Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Netanyahu’nun siyasi ölümünü Gazze’nin ‘ertesi günü’ belirleyecek

Yayınlanma

Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale, üç aydan uzun süredir Gazze’ye saldırılarını sürdüren İsrail’in neden ertesi gün için bir plan açıklayamadığını anlatıyor. Netanyahu’nun Gazze’nin geleceği için bir karar almaktan neden kaçındığına odaklanan makale, bu kararsızlığın ordu ile siyaset arasında nasıl sorunlar açtığına değiniyor:

***

Netanyahu siyasi olarak hayatta kalmayı Gazze’de alınacak zor kararların önüne koyuyor

İsrail ordusu, ABD ve Arap hükümetleri, Hamas’tan sonra bölgeyi kimin yöneteceğini belirlemek için bir plana ihtiyaç olduğunu söylüyor

Rory Jones ve Dov Lieber

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu uzun kariyerinin en zor siyasi kararlarından biriyle karşı karşıya: Hamas’tan sonra Gazze’yi kim yönetmeli?

Şu ana kadar bu sorudan kaçıyor.

Bu soru her İsrailli lider için zor olurdu çünkü kolay bir seçenek yok. Ancak Netanyahu için özellikle siyasi açıdan kritik bir soru çünkü İsrail ordusunu ve başta ABD olmak üzere başlıca uluslararası ortaklarını tatmin edecek herhangi bir cevap, aynı zamanda iktidar koalisyonunu dağıtma ve iktidarını sona erdirme riskini de taşıyor.

ABD ve önemli Arap hükümetleri, Batı Şeria’nın bir kısmını yöneten ve Hamas’ın Filistin siyasetindeki başlıca rakibi olan Filistin Yönetimi’nin Gazze’yi denetlemesini istiyor. Netanyahu’nun sağcı Likud partisinin büyük bir kısmı ve özellikle de İsrail’in Gazze’yi yeniden işgal etmesini ve yeniden yerleştirmesini isteyen aşırı sağcı koalisyon ortakları buna karşı çıkıyor. İsrail Savunma Bakanlığı bunu reddediyor ve Gazze’yi Filistinlilerin yönetmesi gerektiğini söylüyor. Gazze’de Hamas’ın yeniden güçlenmesine olanak tanıyacak bir siyasi boşluk nedeniyle savaşta elde edilen kazanımların kaybedileceğinden korkan bakanlık bir an önce bir planın yürürlüğe girmesini istiyor.

İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant geçen günlerde yaptığı açıklamada “Siyasi kararsızlık askeri operasyonun ilerlemesine zarar verebilir” diyerek Hamas’ı fiziksel olarak yok etmenin ötesinde planın ne olacağının hükümet içinde tartışılmamasından duyduğu hayal kırıklığını dile getirdi. “Planı tartışmak… ve hedefi belirlemek kabinenin ve hükümetin görevidir” diyen Gallant, askeri harekatın kendisine rehberlik edecek bir politikaya ihtiyacı olduğunu da sözlerine ekledi.

Netanyahu için Gazze’nin geleceğiyle ilgili karar verme baskısı, siyasi kariyerini ayakta tutma çabasında şimdiye kadarki en büyük sınav. 74 yaşındaki İsrail Başbakanı güvenliğe odaklanarak ülkenin en uzun süre görev yapan lideri oldu ancak 7 Ekim’de Hamas’ın İsrail’in güneyine saldırmasına ve bin 200 kişiyi öldürmesine yol açan büyük ihmallerle İsrail’in en kötü güvenlik başarısızlığını yönetti.

Kamuoyu keskin bir şekilde ona karşı döndü. Netanyahu’nun iktidarı, erken seçimden kaçınmasına ve parlamentodaki dar çoğunluğunu korumasına bağlı. İsrail’i Hamas’a karşı “tam zafere” ulaştırana kadar görevde kalmaya yemin etti. Analistlere göre Netanyahu’nun umudu, Hamas’ın Gazze’deki üst düzey liderlerinin öldürülmesi gibi gözle görülür bir zaferin kendisini toparlamasına yardımcı olması.

İsrail’in Reichman Üniversitesi’nde siyaset bilimci olan Gadi Wolfsfeld, “Ne kadar uzun süre erteleyebilir ve muğlak kalabilirse, onun bakış açısından en iyi durum budur” dedi: “Karar almamak da bir karardır.”

Ancak mevcut ve eski yetkililer Netanyahu’nun kararsızlığının savaşı kazanmayı zorlaştırdığı konusunda uyarıyor. Geçen hafta İsrail’in askeri ve istihbarat servislerinden 43 eski üst düzey yetkili, ülkenin Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’a bir mektup yazarak Netanyahu’nun başbakanlıktan azledilmesi çağrısında bulundu. İmzacıları arasında Netanyahu’nun emrinde çalışmış birçok istihbarat ve güvenlik şefinin de bulunduğu mektupta, Netanyahu’nun savaşın siyasi hedeflerini tanımlamayı reddetmesinin İsrail için “açık ve mevcut bir tehlike” teşkil ettiği belirtildi.

Mektupta, “Netanyahu, İsrail tarihinin en ağır krizinin yaşandığı bu karanlık saatte bile, kamuoyu önünde hesap vermekten kaçmaya çalışıyor ve iktidara yapışıyor” denildi.

Herhangi bir İsrailli lider, Gazze’deki hâkim güç olan Hamas’ı değiştirmek için kolay bir çözüm bulamayacaktı. Halihazırda Batı Şeria’nın bir bölümünü yöneten Filistin Yönetimi uluslararası alanda yolsuzluğa bulaşmış ve revizyona ihtiyacı olan bir kurum olarak görülüyor. Ayrıca Filistinliler arasında sevilmiyor ve terörizme karşı yumuşak olduğunu düşünen İsrailliler tarafından da güvenilmiyor.

İsrailli yetkililere göre İsrail ordusu, Gazze’deki savaş çabalarının insani yardım ulaştırmak, düzeni ve temel hizmetleri yeniden tesis etmek ve yerinden edilmiş yaklaşık iki milyon sakini yönetmek için acilen bir sivil otoriteye ihtiyaç duyduğuna inanıyor. Yetkililer ve analistler, Gazze’nin güneyinde daralan bir alanda artan mülteci nüfusunun insani krizi kötüleştirdiğini ve İsrail güçlerinin Hamas’ı yenilgiye uğratma çabalarını büyük ölçüde zorlaştırdığını söylüyor.

ABD, Suudi Arabistan ve Mısır da İsrail’i, savaştan sonra Gazze’nin yeniden inşasını denetlemek de dahil Gazze’yi kimin yöneteceği konusunda bir anlaşmaya varmaya çağırıyor.

Bir stratejinin yokluğunda, İsrailli askeri yetkililer Hamas’ın, İsrail’in geçen yılın sonlarında bölgeyi ele geçirdikten sonra birkaç tugayını geri çektiği Gazze’nin kuzeyindeki Gazze şehrinde yeniden toparlanmaya çalıştığı konusunda uyarıyor. İsrail güçleri bu hafta Gazze’nin daha önce çekildikleri bölgelerinde Hamas’a karşı yeni bir operasyon başlattı.

Eski bir İsrailli subay ve King’s College London’da savaş çalışmaları uzmanı olan Ofer Fridman “İşte bu yüzden ordu ile hükümet arasında bu kadar gerilim var. Bir alternatifiniz olmadığı sürece Hamas’ı askeri ve siyasi bir güç olarak yok etme hedefine ulaşmanız mümkün değil” diyor: “Sivil bir otoriteye, bir ortağa ihtiyacınız var. Siyasi bir karar gerekli.”

İsrail’in 7 Ekim’den sonra Gazze’yi bombalaması ve işgali, savaşçılarla siviller arasında ayrım yapmayan sağlık yetkililerine göre 26 binden fazla Filistinlinin ölümüne neden oldu ve İsrail üzerindeki uluslararası baskıyı artırdı.

Netanyahu, İsrail’in Gazze’yi işgalinin amacının Hamas’ı ortadan kaldırmak, bölgede tutulan yaklaşık 130 rehineyi kurtarmak ve Şeridin 7 Ekim’de olduğu gibi bir daha İsrail’e saldırmak için kullanılmamasını sağlamak olduğunu söyledi. Ancak İsrail lideri, Gazze Şeridi’ni kimin yönetmesi gerektiği gibi çetrefilli bir konuda çok şey söylemedi.

Aşırı sağcı koalisyon ortakları İsrail’in Gazze’yi yeniden işgal etmesini ve orada yerleşim yerleri inşa etmesini istiyor ki bu plan İsrail’in uluslararası ortakları, özellikle de İsrail’in şeridin yeniden inşasını finanse edeceğini umduğu Arap devletleri tarafından kabul edilemez.

ABD, Suudi Arabistan ve Mısır, Hamas’tan sonra Gazze’yi yenilenmiş Filistin Yönetimi’nin yönetmesinde ısrar ediyor. Suudiler ayrıca, İsrail’in bir Filistin devleti kurulmasını amaçlayan süreci kabul etmesi halinde Netanyahu’nun da desteklediği, Riyad ile İsrail arasındaki diplomatik ilişkileri normalleştirmeyi amaçlayan ABD destekli görüşmeleri yeniden başlatmayı teklif etti. ABD, yüzyıllardır süren çatışmanın bir Filistin devleti olmadan çözülemeyeceğini söylüyor.

Netanyahu’nun aşırı sağcı koalisyon ortakları ve kendi sağcı partisi Likud’un büyük bir kısmı hem Filistin Yönetimi’nin Gazze’yi yönetmesine hem de Filistinliler için gelecekte bir devlet kurulmasına şiddetle karşı çıkıyor.

Netanyahu 18 Ocak’ta bir basın toplantısında İsrail’in terör saldırılarını önlemek için Gazze ve Batı Şeria’nın “güvenlik kontrolünü” elinde tutması gerektiğini söyleyerek Filistin devleti fikrini kesin bir dille reddetti. Filistinliler için “egemenlik fikriyle çelişiyor” dedi.

İsrail ordusu, Gazze’de kendi toplumunda iyi bir yeri olan ve Hamas’la bağlantısı olmayan sivillerle çalışmayı önerdi. Bazı hükümet yetkilileri de benzer fikirler ortaya attı. Ancak diğer hükümet üyeleri uygun kişilerin bulunamadığını söylüyor. Bazı analistler Hamas’ın İsrail ile işbirliği yapan Gazzelilere suikast düzenleyebileceği uyarısında bulunuyor.

Bazı aşırı sağcı hükümet üyeleri İsrail ordusunun Gazze’de Hamas’a alternatif tek güç olduğunu söylüyor. Ancak ordu, İsrail’in 2005’te çekildiği Gazze’yi yeniden işgal etmek istemiyor. Savunma Bakanı Gallant, Filistinlilerin bölgeyi yönetmesi gerektiğinde ısrar ediyor.

Çoğu analist çözümün Hamas üyesi olmayan Gazzelileri de içermesi ve yenilenmiş Filistin Yönetimi’ne de bir rol verilmesi gerektiğini söylüyor. Netanyahu’nun ulusal güvenlik danışmanı çözümün bu olabileceğini söyledi. Ancak başbakanın kendisi bunu desteklemedi.

Kamuoyu yoklamaları hiçbir seçeneğin İsrailliler arasında popüler olmadığını gösteriyor. Yine de siyasi analistler bir başbakanın rolünün kriz anında popüler olmayan kararlar almak ve ulusal çıkarların bunu neden gerektirdiğini açıklamak olduğunu söylüyor.

Wolfsfeld, “Doğru zamanda doğru lidere sahip olursanız, iki devletli çözüm gibi konularda kamuoyunun görüşünün çok hızlı bir şekilde değişebileceğini görüyorum” dedi.

Eğer seçimler şimdi yapılsaydı, anketler Benny Gantz’ın Ulusal Birlik Partisi’nin Netanyahu’nun Likud’unu kolayca yeneceğini söylüyor. Gantz, Filistin Yönetimi ile birlikte çalışmayı ve bir Filistin devleti için çalışmayı ne istedi ne de reddetti.

İsrail’in savaş kabinesine 7 Ekim’den sonra katılan Gantz, her iki konuda da Netanyahu’dan daha esnek görülüyor. Netanyahu ise Gantz’ı muğlak olmakla suçluyor. Gantz liderliğindeki bir koalisyonda Netanyahu’yu kısıtlayan aşırı sağcı partiler yer almayacak.

Ortadoğu

Hizbullah’ın İHA saldırısı İsrail ordusunu alarma geçirdi

Yayınlanma

Hizbullah’a ait patlayıcı yüklü bir İHA’nın, İsrail Kuzey Komutanlığı Komutanı Tümgeneral Rafi Milo’nun Güney Lübnan’daki konvoyunun hemen yakınını vurması üzerine İsrail ordusu güvenlik önlemlerini acilen revize etti. Üst düzey komutanın kıl payı kurtulduğu suikast girişiminin ardından bölgeye ek savunma ekipmanları sevk edilirken, uzmanlar İsrail ordusunun kamikaze İHA’lara karşı savunma yetersizliğini tartışıyor.

İsrail ordusu, Hizbullah’a ait patlayıcı yüklü bir FPV İHA’sının, haftalar önce Güney Lübnan’ı ziyaret eden İsrail Kuzey Komutanlığı Komutanı Tümgeneral Rafi Milo’nun konvoyunu hedef aldığını açıkladı.

İsrail medyasının doğrudan bir suikast girişimi olarak nitelendirdiği ve şans eseri can kaybı yaşanmayan saldırının ardından ordu, sahadaki güvenlik önlemlerini acilen yeniden yapılandırma kararı aldı.

Ordu tarafından yapılan resmi açıklamaya göre, Hizbullah’a ait kamikaze İHA, Kuzey Komutanlığı Komutanı Tümgeneral Rafi Milo’nun Güney Lübnan’da konuşlu birlikleri ziyareti sırasında komutanın çok yakınındaki bir noktaya isabet etti.

İbranice basında paylaşılan detaylarda, Tümgeneral Milo ve beraberindeki kadın subayın askeri araçtan inmesinden yalnızca birkaç dakika sonra İHA’nın konvoydaki araçlardan birini infilak ettirdiği aktarıldı.

Olayda ölen ya da yaralanan olmazken, İsrail devlet televizyonu KAN’a bağlı Yedioth Ahronoth gazetesine konuşan askeri yetkililer, Hizbullah’ın doğrudan Kuzey Komutanlığı şefine suikast düzenlemeyi amaçladığını bildirdi. Kanal 14 televizyonu da benzer bir değerlendirmeyle saldırının planlı bir suikast eylemi olduğunu kaydetti.

Üst düzey generalin hedef alındığı bu olayın ardından İsrail ordusu, Güney Lübnan’daki saha faaliyetlerine ilişkin güvenlik prosedürlerini revize ettiğini duyurdu. İHA tespit ve engelleme mekanizmalarını sıkılaştıran ordu, sınır hattındaki askeri unsurları korumak amacıyla bölgeye tel örgü ağlar ve yeni radar sistemleri de dahil olmak üzere ek teçhizat sevk etti.

Buna karşılık Hizbullah, kendi insansız hava araçlarının bu tel örgü engellerini aşabildiğini ve bölgedeki tespit radarlarını doğrudan hedef alarak imha ettiğini gösteren yeni görüntüler servis etti.

Söz konusu suikast girişimini değerlendiren KAN askeri muhabiri Itay Blumental, Tümgeneral Milo’nun zarar görmesi durumunda bunun İsrail için askeri ve psikolojik düzeyde ağır bir stratejik darbe olacağını belirtti.

Blumental, böyle bir sonucun Hizbullah’ın uzun süredir hedeflediği stratejik kırılma noktasını oluşturacağını ifade etti.

Ordunun, Lübnan direnişinin kamikaze İHA’larına karşı henüz tam anlamıyla etkili bir koruma kalkanı geliştiremediğini kaydeden Blumental, bu güvenlik açığına rağmen üst düzey İsrailli subayların Lübnan sahasındaki varlığını sürdürmesini sorguladı.

Bu operasyon, Hizbullah’ın İsrail ordusunun komuta kademesine yönelik gerçekleştirdiği ilk eylem değil. 20 Nisan tarihinde Güney Lübnan’ın Debel bölgesinde bir binada bulunan 401. Zırhlı Tugay Komutanı Albay Meir Biderman ve beraberindeki askerler, binaya sızan bir Hizbullah İHA’sının infilak etmesi sonucu ağır yaralanmıştı.

Walla haber sitesi, başından ciddi şarapnel yarası alan Biderman’ın helikopterle tahliye edilmesinin ardından suni solunuma bağlanarak anestezi altına alındığını bildirmiş, Hizbullah ise söz konusu tugay karargahının vurulma anına dair video kayıtlarını yayımlamıştı.

İsrail basınında, ordu birliklerinin İHA tehdidi nedeniyle operasyonel faaliyetlerini yalnızca gece geç saatlere kaydırdığı yönünde haberlerin çıkması üzerine Hizbullah’ın taktiksel bir değişime gittiği görüldü.

Hizbullah, FPV İHA’larını gece görüş sistemleriyle donatarak gece operasyonlarına başladı ve bu saldırılara ait görüntüleri kamuoyuyla paylaştı.

İsrail medyası, askeri yetkililerin İHA tehdidine dair erken uyarıları ancak bu yıl Lübnan sahasında verilen ağır kayıpların ardından ciddiye aldığını yazdı.

İsrail hükümeti, 2 Mart 2026’dan bu yana bölgede 28 askerinin hayatını kaybettiğini resmi olarak açıklasa da Hizbullah kaynakları, etkisiz hale getirilen İsrail askeri sayısının resmi verilerin çok üzerinde olduğunu belirtiyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Kuveyt iki İranlı diplomatı istenmeyen kişi ilan etti

Yayınlanma

Kuveyt, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarının ardından iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” ilan etti ve ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verdi. İran ise ABD’nin son saldırılarında Kuveyt ve Bahreyn topraklarının kullanıldığını belirterek iki ülkenin siyasi liderliğini doğrudan sorumlu tuttu.

Kuveyt Dışişleri Bakanlığı, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarına tepki olarak iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan etti. Diplomatlara ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verildi.

Bakanlık, iki İranlı diplomatik personelin görevine son verildiğini ve sınır dışı edilmelerine karar verildiğini açıkladı. Dışişleri Bakan Yardımcısı Hamad Süleyman el-Maşan, İran’ın Kuveyt Maslahatgüzarı Hamid Yakubi Far’ı bakanlığa çağırdı ve saldırıları kınayan resmi protesto notasını kendisine iletti.

Kuveyt yönetimi, füze saldırılarının ülkenin egemenlik haklarını ihlal ettiğini belirtti. Yetkililer, Kuveyt’in kendisini savunma konusunda “tam ve doğal bir hakka” sahip olduğunu vurguladı.

İran tarafı ise operasyonun, kendisine yönelik düşmanca eylemlerde kullanılan yabancı askeri unsurlara ev sahipliği yapan Kuveyt’e karşı “meşru bir yanıt” olduğunu ifade etti.

Saldırılar havalimanı ve askeri tesislerin yakınlarını vurdu

İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından düzenlenen saldırıların, batılı güçlerin lojistik merkezi olarak değerlendirilen Kuveyt Uluslararası Havalimanı çevresi dahil kritik stratejik tesisleri hedef aldığı bildirildi.

Kuveytli yetkililer, havalimanındaki Terminal 1’in füze saldırıları nedeniyle ağır hasar gördüğünü açıkladı. Yetkililer, saldırılarda 1 kişinin hayatını kaybettiğini, 63 kişinin yaralandığını bildirdi.

İran füzelerinin asıl hedefinin ise İran’a yönelik hava saldırılarında kullanıldığı belirtilen Ali el-Salem ve Arifcan hava üsleri olduğu kaydedildi.

Bu nedenle, sivil havalimanında meydana gelen ağır hasarın, İran füzelerini önlemeye çalışırken başarısız olan Kuveyt hava savunma sistemine ait bir önleme füzesinden kaynaklanmış olabileceği ihtimali gündeme geldi.

Aynı gece İran Devrim Muhafızları’nın Kuveyt ile eş zamanlı olarak Bahreyn’deki hedeflere de füze fırlattığı aktarıldı.

İran Kuveyt ve Bahreyn’i sorumlu tuttu

İran Dışişleri Bakanlığı, ABD ordusunun Keşm Adası’ndaki bir telekomünikasyon kulesi ile Hürmüz Boğazı’ndaki bir petrol tankerini hedef alan son bombardımanlarına tepki gösterdi.

Bakanlık, ABD uçakları ile füzelerinin Bahreyn ve Kuveyt topraklarından çıkış yaptığını tespit ettiklerini açıkladı. İran, her iki ülkenin siyasi liderliğini bu saldırılardan doğrudan sorumlu tuttuğunu bildirdi.

İran Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin söz konusu eylemlerinin 8 Nisan’da sağlanan ateşkesi açık biçimde ihlal ettiğini belirtti. Bakanlık ayrıca bu saldırıların Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ulusal egemenliği güvence altına alan 2. Maddesinin 4. Fıkrasına aykırı olduğunu ifade etti.

Tahran yönetimi, gelecekte yaşanabilecek herhangi bir saldırganlığa karşı, saldırının çıkış noktası olan ülkeleri doğrudan hedef alacak şekilde tüm savunma kapasitesini seferber edeceği uyarısında bulundu.

Şubat ayı sonlarında İran’a karşı başlayan ABD-İsrail savaşı bölgedeki gerilimi yüksek seviyede tutmayı sürdürüyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail’in Lübnan saldırılarında can kayıpları artıyor

Yayınlanma

ABD’nin tek taraflı ateşkes ilan etmesinin üçüncü gününde, İsrail ordusu Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı. Ülkenin güneyindeki bombardımanlarda aralarında bir ilkyardım görevlisinin de bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybederken, Washington’da yürütülen diplomatik görüşmelerde askeri hareket özgürlüğü dayatması pürüz yaratmaya devam ediyor.

İsrail ordusu, Washington’ın tek taraflı ateşkes ilanının ardından Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı.

Son olarak başkent Beyrut’un hemen güneyindeki Halde otoyolunda seyir halindeki bir araç insansız hava aracı (İHA) tarafından vurulurken, ülkenin güneyindeki bombardımanlarda en az yedi kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı.

İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri tırmanışı, ABD’nin tek taraflı ateşkes açıklamasına rağmen 3 Haziran’da da hız kesmeden devam etti. Tel Aviv yönetimi, ülkenin güneyi başta olmak üzere birçok bölgede düzenlediği bombardımanları ve yoğun hava saldırılarını artırdı.

Çarşamba günü öğle saatlerinde, başkent Beyrut’un hemen güneyinde yer alan Halde otoyolundaki bir araç, İsrail İHA’sı tarafından hedef alındı. Saldırıda bir kişinin yaralandığı bildirildi.

