Ortadoğu
Hamas’tan yetki devri hamlesi: Gazze yönetimi bağımsız teknokratlara geçiyor

Hamas, Trump’ın ateşkes planı doğrultusunda Gazze’deki idari yetkilerini bağımsız bir teknokratlar komitesine devretmek için kurumlarına talimat verdiğini duyurdu. Ancak bu diplomatik adıma rağmen İsrail ordusunun, ateşkes sürecinde dahi Gazze kentindeki işgali genişletecek kapsamlı bir askeri harekât planı üzerinde çalıştığı ortaya çıktı.
Hamas, ABD Başkanı Donald Trump’ın önerdiği ateşkes planı çerçevesinde, Gazze Şeridi’nin yönetimini bağımsız Filistinli teknokratlardan oluşan bir komiteye bırakmaya hazırlanıyor.
Hamas Sözcüsü Hazım Kasım, yayımladığı video mesajda, Trump’ın Gazze için bir “Barış Kurulu” oluşturma niyetini beyan etmesinin ardından, hareketin tüm devlet kurumlarına yetkilerini bu yeni yapıya devretmeleri yönünde talimat verdiğini açıkladı.
Kasım, alınan kararın kesin olduğunu vurgulayarak, “Bu adım, daha yüksek ulusal çıkarlar doğrultusunda atıldı ve Gazze’ye yönelik savaşı sona erdirme planıyla tamamen uyumlu. Filistinli teknokratlar komitesinin çalışmalarını kolaylaştırmak adına gerekli tüm talimatlar verildi” diye konuştu.
Bu açıklama, Trump’ın söz konusu komiteyi denetleyecek Barış Kurulu üyelerini duyurmasının beklendiği kritik bir dönemde geldi.
Hamas, savaş boyunca siyasi yönetimi devretmeye hazır olduğunu belirtse de mevcut koşullarda silah bırakmayı reddediyor.
Kahire hattında yoğun diplomasi: İsimler Şin Bet onayında
Gazze’yi yönetecek teknokrat yapının oluşturulmasına yönelik görüşmelere Mısır öncülük ediyor. Kahire yönetimi, süreç kapsamında ABD, İsrail ve çeşitli Filistinli gruplarla mekik diplomasisi yürütüyor.
The Times of Israel’e konuşan Arap bir diplomat, herhangi bir siyasi bağlantısı bulunmayan 12 kişiden oluşan aday listesinin İsrail iç istihbarat teşkilatı Şin Bet’e sunulduğunu ve bunlardan sekizine onay çıktığını belirtti.
Batı Şeria merkezli Filistin Yönetimi, kurulacak komiteye kendi bakanlarından birinin katılmasını, hatta başkanlık etmesini talep etse de İsrail bu öneriyi kesin bir dille veto etti.
Konuya aşina kaynaklara göre, komite üyelerinden birinin eski bir Filistin Yönetimi yetkilisi olması planlanıyor.
Geçen hafta Filistin Yönetimi Başkan Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh ve İstihbarat Başkanı Macid Ferac’ın da aralarında bulunduğu el-Fetih heyeti, komitenin detaylarını görüşmek üzere Mısır’daki arabulucularla bir araya geldi.
Hamas yetkililerinin de bu hafta Kahire’de Mısırlı muhataplarıyla benzer görüşmeler yapması bekleniyor. Eş-Şeyh’in Mısır temaslarının ardından Ramallah’ta, Trump’ın Barış Kurulu’nda üst düzey görev alması beklenen eski BM Orta Doğu Özel Temsilcisi Nikolay Mladenov ile görüştüğü bildirildi.
Mladenov, bu görüşmeden hemen önce İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Cumhurbaşkanı İzak Herzog ile de temas kurmuştu.
Tel Aviv’in ‘B Planı’: Mart ayında yeni taarruz hazırlığı
Diplomatik trafiğe rağmen sahadaki askeri hareketlilik hız kesmiyor.
The Times of Israel’in İsrailli bir yetkili ve Arap bir diplomata dayandırdığı habere göre, İsrail ordusu ateşkese rağmen Gazze Şeridi’ndeki kontrol alanlarını genişletmek amacıyla yeni bir saldırı planı hazırladı.
Planın, Mart ayında Gazze’de yoğun askeri operasyonları yeniden başlatmayı ve özellikle Gazze kentini hedef alarak İsrail’in şeritteki hakimiyet alanını artırmayı öngördüğü belirtiliyor.
Konuya ilişkin konuşan diplomat, “Bu operasyon ABD’nin desteği olmadan hayata geçirilemez” değerlendirmesinde bulundu.
Arap kaynağa göre ise Netanyahu, geçen ay Donald Trump ile yaptığı görüşmede ateşkesi ilerletme çabalarına destek vermeyi kabul etse de Hamas’ın sadece bu yolla silahsızlandırılabileceğine inanmıyor.
Kaynak, Netanyahu’nun bu güvensizlik nedeniyle orduya acil durum planı hazırlaması talimatını verdiğini aktardı.
“Sarı Hat” fiilen genişliyor: İşgal derinleşiyor
Ateşkesin başlamasıyla birlikte İsrail işgal güçleri, “Sarı Hat” olarak adlandırılan bölgeye çekilmişti. Trump’ın planının ikinci aşaması, Hamas’ın silahsızlandırılmasına paralel olarak İsrail birliklerinin bu hattan daha da geriye çekilmesini öngörüyor.
Fakat uydu görüntüleri ve sahadaki gelişmeler, İsrail ordusunun ateşkes süresince hat boyunca altyapıyı sistematik biçimde tahrip ederek varlığını genişlettiğini doğruluyor.
Sarı Hat’tın ileri taşınmasıyla İsrail, daha fazla toprağı fiilen işgal etmiş durumda. İsrail basınına göre, planlanan yeni saldırının nihai hedefi, Tel Aviv’in halihazırda yüzde 53’ünü kontrol ettiği Gazze Şeridi’ndeki işgal alanını daha da artırmak.
WSJ analizi: “Rehine riski yok, savaşmak daha kolay”
Wall Street Journal gazetesine konuşan analistler, İsrail’in askeri stratejisindeki değişime dikkat çekiyor. Analistlere göre, rehineleri riske atma kaygısının ortadan kalkması, İsrail ordusu için Hamas’la savaşmayı taktiksel olarak kolaylaştırıyor.
Hamas kontrolündeki bölgelerde yaşayan sivillerin büyük kısmının çadırlarda kalması tahliye süreçlerini basitleştirirken, İsrail’in kendi kontrolündeki bölgelerde güvenlik sağlama vaadi de stratejinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Uzmanlar, “İsrail, Hamas’ı hızlı bir teslimiyete zorlamak için Gazze’nin fiili başkenti olan Gazze kentine büyük çaplı bir işgal başlatmayı ya da bölgeyi parça parça ele geçirmeyi tercih edebilir” yorumunda bulunuyor.
Öte yandan Gazze Sağlık Bakanlığı, geçen yıl Ekim ayında ABD destekli ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana İsrail saldırılarında en az 442 Filistinlinin hayatını kaybettiğini, 1200’den fazla kişinin de yaralandığını bildirdi.
Hamas, Gazze’de İsrail’le işbirliği yapan gruplara operasyon başlattı
Ortadoğu
Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.
Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.
“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.
Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.
ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.
Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.
Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.
Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.
Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.
BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.
Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.
ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.
Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.
Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.
Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.
Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.
Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.
Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.
Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.
Ortadoğu
Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.
Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.
Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.
İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.
Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.
Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:
“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”
Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.
Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.
Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.
İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.
Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.
Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.
Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.
LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:
“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”
Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.
Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.
İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.
Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.
Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:
“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”
Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.
Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.
Bu oran 2020’de %10,6’ydı.
Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.
Ortadoğu
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.
Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.
Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.
Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.
İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.
Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde
Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.
ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.
İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.
Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.
Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.
Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını6 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Avrupa6 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’












