Avrupa
Fransa’da sağcı gencin ölümünün faturası Boyun Eğmeyen Fransa’ya kesiliyor

23 yaşındaki sağcı genç Quentin Deranque’ın geçen hafta darp sonucu beyin hasarı nedeniyle hayatını kaybetmesi, “aşırı sol”a karşı kampanya başlatılmasına neden oldu.
Fransız sol lider Jean-Luc Mélenchon ve partisi Boyun Eğmeyen Fransa (LFI), cinayetin ardından yoğun eleştirilere maruz kalıyor ve bu durum partisinin seçim hedeflerini tehdit ediyor.
Mélenchon ve LFI, hareketlerinin şiddet içermediğini vurguladı ve Deranque’ın ölümle sonuçlanan kavgadan sorumlu oldukları yönündeki iddiaları reddetti.
Deranque, LFI’nın Avrupa Parlamentosu (AP) milletvekili Rima Hassan’ın ana konuşmacı olduğu bir öğrenci toplantısının kenarında çıkan kavga sırasında saldırıya uğramıştı.
Sağcı Ulusal Birlik (RN) ve daha muhafazakâr Les Républicains, önümüzdeki ay yapılacak önemli belediye seçimleri ve 2027’deki cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Mélenchon’u “tehlikeli bir demagog” olarak gösterme fırsatını bu trajediyi kullanarak yakalamış görünüyor.
Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Başbakan Sébastien Lecornu gibi siyasetçiler, bu fırsatı kullanarak LFI’ya “içini temizlemesi” ve söylemlerini yumuşatması çağrısında bulunuyor.
Öte yandan Macron, cumartesi günü, aşırı sağcı gruplar tarafından Deranque’a saygı göstermek için Lyon’da düzenlenen yürüyüşe yaklaşık 3.000 kişinin katılması üzerine sükunet çağrısında bulundu.
Macron hükümeti, “aşırı sağcı” gencin ölümünden “aşırı sol”u sorumlu tuttu
LePen’in partisinden LFI’ya karşı “güvenlik kordonu” çağrısı
Eski muhafazakâr başbakan ve muhtemel 2027 cumhurbaşkanı adayı Dominique de Villepin, Mélenchon’un partisinin şu anda “şeytanlaştırılmasının” tek bir amacı olduğunu düşündüğünü söyledi: Fransız aşırı sağının iktidara gelmesini meşrulaştırmak.
Fakat RN’nin LFI’yı ülkenin yeni “yasaklı”ları haline getirme girişimi işe yarıyor gibi görünüyor.
Deranque’ın ölümünden sonra bağımsız anket şirketi Odoxa tarafından yapılan bir ankette, ankete katılanların sadece yüzde 11’i Mélenchon’un olaya uygun tepki verdiğini düşündüğünü belirtti.
Ankete katılanların yüzde 61’i, LFI’nın iktidara gelmesini engellemek için gelecek ay yapılacak belediye seçimlerinde oy kullanmaya hazır olduklarını söyledi.
Bu, seçmenlerin “aşırı sağa” karşı güvenlik duvarı oluşturmak için takındıkları tutumu hatırlatıyor.
Gerginlikler tırmanırken, RN Başkanı Jordan Bardella geçen hafta, LFI’ya karşı bir “cordon sanitaire”, yani bu partiyi herhangi bir koalisyondan dışlayacak bir güvenlik kordonu çağrısında bulundu.
Macron hükümeti, “sola karşı tehlikeli bir sempati” olduğu kanaatinde
Avrupa’da, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında cordon sanitaire çağrıları genellikle neo-nazi ve neo-faşist partilere karşı yapılıyordu.
Fakat bu açıklamalarının ardından Bardella, bu tür etkinliklerin şiddet olaylarına dönüşebileceği endişesiyle, Ulusal Birlik yetkililerinden Deranque’ı anmak için düzenlenen toplantılara katılmamalarını istedi.
Bardella ve müttefikleri, RN’nin politikalarının normalleşmesiyle birlikte, partilerini “giderek radikalleşen şiddet yanlısı siyasi sol”un kurbanı olarak göstermeye çalışıyorlar.
Bardella’ya yakın RN milletvekili Pierre-Romain Thionnet, “Boyun Eğmeyen Fransa [bizden] tamamen zıt yönde ilerliyor,” dedi.
Fransa’nın “giderek tehlikeli hale gelen bir solun pençesinde” olduğu fikri açıkça yerleşiyor.
Örneğin POLITICO’ya konuşan bir hükümet yetkilisi şunları söyledi:
“Aşırı sol ve aşırı sağın yanlışlarını kınıyoruz. Fakat aşırı sola karşı bir hoşgörü var, Fransa’da radikal sol hakkında tehlikeli bir tür romantizm var.”
Mélenchon’a karşı kutsal ittifak
Nitekim sağın çeşitli tonları da Boyun Eğmeyen Fransa ve lideri Mélenchon’a karşı harekete geçti.
Örneğin Public Sénat’ın sabah programına konuk olan Identité-Libertés partisi başkanı Marion Maréchal, Deranque’ın ölümünde LFI’nın “ahlaki suç ortaklığı” olduğunu savundu.
Partisinin Avrupa Parlamentosu üyesi ve Jean-Marie Le Pen’in torunu, Quentin Deranque’a yapılan anma töreninde yaşanan olayların “önemsiz” olduğunu düşünürken, valilik Nazi selamı yapıldığına dair ihbarlar aldığını bildirdi.
Rhône valiliği, 21 Şubat Cumartesi günü Lyon’da Deranque’ı anmak için düzenlenen gösteride ırkçı hakaretler ve Nazi selamları yapıldığına dair ihbarda bulunmuştu.
Bildirimlere ve birkaç aşırı sağcı grubun varlığına rağmen, Maréchal “anma töreni düzenlemek isteyen tüm insanları şeytanlaştırmaya yönelik bir tavır” olduğunu eleştirdi.
LFI milletvekili Raphaël Arnault’nun parlamento asistanı soruşturma altına alınırken, özellikle bu partinin sorumluluğuna dikkat çeken Maréchal, “Jeune Garde [Genç Muhafız], LFI tarafından gayri resmi bir güvenlik gücü olarak kullanılıyorsa, Rima Hassan ve LFI üyeleri Lyon’da olanlardan sorumlu tutulmalıdır,” dedi.
Marion Maréchal ayrıca, Sosyalist Parti’nin (PS) de 2024 seçim anlaşmasında Jeune Garde’nin desteğini aldığını ekledi.
Maréchal, son yıllarda siyasi şiddetin arttığını söylerken, “aşırı solcu” militanları bunun sorumlusu olmakla suçladı:
“Ülkemizde yaygın olan şiddet, aşırı solcu militanlardan kaynaklanıyor […] Bugün, açıkça şiddete çağıran tek kişi Jean-Luc Mélenchon.”
Boyun Eğmeyen Fransa lideri şiddeti kınadı
Mélenchon ise, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’e düzenlediği saldırıyı kınamayı reddetmesi de dahil olmak üzere, uzun süredir Fransız siyasetinde tartışmalı bir figür.
Mélenchon, bir LFI milletvekili tarafından kurulan ve çatışmaya karışmakla suçlanan, Haziran 2025’te dağıtılan antifaşist grup Genç Muhafız’ın “direniş” ruhunu övdü; şiddeti yetkililere yükledi; ve olaydaki rolü nedeniyle soruşturma altında olan parlamento yardımcısını görevden uzaklaştırdığı için Ulusal Meclis başkanını eleştirdi.
Mélenchon nihayetinde şiddeti kınadı ve geçen hafta, “Genç Quentin’in ailesine ölü olarak geri getirilmesini hiçbir şey haklı çıkaramaz,” dedi.
Gelecek ay yapılacak belediye seçimleri iki turlu olacak ve ilk turda yüzde 10’un üzerinde oy alan her aday ikinci tura yükselecek. Bu da zaferin genellikle stratejik ittifaklara ve benzer görüşlere sahip rakipleri gururlarını bir kenara bırakıp güçlerini birleştirmeye ikna etmeye bağlı olduğu anlamına geliyor.
Fakat Deranque’ın ölümünün ardından, LFI ile işbirliği yapmak riskli olabilir.
Sosyalist Parti, olayın ardından Mélenchon ve ekibiyle ilişkilerini kestiğini açıkladı, fakat muhafazakâr veya aşırı sağcı rakiplerine karşı ikinci turda başarılı olmak için muhtemelen “aşırı sol”un oylarına ihtiyaç duyacak.
Ipsos anketörü Mathieu Gallard, POLITICO’ya, “Paris ve Marsilya gibi şehirlerde, LFI seçmenlerinin tercihi belirleyici olabilir. Ulusal Birlik, sağ ve bazı Macron destekçileri tarafından LFI’nun şeytanlaştırılmasıyla, Sosyalistler aşırı sol ile ittifak kurabilir mi?”diye sordu.
LFI meclis lideri Panot: Neo-Nazi yürüyüşü yasaklanmalıydı
Pazar günü BFMTV’ye konuk olan Ulusal Meclis’teki LFI grubunun başkanı Mathilde Panot, sağcılar ve hükümet tarafından suçlanan LFI milletvekili Raphaël Arnault’yu savundu.
Arnault’nun parlamento asistanı Jacques-Elie Favrot ve bir stajyeri, Quentin Deranque’ın ölümüyle ilgili soruşturmada soruşturma altına alınmıştı.
Panot, “Onun bu olayla hiçbir ilgisi yok. Bir adamı yere düşürdükten sonra ölümüne kadar dövmek gibi bir şey yapmaz. Bu, Jeune Garde’nin tarihinde yaptığı şey değil,” dedi.
Panot, Genç Muhafız militanlarının daha ziyade, “Lyon’da insanları ırkçı saldırılardan koruduğunu”savundu.
Raphaël Arnault’un Ulusal Meclis veya parlamento grubundan uzaklaştırılması olasılığı sorulduğunda, Panot bu iddiayı reddetti ve “Kesinlikle hayır […] Raphaël Arnault’nun grubumda olmasından gurur duyuyorum,” dedi ve şöyle devam etti:
“Bu trajediyi, LFI’nın ellerinde kan olduğunu inandırarak bize herhangi bir sorumluluk yüklemeye çalışanlar son derece sorumsuzdur.”
Insoumis milletvekili, Raphaël Arnault’nun “Fransa’nın her yerinde ve hatta Avrupa’nın her yerinde ölüm tehdidi altında” olduğunu ve bugün genç adamın ölümünden dolayı “yıkılmış” olduğunu söyledi ve “Karar verdiğinde konuşacaktır,” diye ekledi.
Panot ayrıca Cumartesi günü Lyon’da düzenlenen yürüyüşü şiddetle kınadı ve “Bu yürüyüş yasaklanmalıydı […]. Neonazilerin sokaklarda yürüyüş yapmasına asla izin verilemez,” dedi.
Fransız hükümetinden ABD’ye tepki
Öte yandan Fransa Dışişleri Bakanı, Deranque’ın öldürülmesi konusunda Trump yönetiminin yaptığı açıklamaları protesto etmek için ABD Büyükelçisi Charles Kushner’ı çağıracağını söyledi.
Jean-Noel Barrot, ABD Dışişleri Bakanlığı Terörle Mücadele Bürosu’nun X’te yayınladığı, “Fransız İçişleri Bakanı tarafından doğrulanan, Quentin Deranque’ın solcu militanlar tarafından öldürüldüğü haberleri hepimizi endişelendirmeli,” şeklindeki açıklamasına tepki gösterdi.
Barrot, “Bir Fransız ailesini yas tutmaya sürükleyen bu trajedinin siyasi amaçlarla kullanılmasına karşı çıkıyoruz. Özellikle şiddet konusunda, uluslararası gerici hareketten öğrenecek hiçbir dersimiz yok,” dedi.
Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, “şiddet içeren radikal solculuğun yükselişte olduğunu ve Quentin Deranque’ın ölümündeki rolünün, kamu güvenliğine yönelik tehdidi gösterdiğini” belirtmişti.
ABD, “Durumu izlemeye devam edeceğiz ve şiddet uygulayanların adalete teslim edilmesini bekliyoruz,” demişti.
Olayla ilgili yedi kişiye ön suçlama yöneltildi. Lyon savcılığı, her birinin kasıtlı cinayet, ağır şiddet ve suç örgütü kurmakla suçlanmasını talep etti. Sanıklardan altısı üç suçlamanın tümüyle suçlandı. Yedincisi ise kasıtlı cinayet, ağır şiddet ve suç örgütü kurmakla suç ortaklığıyla suçlandı.
Lyon savcısı Thierry Dran, “suç ortaklığı” suçlamasıyla sorgulanan diğer dört kişi (üç erkek ve bir kadın) serbest bırakıldığını açıkladı. Sorgulanan yedi kişiden ikisi olayla ilgili açıklama yapmayı reddederken, diğerleri olay yerinde bulunduklarını kabul etti.
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni de Quentin Deranque’ın ölümünü “tüm Avrupa için bir yara” olarak nitelendirdi.
Deranque’ın politik konumu: Fransız aşırı sağı ve “Avrupa medeniyetini korumak”
Deranque’ın ölümü, LFI milletvekili Hassan’ın konferansını protesto eden sağcı grubu da öne çıkardı.
Deranque, “Batılı kadınların” haklarını savunmak için 2019 yılında kurulan Némésis Kolektifi’nin kadınlarıyla birlikte protestoya katıldı.
Kolektif, Avrupa kıtasındaki “yasadışı göçmenlerin cinsel şiddetini” görmezden gelirken, kadınları desteklediğini iddia eden “sahte doktrinlere” karşı da mücadele ediyor.
Öte yandan Le Monde’un aktardığına göre sağcı genç, özellikle Kiliseler etrafında örgütlenen bir hareketin de parçasıydı. Gazeteye göre onun aracılığıyla, “aşırı sağ”ın yeni neslinin portresi de ortaya çıkıyor: “öz savunma” fikrine çekim duyan, integral Katoliklikten oluşan bir portre.
Deranque Lyon’da bulunan ve ayinlerin Latince yapıldığı gelenekçi bir cemaat olan Saint-Georges kilisesinin düzenli bir üyesiydi. Aşırı sağcı Radio Courtoisie radyo istasyonunda “ahlaki ve manevi erdemlerini” öven arkadaşı Vincent’a göre, “birkaç yıl önce” din değiştirmişti.
Vincent, Deranque’yi aşırı sağcı öğrenci grubu GUD’nin şiddet yanlısı aktivistlerine verilen “kara sıçan” lakabından ziyade bir kitap kurdu olarak tanımlayarak, “Aziz Thomas Aquinas ve Aziz Augustinus’un kitaplarını çok okurdu,” diye ekledi.
Vincent’a göre ölen genç, “Kökleriyle yeniden bağlantı kurmuş normal bir gençti. Ülkesini, halkını, medeniyetini, dinini seven biriydi. Quentin efsane oldu; o zaten bir kahraman ve şehit.”
Kilise merkezli “beyaz öz savunması” örgütlenmeleri
Deranque, eğitim için Lyon’a taşınmadan önce, köyü Saint-Cyr-sur-le-Rhône’dan sadece birkaç kilometre uzaklıkta bulunan, yine gelenekçi bir cemaatin bulunduğu Vienne kasabasındaki Notre-Dame-de-l’Isle kilisesine gidiyordu.
Yakınlarına göre, ailesinin bir kısmını din değiştirmeye ikna etmiş ve iki yıl önce Lyon’daki Saint-Georges kilisesinde kendi babasının vaftiz babası olmuştu.
Bu bağlamda, Lyon’da Academia Christiana tarafından düzenlenen konferanslara, sonbahar toplantısına ve örgütün güney Fransa’da düzenlediği hac ziyaretine katıldı.
Kendisini bir inanç okulu olarak tanıtan Academia Christiana, göçmenlerin zorla sınır dışı edilmesini ve fiziksel savaş eğitimini savunuyor ve radikal aşırı sağcı grupların buluşma noktası olarak hizmet ediyor. Örgütün önerilen okuma listesinde birkaç antisemitik yazar da yer alıyor.
2023 yılında, dönemin içişleri bakanı Gérald Darmanin, Academia Christiana’yı feshetme sözü vermiş, fakat daha sonra bu fikrinden vazgeçmişti.
O zamandan beri Academia Christiana, Fransa’nın çeşitli bölgelerine yayıldı. Pagan aşırı sağ çevrelerin önemli isimlerinden kimlik teorisyeni Jean-Yves Le Gallou, “Bu, güncel bir eğilimi yansıtıyor: Academia Christiana’ya gelen ve ideolojik farklılıklarına rağmen ortak bir zemin bulan ‘yeniden doğanlar’. Genel olarak, aynı kimlik mücadelesini paylaşıyorlar ve aynı anda birkaç gruba ait olabilirler,” diyor.
Deranque’ın kişisel yolculuğunda, birçok farklı radikal aşırı sağcı grup yer alıyor. Öldüğü gün, kimlikçi ve “femonasyonalist” grup Némésis’i korurken bir grup antifaşist aktivistle çatıştı.
Oysa kendisi, Lyon’un aşırı sağ sahnesini şu anda domine eden “devrimci milliyetçi” hareketin bir aktivistiydi. Polis kaynakları, bu grubun üye sayısının 400 ila 500 arasında olduğunu tahmin ederken, aşırı sol grupların üye sayısı 800.
Kimlikçi aşırı sağ fraksiyon, İslam ve göçmen nüfusun beyaz nüfusun yerini aldığını iddia eden “büyük ikame” sürecine karşı “Avrupa medeniyetini” savunmaya odaklanırken, devrimci milliyetçi fraksiyon, etnik açıdan aynı derecede takıntılı olmasına rağmen, sosyal katılım, anti-semitizm ve anti-emperyalist davaları destekleme geleneği ile kendini ayırıyor.
Buna Filistin davasını desteklemek de dahil ama Némésis’in protesto ile engellemeye çalıştığı LFI milletvekili Rima Hassan’ın konferansının konusuda Filistin’di.
Neo-faşist gruplar, Deranque’ı anmak için sıraya girdi
Deranque ayrıca, küçük bir yerel grup olan Allobroges’in aktivistiydi. 2025 yılında Bourgoin-Jallieu kasabasında kurulan Allobroges, daha önce neo-faşist 9 Mayıs Komitesi’nin Paris’te düzenlediği yıllık geçit töreninde aşırı sağcı Kelt haçı sembolü altında yürüyüş yapan bir gruptu.
Deranque de o gün Paris sokaklarında yürüyüşe katıldı. Lyon’da yaşayan bir aktivistin Le Figaro gazetesine verdiği bilgiye göre, Deranque, yürüyüşe katılan aşırı sağcı aktivistlerin büyük çoğunluğu gibi yüzünü boyunluk ve güneş gözlüğüyle gizlemişti.
Deranque daha önce üçüncü büyük aşırı sağcı hareketin üyesi olmuştu: Kraliyetçi örgüt Action Française, Vienne şubesinden yaptığı açıklamada Deranque’nin örgütlerinde aktivist olduğunu belirtti.
Deranque ile bağlantıları olduğunu iddia eden bir başka grup da, 2019 yılında dağılan “devrimci milliyetçi” grup Bastion Social’ın halefi olan Audace Lyon.
Audace Lyon, “yoldaşımız Quentin’i” öven ve “parlamento ve Siyonist sağcıları” kınayan bir açıklama yayınladı.
Grubun sözcüsü AFP’ye yaptığı açıklamada, genç adamın “geçen hafta da dahil olmak üzere” boks ve koşu gibi “birçok spor antrenmanına bizimle birlikte” katıldığını söyledi. Fakat sözcü, Deranque’nin “ne şiddet eğilimli ne de saldırgan” olduğunu savundu.
Audace Lyon, Lyon’u antifaşistlere karşı “savunmak” amacıyla “Beyaz öz savunma” eğitimleri düzenleyen bir neo-faşist grup.
“Avrupa kökenli Fransızların çıkarlarını savunmak” amacıyla 2019 yılında kurulan Audace Lyon, yerel aşırı sağın merkez üssü olan ortaçağ Lyon bölgesinde bulunuyor.
Deranque de bu mahallede yaşıyordu ve oda arkadaşı Rémy Chemain ile birlikte, zayıf vücudunu güçlendirmek için boks ve halter antrenmanı yapıyordu.
Chemain, Le Dauphiné Libéré gazetesine verdiği demeçte Deranque’ı “ciddi ve aklı başında” ve “kesinlikle şiddet yanlısı olmayan” biri olarak tanımladı.
Avrupa
500’ü aşkın Avrupalı eski diplomat, AB’den İsrail’e karşı yaptırım istedi

Aralarında dört eski başbakanın da yer aldığı 500’den fazla Avrupalı eski bakan ve diplomat, İsrail’in yerleşim politikalarına karşı AB’yi acil yaptırım uygulamaya çağırdı. E1 projesinin iki devletli çözümü bitireceği uyarısını yapan imzacılar, yasa dışı yerleşimlerle ticaretin yasaklanmasını ve 12 Ekim’deki AB Dışişleri Konseyi toplantısında bağlayıcı adımlar atılmasını istedi.
Aralarında dört eski başbakanın da yer aldığı 500’ü aşkın Avrupalı eski bakan, büyükelçi ve kıdemli yetkili, Avrupa Birliği’ne (AB) Filistin topraklarındaki İsrail yerleşimlerinin genişlemesine karşı acil önlem alma çağrısı yaptı.
İmzacılar, İsrail hükümetinin Batı Şeria’yı ikiye bölerek iki devletli çözüm olasılığını ortadan kaldıracak E1 yerleşim projesinin ilk aşamasına ilişkin inşaat ihalelerini duyurmasının an meselesi olduğu uyarısını dile getirdi.
Finansal kurumlara yaptırım ve ticaret yasağı talebi
Avrupa Komisyonu’na seslenen kıdemli diplomatlar ve siyasetçiler, E1 başta olmak üzere yasa dışı yerleşimleri destekleyen tüm finans kuruluşları ile hizmet sağlayıcılara karşı gecikmeksizin yaptırım önerilmesini istedi.
Girişim metninde, AB ile bu yerleşimler arasındaki ticareti engelleyecek yasal düzenleme tekliflerinin sunulması çağrısı yer aldı. İmzacılar ayrıca, AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’nın ticari hükümlerinin askıya alınmasını öngören ve uzun süredir bekletilen taslakların ilerletilmesini talep etti. Girişimde, kararların 12 Ekim’deki AB Dışişleri Konseyi toplantısında alınması gerektiği vurgulandı.
“AB ve üye ülkelerin harekete geçme zamanı”
AB organları ile üye ülke hükümetlerinin AB Kurucu Antlaşmaları ve uluslararası hukuk kapsamındaki açık yükümlülüklerine uygun davranmak zorunda olduğuna dikkat çekildi.
Açıklamada, ortak tedbirlerin kabul edilmesini engelleyen Almanya, İtalya ve diğer ülkelerin sergilediği tutumların doğurduğu AB içi bölünmelerin aşılması gerektiği kaydedildi.
Acil eylem çağrısı; Gazze’de yetersiz yardım sevkiyatı ve durma noktasına gelen yeniden imar faaliyetleri eşliğinde süren sivil can kayıpları ile ağır insani koşullara, Batı Şeria’da ise tırmanan yerleşimci şiddetine, toprak gasplarına ve Filistinlilerin aralıksız sürgün edilmesine işaret edilerek yapıldı.
Açıklama, “AB ve üye devletlerin harekete geçme zamanı kesinlikle gelmiştir” ifadesiyle son buldu.
Avrupa
Fransa’da liseli eylemleri sürüyor: Yüzlerce okul kapandı

Fransa’da lise protestoları sürerken 560’tan fazla okulda eğitim aksadı; eylemlerin başından bu yana 2 bin öğrenci gözaltına alındı.
Le Figaro’nun öğlen saatlerindeki verilerden aktardığına göre, lise protestoları devam ederken sürmekte olan kargaşadan dolayı 564 okul ve eğitim kurumunda eğitim aksadı ve bugün şu ana kadar yaklaşık 600 kişi gözaltına alındı.
The Guardian muhabirine konuşan 17 yaşındaki Sophia, Paris’teki Voltaire Lisesi’nin önünde kurulan barikatın en ön saflarında yer alıyordu.
Gerçek adının yayınlanmasını istemeyen öğrenci, “Bunun devasa bir gençlik protesto hareketine dönüşmesini umuyoruz,” dedi.
Yüzlerce kişiyle birlikte okul girişini kapatmanın ikinci gününde olan Sophia, tüm derslerin iptal edilmesini sağlamış.
Fransız öğrenci, “Sadece hükümetin bizi dinlemesini istiyoruz. Kötü koşullarda ders çalışmak zorunda kalmaktansa burada durup bunu yapmayı tercih ederiz. Sesimizi duyurmanın tek yolu bu,” dedi.
“Okul bir haktır, ayrıcalık değil,” yazan bir karton pankartın önünde Sophia, Fransa genelindeki gençlerin şikayetlerini sıraladı: Eğitime yönelik devlet yatırımlarının yetersizliği, yıkılmak üzere olan binalarda 40 çocuğa kadar çıkan aşırı kalabalık sınıflar, öğretmenlerin düşük maaşları, personel devamsızlıkları ve başarıyı sosyal kökenin belirlediği eşitsiz bir sistem.
Protestonun diğer nedenleri arasında, üniversite başvuruları için kullanılan şeffaf olmayan ve kullanımı zor çevrimiçi sistemin yanı sıra, Mayıs ve Haziran aylarındaki sıcak dalgaları sırasında sınıflarda yaşanan dayanılmaz sıcaklıklar da yer alıyordu.
Sanat eğitimi almak ve animasyon alanında çalışmak isteyen Sophia, “Eğitim bütçesi paramparça edilirken, orduya çok fazla ek fon aktarılıyor,” dedi.
Öğrenci, gösterilerin ve barikatların önümüzdeki haftaya da devam etmesini umduğunu belirtti. Birkaç öğretmen de destek vermek amacıyla barikatların yanında durdu.
Gazetecilere “Jean” takma adıyla tanıtan bir öğrenci ise Paris’te lisenin son sınıfında okuyor.
17 yaşındaki öğrenci, kendisinin ve sınıf arkadaşlarının okulların yakılmasını istemediklerini, sadece eğitimin “daha iyi” olmasını istediklerini söylüyor.
BBC’ye konuşan genç, “Bence Fransa, eğitim konusunda Avrupa’nın en kötü ülkelerinden biri. Artık yeter diye karar verdik,” diyor.
Hasar verenlerin “kendileri ile hiçbir ilgisi olmadığını” ve öğrencilerin talep ettiği değişimin gerçekleşmesine “katkıda bulunmadıklarını” belirtiyor.
Öğrenci, “Buraya nazik davranmak için gelmedik ama kaos da istemiyoruz. Sadece sesimizin hükümet tarafından duyulmasını istiyoruz,” dedi.
Öte yandan ülke genelinde eylemlere yönelik polis şiddeti haberleri de gelmeye devam ediyor.
Fransız yetkililer, olaylar sırasında en az 65 personelin ve 305 polis memurunun yaralandığını, yaklaşık 2.000 kişinin ise gözaltına alındığını bildirdi.
Eğitim Bakanı Édouard Geffray, öğrencilere önerilen bir danışma platformunun ayrıntılarını açıkladı.
Cuma sabahı öğretmen sendikalarıyla yapılan bir toplantıda Geffray, danışma platformunun önümüzdeki pazartesi günü faaliyete geçeceğini belirtti.
Bu kapsamda iki soru sorulacak:
- Hangi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?
- Beklentileriniz nelerdir?
Öğrencilerin, Azizler Günü tatili sonrasında başlayacak analiz ve tartışma aşamasına kadar yanıt vermek için üç haftaları olacak.
Bu geri bildirim aşaması, Ulusal Meclis’teki bütçe tartışmalarıyla eş zamanlı olarak gerçekleşecek.
Avrupa
Jaecoo 7 Britanya’da en çok satan araç oldu

Çinli markaların Avrupalı rakiplerini geride bırakmasıyla, Jaecoo 7 Eylül ayında Birleşik Krallık’ta en çok satan yeni otomobil oldu.
Bazı internet kullanıcılarının “Temu’dan aldığım Range Rover” dedikleri bu SUV, daha önce Mart ayında da sıralamanın zirvesinde yer almıştı; bu da, yeni otomobil pazarı için yılın en önemli iki ayında ülkenin en popüler modeli olduğu anlamına geliyor.
Mart ve Eylül, tarihsel olarak satışların en yüksek olduğu aylar çünkü bu aylarda plakalardaki yıl kodları değişir ve bu da alıcıları, plakalarından anlaşıldığı üzere yollardaki en yeni otomobilleri tercih etmeye teşvik eder.
Sektör kuruluşu Motor Üreticileri ve Tüccarları Derneği (SMMT) tarafından açıklanan ön verilere göre, geçen ay 7 modelinden 10.813 adet tescil edildi.
Tesla Model 3, 9.929 tescil ile ikinci sırada yer alırken, onu Ford Puma (6.958) izledi.
İlk 10’da yer alan tek diğer Çinli otomobil, sekizinci sırada yer alan MG HS oldu (5.444).
Yüksek satış rakamlarına sahip tek tek model sayısı az olmasına rağmen, Çinli üreticiler geçen ay Birleşik Krallık pazarının %23’ünü oluşturdu.
BYD, 20.140 kayıtla en çok satan ikinci marka oldu ve 18.399 kayıt kaydeden Kia’nın önüne geçti.
Volkswagen ise 25.972 kayıtla birinci sırada yer aldı.
Öte yandan, Eylül ayında köklü birkaç marka önemli düşüşler yaşadı. Hyundai’nin 10.002 kayıt rakamı, bir önceki yıla göre %31,9’luk bir düşüşe karşılık gelirken, Renault’nun 6.721 araçlık sonucu %29,7 oranında geriledi.
Omoda-Jaecoo genel müdürü Victor Zhang, ikiz markaların Birleşik Krallık’taki benzeri görülmemiş yükselişinin ardından “burada kalıcı olduklarını” söyledi.
Zhang, artık hedeflerinin “en hızlı büyüyen markadan, sağlam bir konuma sahip bir markaya” dönüşmek olduğunu da sözlerine ekledi.
Omoda-Jaecoo’nun ana şirketi Chery, araçlarını Birleşik Krallık pazarına daha iyi uyarlayabilmek amacıyla, sürücü destek sistemleri ve şasinin ayarlanmasına odaklanarak, Bedfordshire’daki UTAC Millbrook test pistinde kısa süre önce bir Ar-Ge merkezi açtı.
Chery ayrıca, Japon firmanın Sunderland’daki fabrikasında araçlarını üretme olasılığı konusunda Nissan ile bir mutabakat zaptı imzaladı; bu araçlar arasında Jaecoo 7 de yer alabilir.
Eylül ayı, genel olarak yeni otomobil pazarı için güçlü bir ay oldu. Toplam kayıt sayısı, bir önceki yıla göre %12,7 artışla 350.518’e ulaştı.
Diplomasi7 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi2 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Dünya Basını1 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak
Rusya2 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri
Asya7 gün önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik










