Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Emekli Yeşil Bereli anlattı: Gazze’de savaş suçlarına ve Amerikan yapımı bir ‘ölüm tuzağına’ tanık oldum

Yayınlanma

ABD ordusundan emekli 25 yıllık Özel Kuvvetler subayı Yarbay Anthony Aguilar, Gazze’de tanık olduklarını anlattı. Aguilar, ABD tarafından fonlanan Gazze İnsani Yardım Vakfı (GHF) için çalışırken İsrail ordusunun sistematik olarak savaş suçları işlediğini, yardım dağıtım noktalarının birer “ölüm tuzağı” olarak tasarlandığını ve sivil halka “hayvan gibi” davranıldığını belirtti. Aguilar, operasyonun tamamının bir aldatmaca olduğunu ve Amerikan vergi mükelleflerinin parasının bu suçları finanse etmek için kullanıldığını ifade etti.

ABD ordusunda 25 yıl boyunca subay ve Özel Kuvvetler (Yeşil Bereliler) mensubu olarak görev yapmış emekli Yarbay Anthony Aguilar, Amerikalı sunucu Tucker Carlson’a verdiği mülakatta, Gazze’de tanık olduğu dehşet verici olayları anlattı.

Muharebe hizmetleri dolayısıyla Mor Kalp (Purple Heart) ve Bronz Yıldız (Bronze Star) madalyalarıyla taltif edilen Aguilar, emekliliğinin ardından özel güvenlik şirketi UG Solutions aracılığıyla Gazze İnsani Yardım Vakfı (GHF) bünyesinde sözleşmeli olarak çalışırken, İsrail ordusunun sistematik olarak savaş suçları işlediğini, ABD tarafından fonlanan yardım operasyonunun ise aç insanları bir “ölüm tuzağına” çeken aldatmacadan ibaret olduğunu belirtti.

17 Mayıs ile 26 Haziran 2025 tarihleri arasında Gazze’de görev yapan Aguilar, bölgedeki durumun daha önce görev yaptığı Irak, Afganistan veya Suriye gibi savaş bölgeleriyle kıyaslanamayacak kadar vahim olduğunu vurguladı.

Aguilar, “Gördüğüm hiçbir şey Gazze’deki kadar acımasız, yıkıcı ve şiddet dolu değildi. Savaşları nasıl yürüttüğümüze ve savaşa nasıl girdiğimize dair uluslararası hukukumuzdan çok uzaklaştık ve Amerika da bunun bir parçası,” ifadelerini kullandı.

Tecrübeli bir askerin gözünden Gazze

Kariyeri boyunca Irak, Afganistan, Suriye, Tacikistan ve Filipinler gibi çok sayıda ülkede görev yapan Aguilar, Gazze’ye ilk girdiğindeki izlenimlerini “kıyamet sonrası” bir manzaraya benzetti.

Aguilar, “Bu, insan ahlakının çöküşüydü, onurun baskı altına alınmasıydı. Örneğin Refah’ın güneyinde, mevcut savaştan önceki fotoğraflarını gördüm. Güzel binalar, sahil tesisleri, sokak lambaları ve mahalleler vardı. Şimdi ise yerle bir edilmiş. Ayakta kalan tek bir bina yok,” diye konuştu.

Yıkımın boyutlarını, “Molozlar yığılmış ve Refah’tan geçerken evlerin enkazlarını, bir binanın ikinci katından sarkan bir kanepeyi, parçalanmış bir buzdolabını veya duvardaki kırık aile fotoğraflarını görüyorsunuz. Bu hayatlar yok edildi ve ellerinden alındı,” sözleriyle aktaran Aguilar, şahit olduğu yıkımın daha önce hiçbir savaş bölgesinde görmediği bir seviyede olduğunu belirtti.

Aguilar, “Irak’ta, Afganistan’da, Bağdat’ta, Musul’da, Sadr Şehri’nde, Afganistan’ın her yerinde, Suriye’de, Filipinler’in güneyinde, nüfusun yoğun olduğu bazı yerlerde gördüğüm hiçbir şey Gazze’deki kadar acımasız, yıkıcı ve şiddet dolu değildi,” dedi.

Gazze’de ‘açlık oyunları’: Yardım kuyruğunda gelen ölüm

Amerikan parasıyla yürütülen operasyon

Aguilar, kendisi gibi yüzlerce Amerikalı savaş gazisinin, UG Solutions adlı yüklenici firma aracılığıyla, GHF’nin yardım dağıtım operasyonunun güvenliğini sağlamak üzere bölgeye getirildiğini söyledi. Ancak bu görevin ardındaki usulsüzlüklere dikkat çeken Aguilar, en şaşırtıcı hususlardan birinin, tüm Amerikalı personelin İsrail’e “turist vizesiyle” giriş yapması olduğunu belirtti.

Aguilar, “Tam otomatik silahlar, tabancalar, pompalı tüfekler, ses bombaları ve makineli tüfeklerle donanmış bir halde İsrail’deyiz ve Gazze’ye turist vizesiyle giriyoruz. Büyükannem Kudüs’ü ziyaret etmek istese, benimle aynı statüde İsrail’de olurdu,” dedi.

Bu durumun, görevin aceleye getirilmesi ve bürokratik süreçlerden kaçınma amacı taşıdığını düşündüğünü ifade eden Aguilar, “Bu görevin çok aceleyle bir araya getirildiği ve pek çok parçanın bir araya getirilmeye çalışıldığı bir karmaşa olduğu aşikârdı. Sanırım işleri hızlı ve gevşek tutmak için bazı şeyler yapıldı,” diye konuştu.

Yardım dağıtım merkezleri birer ‘ölüm tuzağı’

Aguilar’ın verdiği en sarsıcı bilgilerden biri de GHF tarafından kurulan yardım dağıtım merkezlerinin konumu ve işleyişiyle ilgiliydi. Gazze’de sadece dört adet güvenli dağıtım noktası bulunduğunu ve bunlardan üçünün, Mısır sınırına yakın, yerleşim yerlerinden uzak bir bölgede, birbirine 150-200 metre mesafede konuşlandırıldığını belirtti.

Aguilar, bu durumun yardıma en çok ihtiyacı olan Gazze Şehri ve Cibaliya gibi kuzey bölgelerindeki nüfusu dışladığını vurguladı.

Daha da vahimi, bu üç dağıtım noktasının, İsrail ordusunun “Gideon’un Savaş Arabaları” adını verdiği bir taarruz harekâtını yürüttüğü aktif bir savaş bölgesinin tam ortasında yer almasıydı.

Aguilar, bu durumu net bir dille “savaş suçu” olarak nitelendirdi:

“Güvenli dağıtım sahalarını, sadece İsrail muharebe birimleriyle yan yana değil, aynı zamanda aktif bir savaş bölgesinde kurduk. Oradaki liderliğe ve GHF ile UG Solutions’da konuştuğum avukatlara bunun bir savaş suçu olduğunu daha açık anlatamam. Bu, Cenevre Sözleşmesi protokollerinden kelimesi kelimesine bir alıntıdır. Bu konuda hiçbir soru işareti yok. Bu durumun ya tam bir cehalet ya da kasıtlı olduğunu düşündüm. Kasıtlı olarak buraya yerleştirildiler.”

Aguilar, dördüncü dağıtım noktasının ise bir İsrail Merkava tank birliğinin hemen bitişiğinde yer aldığını ekledi.

Gazze’de yardım bekleyen siviller böyle hedef alınmış

Amir’in hikayesi: “Bana teşekkür etti ve sonra öldürüldü”

Aguilar, tanıklığının en dokunaklı ve trajik anını, Amir adında küçük bir çocukla yaşadığı karşılaşmayı anlatırken gözyaşlarına hâkim olamadı. 28 Mayıs’ta, 2 numaralı dağıtım sahasında, aç ve bitkin haldeki küçük çocuğun kendisine yaklaştığını anlattı.

“Bu küçük çocuk, benim oğlumla aynı yaşlarda. Kahverengi gözleri var. Ona baktığımda oğlumun yüzünü görüyorum,” diyen Aguilar, çocuğun kendisine ve yanındaki diğer Amerikalı güvenlik görevlisine saygısını göstermek için ellerini öptüğünü söyledi.

Aguilar o anları şöyle aktardı:

“Dizlerimin üzerine çöktüm, gözlerinin içine baktım ve ona, ‘İnsanlar önemsiyor. Amerika önemsiyor. Unutulmayacaksın,’ dedim. İngilizce bilmiyordu, ben de Arapça bilmiyordum. Ama birbirimize bakarken kurduğumuz bağda, uzun zamandır ilk kez birinin onu önemsediğini hissetti. Elindeki birkaç parça yiyeceği yere bıraktı, küçük, kırılgan ellerini yüzüme koydu ve beni öptü. Gözlerimin içine bakarak İngilizce ‘Teşekkür ederim,’ dedi.”

Ancak bu masum an, trajik bir sonla bitti. Amir, yerden topladığı birkaç parça yiyecekle dağıtım sahasından ayrılırken, İsrail ordusu tarafından açılan ateş sonucu hayatını kaybetti.

Aguilar, “Amir evine dönemedi. 12 kilometre yürüyerek biraz yiyecek almak için geldi, yerden artıkları topladı çünkü geriye sadece onlar kalmıştı. Ve ayrılırken İsrail ordusu tarafından öldürüldü. Neden? Çünkü disiplinden, standartlardan ve temel insani nezaketten yoksundular,” ifadelerini kullandı.

GHF’nin daha sonra bu olayı yalanlamaya çalıştığını ve başka bir çocuğun fotoğrafını kullanarak Amir’in hayatta olduğunu iddia ettiğini belirten Aguilar, bu girişimin “iğrenç” olduğunu ve sunulan kanıtların sahte olduğunu söyledi.

“Sivillere hayvan muamelesi yapılıyordu”

Aguilar, hem İsrail ordusunun hem de bazı Amerikalı yüklenicilerin Filistinli sivillere yönelik tutumunu “insanlık dışı” olarak tanımladı.

Amerikalı personelin sivillerden “zombi sürüsü” olarak bahsettiğini belirten Aguilar, yardım dağıtımı sırasında yaşanan kaosu “sekiz dakikalık kargaşa” olarak adlandırdı.

“Binlerce Filistinli, sabahın erken saatlerinde, gün doğmadan Akdeniz üzerinden sahaya doğru koşuyor. Ve başlarının üzerinden mermi izlerini, tank mermilerini, havan topu mermilerini görüyorsunuz. Bunu, Filistinlileri doğru yolda tutmak için yapıyorlar. Benim önerim en başından beri, ‘Bir tabela denedik mi?’ şeklindeydi. Yola ‘bu tarafa gidin’ diyen bir tabela koymak yerine Merkava tank mermisi atmak… Sanırım bu iyi bir başlangıç olurdu.”

Aguilar, İsrail askerlerinin gece görüş kabiliyetleri olmadan karanlıkta binlerce kişilik kalabalığa ateş açtığını ve bunun sonucunda yol kenarlarında cesetlerin biriktiğini gördüğünü söyledi.

Dağıtım sahasından ayrılan kalabalığı kontrol etmek için hem İsrail ordusunun hem de Amerikalı yüklenicilerin sivillerin ayaklarına, başlarının üzerine ve havaya ateş açtığını, ses bombası ve biber gazı kullandığını belirtti. Bu duruma, “silahsız sivilleri kontrol amacıyla hedef almak yine bir savaş suçudur,” diyerek tepki gösterdi.

‘ABD’de düşünce özgürlüğü hiç bu kadar tehdit altında olmamıştı’

GHF’nin matematiği açlığı gizliyor

Aguilar, GHF’nin operasyonunun sadece tehlikeli değil, aynı zamanda yetersiz olduğunu da rakamlarla ortaya koydu. GHF’nin 65 günde 96 milyon öğün dağıttığını duyurmasını eleştiren Aguilar, basit bir hesaplamayla bunun ne anlama geldiğini açıkladı:

“96 milyonu 2,21 milyona, sonra günde üç öğüne, sonra da 65 güne böldüğünüzde, 65 günün sadece 15 günü için yiyecek sağlamış oluyoruz. Diğer 50 güne ne oldu? İnsanların aç olmadığını söylemekten çekinirim.”

GHF’nin dağıttığı yardımın sadece kuru gıdadan oluştuğunu, su, bebek bezi, yakıt, ilaç veya hijyen ürünleri içermediğini de ekledi. Su dağıtımının “çok pahalı” olduğu gerekçesiyle yapılmadığını, oysa dağıtılan tüm gıdaların pişirilmek için suya ihtiyaç duyduğunu vurguladı.

Çağrı: ABD bu vakfı derhal kapatmalı

Aguilar, mülakatın sonunda ABD yönetimine net bir çağrıda bulundu. GHF’nin varlığının, Birleşmiş Milletler (BM) mekanizmasına ihtiyaç olmadığı yönünde yanlış bir algı yarattığını ve bu durumun daha fazla ölüme yol açtığını savundu.

“Amerika Birleşik Devletleri, Gazze İnsani Yardım Vakfı’nı fonlamayı bugün, şimdi durdurmalı. Bu paranın nereye gittiği konusunda hesap sormalı. Çünkü orada bulunmuş ve harcanan kaynakları görmüş biri olarak söyleyebilirim ki, o 30 milyon dolar Gazze’ye gitmedi. Birileri banka hesaplarını kontrol etse iyi olur.”

Aguilar, İsrail ordusundaki sorunun liderlik ve disiplin eksikliğinden kaynaklandığını, ancak bunun işlenen suçları meşrulaştırmadığını belirtti.

ABD’nin, müttefikinin işlediği bu suçlara göz yummaması ve kendi değerlerine sadık kalması gerektiğini vurgulayarak sözlerini tamamladı.

Ortadoğu

Umman, Hürmüz Boğazı’nda geçici transit koridor açtı

Yayınlanma

Umman, Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ile koordinasyon içinde Hürmüz Boğazı’nda gemiler için geçici bir transit koridor açtığını duyurdu. Geçişlerden ücret alınmayacağı belirtilirken, uygulamanın ABD ile İran arasında varılan mutabakat kapsamında hayata geçirildiği ifade edildi. Yeni güzergahı kullanmak isteyen gemilerin IMO ve Umman makamlarıyla koordinasyon sağlaması gerekiyor.

Umman Ulaştırma Bakanlığı, Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ile koordinasyon içinde Hürmüz Boğazı’nda gemiler için geçici bir transit koridor açıldığını duyurdu.

Bakanlığın X hesabında yayımlanan açıklamada, koridordan yapılacak geçişlerden ücret alınmayacağı belirtildi.

Açıklamada, “Bu adım, ABD ile İran arasında varılan mutabakat kapsamında atılmıştır. Yeni rota üzerinden boğazdan geçmek isteyen gemiler, örgüt ve Umman makamları tarafından belirlenen koordinatlar doğrultusunda IMO ile koordinasyon sağlamalıdır” ifadelerine yer verildi.

Bakanlık, Umman’ın Hürmüz Boğazı’na ilişkin sorumluluğunun ve boğazın küresel ekonomi açısından taşıdığı önemin farkında olduğunu belirterek, uluslararası hukuk kurallarına ve seyrüsefer serbestisine bağlılığını teyit etti.

Financial Times’ın daha önce aktardığına göre, ABD ile İran arasında bir mutabakat zaptının imzalanmasının ardından Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiği yeniden başlamasına rağmen, armatörler Tahran, Washington ve sigorta şirketlerinden gelen çelişkili yönlendirmeler nedeniyle belirsizlik yaşamayı sürdürüyor.

Gazetenin haberine göre İran, gemilerin İran kıyılarına yakın rotaları kullanmasını ve mayıs ayında kurulan Basra Körfezi Boğaz İşleri İdaresi’nden izin almasını talep ediyor. Bu şartlara uyulmaması halinde gemi sahiplerini para cezası bekliyor.

ABD ve bazı Batılı sigorta şirketleri ise gemilere, Amerikan güçlerinin hava koruması altında boğazın Umman tarafındaki güzergahını kullanmalarını tavsiye ediyor. Birleşik Krallık Deniz Ticaret Operasyonları Merkezi (UKMTO) de denizcilere, boğazdan geçiş sırasında bölgede bulunan mayınları ve askeri deniz unsurlarını dikkate almaları çağrısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail ve Lübnan, ‘pilot bölgeler’ planını görüşüyor

Yayınlanma

İsrail basınında yer alan haberlere göre İsrail ve Lübnan heyetleri, Washington’da yürütülen görüşmelerde Güney Lübnan’da “pilot bölgeler” oluşturulmasını ele alıyor. Taslağa göre Lübnan ordusunun Hizbullah’ın sınır hattına dönmesini engellemesi karşılığında İsrail ordusu bazı noktalardan kademeli olarak çekilecek. Görüşmelerde güvenlik denetimleri, çekilme takvimi ve sahadaki uygulama mekanizmaları da değerlendiriliyor.

İsrail basınında diplomatik kaynaklara dayandırılan haberlere göre İsrail ve Lübnan heyetleri, ABD’nin başkenti Washington’da yürütülen görüşmelerde Güney Lübnan’da kurulacak “pilot bölgeler” üzerinden yeni bir güvenlik düzenlemesini ele alıyor. Görüşmelerde, Lübnan Silahlı Kuvvetleri’nin sınır hattında Hizbullah’ın yeniden konuşlanmasını engellemesi karşılığında İsrail ordusunun işgal altında tuttuğu bazı stratejik noktalardan sınırlı ölçüde çekilmesini öngören plan ve buna ilişkin uygulama mekanizmaları değerlendiriliyor.

Maariv gazetesinin haberine göre taraflar, planın operasyonel ayrıntıları üzerinde kapsamlı değerlendirmelerde bulunuyor. Pilot uygulamaya dahil edilecek bölgeler, askeri tahliye takvimi, sınır boyunca kurulacak gözlem ve takip mekanizmaları ile planın başarısını ölçmeye yönelik kriterler görüşmelerin gündeminde yer alıyor.

Üç aşamalı görüşmeler sürüyor

Washington’da gerçekleştirilen ve üç aşamadan oluşan görüşmeler 23 Haziran’da siyasi konuların ele alınmasıyla başladı. Müzakereler 24 Haziran’da askeri ve güvenlik başlıklarıyla devam ederken, 25 Haziran’da siyasi ve güvenlik heyetlerinin ortak katılımıyla nihai uzlaşmaya ulaşılması hedefleniyor.

Habere göre İsrailli askeri heyetin, pilot uygulamanın sınırlarını gösteren ayrıntılı haritalar ve operasyonel bir plan sunması bekleniyor. Tarafların uzlaşması halinde İsrail ordusunun Güney Lübnan’daki konuşlanma düzeninde önemli değişikliklere gitmeyi planladığı belirtiliyor.

Yedioth Ahronoth gazetesi ile Reuters‘ın aktardığına göre süreçte öne çıkan unsurlardan biri de bölgede görev yapacak Lübnan askerlerine ilişkin güvenlik prosedürleri. Haberlere göre söz konusu askerler, Hizbullah ile bağlantılarının bulunmadığından emin olunması amacıyla ABD tarafından askeri eğitim ve güvenlik taramasından geçirilecek. Bu süreçte İsrail güçlerinin sınır boyunca uzanan tampon bölgedeki askeri varlığını ve denetimini sürdürmesi öngörülüyor.

Lübnan tarafı çekilme takvimine vurgu yaptı

İsrail basınında yer alan bilgiler hakkında görüşü sorulan üst düzey bir Lübnanlı güvenlik yetkilisi, Washington’daki diplomatik temasların yoğun şekilde sürdüğünü doğruladı. Yetkili, çarşamba günü yapılacak oturumlarda pilot bölgeler de dahil olmak üzere bazı askeri teknik konuların ele alınacağını söyledi.

Müzakerelerin esas olarak İsrail ordusunun Lübnan topraklarından çekilme takvimine odaklandığını belirten yetkili, somut bir planın ancak perşembe günü yapılacak son değerlendirme toplantısının ardından netleşeceğini ifade etti. Aynı kaynak, Lübnan askerlerinin ABD tarafından güvenlik taramasından geçirileceği yönündeki iddialar hakkında yorum yapmadı.

ABD arabuluculuğunda yürütülen görüşmeler, iki ülke sınırındaki gerilimin azaltılması ve uzun vadeli bir güvenlik mekanizması oluşturulması amacıyla sürdürülen daha geniş kapsamlı diplomatik girişimin parçası olarak değerlendiriliyor. İsrail ile Lübnan arasında resmi diplomatik ilişki bulunmuyor. İki ülke hukuken halen savaş halinde bulunurken, Lübnan yasaları düşman ülke olarak tanımlanan İsrail ile doğrudan teması yasaklıyor.

İsrail çekilme için şartlarını sıraladı

Lübnan merkezli El Ahbar gazetesinin aktardığına göre İsrail yönetimi, işgal altında tuttuğu bölgelerden çekilmeden önce bir dizi şartın yerine getirilmesini talep ediyor.

Israel Hayom’un hükümet kaynaklarına dayandırdığı haberine göre Tel Aviv yönetimi üç asgari koşul belirledi. Bunlar, Hizbullah unsurlarının derhal Litani Nehri’nin kuzeyine çekilmesi, nehrin güneyindeki tüm Hizbullah askeri altyapısının ortadan kaldırılması ve İsrail ordusuna olası tehditlere karşı sınır ötesinde müdahale serbestisi tanınması olarak sıralanıyor.

Habere göre üst düzey İsrailli yetkililer, bu koşulların eksiksiz yerine getirilmesi durumunda dahi sınır hattında tampon görevi görecek stratejik bir “savunma hattının” İsrail ordusunun kontrolünde kalacağını belirtiyor.

Ron Arad dosyası da gündemde

El Ahbar’a göre müzakerelerin en hassas başlıklarından biri geçmiş dönemlere ilişkin esir ve kayıp dosyaları. İsrail tarafı, ileride Lübnan hükümetiyle yapılabilecek herhangi bir esir takası anlaşmasını, 1986 yılında Lübnan’da Hizbullah bağlantılı gruplar tarafından esir alındıktan sonra kaybolan İsrailli Hava Kuvvetleri subayı Ron Arad’ın naaşının iadesiyle ilişkilendiriyor.

Haberde yer alan mevcut formüle göre İsrail, Arad’ın akıbetine ilişkin somut ve belgelenmiş ilerleme sağlanmadan İsrail cezaevlerinde bulunan Lübnanlı mahkumların serbest bırakılmasını değerlendirmeye almayacak.

Doğrudan koordinasyon mekanizması önerisi

İsrail’in gündeme getirdiği bir diğer talep ise iki ülke ordusu arasında sahada doğrudan ve aracısız bir koordinasyon mekanizması kurulması. Bu çerçevede Lübnan ordusunun hareket alanı ve konuşlanma noktalarına belirli sınırlamalar getirilmesi öngörülüyor.

Ayrıca Lübnan askerlerinin İsrail mevzileri ve sınır hattına yakın bölgelerde gerçekleştireceği rutin operasyonlar ile devriyelerin önceden İsrail tarafıyla koordine edilmesi talep ediliyor.

El Ahbar’ın değerlendirmesine göre İsrail’in sunduğu öneriler aşamalı bir stratejiye dayanıyor. Plan, ilk aşamada Hizbullah altyapısının yerel düzeyde ortadan kaldırılmasını, ardından belirlenen pilot alanlardan sınırlı çekilmelerin gerçekleştirilmesini ve modelin başarılı olması halinde uygulamanın zamanla Güney Lübnan’ın daha geniş bölgelerine yayılmasını öngörüyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İstihbarat sorgusunda İran İHA’larına ‘uzaylı işi’ benzetmesi

Yayınlanma

Nisan ayında İran hava sahasında düşürülen F-15E Strike Eagle savaş uçağının pilotu, istihbarat yetkililerine verdiği ifadede kendisini çevreleyen İran İHA’larının “denizanası” benzeri bir formasyon oluşturduğunu anlattı. ABD medyasında yer alan istihbarat kayıtlarına göre pilot, bu görüntüyü “Gerçekten uzaylı işi gibiydi” sözleriyle tarif etti.

Nisan ayında İran hava sahasında düşürülen ve daha sonra düzenlenen özel operasyonla kurtarılan ABD’li savaş pilotunun istihbarat raporlarına yansıyan ifadeleri ABD medyasında yer aldı.

Pilot, uçaktan atlamadan hemen önce etrafını saran İran insansız hava araçlarının “denizanası” şeklinde bir formasyon oluşturduğunu belirterek, “Gerçekten uzaylı işi gibiydi” dedi.

İran güçleri, 3 Nisan’da ABD Hava Kuvvetleri’ne ait 31 milyon dolar değerindeki F-15E Strike Eagle savaş uçağını hedef aldı. İran üzerinde düşürülen ilk ABD uçağı olduğu belirtilen F-15E’nin nasıl vurulduğuna ilişkin incelemeler sürerken, ABD basınında yayımlanan istihbarat kayıtları pilotun sorgudaki anlatımını ortaya koydu.

CNN’nin haberine göre pilot, istihbarat yetkilileriyle yaptığı görüşmede gökyüzünde denizanasını andıran, tek bir bütün halinde hareket eden ve kendisinde şok etkisi yaratan bir İHA formasyonu gördüğünü anlattı.

Pilotun ifadesine vakıf dört kaynaktan biri, “Çok sayıda İHA birbirine bağlı şekilde, tek bir organizma gibi hareket ediyordu; daha küçük İHA’lar, büyük İHA’ların altından adeta bacaklar gibi sarkıyordu. Gerçekten uzaylı işi gibiydi” dedi.

Kaynaklar, bu manevranın İran’ın savaş alanında İHA’ları kitlesel ve koordineli biçimde kullanma kapasitesinde önemli bir gelişmeye işaret ettiğini değerlendirdi.

Aynı kaynaklar, her türlü hava koşulunda görev yapabilen gelişmiş bir savaş uçağı olan F-15E’nin bu karmaşık “denizanası” formasyonu sayesinde vurulmuş olabileceğini belirtti.

İran yeni hava savunma sistemi kullandığını açıkladı

Olayın yaşandığı gün İran Hatemül Enbiya Merkez Komutanlığı tarafından yapılan açıklamada, yerli imkanlarla geliştirilen yeni bir hava savunma mimarisinin devreye alındığı duyuruldu.

İranlı askeri yetkililer, bu sistemle bir ABD savaş uçağı, üç İHA ve iki seyir füzesinin etkisiz hale getirildiğini açıkladı.

İranlı askeri sözcü, “Düşman bilmelidir ki, ülkenin genç ve gururlu mühendisleri tarafından üretilen yeni savunma sistemlerini sahada birbiri ardına sergilemeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

CIA kurtarma operasyonunda yanıltma taktiği kullandı

Uçağın düşürülmesinin ardından bölgede kurtarma operasyonu başlatıldı. Fırlatma koltuğunu kullanarak uçaktan ayrılan pilot, aynı gün hafif silah ateşine maruz kalan iki askeri helikopterin düzenlediği operasyonla kurtarıldı.

Ancak uçaktaki diğer personel olan Silah Sistemleri Subayı (WSO), dağlık ve zorlu arazide tek başına mahsur kaldı. Yanında yalnızca bir silah bulunduğu belirtilen subayın kurtarılması için Pentagon ve CIA ortak operasyon yürüttü.

CBS’in istihbarat kaynaklarına dayandırdığı haberine göre CIA, İran içindeki arama faaliyetlerini sekteye uğratmak amacıyla küresel basına ikinci havacının zaten kurtarıldığı yönünde gerçeği yansıtmayan bilgiler sızdırdı.

Haberde, bu yöntem sayesinde zaman kazanan komandoların dağlık bölgede saatlerce direnen subaya İran güçlerinden önce ulaştığı belirtildi.

Olaydan iki gün sonra açıklama yapan ABD Başkanı Donald Trump, ikinci askeri personelin de sağ olarak kurtarıldığını duyurdu. Trump, subayın operasyon sırasında yaralandığını ancak genel sağlık durumunun iyi olduğunu söyledi.

Pilotun “denizanası” benzetmesi ise askeri ve istihbarat çevrelerinde, bunun bir beyin sarsıntısının etkisi mi yoksa yeni bir askeri doktrinin işareti mi olduğu yönündeki tartışmaların odağında yer alıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English