Avrupa
Fransa’da sağcı gencin ölümünün faturası Boyun Eğmeyen Fransa’ya kesiliyor

23 yaşındaki sağcı genç Quentin Deranque’ın geçen hafta darp sonucu beyin hasarı nedeniyle hayatını kaybetmesi, “aşırı sol”a karşı kampanya başlatılmasına neden oldu.
Fransız sol lider Jean-Luc Mélenchon ve partisi Boyun Eğmeyen Fransa (LFI), cinayetin ardından yoğun eleştirilere maruz kalıyor ve bu durum partisinin seçim hedeflerini tehdit ediyor.
Mélenchon ve LFI, hareketlerinin şiddet içermediğini vurguladı ve Deranque’ın ölümle sonuçlanan kavgadan sorumlu oldukları yönündeki iddiaları reddetti.
Deranque, LFI’nın Avrupa Parlamentosu (AP) milletvekili Rima Hassan’ın ana konuşmacı olduğu bir öğrenci toplantısının kenarında çıkan kavga sırasında saldırıya uğramıştı.
Sağcı Ulusal Birlik (RN) ve daha muhafazakâr Les Républicains, önümüzdeki ay yapılacak önemli belediye seçimleri ve 2027’deki cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Mélenchon’u “tehlikeli bir demagog” olarak gösterme fırsatını bu trajediyi kullanarak yakalamış görünüyor.
Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Başbakan Sébastien Lecornu gibi siyasetçiler, bu fırsatı kullanarak LFI’ya “içini temizlemesi” ve söylemlerini yumuşatması çağrısında bulunuyor.
Öte yandan Macron, cumartesi günü, aşırı sağcı gruplar tarafından Deranque’a saygı göstermek için Lyon’da düzenlenen yürüyüşe yaklaşık 3.000 kişinin katılması üzerine sükunet çağrısında bulundu.
Macron hükümeti, “aşırı sağcı” gencin ölümünden “aşırı sol”u sorumlu tuttu
LePen’in partisinden LFI’ya karşı “güvenlik kordonu” çağrısı
Eski muhafazakâr başbakan ve muhtemel 2027 cumhurbaşkanı adayı Dominique de Villepin, Mélenchon’un partisinin şu anda “şeytanlaştırılmasının” tek bir amacı olduğunu düşündüğünü söyledi: Fransız aşırı sağının iktidara gelmesini meşrulaştırmak.
Fakat RN’nin LFI’yı ülkenin yeni “yasaklı”ları haline getirme girişimi işe yarıyor gibi görünüyor.
Deranque’ın ölümünden sonra bağımsız anket şirketi Odoxa tarafından yapılan bir ankette, ankete katılanların sadece yüzde 11’i Mélenchon’un olaya uygun tepki verdiğini düşündüğünü belirtti.
Ankete katılanların yüzde 61’i, LFI’nın iktidara gelmesini engellemek için gelecek ay yapılacak belediye seçimlerinde oy kullanmaya hazır olduklarını söyledi.
Bu, seçmenlerin “aşırı sağa” karşı güvenlik duvarı oluşturmak için takındıkları tutumu hatırlatıyor.
Gerginlikler tırmanırken, RN Başkanı Jordan Bardella geçen hafta, LFI’ya karşı bir “cordon sanitaire”, yani bu partiyi herhangi bir koalisyondan dışlayacak bir güvenlik kordonu çağrısında bulundu.
Macron hükümeti, “sola karşı tehlikeli bir sempati” olduğu kanaatinde
Avrupa’da, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında cordon sanitaire çağrıları genellikle neo-nazi ve neo-faşist partilere karşı yapılıyordu.
Fakat bu açıklamalarının ardından Bardella, bu tür etkinliklerin şiddet olaylarına dönüşebileceği endişesiyle, Ulusal Birlik yetkililerinden Deranque’ı anmak için düzenlenen toplantılara katılmamalarını istedi.
Bardella ve müttefikleri, RN’nin politikalarının normalleşmesiyle birlikte, partilerini “giderek radikalleşen şiddet yanlısı siyasi sol”un kurbanı olarak göstermeye çalışıyorlar.
Bardella’ya yakın RN milletvekili Pierre-Romain Thionnet, “Boyun Eğmeyen Fransa [bizden] tamamen zıt yönde ilerliyor,” dedi.
Fransa’nın “giderek tehlikeli hale gelen bir solun pençesinde” olduğu fikri açıkça yerleşiyor.
Örneğin POLITICO’ya konuşan bir hükümet yetkilisi şunları söyledi:
“Aşırı sol ve aşırı sağın yanlışlarını kınıyoruz. Fakat aşırı sola karşı bir hoşgörü var, Fransa’da radikal sol hakkında tehlikeli bir tür romantizm var.”
Mélenchon’a karşı kutsal ittifak
Nitekim sağın çeşitli tonları da Boyun Eğmeyen Fransa ve lideri Mélenchon’a karşı harekete geçti.
Örneğin Public Sénat’ın sabah programına konuk olan Identité-Libertés partisi başkanı Marion Maréchal, Deranque’ın ölümünde LFI’nın “ahlaki suç ortaklığı” olduğunu savundu.
Partisinin Avrupa Parlamentosu üyesi ve Jean-Marie Le Pen’in torunu, Quentin Deranque’a yapılan anma töreninde yaşanan olayların “önemsiz” olduğunu düşünürken, valilik Nazi selamı yapıldığına dair ihbarlar aldığını bildirdi.
Rhône valiliği, 21 Şubat Cumartesi günü Lyon’da Deranque’ı anmak için düzenlenen gösteride ırkçı hakaretler ve Nazi selamları yapıldığına dair ihbarda bulunmuştu.
Bildirimlere ve birkaç aşırı sağcı grubun varlığına rağmen, Maréchal “anma töreni düzenlemek isteyen tüm insanları şeytanlaştırmaya yönelik bir tavır” olduğunu eleştirdi.
LFI milletvekili Raphaël Arnault’nun parlamento asistanı soruşturma altına alınırken, özellikle bu partinin sorumluluğuna dikkat çeken Maréchal, “Jeune Garde [Genç Muhafız], LFI tarafından gayri resmi bir güvenlik gücü olarak kullanılıyorsa, Rima Hassan ve LFI üyeleri Lyon’da olanlardan sorumlu tutulmalıdır,” dedi.
Marion Maréchal ayrıca, Sosyalist Parti’nin (PS) de 2024 seçim anlaşmasında Jeune Garde’nin desteğini aldığını ekledi.
Maréchal, son yıllarda siyasi şiddetin arttığını söylerken, “aşırı solcu” militanları bunun sorumlusu olmakla suçladı:
“Ülkemizde yaygın olan şiddet, aşırı solcu militanlardan kaynaklanıyor […] Bugün, açıkça şiddete çağıran tek kişi Jean-Luc Mélenchon.”
Boyun Eğmeyen Fransa lideri şiddeti kınadı
Mélenchon ise, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’e düzenlediği saldırıyı kınamayı reddetmesi de dahil olmak üzere, uzun süredir Fransız siyasetinde tartışmalı bir figür.
Mélenchon, bir LFI milletvekili tarafından kurulan ve çatışmaya karışmakla suçlanan, Haziran 2025’te dağıtılan antifaşist grup Genç Muhafız’ın “direniş” ruhunu övdü; şiddeti yetkililere yükledi; ve olaydaki rolü nedeniyle soruşturma altında olan parlamento yardımcısını görevden uzaklaştırdığı için Ulusal Meclis başkanını eleştirdi.
Mélenchon nihayetinde şiddeti kınadı ve geçen hafta, “Genç Quentin’in ailesine ölü olarak geri getirilmesini hiçbir şey haklı çıkaramaz,” dedi.
Gelecek ay yapılacak belediye seçimleri iki turlu olacak ve ilk turda yüzde 10’un üzerinde oy alan her aday ikinci tura yükselecek. Bu da zaferin genellikle stratejik ittifaklara ve benzer görüşlere sahip rakipleri gururlarını bir kenara bırakıp güçlerini birleştirmeye ikna etmeye bağlı olduğu anlamına geliyor.
Fakat Deranque’ın ölümünün ardından, LFI ile işbirliği yapmak riskli olabilir.
Sosyalist Parti, olayın ardından Mélenchon ve ekibiyle ilişkilerini kestiğini açıkladı, fakat muhafazakâr veya aşırı sağcı rakiplerine karşı ikinci turda başarılı olmak için muhtemelen “aşırı sol”un oylarına ihtiyaç duyacak.
Ipsos anketörü Mathieu Gallard, POLITICO’ya, “Paris ve Marsilya gibi şehirlerde, LFI seçmenlerinin tercihi belirleyici olabilir. Ulusal Birlik, sağ ve bazı Macron destekçileri tarafından LFI’nun şeytanlaştırılmasıyla, Sosyalistler aşırı sol ile ittifak kurabilir mi?”diye sordu.
LFI meclis lideri Panot: Neo-Nazi yürüyüşü yasaklanmalıydı
Pazar günü BFMTV’ye konuk olan Ulusal Meclis’teki LFI grubunun başkanı Mathilde Panot, sağcılar ve hükümet tarafından suçlanan LFI milletvekili Raphaël Arnault’yu savundu.
Arnault’nun parlamento asistanı Jacques-Elie Favrot ve bir stajyeri, Quentin Deranque’ın ölümüyle ilgili soruşturmada soruşturma altına alınmıştı.
Panot, “Onun bu olayla hiçbir ilgisi yok. Bir adamı yere düşürdükten sonra ölümüne kadar dövmek gibi bir şey yapmaz. Bu, Jeune Garde’nin tarihinde yaptığı şey değil,” dedi.
Panot, Genç Muhafız militanlarının daha ziyade, “Lyon’da insanları ırkçı saldırılardan koruduğunu”savundu.
Raphaël Arnault’un Ulusal Meclis veya parlamento grubundan uzaklaştırılması olasılığı sorulduğunda, Panot bu iddiayı reddetti ve “Kesinlikle hayır […] Raphaël Arnault’nun grubumda olmasından gurur duyuyorum,” dedi ve şöyle devam etti:
“Bu trajediyi, LFI’nın ellerinde kan olduğunu inandırarak bize herhangi bir sorumluluk yüklemeye çalışanlar son derece sorumsuzdur.”
Insoumis milletvekili, Raphaël Arnault’nun “Fransa’nın her yerinde ve hatta Avrupa’nın her yerinde ölüm tehdidi altında” olduğunu ve bugün genç adamın ölümünden dolayı “yıkılmış” olduğunu söyledi ve “Karar verdiğinde konuşacaktır,” diye ekledi.
Panot ayrıca Cumartesi günü Lyon’da düzenlenen yürüyüşü şiddetle kınadı ve “Bu yürüyüş yasaklanmalıydı […]. Neonazilerin sokaklarda yürüyüş yapmasına asla izin verilemez,” dedi.
Fransız hükümetinden ABD’ye tepki
Öte yandan Fransa Dışişleri Bakanı, Deranque’ın öldürülmesi konusunda Trump yönetiminin yaptığı açıklamaları protesto etmek için ABD Büyükelçisi Charles Kushner’ı çağıracağını söyledi.
Jean-Noel Barrot, ABD Dışişleri Bakanlığı Terörle Mücadele Bürosu’nun X’te yayınladığı, “Fransız İçişleri Bakanı tarafından doğrulanan, Quentin Deranque’ın solcu militanlar tarafından öldürüldüğü haberleri hepimizi endişelendirmeli,” şeklindeki açıklamasına tepki gösterdi.
Barrot, “Bir Fransız ailesini yas tutmaya sürükleyen bu trajedinin siyasi amaçlarla kullanılmasına karşı çıkıyoruz. Özellikle şiddet konusunda, uluslararası gerici hareketten öğrenecek hiçbir dersimiz yok,” dedi.
Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, “şiddet içeren radikal solculuğun yükselişte olduğunu ve Quentin Deranque’ın ölümündeki rolünün, kamu güvenliğine yönelik tehdidi gösterdiğini” belirtmişti.
ABD, “Durumu izlemeye devam edeceğiz ve şiddet uygulayanların adalete teslim edilmesini bekliyoruz,” demişti.
Olayla ilgili yedi kişiye ön suçlama yöneltildi. Lyon savcılığı, her birinin kasıtlı cinayet, ağır şiddet ve suç örgütü kurmakla suçlanmasını talep etti. Sanıklardan altısı üç suçlamanın tümüyle suçlandı. Yedincisi ise kasıtlı cinayet, ağır şiddet ve suç örgütü kurmakla suç ortaklığıyla suçlandı.
Lyon savcısı Thierry Dran, “suç ortaklığı” suçlamasıyla sorgulanan diğer dört kişi (üç erkek ve bir kadın) serbest bırakıldığını açıkladı. Sorgulanan yedi kişiden ikisi olayla ilgili açıklama yapmayı reddederken, diğerleri olay yerinde bulunduklarını kabul etti.
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni de Quentin Deranque’ın ölümünü “tüm Avrupa için bir yara” olarak nitelendirdi.
Deranque’ın politik konumu: Fransız aşırı sağı ve “Avrupa medeniyetini korumak”
Deranque’ın ölümü, LFI milletvekili Hassan’ın konferansını protesto eden sağcı grubu da öne çıkardı.
Deranque, “Batılı kadınların” haklarını savunmak için 2019 yılında kurulan Némésis Kolektifi’nin kadınlarıyla birlikte protestoya katıldı.
Kolektif, Avrupa kıtasındaki “yasadışı göçmenlerin cinsel şiddetini” görmezden gelirken, kadınları desteklediğini iddia eden “sahte doktrinlere” karşı da mücadele ediyor.
Öte yandan Le Monde’un aktardığına göre sağcı genç, özellikle Kiliseler etrafında örgütlenen bir hareketin de parçasıydı. Gazeteye göre onun aracılığıyla, “aşırı sağ”ın yeni neslinin portresi de ortaya çıkıyor: “öz savunma” fikrine çekim duyan, integral Katoliklikten oluşan bir portre.
Deranque Lyon’da bulunan ve ayinlerin Latince yapıldığı gelenekçi bir cemaat olan Saint-Georges kilisesinin düzenli bir üyesiydi. Aşırı sağcı Radio Courtoisie radyo istasyonunda “ahlaki ve manevi erdemlerini” öven arkadaşı Vincent’a göre, “birkaç yıl önce” din değiştirmişti.
Vincent, Deranque’yi aşırı sağcı öğrenci grubu GUD’nin şiddet yanlısı aktivistlerine verilen “kara sıçan” lakabından ziyade bir kitap kurdu olarak tanımlayarak, “Aziz Thomas Aquinas ve Aziz Augustinus’un kitaplarını çok okurdu,” diye ekledi.
Vincent’a göre ölen genç, “Kökleriyle yeniden bağlantı kurmuş normal bir gençti. Ülkesini, halkını, medeniyetini, dinini seven biriydi. Quentin efsane oldu; o zaten bir kahraman ve şehit.”
Kilise merkezli “beyaz öz savunması” örgütlenmeleri
Deranque, eğitim için Lyon’a taşınmadan önce, köyü Saint-Cyr-sur-le-Rhône’dan sadece birkaç kilometre uzaklıkta bulunan, yine gelenekçi bir cemaatin bulunduğu Vienne kasabasındaki Notre-Dame-de-l’Isle kilisesine gidiyordu.
Yakınlarına göre, ailesinin bir kısmını din değiştirmeye ikna etmiş ve iki yıl önce Lyon’daki Saint-Georges kilisesinde kendi babasının vaftiz babası olmuştu.
Bu bağlamda, Lyon’da Academia Christiana tarafından düzenlenen konferanslara, sonbahar toplantısına ve örgütün güney Fransa’da düzenlediği hac ziyaretine katıldı.
Kendisini bir inanç okulu olarak tanıtan Academia Christiana, göçmenlerin zorla sınır dışı edilmesini ve fiziksel savaş eğitimini savunuyor ve radikal aşırı sağcı grupların buluşma noktası olarak hizmet ediyor. Örgütün önerilen okuma listesinde birkaç antisemitik yazar da yer alıyor.
2023 yılında, dönemin içişleri bakanı Gérald Darmanin, Academia Christiana’yı feshetme sözü vermiş, fakat daha sonra bu fikrinden vazgeçmişti.
O zamandan beri Academia Christiana, Fransa’nın çeşitli bölgelerine yayıldı. Pagan aşırı sağ çevrelerin önemli isimlerinden kimlik teorisyeni Jean-Yves Le Gallou, “Bu, güncel bir eğilimi yansıtıyor: Academia Christiana’ya gelen ve ideolojik farklılıklarına rağmen ortak bir zemin bulan ‘yeniden doğanlar’. Genel olarak, aynı kimlik mücadelesini paylaşıyorlar ve aynı anda birkaç gruba ait olabilirler,” diyor.
Deranque’ın kişisel yolculuğunda, birçok farklı radikal aşırı sağcı grup yer alıyor. Öldüğü gün, kimlikçi ve “femonasyonalist” grup Némésis’i korurken bir grup antifaşist aktivistle çatıştı.
Oysa kendisi, Lyon’un aşırı sağ sahnesini şu anda domine eden “devrimci milliyetçi” hareketin bir aktivistiydi. Polis kaynakları, bu grubun üye sayısının 400 ila 500 arasında olduğunu tahmin ederken, aşırı sol grupların üye sayısı 800.
Kimlikçi aşırı sağ fraksiyon, İslam ve göçmen nüfusun beyaz nüfusun yerini aldığını iddia eden “büyük ikame” sürecine karşı “Avrupa medeniyetini” savunmaya odaklanırken, devrimci milliyetçi fraksiyon, etnik açıdan aynı derecede takıntılı olmasına rağmen, sosyal katılım, anti-semitizm ve anti-emperyalist davaları destekleme geleneği ile kendini ayırıyor.
Buna Filistin davasını desteklemek de dahil ama Némésis’in protesto ile engellemeye çalıştığı LFI milletvekili Rima Hassan’ın konferansının konusuda Filistin’di.
Neo-faşist gruplar, Deranque’ı anmak için sıraya girdi
Deranque ayrıca, küçük bir yerel grup olan Allobroges’in aktivistiydi. 2025 yılında Bourgoin-Jallieu kasabasında kurulan Allobroges, daha önce neo-faşist 9 Mayıs Komitesi’nin Paris’te düzenlediği yıllık geçit töreninde aşırı sağcı Kelt haçı sembolü altında yürüyüş yapan bir gruptu.
Deranque de o gün Paris sokaklarında yürüyüşe katıldı. Lyon’da yaşayan bir aktivistin Le Figaro gazetesine verdiği bilgiye göre, Deranque, yürüyüşe katılan aşırı sağcı aktivistlerin büyük çoğunluğu gibi yüzünü boyunluk ve güneş gözlüğüyle gizlemişti.
Deranque daha önce üçüncü büyük aşırı sağcı hareketin üyesi olmuştu: Kraliyetçi örgüt Action Française, Vienne şubesinden yaptığı açıklamada Deranque’nin örgütlerinde aktivist olduğunu belirtti.
Deranque ile bağlantıları olduğunu iddia eden bir başka grup da, 2019 yılında dağılan “devrimci milliyetçi” grup Bastion Social’ın halefi olan Audace Lyon.
Audace Lyon, “yoldaşımız Quentin’i” öven ve “parlamento ve Siyonist sağcıları” kınayan bir açıklama yayınladı.
Grubun sözcüsü AFP’ye yaptığı açıklamada, genç adamın “geçen hafta da dahil olmak üzere” boks ve koşu gibi “birçok spor antrenmanına bizimle birlikte” katıldığını söyledi. Fakat sözcü, Deranque’nin “ne şiddet eğilimli ne de saldırgan” olduğunu savundu.
Audace Lyon, Lyon’u antifaşistlere karşı “savunmak” amacıyla “Beyaz öz savunma” eğitimleri düzenleyen bir neo-faşist grup.
“Avrupa kökenli Fransızların çıkarlarını savunmak” amacıyla 2019 yılında kurulan Audace Lyon, yerel aşırı sağın merkez üssü olan ortaçağ Lyon bölgesinde bulunuyor.
Deranque de bu mahallede yaşıyordu ve oda arkadaşı Rémy Chemain ile birlikte, zayıf vücudunu güçlendirmek için boks ve halter antrenmanı yapıyordu.
Chemain, Le Dauphiné Libéré gazetesine verdiği demeçte Deranque’ı “ciddi ve aklı başında” ve “kesinlikle şiddet yanlısı olmayan” biri olarak tanımladı.
Avrupa
Radev: Bulgaristan Ukrayna koalisyonunda yer almayacak

Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev, ülkesinin Ukrayna için kurulan “gönüllüler koalisyonuna” katılmayacağını açıkladı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’dan şahsen davet aldığını belirten Radev, Ukrayna’ya mali ve askeri yardımın sürdürülmesini savunan bir yapıda yer almayacaklarını ifade etti.
Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev, ülkesinin Ukrayna’ya yönelik destek kapsamında oluşturulan “gönüllüler koalisyonunda” yer almayacağını duyurdu.
Fransa’nın milli günü vesilesiyle Paris’te düzenlenen askeri geçit töreni öncesinde Bulgaristan Ulusal Radyosuna (BNR) açıklamalarda bulunan Radev, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’dan bu yapıya katılmaları için şahsi davet aldığını aktardı.
Radev, “Ukrayna’ya yönelik mali ve askeri yardımın devam etmesi konusunda ısrarcı olan bir koalisyonda yer almıyoruz” dedi.
Ukrayna’daki çatışmanın askeri araçlarla uzatılmasını doğru bulmadığını ifade eden Radev, çözümün askeri yöntemlerle süreci uzatmak değil, tansiyonun yükselmesini nihayet nihayete erdirecek “güçlü bir diplomatik misyon” yürütmek olduğunu kaydetti.
Bulgaristan, Paris’te düzenlenen “gönüllüler koalisyonu” toplantısına katılım göstermedi.
Kararların alınacağı yerler AB ve NATO
Paris’te gündeme gelen “anti-balistik koalisyon” oluşturulması yönündeki kararı da değerlendiren Radev, “Kolektif güvenliğimizi ilgilendiren tüm kararlar farklı bir formatta ve başka yerlerde alınıyor. Çok sayıda öneri ve fikirle karşılaştık. Bulgaristan karar alma süreçlerinde aktif olarak rol alıyor. Bu kararlar, Bulgaristan’ın da ağırlığa sahip olduğu ve aktif temsil edildiği AB ve NATO çerçevesinde alınıyor” ifadelerini kullandı.
Bulgaristan Başbakanı, geçen hafta yaptığı açıklamada ise Sofya’nın Kiev’e yardımlarını kendi imkanları sınırında tutacağını belirtmişti.
Radev bu sınırın, vatandaşlara yönelik sosyal yükümlülükler ve önceki hükümetlerin geride bıraktığı yüksek bütçe açığı gözetilerek belirleneceğini vurgulamıştı. Bulgaristan Başbakanı haziran ayında da Ukrayna’ya silah sevkıyatını durduracaklarını açıklamıştı.
Dolaylı mühimmat tedariki sürüyor
Bloomberg’in verilerine göre Bulgaristan, Avrupa Birliği bünyesinde Sovyet dönemi standartlarındaki mühimmatın en büyük üreticileri arasında yer alıyor.
Ukrayna ordusunun çatışmaların ilk aşamasında bu mühimmatlara önemli ölçüde bağımlı olduğu biliniyor. Sofya yönetiminin doğrudan sevkıyat yapmayı reddetmesine rağmen, Bulgar üretimi askeri malzemelerin üçüncü ülkeler üzerinden Ukrayna’ya ulaştığı belirtiliyor.
Bulgaristan, 2022 yılından bu yana Kiev’e 13 askeri yardım paketi gönderdi ancak bu yardımların hacmi ve mali değeri hakkında resmi bir açıklama yapmadı.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise Paris’teki “gönüllüler koalisyonu” toplantısına tepki gösterdi.
Bu oluşumu “savaş kışkırtıcıları koalisyonu” olarak nitelendiren Peskov, “Bu yapı, barış istemeyen, savaşın sürmesini arzulayan ve ülkemizi stratejik bir yenilgiye uğratabilecekleri yönündeki derin bir yanılgıya kapılan ülkeler grubudur” değerlendirmesinde bulundu.
Avrupa
İngiliz savunma şirketlerine AB fonundan pay yolu açıldı

İngiltere Başbakanı Keir Starmer, İngiliz savunma şirketlerinin Avrupa Birliği’nin Ukrayna’yı desteklemek amacıyla oluşturduğu 90 milyar euroluk program kapsamındaki ihalelere katılabileceğini duyurdu. İngiltere hükümetinin basın servisinden yapılan açıklamaya göre bu anlaşma, Londra ile Brüksel arasında savunma ve güvenlik alanındaki işbirliğini geliştirmek adına önemli bir adım niteliği taşıyor.
İngiltere Başbakanı Keir Starmer, ülkesindeki savunma sanayisi şirketlerinin Avrupa Birliği (AB) tarafından Ukrayna’ya destek amacıyla yürütülen 90 milyar euro (yaklaşık 102,6 milyar dolar) hacimli program kapsamındaki sözleşme ihalelerine katılabileceğini açıkladı.
İngiltere hükümetinin resmi internet sitesinde yayımlanan basın açıklamasında, bu uzlaşmanın mayıs ayında düzenlenen Avrupa Siyasi Topluluğu Zirvesi’nin ardından Londra ile Brüksel arasında başlatılan müzakerelerin bir sonucu olduğu belirtildi.
İngiliz hükümeti, varılan anlaşmayı Londra ve Brüksel’in savunma ile güvenlik alanlarındaki işbirliğinde ileriye dönük önemli bir adım olarak nitelendirdi.
Başbakan Starmer, sağlanan mutabakatın İngiliz savunma işletmelerine yeni siparişler garanti edeceğini, istihdam olanakları yaratacağını ve ülkenin savunma sanayi kompleksini tahkim edeceğini kaydetti. İngiltere’nin bu programa yapacağı mali katkının boyutu, İngiliz şirketlerinin kazanacağı sözleşmelerin toplam değerine göre belirlenecek.
Londra yönetimi, bu yıl Ukrayna’ya hali hazırda 3,75 milyar sterlin (yaklaşık 4,8 milyar dolar) tutarında askeri yardım sağladığını hatırlattı.
Yapılan açıklamada ayrıca, Kiev’e her yıl 3 milyar sterlin (yaklaşık 3,8 milyar dolar) değerinde askeri destek sağlama taahhüdünün “gerektiği sürece” yürürlükte kalacağı vurgulandı.
Bloomberg’ün konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı daha önceki haberinde, AB’nin Ukrayna’ya İngiliz şirketlerinden silah satın alabilmesi için 60 milyar euro (yaklaşık 69 milyar dolar) tutarındaki kredi imkanını kullanma izni vermeye hazırlandığı belirtilmişti.
Habere göre anlaşma, Ukrayna tarafının İngiliz savunma üreticileriyle imzalayacağı sözleşmelerin maliyetinin İngiltere tarafından tazmin edilmesini öngörüyor.
Haberde paylaşılan diğer ayrıntılara göre bu mutabakat, tarafların İngiltere’nin Avrupa savunma fonu SAFE programına katılımı konusunda ortak bir paydada buluşamaması üzerine geliştirilen bir uzlaşı formülü niteliği taşıyor.
Avrupa
Estonya, Rusya sınırına yeni askeri üs kuruyor

Estonya, Rusya sınırındaki Narva kentinde 15 milyon euro bütçeyle askeri üs inşa etmeye hazırlanıyor. Kamu yayıncısı ERR’nin aktardığına göre, İvangorod kentinin karşısında yer alacak üssün 2028 yazında tamamlanması planlanıyor. Savunma Bakanı Hanno Pevkur, projenin ulusal güvenlik için stratejik bir karar olduğunu iddia etti.
Estonya, Rusya sınırındaki Narva kentinde askeri altyapı kurma çalışmalarına başlıyor. Rusya’nın İvangorod kentinin karşısında ve St. Petersburg’a en yakın sınır noktalarından birinde yer alacak üs için Estonya Savunma Yatırımları Devlet Merkezi, 15 milyon euro değerinde tasarım ve inşaat ihalesi açtı.
Estonya kamu yayıncısı ERR’nin haberine göre proje, 7 bin 500 metrekareden geniş bir alanda 12 binanın ve mühendislik altyapısının inşasını kapsıyor.
Ana tesislerin 2028 yazında faaliyete geçmesi planlanıyor. İlk etapta 150 askerin 2027 yılının başında yerleştirileceği üs, tamamlandığında Estonya Savunma Kuvvetleri 1. Piyade Tugayı’na bağlı yaklaşık 200 askere ev sahipliği yapacak.
Ancak tesis, ihtiyaç duyulması halinde NATO müttefiklerinin askeri birimlerini de ağırlayacak şekilde 1000 kişi kapasiteli olarak tasarlanıyor.
Estonya Savunma Bakanı Hanno Pevkur, daha önce yaptığı açıklamada Narva’da bir üs kurulmasını ulusal güvenlik alanında “stratejik bir karar” olarak nitelendirmişti.
Geçen yıl onaylanan projenin hayata geçirilmesi, arazi mülkiyeti meseleleri ve yerel halkla yürütülen görüşmeler nedeniyle gecikti. Üs fikri, Estonya’da Rusça konuşan nüfusun en yoğun olduğu Narva kentinde bazı yerel sakinlerin tepkisini çekti.
Sakinlerden bazıları, olası bir çatışma durumunda askeri tesisin hedef haline gelebileceği yönünde endişelerini dile getirdi.
Estonya Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Vahur Karus ise ordunun varlığının yerel halk için bir tehdit değil, aksine güvenlik garantisi olarak görülmesi gerektiğini ifade etti.
Yeni üssün inşası, Estonya ve NATO’nun doğu kanadını güçlendirme programının bir parçasını oluşturuyor. Rusya sınırı boyunca Baltık Savunma Hattı’nın yapımı devam ederken, 1. Piyade Tugayı Karargahı da Narva yakınlarındaki modernize edilmiş Jõhvi üssüne taşınıyor.
Ayrıca tanksavar hendeklerinin yapımına başlanırken, Estonya’nın sınır hattına yaklaşık 600 sığınak ve diğer mühendislik engelleri inşa etmeyi planladığı belirtiliyor.
Bu önlemler alınırken Tallinn yönetimi askeri harcamalarını artırmayı sürdürüyor. Estonya Savunma Bakanlığı verilerine göre, ülkenin savunma bütçesi 2026 yılında yüzde 42 artışla 1,7 milyar eurodan 2,4 milyar euroya yükselecek ve askeri harcamalar gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 5,4’üne ulaşacak.
Yetkililer, savunma harcamalarını en az 2029 yılına kadar GSYH’nin yüzde 5’inin altında tutmamayı planlıyor.
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi7 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Amerika7 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş7 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik
Diplomasi6 gün önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Asya6 gün önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı












