Ortadoğu
Gazze’deki yardım dağıtımında görevli ekip lideri, aşırı sağcı motor kulübü üyesi çıktı

Gazze İnsani Yardım Vakfının (GHF) tartışmalı gıda dağıtım noktalarında güvenlik hizmeti veren bir şirketin lideri konumundaki Johnny “Taz” Mulford’un, “radikal cihatçı harekete” karşı olduğunu ilan eden Haçlı temalı bir motosiklet kulübünün üyesi olduğu anlaşıldı.
ABD savaş gazileri ve Blackwater gibi özel askeri şirket çalışanları için kurulan Infidels (Kâfirler) adlı motorcu grubunun Florida şubesine üye olan Mulford, mayıs ayında Facebook’taki çevresinden “hâlâ ateş edebilen, hareket edebilen ve iletişim kurabilen” kişilerin kendisiyle temasa geçmesini isteyerek eleman aramaya başlamıştı.
Cuma günü telefonla ulaşılan Mulford, The Intercept‘e yaptığı açıklamada şu anda İsrail’de olduğunu ve “bir kontrol noktasına gitmekte olduğunu” teyit etti.
UG Solutions’ın Gazze operasyonlarına doğrudan aşina olan ve aralarında eski şirket çalışanı Anthony Aguilar’ın da bulunduğu iki kaynak, Mulford’un şirkette çalıştığını doğruladı. Mulford’un motosiklet kulübüyle olan bağlarını ilk olarak Zeteo haberleştirmişti.
UG Solutions, Trump yönetimi ve İsrail tarafından desteklenen Gazze’deki yardım çabası GHF tarafından yönetilen yardım dağıtım noktalarında güvenlik sağlayan bir yüklenici firma.
“Silah eşliğinde yemek dağıtıyorlar”
Mulford’un Infidels üyeliği ve Haçlı seferleri ile günümüz aşırı sağ hareketleriyle yaygın olarak ilişkilendirilen çok sayıda dövmesi, GHF misyonundaki rolü hakkında soru işaretleri yaratıyor.
Mulford, Facebook’taki diğer paylaşımlarının yanı sıra, İsrail’i “Tanrı’nın seçilmiş ulusu” olarak nitelendiren bir gönderiyi ve Filistin yanlısı protestocularla alay eden bir videoyu paylaşarak Hristiyan Siyonizmine de gönderme yapıyor.
GHF’yi kamuoyunda ifşa eden eski bir Yeşil Bereli ve UG Solutions çalışanı olan Aguilar, Mulford’un dövmeleri ve Infidels üyeliğiyle ilgili endişelerini dile getirerek, “Eğer İsrail’e kolumda Nazi gamalı haçıyla girip ‘Heil Hitler’ deseydim, insanlar benim hakkımda ne düşünürdü? Onlar, ağırlıklı olarak Arap Müslüman bir nüfusun içinde, silah eşliğinde yemek dağıtıyorlar,” diye konuştu.
UG Solutions sözcüsü Drew O’Brien ise yaptığı açıklamada, “Johnny Mulford, ABD hükümeti ve müttefik çabalarını destekleyen 30 yılı aşkın bir hizmet geçmişine sahip, sektörde saygın bir yüklenicidir. Aksini iddia eden her türlü suçlama kategorik olarak yanlış ve karalayıcıdır. İş performansı veya güvenlik standartlarıyla ilgisi olmayan kişisel hobiler veya üyelikler için tarama yapmıyoruz. Her ekip üyesi kapsamlı geçmiş kontrollerinden geçirilir ve yalnızca nitelikli, soruşturulmuş kişiler UG Solutions operasyonlarında görevlendirilir,” ifadelerini kullandı.
Haçlı simgeleri
Kulübün internet sitesine göre Infidels, 2006 yılında Irak’ta “Slingshot” lakaplı bir Amerikalı paralı asker tarafından kuruldu ve ilk üyeleri güvenlik görevlileri ile askeri gazilerden oluşuyordu.
Sitede, “Infidels Motosiklet Kulübü, Vatansever Amerikalılar ve destekleyici müttefiklerimiz için gaziler tarafından kurulmuş ve onlara dayanan bir kulüptür,” deniliyor.
Ulusal çatı grubunun bir Facebook gönderisinde ise şu ifadeler yer alıyor:
“Teröre karşı savaşı desteklediğimizi ve birçok kulüp üyemizin Irak’ta ve dünya çapındaki diğer yerlerde ya ordu mensubu ya da sivil yüklenici olarak hizmet ettiğini ve etmekte olduğunu göz önünde bulundurarak, siyasi görüşlerimiz herkes tarafından paylaşılmayabilir. Cihatçı hareketi ve onu destekleyenleri ne destekliyoruz ne de hoş görüyoruz. Eğer siz de ülkenin İslami aşırıcılığa karşı çabalarını destekliyorsanız, o zaman yerel Infidels MC’nizi destekleyin!”
Mulford’un Facebook’taki bir fotoğrafında, sağ ön kolunda alevler içinde bir Amerikan bayrağı ve üzerine Tapınak Şövalyeleri’nin Hristiyan askeri düzeninden esinlenerek kırmızı bir haçla süslenmiş bir kalkan olan Tapınakçı sembolü görülüyor. Sol pazısında başka bir Tapınakçı kalkanı bulunuyor. Sağ ön kolundaki bir başka dövmede ise her köşesinde daha küçük haçlar bulunan Kudüs veya Haçlı haçı yer alıyor.

Virginia Tech’te ortaçağ çalışmaları profesörü ve Haçlı ikonografisi uzmanı olan Matthew Gabriele’ye göre, Kudüs haçı ve Tapınakçı kalkanı, ırkçı ve aşırı sağcı kesim tarafından sıkça benimseniyor.
Gabriele, bu durumun Orta Çağ’da “İslam ve Hristiyanlık arasında varoluşsal bir çatışma” olduğu yönündeki hayali bir düşünceye gönderme yaptığını söyledi. Bu tür Haçlı ikonografisinin tarihsel kayıtları yansıtmadığını, daha çok bir tür Hristiyan intikam fantezisi olduğunu belirtti.
Gabriele, “Bu semboller, İslam’ın kuruluşundan bu yana devam eden ve Hristiyanlığı her zaman savunmada bırakan İslam ve Hristiyanlık arasındaki varoluşsal çatışmanın yaşandığı nostaljik bir versiyona gönderme yapıyor. Haçlar ve kalkanlar, Haçlı seferleri sırasında Hristiyanlığın olumlu bir şekilde karşılık verdiğini simgeliyor. Bu gerçekten de İslam’a ve Orta Doğu’ya karşı belirli bir duruşu ifade ediyor,” dedi.
Mulford tarafından paylaşılan diğer Facebook fotoğraflarında, kollarında Haçlı tarzı haçlar ve göğsünde Papa 2. Urbanus’un Birinci Haçlı Seferi için çağrı yaptığı yıl olan 1095 sayısı görülüyor.
Gabriele, 1095 tarihinin, Norveçli toplu katliamcı Anders Breivik’ten Yeni Zelanda’nın Christchurch kentindeki Müslüman karşıtı katliamın faili Brenton Tarrant’a kadar şiddet yanlısı aşırı sağcı aktörler tarafından sembolik olarak önemli görüldüğünü söyledi.
Gabriele’e göre 1095 tarihi, Müslümanların “öldürülmesi gereken bir tehdit” olduğu ve Kutsal Topraklar’dan sürülmesi gerektiği bir dünya görüşünü temsil ediyor.
Tartışmalı ortaklıklar
Mulford’u istihdam eden şirket, Gazze’de İsrail’in onayıyla gıda dağıtan kâr amacı gütmeyen GHF için çalışan en az üç ABD’li yükleniciden biri.
Vakıf, şimdiye kadar 108 milyondan fazla öğün dağıttığını belirtirken, lojistik ve silahlı özel güvenlik sağlamak için biri eski bir CIA yetkilisi, diğeri ise bir Yeşil Bereli gazi tarafından yönetilen iki ABD’li şirketle anlaştı. Diğer yardım kuruluşları, yardım dağıtım noktalarını silahlı görevlilerle donatma fikrinin temel tarafsızlık ilkelerini ihlal ettiğini belirterek GHF ile çalışmayı reddetti.
UG Solutions’ın ortak kuruluşlarından biri, liderinin İslam ve Filistinliler hakkındaki görüşleri nedeniyle daha önce de mercek altına alınmıştı.
Temmuz ayında bağımsız gazeteci Jack Poulson, UG Solutions ile bu yılın başlarında Gazze’de yardım dağıtmak için ortaklık kuran Sentinel Vakfı adlı küçük bir yardım kuruluşunun başkanı Matthew Murphy’nin genel olarak Müslümanlara ve özel olarak Filistinlilere karşı bağnaz ifadeler kullandığını bildirmişti.
Murphy, geçen yıl bir podcast mülakatında Filistin’i “küçük bir b** çukuru” olarak nitelendirmişti.
Birleşmiş Milletlere göre, vakfın Gazze’de çalışmaya başlamasından bu yana gıda arayışında olan en az 1373 Filistinli öldürüldü; bunların 859’u dağıtım noktaları yakınında, 514’ü ise gıda konvoyu güzergahları boyunca hayatını kaybetti. Filistinliler, ölümlerin birçoğunun İsrail ordusunun ateşi sonucu meydana geldiğini söylüyor.
Geçen hafta dört Demokrat Kongre üyesi, UG Solutions ve başka bir GHF yüklenicisine mektup yazarak, savaş suçları işlenmesi durumunda şirket çalışanlarının sorumlu tutulabileceği uyarısında bulundu.
Üyeler, İsrail ordusuyla yakın çalışmanın şirket personelini büyük hukuki riske maruz bıraktığını belirtti. UG Solutions ise Gazze’deki Filistinlilere kötü muamelede bulunduğu iddialarını reddederken, çalışanlarının kalabalığı dağıtmak için biber gazı ve “uyarı ateşi” kullandığını kabul etti.
Ortadoğu
Kuveyt iki İranlı diplomatı istenmeyen kişi ilan etti

Kuveyt, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarının ardından iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” ilan etti ve ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verdi. İran ise ABD’nin son saldırılarında Kuveyt ve Bahreyn topraklarının kullanıldığını belirterek iki ülkenin siyasi liderliğini doğrudan sorumlu tuttu.
Kuveyt Dışişleri Bakanlığı, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarına tepki olarak iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan etti. Diplomatlara ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verildi.
Bakanlık, iki İranlı diplomatik personelin görevine son verildiğini ve sınır dışı edilmelerine karar verildiğini açıkladı. Dışişleri Bakan Yardımcısı Hamad Süleyman el-Maşan, İran’ın Kuveyt Maslahatgüzarı Hamid Yakubi Far’ı bakanlığa çağırdı ve saldırıları kınayan resmi protesto notasını kendisine iletti.
Kuveyt yönetimi, füze saldırılarının ülkenin egemenlik haklarını ihlal ettiğini belirtti. Yetkililer, Kuveyt’in kendisini savunma konusunda “tam ve doğal bir hakka” sahip olduğunu vurguladı.
İran tarafı ise operasyonun, kendisine yönelik düşmanca eylemlerde kullanılan yabancı askeri unsurlara ev sahipliği yapan Kuveyt’e karşı “meşru bir yanıt” olduğunu ifade etti.
Saldırılar havalimanı ve askeri tesislerin yakınlarını vurdu
İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından düzenlenen saldırıların, batılı güçlerin lojistik merkezi olarak değerlendirilen Kuveyt Uluslararası Havalimanı çevresi dahil kritik stratejik tesisleri hedef aldığı bildirildi.
Kuveytli yetkililer, havalimanındaki Terminal 1’in füze saldırıları nedeniyle ağır hasar gördüğünü açıkladı. Yetkililer, saldırılarda 1 kişinin hayatını kaybettiğini, 63 kişinin yaralandığını bildirdi.
İran füzelerinin asıl hedefinin ise İran’a yönelik hava saldırılarında kullanıldığı belirtilen Ali el-Salem ve Arifcan hava üsleri olduğu kaydedildi.
Bu nedenle, sivil havalimanında meydana gelen ağır hasarın, İran füzelerini önlemeye çalışırken başarısız olan Kuveyt hava savunma sistemine ait bir önleme füzesinden kaynaklanmış olabileceği ihtimali gündeme geldi.
Aynı gece İran Devrim Muhafızları’nın Kuveyt ile eş zamanlı olarak Bahreyn’deki hedeflere de füze fırlattığı aktarıldı.
İran Kuveyt ve Bahreyn’i sorumlu tuttu
İran Dışişleri Bakanlığı, ABD ordusunun Keşm Adası’ndaki bir telekomünikasyon kulesi ile Hürmüz Boğazı’ndaki bir petrol tankerini hedef alan son bombardımanlarına tepki gösterdi.
Bakanlık, ABD uçakları ile füzelerinin Bahreyn ve Kuveyt topraklarından çıkış yaptığını tespit ettiklerini açıkladı. İran, her iki ülkenin siyasi liderliğini bu saldırılardan doğrudan sorumlu tuttuğunu bildirdi.
İran Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin söz konusu eylemlerinin 8 Nisan’da sağlanan ateşkesi açık biçimde ihlal ettiğini belirtti. Bakanlık ayrıca bu saldırıların Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ulusal egemenliği güvence altına alan 2. Maddesinin 4. Fıkrasına aykırı olduğunu ifade etti.
Tahran yönetimi, gelecekte yaşanabilecek herhangi bir saldırganlığa karşı, saldırının çıkış noktası olan ülkeleri doğrudan hedef alacak şekilde tüm savunma kapasitesini seferber edeceği uyarısında bulundu.
Şubat ayı sonlarında İran’a karşı başlayan ABD-İsrail savaşı bölgedeki gerilimi yüksek seviyede tutmayı sürdürüyor.
Ortadoğu
İsrail’in Lübnan saldırılarında can kayıpları artıyor

ABD’nin tek taraflı ateşkes ilan etmesinin üçüncü gününde, İsrail ordusu Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı. Ülkenin güneyindeki bombardımanlarda aralarında bir ilkyardım görevlisinin de bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybederken, Washington’da yürütülen diplomatik görüşmelerde askeri hareket özgürlüğü dayatması pürüz yaratmaya devam ediyor.
İsrail ordusu, Washington’ın tek taraflı ateşkes ilanının ardından Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı.
Son olarak başkent Beyrut’un hemen güneyindeki Halde otoyolunda seyir halindeki bir araç insansız hava aracı (İHA) tarafından vurulurken, ülkenin güneyindeki bombardımanlarda en az yedi kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı.
İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri tırmanışı, ABD’nin tek taraflı ateşkes açıklamasına rağmen 3 Haziran’da da hız kesmeden devam etti. Tel Aviv yönetimi, ülkenin güneyi başta olmak üzere birçok bölgede düzenlediği bombardımanları ve yoğun hava saldırılarını artırdı.
Çarşamba günü öğle saatlerinde, başkent Beyrut’un hemen güneyinde yer alan Halde otoyolundaki bir araç, İsrail İHA’sı tarafından hedef alındı. Saldırıda bir kişinin yaralandığı bildirildi.
Ülkenin güneyindeki el-Huş kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında ise en az altı sivil hayatını kaybetti. Ayrıca, Arabsalim köyüne yönelik bir başka İHA saldırısında, er-Risale İzciler Derneği’ne bağlı ilkyardım görevlisi Ali Selman Nasr öldü.
Bu son kayıpla birlikte, 2 Mart’tan bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Lübnanlı ilkyardım ve arama kurtarma görevlisi sayısının en az 134’e yükseldiği belirtildi.
Güneydeki Kevseriyet el-Riz ve Zirariye kasabaları da gün içinde düzenlenen iki ayrı hava saldırısının hedefi oldu. Halde otoyolundaki saldırı öncesinde, güney bölgelerinde en az beş aracın daha İsrail İHA’ları tarafından vurulduğu aktarıldı. Sur, Nebatiye ve güneyin diğer bölgelerinde yıkıcı hava saldırıları ile yoğun topçu atışları gün boyu kesintisiz sürdü.
Tel Aviv yönetimi, çarşamba sabahından itibaren Lübnan’ın güneyindeki Arzi, Kevseriyet el-Riz, Zirariye, Cbaa, Humin el-Fevka, İrkay ve Harayeb’in bir kısmını kapsayan üç yeni zorunlu tahliye emri yayımladı.
Bölge sakinlerine, planlanan hava saldırıları öncesinde evlerini derhal terk etmeleri yönünde uyarılarda bulunuldu.
İsrail’in bu aralıksız saldırıları, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da yürütülen doğrudan görüşmelerin ikinci gününde meydana geldi.
Söz konusu doğrudan müzakerelerin yürütülmesi, Lübnan yasalarına aykırı olması gerekçesiyle iç kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Diğer taraftan Hizbullah, Lübnan’ın güneyindeki İsrail askeri birliklerine karşı eylemlerini sürdürüyor.
Bununla birlikte direniş güçlerinin sınır ötesi operasyonlarını büyük ölçüde azalttığı, son iki günde ise yalnızca Kiryat Şimona bölgesine yönelik birkaç şüpheli İHA sızması gerçekleştirdiği bildiriliyor.
Diplomatik temaslar ve hareket özgürlüğü şartı
ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi geç saatlerde Lübnan’da tek taraflı bir ateşkes ilan etmişti. Bu ilan, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerinin tamamı için tahliye emri çıkararak başkente yönelik büyük bir bombardıman dalgası tehdidinde bulunmasından birkaç saat sonra gelmişti.
Ancak Tel Aviv’in, İran’ın Washington ile görüşmeleri sonlandırma ve İsrail’i yeniden vurma tehditleri üzerine ABD’den gelen baskıyla bu planlanan büyük saldırıdan geri adım atmak durumunda kaldığı ifade ediliyor.
Washington yönetimi ve Lübnan’ın ABD Büyükelçiliği, Hizbullah’ın karşılıklı saldırıların durdurulmasını öngören ABD teklifini kabul ettiğini öne sürdü.
Bu teklife göre İsrail sadece başkent Beyrut’a saldırmaktan kaçınacak, buna karşılık Hizbullah da İsrail topraklarına yönelik eylemlerine son verecekti.
Ancak Hizbullah yönetimi ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri bu kısmi teklifi reddederek, tüm Lübnan topraklarını kapsayacak eksiksiz ve topyekûn bir ateşkes talebini yineledi.
İsrail ise Hizbullah’ın operasyonları tamamen durmadığı takdirde Beyrut’a yönelik askeri harekat planını devreye sokacağını belirtiyor.
Tel Aviv ayrıca, varılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasında Lübnan topraklarında askeri açıdan “hareket özgürlüğü” talep ediyor. Bu şart, egemenlik ihlali oluşturduğu gerekçesiyle Lübnan tarafınca tamamen reddediliyor.
Ortadoğu
ABD, Hürmüz’de gizli taktiğe geçti

ABD ordusunun, Hürmüz Boğazı’nda gemilere refakat etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” askıya alınmasına rağmen bölgedeki ticari gemilere yardım etmeyi sürdürdüğü ancak bu faaliyetleri artık gizli tuttuğu bildirildi. Bloomberg’in askeri kaynaklara dayandırdığı habere göre, ABD güçleri doğrudan eşlik etmek yerine bölgede uzaktan koordinasyon, gözetleme ve anlık müdahale taktiklerini devreye soktu.
ABD Deniz Kuvvetleri, Washington’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemilere eşlik etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” adlı girişimi durdurma kararının ardından, bölgeden geçen gemilere yardım etmeye devam ediyor.
Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Amerikan ordusu bu faaliyetlerini artık kamuoyuna duyurmaktan kaçınıyor.
Bloomberg’in verileri ve ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) açıklamalarından derlenen bilgilere göre, boğazdan geçen ticari gemiler İran mayınlarından kaçınmak için transponder cihazlarını kapatıyor ve güneye, Umman kıyılarına daha yakın rotalar izliyor. Amerikan askeri unsurları ise bu süreçte gemilere destek sağlıyor.
CENTCOM Halkla İlişkiler Direktörü Deniz Albay Tim Hawkins pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Amerikan kuvvetleri gemilere doğrudan refakat etmese de bölgesel ve küresel ekonomi için hayati bir uluslararası koridor olan Hürmüz Boğazı’ndan engelsiz ve güvenli bir şekilde geçmek isteyen ticari gemilerle iletişim kurmaya ve koordinasyon sağlamaya devam ediyoruz” dedi.
Bloomberg, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin bölgedeki adımları sayesinde Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin eninde sonunda normale döneceğini belirttiğine dikkat çekti.
Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, Amerikan kuvvetlerinin bölgedeki güncel taktiğini şu sözlerle açıkladı:
“Eğer ticari gemiler İran’ın karşı kıyısı boyunca ilerler ve transponderlarını kapatırlarsa, İran güçlerinin bu hareketliliği tespit etmek ve insansız hava araçları veya füzelerle saldırı düzenlemek için radarlar ya da gözlemciler kullanması gerekir. ABD Deniz Kuvvetleri ise bu faaliyetleri tespit edebilir ve İran ünitelerine misilleme saldırısı düzenleyebilir.”
Nitekim iki taşımacılık şirketi, boğazdan geçiş yaptıkları sırada gemilerinden birine İran’a ait hızlı hücum botlarının yaklaştığını, bu sırada helikopterlerin ortaya çıkarak botları bölgeden uzaklaştırdığını bildirdi.
Şirket yetkilileri, geçiş sürecinde ABD ordusuyla iletişim halinde olduklarını teyit etti.
CENTCOM’un salı akşamı yaptığı açıklama da ABD’nin bölgedeki aktif varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Komutanlık, bölge sularında yasal olarak seyreden sivil denizcileri hedef alan İran insansız hava araçlarının imha edildiğini duyurdu.
Denizcilik Ligi Deniz Stratejileri Merkezi uzmanı Steve Wills, ABD ordusunun hava ve füze savunmasını entegre eden modern AEGIS komuta kontrol sistemiyle donatılmış savaş gemilerini ve E-2D erken uyarı uçaklarını kullanarak gemi koruma faaliyetlerini koordine edebileceğini ekledi.
Wills, bu sistemlerin bölgede kapsamlı bir görüş sağladığını ve Hürmüz Boğazı üzerinde bir tür uzaktan fakat doğrudan gözetleme imkanı sunduğunu ifade etti.
Bloomberg, ABD Deniz Kuvvetlerinin mevcut aşamadaki adımlarının, Tahran’ın sert direnişiyle karşılaşan “Özgürlük Projesi”ne kıyasla taktiksel bir değişiklik gösterdiğini belirtiyor.
“Özgürlük Projesi” askıya alınmıştı
ABD Başkanı Donald Trump, 4 Mayıs gecesi yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Basra Körfezi’nde mahsur kalan ticari gemilerin geçiş özgürlüğünü güvence altına alacaklarını duyurmuştu.
Trump, Ortadoğu’daki çatışmalara doğrudan dahil olmayan birçok ülkenin ABD’den bu yönde talepte bulunduğunu belirtmişti. “Özgürlük Projesi” adı verilen operasyon, bu açıklamanın ertesi sabahı başlatılmıştı.
Ancak Trump, 6 Mayıs’ta operasyonu askıya aldı. Kararını Pakistan ve diğer ülkelerden gelen taleplere bağlayan Trump, İran’a karşı yürütülen kampanyadaki “büyük askeri başarıları” ve Tahran ile nihai bir anlaşmaya varılması konusundaki “önemli ilerlemeyi” gerekçe gösterdi.
İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ise 18 Mayıs’ta Hürmüz Boğazı’nı yönetmek üzere devlet düzeyinde yeni bir kurum kurulduğunu açıkladı.
Bu kurumun, boğazdaki operasyonlara ilişkin gerçek zamanlı güncel bilgiler paylaşacağı belirtildi. İran parlamentosundan yapılan açıklamada ise Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğini yönetmek için profesyonel bir mekanizma hazırlandığı ve bu rotanın “Özgürlük Projesi”ne katılan ülkelere kapatılacağı vurgulandı.
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran yetenekleri sınırlı olduğu için değil, stratejik sebeplerle kendini dizginliyor
Asya2 hafta önceJaponya hükümeti, enerji fiyat artışlarına karşı bütçe ayırıyor












