Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İsrail siyaseti felç olmuş durumda

Yayınlanma

Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale, Gazze’de saldırılara devam eden İsrail’in siyasi olarak nasıl felç olduğunu açıklıyor. 3 aydan fazla zaman geçmesine rağmen savaşın ana hedeflerine ulaşamayan ve herhangi bir çıkış stratejisi bulunmayan İsrail’deki siyasi kaosa mercek tutuyor:

 ***

Felç Halindeki İsrail

Gazze harekâtı görünürde bir son olmaksızın sürerken İsrail’i siyasi bir kriz sarmış durumda. Hâlâ 100’den fazla İsrailli Hamas’ın elinde esir olmakla kalmıyor, pek çok kişi kendi başarısız liderliği tarafından rehin tutulduğunu hissediyor.

Mairav Zonszein

İsrail-Gazze savaşının üzerinden üç ayı aşkın bir süre geçmesine rağmen İsrail’in elinde ne zafere giden net bir yol ne de uygulanabilir bir çıkış stratejisi var. Hamas’ın askeri ve yönetim kapasitesini çökertmek ve rehin tutulan vatandaşlarının serbest bırakılmasını sağlamak gibi iki ana savaş hedefinden herhangi birine ulaşmaktan uzak görünüyor. Ülkenin Gazze sınırında (ve Hizbullah’la karşılıklı ateş nedeniyle Lübnan’da) yerlerinden edilen yaklaşık 200.000 İsraillinin yakın zamanda evlerine dönme ihtimali yok. Kara harekâtının başlamasından bu yana çoğu sivil 26.000 Gazzeli hayatını kaybetmiş, 200’den fazla İsrail askeri ölmüş ve 2.700’den fazlası yaralanmış olmasına rağmen İsrail askerî harekâtı Hamas’ın askeri kanadının sadece yüzde 20 ila 30’unu öldürdü. Halen Gazze’de tutulan 136 rehineden en az yirmisinin öldüğü, bazılarının da muhtemelen İsrail ordusu tarafından öldürüldüğü tahmin ediliyor.

Başbakan Binyamin Netanyahu, İsrail’in Hamas’a karşı bugün için imkânsız gibi görünen “tam zaferi” kazanana kadar savaşmaya devam edeceğinde ısrar ediyor çünkü kendisinin de söylediği gibi “hedeflerimize ulaşmadan savaşı durdurmak İsrail’in güvenliğine nesiller boyu zarar verecektir.” Ancak İsrailliler yönetimin vaatleri ile savaşın sonuçları arasındaki uçurumun her geçen gün büyüdüğünü görüyor. Ülkenin küresel konumu kötüleşirken ve baş destekçisi ABD ile gerginlikler artarken Gazze’den düzenli olarak gelen roket atışlarına ve sürekli kayıplara katlanıyorlar. Belki de daha önemlisi, üst düzey siyasetçiler arasındaki ve siyasiler ile askerler arasındaki anlaşmazlıkların açığa çıkmasını izliyorlar.

Savaş kritik kararlar alınmasını gerektiren bir dönüm noktasında. Kara harekatının başlamasından bu yana binlerce İsrailli yedek askerin ilk kez terhis edilmesiyle birlikte Gazze’nin kuzeyindeki operasyon İsrail’in 3. Aşama olarak adlandırdığı, sivillerin ihtiyaçlarını karşılamadan askeri bir işgal kurmak anlamına gelen düşük yoğunluklu operasyonlara dönüştü bile. Şimdilik İsrail Han Yunus’taki baskıyı yoğunlaştırmış olsa da Gazze’nin güneyindeki operasyonların da bunu takip etmesi muhtemel. Ordu, Gazze’nin hangi bölgelerini kontrol etmeye devam edeceğine ve Hamas’ın yeniden güçlenmemesini nasıl sağlayacağına, Hamas’ın bıraktığı boşluğu kimin dolduracağına, kara harekatını Refah’a ve Gazze ile Mısır arasındaki sınır boyunca uzanan Philadelphia koridoruna genişletip genişletmeyeceğine ve nasıl genişleteceğine, yerlerinden edilmiş İsraillileri evlerine nasıl döndüreceğine ve savaşın sonu ya da en azından önemli bir duraklama ve Hamas’ın hayatta kalması anlamına gelebilecek bir anlaşma ile rehineleri canlı olarak geri almaya çalışıp çalışmayacağına karar vermesi gereken bir noktada.

İsrailliler Netanyahu liderliğindeki hükümeti “İsrail’in güvenliğini sağlayamamak” ve “Gazze’deki İsrailli esirleri umursamamakla” suçluyor. Foto: Mostafa Alkharouf / AA

Ancak İsrail’in savaş kabinesindeki bölünme ve kargaşanın bir yansıması olarak bu temel kararların hiçbiri alınmadı. (Savaş kabinesi Başbakan, Savunma Bakanı Yoav Gallant ve Stratejik İşler Bakanı Ron Dermer’in yanı sıra savaşın başlamasından birkaç gün sonra ulusal acil durum hükümetinin bir parçası olarak katılan Netanyahu’nun siyasi rakipleri Benny Gantz ve Gadi Eisenkot’tan oluşuyor). Ordu, siyasi karar alma mekanizmasının felce uğramasından ve bunun sonucunda devam eden operasyonları için net bir çerçevenin olmamasından duyduğu hayal kırıklığını açıkça ifade ediyor. Ordunun açık muhalefeti ve siyasi kademenin eleştirilmesi İsrail’de bugüne kadar neredeyse hiç duyulmamıştı.

İsrailli güvenlik yetkilileri ve Netanyahu’nun kendi kabinesinin üyeleri, medyada savaş çabalarını sorgulamaya, şüphe duymaya ve meydan okumaya başladı. Netanyahu’nun eski savunma bakanı ve İsrail Savunma Kuvvetleri genelkurmay başkanı olan Gantz, Netanyahu’dan savaş ve çıkış stratejisiyle ilgili almasını istediği kritik kararların bir listesini yayınladı. Gantz’ın parti arkadaşı ve eski genelkurmay başkanı olan Eisenkot daha sonra televizyona çıkarak Netanyahu’yu İsrail’in savaş hedeflerinin ulaşılabilirliği konusunda İsrail halkını kandırmakla suçladı. Ayrıca Netanyahu ve Savunma Bakanı Gallant’ın, Hamas’ı rehineleri serbest bırakmaya sadece askeri güç ve devam eden bir kara harekatının zorlayacağı yönündeki iddialarına da karşı çıktı. Aksine, rehinelerin güvenli bir şekilde geri dönmelerini sağlamanın tek yolunun bir anlaşma müzakere etmek olduğunu vurguladı.

Gallant, askeri operasyonun başarısının Netanyahu’nun formüle etmekten kaçındığı bir ertesi gün planına bağlı olduğu uyarısında bulundu. “Askeri harekatın sona ermesine siyasi eylemler eşlik etmeli, zira askeri başarılara öncülük eden budur ve siyasi kararsızlık askeri ilerlemeye zarar verebilir” dedi. Gallant’ın Netanyahu ile arası hükümetin yargı reformu planı nedeniyle Mart 2023’ten beri buz gibi; yargının iktidar üzerindeki denetimini kaldırmayı amaçlayan reform her hafta kitlesel gösterilere yol açtı ve Gallant, hükümeti ulusal güvenliğe zarar verdiği uyarısında bulunduğu reform planını durdurmaya çağırdı. Gallant, Netanyahu’nun savaş sonrası Gazze’de Batı Şeria’nın kısmi kontrolünü elinde bulunduran Filistin Yönetimi’ni (FY) sürece dahil etmeyi reddetmesine itiraz etti. Gallant, tam tersine İsrail’in ulusal güvenliğinin Gazze de dahil güçlü bir Filistin Yönetimi gerektirdiğini ileri sürdü. Netanyahu, Ürdün nehrinin batısındaki tüm topraklarda İsrail güvenlik kontrolü olmasında defalarca ısrar ederek ve Filistin devletini reddederek Filistin Yönetimi’ne karşı güçlü bir pozisyon aldı.

Ordu, savaş kabinesinden net bir vizyon ve yönlendirme istiyor ancak bu, ertesi gün için bir plan üzerinde siyasi bir karara bağlı ve hala bunu bekliyorlar. Pek çok kişi bunun sebebinin Netanyahu’nun kendi siyasi çıkarları olduğuna inanıyor: Savaşı uzatarak ve Filistin Yönetimini ya da devletini reddeden aşırı sağcı tabanına yaranarak iktidarda kalmak. Askeri liderlerin Netanyahu ile başka sorunları da var. Yargı reformları ve genel olarak kutuplaştırıcı, kışkırtıcı yaklaşımıyla İsrail’in askeri hazırlığını baltalamaktan onu sorumlu tutuyorlar ve gelecekteki bir devlet soruşturmasında kişisel hesap vermekten kaçmak için manevralar yaparken ortaya çıkan felaketin tüm suçunu ordunun üzerine atmakla suçluyorlar. Ordu ve başbakan arasındaki düşmanlığın İsrail tarihinde eşi benzeri yok.

Savaşın başından beri, Hamas’ın Filistin toplumu ve siyasetine yerleşmiş olması, Gazze’deki kaçınılmaz kitlesel kayıplar ve insani kriz, bunların yol açacağı küresel öfke ve İsrail’in kendi iç ve ekonomik zorlukları göz önüne alındığında, Hamas’ı tamamen ortadan kaldırmanın pratik olmadığı açıktı. ABD istihbarat tahminleri Hamas’ın etkisiz hale getirilmekten uzak olmakla kalmayıp, İsrail ordusu çekildikten sonra Gazze’nin kuzeyindeki bölgelerde kontrolü yeniden ele geçirmeye başlayabileceğini gösteriyor. İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi de benzer bir uyarıda bulundu. Kasım 2023’ün sonlarında bir hafta süren rehine/esir takası ve insani duraklamadan sonra iki ana savaş hedefinin -Hamas’ın liderliğini yok etmek ve rehineleri serbest bırakmak- birbiriyle bağdaşmadığı da açıkça görülmüştü ki İsrailli güvenlik yetkilileri de bu değerlendirmeyi artık açıkça dile getiriyorlar.

7 Ekim 2023 sabah 6:30’dan itibaren son birkaç ay herkes için bir felaket oldu. Bin 100’den fazla İsrailli öldü, binlercesi travma geçirdi ve İsrailli rehineler esaret altında ölüyor. Gazze nüfusunun yüzde 1’inden fazlası öldürüldü ve yüzde 85’inden fazlası en az bir kez, çoğu daha fazla yerinden edildi. Şeritteki binaların yarısından fazlası yıkılmış durumda. Hamas’ın Batı Şeria ve bölgedeki popülaritesinin arttığı görülüyor. Orta Doğu’da çok cepheli bir tırmanış bölgesel istikrarı tehdit etmeye devam ediyor ve Gazze’deki insanların yanı sıra yüz binlerce Lübnanlı ve İsrailliyi de yerinden ediyor. Yemen’deki Husi isyancıların Kızıldeniz’deki kargo gemilerine yönelik saldırıları küresel denizcilik sektörünü ve ekonomisini tehdit ediyor.

İsrail’in 7 Ekim’de küçük düşürülen askeri ve güvenlik kurumları itibarlarını kurtarmak istiyor. Lübnan ve Suriye’de Hamas, Hizbullah ve İranlı yetkililere yönelik çok sayıda suikast gerçekleştirme kararını etkilemiş olabilecek somut başarılar ya da en azından makul bir zafer anlatısı arıyor. Ancak İsrail Gazze’de Hamas’ı zayıflatmış olsa da stratejik bir ilerleme sağlayamadı. Bu anlamda şu ana kadarki savaş, İsrail’in Gazze’de daha önceki tüm saldırılarda uyguladığı “çimleri biçme” yaklaşımına çok daha fazla benziyor, ancak çok daha büyük ve ölümcül bir ölçekte. Bu anlamda, 7 Ekim’den bu yana İsrail’in Gazze’ye yaklaşımındaki değişiklik niteliğinde değil, derecesinde.

İsrail üzerindeki dış baskı giderek artıyor. Uluslararası Adalet Divanı 26 Ocak’ta verdiği ara kararda İsrail’in Gazze’de Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal eden eylemlerde bulunmuş olma ihtimalinin “makul” olduğuna hükmetti. Mahkeme, İsrail’in soykırım eylemlerini önlemesi; soykırıma yönelik doğrudan ve aleni tahrikleri önlemesi ve cezalandırması ve Gazze’deki sivillere insani yardım sağlanmasını temin etmek üzere acil ve etkili adımlar atması için altı geçici tedbir alınmasına hükmetti. Mahkeme ateşkes çağrısında bulunmaktan kaçınmış olsa da İsrail’in askeri operasyonlarını sona erdirmeden ya da önemli ölçüde azaltmadan bu karara nasıl uyacağını görmek zor. Mahkeme ayrıca İsrail’den bir hafta içinde ve daha sonra mahkeme tarafından belirlenen bir takvime göre mahkemeye rapor vermesini istedi. İsrail, imajını daha da zedeleyen ve uluslararası hukuka uyulduğu yönündeki ısrarını zayıflatan bu kararı reddetmekte gecikmedi.

Ancak İsrail hükümeti şimdilik iç kamuoyundan gelen baskıyı daha güçlü hissediyor. Siyasi yelpazenin dört bir yanındaki İsrailliler, mevcut liderlik ve savaş stratejisinin kendilerini zafere götürmeyeceğinden korkuyor. Bu noktada soru, ileriye doğru nasıl bir yol izleneceğidir. Aşırı sağcılardan bazıları için cevap, Hamas’ı ortadan kaldırmak için daha fazla güç kullanmak ve 2005’te boşaltılan yerleşimleri yeniden inşa etmek. Ancak diğerleri hem Gazze’de sahada hem de müttefiklerle diplomatik arenada daha gerçekçi bir yol arıyor. Bu yolu izlemek, Washington ve bölgesel ortaklarla işbirliğini kolaylaştırmak için İsrail’in sadece yapmayı reddettiği ve yok etmek istediği şeylere değil, yapmak ve başarmak istediği şeylere dair olumlu bir vizyon ortaya koymak anlamına gelecektir. En açık şekilde Eisenkot tarafından temsil edilen siyasi muhalefet için ileriye giden yol, birçok İsraillinin şu anda tek uygulanabilir başarı olarak gördüğü bir rehine anlaşmasıdır.

Bunun ötesinde İsrail’in izleyeceği yol belirsiz. Bir rehine anlaşması, savaşı çevreleyen yaygın umutsuzluktan kurtulmayı sağlayacak, aileler için bir iyileşme süreci başlatacak, kamuoyu baskısını hafifletecek ve tartışmayı bir çıkış stratejisine kaydıracaktır. Ancak bu anlaşma, İsrail’in Gazze’de Hamas’ı devirme misyonunu sürdürmesi ya da İsrail’in seçimlere gitmesi gibi, ülke için neyin öncelikli olması gerektiği konusunda hâkim olan iki görüş arasındaki anlaşmazlığı çözmeyecektir. Hamas şimdilik geçici bir duraklama ve rehinelerin serbest bırakılmasını içeren ama kalıcı bir ateşkes içermeyen her türlü anlaşmayı reddediyor. Gelecekteki yol ne olursa olsun, cevap düşmanca, felç olmuş bir savaş kabinesinden ya da onu üreten hükümetten gelecek gibi görünmüyor. ABD de İsrail’i kendisinden kurtaramayacak. Bu sürüklenme devam ederse, tek çıkış yolu İsraillilerin siyasi bir yeniden yapılanma talep etmeleri olacaktır. Ancak Gazze’deki Filistinliler ve rehineler daha fazla beklemeyi göze alamayacağından, tarafların bir şekilde yakın zamanda bir anlaşmaya varması umuluyor.

Ortadoğu

BAE, veri merkezi planlarını revize ediyor

Yayınlanma

Birleşik Arap Emirlikleri, ABD dışında gerçekleştirilecek en büyük projelerden biri olan 5 gigawatt’lık yapay zeka veri merkezi projesinin planlarını sessizce revize ediyor.

BAE, İran savaşı sonrasında kritik altyapının nasıl ve nerede inşa edilmesi gerektiğine dair yeniden değerlendirme sürecine girdi.

Konuya yakın altı kaynağın Reuters’a verdiği bilgiye göre, başlangıçta Abu Dabi’de 26 kilometre kare büyüklüğünde bir kampüs olarak tasarlanan projenin, artık BAE genelinde yayılmış bir veri merkezi ağından oluşması muhtemel.

Kaynaklara göre, proje bu bakımdan yeniden şekillenecek.

Yetkililer, hava savunma sistemleri ve bazı tesislerin yer altına inşa edilmesi dahil olmak üzere, tesisleri insansız hava araçları ve füze saldırılarından daha iyi korumanın yollarını da değerlendirdiklerini belirttiler.

Amerikalı teknoloji şirketleriyle ortaklaşa inşa edilen BAE-ABD Yapay Zeka Kampüsü’ne ilişkin planlar, geçen yıl Başkan Donald Trump’ın zengin Körfez ülkesine yaptığı ziyaret sırasında duyurulmuştu.

Proje, ekonomisini petrolden uzaklaştırmaya çalışan BAE’nin küresel bir yapay zeka gücü olma hedeflerinin merkezinde yer alıyor.

Proje, BAE ulusal güvenlik danışmanı ve cumhurbaşkanının kardeşi Şeyh Tahnun bin Zayed el Nahyan’ın kontrolündeki yapay zeka şirketi G42 tarafından yürütülüyor.

Nvidia yapay zeka çiplerine ve diğer gelişmiş ABD teknolojilerine erişim karşılığında BAE, Çin ile yapay zeka alanındaki bağlarını kesmeyi ve Stargate girişiminin ABD’deki veri merkezlerine yatırım yapmayı kabul etmişti.

Stargate, OpenAI, Oracle ve SoftBank arasında yapay zeka altyapısı kurmak amacıyla kurulan bir ortak girişim.

Reuters, BAE yetkililerinin yeni bir ana planı sonuçlandırmaya ne kadar yaklaştığını veya önerilen değişikliklerin inşaat maliyetlerini ve zaman çizelgelerini ne ölçüde etkileyebileceğini belirleyemedi.

Stargate UAE olarak bilinen, 30 milyar dolarlık ve 1 gigawatt kapasiteli bir hesaplama kümesinden oluşan projenin ilk aşamasının inşaatı geçen yıl başladı.

İlk 200 megawattlık kapasitenin bu yıl devreye girmesi planlanıyor.

Projede G42 ile ortaklık yapan Oracle’ın Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Direktörü Larry Ellison’a göre, proje tamamlandığında BAE’deki tüm devlet kurumlarını ve ticari kuruluşları dünyanın en gelişmiş yapay zeka modellerine bağlayacak yeterli kapasiteye sahip olacak. 

Projede olası revizyonlara ilişkin Reuters’ın sorularına yanıt veren G42, yapay zeka kampüsü çalışmalarının planlandığı gibi ilerlediğini belirtti.

Şirket, ayrıntılara girmeden, “Projenin ayrıntıları, bu ölçekteki kritik altyapılardan beklenen güvenlik, dayanıklılık ve operasyonel standartlar doğrultusunda sürekli olarak gözden geçiriliyor,” dedi.

OpenAI, yapay zeka vizyonunu gerçekleştirmek için BAE ile birlikte çalıştığını ve “bunu hayata geçirmek için gerekli altyapı ve benimseme öncelikleri konusunda iyi ilerleme kaydettiğini” belirtti.

Kaynaklar Reuters’a, Tahran’ın İran’a yönelik ABD ve İsrail hava saldırılarına misilleme olarak, Amerikan kuvvetlerini barındıran Körfez komşularına füze ve insansız hava araçları fırlatmaya başlamasının hemen ardından Birleşik Arap Emirlikleri yetkililerinin yapay zeka altyapı planlarını gözden geçirmeye başladığını bildirdi.

Mart ayında gerçekleşen saldırılarda Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki iki Amazon Web Services (AWS) veri merkezi ile Bahreyn’deki bir veri merkezi hasar gördü.

Şirketin web sitesindeki son güncellemelere göre, bölgedeki bulut bilişim hizmetleri hâlâ kesintiye uğramış durumda.

Nisan ayında İran silahlı kuvvetleri, Stargate UAE’nin de potansiyel bir hedef olduğu yönünde bir uyarı videosu yayınladı.

Videoda, kompleksin inşa edildiği yeri gösterdiği iddia edilen bir harita yer alıyordu ve altında “Hiçbir şey gözümüzden kaçmaz” yazıyordu.

Konuya aşina iki kaynak, daha önce kamuoyuna açıklanmamış olan Al ⁠Dhafra Hava Üssü yakınlarındaki bir şantiyenin konumunu doğruladı.

Abu Dabi’nin dış mahallelerinde bulunan üs, ABD askerlerine ev sahipliği yapıyor ve Şubat ayında başlayan savaş sırasında hedef alınmıştı.

Başkan Joe Biden döneminde ABD Dışişleri Bakanlığı Arap Yarımadası İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı olarak görev yapan Daniel Benaim, uzun süredir kendilerini güvenli liman olarak pazarlayan Körfez ülkeleri için bu çatışmanın bir “iktisadi deprem” olduğunu söyledi.

Washington merkezli bir düşünce kuruluşu olan Orta Doğu Enstitüsü’nde araştırmacı olan Benaim, “Kritik altyapıyı güçlendirmek için değişiklikler hayati önem taşıyor. Bölgedeki her ülke, riski azaltmak ve uluslararası ortakları ile yatırımcıları güvence altına almak için neler yapabileceğini değerlendirecek,” dedi.

Sektörden bir yönetici ve konuyla ilgili bilgilendirilen bir başka kişiye göre, BAE’deki yapay zeka kampüsünün inşaatının ilk aşamasının, tesisi hava saldırılarından korumak için bazı değişiklikler yapılsa da planlandığı gibi devam etmesi bekleniyor.

Projenin geri kalan kısmının muhtemelen birden fazla lokasyona yayılacağını belirttiler.

İki kaynağa göre, yetkililer yeraltında inşaat yapmanın yanı sıra, ordunun kullandığı veriler gibi en hassas verileri barındıran tesisleri dağların içine yerleştirmeyi de değerlendiriyor.

ABD, Çin ve Avrupa’da veri merkezleri, kullanılmayan madenlerin, Soğuk Savaş döneminden kalma sığınakların veya mağaraların içine inşa ediliyor.

BAE, çoğunlukla düz, çöl arazisinden oluşuyor. Fakat Res’ül Hayme ve Fuceyre emirliklerinin kuzey ve kuzeydoğu bölgelerinde uzanan dağ sıraları bulunuyor.

Üç kaynağın belirttiğine göre, yeniden tasarım sürecine hava savunma sistemleri dahil ediliyor.

Bunlara insansız hava aracı ve füze önleyiciler ile elektronik sinyal bozma ekipmanları da dahil.

Bir başka kaynak ise, diğer olası önlemler arasında patlamaya dayanıklı beton kullanımı ile yedek güç ve soğutma sistemlerinin eklenmesinin yer aldığını belirtti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran depoladığı parçalarla balistik füze montajını canlandırıyor

Yayınlanma

İran, İsrail ve ABD’nin aksi yöndeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde depoladığı parçalarla balistik füze üretimine yeniden geçti. Wall Street Journal gazetesinin eriştiğini iddia ettiği istihbarat raporları, nisan ayındaki ateşkes sürecinde tünel girişleri açılan Hocir gibi merkezlerde hareketliliğin sürdüğünü belgeliyor.

İran, İsrail ve ABD makamlarının bu kapasitenin tamamen ortadan kaldırıldığı yönündeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde balistik füze üretimine yeniden başladı.

The Wall Street Journal gazetesinin ABD’li ve Ortadoğulu yetkililere dayandırdığı haberine göre Tahran yönetimi, üretim sürecinde önceden depoladığı parçalardan yararlanıyor.

Yetkililer, savaşın başlangıcında füze sahalarına ve sanayi tesislerine düzenlenen saldırılara rağmen İran’ın hem katı hem de sıvı yakıtlı füzelerin montajına devam ettiğini aktarıyor.

İstihbarat verileri, ülkenin güneydoğusundaki Hocir kompleksi de dahil çok sayıda yer altı merkezinde hareketlilik olduğunu ve yeni hava saldırılarından korunmak amacıyla ilave yer altı montaj noktaları oluşturulmaya çalışıldığını gösteriyor.

ABD ve İsrail operasyonlarının bazı tesisleri tahrip etmesi ve deniz ablukasının katı yakıt bileşenleri ile parça ithalatını zorlaştırması nedeniyle, mevcut montaj işlemleri savaş öncesine kıyasla daha düşük hacimlerle sürdürülüyor.

ABD merkezli Füze Savunma İttifakı kıdemli analisti Tal Inbar, sürece ilişkin değerlendirmesinde tesislerin hedef alınmadığı anlarda hasarlı altyapının onarılabileceğini, diğer ülkelerden parça temin edilerek buralarda saklanabileceğini vurguladı.

Inbar, İran’ın füze üretim kapasitesini yeniden inşa etmediğini düşünmenin saflık olacağını kaydetti.

Tesislerin imha edildiğini ve Tahran’ın ciddi biçimde güç kaybettiğini savunan yetkili, İran’ın şu anda hiç olmadığı kadar zayıf bir durumda kaldığını, ABD Başkanı Donald Trump’ın bu ülkenin nükleer silaha ulaşmasına asla müsaade etmeyeceğini söyledi.

Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, ABD’nin İran’a ait insansız hava aracı, balistik füze ve donanma sanayi altyapısının yüzde 90’a varan kısmını yok ettiğini, Tahran’ın füze ve İHA fırlatma kabiliyetini büyük ölçüde zayıflattığını dile getirdi.

Bir diğer ABD hükümet yetkilisi, Tahran yönetiminin haziran ortasında Hürmüz Boğazı’nın açılması ve savaşın sonlandırılmasına dair Trump yönetimiyle yürüttüğü ön müzakerelerin ardından üretimi düşük ölçekte de olsa yeniden canlandırmış olabileceğine işaret etti. Yetkili, mevcut stoklarla en az iki yüz füzenin monte edilebilecek durumda olduğunu belirtti.

CNN televizyonunun mayıs sonundaki haberinde, ABD ve İsrail’in maliyetli mühimmatlarla vurduğu yer altı füze sığınaklarının Tahran yönetimi tarafından buldozer ve damperli kamyonlar kullanılarak yeniden açılmaya çalışıldığı aktarılmıştı.

Nisan ayındaki ateşkes kararının ardından kazı faaliyetleri hız kazandı; 18 farklı noktada isabet alan 69 tünel girişinden 50’si yeniden ulaşıma hazır hale getirildi.

Uzmanlar, sadece tünel girişlerini bombalayarak füze gücünü yok etmenin imkansız olduğunu, bunun bombardımanların sınırını ortaya koyduğunu vurguladı.

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth nisan ayında İran’ın füze programını fiilen bitirdiklerini iddia etmişti. Ancak NBC News’ün haberinde, Tahran’ın ateşkes sürecini askeri gücünü toparlamak amacıyla değerlendirdiğine dikkat çekilmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Pakistan: Husilere yönelik misillemeyi henüz görüşmedik

Yayınlanma

Pakistan, Yemen direnişinin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarına yanıt olarak Mekke Anlaşması kapsamında İslamabad’dan gelecek bir askeri tepki konusunda herhangi bir görüşme yapılmadığını belirtti.

Öte yandan Pakistan Dışişleri, “zamanı geldiğinde” Pakistan’ın harekete geçeceğini de ekledi.

Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Saccad Haydar Han, haftalık basın toplantısında, İslamabad’ın Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan ortak savunma anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini nasıl yerine getirmeyi planladığına dair bir soruya yanıtladı.

Han, “Şu anda bu konuda herhangi bir görüşme yok… Zamanı geldiğinde anlaşma kapsamında harekete geçeceğiz,” dedi.

Geçen ay imzalanan ortak savunma anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı bir saldırının, üçüne de yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörüyor.

Bu soru, Yemen’deki Husilerin (Ensarullah) bu hafta Suudi şehirlerine ve enerji ⁠altyapısına saldırması üzerine gündeme geldi.

Reuters, İslamabad’ın Tahran’ı, “Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştıran Yemenli Husi müttefiklerini dizginlemesi konusunda uyardığını” bildirdi.

Yine Reuters‘ta yer alan habere göre, ​Suudi yetkililer ile Pakistan ve Türk ordularından üst düzey temsilciler, Husi saldırılarına verilecek yanıtı koordine etmek üzere Riyad’da bir araya geldi.

Taraflar, birliklerinin Yemen’e girmemesi ve verilecek herhangi bir yanıtın Suudi Arabistan topraklarından başlatılması konusunda anlaştı.

ABD ile İran arasındaki çatışmada arabuluculuk da yapan Pakistan, bu saldırıları kınadı fakat savunma anlaşmasının hükümleri uyarınca nasıl tepki verebileceğine dair ayrıntı vermedi.

Han ayrıca, Washington’un küresel enerji arzını da aksatan bölgesel kargaşayı kontrol altına almakta zorlanırken, Mekke İttifakı’nı genişletmeye yönelik herhangi bir planın bulunmadığını belirtti.

Bu arada Ensarullah, Yemen’in güney batısında, Bab el-Mendeb boğazına yakın sahil kenti Muha’yı ele geçirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English