Ortadoğu
Grossi: İran’ın nükleer tesisleri denetlenecek

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), ABD ile İran arasındaki ateşkes anlaşması çerçevesinde İran’daki nükleer tesislere yönelik denetimlere yakında başlayacağını açıkladı. UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi, 60 günlük bir süre sınırlaması olduğunu belirterek çalışmaların en kısa sürede başlaması gerektiğini vurguladı.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi, kurumun yakın zamanda İran’daki nükleer tesislere yönelik denetim faaliyetlerine başlayacağını açıkladı.
Japon televizyon kanalı NHK’ye mülakat veren Grossi, ABD ile İran arasında sağlanan mutabakatın ilgili prosedürlerin uygulanması için 60 günlük bir süre öngördüğünü, bu nedenle denetimlere mümkün olan en kısa sürede başlanması gerektiğini belirtti.
Grossi, yaptığı açıklamada, “Birinci önceliğimiz yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyumun yerini tespit etmek ve bunu doğrulamaktır. Bu anlaşmanın 60 günlük bir zaman sınırı olduğunu göz önünde bulundurursak çalışmalarımıza ne kadar erken başlarsak o kadar iyi olacağını düşünüyoruz. Bu yüzden kaybedecek çok vaktimiz yok” ifadelerini kullandı.
UAEA’nın, yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyumun İran topraklarında nerede bulunduğuna dair tahminleri olduğunu kaydeden Grossi, ancak ajans için Tahran’ın bu bölgelere erişimi bizzat sağlamasının önem taşıdığını vurguladı.
Grossi ayrıca, bazı depolama tesislerine düzenlenen saldırılar sonucu bu yapıların kısmen tahrip olması nedeniyle, kurumun buralarda bulunan malzemelere nasıl ulaşacağını belirlemek durumunda kalabileceğine dikkat çekti.
ABD ile İran arasında 18 Haziran tarihinde imzalanan mutabakat zaptı, taraflar arasında ateşkes rejimini tesis etmiş ve nihai barış anlaşmasının hazırlanması amacıyla 60 günlük bir müzakere sürecini başlatmıştı.
Bu mutabakatın en kritik unsurlarından birini, İran’ın nükleer programı üzerindeki uluslararası denetimin yeniden canlandırılması oluşturuyor.
Anlaşma uyarınca İran, nükleer silah edinmeyeceğini ve geliştirmeyeceğini taahhüt ediyor.
Taraflar, İran’da biriken zenginleştirilmiş uranyumun akıbetine nasıl karar verileceğini de bu süreçte kararlaştıracak. Washington ve Tahran, nükleer programla ilgili ayrıntıları nihai anlaşmaya yansıtmak üzere önümüzdeki 60 gün boyunca müzakere etmeyi sürdürecek.
ABD yönetimi, müzakerelerin ilk turunun Birleşmiş Milletler denetçilerinin nükleer tesislere davet edilmesiyle sonuçlanmasını talep ediyor.
Washington, bu adımın atılması karşılığında Tahran’ın dondurulmuş durumdaki bazı finansal varlıklarına erişim sağlamasına izin vermeyi öngörüyor.
Ortadoğu
İran Dışişleri Bakanı Arakçi, 40 günlük savaşı anlattı

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, katıldığı mülakatta 12 günlük ve 40 günlük savaş dönemlerinin bilinmeyen askeri ve diplomatik ayrıntılarını paylaştı. Arakçi, müzakerelerde uranyum zenginleştirmesini sıfırlama dayatmalarına direnerek savaşı göze aldıklarını ve askeri hazırlıkları en üst seviyede tuttuklarını belirtti.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, katıldığı özel bir yayında, belgesel yönetmeni ve tarihçi Cevad Moguyi’nin sorularını yanıtlayarak ülkenin yakın tarihte yaşadığı askeri ve diplomatik krizlerin bilinmeyen yönlerini kamuoyuyla paylaştı.
Görüşmede özellikle 12 günlük savaş ve ardından gelen 40 günlük savaşın arka planındaki karar alma mekanizmaları, askeri hazırlıklar ve diplomatik temaslar kapsamlı şekilde ele alındı.
Üst düzey İranlı yetkililerin şehit düştüğü bu süreçlerde yaşanan stratejik kırılma noktalarını aktaran Arakçi, müzakere ve savaş arasındaki ilişkiyi net sözlerle ortaya koydu.
Arakçi, mülakatın başında geçen yıl aynı dönemde gerçekleştirdikleri görüşmeye atıf yapan Moguyi’nin, ateşkes sonrası hakların elde edilmesi için sunulan seçenekleri hatırlatması üzerine önemli bir değerlendirme yaptı.
Dışişleri Bakanı, hakların savunulması için iki temel yol olduğunu belirterek, “Haklarımıza ulaşabilmek için önümüzde iki seçenek vardı: Ya savaşacaktık ya da müzakere masasına oturacaktık. Şüphesiz ki müzakere, daha kolay ve daha az maliyetli bir yoldur. 12 günlük savaşta kazandığımız zaferin bize sağladığı güçlü konum sayesinde, masaya onurlu bir müzakere yürütmek amacıyla oturduk” ifadelerini kullandı.
Moguyi’nin, kendisinin Devrim Muhafızları Ordusu kökenli olmasını ve uzun yıllara dayanan diplomatik tecrübesini hatırlatarak, “Bu askeri ve diplomatik birikime rağmen süreç nasıl tekrar savaşa evrildi?” sorusuna yanıt veren Arakçi, durumun kendi yönetimlerinden kaynaklanmadığını vurguladı.
İran Dışişleri Bakanı, “Her şeyden önce bu durum benim belirlediğim bir rota değildi. Karşı tarafın, İran üzerinde belirli hedeflere ulaşma yönünde kesin bir kararı vardı. Biz ise diplomasiyi kullanarak karşı tarafın bu niyetini savaştan başka bir yöne çekmeye çabaladık” şeklinde konuştu.
Müzakerelerin savaşa yol açtığı yönündeki yaygın algının tamamen yanlış olduğunu dile getiren Arakçi, bu yanılsamanın düzeltilmesi gerektiğini ifade etti.
Kararların şahsi değil, devletin ortak aklıyla alındığını belirten Bakan, “Müzakere yürütmemiz benim tek başıma aldığım bir karar değildi, bu ortak bir devlet kararıydı. Daha önce de belirttiğim gibi, tüm bu süreç aslında karşı tarafın zayıf bir İran hayali kurmasıyla başladı” dedi.
“Her şey zayıf bir İran illüzyonuyla başladı”
İran’ın bölgesel caydırıcılığını kaybettiği yönündeki yanlış hesaplamaların savaşı tetiklediğini belirten Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Lübnan’da meydana gelen gelişmeler, Suriye’nin düşüşü ve Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney’in katledilmesi gibi olayların karşı tarafta büyük bir yanılsamaya yol açtığını kaydetti.
Arakçi, “Karşı taraf, İran’ın bölgesel caydırıcılık kabiliyetini tamamen yitirdiğini ve bu açığı kapatmak için nükleer caydırıcılığa yöneleceğini düşündü. Bu nedenle, İran daha nükleer caydırıcılık aşamasına ulaşmadan önce nükleer altyapısını ve imkanlarını tamamen yok etmeleri gerektiği kararına vardılar” ifadelerini kullandı.
Siyonist rejimin bu zayıflık algısını fırsat bilerek İran’ı tamamen ortadan kaldırmayı hedeflediğini belirten Arakçi, bu motivasyonla 12 günlük savaşı başlattıklarını söyledi. Bu savaştan önce de iki ya da üç kez sıcak çatışmanın eşiğine gelindiğini aktaran İranlı Bakan, “Bölgesel bir savaşın çıkacağı ve bu savaştan herkesin büyük zarar göreceği korkusu, yürüttüğümüz diplomatik çabalarla birleşince savaşı birkaç kez engellemeyi ya da ertelemeyi başardık” şeklinde konuştu.
Karşı tarafın savaşa girmeden önce diplomasiyi kendi lehine bir araç olarak denediğini vurgulayan Arakçi, müzakere masasında uranyum zenginleştirmesinin tamamen sıfırlanması yönünde yasadışı ve mantıksız taleplerle karşılaştıklarını dile getirdi.
İranlı diplomat, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirmesini sıfıra indirme talebine karşı büyük bir kararlılıkla direndik. Masada istediklerini alamayacaklarını anladıklarında ise askeri seçeneğe yöneldiler. Savaş tam olarak bu noktada başladı. Bizim masadaki kararlı duruşumuz ve onların dayatmalarını kabul etmeyişimiz, onları daha zorlu olan savaş yolunu seçmeye zorladı” dedi.
Düşmenin 12 günlük savaşta ağır bir askeri yenilgiye uğradığını hatırlatan Arakçi, 40 günlük savaşın da benzer bir yanlış hesaplama zincirinin sonucu olarak patlak verdiğini ifade etti. Karşı tarafın direniş ekseninin savunma gücünü öngöremediğini belirten Bakan, “12 günlük savaştan sonra yeni bir hesap hatası yaptılar. Direnişin bu düzeyde bir mukavemet göstereceğini tahmin etmemişlerdi. Daha fazla silah ve teçhizat yığarak kendilerini hazırlamaya çalıştılar” ifadelerini kullandı.
Siyonist rejimin birkaç günlük yoğun bir saldırıyla İran sistemini çökerteceğini ve hükümetin teslim olacağını varsaydığını aktaran Arakçi, bu hayallerin sahada karşılık bulmadığını belirtti.
Bakan, “Uzun süreli bir savaşa hazırlıklı değillerdi. Ayrıca halkımızın meydanlara inip devletin ve sistemin arkasında sapasağlam durduğunu gördüklerinde savaşı durdurmak zorunda kaldılar” dedi.
Mülakatta, 12 günlük savaşın durdurulması yerine devam ettirilmesinin daha doğru olacağını savunan çevrelerin eleştirilerine de değinen Arakçi, askeri kararların derinlemesine analiz edildiğini söyledi.
Moguyi’nin, askeri yetkililerden aldığı bilgilere dayanarak füze kapasitesinin üç katına çıktığını ve baskı altında fırlatma hazırlık süresinin 10-15 saatten 35-40 dakikaya kadar indirildiğini belirtmesi üzerine Arakçi, 12 günlük savaştan büyük askeri dersler çıkardıklarını teyit etti.
Savaşın sona erdirilmesi kararının Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi tarafından kolektif bir şekilde alındığını vurgulayan Arakçi, “Savaşı sonlandırma kararı ortaklaşa alınan bir karardı. 12 günlük savaştan çıkardığımız askeri dersler, bir sonraki savaşa çok daha güçlü ve hazırlıklı girmemizi sağladı. Bu kararın doğruluğu sonraki süreçte açıkça görüldü” şeklinde konuştu.
“Bizim gerçek nükleer bombamız Hürmüz Boğazı’dır”
12 günlük savaşın ardından düşmanın iki temel stratejik hata yaptığını belirten İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bu hatalardan ilkinin İran’ı yenebilmek için çok daha uzun bir savaşa hazırlanma gerekliliği, ikincisinin ise öncelikle devletin sosyal tabanını yok edip ardından doğrudan sistemi hedef alma planı olduğunu açıkladı.
Bu doğrultuda bölgede benzeri görülmemiş bir askeri yığınak yapıldığını ifade eden Arakçi, “Amerika Birleşik Devletleri bölgeye elindeki tüm askeri imkanları taşıdı. Siyonist rejimi son teknoloji savunma sistemleriyle donattılar ve toplumsal alanda iç karışıklık yaratmak amacıyla operasyonlar yürüttüler” dedi.
Toplumsal huzursuzluk yaratma çabalarının ardından düşmanın tekrar sıfır zenginleştirme dayatmasıyla müzakere masasına oturmak istediğini kaydeden Arakçi, bu teklifin arkasında açık bir savaş tehdidi yer aldığını belirtti.
Devlet içinde yapılan yoğun istişareler sonucunda müzakerelere başlama kararı aldıklarını söyleyen Bakan, “Bu kez müzakerelere girme amacımız tamamen uluslararası topluma ve kendi halkımıza karşı tüm yolları tükettiğimizi kanıtlamaktı. Askeri kanadımız da biz de savaşın kaçınılmaz olduğunu biliyorduk. Ancak kimsenin müzakere etseydiniz savaş çıkmazdı diyememesi için bu adımı attık” ifadelerini kullandı.
Arakçi, askeri güçlere ve hükümete müzakerelere bel bağlamadan her türlü hazırlığı yapmaları yönünde açık mesajlar verdiğini hatırlattı.
Ordunun ve devlet kurumlarının gıda ve askeri mühimmat depolarını en üst düzeyde doldurduğunu belirten Arakçi, “Savaş başladığında tamamen hazırlıklıydık. Nitekim ilk saldırıdan sadece iki saat sonra düşman mevzilerine karşılık vermeye başladık. Tüm savunma planlarımız önceden en ince ayrıntısına kadar hazırlanmıştı” şeklinde konuştu.
Hürmüz Boğazı’nın savaşın ilk gününde kapatılmasının da bu planlı stratejinin bir parçası olduğunu açıklayan Arakçi, “Liderliğin doğrudan hedef alınması durumunda Hürmüz Boğazı’nın derhal kapatılması yönünde kesin bir askeri talimat vardı. Bu karar doğrultusunda ilk gün boğazı ulaşıma kapattık” dedi.
Müzakerelerin şahsi prestij amacıyla kullanılmadığını, devletin çıkarlarının her şeyin üstünde olduğunu vurgulayan Dışişleri Bakanı, “Ben kendi siyasi geleceğim veya itibarım için hareket etmem. Ulusal çıkarları şahsi itibarın arkasına saklamayı vatana ihanet kabul ederim. Eğer bu ülke için canını feda eden insanlar varsa, ben de gerektiğinde tüm itibarımı ortaya koyarım” ifadelerini kullandı.
Arakçi, tüm müzakere süreçlerinin Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi bünyesindeki özel nükleer komite tarafından karara bağlandığını ve tüm bu süreçlerin devlet arşivlerinde kayıtlı olduğunu sözlerine ekledi.
İran’ın nükleer tesislerinin vurulduğu dönemde dahi müzakere masasında başı dik bir şekilde durduklarını belirten Arakçi, düşmanın uranyum zenginleştirmesinin askıya alınması yönündeki dayatmalarını reddettiklerini ifade etti.
26 Şubat günü İsviçre’nin Cenevre kentinde gerçekleştirilen üçüncü tur müzakerelerde karşı tarafın uzun süreli askıya alma talebini kesin bir dille geri çevirdiklerini açıklayan Bakan, “Tesislerimizin zarar gördüğü o zorlu dönemde bile bu dayatmayı kabul etmeme talimatına sadık kaldık. Eğer o dönemde teslimiyeti kabul etseydik, ülkemizin onurunu satmış olurduk ve bu durum savaştan çok daha büyük bir yıkıma yol açardı” dedi.
“Burası birini devirince herkesin kaçacağı Venezuela değil”
Müzakerelerin sonuçsuz kalmasının ardından 27 Şubat gününden itibaren bölgede savaş havasının tamamen hakim olduğunu belirten Abbas Arakçi, 28 Şubat Cumartesi günü sabah saatlerinde yaşanan büyük saldırıyı tüm detaylarıyla aktardı.
Cumartesi sabahı saat 08.00’de Cumhurbaşkanı’na Cenevre müzakereleri hakkında rapor sunduğunu, saat 09.00’da ise Liderlik Ofisi’nde üst düzey yetkililerden Ağa Hicazi ile bir araya geldiğini belirten Arakçi, tam da savaşın kaçınılmazlığını rapor ettiği esnada binanın füzelerle hedef alındığını söyledi.
Saldırı anını anlatan İran Dışişleri Bakanı, “Ofiste toplantı halindeyken ardı ardına üç füze isabet etti. İlk füze biraz uzağa düştü. İkincisi daha yakına isabet ederek tüm binayı sarstı. Üçüncü füze ise doğrudan bizim bulunduğumuz binaya çarptı. Binanın sol kanadı, Hicazi’nin sekreteri Şehit Ayuzi’nin bulunduğu bölüm tamamen yerle bir oldu” ifadelerini kullandı. Saniyeler içinde tavanın çöktüğünü ve her yeri yoğun bir toz bulutunun kapladığını belirten Arakçi, enkaz altından kendi imkanlarıyla çıktıklarını ve Hicazi’nin elinden tutarak binayı terk ettiklerini açıkladı.
Binadan çıktıklarında çevredeki askeri ve idari binaların da vurulduğunu gördüklerini söyleyen Arakçi, o esnada araçlarının enkaz altında kaldığını ve bölgeden uzaklaşmak için yoldan geçen sivil bir binek otomobile binmek zorunda kaldıklarını aktardı.
Bakan, “Bizi aracına alan genç bir vatandaşın yardımıyla güvenli bir bölgeye geçebildik” dedi.
Aynı saatlerde devletin diğer kritik organlarının da eşzamanlı olarak hedef alındığını belirten Arakçi; İstihbarat Bakanlığı Şurası, Savunma Şurası ve Dış İlişkiler Stratejik Konseyi toplantılarının yapıldığı binaların da füzelerle vurulduğunu açıkladı.
Ali Şemhani’nin başkanlık ettiği savunma toplantısında ve diğer binalarda çok sayıda değerli komutan ve devlet adamının şehit düştüğünü belirten Arakçi, bu durumun ciddi bir güvenlik açığına işaret ettiğini kaydetti. Arakçi, “Bu eşzamanlılık tesadüf olamaz. Karşı tarafın devletin karar alma mekanizmalarına sızdığı açık bir güvenlik ve istihbarat zaafiyeti vardı. Ancak en büyük yanılgıları, burayı bir kişiyi devirince sistemin çökeceği Venezuela gibi görmeleriydi” şeklinde konuştu.
Düşmanın, lider kadroyu yok ederek İran halkını ve devletini teslim alabileceğini düşündüğünü ancak büyük bir dirençle karşılaştığını belirten Arakçi, hiçbir devlet görevlisinin görev yerini terk etmediğini, istifa etmediğini ve ülkeyi satmadığını vurguladı.
Arakçi, “Amerikalı temsilcilere açıkça sordum: Siz hiç her an havaya uçma riski olan bir odada devlet yönetmeye çalıştınız mı? Ya da ailenizle son kez konuşuyor olabileceğinizi bilerek telefon kullandınız mı? Biz bu şartlar altında görevimizi yürüttük ve teslim olmadık” ifadelerini kullandı.
“Eğer savaşmamanın bedeli savaşmaktan ağırsa savaşmalısınız”
Savaşın diplomatik boyutunda bölgesel aktörlerle yürütülen temasların hayati bir rol oynadığını ifade eden Abbas Arakçi, Suriye krizinin ardından bölge ülkelerine gerçekleştirdiği turlarda muhataplarına çok sert uyarılarda bulunduğunu aktardı.
Bölgedeki bir liderle yaptığı görüşmeyi isim vermeden paylaşan Arakçi, karşı tarafın İran’ın nükleer, askeri ve petrol tesislerinin tamamen yok edileceğini ve liderliğinin vurulacağını iddia ederek kibirli bir tavır sergilediğini belirtti.
Bu tehditlere karşı İran’ın yanıtının çok net olduğunu dile getiren Arakçi, “Kendisine açıkça söyledim: Eğer bizim bir tesisimizi vururlarsa, biz de onların karşılık gelen tesisini vururuz. Nükleer tesislerimize saldırırlarsa, nükleer tesislerini hedef alırız. Askeri noktalarımızı vururlarsa, İsrail’in askeri merkezlerini vururuz. Eğer Amerika Birleşik Devletleri bu saldırılara katılırsa, bölgedeki Amerikan askeri üslerini yerle bir ederiz. Bizim füzelerimiz Amerika kıtasına ulaşmayabilir ancak buradaki üslerini vurmaya fazlasıyla yeter” dedi.
İran’ın petrol satamaması durumunda bölgedeki hiçbir ülkenin petrol ihraç edemeyeceğini muhatabına ilettiğini söyleyen Bakan, bu kararlılığın bölge ülkelerini dehşete düşürdüğünü belirtti.
Bölge liderinin bu tehditler karşısında tüm dünyanın İran’a cephe alacağını söylemesi üzerine Arakçi’nin, “Biz sizi doğrudan hedef almayacağız, sadece sizin topraklarınızda yer alan Amerikan üslerini vuracağız” cevabını vermesi, bölge ülkelerinin savaşa dahil olma konusundaki iştahını tamamen kesti.
40 günlük savaş esnasında bu tehditlerin sadece sözde kalmadığını sahada da gösterdiklerini belirten Arakçi, Amerika Birleşik Devletleri’ne ait gemilere yakıt ikmali yapan dost ülke Umman’daki bir şirketi dahi hedef almaktan çekinmediklerini kaydetti.
Arakçi, “Güvenlik mimarisini tamamen değiştirdik. İran’ın güvenliği sağlanmadan bölgedeki hiçbir ülkenin güvende olamayacağını kanıtladık. Bizim asıl nükleer bombamızın Hürmüz Boğazı olduğunu tüm dünya bu süreçte anladı” şeklinde konuştu.
Savaşın dördüncü gününde ABD Başkanı Donald Trump’ın Irak Kürt Bölgesel Yönetimi liderlerini arayarak İran’ı parçalama planını devreye sokmaya çalıştığını aktaran Dışişleri Bakanı, bu komploya karşı anında diplomatik taarruza geçtiklerini belirtti.
Barzani ve Talabani ailelerinin yanı sıra Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile acil telefon görüşmeleri gerçekleştirdiğini söyleyen Arakçi, “Irak makamlarına Kürt bölgesinden yönelecek en ufak bir tehdide en sert şekilde karşılık vereceğimizi bildirdik. Türkiye bu süreçte son derece kararlı ve yapıcı bir duruş sergileyerek planların bozulmasında büyük rol oynadı” ifadelerini kullandı.
Pahlavi hanedanı varisinin İsrail’e giderek İran’ın bölünmesi ve merkezi bölgede göstermelik bir krallık kurulması yönünde anlaşmalar yaptığının ortaya çıktığını belirten Arakçi, halkın devlete olan bağlılığı sayesinde bu planların da suya düştüğünü kaydetti.
Mülakatın sonunda, İran’ın askeri olarak bu kadar üstün olduğu bir dönemde neden ateşkesi kabul ettiğine açıklık getiren Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, savaşların ya mutlak askeri zaferle ya da müzakereyle sonuçlanacağını belirtti.
Mutlak askeri zaferin karşı ülkenin topraklarını tamamen işgal etmek anlamına geldiğini ve bunun rasyonel olmadığını söyleyen Arakçi, en güçlü konumdayken müzakere masasına oturmanın en doğru strateji olduğunu vurguladı.
Savaşın ilk iki haftasında İran’ın tüm stratejik hedeflerine ulaştığını, caydırıcılığını kanıtladığını ve Hürmüz Boğazı üzerindeki hakimiyetini dünyaya gösterdiğini belirten Arakçi, “Eğer savaşı daha fazla uzatsaydık, elde edeceğimiz stratejik kazanımlar artmayacaktı. Aksine, ülkenin sanayi ve enerji altyapısının zarar görmesi riskiyle karşı karşıya kalacaktık. Savaşmamanın bedelinin savaşmaktan daha ağır olduğu noktada savaştık; ancak kazanımlarımızı diplomatik olarak tescillediğimiz anda ateşkesi kabul ederek ülkemizi büyük bir yıkımdan koruduk” diyerek sözlerini tamamladı.
Arakçi, imzalanan mutabakat zaptı ile ABD’nin İran’a karşı bir daha asla askeri güç kullanmayacağını ve egemenliğine saygı duyacağını taahhüt etmek zorunda kaldığını belirterek, bunun İran diplomasisi ve askeri gücünün ortak bir zaferi olduğunu ifade etti.
Ortadoğu
Washington Post: ABD, İran ile topyekun savaş seçeneğini değerlendiriyor

ABD yönetimi, Ortadoğu’da ölen askerlerinin ardından İran’a yönelik geniş kapsamlı bir askeri harekat düzenleme seçeneğini masaya yatırdı. Washington Post gazetesine konuşan, Donald Trump yönetimine yakın kaynaklar askeri altyapının zarar gördüğünü, uzun menzilli füze ve hava savunma mühimmatı stoklarının tükendiğini belirterek ordunun kabiliyetlerinin sınırlı olduğunu söylüyor.
ABD yönetimi, Ortadoğu’da görev yapan Amerikan askerlerinin ölmesi üzerine İran’a karşı topyekun bir askeri sefer düzenleme olasılığı üzerinde duruyor.
The Washington Post gazetesinin ABD Başkanı Donald Trump’ın yönetimine yakın kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Washington askeri harekatın kapsamını genişletmeyi planlıyor. Ancak gazete kaynaklarından biri, zarar gören askeri altyapı, tükenen uzun menzilli füzeler ve hava savunma sistemi önleyicileri sebebiyle ordunun harekat kabiliyetinin sınırlı olduğunu aktardı.
Aynı kaynak, askeri operasyonları güvenli şekilde destekleyecek yeterli kaynağa sahip olunmadığını ve Beyaz Saray’ın bu sorunun boyutunun farkında olmadığını ifade etti. Bu lojistik yetersizliklere rağmen Pentagon’un Ortadoğu’daki askeri havacılık unsurlarını tahkim etmeyi sürdürdüğü bildiriliyor.
Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) Savunma ve Güvenlik Programı Direktörü Seth Jones ise bölgeye Amerikan kara unsurlarının sevk edilmesinin büyük bir hata olacağını belirtti.
Jones, bölgedeki Amerikan kuvvetlerinin İran’ın uzun menzilli saldırılarına karşı korumasız olduğunu ve Washington’ın bu ölçekte bir askeri seferi yürütecek kaynaklardan yoksun olduğunu vurguladı.
Bölgede son bir hafta içinde dört Amerikan askerinin daha hayatını kaybetmiş olabileceği belirtiliyor. ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), 20 Temmuz’da yaptığı açıklamada, 18 Temmuz günü Irak’ta düşürülen bir İran insansız hava aracına ait mühimmatın kontrollü imhası sırasında bir Amerikan askerinin öldüğünü duyurdu.
Washington daha önce de 17 Temmuz’daki saldırıda iki askerin öldüğünü, bir askerin ise kaybolduğunu açıklamıştı. İran ile başlayan çatışma sürecinin başından bu yana ölen Amerikan askeri sayısı 17’ye ulaşırken, yaralı asker sayısı 430’u aşmış durumda.
Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer serbestisi anlaşmazlığı nedeniyle ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar dokuzuncu gününe girdi. ABD ordusu; İran’a ait komuta merkezlerine, hava savunma bataryalarına, kıyı gözetleme sistemlerine ve deniz kuvvetleri tesislerine yönelik yeni bir bombardıman dalgası gerçekleştirildiğini duyurdu.
CENTCOM, bu operasyonun amacının İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemileri hedef alma kabiliyetini zayıflatmak olduğunu açıkladı. ABD Başkanı Donald Trump ise düzenlenen bu yoğun bombardımanların hayatını kaybeden Amerikan askerlerine yönelik bir misilleme olduğunu ilan etti.
Diğer taraftan İran Devrim Muhafızları Ordusu, Ürdün’deki Akabe Havalimanı’nda bulunan Amerikan uçaklarının yanı sıra Kuveyt’teki Ali el-Salem Hava Üssü ve Suriye’deki ABD askeri tesislerinin füzelerle vurulduğunu açıkladı.
İran’ın sivil altyapısı hedefte
Ortadoğu’daki çatışmalarda sivil altyapı unsurları da giderek daha fazla hedef haline geliyor. CNN’in Kuveyt Elektrik Bakanlığına dayandırdığı haberine göre İran, pazar günü Kuveyt’teki bir su arıtma tesisi ile elektrik santralini hedef aldı. Kuveyt, temiz su ihtiyacının yaklaşık yüzde 90’ını deniz suyu arıtma tesislerinden karşılıyor.
Benzer şekilde İran da kendi su arıtma tesislerinin saldırıya uğradığını duyurdu. Hürmüzgan vilayeti yetkilisi, cumartesi günü ABD tarafından düzenlenen bir füze saldırısında Bonji kıyı bölgesindeki bir arıtma tesisinin hasar gördüğünü ifade etti.
Yerel yetkililer, bu saldırı sonucunda bölgedeki 20 köyün susuz kaldığını belirtti.
Ortadoğu
İran’ın tankerleri vurmasıyla petrol yeniden 90 doların üzerine çıktı

ABD’nin İran’a yönelik yeni bir saldırı dalgası başlatması ve çatışmalarda hayatını kaybeden Amerikan askerlerinin sayısının artmasıyla petrol fiyatları bir aydan uzun sürenin ardından ilk kez varil başına 90 doların üzerine çıktı.
Uluslararası petrol piyasasının göstergesi Brent petrolün varil fiyatı, pazartesi günü Asya’daki erken işlemlerde yüzde 2,5 artarak 90,30 dolara yükseldi. Fiyatlar bu ay yüzde 23’ten fazla arttı. Böylece petrol, çatışmaların tüm şiddetiyle sürdüğü mart ayından bu yana en yüksek aylık artışına doğru ilerliyor.
Petrol en son 11 Haziran’da varil başına 90 doların üzerinde işlem görmüştü.
Fiyatlardaki yükseliş, ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırıların tırmanmasıyla birlikte geldi. Washington hafta sonunda yeni askerî kayıplar verdiğini doğrularken, Tahran da bölgedeki kritik enerji ve su altyapısını hedef aldı. Cuma gününden bu yana düzenlenen saldırılarda en az üç Amerikan askeri öldü. Ürdün’de bulunan kalıntıların ise dördüncü bir askere ait olabileceği belirtildi.
ANZ’nin emtia analistleri pazartesi günü yayımladıkları değerlendirmede, artan güvenlik kaygıları nedeniyle Hürmüz Boğazı’ndaki tanker trafiğinin “çöktüğünü” belirtti. Analistler, ABD’deki üretim artışının Körfez’deki sevkiyat kesintilerini telafi etmeye yetmediğini, Washington’ın İran limanlarına uyguladığı ablukanın da küresel enerji arzını daha fazla aksattığını kaydetti.
ABD, İran’a karşı art arda dokuzuncu gece saldırı düzenledi. Washington, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemilere saldırma kapasitesini zayıflatmak amacıyla çeşitli askerî tesislerin, kıyı gözetleme noktalarının ve iletişim ağlarının hedef alındığını açıkladı.
İran Devrim Muhafızları Ordusu, pazar günü geç saatlerde boğazın güneyindeki “güvenli olmayan” güzergâhtan geçmeye çalışan iki petrol tankerinin “havaya uçurularak durdurulduğunu” bildirdi. Devrim Muhafızları, sosyal medyada yayımladığı açıklamada saldırıyı ABD’nin “kışkırttığını” vurguladı.
Açıklamada, “Burası bizim toprağımız” denilerek, binlerce kilometre uzaktan gelen ABD ordusunun müdahalesinin hiçbir “hukuki” dayanağı olmadığı belirtildi. ABD’nin bölgedeki düşmanca faaliyetleri devam ettiği sürece boğazdan petrol, doğal gaz veya gübre geçişine izin verilmeyeceği ifade edildi.
Devrim Muhafızları ayrı bir açıklamada, Ürdün vatandaşlarının sağladığı “istihbarat” doğrultusunda, Akabe Havalimanı’ndaki ABD ordusuna ait C-17 nakliye uçakları ile P-8 keşif uçaklarının hedef alındığını duyurdu.
İngiltere denizcilik yetkilileri pazartesi günü Umman’ın kuzeyindeki bir gemide yangın çıktığını bildirdi. İngiltere Deniz Ticareti Operasyonları Merkezi, “Yangının nedeni şu aşamada doğrulanamamıştır” açıklamasını yaparak gemilere bölgede dikkatli seyretmeleri uyarısında bulundu.
Petrol dışındaki piyasalarda ise görece sakin bir seyir izlendi. Dolar, başlıca ticaret ortaklarının para birimlerinden oluşan sepet karşısında yatay kalırken, ABD’nin 10 yıllık Hazine tahvili getirisi yüzde 4,55 seviyesinde değişmedi. S&P 500 ve Stoxx Europe 600 vadeli işlemleri de yatay seyrederken, Asya borsalarında karışık bir görünüm hâkimdi.
ABD’li yetkililer, düzenlenen saldırıların mevcut aşamadaki temel amacının enerjinin Hürmüz Boğazı’ndan güvenli biçimde geçişini sağlamak olduğunu savundu.
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Dünya Basını2 hafta önceABD, Venezuela’daki depremi fırsata çeviriyor
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?









