Avrupa
Fransa’da emekli büyükelçilerden ABD ve İsrail’e karşı ortak bildiri

Fransa’nın 29 eski büyükelçisi, Le Monde gazetesinde yayımladıkları ortak bildiride ABD ve İsrail’in Ortadoğu’da yürüttüğü askeri operasyonları “hukuken ve ahlaken savunulamaz” olarak nitelendirerek derhal durdurulması çağrısında bulundu. Emekli diplomatlar, Paris yönetiminin İsrail’e yönelik tutarsız tutumuna ve Avrupa’nın sessizliğine tepki gösterere, krizin bölge ve Avrupa çıkarları için telafisi güç felaketlere yol açacağı uyarısını yaptı.
Fransa’nın 29 eski büyükelçisinden oluşan kolektif, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail tarafından başlatılan askeri süreci kınayan kapsamlı bir bildiri yayımladı.
Bildirinin altında Bruno Aubert, Yves Aubin de La Messuzière ve Charles-Henri d’Aragon’un da aralarında bulunduğu 29 eski büyükelçinin imzası yer aldı.
Büyükelçiler, bildiride “Bizler, eski Fransız büyükelçileri olarak, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail tarafından başlatılan felaketle sonuçlanacak savaşı kınıyoruz” ifadesini kullandı.
Lire cette tribune dans Le Monde d'anciens ambassadeurs sur une guerre israelo-americaine "injustifiable" qui ne résoudra aucun problème. Et sur une position française incohérente. pic.twitter.com/eEfU8qzkvK
— Georges Malbrunot (@Malbrunot) April 2, 2026
Siyasi ve askeri hedeflere yönelik operasyonların halihazırda ağır baskı altındaki sivil nüfusu ve altyapıyı da kitlesel olarak vurduğunu kaydeden diplomatlar, bu durumun rejimin teslim olmasıyla veya demokratik bir ayaklanmayla sonuçlanmadığını belirtti.
Çatışmanın Lübnan’a yayılmasının da aynı derecede dramatik bir tablo sunduğunu vurgulayan elçiler, İsrail’in Hizbullah’ın provokasyonlarını “sistematik bir yıkım ve toprak fethi planı yürütmek için istismar ettiğini” ifade etti.
Bildiride, sivillerin esirgenmediği ve bu durumun “kırılgan Lübnan devletinin varlığını tehdit eden insani bir felakete” yol açtığı aktarıldı.
Emekli diplomatlar, devam eden çatışmanın uluslararası hukuk zemininde hiçbir karşılığı olmadığını savundu. Bildiride, “Bu çatışma haklı çıkarılamaz: Hukuki açıdan hiçbir gerekçe egemen bir devlete yönelik saldırıya izin vermez; fiili durumda ise İran bir rahatsızlık kaynağıydı ancak ne ABD ne de İsrail için ‘yakın bir tehdit’ teşkil etmiyordu” değerlendirmesine yer verildi.
İsrail’in hedefinin, Binyamin Netanyahu’nun otuz yıldır tekrarladığı üzere her türlü İran tehdidini ortadan kaldırmak olduğunun belirtildiği metinde, ABD’nin amaçlarının ise Donald Trump tarafından tutarsız bir şekilde formüle edildiği ve bu belirsizliğin riskleri artırdığı kaydedildi.
Bildiride, krizin öngörülebilir sonuçlarının önceden analiz edilmediği de vurgulandı. Krizin bölgesel çapta genişlemesi, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması, uluslararası ticaretin, mal dolaşımının ve enerjinin sekteye uğraması ile Tahran rejiminin daha da sertleşmesi gibi sonuçların öngörülemediği ifade edildi.
ABD Başkanı’nın müttefiklerini ve ortaklarını görmezden geldiğini belirten büyükelçiler, “Körfez ülkeleri İran saldırılarından doğrudan etkilenirken ve hepimiz boğazdaki felçten etkilenirken önceden hiçbir istişare yapılmadı” dedi.
