Ortadoğu
NYT analizi: İsrail ateşkes sürecinde Gazze’de 2 bin 500’den fazla binayı yıktı

New York Times’ın uydu görüntülerine dayandırdığı kapsamlı analiz, İsrail ordusunun ateşkesin yürürlüğe girmesinden sonraki iki aylık süreçte Gazze’de binlerce yapıyı yıktığını belgeledi. Bölgenin doğusunda “Sarı Hat” boyunca devam eden yıkımlar, nüfusun tamamen tahliyesi ve bölgenin yeniden inşasına yönelik uluslararası planlarla eş zamanlı ilerliyor.
New York Times’ın (NYT), Planet Labs tarafından sağlanan uydu görüntüleri üzerinden gerçekleştirdiği analiz, İsrail ordusunun, Hamas ile varılan ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana geçen iki aylık süreçte Gazze’de 2 bin 500’den fazla binayı yıktığını ortaya koydu.
Haberde, İsrail güçlerinin Gazze’deki Filistinlilere ait evleri, tarım arazilerini ve seraları toplu bir şekilde yıkmaya devam ettiği vurgulandı.
Doğu ve batıyı ayıran hat: Şucaiyye harabeye döndü
Yıkım faaliyetlerinin büyük bir bölümü, ateşkesin ardından Gazze Şeridi’ni doğu ve batı olarak ikiye bölen ve “Sarı Hat” olarak adlandırılan hattın, İsrail işgali altındaki doğu kanadında yoğunlaştı.
Söz konusu bölgenin büyük ölçüde insansızlaştırıldığı ve Filistinlilerin çoğunun Hamas kontrolündeki batı kesimine sürüldüğü belirtiliyor.
NYT, ateşkesin hemen ardından çekilen uydu görüntülerinde Şucaiyye Mahallesi’ndeki binaların sağlam göründüğünü, ancak aylar sonra alınan görüntülerde aynı bölgenin büyük ölçüde harabeye döndüğünü aktardı.
Uydu verileri, ateşkes sürecinde tüm mahallelerin, tarım arazilerinin ve seraların haritadan silindiğini gösteriyor.
“Güvenlikle ilgisi yok, her şey yok ediliyor”
Bölgedeki durumu değerlendiren Gazzeli siyasi analist Muhammed el-Astal, “İsrail bütün bölgeleri haritadan siliyor. Ordu önüne gelen her şeyi yok ediyor; evleri, okulları, fabrikaları, sokakları. Bunun güvenlikle bir ilgisi yok” dedi.
Eski İsrailli komutan Şaul Arieli de yıkımın boyutuna dikkat çekerek, “Bu seçici bir yıkım değil, mutlak bir yıkım. Her şey yok ediliyor” ifadelerini kullandı.
Tel Aviv yönetimi ise yıkımları, Hamas’a ait tünellerin ve tuzaklanmış evlerin imha edilmesi zorunluluğuyla gerekçelendiriyor.
Savunma Bakanı İsrael Katz, kasım ayında sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Son tünel yok edilene kadar yıkımlar sürecek. Tünel yoksa Hamas da yoktur” mesajını vermişti.
Nihai hedef: Nüfusun tahliyesi ve yerleşim alanları
İsrailli yetkililerin, Gazze’ye yönelik saldırıların başından bu yana bölgedeki yaklaşık 2 milyon Filistinlinin mümkün olduğunca büyük bir kısmını Mısır’a veya daha uzak ülkelere sürmeyi hedeflediklerini açıkça dile getirdikleri belirtiliyor.
Sahadaki bu yıkım stratejisinin, Gazze’de geniş çaplı Yahudi yerleşimleri için alan açma amacı taşıdığı ifade ediliyor.
Hamas’tan yetki devri hamlesi: Gazze yönetimi bağımsız teknokratlara geçiyor
Sızdırılan istihbarat raporları
İsrail’in kültür dergisi Mekomit tarafından Ekim 2023’te yayımlanan sızdırılmış belgelere göre, 7 Ekim’deki Aksa Tufanı operasyonunun sadece günler sonra İsrail İstihbarat Bakanlığı, Gazze nüfusunun geleceğine dair üç senaryo üzerinde çalıştı.
Bu senaryolar arasında, Gazze’de yaşayan 2,3 milyon kişinin tamamının Mısır’ın Sina Yarımadası’na gönderilmesi “en tercih edilen seçenek” olarak belirlenmişti.
Enkaz üzerine 112 milyar dolarlık proje
Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre, aralık ayında ABD özel temsilcisi Steve Witkoff ve Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’nin enkazı üzerine inşa edilecek 112 milyar dolarlık bir “yüksek teknoloji metropolü” projesini gündeme getirdi.
“Project Sunrise” başlığını taşıyan ve üzerinde “hassas” ibaresi bulunan 32 sayfalık sunumun Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Türkiye’den yetkililere aktarıldığı belirtildi.
Söz konusu plan, önümüzdeki 20 yıl içinde Gazze’nin dört aşamada yeniden inşa edilmesini ve bölgenin bir teknoloji merkezine dönüştürülmesini öngörüyor.
Ortadoğu
Irak, ABD güçlerinin kalış süresini uzatma önerisini reddetti

Irak hükümeti, Washington’ın bazı uluslararası koalisyon güçlerinin 30 Eylül’den sonra ülkede kalmasına yönelik talebini reddetti. Bağdat yönetimi ayrıca Şii silahlı grupların silah teslimini iki yıl erteleme ve faaliyetleri dondurma teklifini de kabul etmedi. Hükümet Sözcüsü Haydar el-Abudi, silahların devlet denetimine alınması sürecinin kararlılıkla sürdüğünü açıkladı.
Irak hükümeti, uluslararası koalisyon bünyesindeki bazı ABD güçlerinin 30 Eylül tarihinden sonra da ülkede kalmasını öngören Washington merkezli öneriyi reddetti.
Irak Hükümet Sözcüsü Haydar el-Abudi, Başbakan Ali Zeydi’nin direniş gruplarının silahsızlandırılması süreciyle bağlantılı olarak sunulan bu talebi geri çevirdiğini 31 Ağustos’ta düzenlediği basın toplantısında duyurdu.
Devlet medyasında yer alan bilgilere göre Abudi, Başbakan Zeydi’nin uluslararası koalisyona bağlı bazı askeri unsurların belirlenen tarihten sonra da Irak’ta kalması teklifini kabul etmediğini kaydetti.
Irak resmi haber ajansı INA’nın aktardığı açıklamada Abudi, “Hükümet; silahların devletin kontrolü altına alınması, bulundurulması ve kullanımının düzenlenmesi ve karar alma mekanizmasının birleştirilmesiyle ilgili prosedürleri ve taahhütleri tamamlamayı sürdürüyor. Devlet, toplumun işlerini yönetmek için yasal yetkisini kullanıyor” dedi.
Abudi, silahlı gruplarla yürütülen diyalog takviminin düzenli biçimde ilerlediğini, kararların ulusal çıkarlar doğrultusunda alındığını ve bölgesel gelişmeleri yakından takip eden Irak’ın herhangi bir çatışmanın tarafı olmayacağını vurguladı.
Grupların iki yıllık dondurma planına ret
The New Arab’ın haberine göre Iraklı silahlı gruplar, silahlarını doğrudan devlete teslim etmek yerine kendi depolarına kaldırmayı ve askeri faaliyetlerini iki yıl süreyle askıya almayı önerdi.
Şii öncülüğündeki ve söz konusu yapılarla bağlantılı Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın kaynaklar, Bağdat yönetiminin bu teklifi de geri çevirdiğini bildirdi.
Iraklı üç siyasi kaynak, hükümete yakın zamanda sunulan tasarıda ismi açıklanmayan grupların silahlı operasyonlarını durdurmayı ve cephanelerini iki yıl boyunca belirlenen depolara yerleştirmeyi öngördüğünü, ancak kontrolü güvenlik güçlerine devretmeyi kabul etmediğini belirtti.
Habere göre Ketaib Hizbullah’ın da dahil olduğu gruplar, bu adımı ABD güçlerinin ülkedeki geleceğine bağladı ve liderlerinin hedef alınmayacağına dair güvence talep etti.
Silahsızlanma takviminde son durum ne?
ABD ve Suudi Arabistan’ın son dönemde Irak’ta Haşdi Şabi unsurlarını hedef alan hava saldırıları can kayıplarına ve yaralanmalara yol açmıştı.
2014 yılında IŞİD ile mücadele amacıyla kurulan ve zamanla resmi güvenlik mimarisiyle bütünleşen Haşdi Şabi, ülkedeki silahlı direniş gruplarıyla yakın temasını koruyor.
Hükümetin ABD askerlerinin kalışına yönelik olumsuz kararı, Ketaib Hizbullah’ın Bağdat’a karşı “sabrın tükenmekte olduğu” uyarısının ardından geldi.
Örgüt yetkilileri bu ay başında Irak güvenlik güçlerinin operasyonlar düzenlediğini ve üst düzey isimleri gözaltına aldığını açıklamıştı.
Bağdat yönetimi, ABD yönetiminin baskısı doğrultusunda geçen ay sonunda tüm silahlı grupların silahsızlanması için 30 Eylül’ü son tarih olarak belirlemişti.
Bazı örgütler silah teslimini kabul ederken Ketaib Hizbullah ve Nüceba Hareketi’nin aralarında bulunduğu yapılar bu karara karşı çıktı.
Gruplar, Washington ile Bağdat arasında varılan ve muharip güçlerin danışmanlık rolüne geçmesini öngören kademeli geçiş modeli yerine ABD güçlerinin Irak’tan tamamen çekilmesini talep ediyor.
Bu yıl İran’a yönelik ABD-İsrail savaşı sürecinde Iraklı gruplar, ülkedeki Amerikan unsurlarını hedef almıştı.
Ortadoğu
Doğu Kudüs’teki Hristiyan okulları grevde

Doğu Kudüs’teki birçok Hristiyan özel okulu, İsrail’in 70’den fazla öğretim görevlisinin giriş izinlerini yenilemediği bildirildikten sonra bir sonraki duyuruya kadar greve gitti.
Kudüs Hristiyan Eğitim Kurumları Genel Sekreterliği, bu kararın, İsrail’in önceden herhangi bir uyarıda bulunmaksızın giriş izinlerini yenilememesi ve bu durumun yeni eğitim-öğretim yılının başlamasını imkansız hale getirmesi üzerine alındığını belirtti.
Açıklamada ayrıca, personel eksikliği nedeniyle eğitim, idari ve sağlıkla ilgili okul faaliyetlerinin yanı sıra temizlik hizmetleri ile güvenlik ve emniyet prosedürlerinin düzgün bir şekilde yürütülememesi nedeniyle öğrencilerin öğrenim görebilecekleri “güvenli ve istikrarlı” bir ortamdan mahrum kaldıkları vurgulandı.
Doğu Kudüs’teki Ir Amim örgütünün verilerine göre, grevdeki okullar yaklaşık 15.000 öğrenciye hizmet veriyor.
Açıklamada şunlar söylendi:
“Bu krizin bir an önce çözülmesini, bu tür önlemlerin sona ermesini ve gelecekte tekrarlanmamasını diliyor ve umuyoruz. Böylelikle eğitim kurumlarımızın istikrarı korunacak, öğrencilerin düzenli ve güvenli eğitim alma hakkı garanti altına alınacak ve okullarımızın özgün eğitim, pedagojik ve insani misyonlarını sürdürmeleri mümkün olacaktır.”
Filistin Yönetimi tarafından yönetilen WAFA’ya göre grev, Doğu Kudüs’teki birinci sınıftan yedinci sınıfa kadar 45.000 öğrenciye İsrail müfredatının dayatılması planlarına ilişkin endişeler üzerine gerçekleşti.
İsrail, 1967’deki Altı Gün Savaşı’ndan sonra kendi müfredatını uygulamaya koymaya çalışmış olsa da bu girişim büyük tepkiyle karşılanmış ve planlar nihayetinde rafa kaldırılmıştı.
Daha yakın zamanda alınan önlemler, Filistinlilerin İsrail eğitim sistemi ve kamu hizmetleri sistemlerinde İsrail eğitimi almadan çalışma imkânlarını kısıtladı.
2018 yılında İsrail Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Kudüs Üniversitesi de dahil olmak üzere Filistin kurumlarından alınan sosyal hizmet diploması tanınmasını iptal etti.
Ocak 2026’da Knesset, Filistin üniversitelerinden mezun olanların, İsrail akreditasyonu olmadan İsrail ve Doğu Kudüs’teki okullarda öğretmenlik yapmasını kısıtlayan bir yasa kabul etti.
Bu grevler, Filistin eğitim sektörünün zorluklarla boğuşmaya devam ettiği bir dönemde gerçekleşiyor.
Filistin Yönetimi’ne bağlı okullar, finansman sorunları nedeniyle dersleri haftada sadece üç güne indirmek zorunda kalırken, İsrail ise Doğu Kudüs’teki UNRWA faaliyetlerini durdurdu.
Ortadoğu
Şeybani: İsrail ile diplomatik çözüm peşindeyiz

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, Şam’ın ABD’nin arabuluculuğuyla İsrail ile “diplomatik bir çözüm” arayışında olduğunu belirtti.
Şeybani, Şam’ı ziyaret eden Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lokke Rasmussen ile birlikte düzenlediği basın toplantısında, “Saldırılar hâlâ devam ediyor. Yalnızca Temmuz ayında 65, Ağustos ayının ilk 18 gününde ise 52 sınır ihlali tespit ettik,” dedi.
“Kuneytra vilayetinde ve Şam kırsalında evlere yönelik baskın kampanyasını” kınayan Şeybani, Suriye makamlarının bu yıl İsrail işgal güçleri tarafından gözaltına alınan Suriyelilerin sayısını 147 olarak kaydettiğini ve “bunlardan 49’unun hâlâ gözaltında olduğunu” belirtti.
Şeybani şöyle devam etti:
“Bu zorluklara rağmen, hâlâ diplomatik bir çözüm seçeneğine bağlıyız ve bunu başarmak için ciddi bir şekilde çalışıyoruz. Amerika Birleşik Devletleri’nin arabuluculuğunda müzakereler yürütüyoruz.”
Danimarka Dışişleri Bakanı dün Şam’daki büyükelçiliği açtı. Danimarka, Suriye’deki büyükelçiliğini yeniden açan ilk AB ülkelerinden biri.
Suriye ve Danimarka, iki ülke arasındaki işbirliğine kurumsal bir çerçeve sağlamak üzere ikili bir ortaklık anlaşması hazırlama konusunda mutabık kaldı.
İki bakan ayrıca, Şam ile Kopenhag arasında 21 Eylül’de başlayacak olan direkt uçuşların, Danimarka’daki Suriyeli topluluğa hizmet edecek ve iki ülke arasındaki bağları güçlendireceğini duyurdu.
Tişrin Sarayı’nda düzenlenen ortak basın toplantısında Şeybani, tarafların Suriye-Danimarka İş Konseyi’ni ilke anlaşmasından pratik işbirliği için işleyen bir mekanizmaya dönüştürmeyi görüştüklerini söyledi.
Rasmussen, Danimarka iş dünyasının Suriye’ye yatırım yapmaya hazır olduğunu ve iki ülkenin, ekonomik ve güvenlik işbirliği de dahil olmak üzere karşılıklı çıkarlar temelinde kapsamlı bir ortaklık kurmayı hedeflediğini belirtti.
Danimarka Dışişleri Bakanı, ülkesinin Şam’daki Danimarka Enstitüsü’nü de en kısa sürede yeniden açacağını söyledi.
Rasmussen, Danimarka’nın tarım alanında önemli bir uzmanlığa sahip olduğunu ve bu sektörün geliştirilmesi konusunda Suriye’ye destek vermeye hazır olduğunu belirterek, Suriye’nin bölgenin “tahıl ambarı” haline gelme potansiyeline sahip olduğunu da sözlerine ekledi.
İki taraf ayrıca, daha geniş kapsamlı iktisadi işbirliği ve Danimarka’nın Suriye’deki yatırım fırsatlarını da ele aldı.
Bakanlar, Danimarka’daki Suriyelilerin durumunu ve gönüllü geri dönüşü ele aldılar.
Şeybani, Suriye’nin kapılarının istisnasız tüm vatandaşlarına açık olduğunu ve Şam’ın onların güvenli ve gönüllü geri dönüşünü desteklediğini belirtti.
Rasmussen ise Danimarka’nın vatanlarına dönmek isteyen Suriyelileri desteklemek için planlar hazırladığını söyledi.
Şeybani, Suriye savaşı yıllarında Danimarka’nın sağladığı insani yardımı övdü ve Danimarka Mülteci Konseyi’nin mayın temizleme, su temini ve tarım ile geçim kaynaklarının desteklenmesi alanlarındaki çalışmalarını vurguladı.
Ayrıca, BM Güvenlik Konseyi’nde Suriye’nin birliğini ve bağımsız ulusal karar alma sürecini destekleyen Danimarka’nın tutumunu memnuniyetle karşıladı.
Amerika2 hafta önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Dünya Basını2 hafta önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Dünya Basını6 gün önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Trump İran konusunda kendini çıkamayacağı bir köşeye sıkıştırdı
Dünya Basını2 hafta önceAmerika’dan vazgeçmeyi göze alamayan müttefikler
Ortadoğu1 hafta önceMekke Anlaşması için İran iddiası: Tahran teklifi inceliyor
Amerika1 hafta önceKıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor
Rusya1 hafta önceTürkiye’den Rusya’ya ilk deniz yolu benzin sevkiyatı yola çıktı










