Bizi Takip Edin

Asya

Güney Kore borsası dünyanın en büyük 7 piyasası arasına girdi

Yayınlanma

Güney Kore borsası, yapay zeka çiplerine yönelik artan küresel talebin etkisiyle Kanada’yı geride bırakarak dünyanın en büyük yedinci hisse senedi piyasası oldu. Bloomberg’in verilerine göre Kospi endeksinin toplam değeri 2026 yılının başından bu yana yüzde 70’ten fazla artış göstererek 4,59 trilyon dolara ulaştı.

Güney Kore hisse senedi piyasası, Kanada’yı geride bırakarak dünyanın en büyük yedinci borsası konumuna yükseldi.

Bu büyümenin temel itici gücü, yerel şirketlerin uzmanlaştığı yapay zeka alanında kullanılan çiplere yönelik küresel çapta gözlemlenen yoğun talep oldu.

Bloomberg tarafından yapılan hesaplamalar, Güney Kore’nin ana hisse senedi endeksi Kospi’nin piyasa değerinin 2026 yılının başından bu yana yüzde 70’in üzerinde artarak 4,59 trilyon dolara ulaştığını gösterdi.

Aynı dönemde Kanada’nın S&P/TSX Composite endeksi ise yüzde 7 oranında bir artışla 4,5 trilyon dolar seviyesinde kaldı.

Bloomberg verilerine göre, küresel sıralamanın zirvesinde 77,08 trilyon dolarlık piyasa değeriyle ABD hisse senedi piyasası yer alırken, onu 15,27 trilyon dolarla Çin ve 8,33 trilyon dolarla Japonya izliyor. Hong Kong borsası 7,47 trilyon dolarla dördüncü, Hindistan piyasası 5,01 trilyon dolarla beşinci ve Tayvan borsası 4,67 trilyon dolarla altıncı sırada bulunuyor.

Yarı iletken sektörü Kospi endeksini domine ediyor

Güney Kore piyasasındaki bu yükselişin merkezinde yapay zeka sistemleri için üretilen yarı iletkenlere ve hafıza birimlerine olan yüksek talep yer alıyor.

Bu gelişmeye paralel olarak, ülkenin en büyük hafıza çipi üreticileri olan Samsung Electronics ve SK Hynix’in hisseleri yıl başından bu yana iki kattan fazla değer kazandı. Bahse konu iki şirket şu anda Kospi endeksinin yaklaşık yüzde 45’ini oluşturuyor.

Güney Kore piyasasının dinamiklerini fiilen çip sektöründeki büyüme belirliyor. Kospi endeksi, bu ivmeyle yılın başından bu yana yüzde 77,7 oranında yükseldi.

7 Mayıs Perşembe günü yapılan işlemlerin sonucunda piyasa, bir önceki günün kapanışına göre yüzde 1,4 değer kazanarak 7490,05 puana ulaştı.

Endeksteki kesintisiz yükseliş 13 Nisan’dan bu yana devam ediyor. Kospi, gün içinde en yüksek 7531,88 puanı görerek bu piyasa için yeni bir rekor seviye kaydetti.

Kanada’nın S&P/TSX Composite endeksi ise yıl başından bu yana yalnızca yüzde 7,1 oranında artış gösterdi. 6 Mayıs’ta yapılan kapanışta endeks yüzde 1,2 yükselerek 33981,82 puana ulaştı.

İki piyasa arasındaki bu performans farkı, borsaların yapısal farklılıklarından kaynaklanıyor. Güney Kore küresel yapay zeka patlamasından ve hafıza çiplerine olan talep artışından doğrudan fayda sağlarken, Kanada piyasası büyük ölçüde emtia ve finans şirketlerine bağımlı bir yapı sergiliyor.

Eugene Asset Management Yatırım Direktörü Ha Seok-keun, yapay zeka talebinin etkisiyle Güney Kore piyasasındaki değer artışının devam edeceğini öngördüğünü belirtti.

Seok-keun, Kanada piyasasının potansiyelinin ise enerji ve finans sektörlerindeki yüksek yoğunlaşma nedeniyle sınırlı kaldığını kaydetti.

Asya

Japonya’nın 10 yıllık tahvil faizi 30 yılın zirvesine çıktı

Yayınlanma

Japonya’nın 10 yıllık devlet tahvil faizi, zayıf yenin enflasyon kaygılarını artırması ve yatırımcıların gelecek ay faiz artırımı yapılacağına yönelik beklentilerini güçlendirmesiyle son 30 yılın en yüksek seviyesine çıktı ve yakından izlenen yüzde 3 seviyesine yaklaştı.

Gösterge niteliğindeki 10 yıllık devlet tahvil faizi pazartesi günü yüzde 2,93’e kadar yükselerek 1996’dan bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Tahvil faizleri fiyatlarla ters yönde hareket ediyor.

Traderlar ve analistler, faizdeki yükselişin, zayıf yen ve İran’daki savaş nedeniyle yüksek seyreden petrol fiyatlarının enflasyonu hızlandıracağı yönündeki yatırımcı beklentilerini yansıttığını söyledi. Yatırımcılar ayrıca Japonya Merkez Bankası’nın (BoJ) eylül ayında faiz artıracağı varsayımını da fiyatlıyor.

Deutsche Bank analisti Shoki Omori, yüzde 3 seviyesinin “mali güvenilirlik açısından kritik bir savunma hattı” olduğunu söyledi. Bunun nedeni, hükümet bütçesinde varsayılan faiz oranının bu seviyede bulunması.

Financial Times’a kobuşan Omori, yüzde 3 seviyesine ulaşılmasının “hükümetin öngörmediği bir faiz artışına işaret edeceğini” belirtti.

SMBC Nikko Başekonomisti Junichi Makino ise, “Enflasyon beklentilerindeki [yüzde 2’ye yakın seviyeye] yükseliş, yenin son dönemdeki zayıflığını yansıtıyor gibi görünüyor” dedi.

Makino, enflasyon beklentilerinin BoJ’un yaklaşık yüzde 1,2 olarak tahmin ettiği temel enflasyon seviyesine doğru gerilemesi halinde tahvil faizinin yeniden yüzde 2 bandına düşebileceğini ekledi.

Yen, geçen ayın sonunda ABD ve Japonya tarafından gerçekleştirilen eşgüdümlü müdahalelere rağmen değer kaybetmeye devam etti ve bu müdahaleler sonrasında elde ettiği kazanımların yarısını geri verdi.

Dolar karşısında 40 yılın en düşük seviyesi olan 164 yenden yaklaşık 155 yene kadar hızla değer kazanan Japon para birimi, yeniden zayıflayarak yaklaşık 159 yen seviyesinden işlem görmeye başladı.

10 yıllık tahvil faizi yükselişi, Japonya ekonomisinin haziran sonuna kadarki üç aylık dönemde beklenmedik şekilde yavaşlamasıyla aynı zamana denk geldi. Bu durum, BoJ’un yaklaşan faiz kararını daha da karmaşık hale getirebilir.

Pazartesi günü açıklanan verilere göre reel GSYH, ikinci çeyrekte yıllıklandırılmış bazda yüzde 1,1 büyüdü. Bu oran, ekonomistlerin beklediği yüzde 2’lik büyümenin oldukça altında kaldı.

Goldman Sachs analistleri, “Özel tüketim ve sermaye harcamaları geriledi; bu da özel sektör kaynaklı iç talebin zayıflığını ortaya koyuyor” değerlendirmesinde bulundu.

LSEG verilerine göre yatırımcıların çoğunluğu hâlâ BoJ’un eylül ayında politika faizini yüzde 1,25’e yükseltmesini bekliyor. Ayrıca yatırımcılar, merkez bankasının faiz artışlarının hızını artıracağı ihtimaline giderek daha fazla oynuyor.

Nikkei Asia: ABD-Japonya yen müdahalesi Tokyo için bir başka yenilgi

Okumaya Devam Et

Asya

Çin enerji ablukası riskine karşı koruma sistemi kurdu

Yayınlanma

Çin, son yirmi yılda oluşturduğu enerji krizlerinden korunma sistemi sayesinde Ortadoğu’daki savaşın en ağır sonuçlarından korunmayı başardı. Financial Times’ın aktardığına göre Pekin, petrol ve doğalgaz ithalatına bağımlılığı azaltarak olası bir ABD deniz ablukasına karşı kırılganlığını düşürmeyi hedefliyor.

Çin, son yirmi yıllık süreçte hayata geçirdiği enerji krizlerine karşı savunma sistemiyle Ortadoğu’daki savaşın en ağır sonuçlarından korunmayı başardı.

Financial Times’ın (FT) haberine göre Pekin yönetimi, doğalgaz ve petrol ithalatına olan bağımlılığını azaltmaya ve bunun doğrudan bir sonucu olarak ABD ile gelecekte yaşanabilecek olası bir çatışma senaryosunda ortaya çıkacak deniz ablukası riskine karşı kırılganlığını en aza indirmeye odaklandı.

Çin bu hedef doğrultusunda yerli üretimi artırdı, enerji verimliliğini yükseltti, alternatif yakıtlara yöneldi; hidroelektrik, rüzgar ve güneş enerjisinin gelişimini hızlandırdı. Ülke aynı zamanda ulaşım sektörünü kapsamlı biçimde elektrikle çalışacak şekilde dönüştürdü.

FT’nin aktardığı verilere göre, elektrikli araçlar halihazırda günde yaklaşık 1 milyon varil benzin ve dizel yakıtın yerini alıyor.

Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) tahminine göre bu miktar 2035 yılına kadar günde 4 milyon varilin üzerine çıkacak. Çin hükümeti ise petrol tüketiminin mevcut on yılın sonundan önce zirveye ulaşmasını bekliyor.

Pekin yönetimi ithalat kaynaklarını ve güzergahlarını da çeşitlendirdi; Rusya ve Orta Asya’dan boru hatları üzerinden yapılan sevkiyatları artırırken Ortadoğu ülkeleri dahil olmak üzere tedarikçi ağını genişletti.

Stratejinin bir diğer ayağını ise büyük ölçekli petrol rezervlerinin oluşturulması teşkil etti. FT’nin değerlendirmesine göre Çin’in petrol stokları, ülkenin ithalat ihtiyacını 100 günden fazla süreyle tamamen ikame etmeye yetecek düzeyde, yani 1 milyar varilin üzerinde bulunuyor.

2026 yılının ilk altı ayında Çin’in petrol ithalatı günlük 1,3 milyon varilden fazla azalırken, ülke içi yakıt arzı genel olarak istikrarını korudu.

İran savaşı sürecinde yeşil enerji yatırımları arttı

ABD’nin İran ile yürüttüğü savaş nedeniyle petrole olan talebin düşmesi ve enerji fiyatlarının yükselmesi karşısında Çin, yeşil enerji yatırımlarını hızlandırdı.

Yılın ilk yarısında Çin’in “Kuşak ve Yol” girişimi kapsamındaki yeşil enerji projelerine sağlanan finansman rekor kırarak 20,1 milyar dolara ulaştı ve 2025 yılının tamamındaki toplam seviyeyi geride bıraktı.

Queensland Üniversitesi ile Şanghay Yeşil Finans ve Kalkınma Merkezi’nin ortak araştırmasında, söz konusu tutarın 11,8 milyar dolarını inşaat projelerinin, 8,3 milyar dolarını ise doğrudan yatırımların oluşturduğu kaydedildi.

Girişim çerçevesindeki toplam işlem hacmi bir önceki yıl kaydedilen 123,3 milyar dolara kıyasla 126,3 milyar dolar oldu.

Asya Toplumu Politika Enstitüsü Çin İklim Merkezi Direktörü Li Şuo, özel yatırımlardaki bu artışın Çin’in temiz teknolojiler alanındaki küresel rekabet gücünü ortaya koyduğunu belirtti.

Yatırımlardaki bu yükseliş; ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının petrol ve doğalgaz fiyatlarını artırdığı, yapay zekanın gelişimiyle birlikte küresel çapta elektrik ve veri merkezi altyapısı talebinin tırmandığı bir döneme denk geldi.

Bloomberg mayıs ayında yayımladığı verilerde, Çin’in güneş paneli ihracatının yüzde 80, lityum iyon batarya ihracatının ise yüzde 34 arttığını bildirmişti.

The Washington Post gazetesi ise Pekin’in İran’daki savaşı askeri, ekonomik, diplomatik ve diğer alanlarda ABD’ye karşı üstünlük elde etmek amacıyla kullandığını kaydetti.

Okumaya Devam Et

Asya

Çin’in ekonomik reformlarının baş mimarlarından eski Başbakan Zhu Rongji 97 yaşında hayatını kaybetti

Yayınlanma

Eski Başbakan Zhu Rongji, Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne katılım sürecine öncülük etti.

İnsanlık tarihinin en büyük ekonomik reformlarından birinin mimarlarından olan Çin’in eski Başbakanı Zhu Rongji, çarşamba günü hastalık nedeniyle hayatını kaybetti. Zhu 97 yaşındaydı.

1998-2003 yılları arasında Çin Başbakanı olarak görev yapan Zhu, yolsuzlukla mücadele etmesi, merkezi planlı ekonomide kapsamlı değişikliklere gitmesi ve kamu iktisadi teşebbüsleri (KİT) sektörünü yeniden yapılandırmasıyla hatırlanıyor.

Zhu, Çin’in 2001 yılında Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) katılımına ilişkin müzakerelerin başındaki isimdi. Bu süreç Çin’in uluslararası pazarlara açılmasını sağladı ve ülke ekonomisinde büyük değişimlerin önünü açtı.

Zhu ayrıca 1997’de Hong Kong’un Çin’e sorunsuz biçimde devredilmesinde önemli rol oynadı ve aynı yıl patlak veren Asya mali krizine karşı Pekin’in yürüttüğü politikaların başında yer aldı.

Zhu kamuoyu önüne son kez Ekim 2018’de Pekin’de çıktı. Tsinghua Üniversitesi Ekonomi ve Yönetim Fakültesi Danışma Kurulu üyeleriyle bir araya geldiği toplantıya eski ABD Hazine Bakanı Henry Paulson, Apple CEO’su Tim Cook ve dönemin IBM CEO’su Ginni Rometty de katıldı.

Çin devlet haber ajansı Xinhua’nın çarşamba günü yayımladığı resmi ölüm ilanında Zhu, “Komünist Partinin seçkin bir üyesi, uzun yıllar sınanmış ve sadık bir komünist savaşçı, seçkin bir proleter devrimci ve devlet adamı, parti ile devletin müstesna bir lideri” olarak nitelendirildi.

İlanda Zhu’nun, ülkenin Asya mali krizinin yarattığı büyük etkilerin üstesinden gelmesine yardımcı olduğu ve “Hong Kong’un uluslararası bir finans merkezi olarak refah ve istikrarını kararlılıkla koruduğu” belirtildi.

Zhu’nun istikrarlı ve hızlı ekonomik büyümeyi sürdürmek amacıyla daha aktif maliye ve para politikalarına yöneldiği de kaydedildi.

Xinhua’nın yayımladığı ölüm ilanında Zhu’nun ekonomik sistem reformlarının ilerletilmesindeki rolüne de dikkat çekildi. Özellikle kamu işletmelerini yeniden yapılandırırken mülkiyet haklarının daha açık biçimde tanımlanmasına ve devletin idari işlevleriyle şirketlerin ticari faaliyetlerinin birbirinden ayrılmasına öncelik verdiği vurgulandı.

Açıklamada ayrıca Zhu’nun, Çin’in DTÖ’ye katılımını sağlayan “zorlu müzakerelere” liderlik etmedeki belirleyici rolüne dikkat çekildi. Bu adım, ülkenin küresel ekonomiyle bütünleşme sürecini yeniden şekillendirdi.

Resmi ölüm ilanına göre Zhu, Mart 2003’te başbakanlıktan emekli olduktan sonra da Hu Jintao ve Xi Jinping liderliğindeki merkezi yönetimi desteklemeyi sürdürdü.

İlanda, “Çin karakterli sosyalizmin büyük davasıyla ilgilenmeye devam etti ve partinin çalışma tarzı ile dürüstlüğünün güçlendirilmesini ve yolsuzlukla mücadeleyi kararlılıkla destekledi” denildi.

Açıklamada ayrıca Zhu’nun “halka derin bir bağlılık duyduğu; kamu görevlilerinin halkın hizmetkârı olarak hareket etmesi, doğruyu söylemeye cesaret etmesi, insanları gücendirmekten korkmaması, özel ayrıcalık peşinde koşmaması, ağır sorumluluklar üstlenmesi, zor meselelerin üzerine sorumlulukla gitmesi ve somut sonuçlar üretmesi gerektiğini vurguladığı” belirtildi.

Economic Information Daily’nin 2013 yılında yayımladığı bir habere göre Zhu, 1998’de başbakan olduğunda bilim, eğitim ve ekonomi arasındaki yakın entegrasyonu teşvik ederek ülkenin kalkınmasını hızlandırmak amacıyla Ulusal Bilim, Teknoloji ve Eğitim Liderlik Grubu’nu kurdu ve başına geçti.

1990’lı yıllarda Çin’de yüksek enflasyon, artan borç yükü ve kamu işletmelerinin zararları mali istikrarı tehdit ederken Zhu, maliye politikasını merkezileştirerek, bürokrasiyi azaltarak ve başarısız işletmeleri kapatarak ya da özelleştirerek bu riskleri azaltmaya çalıştı.

Çarşamba günü yayımlanan resmi ölüm ilanında Zhu, işten çıkarılan ve işsiz kalan çalışanların yeniden istihdam edilmesini teşvik etmesi ve sosyal güvenlik sistemini güçlendirmesi nedeniyle de övüldü.

1928 yılında Çin’in orta kesimindeki Hunan eyaletinin başkenti Changsha’da doğan Zhu, 1951’de Tsinghua Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu ve kamu hizmetine girerek bölgesel ve ulusal ekonomi politikaları üzerinde çalıştı.

Zhu, 1991-1998 yılları arasında Çin ekonomisinden sorumlu başbakan yardımcılığı görevini yürüttü, ardından başbakan oldu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English