak, Güvenlik Konseyine gönderdiği bir mektupla uluslararası hukuka aykırı “tek taraflı bir eylemi” kınayarak resmi protestoda bulundu.
Mısır Dışişleri Bakanlığının mektubunda Kahire, dev barajın “hukuka ve uluslararası teamüllere aykırı tek taraflı bir eylem” olduğunu belirtti.
Mısır, “Etiyopya’nın su kaynaklarının yönetimini tek taraflı olarak domine etme çabalarına izin vermeyeceğini ve halkının varoluşsal çıkarlarını savunmak için uluslararası hukuk ve BM Şartı tarafından güvence altına alınan tüm tedbirleri alma hakkını saklı tuttuğunu” vurguladı.
Ancak Mısır, bu tedbirlerin ne olacağını henüz açıklamadı.
Özellikle barajın artık bir oldubittiye dönüştüğü ve Etiyopya, Mısır ve Sudan’ın karşı karşıya olduğu siyasi ve iktisadi zorluklar göz önüne alındığında, barajın hizmete alınmasından sonraki dönemin öncesi gibi olmayacağı bariz.
Diplomasi
Zelenskiy ile gerilim yaşayan Kliçko görevden alma ihtimaline rest çekti

Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, Ukrayna yönetiminin kendisini görevden alma girişimlerine karşı mücadele edeceğini belirterek çatışma sürecinde yaklaşık 300 belediye başkanının uzaklaştırıldığını hatırlattı.
Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, Ukrayna yönetiminin kendisini herhangi bir şekilde görevden alma girişimine boyun eğmeyeceğini ve böyle bir durumda mücadele edeceğini söyledi.
BBC’ye mülakat veren Kliçko, “Beni görevden alırlarsa mücadele ederim” ifadesini kullandı.
Kiev yönetiminin Ukrayna yasalarına bağlı kaldığını belirten Kliçko, yerel topluluğun temsilcisi sıfatıyla başkent sakinlerinin çıkarlarını savunacağını dile getirdi.
Gelecekteki seçimlere işaret eden Kliçko, “Gelecek seçimler yapılır, başka insanlar gelir, buyursunlar. Buna topluluğun kendisi karar verir. Her kent sakininin, kendi çıkarlarını kimin savunacağını kendisinin belirlemek istediğine inanıyorum; yukarıdan birilerinin topluluğu yönetmesi için paraşütle birini atamasını değil. Demokrasi tam da budur” dedi.
Kliçko’nun bu çıkışının öncesinde, 17 Ekim günü yüzlerce Kievli belediye başkanının istifasını talep eden bir gösteri düzenledi.
Kamu yayıncısı Suspilne Kiev tarafından paylaşılan görüntülerde, belediye binası önünde toplanan protestocuların iki saat boyunca istifa sloganları attığı görüldü.
Eylemi “kurgulanmış” ve “sipariş üzerine yapılmış” olarak nitelendiren Kliçko, çatışma süreci boyunca görevden alınan yaklaşık 300 diğer belediye başkanı gibi kendisinin de bu yolla makamından uzaklaştırılmak istendiğini savundu.
Kliçko, Haziran 2014’ten bu yana Kiev Belediye Başkanlığı görevini yürütüyor; 2015 ve 2020 yıllarındaki seçimlerde de yeniden bu göreve seçildi.
Zelenskiy ile enerji altyapısı üzerinden başlayan gerginlik sürüyor
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile Kliçko arasındaki anlaşmazlık son günlerde kamuoyu önünde karşılıklı suçlamalarla görünür hale geldi.
Fransız Le Monde gazetesinin 14 Ekim tarihli haberine göre iki lider, başkentin enerji altyapısının kış mevsimine hazırlanması konusunda açıkça karşı karşıya geldi.
Zelenskiy, enerji tesislerinin korunmasına dönük adımların hayata geçirilmesinde geç kalındığı gerekçesiyle Kiev yönetimini eleştirdi.
Ukrayna Devlet Başkanı, başkentin kışa hazırlık seviyesinin sınır ve cephe hattındaki bölgelerden bile daha kötü durumda olduğunu savundu.
Bu eleştirileri “temelsiz” olarak tanımlayan Kliçko ise Devlet Başkanlığı Ofisi’nin yerel özyönetimi ortadan kaldırmayı ve kendisini şehir yönetiminden uzaklaştırmayı amaçladığını öne sürdü.
Ekim ayı başında kış mevsimi öncesinde Kiev’in hayatta kalma moduna geçtiğini duyuran Kliçko, kentin su şebekesindeki olası bir aksamanın son derece büyük ölçekli bir krize yol açabileceği uyarısını yapmıştı.
Kliçko, kışa hazırlık kapsamında başkentte yedek ısıtma sistemlerinin kurulduğunu; yakıt, gıda ve içme suyu stoklarının oluşturulduğunu aktardı.
Diplomasi
Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD Başkanı Trump’ın SpaceX yöneticisi Elon Musk’ı arayarak askeri Starshield sistemindeki yavaşlatmayı kaldırmasını istemesinin ardından, Ukrayna ordusunun uydu iletişiminde toparlanma görüldü. Terminallerin saatte 60 kilometre hıza ulaştığında dahi kesilmesiyle insansız hava aracı operasyonlarında aksamalar yaşandı.
ABD Başkanı Donald Trump, SpaceX’in kurucusu Elon Musk ile bir telefon görüşmesi yaparak uydu internet ağı Starlink’in askeri sürümü Starshield üzerindeki kısıtlamaların Ukrayna için kaldırılmasını istedi.
The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre ABD’li ve Ukraynalı yetkililer, telefon görüşmesinden kısa bir süre sonra, 22 Ekim’de sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını aktardı.
Ukraynalı bazı temsilciler altyapının henüz tam kapasiteye ulaşmadığını, ancak bağlantının terminallerin daha yüksek hareket hızlarında kısıtlama dönemine kıyasla daha verimli çalıştığını kaydetti.
Yetkililerin paylaştığı bilgilere göre Trump, görüşmede hız sınırının sürmesinden duyduğu rahatsızlığı Musk’a iletti.
Gazete, söz konusu yavaşlatma yüzünden Ukrayna ordusuna ait bazı insansız hava araçlarının görevlerini eksiksiz yerine getiremediğini yazdı.
ABD’li yetkililer ayrıca Trump’ın bir hafta boyunca yardımcılarına ve müttefiklerine Starlink’teki hız kesintisini sonlandırmak istediğini söylediğini aktardı.
Terminal hızı sınırlandırılınca cephedeki İHA operasyonları aksadı
İletişim kısıtlamalarına dair ilk haberler 14 Ekim gecesi gündeme geldi. Ukrayna Savunma Bakanının eski danışmanı Serhiy Sternenko, terminaller saatte 160 kilometreden daha hızlı hareket ettiğinde bağlantının koptuğunu açıkladı.
Sternenko daha sonra kısıtlamaların sertleştiğini duyurarak ordudan gelen verilere göre bağlantının artık saatte 60 ila 70 kilometre hızda dahi kesildiğini belirtti.
Financial Times’ın Ukraynalı yetkililer ve askerlere dayandırdığı haberine göre yaşanan aksaklıklar; insansız hava araçlarının yönetimini, cephedeki birliklerin ikmalini ve geri hatlardaki hedeflere yönelik saldırıları zorlaştırdı.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 16 Ekim’de Starlink altyapısının kısmen toparlandığını duyurdu.
Brüksel’deki basın toplantısında konuşan Zelenskiy, eski hız parametrelerine kademeli olarak dönüldüğünü fakat Ukrayna ordusuna yönelik sınırlandırmaların henüz tamamen kalkmadığını ifade etti.
Gelişmeler üzerine Rusya cephesinden de açıklama geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Starlink gibi parlak teknolojilerin askeri amaçlarla hiç kullanılmaması daha iyi olurdu” diyerek sistemin ordunun hizmetine sunulmasına karşı olduklarını bildirdi.
Kısıtlama talimatının kaynağına dair çelişkili açıklamalar yapıldı
Musk, Starshield üzerindeki kısıtlamalara ilişkin sorumluluğu reddetti. Sistemin mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu belirten Musk, kullanım koşullarını da Washington’ın belirlediğini dile getirdi.
Ticari Starlink ağını SpaceX’in işlettiğini hatırlatan girişimci, bu hizmetin taarruz amaçlı askeri operasyonlar için tasarlanmadığını savundu.
Reuters’a konuşan iki ABD’li yetkili, Pentagon’a Starlink ile ilgili talimatın Beyaz Saray’dan gittiğini ileri sürdü.
Öte yandan üst düzey bir Amerikalı yetkili, Trump’ın şahsen böyle bir emir vermediğini savundu. The Telegraph gazetesi ise kısıtlamaları başlatan kişinin Musk olduğunu öne sürdü; kaynaklardan biri Trump’ın bu öneriyi kabul etmesiyle kısıtlamanın Pentagon tarafından devreye sokulduğunu aktardı.
20 Ekim’de WSJ, kaynaklarına dayanarak Musk’ın Ukrayna’daki Starshield faaliyetini durdurma yönünde bizzat emir verdiğini, ardından Musk ile Trump’ın kararı telefonda ele aldığını yazdı.
Trump, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada kendisinin veya Musk’ın kısıtlamalarla bağı bulunduğu iddialarını reddetti. Trump, “Kimin yaptığını bilmiyorum, en azından ben değilim. Elon’ın da olduğunu pek sanmıyorum” dedi.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise 18 Ekim’de ABD’nin Starlink’i yavaşlatma yönünde bir talimat vermediğini ve hızın yeniden sağlandığını savundu.
Rubio ayrıca Ukrayna’nın Starshield sistemine erişimi olmadığını, sistemin Kiev tarafından kullanımı konusunun halen müzakere edildiğini öne sürdü.
Karar ABD Kongresinde de yankı buldu. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Brian Fitzpatrick, Washington yönetiminin parmağı olduğunun kanıtlanması halinde ilgili kurumların bütçesini durdurmaya çalışacağını belirtti.
Diplomasi
Barrack: Şara, İsrail ile normalleşmek istiyor

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek istediğini belirtti.
Aynı zamanda İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına son verilmesi çağrısında bulunarak, Washington’un bu operasyonları durdurmak için müdahale edip etmemesi gerektiğini sorguladı.
Katar’ın Doha kentinde düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda konuşan Barrack, Şara’nın zorlu koşulları iyi idare ettiğini ve hükümetinin bir tehdit oluşturmadığını İsrail’e temin etmeye çalıştığını söyledi.
“Bence Cumhurbaşkanı Şara, çok zor koşullar altında çok iyi bir iş çıkardı,” diyen Barrack, Suriye liderinin İsrail’e ilettiğini düşündüğü mesajı şöyle aktardı: “Ben saldırgan değilim, İsrail ile bir sorunum yok, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini istiyorum.”
Barrack ayrıca İsrail’i Suriye’deki operasyonlarını durdurmaya çağırırken, ABD’nin bu operasyonları sona erdirmek için müdahale edip etmemesi gerektiği konusunda belirsizliğini dile getirdi:
“Bunu [İsrail’in Suriye’deki eylemlerini] durdurmanın zamanı geldi. ABD’nin bunu durdurmak için müdahale etme zamanının gelip gelmediğini bilmiyorum.”
İsrail, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail güçleri, Golan Tepeleri boyunca uzanan askerden arındırılmış “tampon bölgeye” girdi ve Şeyh Dağı’nın (Hermon) Suriye tarafında mevzilenirken, İsrail bu konuşlandırmayı geçici bir güvenlik önlemi olarak nitelendirdi.
İsrail’in hava saldırıları ayrıca ülke genelindeki askeri tesisleri ve silah depolarını da hedef aldı.
Barrack, bir zamanlar düşman olarak görülen grupların yeni siyasi ve güvenlik yapılarına nasıl dahil edilebileceğinin bir örneği olarak Suriye’deki siyasi geçiş sürecini gösterdi.
ABD’li diplomat, “Bir zamanlar yabancı terör örgütü olarak nitelendirilen Nusra’yı ele alabilirsiniz; 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün ardından bugün pek çok kişi bu örneği ‘işte bir model’ diye değerlendiriyor,” dedi.
Nusra Cephesi, Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan ve El Kaide’ye bağlılık yemini ettikten sonra bu ağdan ayrıldığını ilan eden bir cihatçı gruptu. Örgüt, başta ABD ve BM olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından “terörist” kabul ediliyordu.
Grubun lideri Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), daha sonra Esad’ı deviren saldırıyı yöneten Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) başına geçti.
Barrack ayrıca, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ulusal ordusuna entegrasyonunu, daha önce pek çok kişinin olası görmediği bir sonuç olarak gösterdi.
ABD’li, “Hiç kimse, bu Kürt oluşumu olan SDG’yi ulusal bir orduya yeniden entegre edebileceğinizi düşünmemişti, ama bu gerçekleşti,” dedi.
Şam ile Kürt liderliğindeki güçler, 10 Mart 2025 tarihinde SDG’nin askeri ve sivil kurumlarını Suriye devletine entegre etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.
Fakat entegrasyon şartları ve bölgedeki özyönetimin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında gecikmeler yaşandı.
Bununla birlikte Barrack, Washington’un geniş bölgede gerçekleşen ve kendisinin “23 rejim değişikliği” olarak nitelendirdiği olaylara müdahalesine atıfta bulunarak, ABD’nin Orta Doğu’daki önceki müdahalelerinin etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi.
“Ne zaman müdahale etmeye, bir kişiyi ya da rejimi değiştirmeye çalışsak, bu bir hata olmuş gibi görünüyor,” diyen Barrack ayrıca Yemen’deki ABD müdahalesinin değerini de sorgulayarak, bunu görünüşe göre “anlamsız” olarak nitelendirdi.
Amerika5 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBerlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi
Avrupa2 hafta önceBurnham: Brexit oylamasında Rus müdahalesi var
Avrupa2 hafta önceLe Pen ve Mélenchon farkı açıyor












