Ortadoğu
Gazze’deki yardım dağıtımında görevli ekip lideri, aşırı sağcı motor kulübü üyesi çıktı

Gazze İnsani Yardım Vakfının (GHF) tartışmalı gıda dağıtım noktalarında güvenlik hizmeti veren bir şirketin lideri konumundaki Johnny “Taz” Mulford’un, “radikal cihatçı harekete” karşı olduğunu ilan eden Haçlı temalı bir motosiklet kulübünün üyesi olduğu anlaşıldı.
ABD savaş gazileri ve Blackwater gibi özel askeri şirket çalışanları için kurulan Infidels (Kâfirler) adlı motorcu grubunun Florida şubesine üye olan Mulford, mayıs ayında Facebook’taki çevresinden “hâlâ ateş edebilen, hareket edebilen ve iletişim kurabilen” kişilerin kendisiyle temasa geçmesini isteyerek eleman aramaya başlamıştı.
Cuma günü telefonla ulaşılan Mulford, The Intercept‘e yaptığı açıklamada şu anda İsrail’de olduğunu ve “bir kontrol noktasına gitmekte olduğunu” teyit etti.
UG Solutions’ın Gazze operasyonlarına doğrudan aşina olan ve aralarında eski şirket çalışanı Anthony Aguilar’ın da bulunduğu iki kaynak, Mulford’un şirkette çalıştığını doğruladı. Mulford’un motosiklet kulübüyle olan bağlarını ilk olarak Zeteo haberleştirmişti.
UG Solutions, Trump yönetimi ve İsrail tarafından desteklenen Gazze’deki yardım çabası GHF tarafından yönetilen yardım dağıtım noktalarında güvenlik sağlayan bir yüklenici firma.
“Silah eşliğinde yemek dağıtıyorlar”
Mulford’un Infidels üyeliği ve Haçlı seferleri ile günümüz aşırı sağ hareketleriyle yaygın olarak ilişkilendirilen çok sayıda dövmesi, GHF misyonundaki rolü hakkında soru işaretleri yaratıyor.
Mulford, Facebook’taki diğer paylaşımlarının yanı sıra, İsrail’i “Tanrı’nın seçilmiş ulusu” olarak nitelendiren bir gönderiyi ve Filistin yanlısı protestocularla alay eden bir videoyu paylaşarak Hristiyan Siyonizmine de gönderme yapıyor.
GHF’yi kamuoyunda ifşa eden eski bir Yeşil Bereli ve UG Solutions çalışanı olan Aguilar, Mulford’un dövmeleri ve Infidels üyeliğiyle ilgili endişelerini dile getirerek, “Eğer İsrail’e kolumda Nazi gamalı haçıyla girip ‘Heil Hitler’ deseydim, insanlar benim hakkımda ne düşünürdü? Onlar, ağırlıklı olarak Arap Müslüman bir nüfusun içinde, silah eşliğinde yemek dağıtıyorlar,” diye konuştu.
UG Solutions sözcüsü Drew O’Brien ise yaptığı açıklamada, “Johnny Mulford, ABD hükümeti ve müttefik çabalarını destekleyen 30 yılı aşkın bir hizmet geçmişine sahip, sektörde saygın bir yüklenicidir. Aksini iddia eden her türlü suçlama kategorik olarak yanlış ve karalayıcıdır. İş performansı veya güvenlik standartlarıyla ilgisi olmayan kişisel hobiler veya üyelikler için tarama yapmıyoruz. Her ekip üyesi kapsamlı geçmiş kontrollerinden geçirilir ve yalnızca nitelikli, soruşturulmuş kişiler UG Solutions operasyonlarında görevlendirilir,” ifadelerini kullandı.
Haçlı simgeleri
Kulübün internet sitesine göre Infidels, 2006 yılında Irak’ta “Slingshot” lakaplı bir Amerikalı paralı asker tarafından kuruldu ve ilk üyeleri güvenlik görevlileri ile askeri gazilerden oluşuyordu.
Sitede, “Infidels Motosiklet Kulübü, Vatansever Amerikalılar ve destekleyici müttefiklerimiz için gaziler tarafından kurulmuş ve onlara dayanan bir kulüptür,” deniliyor.
Ulusal çatı grubunun bir Facebook gönderisinde ise şu ifadeler yer alıyor:
“Teröre karşı savaşı desteklediğimizi ve birçok kulüp üyemizin Irak’ta ve dünya çapındaki diğer yerlerde ya ordu mensubu ya da sivil yüklenici olarak hizmet ettiğini ve etmekte olduğunu göz önünde bulundurarak, siyasi görüşlerimiz herkes tarafından paylaşılmayabilir. Cihatçı hareketi ve onu destekleyenleri ne destekliyoruz ne de hoş görüyoruz. Eğer siz de ülkenin İslami aşırıcılığa karşı çabalarını destekliyorsanız, o zaman yerel Infidels MC’nizi destekleyin!”
Mulford’un Facebook’taki bir fotoğrafında, sağ ön kolunda alevler içinde bir Amerikan bayrağı ve üzerine Tapınak Şövalyeleri’nin Hristiyan askeri düzeninden esinlenerek kırmızı bir haçla süslenmiş bir kalkan olan Tapınakçı sembolü görülüyor. Sol pazısında başka bir Tapınakçı kalkanı bulunuyor. Sağ ön kolundaki bir başka dövmede ise her köşesinde daha küçük haçlar bulunan Kudüs veya Haçlı haçı yer alıyor.

Virginia Tech’te ortaçağ çalışmaları profesörü ve Haçlı ikonografisi uzmanı olan Matthew Gabriele’ye göre, Kudüs haçı ve Tapınakçı kalkanı, ırkçı ve aşırı sağcı kesim tarafından sıkça benimseniyor.
Gabriele, bu durumun Orta Çağ’da “İslam ve Hristiyanlık arasında varoluşsal bir çatışma” olduğu yönündeki hayali bir düşünceye gönderme yaptığını söyledi. Bu tür Haçlı ikonografisinin tarihsel kayıtları yansıtmadığını, daha çok bir tür Hristiyan intikam fantezisi olduğunu belirtti.
Gabriele, “Bu semboller, İslam’ın kuruluşundan bu yana devam eden ve Hristiyanlığı her zaman savunmada bırakan İslam ve Hristiyanlık arasındaki varoluşsal çatışmanın yaşandığı nostaljik bir versiyona gönderme yapıyor. Haçlar ve kalkanlar, Haçlı seferleri sırasında Hristiyanlığın olumlu bir şekilde karşılık verdiğini simgeliyor. Bu gerçekten de İslam’a ve Orta Doğu’ya karşı belirli bir duruşu ifade ediyor,” dedi.
Mulford tarafından paylaşılan diğer Facebook fotoğraflarında, kollarında Haçlı tarzı haçlar ve göğsünde Papa 2. Urbanus’un Birinci Haçlı Seferi için çağrı yaptığı yıl olan 1095 sayısı görülüyor.
Gabriele, 1095 tarihinin, Norveçli toplu katliamcı Anders Breivik’ten Yeni Zelanda’nın Christchurch kentindeki Müslüman karşıtı katliamın faili Brenton Tarrant’a kadar şiddet yanlısı aşırı sağcı aktörler tarafından sembolik olarak önemli görüldüğünü söyledi.
Gabriele’e göre 1095 tarihi, Müslümanların “öldürülmesi gereken bir tehdit” olduğu ve Kutsal Topraklar’dan sürülmesi gerektiği bir dünya görüşünü temsil ediyor.
Tartışmalı ortaklıklar
Mulford’u istihdam eden şirket, Gazze’de İsrail’in onayıyla gıda dağıtan kâr amacı gütmeyen GHF için çalışan en az üç ABD’li yükleniciden biri.
Vakıf, şimdiye kadar 108 milyondan fazla öğün dağıttığını belirtirken, lojistik ve silahlı özel güvenlik sağlamak için biri eski bir CIA yetkilisi, diğeri ise bir Yeşil Bereli gazi tarafından yönetilen iki ABD’li şirketle anlaştı. Diğer yardım kuruluşları, yardım dağıtım noktalarını silahlı görevlilerle donatma fikrinin temel tarafsızlık ilkelerini ihlal ettiğini belirterek GHF ile çalışmayı reddetti.
UG Solutions’ın ortak kuruluşlarından biri, liderinin İslam ve Filistinliler hakkındaki görüşleri nedeniyle daha önce de mercek altına alınmıştı.
Temmuz ayında bağımsız gazeteci Jack Poulson, UG Solutions ile bu yılın başlarında Gazze’de yardım dağıtmak için ortaklık kuran Sentinel Vakfı adlı küçük bir yardım kuruluşunun başkanı Matthew Murphy’nin genel olarak Müslümanlara ve özel olarak Filistinlilere karşı bağnaz ifadeler kullandığını bildirmişti.
Murphy, geçen yıl bir podcast mülakatında Filistin’i “küçük bir b** çukuru” olarak nitelendirmişti.
Birleşmiş Milletlere göre, vakfın Gazze’de çalışmaya başlamasından bu yana gıda arayışında olan en az 1373 Filistinli öldürüldü; bunların 859’u dağıtım noktaları yakınında, 514’ü ise gıda konvoyu güzergahları boyunca hayatını kaybetti. Filistinliler, ölümlerin birçoğunun İsrail ordusunun ateşi sonucu meydana geldiğini söylüyor.
Geçen hafta dört Demokrat Kongre üyesi, UG Solutions ve başka bir GHF yüklenicisine mektup yazarak, savaş suçları işlenmesi durumunda şirket çalışanlarının sorumlu tutulabileceği uyarısında bulundu.
Üyeler, İsrail ordusuyla yakın çalışmanın şirket personelini büyük hukuki riske maruz bıraktığını belirtti. UG Solutions ise Gazze’deki Filistinlilere kötü muamelede bulunduğu iddialarını reddederken, çalışanlarının kalabalığı dağıtmak için biber gazı ve “uyarı ateşi” kullandığını kabul etti.
Ortadoğu
İsrail propaganda için 1 milyar dolardan fazla harcadı

İsrail hükümeti, Gazze’deki soykırımın ardından ABD ve dünya genelinde çöken kamuoyu desteğini toparlamak amacıyla 7 Ekim 2023’ten bu yana 1 milyar dolardan fazla propaganda harcaması yaptı. Responsible Statecraft’ın araştırması, Tel Aviv’in geleneksel lobi faaliyetlerinden doğrudan ABD’li şirketlerle sözleşme yapmaya ve yapay zeka modellerini manipüle etmeye kadar uzanan kapsamlı bir hat kurduğunu gösterdi.
İsrail hükümeti, Gazze’de Filistinlilere yönelik yürüttüğü askeri operasyonlar ve soykırım sürecinde uluslararası alanda kaybettiği kamuoyu desteğini geri kazanmak amacıyla 7 Ekim 2023’ten bu yana propaganda faaliyetlerine 1 milyar dolardan fazla bütçe ayırdı.
Responsible Statecraft (RS) tarafından yayımlanan araştırma, söz konusu meblağın İsrail’in özellikle en büyük müttefiki konumundaki ABD’de yürütüldüğü küresel “Hasbara” (halkla ilişkiler ve propaganda) çalışmalarında çarpıcı bir artışa karşılık geldiğini ortaya koydu.
Geniş çaplı propaganda hamlesi, İsrail’in yaklaşık üç yıldır Gazze’de sürdürdüğü ve ağır yıkıma yol açan eylemleri karşısında Amerikan toplumunun tutumunda meydana gelen belirgin değişimi hedef alıyor.
ABD kamuoyundaki destek çöktü
Gallup tarafından Temmuz 2025’te düzenlenen araştırmanın sonuçları, Amerikan halkının yüzde 60’ının İsrail’in Gazze’deki askeri harekâtlarını onaylamadığını gösterdi. İsrail ordusunun saldırıları Gazze’de çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere 73 binden fazla Filistinlinin ölümüne yol açarken, bölge genelinde devasa bir fiziksel tahribat yarattı.
Kamuoyundaki bu olumsuz algıyı kırmaya çalışan İsrail, çeşitli iletişim stratejilerini devreye soktu. Bu kapsamda ABD Başkanı Donald Trump’ın eski kampanya yöneticisi Brad Parscale tarafından yürütülen ve “Allies for Peace” (Barış İçin Müttefikler) gibi sivil toplum kuruluşu görünümü verilen yapılar üzerinden toplu mesaj kampanyaları finanse edildi.
Lobi kuruluşlarından doğrudan şirket sözleşmelerine
İsrail, ABD’deki etkinlik alanını uzun yıllardır Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC) ve İsrail İçin Birleşen Hristiyanlar (CUFI) gibi İsrail yanlısı lobi grupları vasıtasıyla koruyordu. Finansmanını ve insan kaynağını ağırlıklı olarak ABD vatandaşlarından sağlayan bu kuruluşlar, Yabancı Temsilciler Kayıt Yasası (FARA) kapsamında yabancı bir devlet adına hareket eden yapılar olarak kaydolmak zorunda kalmıyordu.
Ancak Tel Aviv yönetimi son dönemde yöntem değişikliğine gitti. RS araştırması, İsrail’in FARA kapsamında beyanda bulunan şirket ve şahısları doğrudan istihdam etmek suretiyle ABD’de lobi, halkla ilişkiler ve siyasi iletişim hatlarına 100 milyon dolardan fazla doğrudan kaynak aktardığını belgeledi.
FARA kaydı ilgili kurumların casusluk faaliyeti yürüttüğü anlamına gelmiyor; yasa gereği yabancı hükümetler adına ABD kamuoyunu ve siyasetçilerini etkilemeye çalışan yapıların aldıkları ödemeleri ve faaliyetlerini şeffaf biçimde açıklamalarını zorunlu kılıyor. Doğrudan sözleşmeler, İsrail hükümetine propaganda içeriğini tam denetim altına alma, belirli toplumsal grupları hedefleme ve operasyonel hızı artırma imkânı sunuyor.
Responsible Statecraft, incelemesini FARA resmi kayıtları, İsrail hükümetinin ihale ile satın alma belgeleri ve çok sayıda kaynakla yürütülen mülakatlara dayandırdı.
Evanjelikler, muhafazakârlar ve gençler hedefte
Propaganda mekanizmasının önemli bir bölümünü Fransız iletişim devi Havas Media yönetiyor. Şirket, İsrail’in desteğini kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğu gruplara ulaşmak amacıyla ABD merkezli halkla ilişkiler firmalarıyla alt sözleşmeler imzalıyor.
Hedef kitlenin ana gövdesini Evanjelik Hristiyanlar, muhafazakâr çevreler ve genç nüfus oluşturuyor. Tel Aviv bu ağ üzerinden sosyal medya içerik üreticilerine ödeme yapıyor, kitlesel mesajlaşma ağlarını fonluyor ve internet kullanıcılarının arama motorları ile yapay zeka sistemlerinde karşılaştığı yanıtları biçimlendirmeye çalışıyor.
Yapay zeka yanıtlarını yönlendirme girişimi
İsrail hükümetinin doğrudan fonladığı bir diğer alan ise bilişim sektöründe “LLM poisoning” (Büyük Dil Modellerinin Zehirlenmesi) olarak tanımlanan ve yapay zeka veri tabanlarını manipüle etmeyi amaçlayan teknik müdahaleler oldu.
Bu sistemde özel olarak kurulan İsrail yanlısı dijital mecralar üzerinden içerik üretiliyor; Claude, ChatGPT ve Grok gibi yapay zeka sohbet robotlarının kullanıcı sorularına yanıt verirken bu hazırlanan siteleri kaynak alması hedefleniyor. RS’nin tespitlerine göre amaç, kullanıcıların doğrulanabilir somut olaylar hakkındaki sorgulamalarına verilen yanıtları İsrail lehine değiştirmek.
Araştırmada bu duruma örnek olarak İsrail askeri unsurlarının Gazze’de beş yaşındaki Filistinli çocuk Hind Receb’i ve ailesini öldürmesi vakası gösterildi. Yapay zeka sistemlerinin olayın olgusal çıplaklığını aktarmak yerine, tarafların iddialarını eşitleyen bir dil kullandığı ve İsrail ordusunun küçük bir çocuğa ateş açmak için ileri sürdüğü gerekçeleri ön plana çıkardığı kaydedildi.
Mali ilişkilerini açıklamayan şirketler var
İsrail adına kamuoyu oluşturma faaliyeti yürüten bazı halkla ilişkiler firmaları ile sosyal medya figürlerinin, FARA bünyesindeki yasal şeffaflık zorunluluğuna rağmen İsrail hükümetiyle girdikleri parasal ilişkileri bildirmekten kaçındıkları saptandı.
Responsible Statecraft araştırmasını şu tespitle tamamladı: “İsrail’in yeni yöntemleri Amerika’daki nüfuz ortamını dönüştürüyor. Ancak bu yöntemler, İsrail’in kamuoyunda derin tepki çeken politikalarının yol açtığı destek kaybını durdurmakta şimdiye kadar yetersiz kaldı.”
Ortadoğu
İsrail’de cezaevine timsahlı hendek planı hayvan haklarına takıldı

İsrail mahkemesi, Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in binlerce Filistinli esirin tutulduğu cezaevlerini timsah dolu hendeklerle çevreleme planını geçici olarak engelledi. Hayvan hakları örgütünün başvurusu üzerine alınan kararda, timsahların göreceği zarara dikkat çekildi. Mahkeme kararında ve başvuru metninde, cezaevlerindeki Filistinli esirlerin karşı karşıya kaldığı tehlikelere ise değinilmedi.
Kudüs Bölge Mahkemesi, İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in binlerce Filistinli esirin tutulduğu cezaevlerinin etrafına timsahlarla dolu hendekler kazılmasına yönelik planını geçici olarak durdurdu.
İsrail devlet televizyonu KAN’ın aktardığına göre karar, Hayvanları Yaşatın (Let the Animals Live) adlı örgütün Çevre Bakanı Idit Silman, Ben-Gvir ve İsrail Cezaevi İdaresine (IPS) karşı yaptığı başvuru üzerine alındı. Örgüt, projenin timsahların kötü muamele görmesine yol açacağını ve cezaevi personelini tehlikeye atacağını ileri sürdü.
Yargıç Avraham Rubin, pazar günü açıkladığı kararda, “Timsahların uğrayabileceği zarara ilişkin iddialar incelenmeye değerdir ve hayvanların nakledilmesini ya da nakil amacıyla bulunması ve hazırlanmasıyla ilgili herhangi bir işlem yapılmasını yasaklayan bir karar verilmesini haklı kılmaktadır” dedi.
Ne davanı açan hayvan hakları örgütünün dilekçesinde ne de yargıç Rubin’in karar metninde, Ben-Gvir’in idaresindeki cezaevlerinde işkence ve cinsel saldırılara maruz kalan Filistinli esirlerin durumu ya da karşılaşabileceği hayati tehlikeler yer aldı.
Geçici tedbir kararının yeni bir karara kadar yürürlükte kalacağını belirten yargıç; Silman, Ben-Gvir ve İsrail Cezaevi İdaresine savunmalarını sunmaları için çarşamba gününe kadar süre verdi.
Nil timsahlarının statüsü değiştirilmişti
İsrail yönetimi, Çevre Bakanı Silman’ın temmuz ayında Nil timsahlarının koruma statüsünü değiştirmesiyle projeye hukuki zemin hazırlamıştı. Koruma altındaki yaban hayvanı kategorisinden çıkarılan timsahlar, “kontrollü ortamda yetiştirilen” veya “yönetim altında tutulan” yaban hayvanı sınıfına alındı.
Bu adımla birlikte İsrail cezaevi idaresi, Doğa ve Parklar İdaresinin belirlediği kurallara uymak kaydıyla timsahları cezaevi çevresinde tutma yetkisi elde etti. Söz konusu değişiklikten önce Nil timsahları yalnızca hayvanat bahçelerinde barındırılabiliyordu. Hayvanları Yaşatın örgütü, başvurusunda bu statü değişikliğinin de iptal edilmesini talep etti.
Ben-Gvir, Filistinli esirlerin firar etmesini engelleme gerekçesiyle cezaevlerinin etrafındaki su kanallarına timsah yerleştirilmesini teklif etmişti. İsrailli bakan, projesini hazırlarken ABD’nin Florida eyaletindeki “Alligator Alcatraz” isimli göçmen gözaltı merkezinden esinlendiğini açıklamıştı.
Bakan Ben-Gvir, aralık ayında sosyal medya hesabından, elinde tasmalı bir timsah tuttuğunu gösteren yapay zekayla üretilmiş bir görsel paylaşarak, “Lanetli terörist, kaçmayı mı düşünüyorsun? Bir daha düşün” ifadelerini kullanmıştı.
İsrailli yetkililer, timsahların güvenlik tedbirlerini artıracağını ve devriye gezen personel ihtiyacını azaltarak cezaevi maliyetlerini düşüreceğini savundu. Projenin Necef Çölü’nde yer alan Ketziot Cezaevi’nde uygulanması planlanmış ve yetkililer tesisin bir bölümünde hendek kazılarına başlamıştı.
Cezaevlerinde 9 bin 600 Filistinli bulunuyor
Başbakan Binyamin Netanyahu koalisyonunda yer alarak Aralık 2022’de göreve gelen Ben-Gvir, Filistinli esirlerin tutulma koşullarını ağırlaştıran kararlara imza attı. Ben-Gvir, cezaevlerini ziyaret ederek tutuklulara yönelik aşağılayıcı davranışlarda da bulundu.
Filistin Esirler ve Serbest Bırakılanlar Heyetinin verilerine göre İsrail cezaevlerinde kadın ve çocukların da aralarında yer aldığı yaklaşık 9 bin 600 Filistinli tutuluyor. Bu kişilerin binlercesi, herhangi bir suçlama ya da yargılama olmaksızın “idari tutukluluk” kapsamında alıkonuluyor.
Heyet, Gazze’ye yönelik saldırıların başladığı 2023 yılından bu yana 89 Filistinli esirin İsrail gözetiminde hayatını kaybettiğini kaydetti. Gazze’den gözaltına alınan onlarca kişinin akıbeti ise bilinmiyor.
Filistinlilerin tutulduğu tesisler arasında bulunan Sde Teiman gözaltı merkezinde 2024 yılında Filistinli bir esir beş asker tarafından tecavüze uğradı. Olayın görüntülerinin ortaya çıkmasının ardından gözaltına alınan askerlere destek vermek isteyen Yahudi yerleşimciler tesisi bastı. Mahkeme, bu yılın başlarında askerler hakkındaki suçlamaları düşürdü.
İsrailli insan hakları örgütü B’Tselem; gardiyanlar, askerler ve Şin Bet görevlilerinin Filistinli tutuklulara tecavüz ettiğini, anüse zorla cisim soktuğunu, cinsel organlarını darp ettiğini, esirleri aç bıraktığını, elektrik verdiğini ve tıbbi tedavilerini engellediğini belgeledi.
Ortadoğu
ABD, Kuzey Irak’taki askeri birliklerini çekmeye başladı

ABD ordusu Irak’ın kuzeyindeki askeri varlığını azaltmaya yönelik önceden planlanmış süreci başlattı. Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) Başkanlık Medya Danışmanı Kifah Mahmud, Erbil’deki Harir Hava Üssü’nden sevk edilen birliklerin başka ülkelere nakledileceğini açıklarken tamamen çekilme iddialarının yanlış anlaşılmadan kaynaklandığını duyurdu.
Washington, Irak’taki askeri varlığını azaltmaya yönelik daha önce kararlaştırılan ve önceden planlanan süreci başlattı. Şarku’l Avsat’ın haberine göre plan kapsamında ABD güçleri Irak’ın kuzeyinden çekilecek.
Buna karşın Mesud Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) Başkanlık Medya Danışmanı Kifah Mahmud, ABD’nin Irak’tan tamamen çekilmeye başladığı yönündeki haberlerin bir yanlış anlaşılmadan kaynaklandığını ve tam olarak gerçeği yansıtmadığını bildirdi.
Daha önce yayımlanan haberlerde ABD’ye ait hava savunma sistemlerinin bölgeden çıkarıldığı, Erbil kenti yakınlarında bulunan Harir Hava Üssü’ndeki füze ve insansız hava araçlarının başka yerlere nakledildiği öne sürülmüştü. Haberlerde ABD askerleri ile ağır teçhizatın büyük bölümünün de üsten çıkarıldığı bildirilmişti.
Askerler başka ülkelere nakledilecek
Kifah Mahmud konuya ilişkin açıklamasında, Washington’ın Patriot sistemlerinin tamamını geri çekmediğini ve bölgedeki çıkarlarını korumaya yetecek miktarda savunma sistemini muhafaza ettiğini söyledi.
“ABD’nin Kürdistan Bölgesi’nden çekildiği yönündeki haberler, konunun büyük ölçüde yanlış anlaşılmasından kaynaklanıyor” diyen Mahmud, daha önce Ayn el-Esad Hava Üssü ile Enbar vilayetinin diğer bölgelerinde konuşlandırılan ABD güçlerinin Irak merkez hükümeti ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) ile yapılan düzenlemeler kapsamında son aylarda Harir Hava Üssü’ne taşındığını aktardı.
Mahmud, bu askerlerin şimdi başka ülkelere çekilmek üzere hazırlandığını belirterek operasyonun personeli, teçhizatı ve hava savunma sistemlerini kapsadığını dile getirdi. Kuzey Irak’ta geleneksel anlamda bir ABD üssünün bulunmadığını savunan Mahmud, bölgede Irak devletine bağlı askeri güçleri ve Peşmergeyi eğiten bir grup Amerikalı danışmanın görev yaptığını kaydetti.
Al-Monitor yazarı Amberin Zaman da birkaç gün önce ABD’nin Kuzey Irak’tan tamamen çekilmeye yaklaştığını, ABD askerleri ile ağır teçhizatın büyük bölümünün Harir Hava Üssü’nden çıkarıldığını ve Patriot hava savunma bataryalarının tamamının açıklanmayan bir noktaya nakledildiğini bildirmişti.
Al-Monitor, çekilmenin bölgeyi İran ve Iraklı direniş gruplarının operasyonlarına karşı daha savunmasız bırakabileceğini ileri sürdü. Söz konusu grupların şubat ayından bu yana Kuzey Irak’a yaklaşık bin füze ve İHA fırlattığı kaydedildi.
Bölgeye yönelik füze ve İHA saldırıları sürüyor
Harir Hava Üssü ile Kuzey Irak’taki diğer noktalar, İran ve İran’la müttefik Iraklı grupların füze ve İHA saldırılarına hedef olmaya devam ediyor. Rudaw’a dayandırılan bilgilere göre Kuzey Irak temmuz ayında 88 füze ve İHA saldırısına uğradı; bu saldırılarda 10 kişi öldü, 15 kişi yaralandı.
Haberde görüşlerine yer verilen Kürt kaynaklar, saldırıların ABD’nin çekilmesinden sonra da süreceğini öngörüyor. Kaynaklar ayrıca Peşmerge güçlerinin yakın zamanda İHA karşıtı sistemler edinmiş olabileceğini ve bu sistemlerle Erbil üzerinde birkaç İHA’yı başarıyla etkisiz hale getirdiğini ifade ediyor.
Kuzey Irak bölgesi, İran’a karşı faaliyet gösteren İranlı Kürt ayrılıkçı gruplara ait çok sayıda karargâh ve komuta merkezine ev sahipliği yapıyor. ABD’ye ait askeri unsurlar da ülkenin bu kesiminde bulunuyor.
ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın en yoğun döneminde Tahran ve Iraklı direniş grupları, bazı Kürt silahlı gruplarına ait noktalar ile Victoria Üssü dahil Irak’taki ABD üslerine onlarca saldırı gerçekleştirdi.
Wall Street Journal (WSJ) ise 31 Temmuz’da yayımladığı haberinde, İran’ın ABD üslerine zayiat verdirmesinin ardından Washington’ın Kuveyt’teki askeri varlığının kapsamını yeniden değerlendirdiğini duyurdu.
Iraklı gruplardan misilleme açıklaması
Çekilme haberleri, ABD ile Suudi Arabistan’ın Irak’a yönelik bir dizi saldırısının ardından gündeme geldi. Bu saldırılarda, hükümetle bağlantılı resmi bir askeri yapı olan ve direniş gruplarıyla yakın ilişkileri bulunan Haşdi Şabi’nin onlarca mensubu öldürüldü. Iraklı direniş grupları, söz konusu saldırılara misilleme yapılacağını duyurdu.
Bağdat yönetimi, ABD ile yaptığı anlaşma çerçevesinde Irak’taki direniş gruplarının silahsızlandırılması için eylül ayına kadar süre tanıdı.
Irak, son birkaç yıldır ülkedeki ABD güçlerinin muhtemel çekilmesi konusunda Washington ile görüşmeler yürütüyor. ABD ordusu ülkedeki askeri varlığını azaltmasına rağmen Irak’tan tamamen ayrılacağına dair bir işaret vermedi ve danışmanlık rolüne geçişte ısrar etti.
Iraklı direniş grupları ise silahsızlanma konusunun görüşülebilmesi için ABD güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini şart koşuyor. ABD Başkanı Donald Trump yönetimi ise son aylarda Bağdat üzerindeki baskısını artırarak Iraklı direniş gruplarının dağıtılmasını talep etti.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi5 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa1 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü
Asya1 hafta önceÇin, ileri düzey çip üretimi açısından kritik önemedeki yerli litografi makinelerinin seri üretimine başladı