Şimdi deniz trafiğinin güvenliğini sağlamaları için ortaklarından ve hatta rakiplerinden yardım isteyen Trump’ın reddedilme cevabıyla karşılaştığına dikkat çekilen bildiride, “Bu savaş, Amerikan girişimleri ile Avrupa çıkarları arasındaki kopukluğun yeni bir halkasıdır” denildi.
“Fransa diplomatik bağımsızlığından vazgeçiyor”
Büyükelçiler, Avrupa’nın mevcut kriz karşısındaki tutumunu “sessizlik veya kabulleniş” olarak eleştirdi. Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in operasyonlara onay verdiği, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ise uluslararası hukuka bağlılığı hatırlatıp “bu savaş bizim değil” demesine rağmen ilk saldırıları zımnen onayladığı ve saldırganlığı ancak gecikmeli olarak kınadığı belirtildi.
Sadece İspanya’nın cesur ve çoğu zaman yalnız kalan pozisyonuyla öne çıktığının kaydedildiği metinde, “Kusurlu da olsa uluslararası düzeni sarsan güç politikalarının yükselişi karşısında çaresiz görünüyoruz” ifadesi kullanıldı.
2003 yılında Irak Savaşı’na “hayır” diyen Fransa’nın bugün diplomatik bağımsızlığından vazgeçtiği savunulan bildiride, Ukrayna konusunda ABD’yi, diyalog kapasitesini korumak için de İsrail’i idare etme kaygısıyla uluslararası hukukun susturulduğu aktarıldı.
Bildiride, Fransa’nın Haziran 2025’te “İsrail’in kendini koruma ve güvenliğini sağlama hakkını” teyit ederek İsrail saldırılarının “etkilerini” selamlaması eleştirildi.
28 Şubat’tan sonra Fransa’nın Tahran’ı “birinci derece sorumlu” olmakla suçladığı, Cenevre’de devam eden nükleer müzakerelerdeki ilerlemeyi görmezden geldiği ve Lübnan çökme tehlikesiyle karşı karşıyayken aşırı güç kullanımını gecikmeli olarak eleştirdiği kaydedildi.
Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot’nun Lübnan ve İsrail ziyareti sırasında yaptığı açıklamaların bu belirsizlikleri doğruladığı ifade edilen metinde, “Tahran rejimi ve son dönemde halkına uyguladığı katliamlar ne kadar kınanması gerekse de, Amerikalılar ve İsrailliler tarafından başlatılan savaş ne İran ne de bölge için bir çözüm getirecektir” denildi.
Savaşın beraberinde büyük tehlikeler taşıdığı ve Avrupa çıkarlarını tehdit eden bu kriz karşısında pasif kalınamayacağı vurgulandı.
“Avrupa’nın kimliği ve değerleri tehlike altında”
Avrupalıların İsrail-ABD müdahalesini kınama konusundaki isteksizliğinin kendi değerlerine aykırı olduğu belirtildi. Bu durumun Avrupa Birliği’nin inandırıcılığını zayıflattığı, emperyalizmin geri dönüşünü teşvik ettiği ve Avrupa’yı enerji güvensizliği, terör, toplumların kutuplaşması, ırkçılık ve antisemitizm gibi somut tehlikelere maruz bıraktığı aktarıldı.
Bildiride, “Fransa’da ve Avrupa düzeyinde tepki verme zamanı gelmiştir. Bölgede hiçbir uzun vadeli çözüm güç kullanarak veya hukuk ihlaliyle dayatılamaz” uyarısı yapıldı.
Büyükelçiler, bölgedeki önceliğin siyasi tıkanıklığın ve aşırılıkçı tırmanışın temel faktörü olan Filistin sorununun çözümü olması gerektiğini bildirdi.
Derhal yapılması gerekenin mevcut çatışmayı durdurmak ve aktörleri müzakere masasına getirmek olduğu vurgulanan metinde, “Paralel olarak, İsrail ile bölgedeki diğer devletler arasında kalıcı ve barışçıl bir bir arada yaşamanın anahtarı olan Filistin sorununun çözümü ciddi şekilde ele alınmalıdır” denildi.
Safdillik suçlamalarını reddettiklerini belirten diplomatlar, gerektiğinde hukuku desteklemek için meşru güç kullanmayı bildiklerini ancak “en güçlünün yasasından ve cezasızlıktan tamamen farklı bir dünya” istediklerini kaydetti.
Bildiri, Avrupa kimliğini oluşturan uluslararası hukuk, çok taraflılık ve diplomasi unsurlarını yeniden teyit etmek için eyleme geçilmesi çağrısıyla son buldu ve devletlerin egemenlik ihlalleri ile sivil hedeflere yönelik saldırıların açıkça kınanması gerektiği ifade edildi.
Son olarak bildiride, “Bu savaştan kendisini ayıran İspanya gibi ülkelerle veya arabuluculuk sürecine giren Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan gibi Müslüman devletlerle bir ‘gönüllüler koalisyonu’ başlatılması çağrısında bulunuyoruz” ifadelerine yer verildi.
Avrupa
BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.
Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:
“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”
Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.
İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.
BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.
Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.
Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.
O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.
Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.
Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.
Avrupa
AB yetkilisi: Tüm Avrupa alevler içinde kalabilir

AB Acil Durum Koordinasyon Merkezi yetkilisi Maria Zuber, uzun süren sıcak hava ve yetersiz müdahale durumunda tüm Avrupa’nın yangınlarla kaplanabileceği uyarısında bulundu. Yunanistan, İtalya ve Orta Avrupa ülkeleri önümüzdeki haftalarda en büyük risk altında. Bu yılki yangın sezonunun geçen yılın rekorunu aşması bekleniyor.
Avrupa Birliği Acil Durum Koordinasyon Merkezi (ERCC) yetkilisi Maria Zuber, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, önümüzdeki haftalarda Yunanistan, İtalya ve bazı Orta Avrupa ülkelerinin orman yangınlarının yayılmasına karşı en savunmasız bölgeler olduğunu söyledi.
Eş zamanlı çıkan yangınların söndürme çalışmalarını zorlaştırdığını belirten Zuber, uzun süren sıcak hava nedeniyle yangın sayısının artması ve müdahale edecek yeterli gücün bulunmaması durumunda “tüm Avrupa’nın alevler içinde kalması” riski olduğunu ifade etti.
Zuber, AB kriz merkezinin böyle bir senaryoyla başa çıkabileceği güvencesini verdi. Geçen yıl çok sayıda yangınla karşılaştıklarını ancak hepsinin üstesinden geldiklerini hatırlatan yetkili, “Tüm taleplere yanıt vereceğimizi düşünüyorum, yerine getiremesek bile..” dedi.
AB üyesi ülkeler arasında İspanya ve Fransa orman yangınlarından en ağır şekilde etkilenen ülkeler oldu.
Avrupa Orman Yangın Bilgi Sistemi’nin (EFFIS) 27 Temmuz verilerine göre İspanya’da 207 bin hektar, Fransa’da ise 90 bin hektardan fazla alan yangınlar nedeniyle kül oldu. Her iki ülkede de yangınlar halen devam ediyor.
Financial Times’ın aktardığına göre Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki orman yangınları iki itfaiye görevlisinin hayatını kaybetmesine ve 8 bin kişinin tahliye edilmesine yol açtı.
Kuvvetli rüzgarlar nedeniyle yangınlar Kiklad Adaları’na da sıçrarken, burada da birkaç köy tahliye edildi.
Zuber, yangınların Yunanistan’a da sıçrayacağını ve Ağustos başında İtalya için tehdit oluşturacağını belirtti. ERCC verilerine göre 2026 yazı, yangın yoğunluğu açısından rekor seviyedeki 2025 yılını geride bırakabilir.
Zuber, geçen yıl yangın sezonunda 19 yardım talebi aldıklarını ve bu rekoru kırmayı beklediklerini ekledi.
World Weather Attribution araştırma grubunun verilerine göre insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle Fransa’daki aşırı hava olaylarının olasılığı en az iki kat, İspanya’da ise en az 20 kat arttı.
Zuber, tehdidin boyutu nedeniyle Avrupa Birliği’nin 12 Canadair amfibi yangın söndürme uçağı sipariş ettiğini, ancak ilk teslimatların 2028’den önce beklenmediğini söyledi.
Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’ndan bilim insanı Thomas Smith, “İklim ısınmaya devam ettikçe yangınları tetikleyen aşırı hava koşulları daha sık ve şiddetli hale geliyor. Bu da bu yaz gözlemlediğimize benzer büyük ve yoğun orman yangınlarının olasılığını artırıyor” açıklamasında bulundu.
Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi ise önümüzdeki on yıllarda yangın riskinin hem ılıman kuşak ormanlarında hem de kuzey ormanlarında artacağını öngörüyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron daha önce ülkesinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en ağır durumla karşı karşıya olduğunu ve benzeri görülmemiş orman yangınlarıyla mücadele ettiğini açıklamıştı.
AFP haber ajansı daha sonra Fransa’nın güneybatısındaki Gironde bölgesinde bulunan Atom ve Alternatif Enerji Komiserliği’ne (CEA Cesta) bağlı nükleer araştırma merkezi yakınlarında yangınlar çıktığını duyurdu.
Avrupa
Polonya’da Morawiecki’nin yeni hareketi ilk adımını atıyor

Hukuk ve Adalet’ten (PiS) kopan Mateusz Morawiecki’nin siyasi çevresi tarafından düzenlenen ilk büyük etkinlik, Varşova’nın Praga semtinde yapılacak.
Bu etkinlik, eski başbakan ve onlarca müttefikinin “milliyetçi-muhafazakâr” PiS ile yollarını ayırmasından sadece birkaç gün sonra gerçekleşiyor.
Bu hamle, Morawiecki’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) grubunun başkanlığından da istifa etmesine yol açtı.
Kömür ateşinde pişirilmiş Kiełbasa sosislerinin önemli bir yer tutacağı için “Morawiecki’nin barbeküsü” olarak adlandırılan ve onun Rozwój Plus (Kalkınma Plus) hareketi tarafından düzenlenen konferans, Polonya muhafazakâr siyasetinde önemli bir an olacak.
Etkinlik, yeni ortaya çıkan hareketin kilit isimlerini, eski dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov ve Polonya silahlı kuvvetlerinin eski başkomutanı General Rajmund Andrzejczak gibi konuklarla bir araya getirecek.
Etkinlik, Morawiecki’nin kampına mevcut PiS liderliğinden farklı bir siyasi vizyon sunma fırsatı verecek.
Morawiecki bu hafta şunları söyledi:
“Polonyalılar, güçlü bir Polonya için verilen mücadeleye, cüzdanlarına, işlerine, konutlarına, kalkınmaya, kimliklerine, kültürlerine, Hıristiyan inancına ve Sejm’de asılı duran haçın savunulmasına önem veriyorlar. Bunlar bizim ilkelerimiz, bu bizim inancımız.”
Tartışmalar demografi, güvenlik ve tarih politikası üzerine odaklanacak. Bu konular, Polonya-Ukrayna ilişkilerindeki son gerginlikler nedeniyle giderek daha hassas hale geliyor.
Morawiecki, Rozwój Plus’ı “uzman ve düşünce kuruluşu” olarak tanımlıyor ama bu oluşumun siyasi hedefleri giderek daha net hale geliyor.
Çarşamba günü kurulan yeni bir parlamento grubu, 40 milletvekili ve bir senatörü bir araya getirerek, müttefiklerine parlamentoda resmi bir platform ve PiS’e karşı mücadele edebilecekleri bir üs sağlıyor.
PiS’li siyasetçi ve Przemysław Czarnek’in başbakanlık kampanyasının sözcüsü Mateusz Kurzejewski, Euractiv’e verdiği demeçte, “Bu bizim için bir tehdit. Sonuçta bu, zafer şansımızı azaltan bir girişim ama bu şansı tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle sıkı çalışmaya devam edeceğiz,” dedi.
Öte yandan Morawiecki’nin Polonya’nın sağını yeniden şekillendirip şekillendiremeyeceği henüz belirsiz.
Onet tarafından yaptırılan bir SW Research anketi, ankete katılanların %32,9’unun eski başbakanın liderliğindeki bir partiye oy vermeyi düşünebileceğini ortaya koydu.
En güçlü potansiyel destek, halihazırda sağda yer alan seçmenlerden geliyor. Şu anda PiS’e yakın olan katılımcıların %14’ü Morawiecki’yi desteklemeyi düşünebileceğini söylerken, daha sağdaki Konfederasyon’a yakın olanların %7,1’i de aynı görüşü paylaştı.
Bu girişim, iktidar kampından da sınırlı bir destek alabilir. Şu anda Donald Tusk’un AB yanlısı Yurttaş Koalisyonu’nu, Sol’u, Polonya 2050’yi veya Polonya Halk Partisi’ni destekleyen seçmenlerin yaklaşık %7,4’ü, Morawiecki liderliğindeki bir partiye oy vermeyi göz ardı etmeyeceklerini belirtti.
Başbakan Tusk’un hükümetindeki kaynaklar, PiS’teki bölünmenin kısa vadede iktidar koalisyonuna yardımcı olabileceğine inanıyor.
Bir kaynak Euractiv’e verdiği demeçte, “Özellikle de bu durum hastane skandalının etkisini hafifletmeye yardımcı olduğu için. Bugün artık kimse bundan bahsetmiyor ve neyse ki yeni bir açıklama da yapılmadı,” dedi.
Tartışma, Varşova’daki bir hastanenin şu anda ülkeyi yöneten Sivil Koalisyon’a mensup siyasetçiler için özel bir kabul süreci uyguladığı ve bu sayede söz konusu kişilerin diğer hastalardan önce VIP salonuna girip tedavi görmelerine imkân sağladığı iddialarıyla ilgili.
Ayrıca, Tusk’un partisiyle bağlantılı olduğu belirtilen ve hastanenin acil servisini yöneten doktorun maaşı konusunda da sorular gündeme geldi.
Fakat aynı kaynak, Morawiecki’nin ayrılmasının Sivil Koalisyon üzerinde uzun vadede pek bir etkisi olmayabileceği konusunda uyarıda bulundu.
PiS’in son derece sadık bir seçmen kitlesine sahip olduğunu, Rozwój Plus’a yönelik coşkunun ise geçici olabileceğini savundular.
Bir başka kaynak, “Rzeczpospolita için yapılan IBRiS anketine bakın. PiS seçmenlerinin yüzde 70’i, ideal partilerine oy verdiklerini söylüyor. Bu çekirdek seçmen kitlesi, PiS’in mevcut seçmenlerinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor,” dedi.
PiS içinde de benzer bir görüş hakim. Buradaki siyasetçiler, Morawiecki’nin yeni bir partiyi ayakta tutmak için çok küçük olabilecek bir seçmen kitlesinin peşinde olduğunu savunuyor.
Kurzejewski Euractiv’e verdiği demeçte şunları söyledi:
“İnsanlar, PiS’ten dışlanan siyasetçilere oy vermek istemiyor. Hukuk ve Adalet Partisi seçmenlerine gelince, onlar da kendilerine ihanet edenlere oy vermek istemiyor. İşte bu yüzden bu proje, Rozwój Plus’ın seçim barajını aşamayacağı anlamına geliyor.”
Dolayısıyla bugün yapılacak etkinlik, Morawiecki’nin merak ve kurumsal desteği kalıcı bir siyasi güce dönüştürebilip dönüştüremeyeceğinin –ya da ayrılmasının Polonya’nın kalabalık sağ kanadında kısa ömürlü bir başka kopma hareketi olup olmayacağının– erken bir testi olacak.
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını5 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını6 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını1 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü











