Avrupa
Fransa’da sağcı gencin ölümünün faturası Boyun Eğmeyen Fransa’ya kesiliyor

23 yaşındaki sağcı genç Quentin Deranque’ın geçen hafta darp sonucu beyin hasarı nedeniyle hayatını kaybetmesi, “aşırı sol”a karşı kampanya başlatılmasına neden oldu.
Fransız sol lider Jean-Luc Mélenchon ve partisi Boyun Eğmeyen Fransa (LFI), cinayetin ardından yoğun eleştirilere maruz kalıyor ve bu durum partisinin seçim hedeflerini tehdit ediyor.
Mélenchon ve LFI, hareketlerinin şiddet içermediğini vurguladı ve Deranque’ın ölümle sonuçlanan kavgadan sorumlu oldukları yönündeki iddiaları reddetti.
Deranque, LFI’nın Avrupa Parlamentosu (AP) milletvekili Rima Hassan’ın ana konuşmacı olduğu bir öğrenci toplantısının kenarında çıkan kavga sırasında saldırıya uğramıştı.
Sağcı Ulusal Birlik (RN) ve daha muhafazakâr Les Républicains, önümüzdeki ay yapılacak önemli belediye seçimleri ve 2027’deki cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Mélenchon’u “tehlikeli bir demagog” olarak gösterme fırsatını bu trajediyi kullanarak yakalamış görünüyor.
Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Başbakan Sébastien Lecornu gibi siyasetçiler, bu fırsatı kullanarak LFI’ya “içini temizlemesi” ve söylemlerini yumuşatması çağrısında bulunuyor.
Öte yandan Macron, cumartesi günü, aşırı sağcı gruplar tarafından Deranque’a saygı göstermek için Lyon’da düzenlenen yürüyüşe yaklaşık 3.000 kişinin katılması üzerine sükunet çağrısında bulundu.
Macron hükümeti, “aşırı sağcı” gencin ölümünden “aşırı sol”u sorumlu tuttu
LePen’in partisinden LFI’ya karşı “güvenlik kordonu” çağrısı
Eski muhafazakâr başbakan ve muhtemel 2027 cumhurbaşkanı adayı Dominique de Villepin, Mélenchon’un partisinin şu anda “şeytanlaştırılmasının” tek bir amacı olduğunu düşündüğünü söyledi: Fransız aşırı sağının iktidara gelmesini meşrulaştırmak.
Fakat RN’nin LFI’yı ülkenin yeni “yasaklı”ları haline getirme girişimi işe yarıyor gibi görünüyor.
Deranque’ın ölümünden sonra bağımsız anket şirketi Odoxa tarafından yapılan bir ankette, ankete katılanların sadece yüzde 11’i Mélenchon’un olaya uygun tepki verdiğini düşündüğünü belirtti.
Ankete katılanların yüzde 61’i, LFI’nın iktidara gelmesini engellemek için gelecek ay yapılacak belediye seçimlerinde oy kullanmaya hazır olduklarını söyledi.
Bu, seçmenlerin “aşırı sağa” karşı güvenlik duvarı oluşturmak için takındıkları tutumu hatırlatıyor.
Gerginlikler tırmanırken, RN Başkanı Jordan Bardella geçen hafta, LFI’ya karşı bir “cordon sanitaire”, yani bu partiyi herhangi bir koalisyondan dışlayacak bir güvenlik kordonu çağrısında bulundu.
Macron hükümeti, “sola karşı tehlikeli bir sempati” olduğu kanaatinde
Avrupa’da, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında cordon sanitaire çağrıları genellikle neo-nazi ve neo-faşist partilere karşı yapılıyordu.
Fakat bu açıklamalarının ardından Bardella, bu tür etkinliklerin şiddet olaylarına dönüşebileceği endişesiyle, Ulusal Birlik yetkililerinden Deranque’ı anmak için düzenlenen toplantılara katılmamalarını istedi.
Bardella ve müttefikleri, RN’nin politikalarının normalleşmesiyle birlikte, partilerini “giderek radikalleşen şiddet yanlısı siyasi sol”un kurbanı olarak göstermeye çalışıyorlar.
Bardella’ya yakın RN milletvekili Pierre-Romain Thionnet, “Boyun Eğmeyen Fransa [bizden] tamamen zıt yönde ilerliyor,” dedi.
Fransa’nın “giderek tehlikeli hale gelen bir solun pençesinde” olduğu fikri açıkça yerleşiyor.
Örneğin POLITICO’ya konuşan bir hükümet yetkilisi şunları söyledi:
“Aşırı sol ve aşırı sağın yanlışlarını kınıyoruz. Fakat aşırı sola karşı bir hoşgörü var, Fransa’da radikal sol hakkında tehlikeli bir tür romantizm var.”
Mélenchon’a karşı kutsal ittifak
Nitekim sağın çeşitli tonları da Boyun Eğmeyen Fransa ve lideri Mélenchon’a karşı harekete geçti.
Örneğin Public Sénat’ın sabah programına konuk olan Identité-Libertés partisi başkanı Marion Maréchal, Deranque’ın ölümünde LFI’nın “ahlaki suç ortaklığı” olduğunu savundu.
Partisinin Avrupa Parlamentosu üyesi ve Jean-Marie Le Pen’in torunu, Quentin Deranque’a yapılan anma töreninde yaşanan olayların “önemsiz” olduğunu düşünürken, valilik Nazi selamı yapıldığına dair ihbarlar aldığını bildirdi.
Rhône valiliği, 21 Şubat Cumartesi günü Lyon’da Deranque’ı anmak için düzenlenen gösteride ırkçı hakaretler ve Nazi selamları yapıldığına dair ihbarda bulunmuştu.
Bildirimlere ve birkaç aşırı sağcı grubun varlığına rağmen, Maréchal “anma töreni düzenlemek isteyen tüm insanları şeytanlaştırmaya yönelik bir tavır” olduğunu eleştirdi.
LFI milletvekili Raphaël Arnault’nun parlamento asistanı soruşturma altına alınırken, özellikle bu partinin sorumluluğuna dikkat çeken Maréchal, “Jeune Garde [Genç Muhafız], LFI tarafından gayri resmi bir güvenlik gücü olarak kullanılıyorsa, Rima Hassan ve LFI üyeleri Lyon’da olanlardan sorumlu tutulmalıdır,” dedi.
Marion Maréchal ayrıca, Sosyalist Parti’nin (PS) de 2024 seçim anlaşmasında Jeune Garde’nin desteğini aldığını ekledi.
Maréchal, son yıllarda siyasi şiddetin arttığını söylerken, “aşırı solcu” militanları bunun sorumlusu olmakla suçladı:
“Ülkemizde yaygın olan şiddet, aşırı solcu militanlardan kaynaklanıyor […] Bugün, açıkça şiddete çağıran tek kişi Jean-Luc Mélenchon.”
Boyun Eğmeyen Fransa lideri şiddeti kınadı
Mélenchon ise, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’e düzenlediği saldırıyı kınamayı reddetmesi de dahil olmak üzere, uzun süredir Fransız siyasetinde tartışmalı bir figür.
Mélenchon, bir LFI milletvekili tarafından kurulan ve çatışmaya karışmakla suçlanan, Haziran 2025’te dağıtılan antifaşist grup Genç Muhafız’ın “direniş” ruhunu övdü; şiddeti yetkililere yükledi; ve olaydaki rolü nedeniyle soruşturma altında olan parlamento yardımcısını görevden uzaklaştırdığı için Ulusal Meclis başkanını eleştirdi.
Mélenchon nihayetinde şiddeti kınadı ve geçen hafta, “Genç Quentin’in ailesine ölü olarak geri getirilmesini hiçbir şey haklı çıkaramaz,” dedi.
Gelecek ay yapılacak belediye seçimleri iki turlu olacak ve ilk turda yüzde 10’un üzerinde oy alan her aday ikinci tura yükselecek. Bu da zaferin genellikle stratejik ittifaklara ve benzer görüşlere sahip rakipleri gururlarını bir kenara bırakıp güçlerini birleştirmeye ikna etmeye bağlı olduğu anlamına geliyor.
Fakat Deranque’ın ölümünün ardından, LFI ile işbirliği yapmak riskli olabilir.
Sosyalist Parti, olayın ardından Mélenchon ve ekibiyle ilişkilerini kestiğini açıkladı, fakat muhafazakâr veya aşırı sağcı rakiplerine karşı ikinci turda başarılı olmak için muhtemelen “aşırı sol”un oylarına ihtiyaç duyacak.
Ipsos anketörü Mathieu Gallard, POLITICO’ya, “Paris ve Marsilya gibi şehirlerde, LFI seçmenlerinin tercihi belirleyici olabilir. Ulusal Birlik, sağ ve bazı Macron destekçileri tarafından LFI’nun şeytanlaştırılmasıyla, Sosyalistler aşırı sol ile ittifak kurabilir mi?”diye sordu.
LFI meclis lideri Panot: Neo-Nazi yürüyüşü yasaklanmalıydı
Pazar günü BFMTV’ye konuk olan Ulusal Meclis’teki LFI grubunun başkanı Mathilde Panot, sağcılar ve hükümet tarafından suçlanan LFI milletvekili Raphaël Arnault’yu savundu.
Arnault’nun parlamento asistanı Jacques-Elie Favrot ve bir stajyeri, Quentin Deranque’ın ölümüyle ilgili soruşturmada soruşturma altına alınmıştı.
Panot, “Onun bu olayla hiçbir ilgisi yok. Bir adamı yere düşürdükten sonra ölümüne kadar dövmek gibi bir şey yapmaz. Bu, Jeune Garde’nin tarihinde yaptığı şey değil,” dedi.
Panot, Genç Muhafız militanlarının daha ziyade, “Lyon’da insanları ırkçı saldırılardan koruduğunu”savundu.
Raphaël Arnault’un Ulusal Meclis veya parlamento grubundan uzaklaştırılması olasılığı sorulduğunda, Panot bu iddiayı reddetti ve “Kesinlikle hayır […] Raphaël Arnault’nun grubumda olmasından gurur duyuyorum,” dedi ve şöyle devam etti:
“Bu trajediyi, LFI’nın ellerinde kan olduğunu inandırarak bize herhangi bir sorumluluk yüklemeye çalışanlar son derece sorumsuzdur.”
Insoumis milletvekili, Raphaël Arnault’nun “Fransa’nın her yerinde ve hatta Avrupa’nın her yerinde ölüm tehdidi altında” olduğunu ve bugün genç adamın ölümünden dolayı “yıkılmış” olduğunu söyledi ve “Karar verdiğinde konuşacaktır,” diye ekledi.
Panot ayrıca Cumartesi günü Lyon’da düzenlenen yürüyüşü şiddetle kınadı ve “Bu yürüyüş yasaklanmalıydı […]. Neonazilerin sokaklarda yürüyüş yapmasına asla izin verilemez,” dedi.
Fransız hükümetinden ABD’ye tepki
Öte yandan Fransa Dışişleri Bakanı, Deranque’ın öldürülmesi konusunda Trump yönetiminin yaptığı açıklamaları protesto etmek için ABD Büyükelçisi Charles Kushner’ı çağıracağını söyledi.
Jean-Noel Barrot, ABD Dışişleri Bakanlığı Terörle Mücadele Bürosu’nun X’te yayınladığı, “Fransız İçişleri Bakanı tarafından doğrulanan, Quentin Deranque’ın solcu militanlar tarafından öldürüldüğü haberleri hepimizi endişelendirmeli,” şeklindeki açıklamasına tepki gösterdi.
Barrot, “Bir Fransız ailesini yas tutmaya sürükleyen bu trajedinin siyasi amaçlarla kullanılmasına karşı çıkıyoruz. Özellikle şiddet konusunda, uluslararası gerici hareketten öğrenecek hiçbir dersimiz yok,” dedi.
Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, “şiddet içeren radikal solculuğun yükselişte olduğunu ve Quentin Deranque’ın ölümündeki rolünün, kamu güvenliğine yönelik tehdidi gösterdiğini” belirtmişti.
ABD, “Durumu izlemeye devam edeceğiz ve şiddet uygulayanların adalete teslim edilmesini bekliyoruz,” demişti.
Olayla ilgili yedi kişiye ön suçlama yöneltildi. Lyon savcılığı, her birinin kasıtlı cinayet, ağır şiddet ve suç örgütü kurmakla suçlanmasını talep etti. Sanıklardan altısı üç suçlamanın tümüyle suçlandı. Yedincisi ise kasıtlı cinayet, ağır şiddet ve suç örgütü kurmakla suç ortaklığıyla suçlandı.
Lyon savcısı Thierry Dran, “suç ortaklığı” suçlamasıyla sorgulanan diğer dört kişi (üç erkek ve bir kadın) serbest bırakıldığını açıkladı. Sorgulanan yedi kişiden ikisi olayla ilgili açıklama yapmayı reddederken, diğerleri olay yerinde bulunduklarını kabul etti.
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni de Quentin Deranque’ın ölümünü “tüm Avrupa için bir yara” olarak nitelendirdi.
Deranque’ın politik konumu: Fransız aşırı sağı ve “Avrupa medeniyetini korumak”
Deranque’ın ölümü, LFI milletvekili Hassan’ın konferansını protesto eden sağcı grubu da öne çıkardı.
Deranque, “Batılı kadınların” haklarını savunmak için 2019 yılında kurulan Némésis Kolektifi’nin kadınlarıyla birlikte protestoya katıldı.
Kolektif, Avrupa kıtasındaki “yasadışı göçmenlerin cinsel şiddetini” görmezden gelirken, kadınları desteklediğini iddia eden “sahte doktrinlere” karşı da mücadele ediyor.
Öte yandan Le Monde’un aktardığına göre sağcı genç, özellikle Kiliseler etrafında örgütlenen bir hareketin de parçasıydı. Gazeteye göre onun aracılığıyla, “aşırı sağ”ın yeni neslinin portresi de ortaya çıkıyor: “öz savunma” fikrine çekim duyan, integral Katoliklikten oluşan bir portre.
Deranque Lyon’da bulunan ve ayinlerin Latince yapıldığı gelenekçi bir cemaat olan Saint-Georges kilisesinin düzenli bir üyesiydi. Aşırı sağcı Radio Courtoisie radyo istasyonunda “ahlaki ve manevi erdemlerini” öven arkadaşı Vincent’a göre, “birkaç yıl önce” din değiştirmişti.
Vincent, Deranque’yi aşırı sağcı öğrenci grubu GUD’nin şiddet yanlısı aktivistlerine verilen “kara sıçan” lakabından ziyade bir kitap kurdu olarak tanımlayarak, “Aziz Thomas Aquinas ve Aziz Augustinus’un kitaplarını çok okurdu,” diye ekledi.
Vincent’a göre ölen genç, “Kökleriyle yeniden bağlantı kurmuş normal bir gençti. Ülkesini, halkını, medeniyetini, dinini seven biriydi. Quentin efsane oldu; o zaten bir kahraman ve şehit.”
Kilise merkezli “beyaz öz savunması” örgütlenmeleri
Deranque, eğitim için Lyon’a taşınmadan önce, köyü Saint-Cyr-sur-le-Rhône’dan sadece birkaç kilometre uzaklıkta bulunan, yine gelenekçi bir cemaatin bulunduğu Vienne kasabasındaki Notre-Dame-de-l’Isle kilisesine gidiyordu.
Yakınlarına göre, ailesinin bir kısmını din değiştirmeye ikna etmiş ve iki yıl önce Lyon’daki Saint-Georges kilisesinde kendi babasının vaftiz babası olmuştu.
Bu bağlamda, Lyon’da Academia Christiana tarafından düzenlenen konferanslara, sonbahar toplantısına ve örgütün güney Fransa’da düzenlediği hac ziyaretine katıldı.
Kendisini bir inanç okulu olarak tanıtan Academia Christiana, göçmenlerin zorla sınır dışı edilmesini ve fiziksel savaş eğitimini savunuyor ve radikal aşırı sağcı grupların buluşma noktası olarak hizmet ediyor. Örgütün önerilen okuma listesinde birkaç antisemitik yazar da yer alıyor.
2023 yılında, dönemin içişleri bakanı Gérald Darmanin, Academia Christiana’yı feshetme sözü vermiş, fakat daha sonra bu fikrinden vazgeçmişti.
O zamandan beri Academia Christiana, Fransa’nın çeşitli bölgelerine yayıldı. Pagan aşırı sağ çevrelerin önemli isimlerinden kimlik teorisyeni Jean-Yves Le Gallou, “Bu, güncel bir eğilimi yansıtıyor: Academia Christiana’ya gelen ve ideolojik farklılıklarına rağmen ortak bir zemin bulan ‘yeniden doğanlar’. Genel olarak, aynı kimlik mücadelesini paylaşıyorlar ve aynı anda birkaç gruba ait olabilirler,” diyor.
Deranque’ın kişisel yolculuğunda, birçok farklı radikal aşırı sağcı grup yer alıyor. Öldüğü gün, kimlikçi ve “femonasyonalist” grup Némésis’i korurken bir grup antifaşist aktivistle çatıştı.
Oysa kendisi, Lyon’un aşırı sağ sahnesini şu anda domine eden “devrimci milliyetçi” hareketin bir aktivistiydi. Polis kaynakları, bu grubun üye sayısının 400 ila 500 arasında olduğunu tahmin ederken, aşırı sol grupların üye sayısı 800.
Kimlikçi aşırı sağ fraksiyon, İslam ve göçmen nüfusun beyaz nüfusun yerini aldığını iddia eden “büyük ikame” sürecine karşı “Avrupa medeniyetini” savunmaya odaklanırken, devrimci milliyetçi fraksiyon, etnik açıdan aynı derecede takıntılı olmasına rağmen, sosyal katılım, anti-semitizm ve anti-emperyalist davaları destekleme geleneği ile kendini ayırıyor.
Buna Filistin davasını desteklemek de dahil ama Némésis’in protesto ile engellemeye çalıştığı LFI milletvekili Rima Hassan’ın konferansının konusuda Filistin’di.
Neo-faşist gruplar, Deranque’ı anmak için sıraya girdi
Deranque ayrıca, küçük bir yerel grup olan Allobroges’in aktivistiydi. 2025 yılında Bourgoin-Jallieu kasabasında kurulan Allobroges, daha önce neo-faşist 9 Mayıs Komitesi’nin Paris’te düzenlediği yıllık geçit töreninde aşırı sağcı Kelt haçı sembolü altında yürüyüş yapan bir gruptu.
Deranque de o gün Paris sokaklarında yürüyüşe katıldı. Lyon’da yaşayan bir aktivistin Le Figaro gazetesine verdiği bilgiye göre, Deranque, yürüyüşe katılan aşırı sağcı aktivistlerin büyük çoğunluğu gibi yüzünü boyunluk ve güneş gözlüğüyle gizlemişti.
Deranque daha önce üçüncü büyük aşırı sağcı hareketin üyesi olmuştu: Kraliyetçi örgüt Action Française, Vienne şubesinden yaptığı açıklamada Deranque’nin örgütlerinde aktivist olduğunu belirtti.
Deranque ile bağlantıları olduğunu iddia eden bir başka grup da, 2019 yılında dağılan “devrimci milliyetçi” grup Bastion Social’ın halefi olan Audace Lyon.
Audace Lyon, “yoldaşımız Quentin’i” öven ve “parlamento ve Siyonist sağcıları” kınayan bir açıklama yayınladı.
Grubun sözcüsü AFP’ye yaptığı açıklamada, genç adamın “geçen hafta da dahil olmak üzere” boks ve koşu gibi “birçok spor antrenmanına bizimle birlikte” katıldığını söyledi. Fakat sözcü, Deranque’nin “ne şiddet eğilimli ne de saldırgan” olduğunu savundu.
Audace Lyon, Lyon’u antifaşistlere karşı “savunmak” amacıyla “Beyaz öz savunma” eğitimleri düzenleyen bir neo-faşist grup.
“Avrupa kökenli Fransızların çıkarlarını savunmak” amacıyla 2019 yılında kurulan Audace Lyon, yerel aşırı sağın merkez üssü olan ortaçağ Lyon bölgesinde bulunuyor.
Deranque de bu mahallede yaşıyordu ve oda arkadaşı Rémy Chemain ile birlikte, zayıf vücudunu güçlendirmek için boks ve halter antrenmanı yapıyordu.
Chemain, Le Dauphiné Libéré gazetesine verdiği demeçte Deranque’ı “ciddi ve aklı başında” ve “kesinlikle şiddet yanlısı olmayan” biri olarak tanımladı.
Avrupa
AB, dondurulan Rus varlıkları konusunu şimdilik rafa kaldırdı

Euractiv’in haberinde, Avrupa Birliği üyesi bazı ülkelerin itiraz ve çekinceleri nedeniyle dondurulan Rus varlıklarının Ukrayna için kullanılması konusunun şimdilik birliğin gündemine gelmeyeceği bildirildi. Ukrayna’nın artan mali ihtiyaçlarına rağmen en büyük varlık tutarına ev sahipliği yapan Belçika riskleri tek başına üstlenmek istemiyor.
Avrupa Birliği’nde dondurulan Rus varlıklarının Ukrayna’nın finansmanı amacıyla kullanılması konusunun şimdilik yeniden müzakereye açılmayacağı bildirildi.
Euractiv’in adı açıklanmayan bir AB yetkilisine dayandırdığı habere göre, bazı üye devletlerin bu konudaki çekinceleri ve engelleri varlığını koruyor.
Dondurulan Rus varlıklarının Ukrayna yararına kullanılması başlığı, 24 Ağustos’ta Kiev’de düzenlenen “istekliler koalisyonu” toplantısında yeniden gündeme geldi. Toplantıda konuşan İsveç Dışişleri Bakanı Maria Malmer Stenergard, Kiev’in Avrupa tarafından halihazırda tahsis edilenden daha fazla kaynağa ihtiyaç duyduğunu vurguladı.
Stenergard, “İkili desteğin azalmasından ve ülkelerin AB kredisine atıfta bulunmasından hayal kırıklığı duyuyorum. Bu yeterli değil” ifadelerini kullandı.
Habere göre bazı temsilciler, konuyu 1 Eylül’de yapılacak AB dışişleri bakanları toplantısına da taşımayı planlıyor. Bu toplantıda Kiev’in 27 milyar dolar olarak hesapladığı mali ihtiyaçları ele alınacak.
Mayıs ayında Politico, Hollanda’nın girişimiyle AB’nin yıl sonuna kadar Rus varlıklarının kullanımı konusuna geri dönebileceğini yazmıştı.
AB, Aralık 2025’te Belçika merkezli saklama kuruluşu Euroclear bünyesinde tutulan 210 milyar avro tutarındaki Rus varlığını süresiz olarak dondurdu. Bu karardan önce varlıkların dondurulması işlemi her altı ayda bir uzatılıyor ve tüm AB ülkelerinin oy birliğini gerektiriyordu.
Söz konusu gelişmeler üzerine Rusya Merkez Bankası, uğradığı zararın tazmini talebiyle Euroclear aleyhine 18,2 trilyon rublelik dava açtı. Moskova Tahkim Mahkemesi mayıs ayında Rusya Merkez Bankasının taleplerini kabul etti ve 3 Haziran’da icra takibi için gerekli belgeyi düzenledi.
Rus varlıklarının büyük bölümüne ev sahipliği yapan Belçika, bu süreçteki kilit engel olmayı sürdürüyor. Geçtiğimiz hafta Ukrayna’yı ziyaret eden Belçika Dışişleri Bakanı Maxime Prevot, ülkesinin bu fonların Rusya’ya iadesiyle ilgili riskleri tek başına üstlenemeyeceğini yineledi.
Ağustos başında Almanya, Fransa ve ABD’den eski üst düzey yetkililer, Euroclear’daki 210 milyar avroluk dondurulmuş Rus varlığının mülkiyeti Rusya’da kalacak şekilde yeni bir Avrupa Birliği yapısının yönetimine devredilmesini önerdi. Girişimin sahipleri, bu modelin Belçika üzerindeki riskleri kaldıracağını savunuyor.
Moskova ise yurt dışındaki varlıklarına yönelik her türlü adımı yasa dışı olarak nitelendiriyor. Rusya Devlet Başkanı Sözcüsü Dmitriy Peskov, dondurulan Rus varlıklarına el konulması ihtimaline dair Batı’daki anlaşmazlıkların olağan dışı bir tablo oluşturduğunu belirtti. Peskov, olası bir el koyma durumunda hem ülkelerin hem de belirli şahısların doğrudan sorumluluk taşıyacağını vurguladı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Batı’nın Rus varlıklarına el koyma yönündeki tüm girişimlerinin hırsızlık sayılacağını ve cezasız kalmayacağını açıklamıştı. Rusya Dışişleri Bakanlığı da dondurulan Rus varlıkları üzerinden Ukrayna’ya “tazminat kredisi” verilmesini, hukuken Rusya’ya ait olanı çalma girişimi olarak değerlendiriyor.
Avrupa
Thüringen’de bir fabrikada işçiler süresiz grevde

Doğu Thüringen’de, ısıtma teknolojisi üreticisi Kelvion’un çalışanları, fabrika kapatma tehdidine karşı süresiz grev düzenliyor.
Bu salı, Wilchwitz tesisinde faaliyet gösteren ısıtma teknolojisi tedarikçisi Kelvion’un çalışanlarının süresiz greve başlamasının üzerinden tam üç hafta geçti.
Metal İşçileri Endüstri Sendikası’nın (IGM) baş müzakereci Tom Knedlhanz’ın hafta sonu junge Welt’e (jW) verdiği mülakatta açıkladığı gibi, sipariş defteri dolu ve gelecek yıla kadar kapasite tamamen dolmuş olmasına rağmen, fabrikalarının kapanması planlanıyor ve yüzlerce kişi işini kaybetme riskiyle karşı karşıya.
Başmüzakereci, “Doğu Thüringen’deki yerel şubelerin tarihindeki ilk zorlayıcı grev,” diye belirtti.
Kelvion PHE, gelirini klima sistemlerinde, ısı pompalarında, endüstriyel soğutma teknolojisinde ve diğer ürünlerde kullanılan plakalı ısı eşanjörleri üreterek elde ediyor.
Şirket adındaki “PHE”, İngilizce “plate heat exchangers” (plakalı ısı eşanjörleri) teriminin kısaltması. Şirketin genel merkezi Aşağı Saksonya’nın Sarstedt kentinde bulunuyor.
Doğu Thüringen’deki Wilchwitz fabrikasının kapatılacağına dair duyuru, şirketin 2025 yılında ABD’li yatırımcı Apollo’ya satılmasından kısa bir süre sonra geldi.
Knedlhanz, jW’ye verdiği demeçte, işçiler için bu kötü haberin “tamamen sürpriz” olduğunu söyledi.
2024 ve 2025 yıllarında siparişlerde önemli bir düşüş yaşanmış olsa da, geçen Mayıs ayında “gerçek bir patlama” meydana gelmiş ve sipariş defterleri, ertesi yılın ilerleyen aylarına kadar uzun bir süre boyunca dolmuştu.
Sendika temsilcisi, “Şirket oldukça kârlı” dedi. Şirket, Aşağı Saksonya’daki genel merkezindeki tesisleri birleştirerek verimliliği artırmayı umuyor. Fakat Knedlhanz, bunun “kötü planlanmış ve büyük bir ihmal içeren” bir plan olduğundan emindi:
“Bu kararı anlayamıyoruz. Bu şirkette inanılmaz derecede fazla uzmanlık var.”
1992’de açılan fabrikada üretilen ürünler, işçilerin kendileri tarafından geliştirilmişti. Knedlhanz’a göre asıl neden kârın maksimize edilmesi.
Fakat bu argüman bile genel merkezdeki daha yüksek maaş seviyeleriyle çürütülüyor. Knedlhanz’a göre, Wilchwitz’den Sarstedt’e transfer olan çalışanlar yüzde 25’lik bir maaş artışı alacaklar.
3 Ağustos’ta, IGM’ye üye olan tesis çalışanları, sosyal toplu iş sözleşmesini güvence altına almak için süresiz bir uygulama grevi yapma kararı aldılar.
Sendikanın basın açıklamasında şunlar söylendi:
“Gerçekleştirdiğimiz her güçlü uyarı grevi dalgası dayanışmamızı güçlendirdi; yönetimin batırdığı her müzakere turu öfkemizi körükledi; artık her şeyi durduruyoruz!”
O günden beri grev çadırları gece gündüz korunuyor. Knedlhanz, “İnsanların kendi inisiyatifleriyle yemek pişirme ve dağıtma, çadırları temiz tutma, ara sıra sokakları süpürme gibi görevleri üstlenmelerini görmek cesaret verici. Zaten yüksek bir örgütlenme düzeyine sahiptik ve şimdi çalışanlar daha da kenetleniyor,” diyor.
Kelvion greve kayıtsız kalmadı. Haberlere göre, fabrikada halihazırda görevlendirilmiş olan geçici işçiler, grev kırıcılık görevi yapıyor.
Grev sırasında gerçekleşen bir makine nakliyesi de tepki çekti. Sendika, bunun daha önce planlanmış olan arızalı bir boyama makinesinin alınmasıyla ilgili olduğunu açıklarken, operasyon sırasında boyama şablonları gibi diğer iş malzemelerinin de fabrikadan çıkarılmaya çalışıldığını belirtti. Knedlhanz’a göre bu girişim engellendi.
Saksonya-Anhalt’tan Thermowave GmbH’nin olası bir yatırımcı olarak ortaya çıkmasıyla Kelvion çalışanları için gelecekte umut verici bir olasılık doğdu.
Leipziger Volkszeitung’a göre, bir şirket temsilcisi konuyla ilgili olarak “Şu anda fabrikayı ve işgücünün önemli bir kısmını devralma olasılığını yoğun bir şekilde inceliyoruz,” dedi.
Fakat “önemli bir kısmı” demek “hepsi” anlamına gelmeyeceği için IGM, sosyal plan konusunda ısrar etmeye devam ediyor.
Başmüzakereci Knedlhanz, sendikanın amacının maksimum taleplerde katı bir şekilde ısrar etmek değil, çalışanlar için kabul edilebilir bir sonuç elde etmek olduğunu belirtti ve “Hâlâ aşılması gereken engeller mutlaka bizim tarafımızda değil,” dedi.
Sendika temsilcisi pazartesi günkü Knedlhanz, görüşmeler öncesinde hızlı bir anlaşmanın pek olası olmadığını düşündü.
Bu nedenle Kelvion çalışanları, grev hattında gece vardiyalarında çalışmaya biraz daha uzun süre devam edecek gibi görünüyor.
Avrupa
Europol: Avrupa’da müze soygunlarında kullanılan yöntemler değişti

Europol tarafından yayımlanan rapor, Avrupa genelinde müze soygunlarında kullanılan yöntemlerin ve hedeflerin değiştiğini ortaya koydu. Uzmanlaşmış suç örgütlerinin yerini sosyal medya üzerinden toplanan kişilerin ve farklı suç alanlarından gelen faillerin aldığı, soygunlarda şiddet içerikli yöntemlerin arttığı bildirildi.
Avrupa Polis Teşkilatı (Europol), “Taktikler Değişiyor, Hedefler Değişiyor: Müze Soygunlarının Gelişen Niteliği” (Changing tactics, changing targets: the evolving nature of museum heists) başlıklı özel bir rapor yayımladı.
Raporda, Avrupa genelindeki müze hırsızlıklarında izlenen yöntemlerin ve hedef alınan nesnelerin niteliğinde belirgin bir değişim yaşandığı bildirildi.
Raporda, müze soygunlarında kullanılan zorlayıcı ve şiddet içerikli taktiklerde kaygı verici bir artış görüldüğü vurgulandı.
Belgede şu ifadelere yer verildi: “Müze hırsızlıkları giderek daha saldırgan hale geliyor; failler binalara girmek ve personeli sindirmek amacıyla balyoz, patlayıcı madde ve ateşli silah gibi araçlar kullanıyor.”
Uzmanlaşmış geleneksel suç gruplarının yerini şiddete başvurmayan eski kültür varlığı kaçakçılarından farklı olarak yeni suç aktörlerine bıraktığı aktarıldı.
Bu çerçevede sosyal medya üzerinden toplanan geçici grupların devreye girdiği ve farklı suç alanlarında faaliyet gösteren bazı faillerin, müze soygunlarının düşük riskli ve yüksek kazançlı potansiyeline yönelerek sürece dahil olduğu ifade edildi.
Soyguncuların değerli metallere, değerli taşlara, Çin porselenlerine ve kültürel öneme sahip diğer tarihi eserlere odaklandığı bildirildi.
Bu yönelimin gerekçesi olarak yüksek piyasa talebi ve yasa dışı yollardan satışın kolay olması gösterildi.
Yatırımcıların ve merkez bankalarının altını güvenli bir varlık olarak görme eğiliminin güçlenmesiyle birlikte altın fiyatlarının yükselmeyi sürdürdüğü kaydedildi.
Raporda bulguları örneklendirmek amacıyla son dönemde kayda geçen soygun vakalarına yer verildi. Bu kapsamda 19 Ekim 2025 tarihinde Paris’teki Louvre Müzesi’nde gerçekleşen soygun aktarıldı.
Faillerin inşaat merdiveni kullanarak Apollon Galerisi’ne girdiği ve Napolyon ile İmparatoriçe Joséphine’in koleksiyonuna ait parçaları çaldığı belirtildi. Toplamda yaklaşık 88 milyon euro değerindeki sekiz tarihi mücevherin yedi dakika içinde müzeden çalındığı ifade edildi.
Hollanda’nın Assen kentindeki Drents Müzesi’nde 24 Ocak 2025’i 25 Ocak 2025’e bağlayan gece gerçekleşen soygunda ise 2 bin 500 yıllık Coțofenești miğferi ile üç altın Daçya bileziğinin çalındığı anımsatıldı.
Polisin söz konusu miğferi nisan ayında geri almayı başardığı bildirildi. Raporda ayrıca 2024 yılında Fransa’daki Cognacq-Jay Müzesi’ne düzenlenen saldırı da dikkat çeken örnekler arasında sıralandı.
Ulusal düzeyde yürütülen soruşturmaların Europol bünyesindeki Avrupa Ciddi ve Organize Suçlar Merkezi (ESOCC) mülkiyet suçları uzmanlarınca desteklendiği kaydedildi.
Uzmanların Avrupa Birliği üyesi ülkelerdeki soruşturma birimlerine operasyonel, analitik ve koordinasyon desteği sağlayarak kültürel varlıkların yasa dışı ticaretine karşı mücadelede rol üstlendiği belirtildi.
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Amerika4 gün önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Dünya Basını1 hafta önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Dünya Basını2 hafta önceÇin, Buz İpek Yolu yarışını kazanıyor
Görüş1 hafta önceBüyük Oyun III: Enerji ve Dolar Açlığıyla Şekillenen Yeni Dünya
Rusya1 hafta önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını2 hafta önceNikkei Asia: ABD-Japonya yen müdahalesi Tokyo için bir başka yenilgi












