Avrupa
Fransa’da ‘Beşinci Cumhuriyet’ sallanıyor

Fransa’da Başbakan François Bayrou hükümetinin meclisteki güven oylaması ile düşürülmesi ile birlikte kriz derinleşiyor ve “Beşinci Cumhuriyet” üzerindeki soru işaretleri artıyor.
Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Fransa’yı saran siyasi ve iktisadi krizden çıkma yolu artık neredeyse imkansız hale geldi.
8 Eylül günü, en önemli müttefiki ve Demokratik Hareket lideri Bayrou, 364 milletvekilinin onu görevden almaya ve sadece 194 milletvekilinin hükümete destek verdiği bir güvensizlik oylamasında devrildi.
Cumhurbaşkanlığı, “önümüzdeki birkaç gün içinde” iki yıldan kısa bir sürede ülkenin beşinci başbakanını atayacağını hemen açıkladı, fakat yeni atanan kişinin, AB’nin en büyük ikinci ekonomisini bir borç krizinden kurtarmak için gerekli olan on milyarlarca avroluk bütçe kesintilerini Bayrou’dan daha başarılı bir şekilde uygulayabileceğine dair ciddi şüpheler var.
Dahası, Bayrou’nun arkasındaki “merkez sağ” ve muhafazakâr vekillerden de fireler olduğu ortaya çıktı.
Bayrou yaz aylarını, Fransa’nın 3,4 trilyon avroluk borcunu çözmeye başlamazsa “varoluşsal” bir tehditle karşı karşıya kalacağı konusunda uyarılar içeren konuşmalar, röportajlar ve sosyal medya paylaşımlarıyla geçirdi.
Fakat “finansal felaketle” ilgili kehanetlerinin muhalifleri etkileyeceği umudunu çabucak yitirdi. Ulusal Meclis’te çoğunluğu olmayan Bayrou, solda Boyun eğmeyen Fransa öncülüğündeki Yeni Halk Cephesi ile sağda Ulusal Birlik (RN) politikalarını değiştiremeyince kaderi belli oldu.
Şimdi, Macron’un muhafazakâr Cumhuriyetçiler partisinden Michel Barnier ve Bayrou ile başarısız olduktan sonra şimdi “solcu” bir başbakan arayışına gireceğini tahmin ediyor.
Fakat Sosyalist Parti (PS), şimdilik Macron’un iş dünyası yanlısı politikalarından tamamen uzaklaşmak istediğini söylüyor. Öte yandan partinin vekili Boris Vallaud, Macron’a “görevini yerine getirmesi” ve kendi saflarından bir başbakan ataması çağrısı yaptı.
Fransa için, daha adil bir vergi politikası olarak tanımladığı “başka bir yol” öneren Vallaud, Sosyalistlerin Bayrou’nun önerdiği iki resmi tatilin iptalini geri çekeceklerini söyledi.
Bu nedenle Macron’un ilk olarak kendi kampından başka bir isim arayacağı görülüyor. Savunma Bakanı Sebastien Lecornu, Çalışma Bakanı Catherine Vautrin ve Maliye Bakanı Eric Lombard’ın başbakanlığa aday olduğu söyleniyor.
Macron’un yeni bir Ulusal Meclis seçimine veya yeni bir cumhurbaşkanlığı seçimine de gitmesi mümkün. Fakat Ulusal Meclis dağılıp yeni seçim yapılırsa, Le Pen’in RN’sinin birinciliği büyük farkla garantileyeceği düşünülüyor.
Fransız Ulusal Meclisinin mevcut yapısında, RN ve müttefikleri 138 sandalye ile en tepede yer alıyor.
Onların arkasında, Cumhurbaşkanı Macron’un ittifakı Ensemble 91 sandalye ile geliyor. Onu sol partiler LFI, Sosyalistler ve Yeşiller izliyor.
LFI’den Mathilde Panot, “Bayrou bir karar anı istiyordu ve bence bunu elde etti,” dedi.
Panot, güven oylamasından önce yaptığı konuşmada da Bayrou ve Macron’u “ülke için tehlike” olarak nitelendirdi.
LFI lideri Jean-Luc Mélenchon ise artık dikkatlerin Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a yönelmesi gerektiğini söylüyor.
Macron, bir sonraki adımının yeni bir başbakan atamak olacağını söylerken, LFI lideri “Macron artık halkın karşısına çıkmış durumda. O da gitmeli,” diyor.
