Bizi Takip Edin

Avrupa

Finlandiya Cumhurbaşkanı, Rusya ile AB adına arabuluculuk rolünü istemedi

Yayınlanma

Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Rusya ile olası müzakerelerde Avrupa adına arabuluculuk yapmayı düşünmediğini belirterek bu görevi Fransa, Almanya ve İngiltere’nin üstlenmesi gerektiğini söyledi. Ukrayna’dan gelen arabuluculuk çağrısını geri çeviren Stubb, Avrupa’nın Rusya liderliğiyle diplomatik temas kurma zamanının geldiğini vurguladı.

Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yürütülecek olası müzakerelerde Avrupa’yı temsil edecek bir arabulucu rolünü üstlenmeyi düşünmediğini açıkladı.

Stubb, olası müzakerelerde Avrupa’nın çıkarlarını koruma görevinin Fransa, Almanya ve İngiltere’den oluşan E3 grubuna ait olması gerektiğini belirtti.

Konuya ilişkin değerlendirmesinde Stubb, “Şahsen kendimi bu konuda bir temsilci olarak görmüyorum. Bu süreçte inisiyatifi Fransa, Almanya ve İngiltere gibi büyük oyuncuların almasının önemli olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Finlandiya Cumhurbaşkanı, buna karşın Finlandiya veya Norveç gibi ülkelerin müzakerelere arka planda destek sağlayabileceğini dile getirdi.

Moskova ile diyaloğun başlatılması gerektiğine dikkat çeken Stubb, Ukrayna’nın askeri, siyasi ve ekonomik açıdan güçlü bir konumda bulunduğunu belirterek, “Bu nedenle, Avrupa’nın Rusya liderliğiyle, daha doğrusu Cumhurbaşkanı Putin ile temasa geçmesinin ve diplomatik müzakereleri başlatmasının zamanının çoktan geldiğine inanıyorum” dedi.

Stubb’ın bu açıklaması, Ukrayna Parlamentosu Dış Politika Komisyonu Başkanı Oleksandr Merejko’nun kendisini işaret etmesinin ardından geldi.

Merejko, verdiği demeçte, ateşkes görüşmelerinde Avrupa’yı temsil edecek kişi olarak Stubb’ı görmek istediğini ifade etmişti.

Merejko, “Bu pozisyon için Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ı seçerdim. Kendisi her şeyden önce mükemmel bir diplomat, nasıl müzakere edileceğini biliyor ve ABD Başkanı Donald Trump ile stratejik bir etkileşim kurabiliyor” şeklinde konuşmuştu.

Bloomberg’in 4 Haziran tarihli haberine göre Ukrayna’nın kilit müttefikleri olan Almanya, Fransa ve İngiltere, Kiev ile birlikte Rusya’yı savaşı sonlandıracak müzakerelere dahil etmek üzere ortak bir plan hazırlıyor.

Avrupa, cephe hattındaki kilitlenme ve Ukrayna’ya ait insansız hava araçlarının Rusya topraklarındaki tesislere düzenlediği başarılı saldırılar ışığında, Putin’i bir barış anlaşmasını tartışmaya zorlama fırsatı görüyor.

Reuters’a konuşan kaynaklar da Rusya ile diyalog penceresinin yavaş yavaş açıldığını kaydederken, müzakerelere başlama konusundaki nihai kararın Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’ye ait olduğunu vurguluyor.

Bu gelişmeler yaşanırken Avrupa’da olası arabulucu adayları tartışılmaya devam ediyor. Daha önce Der Spiegel gazetesi, Putin ve Zelenski ile şahsen tanışıklığı olan ve Rusça bilen eski Almanya Başbakanı Angela Merkel’in adaylığının değerlendirildiğini ancak Merkel’in bu görevi reddettiğini yazmıştı.

Politico ise potansiyel adaylar arasında Stubb’ın yanı sıra eski İtalya Başbakanı Mario Draghi, Norveç Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide ve Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar’ın isimlerini aktarmıştı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise daha önce arabulucu olarak, kendisiyle olan yakın dostluğu ve Rus petrol-gaz şirketlerindeki çalışmalarıyla bilinen bir diğer eski Almanya Başbakanı Gerhard Schröder’i önermişti. Ancak Schröder’in adaylığı Avrupa Birliği tarafından kabul görmemişti.

Avrupa

AB, savunma politikaları için yeni grup kuruyor

Yayınlanma

AB’nin baş diplomatı Kaja Kallas, değişen ABD varlığı karşısında bloğun kendini nasıl savunabileceğini değerlendirecek, eski siyasi ve askeri liderlerden oluşan üst düzey bir grubun kurulacağını duyurdu.

İrlanda’da düzenlenen gayri resmi savunma bakanları toplantısının açılışında yaptığı açıklamada, önümüzdeki hafta faaliyete geçecek olan bu yeni yapının, Avrupa Birliği’nin yanı sıra Birleşik Krallık ve Ukrayna’dan da önde gelen isimleri içereceğini belirtti.

Kallas şöyle konuştu:

“Elbette NATO, Avrupa güvenliğimizin temel taşı olmaya devam ediyor. Aynı zamanda ABD de Avrupalı müttefiklerden kendi savunmamız konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmelerini istiyor. Neden bu siyasi ve askeri liderler? Çünkü onlar, kurumlar olarak bizim söyleyemeyeceğimiz şeyleri de söyleyebilirler.”

Kallas’ın sözcüsü, gruba kimlerin katılacağı konusunda ayrıntı vermedi.

Eski Estonya başbakanı, grubun amacının ABD’nin savunma kapasitesini taklit etmek değil, “benzersiz güçleri” kullanarak Avrupa topraklarını savunmaya odaklanmak ve aynı zamanda “Ukrayna’nın kapsamlı operasyonel deneyimini” kullanarak “geleneksel düşünceye meydan okumak” olduğunu da sözlerine ekledi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Letonya’da 12 bin NATO askerinin katıldığı Namejs tatbikatı başladı

Yayınlanma

Letonya’da 12 bin askerin katıldığı kapsamlı devlet savunma tatbikatı Namejs başladı. NATO müttefiklerinin yer aldığı ve 8 Ekim’e kadar sürecek manevralarda “Ukrayna’daki savaştan çıkarılan dersler” ile insansız hava araçlarına karşı savunma faaliyetleri ön plana çıkıyor.

Letonya’da 2 Eylül itibarıyla başlayan “Namejs” adlı kapsamlı devlet savunma tatbikatı 8 Ekim’e kadar devam edecek.

Delfi portalının haberine göre manevralarda Letonya’nın yanı sıra Kanada, ABD, Estonya ve Litvanya dahil olmak üzere diğer NATO üyesi ülkelerden toplam 12 bin asker görev alıyor.

Tatbikat, NATO’nun Çok Uluslu Kuzey Tümeni Karargahı ile müşterek olarak icra ediliyor. Manevraların planlama aşamasında güncel silahlı çatışmalardan ve Ukrayna’daki muharebelerden elde edilen tecrübeler ile dersler dikkate alındı.

Bu kapsamda özellikle insansız hava aracı sistemlerinin kullanımı ile insansız hava araçlarına karşı savunma kapasitesinin geliştirilmesine ağırlık verilecek.

Letonya’nın sınır bölgelerini de kapsayan doğu kesiminde yoğun insansız hava aracı uçuşları planlanırken, askeri unsurlar bu araçların tespiti, teşhisi ve etkisiz hale getirilmesi üzerine eğitim icra edecek.

Manevralarda Devlet Savunma Hizmeti personeli ve yedek askerler de dahil olmak üzere tüm birliklerden unsurlar görev alıyor. Askeri personel tatbikat boyunca sivil kurumlar, devlet güvenlik organları, yerel yönetimler ve işletmelerle koordinasyon ve işbirliği süreçlerini de uygulayacak.

Letonya Devlet Güvenlik Hizmeti, geçtiğimiz Temmuz ayında Ventspils kentinde yaklaşık 600 kişinin katılımıyla tarihinin en büyük terörle mücadele tatbikatı olan “Vindau 2026″yı düzenlemişti.

Söz konusu tatbikatta, senaryo gereği limana ve bir yolcu feribotuna saldıran silahlı teröristlere müdahale edilmişti.

Letonya’nın Omega ve Sigma birimleri ile Finlandiya Ulusal Ordusu’nun özel harekat taburunun yer aldığı tatbikata Estonya, Letonya, Kanada, Ukrayna ve Polonya’dan temsilciler katılmıştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Deutsche Bank CEO’sundan “popülizm” uyarısı

Yayınlanma

Deutsche Bank CEO’su Christian Sewing, AfD’nin kazanmaya çok yakın olduğu Saksonya-Anhalt seçimleri öncesinde “popülizm” uyarısında bulundu.

Sewing, Frankfurt’ta Handelsblatt’ın ev sahipliğinde düzenlenen bir konferansta, Almanya için Alternatif’in (AfD) adını anmadan, “Popülist partiler basit çözümleri varmış gibi davranıyorlar. Gerçekte ise, başarılarımızın temelini oluşturan değerlerle çelişen kavramları yayıyorlar: açıklık, çeşitlilik, güçlü bir Avrupa, güvenilir kurumlar ve uluslararası işbirliği,” dedi.

Almanya’nın en büyük kredi kuruluşunun CEO’su, “aşırıcı” partilerin politika belirleme sürecinde söz sahibi olması halinde ortaya çıkacak olumsuz iktisadi sonuçlar konusunda daha önce de uyarıda bulunan şirket liderleri arasında yer alıyor.

Anketlerde önde giden AfD, ortak para birimi olarak avrodan vazgeçilmesini ve göçün sıkı bir şekilde engellenmesini savunuyor.

Sewing’in yorumları, Infineon Technologies CEO’su Jochen Hanebeck’in birkaç gün önce LinkedIn’de yayınladığı bir gönderide “sahte tartışmalar, sembolik siyaset ve popülizm” konusunda uyarıda bulunmasının ardından geldi.

Bundesbank Başkanı Joachim Nagel de Le Monde’a verdiği röportajda, avronun ortadan kaldırılması çağrısının “sorumsuzca ve son derece tehlikeli” olduğunu söyledi.

Nagel, “Almanya, tıpkı Fransa ve para birliği genelinde olduğu gibi, tek para birimi sayesinde muazzam bir refah elde etti,” dedi.

Kamu yayıncısı ARD tarafından yaptırılan en son Infratest Dimap anketine göre, 6 Eylül’deki seçimler öncesinde AfD, Saksonya-Anhalt eyaletinde %42 civarında oy alıyor.

Bu, Temmuz ayındaki ankete kıyasla bir puanlık artışa karşılık gelirken, iktidardaki Hıristiyan Demokrat Birliği’nin (CDU) desteği ise 2 puan düşüşle %22’ye geriledi.

Sol Parti (Die Linke), SPD ve Yeşiller, sırasıyla %11, %8 ve %6 oranlarıyla eyalet parlamentosuna girmek için yeterli oy oranına sahip olacak.

Büyük çaplı sınır dışı etmeleri savunan AfD’nin ezici bir zaferi, ülkenin İkinci Dünya Savaşı sonrası siyasi düzeniyle bir kopuşu işaret edecek.

Bu durum, halkın desteğini kazanmak için zorluklar yaşayan Şansölye Friedrich Merz’in Berlin’deki federal hükümetine özellikle ağır bir darbe vuracak.

Sewing Çarşamba günü yaptığı açıklamada şöyle devam etti:

“Böyle bir gidişatın nereye varacağını açıkça ortaya koymalıyız. İzolasyonizm, milliyetçilik ve güvensizliğin körüklenmesi sorunlarımızın hiçbirini çözmeyecek. Aksine, tüm bunlar Almanya’yı bir iş merkezi olarak zayıflatır, yatırımları ve vasıflı işçileri caydırır ve büyümeyi tehlikeye atar.”

Birkaç partinin Saksonya-Anhalt eyalet parlamentosuna girmek için gerekli %5 barajını aşamaması nedeniyle, AfD %50’nin altında bir oy oranıyla bile sandalye çoğunluğunu elde edebilir.

Eğer bu hedefe az da olsa ulaşamazsa, AfD ile işbirliği yapmayı reddeden diğer partilerin oylarına da güvenmeye çalışabilir.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English