Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Gazze’de yardım adı altında ölüm tuzağı: Paralı askerler, CIA bağlantılı paravan şirketler…

Yayınlanma

Gazze’de 20 aydır devam eden ve 77 yıllık bir işgalin en kanlı perdesini oluşturan soykırım, 21. yüzyılın en sinsi savaş metotlarından biriyle yeni bir evreye taşındı; insani yardım maskesi altına gizlenmiş, kâr ve ideoloji odaklı bir toplu kıyım. Bu kanlı mekanizmanın merkezinde, ABD merkezli özel güvenlik şirketleri, eski istihbaratçılar tarafından yönetilen paravan yapılar ve Evanjelist Siyonist liderlerin kontrolündeki bir sözde yardım vakfı bulunuyor.

Kuzey Karolina merkezli UG Solutions, Wyoming merkezli bir servet yönetimi firmasının paravanı olan Safe Reach Solutions ve bu yapıların vitrindeki yüzü Gazze İnsani Yardım Vakfı (GHF), İsrail ordusunun doğrudan gözetimi ve işbirliğiyle, açlıkla boğuşan Filistinli sivilleri sistematik olarak birer “ölüm tuzağına” çekiyor. Yardım dağıtım noktaları, kasıtlı olarak aktif savaş bölgelerinin ortasına kuruluyor ve yiyecek bulma umuduyla bu noktalara gelen binlerce silahsız sivil, İsrail askerlerinin ve Amerikalı yüklenicilerin açtığı ateşle ya da kaos ortamında ezilerek can veriyor.

Bu kanlı mekanizmanın iç yüzü, operasyonda bizzat görev almış, 25 yıllık ABD Özel Kuvvetler (Yeşil Bereliler) mensubu, madalyalı emekli Yarbay Anthony Aguilar gibi vicdan sahibi tanıkların itirafları ve uluslararası kuruluşların raporlarıyla görünür oldu. Ortaya çıkan tablo, sadece bir savaş suçu silsilesini değil, aynı zamanda Evanjelik Siyonizm, aşırı sağcı ideolojiler, eski CIA yetkililerinin yönettiği paravan şirketler ve dizginsiz sermayenin Filistin halkını yok etme projesinde nasıl iç içe geçtiğini de gözler önüne seriyor.

Evanjelist liderliğindeki paravan vakıf GHF

Gazze’deki bu ölümcül operasyonun kamuoyuna dönük yüzü olarak tasarlanan Gazze İnsani Yardım Vakfı (GHF), dijital dünyada neredeyse hiçbir iz bırakmadan, bir hayalet gibi ortaya çıktı. ABD Dışişleri Bakanlığının varlığını savunan anlaşılmaz açıklamalarına rağmen, kuruluşun internet sitesi uzun süre içi boş bir “yapım aşamasında” sayfasından ibaretti. GHF, kendisini Gazze halkına “kritik yardım ve destek” sağlayan bir yapı olarak tanıtsa da, bu ifade pratikte tam tersi.

Kuruluşun kurucusu ve ilk yöneticisi Jake Wood’un, resmi açılıştan hemen önce 26 Mayıs 2025’te istifa etmesinin ardından yerine getirilen isim, projenin asıl amacını ele verir nitelikteydi: Johnnie Moore.

Moore, kariyerine Jerry Falwell Sr. tarafından kurulan Evanjelist Liberty Üniversitesi’nin Kurumsal İletişim Kıdemli Başkan Yardımcısı olarak başlamış bir halkla ilişkiler uzmanı ve Evanjelik bir liderdi. Daha sonra kurduğu Kairo Company adlı halkla ilişkiler şirketi, kendisini “İşi bitiririz… Ne gerekirse yaparız,” sloganıyla tanıtıyordu. Bu “sonuç odaklı” yaklaşım, GHF’nin yürüttüğü kanlı operasyonun felsefesini özetler gibiydi.

Moore’un atanması, GHF’nin İsrail Koordinasyon ve İrtibat İdaresi (COGAT) ve İsrail ordusuyla ne kadar yakın çalıştığı düşünüldüğünde şaşırtıcı değildi. Moore, 2016’daki Trump faaliyetinde Evanjelik danışma kurulunun eş başkanlığını yapmış, Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile görüşmüş ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile yakın ilişkiler kurmuştu. Ancak en dikkat çekici bağlantısı, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile olan işbirliğiydi.

Moore’un sosyal medya hesabı, İsrailli risk sermayedarları, Fox News ve Breitbart gibi yayın organları ve savaşı savunan finansörlerin Siyonist propagandalarıyla dolu. GHF’nin yardım dağıtımlarında yaşanan ve yüzlerce Filistinlinin hayatına mal olan katliamların ardından Moore, sorumluluğu Hamas’a yıkan bir dil kullandı. Bir sosyal medya paylaşımında, Hristiyanlık ve barış söyleminin arkasına saklanarak şu ifadeleri kullandı:

“Tarafsızlık ilkesi, nötrlük anlamına gelmez. Bu dünyada iyilik ve kötülük vardır. Bizim yaptığımız iyiliktir ve Hamas’ın bu Gazzelilere yaptığı şey ise mutlak kötülüktür… Bize katılmayacaksanız bile en azından HAMAS’ı boykot edecek cesaretiniz olsun, bizi değil… Roma İmparatorluğu tarafından işkence gören Hristiyanlara yazılmış şu sözler aklımdan çıkmıyor: ‘Barışın Tanrısı, kısa zamanda Şeytan’ı ayaklarınızın altına ezecektir.’ Romalılar 16:20.”

Bu sözler, operasyonun ardındaki aklı açıkça ortaya koyuyor. Anayasal Haklar Merkezi, 10 Haziran 2025’te Johnnie Moore’a gönderdiği bir bildiriyle, GHF’nin “savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve Soykırım Sözleşmesi ihlallerine ortaklık nedeniyle doğabilecek yasal sorumluluk riski” altında olduğunu bildirdi.

GHF’nin finansal altyapısı da projenin arkasındaki güçleri gözler önüne seriyor. 8 Mayıs 2025 tarihli operasyon özetinde, vakfın Truist Bank ve JP Morgan Chase ile bankacılık ilişkileri sürdürdüğü ve İsviçre merkezli şubesi için Goldman Sachs’tan sözlü taahhüt aldığı belirtiliyor. Bu, soykırım suçlamalarının gölgesinde, küresel finans devlerinin de bu kanlı mekanizmanın bir parçası olduğunu gösteriyor.

Operasyonun kas gücü: Paralı askerler, paravan şirketler

GHF’nin sahadaki operasyonlarını yürüten ve şiddet tekelini elinde bulunduran yapılar, ABD merkezli özel güvenlik yüklenicileri. Bu firmalar, sadece askeri geçmişleriyle değil, aynı zamanda şaibeli kurumsal yapıları ve personelinin aşırılıkçı ideolojileriyle de dikkat çekiyor.

Operasyonun ana yüklenicilerinden UG Solutions, eski bir ABD Özel Kuvvetler askeri olan Jameson Govoni tarafından yönetiliyor. Govoni, kendisini “Boston’lı bir serseri” olarak tanımlıyor ve “bize acı çektirenlere acı çektirmek için orduya katıldım,” diyordu. Bu zihniyet, şirketin Gazze’deki acımasız uygulamalarının temelini oluşturuyor. Govoni, aynı zamanda 2022’de kurulan ve alkolün etkilerini azaltmayı vaat eden Alcohol Armor adlı bir ürünün de yaratıcısı. Bu ürünün fikrinin, Nikaragua’da gizli görevdeyken alkol tüketiminin zorunlu olduğu bir süreçte ortaya çıktığını anlatması, Govoni ve çevresinin profesyonellikten uzak, pervasız tavrına işaret ediyor. Ortağı Glenn Devitt’in, “Ordu içinde açık ara farkla en berbat içiciler biziz. Midem pompayla boşaltılmıştı,” sözleri biliniyor.

UG Solutions’ın ideolojik profili, sahada görevlendirdiği personelle daha da netleşiyor. GHF’nin tartışmalı gıda dağıtım noktalarında güvenlik hizmeti veren ekip liderlerinden biri olan Johnny “Taz” Mulford’un, “radikal cihatçı harekete” karşı olduğunu ilan eden Haçlı temalı bir motosiklet kulübünün üyesi olduğu anlaşıldı. Infidels (Kâfirler) adlı motorcu grubunun üyesi olan Mulford, Facebook hesabında Haçlı seferleriyle ilişkilendirilen çok sayıda dövmesini sergiliyor. Bunlar arasında Tapınak Şövalyeleri’nin haçı, Kudüs haçı ve Papa 2. Urbanus’un Birinci Haçlı Seferi için çağrı yaptığı yıl olan 1095 sayısı yer alıyor.

The Intercept‘e konuşan Haçlı ikonografisi uzmanı Profesör Matthew Gabriele’ye göre bu semboller, ırkçı ve aşırı sağcı kesim tarafından sıkça benimseniyor ve İslam ile Hristiyanlık arasında varoluşsal bir savaş olduğu yönündeki hayali bir düşünceye gönderme yapıyor. Gabriele, 1095 tarihinin, Norveçli toplu katliamcı Anders Breivik’ten Yeni Zelanda’daki katliamın failine kadar aşırı sağcılar tarafından sembolik olarak kullanıldığını ve Müslümanların “öldürülmesi gereken bir tehdit” olduğu bir dünya görüşünü temsil ettiğini belirtti. Bu durum, ağırlıklı olarak Müslüman bir nüfusa “yardım” götürme iddiasındaki bir operasyonun, aslında ne tür bir zihniyet tarafından yürütüldüğünü ortaya koyuyor.

Safe Reach Solutions: Bir CIA paravanı

Operasyondaki diğer kilit yüklenici olan Safe Reach Solutions (SRS) ise çok daha karanlık bir yapıya sahip. Gazeteci Jack Poulson’ın araştırmasına göre, SRS, aslında Wyoming merkezli bir “nesiller arası servet yönetimi” firması olan Two Ocean Trust Ltd.’nin paravan şirketiydi. İki şirket de Jackson, Wyoming’de aynı adreste kayıtlı.

Daha da önemlisi, Washington Post’un haberine göre SRS, CIA’nın eski Özel Faaliyetler Merkezi başkanı Philip F. Reilly tarafından kurulmuştu. Şirketin kuruluş süreci, “şeffaflık” vaadine rağmen son derece gizli tutulmuştu. İnternet sitesi, şirketin resmi kuruluşundan sadece bir gün önce tescil edilmiş ve sitede ne şirketin hukuki ismine ne de herhangi bir yöneticiye dair bilgiye yer verilmişti. Şirketin kuruluş belgeleri, geçmişte Panama Belgeleri soruşturmalarına konu olan şaibeli aracılarla bağlantılıydı. Bu durum, Gazze’deki operasyonun sadece paralı askerler tarafından değil, aynı zamanda ABD istihbarat dünyasının derinliklerinden gelen ve finansal gizlilik konusunda uzmanlaşmış yapılar tarafından yönetildiğine işaret ediyor. Bir servet yönetimi firmasının, eski bir CIA şefinin liderliğinde, Gazze’de ölümcül bir güvenlik operasyonu yürütmesi, projenin insani yardımın çok ötesinde, gizli ve muhtemelen yasa dışı amaçlar taşıdığının en bariz kanıtı.

“Distopik ve post-apokaliptik bir manzara”

Bu karmaşık ve kanlı mekanizmanın iç yüzünü en net şekilde ortaya koyan kişi, operasyonda bizzat görev almış, 25 yıllık ABD Özel Kuvvetler (Yeşil Bereliler) mensubu, Mor Kalp ve Bronz Yıldız madalyalı emekli Yarbay Anthony Aguilar oldu. Aguilar, hem Democracy Now! hem de Tucker Carlson’a verdiği mülakatlarda, Gazze’de tanık olduğu sistematik savaş suçlarını ve insanlık dışı uygulamaları bütün çıplaklığıyla anlattı. Kendisini bir “paralı asker” ya da “muhbir” olarak değil, “vatansever bir Amerikalı” olarak tanımlayan Aguilar, Amerikan halkının tarihin yanlış tarafında yer aldığını bilmesi gerektiği için konuştuğunu söyledi.

Aguilar, Gazze’ye ilk girdiğinde karşılaştığı yıkımı, “distopik ve post-apokaliptik bir manzara” olarak tanımladı. Daha önce görev yaptığı Irak, Afganistan veya Suriye gibi savaş bölgeleriyle kıyaslanamayacak kadar vahim bir tabloyla karşılaştığını belirten Aguilar, “Gazze’de tanık olduğum şey, ancak bir yıkım manzarası olarak tanımlanabilir. Bu, insan ahlakının çöküşüydü. ABD olarak biz de bu sürece ortak olduk. Gazze’de devam eden vahşete ve soykırıma el birliğiyle katılıyoruz,” dedi. Açlık ve kıtlık iddialarını reddedenleri “insanlıktan çıkmış” olarak nitelendiren Aguilar, gördüklerinin bir abartı değil, somut bir gerçek olduğunu vurguladı.

“Ölüm tuzağı olarak tasarlandılar”

Aguilar’ın en sarsıcı ifşaatları, yardım dağıtım merkezlerinin konumu ve işleyişiyle ilgiliydi. Bu noktaların, Senatör Chris Van Hollen’ın da belirttiği gibi, birer “ölüm tuzağı” olarak tasarlandığını söyledi. Aguilar, bu merkezlerin kasıtlı olarak İsrail ordusunun aktif taarruz harekâtları yürüttüğü çatışma bölgelerinin tam ortasına kurulduğunu belirtti. Bu durumun Cenevre Sözleşmeleri’nin açık bir ihlali olduğunu vurgulayan Aguilar, “Bu noktalar bilerek çatışma bölgelerine kuruldu. Bu durumun ya tam bir cehalet ya da kasıtlı olduğunu düşündüm. Kasıtlı olarak buraya yerleştirildiler,” diye konuştu.

Ayrıca, bu merkezlerin dikenli tel yerine, sivillerde ciddi yaralanmalara yol açan jiletli tellerle çevrili olduğunu ve bu tellerin bizzat ABD’li yükleniciler tarafından talep edildiğini söyledi. Bu uygulamanın da tek başına bir savaş suçu teşkil ettiğini belirtti.

Aguilar, dağıtım noktalarında silahsız sivillere karşı uygulanan şiddetin sistematik olduğunu anlattı. Herhangi bir saldırı olmamasına rağmen, kalabalığı kontrol etmek amacıyla gelişigüzel güç kullanıldığını, angajman kurallarının veya uygun müdahale protokollerinin bulunmadığını söyledi. Daha da vahimi, kullanılan mühimmatın M855 zırh delici mermiler olduğunu belirtti. Aguilar, “Bu mermi, zırh delmek ve öldürmek üzere tasarlanmıştır. Silahsız insanlara karşı neden böyle bir mühimmat kullanılsın?” diye sordu.

29 Mayıs’ta bizzat çektiği bir videoyu kanıt olarak sunan Aguilar, GHF’ye bağlı silahlı bir Amerikalı güvenlik görevlisinin, yardım alanlardan uzaklaşan sivil bir kalabalığa ateş açtığını gösterdi. Videoda, ateş eden kişinin yanındaki bir başka görevlinin, “Vurdun galiba!” dediği duyuluyordu. Aguilar, “Silahsız, aç insanlara yalnızca daha hızlı gitmeleri için ateş açıldı. Bu video benim tarafımdan çekildi. Hamas değil, Gazze Sağlık Bakanlığı değil, ben; bir Amerikalı,” diyerek olayın faillerinin kim olduğunu net bir şekilde ortaya koydu. Aguilar, hem Amerikalı yüklenicilerin hem de İsrail askerlerinin açlıkla mücadele eden Filistinlilere ateş açtığını “hiç şüpheye yer bırakmayacak şekilde” bizzat gördüğünü teyit etti.

Aldatmaca operasyonu

Aguilar, operasyonun hukuki temelinin de baştan sona yasa dışı olduğunu ifşa etti. Kendisi dahil tüm UG Solutions çalışanlarının, yani silahlı Amerikalıların, İsrail’de “turist vizesiyle” bulunduğunu belirtti. Bu durumun uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve görevin aceleye getirilerek pek çok usulsüzlüğe göz yumulduğunu gösterdiğini söyledi.

GHF’nin yardım miktarına ilişkin iddialarının da bir aldatmaca olduğunu rakamlarla ortaya koydu. Vakfın 65 günde 96 milyon öğün dağıttığı yönündeki duyurusunu eleştiren Aguilar, basit bir hesaplamayla bunun ne anlama geldiğini açıkladı:

“96 milyonu 2,21 milyona, sonra günde üç öğüne, sonra da 65 güne böldüğünüzde, 65 günün sadece 15 günü için yiyecek sağlamış oluyoruz. Diğer 50 güne ne oldu? Bu bir yardım değil; bu, sistematik bir aç bırakma operasyonudur.”

Aguilar, GHF’nin bu operasyonu yürütecek kapasiteye sahip olmadığını ve derhal fonlarının kesilerek yardım sürecinin yeniden Birleşmiş Milletlere devredilmesi gerektiğini savundu.

Aguilar, UG Solutions’ın kendisini itibarsızlaştırma girişimlerine de yanıt verdi. Şirketin, kendisini uygunsuz davranış nedeniyle kovduklarını iddia ettiğini, oysa kendisinin 13 Haziran’da istifa ettiğini belirtti. İstifasından sonra bile maaşının ödendiğini, sigortasının karşılandığını ve istifasını geri çekmesi için ikna edilmeye çalışıldığını söyledi. “Kovulmadım. Aksine, iki kez terfi ettirildim, maaşım iki kez artırıldı,” diyen Aguilar, elindeki tüm kanıtların orijinal, zaman damgalı ve doğrulanmış olduğunu, hatta UG Solutions’ın kendi basın açıklamasında onun videolarından birini kullandığını ekledi.

ABD’de çatlak sesler

Bu kanlı operasyon, hem ABD içinde hem de uluslararası alanda tepkilere yol açtı. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), 1 Ağustos 2025’te yayımladığı raporda, İsrail güçlerinin yardım dağıtım noktalarında düzenli olarak açlıkla boğuşan Filistinli sivillere ateş açmasının “savaş suçu” anlamına geldiğini bildirdi.

ABD Kongresinde de bazı üyelerden de sesler gelmeye başladı. Temsilciler Meclisi üyeleri Joaquin Castro ve Sara Jacobs ile Senatörler Peter Welch ve Chris Van Hollen, UG Solutions ve Safe Reach Solutions şirketlerine bir mektup göndererek, Gazze’deki faaliyetlerine ilişkin açıklama talep etti. Mektupta, şirketlerin ve personelinin, ABD’nin Savaş Suçları Yasası gibi yasalar kapsamında ileride cezai ve hukuki sorumlulukla karşı karşıya kalabilecekleri uyarısında bulunuldu. Yasama üyeleri, “Personelinizin… Turist vizesiyle İsrail’e getirildiğini, Gazze’ye savaş donanımıyla gönderildiklerini ve İsrailli yetkililer tarafından silahsız ve aç Filistinli sivillere karşı ölümcül güç kullanmaları için emir verildiğini” gösteren bilgiler olduğunu belirttiler. En az 21 ABD senatörü de Dışişleri Bakanı Marco Rubio’ya mektup yazarak, GHF’ye yapılan ABD fonlamasının durdurulmasını talep etti.

Ortadoğu

İran Dışişleri: Hakan Fidan’ın karşılaştırması hayret verici ve yanlıştır

Yayınlanma

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, düzenlediği basın toplantısında bölgesel gelişmeler, nükleer müzakereler, ABD ile ilişkiler ve sınır güvenliği konularında önemli açıklamalarda bulundu. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın İran’a yönelik değerlendirmelerini “hayret verici ve yanlış bir kıyas” olarak niteleyen Bekai, iki ülke arasındaki analizlerin mevcut gerçeklerle bağdaşması gerektiğini vurguladı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, düzenlediği haftalık basın toplantısında gündemdeki dış politika gelişmelerini ve bölgesel güvenlik konularını değerlendirdi.

Toplantıda Türkiye ile ilişkilere ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın açıklamalarına geniş yer ayıran Bekai, ABD ile yürütülen mutabakat süreçleri ve nükleer program hakkındaki soruları da yanıtladı.

“Hakan Fidan’ın kıyaslaması hayret verici ve yanlıştır”

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın İran’a yönelik iddiaları ve İran’ın eylemlerini İsrail rejiminin adımlarıyla kıyaslaması hakkındaki soru üzerine Bekai, bu değerlendirmeyi sert bir şekilde eleştirdi. Sözcü Bekai, şu ifadeleri kullandı:

“Sayın Fidan gibi bir şahsiyetin böyle yersiz bir kıyaslama yapması hayret vericidir. Kendisi de çok iyi bilmektedir ki İsrail rejimi doğası gereği yayılmacıdır ve Türkiye dahil tüm bölgeye zarar verme arayışındadır. Böyle tuhaf bir kıyaslamaya nasıl ulaştıkları bizim için bir soru işaretidir.”

İran’ın bölgede hiçbir vekil gücü olmadığını, bölgedeki tek vekil yapının İsrail rejimi olduğunu savunan Bekai, “Türkiyeli dostlarımızdan analizlerini mevcut gerçeklerle uyumlu hale getirmelerini ve İsrail rejiminin suistimaline hizmet edecek analizleri tekrarlamaktan kaçınmalarını istiyoruz” dedi.

Fidan, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, “İran’ın bölgedeki vekilleri olan Hizbullah ve Hamas ile mücadeleye” değinmişti.

Fidan, “Her ulusun egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün tamamen tanındığı bir duruma geri dönmemiz gerekiyor. İran uzun süredir bu ülkelerde vekiller bulundurarak önleyici bir güvenlik politikası yürüttüğünü iddia ediyor, tıpkı İsraillilerin güvenliklerinin bir parçası olarak bölgenin geri kalanını işgal etmesi gibi” demişti.

“İslamabad Mutabakatı kriz aşamasına girmiştir”

İslamabad Mutabakatı’nın geleceğine ilişkin soruyu yanıtlayan Bekai, “Bu mutabakatın bir kriz aşamasına girdiğinden hiçbir şüphe yoktur” dedi.

İran’ın her müzakereye ciddiyet ve titizlikle girdiğini, bir anlaşmaya varıldığında ise taahhütlerini iyi niyetle yerine getirdiğini belirten Sözcü, karşı tarafı sözünde durmamakla suçladı.

Bekai, “Anlaşmayı bozma konusunda o kadar sabırsız davrandılar ki, Hürmüz Boğazı ile ilgili beşinci maddede yer alan bir aylık sürenin dahi tamamlanmasına izin vermediler. İlk günlerden itibaren caymaya başladılar. Mutabakat zaptının 14 maddesini göz önüne alırsak, Amerikalılar bu kısa süre zarfında mutabakatın farklı unsurlarını parçaladılar. Biz başından beri ‘taahhüde karşı taahhüt’ dedik. Karşı taraf taahhütlerini yerine getirdiği sürece biz de taahhütlerimize bağlı kalacağız” şeklinde konuştu.

“UAEA’nın hasar gören tesislere erişim talebini reddediyoruz”

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi’nin, denetçilerin İran’a dönmesi ve hasar gören nükleer tesisleri ziyaret etmesi yönündeki talebi sorulan Bekai, bu soruya net bir şekilde “Hayır” yanıtını verdi ve talebin kabul edilmeyeceğini açıkladı.

Nükleer tesislerin yeniden inşasına ilişkin uydu görüntüleri hakkındaki raporlara da değinen Bekai, bu yöndeki uydu görüntülerini henüz görmediğini ve bu nedenle bir yorumda bulunamayacağını belirtti.

“Hürmüz Boğazı’nın ABD tarafından tehdit edilmesine izin vermeyiz”

Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliği ve ABD’nin 20 gemiye askeri eskort sağladığı yönündeki iddiaları değerlendiren Bekai, bölge dışı güçlerin varlığına karşı çıktı.

Bölge güvenliğinin ancak yabancı müdahalesi olmadan, bölge ülkelerinin kendi aralarındaki istişare mekanizmalarıyla sağlanabileceğini belirten Bekai, ABD askeri varlığının bölgede güvensizliğe yol açtığını ifade etti.

Sözcü, “Hürmüz Boğazı’nın İran’ın çıkarlarına yönelik bir tehdit alanına dönüşmesine izin vermeyeceğiz. Seyrüsefer güvenliği için dürüstçe çaba gösterdik ancak süreci baltalayan taraf ABD oldu. Gemi eskortu iddiaları, ABD’nin bölgedeki müdahaleci ve saldırgan politikalarının devam ettiğini göstermektedir” dedi.

Mutabakat zaptının beşinci maddesinin yorumlanmasına ilişkin ise Bekai, metnin açık olduğunu ve yoruma yer bırakmadığını söyledi.

Boğazın yönetiminin İran’da olması ve Umman ile istişare içinde yürütülmesinin, İran’ın çıkarlarının korunması amacıyla metne eklendiğini kaydeden Bekai, ABD’nin bölge ülkelerini kışkırtarak paralel yollar oluşturmaya çalıştığını, bunun da hem çevre sorunlarına yol açtığını hem de deniz güvenliğini riske attığını belirtti.

“Üç Avrupa ülkesinin bildirisi hükümsüzdür”

Fransa, Almanya ve İngiltere tarafından yayımlanan ortak bildiriye değinen Bekai, bu bildirinin hiçbir geçerliliği olmadığını ve Avrupa ülkelerinin gerçekleri çarpıtmaya çalıştığını kaydetti.

Bölgede ve dünyada yaşanan zararların kaynağının ABD ve İsrail rejiminin eylemleri olduğunu ifade eden Bekai, bu tür açıklamaların çözüme katkı sunmayacağını dile getirdi.

Fransa Dışişleri Bakanı’nın iddialarına da değinen Bekai, Fransız yetkililerin kendilerini ilgilendirmeyen konularda rol kapmaya çalışmaktan vazgeçmeleri gerektiğini söyledi.

“Afganistan ile işbirliğini tanıma şartına bağlamadık”

Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Yardımcısı Celalzade’nin Afganistan ziyaretine ilişkin bilgi veren Bekai, görüşmelerin konsolosluk işleri ve halklar arası ilişkiler çerçevesinde yürütüldüğünü kaydetti.

İran ile Afganistan arasında 900 kilometreyi aşan ortak sınır bulunduğunu, çok sayıda Afgan göçmenin İran’da yaşadığını ve geniş ticari ilişkilerin mevcut olduğunu belirten Bekai, “Afganistan yönetimini resmi olarak tanıma konusunu, iki ülkenin çıkarları için gerekli olan işbirliklerine şart koşmadık. Tanıma süreci hukuki bir prosedürdür ve zamanı geldiğinde bu konuda karar verilecektir” dedi.

“Lübnan adına karar vermiyoruz”

İran’ın Lübnan ve Umman’ın iç işlerine müdahale ettiği yönündeki iddiaları reddeden Bekai, “Biz kimse adına karar vermiyoruz. Lübnan’ın adının mutabakat zaptında yer alması, İran’ın uluslararası güvenliği koruma konusundaki sorumluluk bilincini göstermektedir. Biz metnin birinci maddesinde Lübnan dahil tüm cephelerde savaşın sonlandırılması gerektiğini vurguladık, bu bir karar alma meselesi değildir; karar Lübnan halkına aittir” diye konuştu.

Hizbullah’ın silahsızlandırılması yönündeki uluslararası baskılara da değinen Bekai, Lübnan halkının direnişin silahının egemenliklerini korumadaki değerini en iyi bilen kesim olduğunu ve bu konudaki kararı yine Lübnan halkının vereceğini ifade etti.

“Trump’ın iddiaları yalandır”

ABD’nin eski başkanı Donald Trump’ın nükleer müzakerelerde İran’ın tavrına ilişkin iddialarını yalanlayan Bekai, “Yalan söylemek ABD’nin davranış kalıbı ve bağımlılığı haline gelmiştir. Cumartesi günü Maskat’ta yapılan görüşmeler yalnızca Hürmüz Boğazı üzerine odaklanmıştı. Umman’ın arabuluculuğuyla gemilerin güvenli geçişini sağlayacak bir mekanizma kurmaya çalıştık ancak Umman üzerindeki baskılar nedeniyle bu sonuca ulaşılamadı” dedi.

Trump’a yönelik suikast iddialarının ise hiçbir zaman müzakere masasında yer almadığını ekledi.

“Lindsey Graham’ın ölümü özgür insanları üzmeyecektir”

ABD’li Senatör Lindsey Graham’ın ölümü hakkında gelen bir soru üzerine Bekai, “Azrail adildir. Hayat felsefesini tecavüz, savaş ve terör üzerine kurmuş, soykırımın en büyük destekçisi olmakla övünmüş bir figür için bölge halklarının yas tutması beklenemez. Bu saldırgan senatörün ölümü, hiçbir özgür insanın kalbini acıtmayacaktır” yorumunda bulundu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD İran’da iki su pompa istasyonunu vurdu

Yayınlanma

ABD ordusunun İran’ın Huzistan ve Buşehr vilayetlerindeki sivil su altyapısına yönelik düzenlediği saldırılarda bir kişi hayatını kaybetti, dört kişi yaralandı. Harg Adası’na su tedarikinde kesintiye yol açan saldırıyı “savaş suçu” olarak nitelendiren İranlı yetkililer sivil altyapının hedef alınmasına tepki gösterdi. Devrim Muhafızları Ordusu ise saldırıya misilleme olarak Bahreyn ve Umman’daki ABD askeri hedeflerinin vurulduğunu duyurdu.

ABD ordusu, İran’ın güneybatısında yer alan Huzistan ile güneyindeki Buşehr vilayetlerinde sivil su altyapısını hedef alan hava saldırıları gerçekleştirdi.

Yerel yetkililerin açıklamalarına göre iki su pompa istasyonunun hedef alındığı saldırılar, bölgedeki tarımsal faaliyetleri aksatırken Harg Adası’na yönelik su tedarikinde de geçici kesintilerin yaşanmasına yol açtı.

Huzistan vilayetinden bir yetkili, ABD’ye ait askeri mühimmatın Mahşehr kentindeki bir tarımsal sulama pompa istasyonuna isabet ettiğini bildirdi.

Yetkili, patlama sonucunda istasyonda görevli bir kişinin hayatını kaybettiğini, dört kişinin ise yaralandığını açıkladı.

Huzistan Su ve Elektrik Kurumu Genel Müdürü Abbas Sadriyanfer, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Mahşehr ile Hendican kentleri arasındaki Hendican bölgesinde faaliyet gösteren RMD drenaj pompa istasyonunun pazartesi günü sabahın erken saatlerinde “Amerikan-Siyonist düşman” tarafından vurulduğunu kaydetti.

Sadriyanfer, saldırı sırasında tesiste görev yapan Zohre ve Cerrahi Sulama Şebekesi İşletme Şirketi çalışanı Şakir Muhsini’nin yaşamını yitirdiğini, yaralanan bir diğer personelin ise hastanede tedavi altına alındığını ifade etti.

Söz konusu tesisin bölgedeki tarımsal atık suların tahliyesi ve idaresinde kritik bir rol üstlendiğini vurgulayan Sadriyanfer, sulama ve drenaj şebekelerinin verimliliğinin korunması için istasyonun kesintisiz çalışmasının büyük önem taşıdığına dikkat çekti.

“Sivil altyapının vurulması açık bir savaş suçudur”

İran Su Endüstrisi Sözcüsü İsa Bozorgzade, Hendican’daki RMD drenaj pompa istasyonuna düzenlenen saldırının doğrudan halkın yaşamına, sağlığına ve geçim kaynaklarına yönelik bir tehdit oluşturduğunu belirtti.

Bozorgzade, “Su, tüm uluslararası belgelerde ve hukuk kurallarında olduğu gibi Doğu ve İran kültürü ile medeniyetinde de kutsal bir yere sahiptir. Suya saldırmak, insanların temel haklarına saldırmaktır” ifadelerini kullandı. Su sektörüne hizmet veren bir emekçinin hayatını kaybetmesinin saldırının niteliğini açıkça ortaya koyduğunu söyleyen Sözcü, bu eylemin sadece sivil altyapıyı değil, doğrudan halka hizmet götüren sivilleri hedef aldığını vurguladı.

Saldırıyı “düşünce ve eylemde çaresizliğin bir göstergesi” olarak nitelendiren Bozorgzade, “Düşman su tesislerini hedef aldığında aslında kendi acziyetini sergiliyor. Bu davranış ne onurlu bir eylem ne de askeri bir başarıdır; sadece kötülüğün dışa vurumudur” diye konuştu.

Bozorgzade, saldırının tesisteki faaliyetleri tamamen durdurmayı amaçladığını, ancak su sektörü çalışanlarının hasarı en aza indirmek ve durumu kontrol altına almak için sabahın erken saatlerinden itibaren yoğun bir çalışma yürüttüğünü aktardı. Su tesislerinin ve çalışanlarının hedef alınmasının açık bir savaş suçu teşkil ettiğini savunan Sözcü, uluslararası toplumun ve sorumlu kuruluşların bu saldırılara karşı sessiz kalmayarak faillerin hesap vermesini sağlaması gerektiğini dile getirdi.

Diğer yandan İranlı yetkililer, pazartesi sabahı erken saatlerde Huzistan vilayetine bağlı Ahvaz, Omidiye, Mahşehr, Behbehan, Dezful, Endimeşk, Abadan ve Şadegan çevresindeki çok sayıda noktanın da ABD mühimmatlarıyla hedef alındığını açıkladı.

Bölgelerdeki hasar tespit çalışmalarının devam ettiği bildirilirken, İran medyası Ahvaz’ın dış kesimlerindeki iki ayrı noktanın daha vurulduğunu aktardı. Bununla birlikte, Ahvaz Uluslararası Havalimanı’nın hedef alındığına yönelik iddialar ise resmi kaynaklarca yalanlandı.

Devrim Muhafızları misilleme operasyonlarını açıkladı

Su pompa istasyonuna yönelik saldırıların ardından yazılı bir açıklama yayımlayan Devrim Muhafızları Ordusu, düzenlenen operasyonlara misilleme olarak Bahreyn’de bulunan ABD askeri altyapısının hedef alındığını duyurdu. Açıklamada ayrıca Umman’da konuşlu FPS tipi uzun menzilli hava gözetleme radarı ile bir deniz gözetleme radarının imha edildiği bilgisine yer verildi.

Devrim Muhafızları Ordusu tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Sevgili ve dirençli İran halkı, Silahlı Kuvvetler’deki evlatlarınızın kararlı ve güçlü operasyonları, çocuk katili ABD ordusunu çaresizliğe sürükledi. Amerikalı saldırganlar, son saldırılarında Mahşehr ilçesindeki tarımsal su pompasını hedef alarak halk düşmanı karakterlerini bir kez daha gösterdi.”

Açıklamanın devamında, Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetlerinin Bahreyn’in Cufeyr bölgesindeki ABD askeri tesislerini hedef aldığı belirtilerek, “Cufeyr’de alevler yükselirken, kahraman Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetlerindeki cesur evlatlarınız, misilleme operasyonunun beşinci aşamasında güçlü füze ve insansız hava aracı saldırılarıyla Umman Sultanlığı’ndaki FPS uzun menzilli hava gözetleme radarını ve deniz gözetleme radarını da vurup imha etti” denildi.

Geçen ay da binlerce kişi susuz kalmıştı

Su altyapısına yönelik gerçekleştirilen bu son saldırılar, ABD’nin geçen ay Hürmüzgan vilayetine bağlı Sirik ilçesindeki su tesislerini hedef almasının ardından kaydedildi.

Kavurucu yaz sıcaklarının yaşandığı o dönemde düzenlenen saldırılar nedeniyle bölgedeki 20 binden fazla kişinin içme suyuna erişiminin kesildiği bildirilmişti. Söz konusu operasyonlarda Kuhestek kasabası ile Bemani bölgesindeki 10 köyün su dağıtım şebekesi büyük hasar görmüştü.

İki ülke arasındaki askeri hareketlilik, İran donanmasının Hürmüz Boğazı’nda Tahran ile Washington arasında daha önce imzalanan mutabakat zaptını ihlal ettiği belirtilen gemi geçişlerini engellemesinin ardından yeniden tırmanışa geçti. Yaşanan bu gelişmelerin ve ABD’nin bölgedeki askeri tahkimatını artırmasının ardından İranlı yetkililer, Hürmüz Boğazı’nın tüm transit geçişlere kapatıldığını duyurdu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran saldırısından kurtulan ABD’li askerlerden komutanlara suçlama

Yayınlanma

ABD’nin İran ile girdiği çatışmanın ikinci gününde Kuveyt’teki limanda konuşlu birliğe düzenlenen ve altı askerin ölümüyle sonuçlanan İHA saldırısına ilişkin iç soruşturma tamamlanma aşamasına geldi. Saldırıdan kurtulan askerler, komutanları istihbaratı göz ardı etmekle suçluyor. Soruşturmanın ise herhangi bir disiplin cezası öngörmediği belirtiliyor.

İran’ın insansız hava aracıyla (İHA) Kuveyt’teki Şuaibe Limanı’nda yer alan ABD üssüne düzenlediği saldırıdan kurtulmayı başaran Amerikalı askerler, komutanlarını ihanetle ve olası saldırı uyarılarını kulak ardı etmekle suçluyor.

The Washington Post gazetesinin askeri kaynaklara ve iç soruşturmaya aşina kişilere dayandırdığı haberine göre, askeri yetkililer saldırı öncesinde gelen kritik istihbarat verilerini dikkate almadı.

Saldırının, ABD ile İran arasında başlayan çatışmaların ikinci günü olan 1 Mart’ta düzenlendiği belirtildi. ABD Kara Kuvvetleri 103’üncü Lojistik Destek Komutanlığı bünyesinde görev yapan altı askerin hayatını kaybettiği, onlarca askerin ise yaralandığı aktarıldı.

Haber kaynakları, bu saldırıyı çatışma sürecinde Amerikan ordusunun tek seferde en çok kayıp verdiği olaylardan biri olarak nitelendiriyor.

“Limandaki güvenlik açıkları biliniyordu”

Gazeteye konuşan askeri personel, Şuaibe Limanı’nın İran için olası bir hedef olduğunu gösteren istihbarat raporlarının komuta kademesi tarafından göz ardı edildiğini ileri sürdü.

Askerler, tesisin İHA saldırılarına karşı korumasız olması sebebiyle personelin buraya yerleştirilmemesi yönünde tavsiyeler yapıldığını ancak bu uyarıların dinlenmediğini ifade etti.

Görüşlerine başvurulan bazı kaynaklar, saldırı sırasında Tugay Generali Clint Barnes’ın sergilediği tutumu da eleştirdi. İddialara göre Barnes, patlamanın ardından binadan çıkarak sığınağa yönelirken, çok sayıda asker içeride kaldı.

Yaralıların tahliyesi ve kurtarma çalışmaları ise binada kalan diğer subaylar ve erler tarafından gerçekleştirildi.

Saldırı sırasında hedef alınan binada olan Binbaşı Steven Ramsbott, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Eğer bu hatalardan ders çıkarmazsak ve hepimiz aynı yalana inanmaya devam edersek, gelecekte başka bir birlik de aynı durumu yaşayacak ve kendisini bizim düştüğümüz koşulların içinde bulacak” dedi.

Soruşturmada komutanlara ceza öngörülmüyor

ABD ordusu, askerlerin yönelttiği somut suçlamalar hakkında açıklama yapmaktan kaçınırken, komuta kademesinin kararlarını ve sahada attığı adımları savunarak bu kararların gerekçeli olduğunu bildirdi.

The Washington Post’un ulaştığı bilgilere göre, olayla ilgili başlatılan askeri iç soruşturma son aşamaya geldi.

Soruşturmanın ön raporunda, birliğin Şuaibe Limanı’na yerleştirilmesi veya saldırı sonrasındaki tıbbi yardım sürecinin yönetilmesi hususunda komutanlara yönelik herhangi bir kişisel sorumluluk yüklenmediği ve disiplin cezası uygulanmasının tavsiye edilmediği aktarıldı.

Saldırı sabah saatlerinde hazırlıksız yakaladı

CNN’in haberine göre, Şuaibe Limanı’nda taktik operasyon merkezi olarak kullanılan üç bölmeli treylere yönelik saldırı 1 Mart sabahı erken saatlerde düzenlendi. Saldırının ani gerçekleşmesi sebebiyle askeri personelin tahliye edilmeye veya sığınağa geçmeye fırsat bulamadığı kaydedildi.

Vurulan binada patlamanın ardından saatlerce yangın çıktığı, şok dalgasının duvarları yıktığı ve yapısal unsurların iskeletten ayrıldığı belirtildi.

Olayın ertesi günü ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), İran’ın misilleme saldırılarında altı Amerikan askerinin hayatını kaybettiğini duyurmuştu. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonu 28 Şubat 2026 tarihinde başlamıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English