Macron ise yeni bir cumhurbaşkanlığı seçimine gitmeyi reddediyor.
Soldaki diğer iki parti, Yeşiller ve Sosyalistler, ülkeyi yönetme sırasının kendilerinde olduğuna inanıyor.
Yeşiller’den Marine Tondelier, Macron’dan bir sonraki başbakanı atamadan önce sol liderleri dinlemesini istedi.
Marine Le Pen ise, Macron’un bunun yerine parlamento seçimleri yapması gerektiğini düşünüyor.
Le Pen, parlamentoyu feshetmenin “kapris” değil, “çıkmaza son vermek ve demokrasinin işleyişini sağlamak için kurumsal bir araç” olduğunu ileri sürüyor.
Macron, 10 Eylül’de ulusal çapta grev çağrısı ve 18 Eylül’de sendikalar tarafından planlanan büyük protestolar öncesinde kritik bir anda bulunuyor.
Anketler, cumhurbaşkanının popülerliğinin tüm zamanların en düşük seviyesine düştüğünü ve bugün, görev süresinin en ciddi krizlerinden biri olan 2018 ve 2019 yıllarındaki Sarı Yelekliler protestolarının zirve yaptığı dönemden daha da popüler olmadığını gösteriyor.
Macron’un konumu, Fransa’nın “giderek yönetilemez hale geldiği” yönünde bir algı yaratıyor. Özellikle bütçe ve borç konusunda parlamentodan bir çoğunluk kararının çıkması şu anda mümkün görünmüyor.
Şu anda parlamentodaki tek çıkış senaryosu, muhafazakarlâr ile sosyalistlerden oluşan büyük bir koalisyon ve sosyalistlerin, bütçe tavizleri karşılığında sol eğilimli bir merkezci liderin başını çektiği merkez sağ hükümeti devirmekten kaçınacakları bir saldırmazlık paktı yer alıyor.
Ayrıca, muhafazakâr Cumhuriyetçilerin bütçe tavizleri karşılığında sol hükümeti devirmekten kaçınacağı benzer bir anlaşma da tartışılıyor.
Les Républicains’ın parlamento lideri Laurent Wauquiez pazartesi günü yaptığı açıklamada, partisinin, geçen yılki seçimlerde Yeni Halk Cephesi’nde yer alan “diğer daha radikal sol partilerden” çok fazla ilham alan bir Sosyalist hükümeti desteklemeyeceğini söyledi.
Wauquiez, “Yeni Halk Cephesi’nin kötü niyetli siyasi platformunu asla kabul etmeyeceğiz ve bu, Yeni Halk Cephesi’nin fikirlerini benimseyen herhangi bir Sosyalist hükümet için de geçerlidir,” dedi.
Charles De Gaulle’ün 1958’de ilan ettiği Beşinci Cumhuriyet, aslında bir önceki kısa ömürlü (1946-58) cumhuriyetin yarattığı parlamenter krizleri aşacak bir şekilde yürütmenin başı olarak Cumhurbaşkanının yetkisini artırırken parlamentonun rolünü kısıtlıyordu.
2000’lerin itibaren Fransız liderler Cumhurbaşkanının rolünü “normalleştirmek” için çabalasa da, Macron yürütmenin başının prestijini (ve gücünü) artırmak için çabalıyor. Fransız parlamentosundaki 577 milletvekili ise 11 farklı grubun üyelerini barındırıyor ve hiçbir parti milletvekillerinin çoğunluğunu kontrol etmeye yakın değil; üstelik siyasi olarak uygulanabilir hiçbir koalisyon da böyle bir şeyi mümkün kılmıyor.
Ayrıca bugün, birçok muhafazakâr dahil olmak üzere, ana akım sağın bazı liderleri RN’yi meşru bir parti gibi görüyor ve bu parti ile ittifak kurmayı göz ardı etmediklerini söylüyorlar.
Tersine, Fransa’da siyasi olarak ana akımın asla el sıkışmak istemediği parti ve figür LFI ile lideri Jean-Luc Mélenchon.
Çarşamba günkü genel grev, birçok açıdan ülkenin kaderine damga vurabilir. Bu girişim, Mélenchon tarafından benimsenmiş görünüyor. RN ise, yaklaşan protestolardan uzak durmasıyla dikkat çekiyor.
Sokak hareketinin olası bir yenilgisinin, Fransa’nın iktisadi sorunları ile birlikte düşünülünce, Beşinci Cumhuriyet’in yerine daha sağda bir rejimin ortaya çıkması mümkün.
Avrupa
Yatırımcıların faiz artış beklentilerini düşürmesiyle avro bölgesi tahvilleri düştü

Yatırımcıların Avrupa Merkez Bankasının faiz artırımlarına yönelik beklentilerini azaltması ve ABD Merkez Bankasının artırımlara devam edeceği öngörülerinin güçlenmesiyle avro bölgesi devlet tahvili faizleri düşüşünü ikinci güne taşıdı. ECB Başkanı Christine Lagarde’ın enflasyona yönelik açıklamaları ve gerileyen petrol fiyatları, bankanın agresif sıkılaşma adımlarına dair beklentileri zayıflattı.
Avro bölgesi devlet tahvili faizleri, yatırımcıların Avrupa Merkez Bankasının (ECB) daha fazla faiz artırımına gideceğine yönelik tahminlerini azaltmasıyla salı günü düşüşünü ikinci güne taşıdı.
Buna karşın ABD Merkez Bankasının (Fed) faiz artırımlarına devam edeceği beklentileri ise güçlendi.
Reuters’ın aktardığına göre Almanya 2 yıllık tahvil fiyatları pazartesi günü geç işlemlerde keskin bir yükseliş kaydetti ve faizler son iki haftanın en büyük günlük düşüşünü yaşadı.
Bu hareket, ECB Başkanı Christine Lagarde’ın Avrupa Parlamentosunda yaptığı konuşmada, daha güçlü bir politika adımını gerektirecek türden bir enflasyon artışına dair kanıt bulunmadığını belirtmesinin ardından geldi.
Pazartesi günü Almanya’nın 2 yıllık Schatz tahvil faizi yaklaşık 5 baz puan düşerek yüzde 2,595 seviyesine geriledi. Buna karşılık ABD 2 yıllık Hazine tahvili faizleri, yatırımcıların Fed’in önümüzdeki aylarda faiz artıracağına yönelik beklentilerini artırmasıyla 5 baz puan yükselerek yüzde 4,236 ile son 16 ayın en yüksek seviyesine ulaştı.
Salı günü ise Almanya 2 yıllık tahvil faizi günlük bazda 3 baz puan düşüşle yüzde 2,564 seviyesinde dengelenirken, ABD’li muadili yüzde 4,192 seviyesinde işlem gördü.
Bu gelişmeyle birlikte, Alman hükümetinin iki yıllık borçlanma için ödediği faiz ile ABD’nin ödediği faiz arasındaki fark yaklaşık 163 baz puana ulaştı.
Bu fark, Eylül 2025’ten bu yana görülen en yüksek seviye olurken, iki ay önceki yaklaşık 113 baz puanlık farkın oldukça üzerine çıktı.
Almanya ayrıca salı günü 3,087 milyar avro (3,52 milyar dolar) tutarında 2 yıllık Schatz tahvili ihraç etti. İhalede ortalama faiz yüzde 2,57 ile nisan ayından bu yana en düşük seviyede gerçekleşirken, talebi gösteren bid-to-cover (teklif-kabul) oranı 1,9 ile ocak ayından bu yana en yüksek düzeye ulaştı.
ABD’den gelen güçlü ekonomik veriler ve Fed’in yeni Başkanı Kevin Warsh yönetiminde enflasyonu kontrol altına almaya odaklanan söylem değişikliği, son bir haftalık süreçte ABD Hazine tahvillerine olan talebi azalttı ve doları yukarı taşıdı.
Hürmüz Boğazı’ndan ham petrol ve ürün akışının artmasıyla petrol fiyatlarının varil başına 80 doların altına gerilemesi de ECB’nin enflasyonu dizginlemek için agresif faiz artırımlarına gideceği yönündeki beklentileri zayıflattı.
Para piyasalarındaki fiyatlamalar, yatırımcıların avro bölgesi faizlerinin bu yılı şu anki seviyesinin yaklaşık 30 baz puan üzerinde tamamlayacağını ve bir sonraki artırımın ekim ayında yapılacağını tahmin ettiğini gösterdi. Geçen hafta ise piyasalar iki faiz artırımını fiyatlıyordu.
