Ortadoğu
Gazze’de yardım adı altında ölüm tuzağı: Paralı askerler, CIA bağlantılı paravan şirketler…

Gazze’de 20 aydır devam eden ve 77 yıllık bir işgalin en kanlı perdesini oluşturan soykırım, 21. yüzyılın en sinsi savaş metotlarından biriyle yeni bir evreye taşındı; insani yardım maskesi altına gizlenmiş, kâr ve ideoloji odaklı bir toplu kıyım. Bu kanlı mekanizmanın merkezinde, ABD merkezli özel güvenlik şirketleri, eski istihbaratçılar tarafından yönetilen paravan yapılar ve Evanjelist Siyonist liderlerin kontrolündeki bir sözde yardım vakfı bulunuyor.
Kuzey Karolina merkezli UG Solutions, Wyoming merkezli bir servet yönetimi firmasının paravanı olan Safe Reach Solutions ve bu yapıların vitrindeki yüzü Gazze İnsani Yardım Vakfı (GHF), İsrail ordusunun doğrudan gözetimi ve işbirliğiyle, açlıkla boğuşan Filistinli sivilleri sistematik olarak birer “ölüm tuzağına” çekiyor. Yardım dağıtım noktaları, kasıtlı olarak aktif savaş bölgelerinin ortasına kuruluyor ve yiyecek bulma umuduyla bu noktalara gelen binlerce silahsız sivil, İsrail askerlerinin ve Amerikalı yüklenicilerin açtığı ateşle ya da kaos ortamında ezilerek can veriyor.
Bu kanlı mekanizmanın iç yüzü, operasyonda bizzat görev almış, 25 yıllık ABD Özel Kuvvetler (Yeşil Bereliler) mensubu, madalyalı emekli Yarbay Anthony Aguilar gibi vicdan sahibi tanıkların itirafları ve uluslararası kuruluşların raporlarıyla görünür oldu. Ortaya çıkan tablo, sadece bir savaş suçu silsilesini değil, aynı zamanda Evanjelik Siyonizm, aşırı sağcı ideolojiler, eski CIA yetkililerinin yönettiği paravan şirketler ve dizginsiz sermayenin Filistin halkını yok etme projesinde nasıl iç içe geçtiğini de gözler önüne seriyor.
Evanjelist liderliğindeki paravan vakıf GHF
Gazze’deki bu ölümcül operasyonun kamuoyuna dönük yüzü olarak tasarlanan Gazze İnsani Yardım Vakfı (GHF), dijital dünyada neredeyse hiçbir iz bırakmadan, bir hayalet gibi ortaya çıktı. ABD Dışişleri Bakanlığının varlığını savunan anlaşılmaz açıklamalarına rağmen, kuruluşun internet sitesi uzun süre içi boş bir “yapım aşamasında” sayfasından ibaretti. GHF, kendisini Gazze halkına “kritik yardım ve destek” sağlayan bir yapı olarak tanıtsa da, bu ifade pratikte tam tersi.
Kuruluşun kurucusu ve ilk yöneticisi Jake Wood’un, resmi açılıştan hemen önce 26 Mayıs 2025’te istifa etmesinin ardından yerine getirilen isim, projenin asıl amacını ele verir nitelikteydi: Johnnie Moore.
Moore, kariyerine Jerry Falwell Sr. tarafından kurulan Evanjelist Liberty Üniversitesi’nin Kurumsal İletişim Kıdemli Başkan Yardımcısı olarak başlamış bir halkla ilişkiler uzmanı ve Evanjelik bir liderdi. Daha sonra kurduğu Kairo Company adlı halkla ilişkiler şirketi, kendisini “İşi bitiririz… Ne gerekirse yaparız,” sloganıyla tanıtıyordu. Bu “sonuç odaklı” yaklaşım, GHF’nin yürüttüğü kanlı operasyonun felsefesini özetler gibiydi.
Moore’un atanması, GHF’nin İsrail Koordinasyon ve İrtibat İdaresi (COGAT) ve İsrail ordusuyla ne kadar yakın çalıştığı düşünüldüğünde şaşırtıcı değildi. Moore, 2016’daki Trump faaliyetinde Evanjelik danışma kurulunun eş başkanlığını yapmış, Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile görüşmüş ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile yakın ilişkiler kurmuştu. Ancak en dikkat çekici bağlantısı, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile olan işbirliğiydi.
Moore’un sosyal medya hesabı, İsrailli risk sermayedarları, Fox News ve Breitbart gibi yayın organları ve savaşı savunan finansörlerin Siyonist propagandalarıyla dolu. GHF’nin yardım dağıtımlarında yaşanan ve yüzlerce Filistinlinin hayatına mal olan katliamların ardından Moore, sorumluluğu Hamas’a yıkan bir dil kullandı. Bir sosyal medya paylaşımında, Hristiyanlık ve barış söyleminin arkasına saklanarak şu ifadeleri kullandı:
“Tarafsızlık ilkesi, nötrlük anlamına gelmez. Bu dünyada iyilik ve kötülük vardır. Bizim yaptığımız iyiliktir ve Hamas’ın bu Gazzelilere yaptığı şey ise mutlak kötülüktür… Bize katılmayacaksanız bile en azından HAMAS’ı boykot edecek cesaretiniz olsun, bizi değil… Roma İmparatorluğu tarafından işkence gören Hristiyanlara yazılmış şu sözler aklımdan çıkmıyor: ‘Barışın Tanrısı, kısa zamanda Şeytan’ı ayaklarınızın altına ezecektir.’ Romalılar 16:20.”
Bu sözler, operasyonun ardındaki aklı açıkça ortaya koyuyor. Anayasal Haklar Merkezi, 10 Haziran 2025’te Johnnie Moore’a gönderdiği bir bildiriyle, GHF’nin “savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve Soykırım Sözleşmesi ihlallerine ortaklık nedeniyle doğabilecek yasal sorumluluk riski” altında olduğunu bildirdi.
GHF’nin finansal altyapısı da projenin arkasındaki güçleri gözler önüne seriyor. 8 Mayıs 2025 tarihli operasyon özetinde, vakfın Truist Bank ve JP Morgan Chase ile bankacılık ilişkileri sürdürdüğü ve İsviçre merkezli şubesi için Goldman Sachs’tan sözlü taahhüt aldığı belirtiliyor. Bu, soykırım suçlamalarının gölgesinde, küresel finans devlerinin de bu kanlı mekanizmanın bir parçası olduğunu gösteriyor.
Operasyonun kas gücü: Paralı askerler, paravan şirketler
GHF’nin sahadaki operasyonlarını yürüten ve şiddet tekelini elinde bulunduran yapılar, ABD merkezli özel güvenlik yüklenicileri. Bu firmalar, sadece askeri geçmişleriyle değil, aynı zamanda şaibeli kurumsal yapıları ve personelinin aşırılıkçı ideolojileriyle de dikkat çekiyor.
Operasyonun ana yüklenicilerinden UG Solutions, eski bir ABD Özel Kuvvetler askeri olan Jameson Govoni tarafından yönetiliyor. Govoni, kendisini “Boston’lı bir serseri” olarak tanımlıyor ve “bize acı çektirenlere acı çektirmek için orduya katıldım,” diyordu. Bu zihniyet, şirketin Gazze’deki acımasız uygulamalarının temelini oluşturuyor. Govoni, aynı zamanda 2022’de kurulan ve alkolün etkilerini azaltmayı vaat eden Alcohol Armor adlı bir ürünün de yaratıcısı. Bu ürünün fikrinin, Nikaragua’da gizli görevdeyken alkol tüketiminin zorunlu olduğu bir süreçte ortaya çıktığını anlatması, Govoni ve çevresinin profesyonellikten uzak, pervasız tavrına işaret ediyor. Ortağı Glenn Devitt’in, “Ordu içinde açık ara farkla en berbat içiciler biziz. Midem pompayla boşaltılmıştı,” sözleri biliniyor.
UG Solutions’ın ideolojik profili, sahada görevlendirdiği personelle daha da netleşiyor. GHF’nin tartışmalı gıda dağıtım noktalarında güvenlik hizmeti veren ekip liderlerinden biri olan Johnny “Taz” Mulford’un, “radikal cihatçı harekete” karşı olduğunu ilan eden Haçlı temalı bir motosiklet kulübünün üyesi olduğu anlaşıldı. Infidels (Kâfirler) adlı motorcu grubunun üyesi olan Mulford, Facebook hesabında Haçlı seferleriyle ilişkilendirilen çok sayıda dövmesini sergiliyor. Bunlar arasında Tapınak Şövalyeleri’nin haçı, Kudüs haçı ve Papa 2. Urbanus’un Birinci Haçlı Seferi için çağrı yaptığı yıl olan 1095 sayısı yer alıyor.
The Intercept‘e konuşan Haçlı ikonografisi uzmanı Profesör Matthew Gabriele’ye göre bu semboller, ırkçı ve aşırı sağcı kesim tarafından sıkça benimseniyor ve İslam ile Hristiyanlık arasında varoluşsal bir savaş olduğu yönündeki hayali bir düşünceye gönderme yapıyor. Gabriele, 1095 tarihinin, Norveçli toplu katliamcı Anders Breivik’ten Yeni Zelanda’daki katliamın failine kadar aşırı sağcılar tarafından sembolik olarak kullanıldığını ve Müslümanların “öldürülmesi gereken bir tehdit” olduğu bir dünya görüşünü temsil ettiğini belirtti. Bu durum, ağırlıklı olarak Müslüman bir nüfusa “yardım” götürme iddiasındaki bir operasyonun, aslında ne tür bir zihniyet tarafından yürütüldüğünü ortaya koyuyor.
Safe Reach Solutions: Bir CIA paravanı
Operasyondaki diğer kilit yüklenici olan Safe Reach Solutions (SRS) ise çok daha karanlık bir yapıya sahip. Gazeteci Jack Poulson’ın araştırmasına göre, SRS, aslında Wyoming merkezli bir “nesiller arası servet yönetimi” firması olan Two Ocean Trust Ltd.’nin paravan şirketiydi. İki şirket de Jackson, Wyoming’de aynı adreste kayıtlı.
Daha da önemlisi, Washington Post’un haberine göre SRS, CIA’nın eski Özel Faaliyetler Merkezi başkanı Philip F. Reilly tarafından kurulmuştu. Şirketin kuruluş süreci, “şeffaflık” vaadine rağmen son derece gizli tutulmuştu. İnternet sitesi, şirketin resmi kuruluşundan sadece bir gün önce tescil edilmiş ve sitede ne şirketin hukuki ismine ne de herhangi bir yöneticiye dair bilgiye yer verilmişti. Şirketin kuruluş belgeleri, geçmişte Panama Belgeleri soruşturmalarına konu olan şaibeli aracılarla bağlantılıydı. Bu durum, Gazze’deki operasyonun sadece paralı askerler tarafından değil, aynı zamanda ABD istihbarat dünyasının derinliklerinden gelen ve finansal gizlilik konusunda uzmanlaşmış yapılar tarafından yönetildiğine işaret ediyor. Bir servet yönetimi firmasının, eski bir CIA şefinin liderliğinde, Gazze’de ölümcül bir güvenlik operasyonu yürütmesi, projenin insani yardımın çok ötesinde, gizli ve muhtemelen yasa dışı amaçlar taşıdığının en bariz kanıtı.
“Distopik ve post-apokaliptik bir manzara”
Bu karmaşık ve kanlı mekanizmanın iç yüzünü en net şekilde ortaya koyan kişi, operasyonda bizzat görev almış, 25 yıllık ABD Özel Kuvvetler (Yeşil Bereliler) mensubu, Mor Kalp ve Bronz Yıldız madalyalı emekli Yarbay Anthony Aguilar oldu. Aguilar, hem Democracy Now! hem de Tucker Carlson’a verdiği mülakatlarda, Gazze’de tanık olduğu sistematik savaş suçlarını ve insanlık dışı uygulamaları bütün çıplaklığıyla anlattı. Kendisini bir “paralı asker” ya da “muhbir” olarak değil, “vatansever bir Amerikalı” olarak tanımlayan Aguilar, Amerikan halkının tarihin yanlış tarafında yer aldığını bilmesi gerektiği için konuştuğunu söyledi.
Aguilar, Gazze’ye ilk girdiğinde karşılaştığı yıkımı, “distopik ve post-apokaliptik bir manzara” olarak tanımladı. Daha önce görev yaptığı Irak, Afganistan veya Suriye gibi savaş bölgeleriyle kıyaslanamayacak kadar vahim bir tabloyla karşılaştığını belirten Aguilar, “Gazze’de tanık olduğum şey, ancak bir yıkım manzarası olarak tanımlanabilir. Bu, insan ahlakının çöküşüydü. ABD olarak biz de bu sürece ortak olduk. Gazze’de devam eden vahşete ve soykırıma el birliğiyle katılıyoruz,” dedi. Açlık ve kıtlık iddialarını reddedenleri “insanlıktan çıkmış” olarak nitelendiren Aguilar, gördüklerinin bir abartı değil, somut bir gerçek olduğunu vurguladı.
“Ölüm tuzağı olarak tasarlandılar”
Aguilar’ın en sarsıcı ifşaatları, yardım dağıtım merkezlerinin konumu ve işleyişiyle ilgiliydi. Bu noktaların, Senatör Chris Van Hollen’ın da belirttiği gibi, birer “ölüm tuzağı” olarak tasarlandığını söyledi. Aguilar, bu merkezlerin kasıtlı olarak İsrail ordusunun aktif taarruz harekâtları yürüttüğü çatışma bölgelerinin tam ortasına kurulduğunu belirtti. Bu durumun Cenevre Sözleşmeleri’nin açık bir ihlali olduğunu vurgulayan Aguilar, “Bu noktalar bilerek çatışma bölgelerine kuruldu. Bu durumun ya tam bir cehalet ya da kasıtlı olduğunu düşündüm. Kasıtlı olarak buraya yerleştirildiler,” diye konuştu.
Ayrıca, bu merkezlerin dikenli tel yerine, sivillerde ciddi yaralanmalara yol açan jiletli tellerle çevrili olduğunu ve bu tellerin bizzat ABD’li yükleniciler tarafından talep edildiğini söyledi. Bu uygulamanın da tek başına bir savaş suçu teşkil ettiğini belirtti.
Aguilar, dağıtım noktalarında silahsız sivillere karşı uygulanan şiddetin sistematik olduğunu anlattı. Herhangi bir saldırı olmamasına rağmen, kalabalığı kontrol etmek amacıyla gelişigüzel güç kullanıldığını, angajman kurallarının veya uygun müdahale protokollerinin bulunmadığını söyledi. Daha da vahimi, kullanılan mühimmatın M855 zırh delici mermiler olduğunu belirtti. Aguilar, “Bu mermi, zırh delmek ve öldürmek üzere tasarlanmıştır. Silahsız insanlara karşı neden böyle bir mühimmat kullanılsın?” diye sordu.
29 Mayıs’ta bizzat çektiği bir videoyu kanıt olarak sunan Aguilar, GHF’ye bağlı silahlı bir Amerikalı güvenlik görevlisinin, yardım alanlardan uzaklaşan sivil bir kalabalığa ateş açtığını gösterdi. Videoda, ateş eden kişinin yanındaki bir başka görevlinin, “Vurdun galiba!” dediği duyuluyordu. Aguilar, “Silahsız, aç insanlara yalnızca daha hızlı gitmeleri için ateş açıldı. Bu video benim tarafımdan çekildi. Hamas değil, Gazze Sağlık Bakanlığı değil, ben; bir Amerikalı,” diyerek olayın faillerinin kim olduğunu net bir şekilde ortaya koydu. Aguilar, hem Amerikalı yüklenicilerin hem de İsrail askerlerinin açlıkla mücadele eden Filistinlilere ateş açtığını “hiç şüpheye yer bırakmayacak şekilde” bizzat gördüğünü teyit etti.
Aldatmaca operasyonu
Aguilar, operasyonun hukuki temelinin de baştan sona yasa dışı olduğunu ifşa etti. Kendisi dahil tüm UG Solutions çalışanlarının, yani silahlı Amerikalıların, İsrail’de “turist vizesiyle” bulunduğunu belirtti. Bu durumun uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve görevin aceleye getirilerek pek çok usulsüzlüğe göz yumulduğunu gösterdiğini söyledi.
GHF’nin yardım miktarına ilişkin iddialarının da bir aldatmaca olduğunu rakamlarla ortaya koydu. Vakfın 65 günde 96 milyon öğün dağıttığı yönündeki duyurusunu eleştiren Aguilar, basit bir hesaplamayla bunun ne anlama geldiğini açıkladı:
“96 milyonu 2,21 milyona, sonra günde üç öğüne, sonra da 65 güne böldüğünüzde, 65 günün sadece 15 günü için yiyecek sağlamış oluyoruz. Diğer 50 güne ne oldu? Bu bir yardım değil; bu, sistematik bir aç bırakma operasyonudur.”
Aguilar, GHF’nin bu operasyonu yürütecek kapasiteye sahip olmadığını ve derhal fonlarının kesilerek yardım sürecinin yeniden Birleşmiş Milletlere devredilmesi gerektiğini savundu.
Aguilar, UG Solutions’ın kendisini itibarsızlaştırma girişimlerine de yanıt verdi. Şirketin, kendisini uygunsuz davranış nedeniyle kovduklarını iddia ettiğini, oysa kendisinin 13 Haziran’da istifa ettiğini belirtti. İstifasından sonra bile maaşının ödendiğini, sigortasının karşılandığını ve istifasını geri çekmesi için ikna edilmeye çalışıldığını söyledi. “Kovulmadım. Aksine, iki kez terfi ettirildim, maaşım iki kez artırıldı,” diyen Aguilar, elindeki tüm kanıtların orijinal, zaman damgalı ve doğrulanmış olduğunu, hatta UG Solutions’ın kendi basın açıklamasında onun videolarından birini kullandığını ekledi.
ABD’de çatlak sesler
Bu kanlı operasyon, hem ABD içinde hem de uluslararası alanda tepkilere yol açtı. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), 1 Ağustos 2025’te yayımladığı raporda, İsrail güçlerinin yardım dağıtım noktalarında düzenli olarak açlıkla boğuşan Filistinli sivillere ateş açmasının “savaş suçu” anlamına geldiğini bildirdi.
ABD Kongresinde de bazı üyelerden de sesler gelmeye başladı. Temsilciler Meclisi üyeleri Joaquin Castro ve Sara Jacobs ile Senatörler Peter Welch ve Chris Van Hollen, UG Solutions ve Safe Reach Solutions şirketlerine bir mektup göndererek, Gazze’deki faaliyetlerine ilişkin açıklama talep etti. Mektupta, şirketlerin ve personelinin, ABD’nin Savaş Suçları Yasası gibi yasalar kapsamında ileride cezai ve hukuki sorumlulukla karşı karşıya kalabilecekleri uyarısında bulunuldu. Yasama üyeleri, “Personelinizin… Turist vizesiyle İsrail’e getirildiğini, Gazze’ye savaş donanımıyla gönderildiklerini ve İsrailli yetkililer tarafından silahsız ve aç Filistinli sivillere karşı ölümcül güç kullanmaları için emir verildiğini” gösteren bilgiler olduğunu belirttiler. En az 21 ABD senatörü de Dışişleri Bakanı Marco Rubio’ya mektup yazarak, GHF’ye yapılan ABD fonlamasının durdurulmasını talep etti.
Ortadoğu
BAE, veri merkezi planlarını revize ediyor

Birleşik Arap Emirlikleri, ABD dışında gerçekleştirilecek en büyük projelerden biri olan 5 gigawatt’lık yapay zeka veri merkezi projesinin planlarını sessizce revize ediyor.
BAE, İran savaşı sonrasında kritik altyapının nasıl ve nerede inşa edilmesi gerektiğine dair yeniden değerlendirme sürecine girdi.
Konuya yakın altı kaynağın Reuters’a verdiği bilgiye göre, başlangıçta Abu Dabi’de 26 kilometre kare büyüklüğünde bir kampüs olarak tasarlanan projenin, artık BAE genelinde yayılmış bir veri merkezi ağından oluşması muhtemel.
Kaynaklara göre, proje bu bakımdan yeniden şekillenecek.
Yetkililer, hava savunma sistemleri ve bazı tesislerin yer altına inşa edilmesi dahil olmak üzere, tesisleri insansız hava araçları ve füze saldırılarından daha iyi korumanın yollarını da değerlendirdiklerini belirttiler.
Amerikalı teknoloji şirketleriyle ortaklaşa inşa edilen BAE-ABD Yapay Zeka Kampüsü’ne ilişkin planlar, geçen yıl Başkan Donald Trump’ın zengin Körfez ülkesine yaptığı ziyaret sırasında duyurulmuştu.
Proje, ekonomisini petrolden uzaklaştırmaya çalışan BAE’nin küresel bir yapay zeka gücü olma hedeflerinin merkezinde yer alıyor.
Proje, BAE ulusal güvenlik danışmanı ve cumhurbaşkanının kardeşi Şeyh Tahnun bin Zayed el Nahyan’ın kontrolündeki yapay zeka şirketi G42 tarafından yürütülüyor.
Nvidia yapay zeka çiplerine ve diğer gelişmiş ABD teknolojilerine erişim karşılığında BAE, Çin ile yapay zeka alanındaki bağlarını kesmeyi ve Stargate girişiminin ABD’deki veri merkezlerine yatırım yapmayı kabul etmişti.
Stargate, OpenAI, Oracle ve SoftBank arasında yapay zeka altyapısı kurmak amacıyla kurulan bir ortak girişim.
Reuters, BAE yetkililerinin yeni bir ana planı sonuçlandırmaya ne kadar yaklaştığını veya önerilen değişikliklerin inşaat maliyetlerini ve zaman çizelgelerini ne ölçüde etkileyebileceğini belirleyemedi.
Stargate UAE olarak bilinen, 30 milyar dolarlık ve 1 gigawatt kapasiteli bir hesaplama kümesinden oluşan projenin ilk aşamasının inşaatı geçen yıl başladı.
İlk 200 megawattlık kapasitenin bu yıl devreye girmesi planlanıyor.
Projede G42 ile ortaklık yapan Oracle’ın Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Direktörü Larry Ellison’a göre, proje tamamlandığında BAE’deki tüm devlet kurumlarını ve ticari kuruluşları dünyanın en gelişmiş yapay zeka modellerine bağlayacak yeterli kapasiteye sahip olacak.
Projede olası revizyonlara ilişkin Reuters’ın sorularına yanıt veren G42, yapay zeka kampüsü çalışmalarının planlandığı gibi ilerlediğini belirtti.
Şirket, ayrıntılara girmeden, “Projenin ayrıntıları, bu ölçekteki kritik altyapılardan beklenen güvenlik, dayanıklılık ve operasyonel standartlar doğrultusunda sürekli olarak gözden geçiriliyor,” dedi.
OpenAI, yapay zeka vizyonunu gerçekleştirmek için BAE ile birlikte çalıştığını ve “bunu hayata geçirmek için gerekli altyapı ve benimseme öncelikleri konusunda iyi ilerleme kaydettiğini” belirtti.
Kaynaklar Reuters’a, Tahran’ın İran’a yönelik ABD ve İsrail hava saldırılarına misilleme olarak, Amerikan kuvvetlerini barındıran Körfez komşularına füze ve insansız hava araçları fırlatmaya başlamasının hemen ardından Birleşik Arap Emirlikleri yetkililerinin yapay zeka altyapı planlarını gözden geçirmeye başladığını bildirdi.
Mart ayında gerçekleşen saldırılarda Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki iki Amazon Web Services (AWS) veri merkezi ile Bahreyn’deki bir veri merkezi hasar gördü.
Şirketin web sitesindeki son güncellemelere göre, bölgedeki bulut bilişim hizmetleri hâlâ kesintiye uğramış durumda.
Nisan ayında İran silahlı kuvvetleri, Stargate UAE’nin de potansiyel bir hedef olduğu yönünde bir uyarı videosu yayınladı.
Videoda, kompleksin inşa edildiği yeri gösterdiği iddia edilen bir harita yer alıyordu ve altında “Hiçbir şey gözümüzden kaçmaz” yazıyordu.
Konuya aşina iki kaynak, daha önce kamuoyuna açıklanmamış olan Al Dhafra Hava Üssü yakınlarındaki bir şantiyenin konumunu doğruladı.
Abu Dabi’nin dış mahallelerinde bulunan üs, ABD askerlerine ev sahipliği yapıyor ve Şubat ayında başlayan savaş sırasında hedef alınmıştı.
Başkan Joe Biden döneminde ABD Dışişleri Bakanlığı Arap Yarımadası İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı olarak görev yapan Daniel Benaim, uzun süredir kendilerini güvenli liman olarak pazarlayan Körfez ülkeleri için bu çatışmanın bir “iktisadi deprem” olduğunu söyledi.
Washington merkezli bir düşünce kuruluşu olan Orta Doğu Enstitüsü’nde araştırmacı olan Benaim, “Kritik altyapıyı güçlendirmek için değişiklikler hayati önem taşıyor. Bölgedeki her ülke, riski azaltmak ve uluslararası ortakları ile yatırımcıları güvence altına almak için neler yapabileceğini değerlendirecek,” dedi.
Sektörden bir yönetici ve konuyla ilgili bilgilendirilen bir başka kişiye göre, BAE’deki yapay zeka kampüsünün inşaatının ilk aşamasının, tesisi hava saldırılarından korumak için bazı değişiklikler yapılsa da planlandığı gibi devam etmesi bekleniyor.
Projenin geri kalan kısmının muhtemelen birden fazla lokasyona yayılacağını belirttiler.
İki kaynağa göre, yetkililer yeraltında inşaat yapmanın yanı sıra, ordunun kullandığı veriler gibi en hassas verileri barındıran tesisleri dağların içine yerleştirmeyi de değerlendiriyor.
ABD, Çin ve Avrupa’da veri merkezleri, kullanılmayan madenlerin, Soğuk Savaş döneminden kalma sığınakların veya mağaraların içine inşa ediliyor.
BAE, çoğunlukla düz, çöl arazisinden oluşuyor. Fakat Res’ül Hayme ve Fuceyre emirliklerinin kuzey ve kuzeydoğu bölgelerinde uzanan dağ sıraları bulunuyor.
Üç kaynağın belirttiğine göre, yeniden tasarım sürecine hava savunma sistemleri dahil ediliyor.
Bunlara insansız hava aracı ve füze önleyiciler ile elektronik sinyal bozma ekipmanları da dahil.
Bir başka kaynak ise, diğer olası önlemler arasında patlamaya dayanıklı beton kullanımı ile yedek güç ve soğutma sistemlerinin eklenmesinin yer aldığını belirtti.
Ortadoğu
İran depoladığı parçalarla balistik füze montajını canlandırıyor

İran, İsrail ve ABD’nin aksi yöndeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde depoladığı parçalarla balistik füze üretimine yeniden geçti. Wall Street Journal gazetesinin eriştiğini iddia ettiği istihbarat raporları, nisan ayındaki ateşkes sürecinde tünel girişleri açılan Hocir gibi merkezlerde hareketliliğin sürdüğünü belgeliyor.
İran, İsrail ve ABD makamlarının bu kapasitenin tamamen ortadan kaldırıldığı yönündeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde balistik füze üretimine yeniden başladı.
The Wall Street Journal gazetesinin ABD’li ve Ortadoğulu yetkililere dayandırdığı haberine göre Tahran yönetimi, üretim sürecinde önceden depoladığı parçalardan yararlanıyor.
Yetkililer, savaşın başlangıcında füze sahalarına ve sanayi tesislerine düzenlenen saldırılara rağmen İran’ın hem katı hem de sıvı yakıtlı füzelerin montajına devam ettiğini aktarıyor.
İstihbarat verileri, ülkenin güneydoğusundaki Hocir kompleksi de dahil çok sayıda yer altı merkezinde hareketlilik olduğunu ve yeni hava saldırılarından korunmak amacıyla ilave yer altı montaj noktaları oluşturulmaya çalışıldığını gösteriyor.
ABD ve İsrail operasyonlarının bazı tesisleri tahrip etmesi ve deniz ablukasının katı yakıt bileşenleri ile parça ithalatını zorlaştırması nedeniyle, mevcut montaj işlemleri savaş öncesine kıyasla daha düşük hacimlerle sürdürülüyor.
ABD merkezli Füze Savunma İttifakı kıdemli analisti Tal Inbar, sürece ilişkin değerlendirmesinde tesislerin hedef alınmadığı anlarda hasarlı altyapının onarılabileceğini, diğer ülkelerden parça temin edilerek buralarda saklanabileceğini vurguladı.
Inbar, İran’ın füze üretim kapasitesini yeniden inşa etmediğini düşünmenin saflık olacağını kaydetti.
Tesislerin imha edildiğini ve Tahran’ın ciddi biçimde güç kaybettiğini savunan yetkili, İran’ın şu anda hiç olmadığı kadar zayıf bir durumda kaldığını, ABD Başkanı Donald Trump’ın bu ülkenin nükleer silaha ulaşmasına asla müsaade etmeyeceğini söyledi.
Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, ABD’nin İran’a ait insansız hava aracı, balistik füze ve donanma sanayi altyapısının yüzde 90’a varan kısmını yok ettiğini, Tahran’ın füze ve İHA fırlatma kabiliyetini büyük ölçüde zayıflattığını dile getirdi.
Bir diğer ABD hükümet yetkilisi, Tahran yönetiminin haziran ortasında Hürmüz Boğazı’nın açılması ve savaşın sonlandırılmasına dair Trump yönetimiyle yürüttüğü ön müzakerelerin ardından üretimi düşük ölçekte de olsa yeniden canlandırmış olabileceğine işaret etti. Yetkili, mevcut stoklarla en az iki yüz füzenin monte edilebilecek durumda olduğunu belirtti.
CNN televizyonunun mayıs sonundaki haberinde, ABD ve İsrail’in maliyetli mühimmatlarla vurduğu yer altı füze sığınaklarının Tahran yönetimi tarafından buldozer ve damperli kamyonlar kullanılarak yeniden açılmaya çalışıldığı aktarılmıştı.
Nisan ayındaki ateşkes kararının ardından kazı faaliyetleri hız kazandı; 18 farklı noktada isabet alan 69 tünel girişinden 50’si yeniden ulaşıma hazır hale getirildi.
Uzmanlar, sadece tünel girişlerini bombalayarak füze gücünü yok etmenin imkansız olduğunu, bunun bombardımanların sınırını ortaya koyduğunu vurguladı.
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth nisan ayında İran’ın füze programını fiilen bitirdiklerini iddia etmişti. Ancak NBC News’ün haberinde, Tahran’ın ateşkes sürecini askeri gücünü toparlamak amacıyla değerlendirdiğine dikkat çekilmişti.
Ortadoğu
Pakistan: Husilere yönelik misillemeyi henüz görüşmedik

Pakistan, Yemen direnişinin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarına yanıt olarak Mekke Anlaşması kapsamında İslamabad’dan gelecek bir askeri tepki konusunda herhangi bir görüşme yapılmadığını belirtti.
Öte yandan Pakistan Dışişleri, “zamanı geldiğinde” Pakistan’ın harekete geçeceğini de ekledi.
Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Saccad Haydar Han, haftalık basın toplantısında, İslamabad’ın Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan ortak savunma anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini nasıl yerine getirmeyi planladığına dair bir soruya yanıtladı.
Han, “Şu anda bu konuda herhangi bir görüşme yok… Zamanı geldiğinde anlaşma kapsamında harekete geçeceğiz,” dedi.
Geçen ay imzalanan ortak savunma anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı bir saldırının, üçüne de yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörüyor.
Bu soru, Yemen’deki Husilerin (Ensarullah) bu hafta Suudi şehirlerine ve enerji altyapısına saldırması üzerine gündeme geldi.
Reuters, İslamabad’ın Tahran’ı, “Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştıran Yemenli Husi müttefiklerini dizginlemesi konusunda uyardığını” bildirdi.
Yine Reuters‘ta yer alan habere göre, Suudi yetkililer ile Pakistan ve Türk ordularından üst düzey temsilciler, Husi saldırılarına verilecek yanıtı koordine etmek üzere Riyad’da bir araya geldi.
Taraflar, birliklerinin Yemen’e girmemesi ve verilecek herhangi bir yanıtın Suudi Arabistan topraklarından başlatılması konusunda anlaştı.
ABD ile İran arasındaki çatışmada arabuluculuk da yapan Pakistan, bu saldırıları kınadı fakat savunma anlaşmasının hükümleri uyarınca nasıl tepki verebileceğine dair ayrıntı vermedi.
Han ayrıca, Washington’un küresel enerji arzını da aksatan bölgesel kargaşayı kontrol altına almakta zorlanırken, Mekke İttifakı’nı genişletmeye yönelik herhangi bir planın bulunmadığını belirtti.
Bu arada Ensarullah, Yemen’in güney batısında, Bab el-Mendeb boğazına yakın sahil kenti Muha’yı ele geçirdi.
Avrupa5 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa4 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Avrupa5 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya4 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya2 hafta önceÇin insansı robot pazarında liderliği hedefliyor












