Ortadoğu
Gazze’de yardım adı altında ölüm tuzağı: Paralı askerler, CIA bağlantılı paravan şirketler…

Gazze’de 20 aydır devam eden ve 77 yıllık bir işgalin en kanlı perdesini oluşturan soykırım, 21. yüzyılın en sinsi savaş metotlarından biriyle yeni bir evreye taşındı; insani yardım maskesi altına gizlenmiş, kâr ve ideoloji odaklı bir toplu kıyım. Bu kanlı mekanizmanın merkezinde, ABD merkezli özel güvenlik şirketleri, eski istihbaratçılar tarafından yönetilen paravan yapılar ve Evanjelist Siyonist liderlerin kontrolündeki bir sözde yardım vakfı bulunuyor.
Kuzey Karolina merkezli UG Solutions, Wyoming merkezli bir servet yönetimi firmasının paravanı olan Safe Reach Solutions ve bu yapıların vitrindeki yüzü Gazze İnsani Yardım Vakfı (GHF), İsrail ordusunun doğrudan gözetimi ve işbirliğiyle, açlıkla boğuşan Filistinli sivilleri sistematik olarak birer “ölüm tuzağına” çekiyor. Yardım dağıtım noktaları, kasıtlı olarak aktif savaş bölgelerinin ortasına kuruluyor ve yiyecek bulma umuduyla bu noktalara gelen binlerce silahsız sivil, İsrail askerlerinin ve Amerikalı yüklenicilerin açtığı ateşle ya da kaos ortamında ezilerek can veriyor.
Bu kanlı mekanizmanın iç yüzü, operasyonda bizzat görev almış, 25 yıllık ABD Özel Kuvvetler (Yeşil Bereliler) mensubu, madalyalı emekli Yarbay Anthony Aguilar gibi vicdan sahibi tanıkların itirafları ve uluslararası kuruluşların raporlarıyla görünür oldu. Ortaya çıkan tablo, sadece bir savaş suçu silsilesini değil, aynı zamanda Evanjelik Siyonizm, aşırı sağcı ideolojiler, eski CIA yetkililerinin yönettiği paravan şirketler ve dizginsiz sermayenin Filistin halkını yok etme projesinde nasıl iç içe geçtiğini de gözler önüne seriyor.
Evanjelist liderliğindeki paravan vakıf GHF
Gazze’deki bu ölümcül operasyonun kamuoyuna dönük yüzü olarak tasarlanan Gazze İnsani Yardım Vakfı (GHF), dijital dünyada neredeyse hiçbir iz bırakmadan, bir hayalet gibi ortaya çıktı. ABD Dışişleri Bakanlığının varlığını savunan anlaşılmaz açıklamalarına rağmen, kuruluşun internet sitesi uzun süre içi boş bir “yapım aşamasında” sayfasından ibaretti. GHF, kendisini Gazze halkına “kritik yardım ve destek” sağlayan bir yapı olarak tanıtsa da, bu ifade pratikte tam tersi.
Kuruluşun kurucusu ve ilk yöneticisi Jake Wood’un, resmi açılıştan hemen önce 26 Mayıs 2025’te istifa etmesinin ardından yerine getirilen isim, projenin asıl amacını ele verir nitelikteydi: Johnnie Moore.
Moore, kariyerine Jerry Falwell Sr. tarafından kurulan Evanjelist Liberty Üniversitesi’nin Kurumsal İletişim Kıdemli Başkan Yardımcısı olarak başlamış bir halkla ilişkiler uzmanı ve Evanjelik bir liderdi. Daha sonra kurduğu Kairo Company adlı halkla ilişkiler şirketi, kendisini “İşi bitiririz… Ne gerekirse yaparız,” sloganıyla tanıtıyordu. Bu “sonuç odaklı” yaklaşım, GHF’nin yürüttüğü kanlı operasyonun felsefesini özetler gibiydi.
Moore’un atanması, GHF’nin İsrail Koordinasyon ve İrtibat İdaresi (COGAT) ve İsrail ordusuyla ne kadar yakın çalıştığı düşünüldüğünde şaşırtıcı değildi. Moore, 2016’daki Trump faaliyetinde Evanjelik danışma kurulunun eş başkanlığını yapmış, Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile görüşmüş ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile yakın ilişkiler kurmuştu. Ancak en dikkat çekici bağlantısı, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile olan işbirliğiydi.
Moore’un sosyal medya hesabı, İsrailli risk sermayedarları, Fox News ve Breitbart gibi yayın organları ve savaşı savunan finansörlerin Siyonist propagandalarıyla dolu. GHF’nin yardım dağıtımlarında yaşanan ve yüzlerce Filistinlinin hayatına mal olan katliamların ardından Moore, sorumluluğu Hamas’a yıkan bir dil kullandı. Bir sosyal medya paylaşımında, Hristiyanlık ve barış söyleminin arkasına saklanarak şu ifadeleri kullandı:
“Tarafsızlık ilkesi, nötrlük anlamına gelmez. Bu dünyada iyilik ve kötülük vardır. Bizim yaptığımız iyiliktir ve Hamas’ın bu Gazzelilere yaptığı şey ise mutlak kötülüktür… Bize katılmayacaksanız bile en azından HAMAS’ı boykot edecek cesaretiniz olsun, bizi değil… Roma İmparatorluğu tarafından işkence gören Hristiyanlara yazılmış şu sözler aklımdan çıkmıyor: ‘Barışın Tanrısı, kısa zamanda Şeytan’ı ayaklarınızın altına ezecektir.’ Romalılar 16:20.”
Bu sözler, operasyonun ardındaki aklı açıkça ortaya koyuyor. Anayasal Haklar Merkezi, 10 Haziran 2025’te Johnnie Moore’a gönderdiği bir bildiriyle, GHF’nin “savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve Soykırım Sözleşmesi ihlallerine ortaklık nedeniyle doğabilecek yasal sorumluluk riski” altında olduğunu bildirdi.
GHF’nin finansal altyapısı da projenin arkasındaki güçleri gözler önüne seriyor. 8 Mayıs 2025 tarihli operasyon özetinde, vakfın Truist Bank ve JP Morgan Chase ile bankacılık ilişkileri sürdürdüğü ve İsviçre merkezli şubesi için Goldman Sachs’tan sözlü taahhüt aldığı belirtiliyor. Bu, soykırım suçlamalarının gölgesinde, küresel finans devlerinin de bu kanlı mekanizmanın bir parçası olduğunu gösteriyor.
Operasyonun kas gücü: Paralı askerler, paravan şirketler
GHF’nin sahadaki operasyonlarını yürüten ve şiddet tekelini elinde bulunduran yapılar, ABD merkezli özel güvenlik yüklenicileri. Bu firmalar, sadece askeri geçmişleriyle değil, aynı zamanda şaibeli kurumsal yapıları ve personelinin aşırılıkçı ideolojileriyle de dikkat çekiyor.
Operasyonun ana yüklenicilerinden UG Solutions, eski bir ABD Özel Kuvvetler askeri olan Jameson Govoni tarafından yönetiliyor. Govoni, kendisini “Boston’lı bir serseri” olarak tanımlıyor ve “bize acı çektirenlere acı çektirmek için orduya katıldım,” diyordu. Bu zihniyet, şirketin Gazze’deki acımasız uygulamalarının temelini oluşturuyor. Govoni, aynı zamanda 2022’de kurulan ve alkolün etkilerini azaltmayı vaat eden Alcohol Armor adlı bir ürünün de yaratıcısı. Bu ürünün fikrinin, Nikaragua’da gizli görevdeyken alkol tüketiminin zorunlu olduğu bir süreçte ortaya çıktığını anlatması, Govoni ve çevresinin profesyonellikten uzak, pervasız tavrına işaret ediyor. Ortağı Glenn Devitt’in, “Ordu içinde açık ara farkla en berbat içiciler biziz. Midem pompayla boşaltılmıştı,” sözleri biliniyor.
UG Solutions’ın ideolojik profili, sahada görevlendirdiği personelle daha da netleşiyor. GHF’nin tartışmalı gıda dağıtım noktalarında güvenlik hizmeti veren ekip liderlerinden biri olan Johnny “Taz” Mulford’un, “radikal cihatçı harekete” karşı olduğunu ilan eden Haçlı temalı bir motosiklet kulübünün üyesi olduğu anlaşıldı. Infidels (Kâfirler) adlı motorcu grubunun üyesi olan Mulford, Facebook hesabında Haçlı seferleriyle ilişkilendirilen çok sayıda dövmesini sergiliyor. Bunlar arasında Tapınak Şövalyeleri’nin haçı, Kudüs haçı ve Papa 2. Urbanus’un Birinci Haçlı Seferi için çağrı yaptığı yıl olan 1095 sayısı yer alıyor.
The Intercept‘e konuşan Haçlı ikonografisi uzmanı Profesör Matthew Gabriele’ye göre bu semboller, ırkçı ve aşırı sağcı kesim tarafından sıkça benimseniyor ve İslam ile Hristiyanlık arasında varoluşsal bir savaş olduğu yönündeki hayali bir düşünceye gönderme yapıyor. Gabriele, 1095 tarihinin, Norveçli toplu katliamcı Anders Breivik’ten Yeni Zelanda’daki katliamın failine kadar aşırı sağcılar tarafından sembolik olarak kullanıldığını ve Müslümanların “öldürülmesi gereken bir tehdit” olduğu bir dünya görüşünü temsil ettiğini belirtti. Bu durum, ağırlıklı olarak Müslüman bir nüfusa “yardım” götürme iddiasındaki bir operasyonun, aslında ne tür bir zihniyet tarafından yürütüldüğünü ortaya koyuyor.
Safe Reach Solutions: Bir CIA paravanı
Operasyondaki diğer kilit yüklenici olan Safe Reach Solutions (SRS) ise çok daha karanlık bir yapıya sahip. Gazeteci Jack Poulson’ın araştırmasına göre, SRS, aslında Wyoming merkezli bir “nesiller arası servet yönetimi” firması olan Two Ocean Trust Ltd.’nin paravan şirketiydi. İki şirket de Jackson, Wyoming’de aynı adreste kayıtlı.
Daha da önemlisi, Washington Post’un haberine göre SRS, CIA’nın eski Özel Faaliyetler Merkezi başkanı Philip F. Reilly tarafından kurulmuştu. Şirketin kuruluş süreci, “şeffaflık” vaadine rağmen son derece gizli tutulmuştu. İnternet sitesi, şirketin resmi kuruluşundan sadece bir gün önce tescil edilmiş ve sitede ne şirketin hukuki ismine ne de herhangi bir yöneticiye dair bilgiye yer verilmişti. Şirketin kuruluş belgeleri, geçmişte Panama Belgeleri soruşturmalarına konu olan şaibeli aracılarla bağlantılıydı. Bu durum, Gazze’deki operasyonun sadece paralı askerler tarafından değil, aynı zamanda ABD istihbarat dünyasının derinliklerinden gelen ve finansal gizlilik konusunda uzmanlaşmış yapılar tarafından yönetildiğine işaret ediyor. Bir servet yönetimi firmasının, eski bir CIA şefinin liderliğinde, Gazze’de ölümcül bir güvenlik operasyonu yürütmesi, projenin insani yardımın çok ötesinde, gizli ve muhtemelen yasa dışı amaçlar taşıdığının en bariz kanıtı.
“Distopik ve post-apokaliptik bir manzara”
Bu karmaşık ve kanlı mekanizmanın iç yüzünü en net şekilde ortaya koyan kişi, operasyonda bizzat görev almış, 25 yıllık ABD Özel Kuvvetler (Yeşil Bereliler) mensubu, Mor Kalp ve Bronz Yıldız madalyalı emekli Yarbay Anthony Aguilar oldu. Aguilar, hem Democracy Now! hem de Tucker Carlson’a verdiği mülakatlarda, Gazze’de tanık olduğu sistematik savaş suçlarını ve insanlık dışı uygulamaları bütün çıplaklığıyla anlattı. Kendisini bir “paralı asker” ya da “muhbir” olarak değil, “vatansever bir Amerikalı” olarak tanımlayan Aguilar, Amerikan halkının tarihin yanlış tarafında yer aldığını bilmesi gerektiği için konuştuğunu söyledi.
Aguilar, Gazze’ye ilk girdiğinde karşılaştığı yıkımı, “distopik ve post-apokaliptik bir manzara” olarak tanımladı. Daha önce görev yaptığı Irak, Afganistan veya Suriye gibi savaş bölgeleriyle kıyaslanamayacak kadar vahim bir tabloyla karşılaştığını belirten Aguilar, “Gazze’de tanık olduğum şey, ancak bir yıkım manzarası olarak tanımlanabilir. Bu, insan ahlakının çöküşüydü. ABD olarak biz de bu sürece ortak olduk. Gazze’de devam eden vahşete ve soykırıma el birliğiyle katılıyoruz,” dedi. Açlık ve kıtlık iddialarını reddedenleri “insanlıktan çıkmış” olarak nitelendiren Aguilar, gördüklerinin bir abartı değil, somut bir gerçek olduğunu vurguladı.
“Ölüm tuzağı olarak tasarlandılar”
Aguilar’ın en sarsıcı ifşaatları, yardım dağıtım merkezlerinin konumu ve işleyişiyle ilgiliydi. Bu noktaların, Senatör Chris Van Hollen’ın da belirttiği gibi, birer “ölüm tuzağı” olarak tasarlandığını söyledi. Aguilar, bu merkezlerin kasıtlı olarak İsrail ordusunun aktif taarruz harekâtları yürüttüğü çatışma bölgelerinin tam ortasına kurulduğunu belirtti. Bu durumun Cenevre Sözleşmeleri’nin açık bir ihlali olduğunu vurgulayan Aguilar, “Bu noktalar bilerek çatışma bölgelerine kuruldu. Bu durumun ya tam bir cehalet ya da kasıtlı olduğunu düşündüm. Kasıtlı olarak buraya yerleştirildiler,” diye konuştu.
Ayrıca, bu merkezlerin dikenli tel yerine, sivillerde ciddi yaralanmalara yol açan jiletli tellerle çevrili olduğunu ve bu tellerin bizzat ABD’li yükleniciler tarafından talep edildiğini söyledi. Bu uygulamanın da tek başına bir savaş suçu teşkil ettiğini belirtti.
Aguilar, dağıtım noktalarında silahsız sivillere karşı uygulanan şiddetin sistematik olduğunu anlattı. Herhangi bir saldırı olmamasına rağmen, kalabalığı kontrol etmek amacıyla gelişigüzel güç kullanıldığını, angajman kurallarının veya uygun müdahale protokollerinin bulunmadığını söyledi. Daha da vahimi, kullanılan mühimmatın M855 zırh delici mermiler olduğunu belirtti. Aguilar, “Bu mermi, zırh delmek ve öldürmek üzere tasarlanmıştır. Silahsız insanlara karşı neden böyle bir mühimmat kullanılsın?” diye sordu.
29 Mayıs’ta bizzat çektiği bir videoyu kanıt olarak sunan Aguilar, GHF’ye bağlı silahlı bir Amerikalı güvenlik görevlisinin, yardım alanlardan uzaklaşan sivil bir kalabalığa ateş açtığını gösterdi. Videoda, ateş eden kişinin yanındaki bir başka görevlinin, “Vurdun galiba!” dediği duyuluyordu. Aguilar, “Silahsız, aç insanlara yalnızca daha hızlı gitmeleri için ateş açıldı. Bu video benim tarafımdan çekildi. Hamas değil, Gazze Sağlık Bakanlığı değil, ben; bir Amerikalı,” diyerek olayın faillerinin kim olduğunu net bir şekilde ortaya koydu. Aguilar, hem Amerikalı yüklenicilerin hem de İsrail askerlerinin açlıkla mücadele eden Filistinlilere ateş açtığını “hiç şüpheye yer bırakmayacak şekilde” bizzat gördüğünü teyit etti.
Aldatmaca operasyonu
Aguilar, operasyonun hukuki temelinin de baştan sona yasa dışı olduğunu ifşa etti. Kendisi dahil tüm UG Solutions çalışanlarının, yani silahlı Amerikalıların, İsrail’de “turist vizesiyle” bulunduğunu belirtti. Bu durumun uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve görevin aceleye getirilerek pek çok usulsüzlüğe göz yumulduğunu gösterdiğini söyledi.
GHF’nin yardım miktarına ilişkin iddialarının da bir aldatmaca olduğunu rakamlarla ortaya koydu. Vakfın 65 günde 96 milyon öğün dağıttığı yönündeki duyurusunu eleştiren Aguilar, basit bir hesaplamayla bunun ne anlama geldiğini açıkladı:
“96 milyonu 2,21 milyona, sonra günde üç öğüne, sonra da 65 güne böldüğünüzde, 65 günün sadece 15 günü için yiyecek sağlamış oluyoruz. Diğer 50 güne ne oldu? Bu bir yardım değil; bu, sistematik bir aç bırakma operasyonudur.”
Aguilar, GHF’nin bu operasyonu yürütecek kapasiteye sahip olmadığını ve derhal fonlarının kesilerek yardım sürecinin yeniden Birleşmiş Milletlere devredilmesi gerektiğini savundu.
Aguilar, UG Solutions’ın kendisini itibarsızlaştırma girişimlerine de yanıt verdi. Şirketin, kendisini uygunsuz davranış nedeniyle kovduklarını iddia ettiğini, oysa kendisinin 13 Haziran’da istifa ettiğini belirtti. İstifasından sonra bile maaşının ödendiğini, sigortasının karşılandığını ve istifasını geri çekmesi için ikna edilmeye çalışıldığını söyledi. “Kovulmadım. Aksine, iki kez terfi ettirildim, maaşım iki kez artırıldı,” diyen Aguilar, elindeki tüm kanıtların orijinal, zaman damgalı ve doğrulanmış olduğunu, hatta UG Solutions’ın kendi basın açıklamasında onun videolarından birini kullandığını ekledi.
ABD’de çatlak sesler
Bu kanlı operasyon, hem ABD içinde hem de uluslararası alanda tepkilere yol açtı. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), 1 Ağustos 2025’te yayımladığı raporda, İsrail güçlerinin yardım dağıtım noktalarında düzenli olarak açlıkla boğuşan Filistinli sivillere ateş açmasının “savaş suçu” anlamına geldiğini bildirdi.
ABD Kongresinde de bazı üyelerden de sesler gelmeye başladı. Temsilciler Meclisi üyeleri Joaquin Castro ve Sara Jacobs ile Senatörler Peter Welch ve Chris Van Hollen, UG Solutions ve Safe Reach Solutions şirketlerine bir mektup göndererek, Gazze’deki faaliyetlerine ilişkin açıklama talep etti. Mektupta, şirketlerin ve personelinin, ABD’nin Savaş Suçları Yasası gibi yasalar kapsamında ileride cezai ve hukuki sorumlulukla karşı karşıya kalabilecekleri uyarısında bulunuldu. Yasama üyeleri, “Personelinizin… Turist vizesiyle İsrail’e getirildiğini, Gazze’ye savaş donanımıyla gönderildiklerini ve İsrailli yetkililer tarafından silahsız ve aç Filistinli sivillere karşı ölümcül güç kullanmaları için emir verildiğini” gösteren bilgiler olduğunu belirttiler. En az 21 ABD senatörü de Dışişleri Bakanı Marco Rubio’ya mektup yazarak, GHF’ye yapılan ABD fonlamasının durdurulmasını talep etti.
Ortadoğu
ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

New York Times gazetesinin haberine göre ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’daki nükleer tesisleri, enerji altyapısını ve cephanelikleri hedef alan yeni bir askeri harekat planı hazırladı. Kongre ara seçimlerinin ardından başlatılması gündemde olan operasyon için ABD üç uçak gemisi dahil geniş bir askeri gücü bölgeye sevk ediyor.
ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’a yönelik yeni bir saldırı planı hazırladı. Planlanan harekatın ABD’de 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerinin ardından başlaması gündemde yer alıyor.
The New York Times gazetesinin kaynaklara dayandırdığı habere göre, hazırlıkları yapılan plan kısa süreli ancak yoğun bir operasyonu öngörüyor.
Askeri birimlerin tatbikatlarını artırdığı bu süreçte, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth olası saldırı senaryolarını İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ele aldı.
Hedef listesinde İran’ın nükleer tesisleri, enerji altyapısı ile füze ve insansız hava aracı cephanelikleri var.
Gazeteye konuşan bazı yetkililer, yeni saldırı dalgasının İran ekonomisine ağır zarar verebileceğini ve Tahran yönetimini taviz vermeye zorlayabileceğini öne sürüyor.
Buna karşılık bazı kaynaklar, çatışmaların yeniden başlamasının şubat ile nisan ayları arasındaki önceki harekattan daha başarılı olacağından şüphe duyuyor.
Söz konusu önceki harekat, enerji fiyatlarının yükselmesine ve ABD’nin önleme füzeleri stoklarının tükenmesine yol açmıştı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın bu operasyonu onaylayıp onaylamayacağı henüz netlik kazanmadı.
Planların seyrinde İsrail’deki iç siyasi durumun da etkili olabileceği değerlendiriliyor; zira ülkede genel seçimler 27 Ekim’de yapılacak.
Gazeteye görüş veren bazı uzmanlar, Netanyahu’nun savaş tehdidini ulusal birlik hükümeti kurmak amacıyla kullanabileceğini savunurken, diğerleri muhalefetin başbakana yönelik güvensizliğine dikkat çekiyor.
Washington bölgesel yayılmadan çekiniyor
Washington yönetimi, çatışmaların bölge geneline yayılma ihtimalinden de endişe duyuyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, İran destekli Husilerin saldırıları nedeniyle Çarşamba günü Suudi Arabistan’daki zorunlu olmayan kamu personelinin ve ailelerinin ülkeden ayrılması talimatını verdi.
Üç uçak gemisi, savaş uçakları ve özel kuvvet birliklerini kapsayan ABD askeri gücünün kasım ayı başına kadar bölgeye tamamen konuşlandırılması planlanıyor.
Masadaki hedefler arasında “Pickaxe” adlı yer altı nükleer tesisi de yer alıyor. Trump bu tesise karşı “tüm bombaların anası” olarak bilinen yüksek tahrip gücüne sahip GBU-43/B bombasının kullanılabileceğini dile getirdi; ancak uzmanlar bu mühimmatın yerin derinliklerindeki kompleksi imha edebileceğinden şüphe ediyor.
Tahran yönetimi ise gerilimin olası tırmanışına karşı kendi hazırlıklarını yürütüyor ve hedef listesini genişletme tehdidinde bulunuyor. İran’ın olası karşı saldırılarında gemiler ve enerji altyapısının yanı sıra veri merkezleri ile deniz altı internet kablolarının da hedef alınabileceği belirtiliyor.
İranlı müzakerecinin danışmanı Mehdi Muhammedi, ABD’nin yeni harekatı 72 saat içinde bitirme hesabını “hayal” olarak nitelendirdi. Muhammedi, Tahran’ın vereceği yanıtın daha şiddetli ve beklenmedik olacağını kaydetti.
Financial Times ise daha önce İsrail’in 10 Ekim için planladığı İran operasyonunun, ABD Başkanı’nın Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı çatışmalara dönmek istememesi nedeniyle iptal edildiğini aktarmıştı.
Habere göre ordu, Netanyahu’nun talimatıyla nükleer tesislere, İran yönetimine, elektrik santrallerine ve sivil altyapıya yönelik çok günlük bir saldırı hazırlamıştı. Bu harekatın şubatta başlayan operasyondan daha yoğun olması tasarlanmıştı.
Washington yönetimi Tahran’dan Hürmüz Boğazı ve nükleer program konularında bir anlaşma koparmayı hedefliyor.
Financial Times‘a konuşan bir kaynak, “Ya bir anlaşma olacak ya da bir saldırı” diyerek önümüzdeki haftalarda operasyonun başlayabileceğini ifade etti.
Aynı gazeteye konuşan bir başka yetkili, İsrail’in hazırlıklarının müzakerelerde İran üzerinde baskı kurma amacı taşıyabileceğini dile getirdi.
Axios da Pentagon’un saldırıların yeniden başlatılması için hazırlık emri verdiğini, ancak belgede belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın nihai kararı henüz vermediğini bildirmişti.
ABD ve İsrail, İran’a karşı operasyonu 28 Şubat’ta başlatmıştı. İran bu hamleye bölgedeki ABD ve İsrail tesislerine saldırarak ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini kısıtlayarak karşılık vermişti.
Taraflar haziran ayında ateşkesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın kaldırılmasına yönelik müzakereleri öngören bir mutabakat zaptı imzalamış, ancak ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar devam etmişti.
Ortadoğu
İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.
İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.
Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.
Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.
Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.
Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.
Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.
Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.
Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.
Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.
Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü
İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.
Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.
Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.
Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.
Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.
Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.
İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.
Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.
ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.
15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.
Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.
Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.
Ortadoğu
Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.
İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.
İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.
Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.
Netanyahu reaches 61 seats in Channel 14’s latest poll. He doesn’t in i24’s.
Both give him a stronger position than Kan and Maariv. Likud gets 29 seats in Channel 14, 25 in i24, 21 in Kan and 18 in Maariv.
Count the same five lists—Likud, Shas, United Torah Judaism, Otzma… pic.twitter.com/Qb0fCq0qdK
— Zvika Klein צביקה קליין (@ZvikaKlein) October 19, 2026
Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor
Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.
Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.
Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.
Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.
Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.
Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti
Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.
Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.
Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.
Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor
Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.
Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.
Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.
Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.
Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını1 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum












