Diplomasi
Haaretz: Suriye ve Türkiye, İsrail ile gerilimi artırmak istemiyor

Suriye ve Türkiye, İsrail’in ülkede gerçekleştirdiği son hava saldırılarına rağmen, İsrail ile daha geniş çaplı bir çatışmaya girmek istemiyor.
Haaretz’e göre İsrail, Şam ile Ankara arasındaki güvenlik koordinasyonunun sınırlarını zorlarken, her iki ülke de gerginliğin tırmanmasını engellemeye çalışıyor.
Suriye, İsrail’e harekatı genişletmesi için bir bahane vermemek amacıyla itidal gösterirken, bölgede diplomatik baskı uygulayan Ankara ise Washington’dan İsrail’i dizginlemesini bekliyor.
Şam’daki cumhurbaşkanlığı sarayı ve Dışişleri Bakanlığı’na yakın bir Suriyeli kaynağa göre, Suriyeli yetkililer, Binyamin Netanyahu’nun Suriye cephesinde kazanım elde etmek amacıyla Şam’ı hazırlıklı olmadığı bir çatışmaya sürüklemeye çalıştığına inanıyor.
Kaynak, bu hamlenin aynı zamanda dikkatleri İsrail’in iç krizlerinden başka yöne çekmeyi amaçladığını da ekledi.
Aynı kaynak, Şam’ın İsrail’in hamlelerini yakından izlediğini, ABD ve Fransa ile düzenli temas halinde olduğunu ve her iki ülkeye de gelişmeler hakkında bilgi verdiğini söyledi.
Kaynak, Suriye’nin ülkenin güneyindeki aktif olmayan Hizbullah ve IŞİD hücrelerine karşı çabalarını artırdığını vurguladı ve İsrail ile yeni bir güvenlik anlaşması imzalamaya ya da 1974 tarihli Kuvvetlerin Ayrılması Anlaşması’ndan bu yana yürürlükte olan mevcut düzenlemeleri revize etmeye istekli olduğunu ifade etti.
İsrailli büyükelçi Leiter: Türkiye ile savaş istemiyoruz ama kırmızı çizgi aşıldı
Kaynağa göre, Suriye, on yılı aşkın süren yıkıcı savaşın yaralarını sarmaya hâlâ çabaladığı için ne İsrail’i tehdit etme niyetinde ne de bu tür emelleri gerçekleştirecek kaynaklara sahip.
Aynı zamanda kaynak, Suriye’nin yeni yönetiminin, Türkiye ile savunma, güvenlik ve askeri işbirliği anlaşmalarını ilerletmesi yönünde artan bir baskı ile karşı karşıya olduğunu belirtti.
Şam, İsrail’in bu tür bir işbirliğini provokasyon olarak algılayacağından ve bunun daha da tırmanmaya yol açabileceğinden endişe ediyor.
Kaynağın değerlendirmesine göre, bu hafta İdlib’deki Ebu Zuhur üssüne yönelik İsrail saldırısının amaçlarından biri ortaya çıkan Suriye-Türkiye işbirliğinin ne kadar ciddi olduğunu test etmekti.
Ayrıca Suriye’deki bir Türk varlığının Ankara’dan doğrudan bir tepkiyi tetikleyip tetiklemeyeceği ve çatışmanın seyrini değiştirip değiştirmeyeceği de değerlendirilmek isteniyordu.
Öte yandan, bir Türk kaynak Haaretz’e verdiği demeçte, Ankara’nın Suriye’ye siyasi ve savunma alanında destek vermeye devam etme niyetinde olduğunu ve bu gerginliğin tırmanışını İsrail karşısında siyasi veya medyatik puan kazanmak için bir fırsat olarak görmediğini belirtti.
Kaynağa göre Ankara, Suriye konusunda iki başkent arasındaki yazışmalar sürerken Washington’un İsrail’in askeri faaliyetlerini dizginlemesini bekliyor.
Kaynak, Suriye özel temsilcisi ve ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın salı günü yaptığı açıklamalara dikkat çekti.
Barrack, İsrail ve Türkiye’nin doğrudan bir askeri çatışma riskiyle karşı karşıya olduğunu ve Washington’un iki ülke arasındaki anlaşmazlıkları çözmek için bir mekanizma oluşturmaya çalıştığını belirtmişti.
Fakat Türkiye, önerilen mekanizma konusunda henüz resmi bir tutum sergilemedi ve kaynağa göre, bu konu ülkede kamuoyunda pek ilgi görmedi.
Kaynak, bu çekingen tavrın, Ankara’nın ABD kanalları aracılığıyla hareket etmeyi tercih ettiğini gösterebileceğini belirtti.
Haaretz’e göre Türk yetkililer, İsrail’de ekim ayında yapılacak seçimleri ve Tel Aviv’de liderlik değişikliği olasılığını da göz önünde bulunduruyor olabilir.
Ankara, saldırıların ardından sert bir resmi kınama yayınlasa da anlaşmazlığı doğrudan bir çatışmaya dönüştürecek bir tepki vermekten kaçındı.
Barrack: İsrail’in ez-Zuhur’a yaptığı saldırı nedeniyle endişeliyiz
Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk, İsrail saldırılarının “Suriye’deki istikrara ciddi zarar verdiğini” belirterek, “bu saldırıların kabul edilemez olduğunu” ve Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü ihlal ettiğini ekledi.
Aktürk ayrıca, saldırı sırasında veya öncesinde Ebu Zuhur’da hiçbir Türk askeri heyetinin bulunmadığını belirtti.
Ankara’nın, Suriye’nin askeri kapasitesini geliştirme çabalarını desteklemek de dahil olmak üzere, istikrarlı ve güvenli bir altyapı kurmasına yardım etmeye devam edeceğini de sözlerine ekledi.
Aktürk, İsrail’in “komşu ülkelerdeki askeri müdahalelerinin hiçbir koşulda normalleşmesine veya kabul edilmesine izin verilmemesi gerektiğini” vurguladı. Bakanlığa göre, “uluslararası toplumun İsrail’in eylemlerine karşı daha somut ve etkili adımlar atması hayati önem taşıyor.”
Haaretz’e göre bu açıklamalar bir araya geldiğinde tek bir net sonuca işaret ediyor: “Suriye de Türkiye de İsrail ile olan çatışmalarının geri dönüşü olmayan bir noktaya tırmanmasından yana değil.”
Diplomasi
ABD, müttefiklerini Uluslararası Ceza Mahkemesini ortadan kaldırmaya zorluyor

ABD, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni (UCM) “sistematik olarak ortadan kaldırmak” amacıyla bir kampanya başlatmak için NATO müttefiklerini yanına çekmeye çalışıyor.
Temmuz ortasında Brüksel’de NATO’nun 32 büyükelçisinin katıldığı kapalı kapılar ardındaki bir toplantıda, ABD temsilcisi Matthew Whitaker, NATO ülkelerinden bu uluslararası kurumu ortadan kaldırmak için yardım istedi ve onları ICC’nin kuruluş belgesi olan Roma Statüsü’nden çekilmeye çağırdı.
POLITICO’ya konuşan üç diplomat, Whitaker’ın konuşmasını “Amerika’nın yanında duranları yakından izleyeceğiz,” diyerek bitirdiğini aktardı.
Müttefiklere mahkemeyi terk etmeleri yönündeki baskı ABD’nin hareket özgürlüğünü kısıtladığı düşünülen uluslararası kurum ve kurallara karşı Trump yönetiminin yürüttüğü daha geniş kapsamlı kampanyanın bir parçası.
Beyaz Saray, ABD’yi Paris İklim Anlaşması’ndan çekme kararı aldı, Dünya Sağlık Örgütü’nden ayrıldı, BM İnsan Hakları Konseyi’ndeki katılımını sonlandırdı ve şirketlere bu hafta Paris’te düzenlenecek uzay zirvesini boykot etmeleri için baskı uygularken, bir dizi ticaret savaşı da başlattı.
Whitaker’ın açıklamalarına paralel olarak, ABD misyonu NATO delegasyonlarına bir belge göndererek şunları bildirdi:
“ABD, UCM’nin yetki alanını sistematik olarak ortadan kaldıracaktır… derhal çekilme adımlarını atmanızı kesin bir dille talep ediyoruz.”
Belge ayrıca müttefikleri, UCM’nin kendi ülkelerine yönelik “tehdidini incelemeleri”, mahkemenin “yetki aşımını” “kamuoyu önünde kınamaları” ve mahkemeye sağladıkları her türlü maddi desteği “derhal kesmeleri” için zorluyor.
Belgede, “UCM’nin bu maskaralığını bir kez ve sonsuza kadar sonlandıralım,” deniyor.
NATO, mahkemenin imzacı tarafı olmasa da, Türkiye ve ABD hariç tüm ittifak üyeleri UCM’ye üyedir.
UCM’ye karşı bu baskı, mahkemeyi ABD’nin egemenliğini ihlal etmekle suçlayan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio tarafından bu yaz başlatıldı.
Rubio, 13 Temmuz’da şöyle konuşmuştu:
“UCM ve yandaşları, ülkemize karşı mermi veya füzelerle değil, tüzükler, anlaşmalar ve sözde uluslararası hukukun gücüyle bir savaş yürütüyorlar. Eğer bizi egemenliğimizden mahrum bırakabileceklerini sanıyorlarsa, onlara Amerikan kararlılığının tam anlamını öğreteceğiz.”
Mahkeme, soykırım ve savaş suçları da dahil olmak üzere en ciddi uluslararası suçlarla suçlanan kişileri yargılamak üzere 2002 yılında kurulmuştu.
UCM, ABD’li yetkililere yönelik iddiaları en son 2020 yılında soruşturmuştu; o yıl, Afganistan’daki Amerikan askerlerinin işlediği iddia edilen savaş suçlarına ilişkin bir soruşturma açmış ama ertesi yıl bu soruşturmaya öncelik vermeme kararı almıştı.
Fakat o zamandan beri, Karayipler’deki teknelere yönelik ABD’nin uyuşturucu bağlantılı saldırılarını soruşturması yönünde baskılarla karşı karşıya kaldı.
NATO diplomatlarından biri, bu açıklamaların “oldukça şok edici” olduğunu söyledi. İkinci diplomat ise bunun “hayal kırıklığı” olduğunu ekledi.
Diplomatların aktardığına göre, normalde sıradan bir toplantının gündeminin bir yan maddesi olarak gündeme getirilen Whitaker’ın açıklamalarına yanıt olarak Fransa ve Hollanda, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni savundu ve bu hamleye karşı olduklarını belirtti.
ABD Dışişleri Bakanlığı, “ABD’nin yardımına güvenirken UCM’nin sahte otoritesini reddetmeyi reddeden ülkeleri daha sıkı bir şekilde denetleyeceğine” söz verdi.
Geçen ay Washington, UCM Başkanı Tomoko Akane dahil olmak üzere mahkemenin üst düzey yetkililerine yaptırım uyguladı.
Bir UCM sözcüsü yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Mahkeme, mağdurlar adına ve adaletin yararına, Roma Statüsü’ne uygun olarak görevini tarafsız ve bağımsız bir şekilde yerine getirmeye odaklanmaya devam ediyor. Çalışmalarını engelleme girişimleri karşısında UCM, kararlı ve dirençli olmaya devam ediyor.”
Diplomasi
ABD’de lobi şirketi Rusya ve İran yaptırımlarının esnetilmesini istedi

Lobi şirketi Qorvis, petrol piyasasını dengeleme gerekçesiyle Trump yönetiminden Rusya ve İran’a yönelik yaptırımları hafifletmesini talep etti. Girişimin hemen akabinde ABD Hazine Bakanlığı, tankerlerde mahsur kalan petrolün boşaltılması için geçici izin çıkardı.
ABD merkezli lobi şirketi Qorvis, petrol piyasasını dengelemek amacıyla Donald Trump yönetimine başvurarak İran ve Rusya’ya yönelik yaptırımların kısmen hafifletilmesini istedi.
Bloomberg’in konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberine göre, bu çağrıdan birkaç gün sonra ABD Hazine Bakanlığı, tankerlerde mahsur kalan Rus ve İran petrolünün boşaltılması ve satılması için kısa süreli muafiyet lisansları çıkardı.
Haberde, Qorvis’in hazırladığı tavsiyelerin Washington yönetiminin kararında doğrudan payı olup olmadığının bilinmediği kaydedildi. Bununla birlikte söz konusu adım, “gölge taşımacılık” yapan aktörlerin Amerikan kararlarından kazanç sağlamasına kapı araladığı gerekçesiyle eleştirilere yol açtı.
Bu girişim, Qorvis’in petrol sektöründeki ilk lobi çalışması değil. Şirket son yıllarda Singapur merkezli Wellbred Capital ve Dubai merkezli 2Rivers Group’un temsilciliğini üstlendi.
Bloomberg’e konuşan Batılı yetkililer, iki şirketin yaptırım listesindeki İranlı petrol tüccarı Hüseyin Şamhani ile Azerbaycanlı iş insanı Etibar Eyyub’un denetiminde olduğunu ifade ediyor.
Qorvis yetkilileri ise doğrudan Şamhani veya Eyyub için çalıştıkları iddiasını reddediyor ve yaptırım altındaki şahıslardan herhangi bir ödeme kabul etmediklerini savunuyor.
Eski şirket çalışanları ve diğer kaynaklar, Qorvis’in bu iki iş insanıyla bağlantılı yapılara geniş kapsamlı hizmetler sunduğunu öne sürüyor. Bu hizmetler arasında ABD’nin yaptırım politikaları konusunda danışmanlık vermek ve Amerikan makamlarıyla temasları koordine etmek yer alıyordu.
Şirket temsilcilerinin, finans ağını Amerikalı denetleyicilerden koruma yöntemlerini aktarmak üzere Şamhani ile doğrudan görüştüğü iddia ediliyor.
Qorvis ayrıca Eyyub ile bağlantılı Coral Energy şirketinin 2Rivers Group adıyla yeniden markalaşma sürecine destek verdi.
Avrupa Birliği, Aralık 2025’te paylaştığı verilerde Eyyub’un Coral Energy dahil geniş bir şirket ağını kurup yönettiğini, bu ağın da “Rusya’nın gölge filosuna ait gemilerin önemli bir bölümünü kontrol ve idare ettiğini” kaydetmişti. Qorvis ise Eyyub ile herhangi bir temas kurmadığını öne sürüyor.
Şirketin yöneticisi Samantha Sault, Şamhani ve Eyyub’un hiçbir zaman resmi müşterileri olmadığını, bu nedenle şirketin yabancı ajan sıfatıyla kayıt yaptırma yükümlülüğü taşımadığını savundu.
Daha önce ABD yönetimi, Şamhani’nin ağıyla bağlantılı 10’dan fazla kuruluşa yaptırım uygulamıştı. ABD Adalet Bakanlığı ise bu şirketlerle ilişkili varlıklara el koymak üzere iki ayrı sivil müsadere davası açtı. Washington, petrol tüccarının kendisine ve şebekesine ilk kısıtlamaları Temmuz 2025’te getirmişti.
Yaptırım çemberi daralmadan önce ABD, Şamhani kontrolündeki tankerler de dahil olmak üzere İran bağlantılı gemilerin açık denizdeki petrolü tahliye etmesine geçici onay vermişti. Bloomberg, bu iznin ilgili ağa ciddi kazanç sağladığını aktarmıştı.
Diplomasi
Çin, Xi’nin ziyareti öncesinde ABD’den 1 milyon ton soya fasulyesi aldı

Reuters’a konuşan dört tüccara göre Çin, bu hafta ABD’den yaklaşık 1 milyon metrik ton soya fasulyesi satın aldı. Dünyanın en büyük yağlı tohum alıcısı olan Çin, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in bu ayın ilerleyen günlerinde Washington’a yapması beklenen ziyareti öncesinde alımlarını artırıyor.
Bu alımlarla birlikte Çin’in ABD’den satın aldığı toplam soya fasulyesi miktarı, Beyaz Saray’ın Pekin’in 2028’e kadar her yıl satın almayı taahhüt ettiğini açıkladığı 25 milyon tonun yaklaşık yarısına ulaştı.
Çin’in ABD’den soya fasulyesi alımlarının Washington ile ticari ve diplomatik ilişkileri güçlendirmeye yardımcı olabileceği belirtilirken, söz konusu alımlar aynı zamanda dünyanın en büyük ihracatçısı Brezilya’daki stokların azalması nedeniyle küresel yağlı tohum arzının sıkılaştığı bir döneme denk geliyor.
Asya merkezli bir tüccar, “Son birkaç günde Sinograin tarafından daha fazla alım yapıldı” dedi.
“Xi’nin ABD ziyaretinden önce alım yapıyorlar” diye ekledi.
Devlete ait alıcılar Sinograin ve COFCO, Reuters’ın yorum taleplerine hemen yanıt vermedi.
ABD Tarım Bakanlığı çarşamba günü, Çin’e 340 bin ton ABD soya fasulyesi satıldığını ve varış noktası açıklanmayan alıcılara da 100 bin ton satış yapıldığını bildirdi.
Çin, geçen yıl yaşanan karşılıklı gümrük vergisi savaşının ardından tarım ürünleri de dahil olmak üzere tüm ABD mallarına uyguladığı yüzde 10’luk ek tarifeyi hâlâ sürdürüyor.
Soya fasulyesine uygulanan tarifenin düşürülmesi, mevcut tarifelerin büyük ölçüde pazarın dışında bıraktığı özel Çinli soya kırma tesislerini yeniden ABD tedarikine yöneltebilir.
İki ülke liderinin mayıs ayında gerçekleştirdiği görüşmenin ardından Washington, Çin’in 2028’e kadar her yıl 17 milyar dolar değerinde soya dışı ABD tarım ürünü satın almayı kabul ettiğini açıkladı. Çin aynı zamanda aynı dönem boyunca her yıl 25 milyon metrik ton ABD soya fasulyesi satın alma taahhüdünü de sürdürdü.
ABD Başkanı Donald Trump, temmuz ayı sonunda Xi’nin 24 Eylül’de Washington’u ziyaret edeceğini söylemişti.
Çin ise ziyaret tarihini veya ABD’den yapılması planlanan soya fasulyesi ya da diğer tarım ürünü alımlarının hacmini henüz doğrulamadı.
Avrupa3 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa3 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş1 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Avrupa3 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Pettifor: Tarihte görülmemiş borç seviyeleri nedeniyle sistem çökecek
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya1 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında








