Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İsrail siyaseti felç olmuş durumda

Yayınlanma

Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale, Gazze’de saldırılara devam eden İsrail’in siyasi olarak nasıl felç olduğunu açıklıyor. 3 aydan fazla zaman geçmesine rağmen savaşın ana hedeflerine ulaşamayan ve herhangi bir çıkış stratejisi bulunmayan İsrail’deki siyasi kaosa mercek tutuyor:

 ***

Felç Halindeki İsrail

Gazze harekâtı görünürde bir son olmaksızın sürerken İsrail’i siyasi bir kriz sarmış durumda. Hâlâ 100’den fazla İsrailli Hamas’ın elinde esir olmakla kalmıyor, pek çok kişi kendi başarısız liderliği tarafından rehin tutulduğunu hissediyor.

Mairav Zonszein

İsrail-Gazze savaşının üzerinden üç ayı aşkın bir süre geçmesine rağmen İsrail’in elinde ne zafere giden net bir yol ne de uygulanabilir bir çıkış stratejisi var. Hamas’ın askeri ve yönetim kapasitesini çökertmek ve rehin tutulan vatandaşlarının serbest bırakılmasını sağlamak gibi iki ana savaş hedefinden herhangi birine ulaşmaktan uzak görünüyor. Ülkenin Gazze sınırında (ve Hizbullah’la karşılıklı ateş nedeniyle Lübnan’da) yerlerinden edilen yaklaşık 200.000 İsraillinin yakın zamanda evlerine dönme ihtimali yok. Kara harekâtının başlamasından bu yana çoğu sivil 26.000 Gazzeli hayatını kaybetmiş, 200’den fazla İsrail askeri ölmüş ve 2.700’den fazlası yaralanmış olmasına rağmen İsrail askerî harekâtı Hamas’ın askeri kanadının sadece yüzde 20 ila 30’unu öldürdü. Halen Gazze’de tutulan 136 rehineden en az yirmisinin öldüğü, bazılarının da muhtemelen İsrail ordusu tarafından öldürüldüğü tahmin ediliyor.

Başbakan Binyamin Netanyahu, İsrail’in Hamas’a karşı bugün için imkânsız gibi görünen “tam zaferi” kazanana kadar savaşmaya devam edeceğinde ısrar ediyor çünkü kendisinin de söylediği gibi “hedeflerimize ulaşmadan savaşı durdurmak İsrail’in güvenliğine nesiller boyu zarar verecektir.” Ancak İsrailliler yönetimin vaatleri ile savaşın sonuçları arasındaki uçurumun her geçen gün büyüdüğünü görüyor. Ülkenin küresel konumu kötüleşirken ve baş destekçisi ABD ile gerginlikler artarken Gazze’den düzenli olarak gelen roket atışlarına ve sürekli kayıplara katlanıyorlar. Belki de daha önemlisi, üst düzey siyasetçiler arasındaki ve siyasiler ile askerler arasındaki anlaşmazlıkların açığa çıkmasını izliyorlar.

Savaş kritik kararlar alınmasını gerektiren bir dönüm noktasında. Kara harekatının başlamasından bu yana binlerce İsrailli yedek askerin ilk kez terhis edilmesiyle birlikte Gazze’nin kuzeyindeki operasyon İsrail’in 3. Aşama olarak adlandırdığı, sivillerin ihtiyaçlarını karşılamadan askeri bir işgal kurmak anlamına gelen düşük yoğunluklu operasyonlara dönüştü bile. Şimdilik İsrail Han Yunus’taki baskıyı yoğunlaştırmış olsa da Gazze’nin güneyindeki operasyonların da bunu takip etmesi muhtemel. Ordu, Gazze’nin hangi bölgelerini kontrol etmeye devam edeceğine ve Hamas’ın yeniden güçlenmemesini nasıl sağlayacağına, Hamas’ın bıraktığı boşluğu kimin dolduracağına, kara harekatını Refah’a ve Gazze ile Mısır arasındaki sınır boyunca uzanan Philadelphia koridoruna genişletip genişletmeyeceğine ve nasıl genişleteceğine, yerlerinden edilmiş İsraillileri evlerine nasıl döndüreceğine ve savaşın sonu ya da en azından önemli bir duraklama ve Hamas’ın hayatta kalması anlamına gelebilecek bir anlaşma ile rehineleri canlı olarak geri almaya çalışıp çalışmayacağına karar vermesi gereken bir noktada.

İsrailliler Netanyahu liderliğindeki hükümeti “İsrail’in güvenliğini sağlayamamak” ve “Gazze’deki İsrailli esirleri umursamamakla” suçluyor. Foto: Mostafa Alkharouf / AA

Ancak İsrail’in savaş kabinesindeki bölünme ve kargaşanın bir yansıması olarak bu temel kararların hiçbiri alınmadı. (Savaş kabinesi Başbakan, Savunma Bakanı Yoav Gallant ve Stratejik İşler Bakanı Ron Dermer’in yanı sıra savaşın başlamasından birkaç gün sonra ulusal acil durum hükümetinin bir parçası olarak katılan Netanyahu’nun siyasi rakipleri Benny Gantz ve Gadi Eisenkot’tan oluşuyor). Ordu, siyasi karar alma mekanizmasının felce uğramasından ve bunun sonucunda devam eden operasyonları için net bir çerçevenin olmamasından duyduğu hayal kırıklığını açıkça ifade ediyor. Ordunun açık muhalefeti ve siyasi kademenin eleştirilmesi İsrail’de bugüne kadar neredeyse hiç duyulmamıştı.

İsrailli güvenlik yetkilileri ve Netanyahu’nun kendi kabinesinin üyeleri, medyada savaş çabalarını sorgulamaya, şüphe duymaya ve meydan okumaya başladı. Netanyahu’nun eski savunma bakanı ve İsrail Savunma Kuvvetleri genelkurmay başkanı olan Gantz, Netanyahu’dan savaş ve çıkış stratejisiyle ilgili almasını istediği kritik kararların bir listesini yayınladı. Gantz’ın parti arkadaşı ve eski genelkurmay başkanı olan Eisenkot daha sonra televizyona çıkarak Netanyahu’yu İsrail’in savaş hedeflerinin ulaşılabilirliği konusunda İsrail halkını kandırmakla suçladı. Ayrıca Netanyahu ve Savunma Bakanı Gallant’ın, Hamas’ı rehineleri serbest bırakmaya sadece askeri güç ve devam eden bir kara harekatının zorlayacağı yönündeki iddialarına da karşı çıktı. Aksine, rehinelerin güvenli bir şekilde geri dönmelerini sağlamanın tek yolunun bir anlaşma müzakere etmek olduğunu vurguladı.

Gallant, askeri operasyonun başarısının Netanyahu’nun formüle etmekten kaçındığı bir ertesi gün planına bağlı olduğu uyarısında bulundu. “Askeri harekatın sona ermesine siyasi eylemler eşlik etmeli, zira askeri başarılara öncülük eden budur ve siyasi kararsızlık askeri ilerlemeye zarar verebilir” dedi. Gallant’ın Netanyahu ile arası hükümetin yargı reformu planı nedeniyle Mart 2023’ten beri buz gibi; yargının iktidar üzerindeki denetimini kaldırmayı amaçlayan reform her hafta kitlesel gösterilere yol açtı ve Gallant, hükümeti ulusal güvenliğe zarar verdiği uyarısında bulunduğu reform planını durdurmaya çağırdı. Gallant, Netanyahu’nun savaş sonrası Gazze’de Batı Şeria’nın kısmi kontrolünü elinde bulunduran Filistin Yönetimi’ni (FY) sürece dahil etmeyi reddetmesine itiraz etti. Gallant, tam tersine İsrail’in ulusal güvenliğinin Gazze de dahil güçlü bir Filistin Yönetimi gerektirdiğini ileri sürdü. Netanyahu, Ürdün nehrinin batısındaki tüm topraklarda İsrail güvenlik kontrolü olmasında defalarca ısrar ederek ve Filistin devletini reddederek Filistin Yönetimi’ne karşı güçlü bir pozisyon aldı.

Ordu, savaş kabinesinden net bir vizyon ve yönlendirme istiyor ancak bu, ertesi gün için bir plan üzerinde siyasi bir karara bağlı ve hala bunu bekliyorlar. Pek çok kişi bunun sebebinin Netanyahu’nun kendi siyasi çıkarları olduğuna inanıyor: Savaşı uzatarak ve Filistin Yönetimini ya da devletini reddeden aşırı sağcı tabanına yaranarak iktidarda kalmak. Askeri liderlerin Netanyahu ile başka sorunları da var. Yargı reformları ve genel olarak kutuplaştırıcı, kışkırtıcı yaklaşımıyla İsrail’in askeri hazırlığını baltalamaktan onu sorumlu tutuyorlar ve gelecekteki bir devlet soruşturmasında kişisel hesap vermekten kaçmak için manevralar yaparken ortaya çıkan felaketin tüm suçunu ordunun üzerine atmakla suçluyorlar. Ordu ve başbakan arasındaki düşmanlığın İsrail tarihinde eşi benzeri yok.

Savaşın başından beri, Hamas’ın Filistin toplumu ve siyasetine yerleşmiş olması, Gazze’deki kaçınılmaz kitlesel kayıplar ve insani kriz, bunların yol açacağı küresel öfke ve İsrail’in kendi iç ve ekonomik zorlukları göz önüne alındığında, Hamas’ı tamamen ortadan kaldırmanın pratik olmadığı açıktı. ABD istihbarat tahminleri Hamas’ın etkisiz hale getirilmekten uzak olmakla kalmayıp, İsrail ordusu çekildikten sonra Gazze’nin kuzeyindeki bölgelerde kontrolü yeniden ele geçirmeye başlayabileceğini gösteriyor. İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi de benzer bir uyarıda bulundu. Kasım 2023’ün sonlarında bir hafta süren rehine/esir takası ve insani duraklamadan sonra iki ana savaş hedefinin -Hamas’ın liderliğini yok etmek ve rehineleri serbest bırakmak- birbiriyle bağdaşmadığı da açıkça görülmüştü ki İsrailli güvenlik yetkilileri de bu değerlendirmeyi artık açıkça dile getiriyorlar.

7 Ekim 2023 sabah 6:30’dan itibaren son birkaç ay herkes için bir felaket oldu. Bin 100’den fazla İsrailli öldü, binlercesi travma geçirdi ve İsrailli rehineler esaret altında ölüyor. Gazze nüfusunun yüzde 1’inden fazlası öldürüldü ve yüzde 85’inden fazlası en az bir kez, çoğu daha fazla yerinden edildi. Şeritteki binaların yarısından fazlası yıkılmış durumda. Hamas’ın Batı Şeria ve bölgedeki popülaritesinin arttığı görülüyor. Orta Doğu’da çok cepheli bir tırmanış bölgesel istikrarı tehdit etmeye devam ediyor ve Gazze’deki insanların yanı sıra yüz binlerce Lübnanlı ve İsrailliyi de yerinden ediyor. Yemen’deki Husi isyancıların Kızıldeniz’deki kargo gemilerine yönelik saldırıları küresel denizcilik sektörünü ve ekonomisini tehdit ediyor.

İsrail’in 7 Ekim’de küçük düşürülen askeri ve güvenlik kurumları itibarlarını kurtarmak istiyor. Lübnan ve Suriye’de Hamas, Hizbullah ve İranlı yetkililere yönelik çok sayıda suikast gerçekleştirme kararını etkilemiş olabilecek somut başarılar ya da en azından makul bir zafer anlatısı arıyor. Ancak İsrail Gazze’de Hamas’ı zayıflatmış olsa da stratejik bir ilerleme sağlayamadı. Bu anlamda şu ana kadarki savaş, İsrail’in Gazze’de daha önceki tüm saldırılarda uyguladığı “çimleri biçme” yaklaşımına çok daha fazla benziyor, ancak çok daha büyük ve ölümcül bir ölçekte. Bu anlamda, 7 Ekim’den bu yana İsrail’in Gazze’ye yaklaşımındaki değişiklik niteliğinde değil, derecesinde.

İsrail üzerindeki dış baskı giderek artıyor. Uluslararası Adalet Divanı 26 Ocak’ta verdiği ara kararda İsrail’in Gazze’de Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal eden eylemlerde bulunmuş olma ihtimalinin “makul” olduğuna hükmetti. Mahkeme, İsrail’in soykırım eylemlerini önlemesi; soykırıma yönelik doğrudan ve aleni tahrikleri önlemesi ve cezalandırması ve Gazze’deki sivillere insani yardım sağlanmasını temin etmek üzere acil ve etkili adımlar atması için altı geçici tedbir alınmasına hükmetti. Mahkeme ateşkes çağrısında bulunmaktan kaçınmış olsa da İsrail’in askeri operasyonlarını sona erdirmeden ya da önemli ölçüde azaltmadan bu karara nasıl uyacağını görmek zor. Mahkeme ayrıca İsrail’den bir hafta içinde ve daha sonra mahkeme tarafından belirlenen bir takvime göre mahkemeye rapor vermesini istedi. İsrail, imajını daha da zedeleyen ve uluslararası hukuka uyulduğu yönündeki ısrarını zayıflatan bu kararı reddetmekte gecikmedi.

Ancak İsrail hükümeti şimdilik iç kamuoyundan gelen baskıyı daha güçlü hissediyor. Siyasi yelpazenin dört bir yanındaki İsrailliler, mevcut liderlik ve savaş stratejisinin kendilerini zafere götürmeyeceğinden korkuyor. Bu noktada soru, ileriye doğru nasıl bir yol izleneceğidir. Aşırı sağcılardan bazıları için cevap, Hamas’ı ortadan kaldırmak için daha fazla güç kullanmak ve 2005’te boşaltılan yerleşimleri yeniden inşa etmek. Ancak diğerleri hem Gazze’de sahada hem de müttefiklerle diplomatik arenada daha gerçekçi bir yol arıyor. Bu yolu izlemek, Washington ve bölgesel ortaklarla işbirliğini kolaylaştırmak için İsrail’in sadece yapmayı reddettiği ve yok etmek istediği şeylere değil, yapmak ve başarmak istediği şeylere dair olumlu bir vizyon ortaya koymak anlamına gelecektir. En açık şekilde Eisenkot tarafından temsil edilen siyasi muhalefet için ileriye giden yol, birçok İsraillinin şu anda tek uygulanabilir başarı olarak gördüğü bir rehine anlaşmasıdır.

Bunun ötesinde İsrail’in izleyeceği yol belirsiz. Bir rehine anlaşması, savaşı çevreleyen yaygın umutsuzluktan kurtulmayı sağlayacak, aileler için bir iyileşme süreci başlatacak, kamuoyu baskısını hafifletecek ve tartışmayı bir çıkış stratejisine kaydıracaktır. Ancak bu anlaşma, İsrail’in Gazze’de Hamas’ı devirme misyonunu sürdürmesi ya da İsrail’in seçimlere gitmesi gibi, ülke için neyin öncelikli olması gerektiği konusunda hâkim olan iki görüş arasındaki anlaşmazlığı çözmeyecektir. Hamas şimdilik geçici bir duraklama ve rehinelerin serbest bırakılmasını içeren ama kalıcı bir ateşkes içermeyen her türlü anlaşmayı reddediyor. Gelecekteki yol ne olursa olsun, cevap düşmanca, felç olmuş bir savaş kabinesinden ya da onu üreten hükümetten gelecek gibi görünmüyor. ABD de İsrail’i kendisinden kurtaramayacak. Bu sürüklenme devam ederse, tek çıkış yolu İsraillilerin siyasi bir yeniden yapılanma talep etmeleri olacaktır. Ancak Gazze’deki Filistinliler ve rehineler daha fazla beklemeyi göze alamayacağından, tarafların bir şekilde yakın zamanda bir anlaşmaya varması umuluyor.

Ortadoğu

İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Yayınlanma

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.

İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.

Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.

Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.

Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.

Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.

Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.

Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.

Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü

İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.

Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.

Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.

Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.

Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.

Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.

İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.

Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.

ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.

15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.

Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

Yayınlanma

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.

İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.

İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.

Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.

Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor

Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.

Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.

Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.

Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.

Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.

Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti

Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.

Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.

Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.

Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor

Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.

Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.

Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.

Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.

Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Netanyahu’dan seçim öncesi tampon bölge ve ittifaklar haritası

Yayınlanma

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim genel seçimleri öncesinde ön alıcı saldırılar, sınır ötesi tampon bölgeler ve bölgesel ittifak bloklarına dayanan yeni güvenlik doktrinini haritayla duyurdu. Başbakanlık belgesi iç siyasette yapay ve yetersiz olduğu gerekçesiyle tepki topladı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler öncesinde güncellediği güvenlik doktrinini kamuoyuyla paylaştı.

Başbakanlık tarafından 18 Ekim’de duyurulan ve Ulusal Güvenlik Konseyinin katkısıyla şekillenen çalışma, İsrail’in bölgesel müttefiklerini, hasımlarını ve etki alanlarını tasnif eden ayrıntılı bir harita içeriyor.

Yeni doktrin, tehdit olarak tanımlanan unsurları sınırlandırmak yerine ön alıcı askeri müdahalelerle doğrudan ortadan kaldırmayı, tampon bölgeleri genişletmeyi ve yeni bölgesel ortaklıklar kurmayı hedefliyor.

El-Cezire kanalı, bu yaklaşımın İsrail’in son dönemde komşu ülkelere yönelik askeri harekat ve saldırılarında fiilen uygulandığına işaret ediyor.

Haritada bölgesel kamplaşmalar ve müttefikler sınıflandırıldı

Netanyahu’nun tanıttığı harita yalnızca egemen devletleri değil; silahlı örgütleri, fiili yönetimleri ve farklı güçlerin denetimindeki coğrafyaları da bloklar halinde sınıflandırıyor.

Haritada kullanılan “ittifak” ve “dost” ibareleri, bu yapıların tamamıyla resmi ve bağlayıcı bir ortaklık kurulduğu anlamına gelmiyor.

Haritada İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) eksenindeki “Altıgen İttifakı” ve bu bloğa “dost” sayılan taraflar mavi ve açık mavi tonlarla gösteriliyor.

Bu grupta Azerbaycan, Yunanistan, Güney Kıbrıs, Suriye’nin Süveyda vilayetindeki Dürziler, Halife Hafter kontrolündeki Doğu Libya, Etiyopya, Somaliland, Puntland, Yemen’de BAE destekli eski Güney Geçiş Konseyi sahaları ile Sudan’da Hızlı Destek Kuvvetlerinin elindeki bölgeler yer alıyor.

Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın meydana getirdiği “Sünni Elmas İttifakı” ile çevre aktörleri ise yeşil ve açık yeşil tonlarla ayırt ediliyor.

Bu kümede Azerbaycan, Suriye, Katar, Kuveyt, Yemen’de Suudi Arabistan destekli Başkanlık Liderlik Konseyi sahaları, Eritre, Sudan, Batı Şeria, Ürdün, Lübnan hükümeti, Kuzey Kıbrıs ve Somali işaretleniyor. Libya’da ise hem Trablus merkezli batı yönetimi hem de Hafter ağırlıklı doğu idaresi bu blokla ilişkili gösteriliyor.

İran ve Direniş Ekseni haritada kırmızı ve pembe renklerle tanımlanıyor. Irak’taki Haşdi Şabi, Lübnan’da Hizbullah’ın etkin olduğu doğu ve güney kesimleri, Yemen’de Ensarullah denetimindeki bölgeler ile Hamas idaresindeki Gazze bu eksende yer buluyor. Rusya ise bu bloğa “dost” statüsünde pembe renkle haritaya işleniyor.

NATO üyeleri, ittifak ortakları ve Washington ile dostane ilişkilere sahip aktörlerin çevresinde ayrıca turuncu ve sarı işaretlemeler kullanılıyor. Çizgiler, bloklar arasındaki geçişkenliği de gözler önüne seriyor.

Örneğin Azerbaycan hem İsrail-BAE ekseninin hem de Türkiye öncülüğündeki bloğun dostu olarak çift renkli çizgilerle sunulurken, Hindistan tarafların tamamıyla “dost” olarak sınıflandırılan tek aktör olarak öne çıkıyor.

Söz konusu haritanın, mayıs ayında Marc Saxer ve Marcus Schneider tarafından, 1978 yılından bu yana İsrail hükümetleriyle temas yürüten Almanya merkezli Friedrich Ebert Vakfı için hazırlandığı belirtiliyor.

Seçim öncesi “vazgeçilmez lider” söylemi

Hakkındaki yolsuzluk davası, 7 Ekim 2023 saldırıları ve sonrasındaki çatışma süreçlerinin yönetimine ilişkin eleştiriler sürerken Netanyahu, iktidarını koruma arayışıyla seçmenin karşısına çıkıyor.

El-Cezire‘nin analizine göre güvenlik doktrini ve haritanın seçim arifesinde açıklanması, Netanyahu’nun kendisini İsrail’i koruyabilecek tek yetkin lider olarak kabul ettirme stratejisine dayanıyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim desteğini arkasına alan Netanyahu, sunumunda Beyaz Saray’da yaşanabilecek olası bir iktidar değişimine işaret etti.

İki yıl içinde Washington’da İsrail’e mesafeli veya hasmane bir yönetimin göreve gelebileceğini savunan Netanyahu, bu ihtimal nedeniyle ülkesinin ittifak ağını genişletmek ve cazip bir bölgesel ortak haline gelmek zorunda olduğunu söyledi.

Malcolm H. Kerr Carnegie Ortadoğu Merkezi Araştırmalardan Sorumlu Direktör Yardımcısı Muhenned Hac Ali, rakip bloklar ve güvenlik koridorları üzerine kurulu bu sunumun toplumdaki varoluşsal kaygıları derinleştirdiğini kaydetti.

Hac Ali’ye göre bu yaklaşım, seçmende sert bir lidere duyulan ihtiyacı pekiştiriyor; Netanyahu da belirsizlikten çekinen kitlelerin desteğini bu güvence üzerinden toplamayı deniyor.

İsrail muhalefetinden sert tepkiler geldi

Belgenin yayımlanması İsrail iç siyasetinde tepkilere yol açtı.

Yashar Partisi lideri ve eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, çalışmayı “gerçek bir güvenlik doktriniyle hiçbir bağlantısı olmayan sloganlarla doldurulmuş iki boş sayfadan ibaret” sözleriyle eleştirdi.

Netanyahu hükümetinin 7 Ekim’de “İsrail tarihinin en ağır başarısızlık ve felaketinden” sorumlu olduğunu vurgulayan Eisenkot, sonrasında tırmanan bölgesel çatışmaların da bütün cepheleri alevler içinde bıraktığını dile getirdi.

Eisenkot, belgenin geride bırakılan stratejik boşluğu sergilediğini, Başbakanın ise seçim vaatlerindeki yanıltıcı söylemlerden dikkati kaçırmak adına korkuları canlandırdığını savundu.

Gelecek Var Partisi lideri ve eski Başbakan Yair Lapid de metni yüzeysel bulduğunu belirtti.

Lapid, “Yorgunluk ve gerçeklikten kopuşla tanımlanan Netanyahu’nun bugünkü standartlarına göre bile bu belge, bir yapay zekâ sohbet robotunun ücretsiz sürümü kullanılarak yazılmış gibi görünüyor” dedi.

Lapid, alt alta sıralanmış başlıklardan ibaret bir metnin doktrin sayılamayacağını, girişimin doğrudan Başbakanın yol açtığı felaketlerin üzerini örtme çabasından ibaret olduğunu sözlerine ekledi.

Tampon bölge modeli

Strateji belgesinde öne çıkan tampon bölge kurgusu, İsrail’in sınır ötesi topraklarda doğrudan askeri denetim kurmasını temel alıyor.

El-Cezire, Gazze ve Güney Lübnan’daki mevcut işgal şartlarının bu politikanın fiili yansımaları olduğuna işaret ediyor.

Muhenned Hac Ali, askeri denetimi kalıcı hale getirmeye dayalı planın yeni çatışmaları ve etnik temizlik riskini beraberinde getirebileceği uyarısında bulundu.

Hac Ali ayrıca, Sudan’daki Hızlı Destek Kuvvetleri ve Hafter güçleri gibi aktörlerin İsrail-BAE ekseninde resmedilmesinin bu yapıların Arap coğrafyasındaki meşruiyetini zedeleyebileceğine dikkat çekti.

Bu tercihin Netanyahu’nun iç kamuoyu önceliklerini yansıttığını savunan Hac Ali, “İsraillilerin ne düşündüğü, müttefiklerinizin itibarından ve bu ittifakların sürdürülebilirliğinden daha önemli hâle geliyor” değerlendirmesinde bulundu.

Netanyahu’nun yıl başında gündeme getirdiği; Hindistan, Yunanistan, Güney Kıbrıs ile adı belirtilmeyen bazı Arap, Afrika ve Asya ülkelerini kapsayan “ittifaklar altıgeni” önerisi ise henüz resmiyet kazanmış değil.

Girişim uluslararası analizlerde bağlayıcı bir savunma paktından ziyade diplomatik imaj çalışması olarak nitelenirken, Hindistan gibi aktörlerin katı bloklar yerine ticari çıkarlara ve bağlantısızlık çizgisine öncelik verdiği hatırlatılıyor.

Hac Ali son olarak, sunulan haritanın Tahran yönetimi ile müttefiklerine propaganda zemini sağlayacağını, İsrail’in bölgede alan genişletme ve hakimiyet kurma emelleri taşıdığı yönündeki tezleri kuvvetlendireceğini belirtti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English