Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İsrail silah sanayiinde milyar dolarlık özelleştirme hazırlığı

Yayınlanma

İsrail hükümeti, Gazze’deki saldırılarda kullanılan silah sistemlerine yönelik artan küresel talebin ardından, ülkenin en büyük iki silah şirketi IAI ve Rafael’i özelleştirme kararı aldı. Tel Aviv yönetimi, şirketlerin yükselen piyasa değerini fırsata çevirmek amacıyla hisselerin yüzde 49’unu borsada satışa çıkarmayı planlıyor.

Reuters’ın üst düzey bir İsrailli yetkiliye dayandırdığı habere göre Tel Aviv yönetimi, ülkenin en büyük iki savunma şirketini bu yılın ikinci çeyreğinden itibaren özelleştirmeyi hedefliyor.

Kamu İşletmeleri İdaresi Başkanı Roi Kahlon, hükümetin İsrail Havacılık ve Uzay Sanayii (IAI) ve Rafael İleri Savunma Sistemleri’nin hisselerini halka arz edebilmek adına mevcut sendikal ve hukuki engelleri aşmak için çalıştığını açıkladı.

İsrail silah sanayisinin özelleştirilmesi uzun yıllardır tartışılan bir başlıktı. Ancak Reuters, Gazze’de Filistinlilere yönelik iki yıldır devam eden saldırılarda İsrail yapımı silahların yoğun biçimde kullanılmasının şirket kârlarını ciddi oranda artırdığını, bu durumun da “harekete geçmek için güçlü bir gerekçe oluşturduğunu” aktardı.

“Şirketlerin değeri çok yüksek, fırsatı değerlendirmeliyiz”

Hükümetin planına göre, her iki şirketin hisselerinin yüzde 49’una varan kısmı Tel Aviv Borsası’nda işlem görecek. Devlet, kontrol hissesini elinde tutmaya devam edecek.

Piyasada ani bir baskı oluşmasını engellemek amacıyla satışlar zamana yayılarak küçük dilimler halinde gerçekleştirilecek. İlk etapta her şirketten yüzde 20 ila 30 oranında hissenin elden çıkarılması öngörülüyor.

Satış stratejisine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kahlon, “Satıştan en yüksek değeri elde etmek istiyorsak bunu aşamalı yapmalıyız. Şu anda bir fırsat var, çünkü her iki şirketin değeri çok yüksek” ifadelerini kullandı.

Piyasa verilerine göre, füze savunma sistemleri ve insansız hava araçları (İHA) üreten IAI’nin değerinin yaklaşık 20 milyar dolar olduğu belirtiliyor.

Demir Kubbe hava savunma sistemi ile Iron Beam lazer savunma sisteminin üreticisi Rafael’in piyasa değeri ise yaklaşık 10 milyar dolar olarak hesaplanıyor.

Füzeleri ve İHA’ları lazer teknolojisiyle imha etmeyi hedefleyen Iron Beam sistemi, aralık ayı sonunda tanıtılarak İsrail ordusunun envanterine girmişti.

Saha kullanımı ve sivil kayıplara ilişkin raporlar

İsrail ordusu, Gazze’deki çatışmalar boyunca İHA teknolojisini yoğun biçimde kullanarak Hamas mensuplarını ve aralarında çocukların da bulunduğu Filistinli sivilleri hedef aldı.

Gazze’de görev yapan yabancı doktorlar, İsrail güçlerinin çocukları özellikle baş ve göğüs bölgelerinden hedef aldığını ve bu saldırıların İHA atışlarıyla gerçekleştirildiğini kaydetti.

Bölgede gönüllü olarak çalışan İngiliz cerrah Nizam Mamode, İngiliz milletvekillerine verdiği ifadede sahadaki durumu şu sözlerle anlattı:

“Bir bomba düşüyor, ardından İHA’lar alçalarak sivilleri, çocukları tek tek vuruyor.”

İsrail’in hava savunma sistemleri, Gazze’deki operasyonlar süresince Yemen’deki Ensarullah güçlerinin Filistinlilerle dayanışma amacıyla fırlattığı füze ve İHA’ları engellemek için de kullanıldı.

Söz konusu sistemler, Tel Aviv’in haziran ayında İran’a düzenlediği saldırıya karşılık Tahran’dan ateşlenen mühimmatlara karşı da devreye sokulmuştu.

Şirketler sermaye artışı talep ediyor

IAI CEO’su Boaz Levy, Reuters’a yaptığı açıklamada, şirketin büyüme hedeflerini tutturabilmesi için halka arz yoluyla özelleştirilmesinin hayati önem taşıdığını vurguladı.

Levy, “Şirketin büyümesi gerekiyor ve bunun için sermayeye ihtiyacı var” diye konuştu.

Kamu Şirketleri İdaresi Başkanı Kahlon ise bir başka İsrail silah üreticisi olan İsrail Askeri Sanayii’nin (IMI) 2018 yılındaki özelleştirmesinden bu yana değerini dört kat artırdığını hatırlattı. Kahlon ayrıca, Aşdod Limanı’nın da gelecek yıl özelleştirme kapsamına alınabileceğine işaret etti.

ABD yardımına bağımlılık tartışması

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, 9 Ocak’ta yaptığı açıklamada, önümüzdeki 10 yıl içinde ABD askeri yardımına olan bağımlılığı azaltmak istediklerini belirtmişti.

The Economist dergisine verdiği röportajda, İsrail’in dış askeri yardıma muhtaç olmaması gerektiğini savunan Netanyahu, tam bağımsızlık için net bir tarih vermekten kaçındı.

Netanyahu’nun bu çıkışı, İsrail’in önümüzdeki 20 yıllık süreç için ABD’den 80 milyar doları aşan yeni bir askeri yardım talep etmeyi planladığı yönündeki haberlerin ardından geldi.

Ortadoğu

Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.

Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.

“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.

Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.

ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.

Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.

Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.

Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.

Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.

BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.

Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.

ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.

Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.

Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.

Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.

Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.

Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.

Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.

Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Yayınlanma

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.

Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.

Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.

İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.

Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.

Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:

“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”

Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.

Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.

Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.

İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.

Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.

Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.

Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.

LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:

“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”

Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.

Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.

İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.

Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.

Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:

“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”

Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.

Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.

Bu oran 2020’de %10,6’ydı.

Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

Yayınlanma

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.

Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.

Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.

Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.

İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.

Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde

Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.

ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.

İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.

Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.

Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.

Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English