Jefferies Stratejisti Mohit Kumar konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bu açıklamaları, petrol fiyatlarının benzer veya daha düşük seviyelerde kalması durumunda daha fazla faiz artışına gerek kalmayacağı şeklinde okuyoruz. Son ECB toplantısından bu yana görüşümüz, bankanın bu iş döngüsünde daha fazla faiz artırmasına gerek kalmayacağı yönündeydi” ifadelerini kullandı.
Salı günü erken saatlerde açıklanan avro bölgesi özel sektör anket verileri, ticari faaliyetlerin haziran ayında daha yavaş bir hızda da olsa üçüncü ayda da daraldığını gösterdi.
Girdi maliyetlerinin ise şubat sonundaki savaşın patlak vermesinden hemen önceki dönemden bu yana en yavaş hızda artması, teorik olarak ECB karar vericileri üzerindeki baskıyı hafifletti.
ING Ekonomisti Bert Colijn, “Bu durum ECB için güvercin bir haber. Satın alma yöneticileri endeksinin (PMI) çizdiği bu tablo önümüzdeki haftalarda da devam ederse, enflasyonist ortam güçlü bir parasal sıkılaşmayı gerektirecek kadar sert olmayacağı için ECB’yi güçlü faiz artışlarından caydıracaktır” dedi.
Öte yandan ECB Başekonomisti Philip Lane salı günü yaptığı açıklamada, avro bölgesinde enflasyonun bir süre daha yüksek kalabileceğini belirtti.
Benzer şekilde ECB Yönetim Konseyi Üyesi Peter Kazimir de Orta Doğu’daki çatışmanın yarattığı hasarın bir gecede ortadan kalkmayacağını ve merkez bankasının hala yapacak işleri olduğunu ifade etti.
Gösterge niteliğindeki 10 yıllık Alman tahvili faizleri 4 baz puan düşüşle yüzde 2,912’ye gerilerken, İtalya 10 yıllık tahvil faizi 3 baz puan düşerek yüzde 3,65 seviyesinde işlem gördü.
Avro bölgesinde bir yıllık enflasyon swapları bu hafta yaklaşık yüzde 2,52 seviyesine geriledi.
Bu oran hala ECB’nin yüzde 2’lik hedefinin üzerinde bulunsa da mayıs ayı sonlarında görülen ve son üç yılın zirvesi olan yaklaşık yüzde 4 seviyesinin oldukça altında kalıyor.
Avrupa
Varşova-Kiev gerilimi iş anlaşmalarını zorlaştırabilir

Bloomberg’e göre, Polonya ile Ukrayna arasında Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe Nazi işbirlikçisi Ukrayna İsyan Ordusu’nun (UPA) adının verilmesi nedeniyle yaşanan anlaşmazlık, Gdansk’ta düzenlenecek Ukrayna konferansını ve iki ülke arasındaki işbirliğini olumsuz etkileyebilir. Tartışma, özellikle Ukrayna’nın savaş sonrası yeniden inşası kapsamında planlanan ticari anlaşmalar açısından belirsizlik yaratıyor.
Bloomberg’in haberine göre, Ukrayna yönetiminin Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe Ukrayna İsyan Ordusu’nun (UPA) adını vermesi nedeniyle Varşova ile Kiev arasında yaşanan anlaşmazlık, Polonya’nın Gdansk kentinde düzenlenecek Ukrayna konferansını ve iki ülke arasındaki ticari işbirliğini olumsuz etkileyebilir.
25 Haziran Perşembe günü başlaması planlanan iki günlük konferans, başlangıçta Polonyalı şirketlerin Rusya ile savaşın ardından Ukrayna’nın yeniden inşasına yönelik sözleşmeler elde etmesine yardımcı olmayı amaçlıyordu.
Ancak Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’nin, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’yi ülkenin en yüksek devlet nişanı olan Beyaz Kartal Nişanı’ndan mahrum bırakma kararının ardından Zelenski’nin konferansa katılımı belirsizliğini koruyor.
Daha önce İsviçre, Birleşik Krallık, Almanya ve İtalya’nın ev sahipliği yaptığı konferansın, siyasi anlaşmazlıklara rağmen liderlerin işbirliğini sürdürme kapasitesi açısından bir sınav niteliği taşıdığı belirtildi.
Polonya Doğu Araştırmaları Merkezi’nin verilerine göre Polonya, Ukrayna’daki en büyük onuncu yabancı yatırımcı konumunda bulunuyor.
Ukrayna ile İşbirliği Konseyi Başkanı Pawel Kowal, anlaşmazlık büyümeden önce yaptığı açıklamada, konferans sırasında enerjiden savunmaya kadar çeşitli sektörlerde onlarca sözleşmenin imzalanabileceğini söylemişti.
Bloomberg, Polonya inşaat sektörünün özellikle Ukrayna’daki altyapı projelerine yönelik sözleşmeler beklediğini aktardı. İnşaat şirketleri Budimex, Polimex-Mostostal ve AMW Sinevia işbirliği anlaşmaları yaparken, LPP, Pepco, Allegro ve PZU da Ukrayna’daki faaliyetlerini genişletiyor.
Bununla birlikte siyasi atmosferin iki ülke arasındaki ticari ilişkileri zorlaştırabileceği değerlendiriliyor. Polonya İnşaat İşverenleri Federasyonu Başkan Yardımcısı Damian Kazmierczak, “Her iki tarafta da artan siyasi ihtiyat, anlaşmaların sonuçlandırılmasını daha da zorlaştıracak. Ukraynalılar bizi açık kollarla karşılamıyor” dedi.
Nawrocki geçen hafta, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe “UPA Kahramanları” unvanı verilmesi nedeniyle Zelenski’nin nişanını geri aldı.
Polonya Savunma Bakanı Wladyslaw Kosiniak-Kamysz, “Aşılmaması gereken sınırlar vardır” açıklamasını yaptı. Polonya Dışişleri Bakanlığı da Ukrayna’nın Varşova Büyükelçisi Vasıl Bodnar’ı bakanlığa çağırdı.
Zelenski ise nişanı posta yoluyla Polonya’ya geri göndererek Ukrayna’nın Polonya halkına destek ve işbirliği için minnettar olduğunu söyledi.
Buna karşılık Polonya Cumhurbaşkanlığı Ofisi Bakanı Agnieszka Endziak, “UPA Kahramanları adının Ukrayna askeri birliğine verilmesiyle bağlantılı hakarete, ödülü kurye ile geri göndererek bir yenisini ekliyor” ifadelerini kullandı.
UPA, Rusya’da aşırılık yanlısı olarak tanınan ve yasaklanan Ukrayna Milliyetçileri Örgütü’nün (OUN) silahlı kanadı olarak faaliyet gösterdi.
İkinci Dünya Savaşı yıllarında Alman ordusuyla işbirliği yapan örgüt, ağırlıklı olarak Batı Ukrayna’da Sovyet yönetimine karşı mücadele yürüttü.
1942 ve 1943 yıllarında OUN-UPA birlikleri Volın bölgesindeki etnik Polonyalılara yönelik kitlesel katliamlar gerçekleştirdi. Polonyalı tarihçiler, Volın Katliamı’nda hayatını kaybedenlerin sayısını 50 bin ila 100 bin arasında tahmin ediyor.
Polonya Parlamentosu 2016 yılında bu olayları soykırım olarak tanıdı ve 11 Temmuz’u kurbanları anma günü ilan etti.
Avrupa
Avrupa sağı Trump’tan uzaklaşıyor

İtalya, Fransa ve Polonya’da da dahil olmak üzere 2027’de yaklaşan önemli seçimler nedeniyle, Avrupa sağı Donald Trump ile ilişkilerini yeniden değerlendiriyor.
Cluster17 tarafından ocak ayında yedi AB ülkesinde gerçekleştirilen bir anket, sağcı seçmenlerin genel nüfusa kıyasla Trump’a daha olumlu baktıklarını fakat bunların sadece azınlığının onu “Avrupa’nın dostu” olarak gördüğünü ortaya koydu.
Oranlar; Fransa’daki Ulusal Birlik (RN) seçmenleri arasında yüzde 18, İtalya’daki İtalya’nın Kardeşleri (FdI) seçmenleri arasında yüzde 23 ve Almanya için Alternatif (AfD) partisinin destekçileri arasında yüzde 25.
Public First tarafından haziran ayında yapılan bir POLITICO anketinde ise, AfD seçmenlerinin yalnızca yüzde 31’i ve Ulusal Birlik seçmenlerinin yüzde 36’sı ABD’nin “güvenilir bir müttefik” olduğu görüşüne katıldığını belirtti.
Birleşik Krallık’ta Trump, Nigel Farage’ın Reform UK partisi için, özellikle kararsız seçmenler arasında bir yük haline geldi.
Bu durum Fransa için de geçerli: Bu ülkede ABD Başkanı, RN’nin kazanmaya çalıştığı merkez sağ seçmenler arasında popüler değil.
POLITICO’ya göre bu tepkiyi Washington için özellikle utanç verici kılan şey, Trump’tan uzaklaşan politikacıların tam da onun yönetiminin kazanmaya çalıştığı kişiler olması.
Geçen yıl yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde Beyaz Saray, “vatansever Avrupa partilerinin artan etkisini” takdir etmişti.
Takip eden aylarda yönetim, bu söylemi, şu anda Trump’ın kendilerine oy kaybettirebileceğini düşünen hareketlere yönelik yüksek profilli kamuoyu destekleri ve perde arkası temaslar ile pekiştirdi.
En dikkat çeken örneklerden birinde, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, eski Başbakan Viktor Orbán’ın yeniden seçilme çabasını desteklemek üzere Macaristan’a gitti ve bunun “yapılması gereken doğru şey” olduğunu söyledi.
Fakat Macar liderin 16 yıllık iktidarı ezici bir yenilgiyle sona erdikten sonra, gelecek yılki en önemli siyasi görevleri hedefleyen çoğu aşırı sağcı lider, Trump’a yönelik tutumlarını ya yeniden gözden geçiriyor ya da tamamen tersine çeviriyor.
Bu değişim, aşırı sağın tarihsel olarak ABD başkanına karşı her zaman çok sıcak davrandığı İtalya ve Almanya’da özellikle dikkat çekici.
Başbakan Meloni, Trump’ı 2024’teki yeniden seçilmesinden dolayı tebrik eden ilk Avrupalı liderlerden biriydi.
Trump, transatlantik bir ticaret savaşını başlattığında ise Meloni kendisini, Avrupa ile Başkan arasında potansiyel bir köprü olarak konumlandırmıştı.
İkili arasındaki ilişki başlangıçta oldukça canlıydı. Geçen nisan ayında Beyaz Saray’da düzenlenen bir toplantıda Trump, Meloni’yi “çok özel bir kişi” olarak nitelendirmiş ve Roma’ya yönelik daveti kabul etmişti.
Günümüze geldiğimizde ise, Meloni’nin İran savaşına katılan ABD savaş uçaklarının İtalya’daki askeri üslerini kullanmasına izin vermemesi üzerine ikili artık kamuoyu önünde birbirlerine sert sözler sarf ediyor.
Bu arada Almanya’da İran savaşı, çatışma öncesinde zaten tırmanmakta olan Trump ile aşırı sağ arasındaki güven krizini daha da şiddetlendirdi.
Bu bahar, AfD liderleri, önemli bölgesel seçimler öncesinde parti yetkililerine ABD’ye yapılacak gezileri azaltmaları çağrısında bulundu.
Yine de Avrupa’daki tüm sağcı liderler bu ilişkiyi kamuoyu önünde yeniden değerlendiriyor değil. Örneğin Polonya’nın milli-muhafazakâr Hukuk ve Adalet (PiS) partisi, Trump ile ilişkilerini hâlâ geliştiriyor.
Gelecek yıl parlamento seçimlerine gidecek olan Varşova, ABD’nin yakın bir siyasi ve askeri müttefiki ve hızla büyüyen silahlı kuvvetleri için Avrupa’nın en büyük Amerikan silah alıcılarından biri.
PiS’in desteklediği Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, ülkenin en güçlü makamını elinde bulunduran Başbakan Donald Tusk ile mücadele ederken Trump ile olan bağlantılarını kullanmaya çalışıyor.
Cuma günü Varşova’da düzenlenen bir basın toplantısında, PiS lideri Jarosław Kaczyński, Nawrocki’nin “ABD başkanıyla olan mükemmel ilişkilerini” övdü ve Polonya’nın kalıcı bir ABD askeri üssü kurma girişiminin iddia edilen “başarısını” takdir etti.
Szacki, “Polonyalıların çoğunluğu hâlâ, bizi güvende tutan şeyin Polonya’daki Amerikan askerlerinin varlığı olduğunu düşünüyor,” dedi.
Cluster17 anketinde, Polonyalı katılımcıların yüzde 17’si Trump’ın “Avrupa’nın dostu” olduğunu belirtti ki bu, ankete katılan yedi AB ülkesi arasında en yüksek oran.
Amerika6 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4












