Avrupa
Farage ile City of London ilişkileri gelişiyor

Aylarca, City of London ile Nigel Farage ve Reform UK “flörtü” fısıltılarla sürdürülürken, şimdi ise her iki taraf da bunu kamuoyuna açıklıyor.
Bankacılık ve varlık yönetimi sektörünün üst düzey isimleri, anketlerde büyük bir üstünlük sağlamasına rağmen, sağcı parti ile herhangi bir bağları olduğunu duyurmakta isteksizdi.
Farage’ın eski sağ kolu Gawain Towler, ağustos ayında POLITICO’ya verdiği demeçte, “İnsanlarla konuştuğumda, ‘neler olup bittiğiyle gerçekten ilgileniyoruz, ama kimseye sorduğumuzu söyleme’ diyorlar,” demişti.
Şimdi rüzgar yön değiştirmiş görünüyor. Farage, bugün (21 Ocak) Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumunda (WEF) insanlarla temas edecek.
Reform’un genel başkan yardımcısı Richard Tice, POLITICO’ya verdiği mülakatta, “Utangaç, sessiz, ‘Reform Partisi ile görüştüğümü kimseye söyleme’ tavırları artık yok. Bu adamların aslında iş adamları olduğu, ne hakkında konuştuklarını bildikleri, sermaye piyasalarının nasıl işlediğini anladıkları duyuldu sanırım,” dedi.
Tice, anketlerde sürekli lider olan kişiye yönelik bir merak olduğuna işaret ederek, City’nin “kazananları desteklemeyi sevdiğini” söyledi.
Reform, kasım ayında Londra merkezinde dört ana alanda politika geliştirecek çalışma gruplarını başlatmak için bir etkinlik düzenleyerek finans sektörü için gündemini oluşturmaya başladı. Bu alanlar şunlar: Regülasyon, küçük ve orta ölçekli işletmelerin büyüme sermayesi, emeklilik ve tasarruflar ve vergiler.
Gruplar, Reform’a yakın Centre for a Better Britain düşünce kuruluşu altında faaliyet gösteriyor ve Tice tarafından yönetiliyor. Tice, politikaların Margaret Thatcher yönetimindeki 1980’lerin deregülasyon “Big Bang” (Büyük Patlama) 40. yıldönümüne denk gelmesi gerektiğini belirterek, gelecekteki önerileri “Big Bang İki” olarak adlandırdı.
City temsilcileri de Tice’ın iddialarını doğruluyor. Birçok büyük lobi grubu geçen sonbaharda ilk kez Reform UK’in parti konferansına katıldı, diğerleri ise ilk kez parti ile özel toplantılar yaptı.
Tice, yazdan bu yana sektör profesyonelleriyle düzinelerce kahvaltı ve akşam yemeği düzenlediğini ve finans sektörünü İşçi Partisi ve Muhafazakârlardan uzaklaştırma çabalarının nihayet sonuç vermeye başladığını söyledi.
Yatırım yönetimi şirketi Triple Point’in başkanı Seb Wallace, “Hala Muhafazakâr Parti’ye bağış yapanların sayısı diğerlerinden çok daha fazla. Fakat eğilim kesinlikle Reform Partisi’ne doğru,” dedi.
Tice ayrıca, önümüzdeki altı ila 18 ay içinde City’den bir dizi bağışın partiye gelmesini beklediğini söyledi.
Bu baskı, finans sisteminin parti ile olan ilişkisinin yavaş yavaş gölgeden çıkmasına neden oldu. Geçen hafta, eski Muhafazakâr Maliye Bakanı Nadhim Zahawi’nin Reform’a geçmesi ile ilgili basın toplantısında, önemli City figürleri izleyici arasında görüldü.
Güçlü ticaret kuruluşu Investment Association, kasım ayında parti ile bir etkinlik düzenlerken, küçük ve orta ölçekli halka açık şirketler için önemli bir ticaret birliği olan Quoted Companies Alliance, LinkedIn’de Tice ile pastalar eşliğinde “yararlı bir görüşme” yaptıklarını açıkça paylaştı.
Birleşik Krallık’taki lobi grubu Payments Association’ın politika ve hükümet ilişkileri direktörü Riccardo Tordera-Ricchi, benzer bir yorumda bulunarak, Tice’ın Reform UK’i “ayrıntılara ve ekonomi planına dikkat ederek güvenilir bir siyasi güç olarak” konumlandırmaya çalıştığı “dengeli bir konuşma” yaptığını belirtti.
Parti, City’yi kazanmak için kendi ayarlamalarını da yapıyor. Farage, daha önce bu etkinliği “küreselcilerin gezisi” olarak nitelendirmesine rağmen, bu yıl Davos’taki Dünya Ekonomik Forumuna giderek dünyanın önde gelen finansçılarla bir araya gelecek.
Ne var ki, parti ile sohbet etme konusunda hâlâ tedbirli davranma eğilimleri var. Anonim kalmak koşuluyla konuşan City’den bir lobici, müşterilerine, partinin büyük bir zafer elde etmesi beklenen mayıs seçimlerine kadar Reform ile kamuoyunda ilişki kurmaktan kaçınmalarını tavsiye ettiklerini söyledi.
Bu arada, en büyük engel, Reform’un gelecekteki parlamento partisinin kalitesi ile ilgili sorular ve liderliğin, nihai bir zafer durumunda milletvekillerini kontrol altında tutma kabiliyeti konusundaki endişeler gibi görünüyor.
Wallace, “Bu çılgınlardan oluşan parti varsa, İşçi Partisi’nin yaşadığı sorunların aynısını yaşarsınız. Kimse hiçbir konuda anlaşamaz,” dedi.
Artemis’in sabit gelir başkanı Stephen Snowden ise “Tahvil piyasası [Reform Partisi’nin zaferini] ister mi? Evet, çünkü mali açıdan sorumlu olacaklarını düşünüyorum, bu benim en iyi tahminim. Fakat bu konuda büyük bir çekincem var: Bu işi yapmak isteyen yeterince işlevsel insan bulabilecekler mi?” diye sordu.
Partinin önümüzdeki üç yıl içinde yeterince büyüme sağlayıp sağlayamayacağı önemli bir endişe konusu. Reform, işlevsel bir parti oluşturmak için seçim bölgesi başkanları, yerel aktivistler ve kapı kapı dolaşan gönüllüler bulmakla görevli.
Snowden, “Yerinde kimse olmadan, şüpheli bir Twitter hesabı ve tartışmalı bir kişisel hayatı olan bir adayın başarılı olma olasılığının çok daha yüksek olduğunu düşünüyorum,” dedi.
Bununla birlikte, parti bu endişeler konusunda çok da endişeli görünmüyor. Tice, “City’nin bu konuyu sorgulamasının haklı olduğunu anlıyorum ve bir anlamda, bu soruyu cevaplamamız için bize meydan okuyorlar. Bu meydan okumayı kabul ediyoruz ve önümüzdeki iki yıl içinde bu konuda tatmin edici bir cevap vereceğiz,” dedi.
Fakat Reform’un politikaları, City’de şimdiden rahatsızlık yaratmaya başladı. Parti, eylül ayında yerel yönetim emeklilik planlarının (LGPS) özel sermaye ve altyapı gibi halka açık olmayan varlıkları elinde tutmasına izin verilmemesi gerektiğini söyledi.
Bu girişim, bu sektörlerde çalışan birçok kişiyi açıkça rahatsız etti. Augmentum Fintech’in CEO’su Tim Levene, bu planı “inanılmaz derecede dar görüşlü” olarak nitelendirdi.
Levene, “LGPS’nin halka açık olmayan varlıklara yatırım yapmaması gerektiğini söylemek, performansının düşük olduğu ve açık veren emeklilik fonlarına sahip olmamız gerektiğini söylemek demek,” iddiasında bulundu.
Avrupa
Burnham, küçük göçmen teknelerine karşı “tavizsiz” olacak

Andy Burnham, on binlerce göçmenin İspanya’nın Ceuta bölgesine girmesinin ardından küçük tekneyle geçişlerin önlenmesinde “tavizsiz” olacağına söz verdi.
Britanya Başbakanı, insan kaçakçılığı çeteleriyle mücadele için mültecilere yönelik “güvenli güzergâhlar”ın gerekli olduğunu savundu.
Dover’a yaptığı ziyaret sırasında konuşan Burnham, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’ten, geçen hafta İspanya’nın Kuzey Afrika’daki Ceuta bölgesine giren tahmini 50.000 kişinin yaklaşık %98’inin şu anda Fas’a geri gönderildiğine dair güvence aldığını söyledi.
Ne var ki, bu durum acil sorunu “büyük ölçüde” çözmüş olsa da, “Elbette Schengen bölgesi ve bu bölgeyle olan ilişkilerimiz konusunda daha geniş kapsamlı bir mesele var,” diyen Başbakan, bu konularda AB ile “düzenli bir diyalog içinde olmak istediğini” ekledi.
Güvenli güzergâhların gerekliliğini vurgulayarak bu konudaki tartışmanın tonunu değiştirmek isteyip istemediği sorulduğunda, Birleşik Krallık’ın “bu konuyu siyasi malzeme olarak kullanmak yerine sorunu ele alması” ve halkı rahatlatacak değişiklikler yapması gerektiğini söyledi:
“Halk, sınırın kontrolsüz gibi görünmesinden hoşlanmıyor. Bu kontrolü yeniden sağlamamız gerekiyor, fakat aynı zamanda gerçekten desteğe ihtiyacı olan kişilere de destek sunmamız gerekiyor. Mesele, yaklaşımı tamamen değiştirmekle ilgili ve bu konuya yönelik çok farklı bir yaklaşımın temel taşlarını yavaş ama emin adımlarla yerine koyuyoruz.”
Geçen çarşamba, bu yılın şu ana kadar Manş Denizi’ni küçük teknelerle geçenler açısından en yoğun gün oldu ve 752 kişi Birleşik Krallık’a ulaştı.
Resmi geçici rakamlara göre, bu yılın başından bu yana 14.526 kişi Birleşik Krallık’a giriş yaptı.
Bu rakam, geçen yılın aynı döneminde kaydedilen sayının (25.436) %43 altında ve 2024’ün aynı dönemine (16.903) kıyasla %14 daha düşük.
“İlerleme kaydediliyor ancak rehavete kapılmıyoruz,” diyen Burnham, organize göç suçlarıyla mücadele eden Ulusal Suç Ajansı memurlarının sayısının 2025 yılının başından bu yana 376’dan neredeyse 800’e çıkarak iki katından fazla arttığını belirtti.
İspanya’ya göç dalgası, İtalya’da “Schengen” tepkisini yükseltti
Pazar günü açıklanan son rakamlara göre, Burnham’ın başbakan olmasından bu yana 2.000’den fazla kişi küçük teknelerle Manş Denizi’ni geçti.
İçişleri Bakanlığı verilerine göre cumartesi günü dört tekneyle 326 kişi geldi; böylece 20 Temmuz’da Keir Starmer’ın yerine geçmesinden bu yana bu sayı 2.057’ye ulaştı.
Geçen yılın aynı döneminde ise 1.962 geçiş gerçekleşmişti.
Stratford’daki Ulusal Suç Ajansı genel merkezine yaptığı ayrı bir ziyarette İçişleri Bakanı Shabana Mahmood, küçük tekneyle geçişlerin önlenmesine yönelik hükümetin çalışmalarının “meyvesini vermeye” başladığını söyledi.
Bakan, süresiz oturma izni almaya hak kazanma süresini beş yıldan 10 yıla çıkarmak da dahil olmak üzere önerilen göçmenlik önlemleri konusunda İşçi Partisi saflarında şiddetli bir muhalefetle karşı karşıya kaldı.
Fakat Mahmood, “Manş Denizi’nde insanları teknelere çeken itici faktörleri ele almak için” reformun gerekli olduğunu belirterek, “Hesaplamayı değiştirmek istiyorum. Öncelikle tekneye binip binmeme konusunda fikirlerini değiştirmelerini istiyorum,” dedi.
Mahmood, on binlerce kişinin sığınma başvuruları işleme alınmadan Fas’a geri gönderildiği Ceuta’ya yönelik akına İspanya’nın verdiği yanıtın kopyalanması yönündeki çağrıları reddetti.
Bu, Fas ile İspanya’nın kara sınırı paylaşması ve aralarında bir anlaşma olması nedeniyle mümkün olmuştu.
Mahmood, insan kaçakçılığı ve Manş Denizi’nin ortak sularının durumu “birçok açıdan daha karmaşık” hale getirdiğini söyledi.
Ceuta’ya ulaşmaya çalışırken en az 72 kişi hayatını kaybetti; bunlardan bazıları boğulurken, diğerleri sınır çitine tırmanmaya çalışırken ezilerek öldü.
Sánchez, bu büyük akını “İspanya’nın toprak bütünlüğüne bir ihlal” olarak nitelendirdi.
Perşembe gününden itibaren sadece 24 saat içinde gerçekleşen bu insan akını, 85.000 nüfuslu şehri alt üst etti, Madrid için bir siyasi kriz tetikledi ve bazı AB ülkelerinden öfkeli tepkilere yol açtı.
Bu tepkiler arasında İspanya’nın Schengen serbest dolaşım bölgesinden askıya alınması çağrıları da yer aldı.
Cumartesi günü İspanyol polisi, başkalarının sınırı aşmasını önlemek için Fas sınırı açıklarında 500 metre uzunluğunda bir yüzen bariyer kurdu.
Fakat İspanya’nın sol hükümeti, İspanya’da yaşayan yaklaşık 500.000 göçmeni yasallaştırma planına zaten öfkeli olan sağ ve merkez sağ yönetimlerin ve muhalefetin baskısı altında kalmaya devam ediyor.
AB bakanları salı günü acil görüşmeler düzenlemeye karar verdiler. 22 AB ülkesinin liderleri, kontrolsüz sınır geçişlerinin daha da artmasını önleme gereğini gerekçe göstererek acil bir müdahale talep ettiler.
Zirve, Cumartesi günü AB üye devletlerini temsil eden yetkililer ile Frontex sınır ajansı uzmanlarının katıldığı “ciddi” bir toplantı sırasında çağrıldı.
AB liderleri, blok içindeki bölünmeleri gidermeye ve göç konusunda tek bir yaklaşımı yeniden tesis etmeye çalışıyor.
Avrupa
Daimler: Savunma yatırımları olumlu yan etkiler yaratacak

Daimler Truck’ın CEO’su, savunma sektörüne daha fazla yatırım yapmanın şirketin faaliyetleri için olumlu yan etkiler yaratacağını belirtti.
CEO Karin Rådström, Financial Times’a (FT) verdiği mülakatta, otonom sürüş alanındaki yenilikler ve daha hızlı geliştirme döngüleri gibi konularda kamyon üreticisinin savunma sektöründeki ortaklarından ders alabileceğini söyledi:
“Savunma sektöründe şu anda pek çok yenilik yaşandığını görüyoruz ve bunların sivil sektöre de fayda sağlayacağına inanıyoruz.”
Alman otomotiv şirketleri, büyüme sağlamak ve bazı durumlarda araçlarına olan talebin düşmesi nedeniyle atıl kalan fabrikalarını doldurmak için giderek daha fazla silah sektörüne yöneliyor.
Daimler Truck, haziran ayında savunma ürün yelpazesini genişletmek, daha geniş bir askeri araç yelpazesi geliştirmek ve Avrupa dışına açılmak için yüzlerce milyon avro düzeyinde bir yatırım yaptığını açıklamıştı.
Şirket ayrıca, savunma sektöründen elde ettiği geliri 2028 yılına kadar 1 milyar avroya çıkarma hedefini açıkladı.
Bu, 2025 olarak belirlenen önceki hedeften iki yıl daha erken bir tarih.
Daimler Truck, geçen yıl endüstriyel faaliyetlerinde 45,9 milyar avro satış gerçekleştirdi ama ABD’nin uyguladığı yüksek gümrük vergileri ve Kuzey Amerika pazarındaki yavaşlama nedeniyle kârında düşüş yaşadı.
Rådström, şirketin savunma iş kolunun “beklediğimizden daha hızlı” geliştiğini ve savunma sektörünün geleneksel iş kollarından daha hızlı büyüdüğünü söyledi.
CEO, Daimler Truck’ın, daha küçük hacimlerde üretime alışkın geleneksel savunma sektöründeki oyuncularından daha hızlı bir şekilde üretimi ölçeklendirme kapasitesine sahip olduğunu belirtti:
“Gerçek anlamda endüstriyelleşme kapasitemiz var çünkü, bildiğiniz gibi, şu anda tüm savunma bakanlıklarının ihtiyacı olan şey daha fazla kapasite ve bunu oldukça hızlı bir şekilde elde etmek.”
Ordular, savaş alanında güvenliği artırmak için otonom kamyonları kullanmayı planlıyor.
Rådström, otonom teknolojiye sahip kamyonların çalıştırılması için daha az askeri personele ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
İşgücü talebinin azalması, yeni asker bulmanın zor olduğu uzun süren çatışmalarda da bir avantaj oluşturuyor ve işgücünün diğer alanlarda görevlendirilmesine olanak tanıyor.
Rådström, yüksek riskli çatışma bölgelerinde araçları kullanma ihtiyacının, uzaktan kumandalı sürüşün benimsenmesini ve birkaç kamyonun sürücüsü olan bir öncü aracın arkasında otonom olarak ilerlediği “konvoy sürüşü” gibi yeni özelliklerin geliştirilmesini teşvik ettiğini belirtti.
Aynı teknolojiler sivil alanda da farklı kullanım senaryolarıyla uygulanabilir. CEO, “Savunma amaçlı otonom projelerimizden edindiğimiz deneyimlerin bir kısmı, sivil alanda da geçerli,” dedi.
Kamyon taşımacılığı şirketlerinin maliyetlerinin yüzde 40’ını işgücü oluşturduğundan, otonom teknolojinin lojistik sektörünün kârlılığına katkı sağlayacağını belirtti.
“Maliyetin yüzde 40’ını ortadan kaldırabilir ve kamyonları bütün gece, 24 saat boyunca çalıştırmaya başlayabilirseniz, bu çok büyük bir avantajdır,” diyen Rådström, otonom yeteneklerin eklenmesinin sektörün karşı karşıya olduğu “en büyük değişim” olduğunu da ekledi.
Rådström’e göre şirket, önümüzdeki yıl ABD’deki belirli bölgelerde otonom sürüş yapabilen kamyonların teslimatına başlamayı hedefliyor ve “büyük çaplı piyasaya sürülme” ise 2028 için planlanıyor.
Alman kamyon grubu, otomotiv sektöründeki daha uzun geliştirme sürecine kıyasla, savunma alanındaki startup’ların yeni teknolojileri uygulamaya koyma hızından da ders alabilir.
Savaş alanı, yeni otonom teknolojiler için bir test ortamı oluşturuyor ve bu da yazılım ve donanımın hızlı bir şekilde geliştirilmesine olanak tanıyor, dedi.
Rådström, “Bu döngü, savunma sektöründe şu anda bizim normal iş yapma şeklimize kıyasla çok daha hızlı ilerliyor,” diye ekledi.
Avrupa
Romanya, nükleer santral soğutması için Tuna’da kontrollü patlama düzenledi

Romanya Deniz Kuvvetleri, soğutma işlemine yardımcı olmak amacıyla büyük miktarda suyu Eski Tuna Nehrine ve Cernavodă nükleer santraline yönlendirmek için kontrollü bir patlama gerçekleştirdi.
Adevărul gazetesi, bugün su akışını engelleyen büyük bir kayayı yerinden kaldırmak için yaklaşık 180 kg patlayıcı kullanıldığını bildirdi.
Savunma Bakanı Vekili Radu Miruță, operasyonu bir başarı olarak nitelendirerek, bunun santralin soğutulmasına ve nehirdeki su taşınmasına yardımcı olacağını söyledi.
Aşırı hava koşullarının devam etmesi nedeniyle Cernavodă santralinin bir noktada faaliyetlerini geçici olarak durdurmak zorunda kalabileceğini ancak santralin bir gün daha çalışmasının, patlatma maliyetinden daha değerli olduğunu belirtti.
Romanya ve Macaristan’ın karşı karşıya olduğu zorluk hakkında bir fikir vermek gerekirse, Tuna Nehri’nin su debisi Romanya’da saniyede 1.500 metreküpe düştü.
Bu rakam, temmuz ayı ortalamasının üçte birinden daha az.
Reuters’ın haberine göre, Avrupa’nın başlıca nehirlerinde kaydedilen rekor düzeyde düşük su seviyeleri, mal taşımacılığını kısıtladı, elektrik üretimini düşürdü ve şirket kârlarını azalttı.
Bu durum, kavurucu sıcaklıkların ve düzensiz yağışların iktsadi ilişkin endişeleri artırdı.
Rotterdam’ın hareketli limanından Sırbistan’daki hidroelektrik santrallerine kadar, su yolları tahıl ve petrol gibi malların taşınmasında ya da milyonlarca insanın evlerini serinletmeye çalıştığı bu dönemde çok ihtiyaç duyulan elektriğin üretilmesinde giderek daha az güvenilir bir yol haline geldi.
Emtia veri ve analiz şirketi Kpler’de enerji analisti olarak görev yapan Alessandro Armenia şunları söyledi:
“Bu durum, geçmişte gördüğümüz gibi tek bir bölgeyi değil, tüm Avrupa’yı etkiliyor. Mevcut dinamikler göz önüne alındığında, bu durum ya elektrik kesintileriyle karşılaşacağımız ya da çok daha fazla yatırım yapmamız gerektiği anlamına geliyor.”
Sırbistan’ın en büyük hidroelektrik santrali olan Djerdap 1’de üretim kapasitenin %20’sine düştü, santralin üretim müdürü Davor Maljoković, bir zamanlar geniş olan yanındaki nakliye kanalının daralarak kum ve çakıl yataklarını ortaya çıkardığını belirtti.
Su eksikliği ayrıca Sırbistan’ın Kostolac kömür santrallerindeki soğutma sistemlerini de aksattı, bu da santralleri üretimi azaltmaya zorladı.
Romanya’nın devlet nükleer enerji üreticisi Nuclearelectrica da aynı nedenden ötürü bu hafta başında iki reaktöründen birini kapatmak zorunda kaldı.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Avrupa7 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’











