Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İsrail siyaseti felç olmuş durumda

Yayınlanma

Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale, Gazze’de saldırılara devam eden İsrail’in siyasi olarak nasıl felç olduğunu açıklıyor. 3 aydan fazla zaman geçmesine rağmen savaşın ana hedeflerine ulaşamayan ve herhangi bir çıkış stratejisi bulunmayan İsrail’deki siyasi kaosa mercek tutuyor:

 ***

Felç Halindeki İsrail

Gazze harekâtı görünürde bir son olmaksızın sürerken İsrail’i siyasi bir kriz sarmış durumda. Hâlâ 100’den fazla İsrailli Hamas’ın elinde esir olmakla kalmıyor, pek çok kişi kendi başarısız liderliği tarafından rehin tutulduğunu hissediyor.

Mairav Zonszein

İsrail-Gazze savaşının üzerinden üç ayı aşkın bir süre geçmesine rağmen İsrail’in elinde ne zafere giden net bir yol ne de uygulanabilir bir çıkış stratejisi var. Hamas’ın askeri ve yönetim kapasitesini çökertmek ve rehin tutulan vatandaşlarının serbest bırakılmasını sağlamak gibi iki ana savaş hedefinden herhangi birine ulaşmaktan uzak görünüyor. Ülkenin Gazze sınırında (ve Hizbullah’la karşılıklı ateş nedeniyle Lübnan’da) yerlerinden edilen yaklaşık 200.000 İsraillinin yakın zamanda evlerine dönme ihtimali yok. Kara harekâtının başlamasından bu yana çoğu sivil 26.000 Gazzeli hayatını kaybetmiş, 200’den fazla İsrail askeri ölmüş ve 2.700’den fazlası yaralanmış olmasına rağmen İsrail askerî harekâtı Hamas’ın askeri kanadının sadece yüzde 20 ila 30’unu öldürdü. Halen Gazze’de tutulan 136 rehineden en az yirmisinin öldüğü, bazılarının da muhtemelen İsrail ordusu tarafından öldürüldüğü tahmin ediliyor.

Başbakan Binyamin Netanyahu, İsrail’in Hamas’a karşı bugün için imkânsız gibi görünen “tam zaferi” kazanana kadar savaşmaya devam edeceğinde ısrar ediyor çünkü kendisinin de söylediği gibi “hedeflerimize ulaşmadan savaşı durdurmak İsrail’in güvenliğine nesiller boyu zarar verecektir.” Ancak İsrailliler yönetimin vaatleri ile savaşın sonuçları arasındaki uçurumun her geçen gün büyüdüğünü görüyor. Ülkenin küresel konumu kötüleşirken ve baş destekçisi ABD ile gerginlikler artarken Gazze’den düzenli olarak gelen roket atışlarına ve sürekli kayıplara katlanıyorlar. Belki de daha önemlisi, üst düzey siyasetçiler arasındaki ve siyasiler ile askerler arasındaki anlaşmazlıkların açığa çıkmasını izliyorlar.

Savaş kritik kararlar alınmasını gerektiren bir dönüm noktasında. Kara harekatının başlamasından bu yana binlerce İsrailli yedek askerin ilk kez terhis edilmesiyle birlikte Gazze’nin kuzeyindeki operasyon İsrail’in 3. Aşama olarak adlandırdığı, sivillerin ihtiyaçlarını karşılamadan askeri bir işgal kurmak anlamına gelen düşük yoğunluklu operasyonlara dönüştü bile. Şimdilik İsrail Han Yunus’taki baskıyı yoğunlaştırmış olsa da Gazze’nin güneyindeki operasyonların da bunu takip etmesi muhtemel. Ordu, Gazze’nin hangi bölgelerini kontrol etmeye devam edeceğine ve Hamas’ın yeniden güçlenmemesini nasıl sağlayacağına, Hamas’ın bıraktığı boşluğu kimin dolduracağına, kara harekatını Refah’a ve Gazze ile Mısır arasındaki sınır boyunca uzanan Philadelphia koridoruna genişletip genişletmeyeceğine ve nasıl genişleteceğine, yerlerinden edilmiş İsraillileri evlerine nasıl döndüreceğine ve savaşın sonu ya da en azından önemli bir duraklama ve Hamas’ın hayatta kalması anlamına gelebilecek bir anlaşma ile rehineleri canlı olarak geri almaya çalışıp çalışmayacağına karar vermesi gereken bir noktada.

İsrailliler Netanyahu liderliğindeki hükümeti “İsrail’in güvenliğini sağlayamamak” ve “Gazze’deki İsrailli esirleri umursamamakla” suçluyor. Foto: Mostafa Alkharouf / AA

Ancak İsrail’in savaş kabinesindeki bölünme ve kargaşanın bir yansıması olarak bu temel kararların hiçbiri alınmadı. (Savaş kabinesi Başbakan, Savunma Bakanı Yoav Gallant ve Stratejik İşler Bakanı Ron Dermer’in yanı sıra savaşın başlamasından birkaç gün sonra ulusal acil durum hükümetinin bir parçası olarak katılan Netanyahu’nun siyasi rakipleri Benny Gantz ve Gadi Eisenkot’tan oluşuyor). Ordu, siyasi karar alma mekanizmasının felce uğramasından ve bunun sonucunda devam eden operasyonları için net bir çerçevenin olmamasından duyduğu hayal kırıklığını açıkça ifade ediyor. Ordunun açık muhalefeti ve siyasi kademenin eleştirilmesi İsrail’de bugüne kadar neredeyse hiç duyulmamıştı.

İsrailli güvenlik yetkilileri ve Netanyahu’nun kendi kabinesinin üyeleri, medyada savaş çabalarını sorgulamaya, şüphe duymaya ve meydan okumaya başladı. Netanyahu’nun eski savunma bakanı ve İsrail Savunma Kuvvetleri genelkurmay başkanı olan Gantz, Netanyahu’dan savaş ve çıkış stratejisiyle ilgili almasını istediği kritik kararların bir listesini yayınladı. Gantz’ın parti arkadaşı ve eski genelkurmay başkanı olan Eisenkot daha sonra televizyona çıkarak Netanyahu’yu İsrail’in savaş hedeflerinin ulaşılabilirliği konusunda İsrail halkını kandırmakla suçladı. Ayrıca Netanyahu ve Savunma Bakanı Gallant’ın, Hamas’ı rehineleri serbest bırakmaya sadece askeri güç ve devam eden bir kara harekatının zorlayacağı yönündeki iddialarına da karşı çıktı. Aksine, rehinelerin güvenli bir şekilde geri dönmelerini sağlamanın tek yolunun bir anlaşma müzakere etmek olduğunu vurguladı.

Gallant, askeri operasyonun başarısının Netanyahu’nun formüle etmekten kaçındığı bir ertesi gün planına bağlı olduğu uyarısında bulundu. “Askeri harekatın sona ermesine siyasi eylemler eşlik etmeli, zira askeri başarılara öncülük eden budur ve siyasi kararsızlık askeri ilerlemeye zarar verebilir” dedi. Gallant’ın Netanyahu ile arası hükümetin yargı reformu planı nedeniyle Mart 2023’ten beri buz gibi; yargının iktidar üzerindeki denetimini kaldırmayı amaçlayan reform her hafta kitlesel gösterilere yol açtı ve Gallant, hükümeti ulusal güvenliğe zarar verdiği uyarısında bulunduğu reform planını durdurmaya çağırdı. Gallant, Netanyahu’nun savaş sonrası Gazze’de Batı Şeria’nın kısmi kontrolünü elinde bulunduran Filistin Yönetimi’ni (FY) sürece dahil etmeyi reddetmesine itiraz etti. Gallant, tam tersine İsrail’in ulusal güvenliğinin Gazze de dahil güçlü bir Filistin Yönetimi gerektirdiğini ileri sürdü. Netanyahu, Ürdün nehrinin batısındaki tüm topraklarda İsrail güvenlik kontrolü olmasında defalarca ısrar ederek ve Filistin devletini reddederek Filistin Yönetimi’ne karşı güçlü bir pozisyon aldı.

Ordu, savaş kabinesinden net bir vizyon ve yönlendirme istiyor ancak bu, ertesi gün için bir plan üzerinde siyasi bir karara bağlı ve hala bunu bekliyorlar. Pek çok kişi bunun sebebinin Netanyahu’nun kendi siyasi çıkarları olduğuna inanıyor: Savaşı uzatarak ve Filistin Yönetimini ya da devletini reddeden aşırı sağcı tabanına yaranarak iktidarda kalmak. Askeri liderlerin Netanyahu ile başka sorunları da var. Yargı reformları ve genel olarak kutuplaştırıcı, kışkırtıcı yaklaşımıyla İsrail’in askeri hazırlığını baltalamaktan onu sorumlu tutuyorlar ve gelecekteki bir devlet soruşturmasında kişisel hesap vermekten kaçmak için manevralar yaparken ortaya çıkan felaketin tüm suçunu ordunun üzerine atmakla suçluyorlar. Ordu ve başbakan arasındaki düşmanlığın İsrail tarihinde eşi benzeri yok.

Savaşın başından beri, Hamas’ın Filistin toplumu ve siyasetine yerleşmiş olması, Gazze’deki kaçınılmaz kitlesel kayıplar ve insani kriz, bunların yol açacağı küresel öfke ve İsrail’in kendi iç ve ekonomik zorlukları göz önüne alındığında, Hamas’ı tamamen ortadan kaldırmanın pratik olmadığı açıktı. ABD istihbarat tahminleri Hamas’ın etkisiz hale getirilmekten uzak olmakla kalmayıp, İsrail ordusu çekildikten sonra Gazze’nin kuzeyindeki bölgelerde kontrolü yeniden ele geçirmeye başlayabileceğini gösteriyor. İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi de benzer bir uyarıda bulundu. Kasım 2023’ün sonlarında bir hafta süren rehine/esir takası ve insani duraklamadan sonra iki ana savaş hedefinin -Hamas’ın liderliğini yok etmek ve rehineleri serbest bırakmak- birbiriyle bağdaşmadığı da açıkça görülmüştü ki İsrailli güvenlik yetkilileri de bu değerlendirmeyi artık açıkça dile getiriyorlar.

7 Ekim 2023 sabah 6:30’dan itibaren son birkaç ay herkes için bir felaket oldu. Bin 100’den fazla İsrailli öldü, binlercesi travma geçirdi ve İsrailli rehineler esaret altında ölüyor. Gazze nüfusunun yüzde 1’inden fazlası öldürüldü ve yüzde 85’inden fazlası en az bir kez, çoğu daha fazla yerinden edildi. Şeritteki binaların yarısından fazlası yıkılmış durumda. Hamas’ın Batı Şeria ve bölgedeki popülaritesinin arttığı görülüyor. Orta Doğu’da çok cepheli bir tırmanış bölgesel istikrarı tehdit etmeye devam ediyor ve Gazze’deki insanların yanı sıra yüz binlerce Lübnanlı ve İsrailliyi de yerinden ediyor. Yemen’deki Husi isyancıların Kızıldeniz’deki kargo gemilerine yönelik saldırıları küresel denizcilik sektörünü ve ekonomisini tehdit ediyor.

İsrail’in 7 Ekim’de küçük düşürülen askeri ve güvenlik kurumları itibarlarını kurtarmak istiyor. Lübnan ve Suriye’de Hamas, Hizbullah ve İranlı yetkililere yönelik çok sayıda suikast gerçekleştirme kararını etkilemiş olabilecek somut başarılar ya da en azından makul bir zafer anlatısı arıyor. Ancak İsrail Gazze’de Hamas’ı zayıflatmış olsa da stratejik bir ilerleme sağlayamadı. Bu anlamda şu ana kadarki savaş, İsrail’in Gazze’de daha önceki tüm saldırılarda uyguladığı “çimleri biçme” yaklaşımına çok daha fazla benziyor, ancak çok daha büyük ve ölümcül bir ölçekte. Bu anlamda, 7 Ekim’den bu yana İsrail’in Gazze’ye yaklaşımındaki değişiklik niteliğinde değil, derecesinde.

İsrail üzerindeki dış baskı giderek artıyor. Uluslararası Adalet Divanı 26 Ocak’ta verdiği ara kararda İsrail’in Gazze’de Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal eden eylemlerde bulunmuş olma ihtimalinin “makul” olduğuna hükmetti. Mahkeme, İsrail’in soykırım eylemlerini önlemesi; soykırıma yönelik doğrudan ve aleni tahrikleri önlemesi ve cezalandırması ve Gazze’deki sivillere insani yardım sağlanmasını temin etmek üzere acil ve etkili adımlar atması için altı geçici tedbir alınmasına hükmetti. Mahkeme ateşkes çağrısında bulunmaktan kaçınmış olsa da İsrail’in askeri operasyonlarını sona erdirmeden ya da önemli ölçüde azaltmadan bu karara nasıl uyacağını görmek zor. Mahkeme ayrıca İsrail’den bir hafta içinde ve daha sonra mahkeme tarafından belirlenen bir takvime göre mahkemeye rapor vermesini istedi. İsrail, imajını daha da zedeleyen ve uluslararası hukuka uyulduğu yönündeki ısrarını zayıflatan bu kararı reddetmekte gecikmedi.

Ancak İsrail hükümeti şimdilik iç kamuoyundan gelen baskıyı daha güçlü hissediyor. Siyasi yelpazenin dört bir yanındaki İsrailliler, mevcut liderlik ve savaş stratejisinin kendilerini zafere götürmeyeceğinden korkuyor. Bu noktada soru, ileriye doğru nasıl bir yol izleneceğidir. Aşırı sağcılardan bazıları için cevap, Hamas’ı ortadan kaldırmak için daha fazla güç kullanmak ve 2005’te boşaltılan yerleşimleri yeniden inşa etmek. Ancak diğerleri hem Gazze’de sahada hem de müttefiklerle diplomatik arenada daha gerçekçi bir yol arıyor. Bu yolu izlemek, Washington ve bölgesel ortaklarla işbirliğini kolaylaştırmak için İsrail’in sadece yapmayı reddettiği ve yok etmek istediği şeylere değil, yapmak ve başarmak istediği şeylere dair olumlu bir vizyon ortaya koymak anlamına gelecektir. En açık şekilde Eisenkot tarafından temsil edilen siyasi muhalefet için ileriye giden yol, birçok İsraillinin şu anda tek uygulanabilir başarı olarak gördüğü bir rehine anlaşmasıdır.

Bunun ötesinde İsrail’in izleyeceği yol belirsiz. Bir rehine anlaşması, savaşı çevreleyen yaygın umutsuzluktan kurtulmayı sağlayacak, aileler için bir iyileşme süreci başlatacak, kamuoyu baskısını hafifletecek ve tartışmayı bir çıkış stratejisine kaydıracaktır. Ancak bu anlaşma, İsrail’in Gazze’de Hamas’ı devirme misyonunu sürdürmesi ya da İsrail’in seçimlere gitmesi gibi, ülke için neyin öncelikli olması gerektiği konusunda hâkim olan iki görüş arasındaki anlaşmazlığı çözmeyecektir. Hamas şimdilik geçici bir duraklama ve rehinelerin serbest bırakılmasını içeren ama kalıcı bir ateşkes içermeyen her türlü anlaşmayı reddediyor. Gelecekteki yol ne olursa olsun, cevap düşmanca, felç olmuş bir savaş kabinesinden ya da onu üreten hükümetten gelecek gibi görünmüyor. ABD de İsrail’i kendisinden kurtaramayacak. Bu sürüklenme devam ederse, tek çıkış yolu İsraillilerin siyasi bir yeniden yapılanma talep etmeleri olacaktır. Ancak Gazze’deki Filistinliler ve rehineler daha fazla beklemeyi göze alamayacağından, tarafların bir şekilde yakın zamanda bir anlaşmaya varması umuluyor.

Ortadoğu

Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.

Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.

“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.

Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.

ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.

Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.

Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.

Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.

Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.

BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.

Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.

ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.

Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.

Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.

Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.

Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.

Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.

Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.

Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Yayınlanma

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.

Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.

Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.

İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.

Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.

Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:

“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”

Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.

Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.

Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.

İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.

Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.

Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.

Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.

LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:

“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”

Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.

Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.

İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.

Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.

Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:

“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”

Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.

Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.

Bu oran 2020’de %10,6’ydı.

Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

Yayınlanma

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.

Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.

Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.

Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.

İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.

Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde

Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.

ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.

İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.

Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.

Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.

Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English