Ülkenin güneyindeki el-Huş kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında ise en az altı sivil hayatını kaybetti. Ayrıca, Arabsalim köyüne yönelik bir başka İHA saldırısında, er-Risale İzciler Derneği’ne bağlı ilkyardım görevlisi Ali Selman Nasr öldü.

Bu son kayıpla birlikte, 2 Mart’tan bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Lübnanlı ilkyardım ve arama kurtarma görevlisi sayısının en az 134’e yükseldiği belirtildi.

Güneydeki Kevseriyet el-Riz ve Zirariye kasabaları da gün içinde düzenlenen iki ayrı hava saldırısının hedefi oldu. Halde otoyolundaki saldırı öncesinde, güney bölgelerinde en az beş aracın daha İsrail İHA’ları tarafından vurulduğu aktarıldı. Sur, Nebatiye ve güneyin diğer bölgelerinde yıkıcı hava saldırıları ile yoğun topçu atışları gün boyu kesintisiz sürdü.

Tel Aviv yönetimi, çarşamba sabahından itibaren Lübnan’ın güneyindeki Arzi, Kevseriyet el-Riz, Zirariye, Cbaa, Humin el-Fevka, İrkay ve Harayeb’in bir kısmını kapsayan üç yeni zorunlu tahliye emri yayımladı.

Bölge sakinlerine, planlanan hava saldırıları öncesinde evlerini derhal terk etmeleri yönünde uyarılarda bulunuldu.

İsrail’in bu aralıksız saldırıları, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da yürütülen doğrudan görüşmelerin ikinci gününde meydana geldi.

Söz konusu doğrudan müzakerelerin yürütülmesi, Lübnan yasalarına aykırı olması gerekçesiyle iç kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getiriyor.

Diğer taraftan Hizbullah, Lübnan’ın güneyindeki İsrail askeri birliklerine karşı eylemlerini sürdürüyor.

Bununla birlikte direniş güçlerinin sınır ötesi operasyonlarını büyük ölçüde azalttığı, son iki günde ise yalnızca Kiryat Şimona bölgesine yönelik birkaç şüpheli İHA sızması gerçekleştirdiği bildiriliyor.

Diplomatik temaslar ve hareket özgürlüğü şartı

ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi geç saatlerde Lübnan’da tek taraflı bir ateşkes ilan etmişti. Bu ilan, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerinin tamamı için tahliye emri çıkararak başkente yönelik büyük bir bombardıman dalgası tehdidinde bulunmasından birkaç saat sonra gelmişti.

Ancak Tel Aviv’in, İran’ın Washington ile görüşmeleri sonlandırma ve İsrail’i yeniden vurma tehditleri üzerine ABD’den gelen baskıyla bu planlanan büyük saldırıdan geri adım atmak durumunda kaldığı ifade ediliyor.

Washington yönetimi ve Lübnan’ın ABD Büyükelçiliği, Hizbullah’ın karşılıklı saldırıların durdurulmasını öngören ABD teklifini kabul ettiğini öne sürdü.

Bu teklife göre İsrail sadece başkent Beyrut’a saldırmaktan kaçınacak, buna karşılık Hizbullah da İsrail topraklarına yönelik eylemlerine son verecekti.

Ancak Hizbullah yönetimi ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri bu kısmi teklifi reddederek, tüm Lübnan topraklarını kapsayacak eksiksiz ve topyekûn bir ateşkes talebini yineledi.

İsrail ise Hizbullah’ın operasyonları tamamen durmadığı takdirde Beyrut’a yönelik askeri harekat planını devreye sokacağını belirtiyor.

Tel Aviv ayrıca, varılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasında Lübnan topraklarında askeri açıdan “hareket özgürlüğü” talep ediyor. Bu şart, egemenlik ihlali oluşturduğu gerekçesiyle Lübnan tarafınca tamamen reddediliyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English