Bizi Takip Edin

Amerika

Hegseth’in yıllara yayılan İran düşmanlığı

Yayınlanma

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, yıllardır kitaplarında, Fox News yayınlarında, eğitim videolarında ve 2018’de Kudüs’te düzenlenen bir İsrail medya konferansında yaptığı konuşmada İran düşmanlığını şiddetli şekillerde ifade etti.

The Guardian, Pentagon şefinin İran hakkında yaptığı yorumları derledi.

Örneğin, Hegseth 2020 yılında yayınlanan bir kitabında, İran liderlerinin “Batıya diz çöktürmek için aktif olarak askeri araçlar, özellikle de nükleer silahlar aradıklarını” yazıyordu.

Hegseth, aşırı sağcı medya platformu PragerU için 2017 yılında hazırlanan bir videoda İran’ı “Amerika’nın ölümcül düşmanı” olarak nitelendirmişti.

Hegseth, 2018’de bakanların da aralarında bulunduğu İsrailli bir dinleyici kitlesine İran’ı “ahtapot” olarak nitelendirmiş ve “İran rejiminin bugün dünyada hem İsrail hem de Amerika Birleşik Devletleri için kötü niyetli birçok kolu olduğunu” ve “Amerika’nın varlığını tehdit eden bir nükleer kapasite” inşa etmekle meşgul olduğunu söylemişti.

“Amerika’yı seviyorsanız, İsrail’i de sevmelisiniz”

Hegseth, 2020 tarihli kitabında şöyle yazıyordu:

“İsrail’i sevmeden Amerika’yı sevebilirsiniz – ama bu bana, İncil ve Batı medeniyeti hakkındaki bilginizin ne yazık ki eksik olduğunu gösterir.

(…)

“Amerika’yı seviyorsanız, İsrail’i de sevmelisiniz. Tarihimizi, inancımızı ve özgürlüğümüzü paylaşıyoruz.”

(…)

“İsrail, hem İslamcılar hem de uluslararası solcular için bir numaralı düşmandır – bu tek başına onu sevmek için bir neden.”

2020 yılında yayınlanan American Crusade (Amerikan Haçlı Seferi) kitabında Hegseth, İran’ı El Kaide ve İslam Devleti ile birlikte Amerika Birleşik Devletleri ve müttefikleri için varoluşsal bir tehdit olarak gösteriyor.

Aynı kitabın “İslamcılık: En Tehlikeli ‘izm’” başlıklı bölümünde Hegseth, İslamın farklı kollarına bağlı olan ve birbirleriyle çatışan grupları ve devletleri bir araya getirerek şöyle yazıyor:

“Amerika İslam’la savaşta değil, ama İslamcılarla her zaman savaş halindeyiz. El Kaide, İslam Devleti, Taliban, İran ve benzerleri, ‘birlikte yaşama’ planı olmayan İslamcı hareketin en son tezahürleri. Toprak, güç, demografik ve siyasi avantajlar peşindeler ve Batıya diz çöktürmek için aktif olarak askeri araçlar, özellikle nükleer silahlar arıyorlar.”

Bazı ABD’li komutanlara göre İran savaşı “Tanrının planı”

“Irak’ta siyasi boşluğu İran, güvenlik boşluğunu IŞİD doldurdu”

Aynı pasajda Hegseth, mevcut çatışma sırasında İran füzeleriyle vurulan ABD’nin müttefiki Suudi Arabistan’a da vuruyor ve Krallığın “petrol parasıyla Müslüman dünyasında, Avrupa’da ve hatta burada, ABD’de radikal, Batı karşıtı İslam okulları (medreseler) ve camileri finanse ettiğini” yazıyor.

Kitabın başka bir bölümünde Hegseth, İran’ı “Irak’ı işgal eden kötü niyetli bir güç” olarak gösteren bir pasaj eklemiş. Bu pasaj, Hegseth’in sadece “Texas Omar” olarak tanımladığı Iraklı bir kaynağa atfediliyor.

Hegseth, Omar’ın sözlerini aktarıyor

“İran’ın bu durumdan nasıl yararlanmak istediğini de gördük ve onların etkisine karşı durmamız gerekiyordu. Bu kötülüğe karşı savaşmak için ölmeye hazırdık. Diz çökerek yaşamaktansa ayakta ölmeye hazırdık.”

Hegseth, 2020’lerde muhafazakâr hareketin propagandasında uzman bir ses olarak ortaya çıktığında da benzer bir retorik kullandı.

2017 Prager U videosunda, İran’ı ABD’nin Irak’tan çekilmesiyle oluşan boşluğu dolduran bir ülke olarak tasvir ederek şöyle diyordu:

“Irak’ın doğusundaki komşusu ve Amerika’nın ölümcül düşmanı İran, siyasi boşluğu doldururken, IŞİD güvenlik boşluğunu acımasızca sömürdü.”

Fox News günleri: “Ilımlı İran yöneticileri diye bir şey yok”

Fox News’te konuk, katkıcı ve sunucu olarak geçirdiği on yıl boyunca Hegseth, İran’a karşı savaşçı bir tutum sergileme konusunda tutarlı bir tavır sergiledi.

14 Ocak 2014 tarihinde, Nexis’in bölüm transkriptine göre, Hegseth The Kelly File programına gazilerin savunucusu olarak katıldı ve İran’ın o dönemki dışişleri bakanı Cevad Zarif’in, 2008 yılında bir araba bombasında öldürülen eski Hizbullah 2 numarası İmad Muğniye’nin mezarına çelenk bıraktığını söyledi.

Hegseth, bu olayı, Obama yönetiminin rejimle o dönemde yaptığı geçici nükleer anlaşmayı eleştirmek için kullandı ve çelenk koyma olayının izleyicilere “bu rejimin gerçek niyetleri hakkında bilmemiz gereken her şeyi” gösterdiğini söyledi ve “bu yönetimin, İran’da artık ılımlılarla muhatap olduğumuza inanmak için kasıtlı olarak gözlerini kapattığını” eleştirdi.

Zarif ve o dönem sık sık ılımlı olarak nitelendirilen Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin “Kudüs Gücü ve Hizbullah ile aynı kişiler” olduğunu ve “aynı insanları, aynı kontrolü, aynı ideolojiyi” temsil ettiklerini söylüyordu.

2020 yılında Hegseth, Fox News’te bir dizi programa katılarak Trump’ın emriyle Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymani’nin öldürülmesini de kutlamıştı.

3 Ocak’ta Hegseth, Fox Business’ta ortaya çıkarak suikastı övdü ve İran liderliğinin diğer üyelerine yönelik bir tehdit niteliğinde açıklamalarda bulundu:

“İran bugün, belki de tekrar bir şey yapacağımızdan endişelenmeli. Amerikalıları öldürmeye devam ederseniz, belki de sıradaki ikinci generalinizdir. Biz en üstteyiz. Siz bize cevap verirsiniz, tersi değil.”

Birkaç gün sonra, 8 Ocak 2020’de, İran’ın ABD güçlerinin bulunduğu Irak üslerine misilleme füze saldırıları düzenlemesinin ardından, Hegseth Fox & Friends programına çıkarak İran’ın nükleer programına karşı askeri harekat için doğru zamanın geldiğini ima etti:

“Irak’tan ayrılıp ayrılmamamız, bizim şartlarımıza göre ve İran’ı nasıl kontrol altına alacağımıza ve onların nükleer bomba elde etme yeteneklerine göre belirlenmeli… Şu anda, onların bu yeteneklerini ortadan kaldırmak için doğru zaman olabilir.”

Eski ABD ordusu mensubu Krapivnik: İran’da intihar görevi peşindeyiz

Kudüs konuşması: Harem’üş Şerif’te yeni Yahudi tapınağı inşasına destek

2018’de Hegseth, Arutz Sheva (Israel National News olarak da bilinen İsrail medya kuruluşu) tarafından Kudüs’te düzenlenen konferansta konuşma yaptı.

Hegseth konuşmasında, Obama yönetimi tarafından müzakere edilen İran nükleer anlaşmasını “ihanet” olarak nitelendiriyordu:

“Obama yönetimi, nükleer silahlara kaçınılmaz bir yol açan korkunç bir anlaşma imzalamak için elinden gelen her şeyi yaptı ve milyarlarca dolarlık fon sağladı. Nefret dolu terörist İran rejimi, Amerika’nın ve İsrail’in yok olmasını istiyor.”

Hegseth daha sonra, İsrail-Filistin çatışmasıyla ilgili, ABD’nin ana akım politikasından oldukça uzak bir dizi açıklamaya geçti.

Hegseth, “bugün Amerika’daki entelektüellerin ağzından hâlâ damlayan sözde iki devletli çözüm”ü eleştirdi ve “Bugün sahaya bakarsanız, iki devletli çözümün sonucu diye bir şeyin olmadığını anlarsınız. Burada tek bir devlet var,” diye ekledi.

Dinleyicilerini, İsrail yerleşimci hareketinin dilini kullanarak “Yahudiye ve Samiriye”, ya da Batı Şeria’nın ilhakı konusunda harekete geçmeye çağırdı:

“Bilet alın, harekete geçin, İsrail’de yapılması gerekeni yapın, çünkü Amerika’nın sizi destekleyeceği bir an olduğuna gerçekten inanıyorum.”

Hegseth ayrıca Harem’üş Şerif’te Yahudi tapınağının yeniden inşasını savundu. Bu, Orta Doğu siyasetinde en tartışmalı konulardan biri, çünkü bu bölge İslamın üçüncü kutsal mekanı olan Aksa Camii’ne ev sahipliği yapıyor.

Bunu, 1917’deki Balfour Deklarasyonu, İsrail’in 1948’deki bağımsızlığı, 1967’deki Altı Gün Savaşı ve Trump’ın 2017’de Kudüs’ü ülkenin başkenti olarak tanıması gibi bir dizi Siyonist “mucize”nin bir parçası olarak nitelendiren Hegseth, dinleyicilere “Tapınak Dağı’nda Tapınağın yeniden kurulmasının mucizesinin gerçekleşmemesi için hiçbir neden yok. Nasıl olacağını bilmiyorum. Siz de nasıl olacağını bilmiyorsunuz, ama ben bunun olabileceğini biliyorum,” diyordu.

Aynı konuşmada, Avrupa’yı “radikal İslam tarafından yakında boğulacak bir müze” olarak nitelendirdi.

“Tanrı da İsrail halkının yanındadır”

Hegseth’in ABD-İsrail ilişkilerine bakışı, sık sık Amerikan dış politikası ile İncildeki yükümlülükler arasındaki her türlü ayrımı ortadan kaldıran teolojik terimlerle ifade ediliyor.

Örneğin Amerikan Haçlı Seferi adlı kitabında şöyle yazıyor:

“Tanrı da İsrail halkının düşmanlarına karşı yanında durur ve İsrail’i kutsayanları kutsar. Amerika, Tanrıyı onurlandırdığımız ve özgürlüğü sevdiğimiz için İsrail’in yanında durmalı.”

2018’de İsrail’de yaptığı konuşmada, İsrail’in sınırlarının genişletilmesini savunurken, dinleyicilere “vatansever Amerikalılar, evanjelik Hıristiyanlar ve inananlar arasında sahip olduğunuz desteği” dikkate almalarını söyledi.

The Guardian’ın önceki haberlerinde, Hegseth’in komutasındaki askerlere çatışma kurallarını görmezden gelmeleri tavsiyesinde bulunduğu, ABD ordusunun olası bir iç savaşta “taraf tutması” gerekebileceği görüşünü dile getirdiği ve bir podcast’te “alan egemenliği” adlı teokratik vizyonu desteklediği ortaya çıkmıştı.

Hegseth’in yayınlanmış eserlerinde Müslüman göçmenlerin Avrupa’ya göçüyle ilgili komplo teorileri ve İslam tarihi hakkında yanlış iddialar da dahil olmak üzere Müslüman karşıtı söylemler yer aldığı da ortaya çıktı.

Aynı kitap, ortaçağ haçlı seferlerini çağdaş çatışmalar için bir model olarak tasvir ediyor ve Hegseth’in koluna dövme olarak kazınmış “deus vult” (“Tanrı istiyor”) sloganını taşıyor.

Amerika

OpenAI ve Anthropic vakaları açık kaynak yapay zeka tartışmasını büyüttü

Yayınlanma

OpenAI ve Anthropic sistemlerinde yaşanan siber güvenlik ihlallerinin ardından Silikon Vadisi’nde açık kaynak teknolojisinin riskleri ve faydaları yeniden tartışmaya açıldı. Nvidia öncülüğünde kurulan yeni ittifak açık kaynak araçlarının savunma kapasitesini artıracağını savunurken, Anthropic yönetimi bu modellerin siber ve biyolojik saldırılarda kullanılabileceği uyarısını yineledi. ABD yönetimi ve milletvekilleri, Çin ile rekabet ve açık kaynak geliştirme süreçleri karşısında nasıl bir tutum alınacağını değerlendiriyor.

OpenAI ve Anthropic’te yaşanan iki siber güvenlik vakasının ardından yapay zekanın taşıdığı siber güvenlik risklerine yönelik endişeler bu hafta en üst seviyeye ulaştı.

Yaşananlar, Silikon Vadisi’nde açık kaynak teknolojilerinin bu tehditleri azaltıp azaltamayacağına ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Son olaylar, yılın başlarında Çin ile artan rekabet ve Trump yönetiminin yapay zeka düzenlemelerine yönelik anlık yaklaşımları arasında ivme kazanan açık kaynak teknolojisi talebini daha da güçlendiriyor.

Ülkenin en büyük teknoloji şirketlerinden bazıları, OpenAI ve ardından Anthropic’in kendi modellerinin bir siber güvenlik testi sırasında başka şirketlerin sistemlerine sızdığını açıklamasının ardından bu hafta tartışmaya dahil oldu.

On altıdan fazla büyük teknoloji şirketi, Nvidia’nın bu hafta duyurduğu yeni açık kaynak girişimine destek verirken, şirketin CEO’su Jensen Huang konuyla ilgili olarak Kongre binasında milletvekilleriyle bir araya geldi.

Ancak teknoloji sektöründeki tüm aktörler bu adımı desteklemiyor. Perşembe günü Claude modeliyle ilgili üç güvenlik ihlali açıklayan Anthropic yöneticileri, açık ağırlıklı (open-weight) modellerin güvenliğine dair endişelerini yineleyerek bu sistemlerin siber veya biyolojik saldırılar için kötüye kullanılabileceği uyarısında bulundu.

Booz Allen Hamilton Başkan Yardımcısı ve Siber Güvenlik Yapay Zeka Sorumlusu Aaron Saint-Miller Cuma günü The Hill’e yaptığı açıklamada, “ABD’nin şu anda daha büyük modeller ile daha küçük modeller arasındaki doğru yolun ne olduğu ve daha büyük modellerin kabiliyetine erişmek için gereken küçük modellerin hacmi konusunda tam olarak ne düşündüğünden emin değilim” dedi.

OpenAI veya Anthropic tarafından barındırılan özel modellerin aksine, açık kaynaklı sistemler genellikle daha küçük, daha ucuz ve kamuya açık alanlarda yer alıyor. Bu durum, hemen her kişinin veya şirketin modeli indirmesine ve geniş bir kullanım yelpazesi için özelleştirmesine olanak tanıyor.

Bazı durumlarda bir model tam anlamıyla açık kaynak olmayabiliyor; ancak açık ağırlıklı yapıya sahip olabiliyor. Bu da modelin bilgileri taramak ve yanıtlar oluşturmak üzere nasıl eğitildiğine ilişkin yöntemlerin kamuoyuyla paylaşıldığı anlamına geliyor.

Claude veya ChatGPT gibi özel ve mülkiyet altındaki modellerin artan maliyetleri ile Çin’in yapay zeka gelişiminin önünde kalma ihtiyacı nedeniyle son haftalarda ABD’de daha fazla açık kaynaklı geliştirme yapılmasına yönelik talep hız kazandı.

Bu endişeler, OpenAI’ın iki modelinin izole bir test ortamında kontrol dışına çıktığını ve yüz binlerce açık kaynaklı modele, veri kümesine ve bulut ortamına ev sahipliği yapan Hugging Face’in iç sistemlerini ihlal ettiğini açıklamasıyla bu ayın başlarında tekrar gündeme geldi.

Pazartesi günü “Açık Güvenli Yapay Zeka İttifakı”nı (Open Secure AI Alliance) başlatan Nvidia, söz konusu siber güvenlik vakasına işaret ederek, hem yapay zeka modellerinin hem de bunların yarattığı siber güvenlik risklerinin büyüdüğü bir dönemde açık kaynaklı araçların kritik altyapıları korumak için bir fırsat sunduğunu savundu.

İttifak kapsamında teknoloji şirketleri, gelecekteki vakalara karşı savunma yapmak amacıyla güvenlik açıklarını tespit etmek, yamalamak ve bildirmek üzere açık kaynaklı araçları paylaşabilecek ve kullanabilecek.

Nvidia yaptığı açıklamada, “Siber savunucuların meşru müdafaa için açık, öncü ve ajan tabanlı (agentic) sistemlere ihtiyacı var. Saldırganları savunuculardan ayıramayan kapalı yapay zeka araçları temel adli analizleri engellediğinde Hugging Face, 17 binden fazla eylemi analiz etmek ve sızmayı kontrol altına almak için kendi altyapısında açık ağırlıklı GLM 5.2 modelini çalıştırdı” ifadelerine yer verdi.

Teknoloji devi; açık modellerin sektörler genelinde savunma kabiliyetlerine erişimi genişlettiğini, şeffaflığı artırdığını, verileri koruduğunu ve “özelleştirilebilir, yerelleştirilmiş kontrollerle öncü kapalı modelleri tamamladığını” ileri sürdü.

İttifakta yer alan şirketler arasında Reflection AI, Hugging Face ve OpenClaw gibi diğer açık kaynak savunucularının yanı sıra teknoloji devleri Microsoft, Palantir, SpaceX ve IBM bulunuyor.

Özel model geliştirmede uzmanlaşan ABD’nin en büyük öncü yapay zeka laboratuvarlarından OpenAI, Anthropic ve Google’ın ittifakta yer almaması dikkat çekti.

OpenAI ve Anthropic’in ittifakta bulunmaması, sektör analistlerinin tepkisini çekti. Analistler, bu şirketlerin ticari bir kazanç elde edemeyecekleri gerekçesiyle açık kaynağı desteklemediklerini savundu.

Riske dayalı sermaye yatırımcısı Bill Gurley Salı günü X sosyal platformunda yaptığı paylaşımda, “Yaklaşık 3 yıl önce, açık modellerin yapay zekadaki mevcut liderler için temel bir tehdit haline geleceğine ve ne yazık ki bu şirketlerin buna yanıt olarak mevzuat kısıtlamalarına (regulatory capture) sığınacaklarına inanıyordum” diye yazdı.

Gurley, “Bu iş dışı yaklaşımı kullanacakları hırsı eksik tahmin etmişim” ifadesini ekledi.

OpenAI CEO’su Sam Altman internet üzerinden gelen eleştirilere yanıt vererek, açık teknolojiyi destekleyen sektör mektubunu görmekten “memnuniyet duyduğunu” belirtti.

Altman, X’teki paylaşımında, “ABD’nin yapay zekada hem açık kaynakta hem de mülkiyet altındaki modellerde kazanmasını istiyorum” diye yazdı.

Nvidia, ittifakı kurmadan günler önce açık ağırlıklı modellere yönelik “erken kısıtlamalara” karşı uyarıda bulunan bir mektuba imza atmıştı. Llama ailesi altında açık ağırlıklı modeller sunan Meta ve Microsoft da imzacılar arasında yer alırken, OpenAI da sonradan bu mektuba katıldı.

Anthropic CEO’su Dario Amodei Salı günü yayımladığı bir blog yazısında, açık ağırlıklı teknolojiye yönelik bir yasağı desteklemediğini; ancak bu kritik konuda orta yolu bulmaya çalışırken “iki kusuursuz kabus senaryosundan” korktuğunu belirtti.

Amodei’nin korkuları arasında, otoriteryen bir hükümetin güçlü yapay zekayı “kalıcı askeri üstünlük sağlamak veya kendi halkına yönelik inanılmaz derinlikte bir baskıyı sürdürmek” amacıyla kullanması riskinin yanı sıra, yapay zekanın siber veya biyolojik saldırılar gerçekleştirmek üzere genel olarak kötüye kullanılması yer alıyor.

Amodei, açık ağırlıkların yapay zeka ekonomisine erişimi genişletebileceği ve bazı kullanım alanlarında rekabeti artırabileceği konusunda hemfikir olduğunu; ancak bu modellerin siber saldırganlardan ziyade savunuculara daha fazla yardımcı olduğu iddiasına katılmadığını bildirdi.

“Bana bunun tam tersinin gerçekleşme ihtimali en azından aynı derecede muhtemel görünüyor” diye yazan Amodei, yaygın olarak erişilebilen modellerin biyolojik saldırılara yardımcı olabileceğinden endişe ettiğini ve teknoloji şirketleri ile hükümet yetkililerinin buna karşı nasıl savunma yapılacağını anlamasının yıllar alacağını savundu.

Bu açıklamadan günler sonra Anthropic, son aylarda yapılan siber güvenlik testleri sırasında kendi modellerinin üç farklı kuruluşun sistemine eriştiğini duyurdu. Vakalar, OpenAI’ın tespitinin ardından 141 binden fazla Claude değerlendirmesinin incelenmesi sırasında ortaya çıkarıldı.

Açık kaynaklı modeller daha fazla özelleştirme imkanı sunuyor ve bu durum belirli senaryolarda hem siber saldırgan hem de savunucu için avantaj sağlayabiliyor.

Saint-Miller, “Açık modeller, onların istismar edilebilir yollarını bulma fırsatını açığa çıkarıyor; ancak aynı zamanda savunma uygulamaları için onları daha elverişli hale getirme imkanı da veriyor. Bir modeli ne kadar ince ayardan geçirebilirim ve bu şekilde yaparsam modele yönelik istismar veya manipülasyon risklerini ne kadar azaltabilirim?” değerlendirmesini yaptı.

Meta CEO’su Mark Zuckerberg de Salı günü yayımlanan kaleme aldığı görüş yazısıyla tartışmaya katılarak teknolojinin geleceğinin sınırlı sayıdaki büyük aktör tarafından kontrol edilmemesi gerektiğini savundu.

The Wall Street Journal gazetesinde yazan Zuckerberg, “Çağımızın belirleyici sorusu süper zekanın var olup olmayacağı değil, ona kimin erişebileceğidir. Birkaç kurumla sınırlı kalıp merkezileşecek mi, yoksa herkesi güçlendiren bir araç mı olacak?” ifadelerini kullandı.

Teknoloji milyarderi, açık ağırlıklı modellerin yanlış ellere geçmesine yönelik uyarıları nedeniyle Amodei gibi kilit rakiplerine göndermede bulunarak, “Yapay zekanın son derece tehlikeli olduğu ve tek güvenli yolun yetkinin aşırı merkezileşmesi olduğu düşüncesi tehlikeli görünüyor” diye yazdı.

Zuckerberg, “Tarihsel olarak, mutlak bir gücün yeterince aydınlandığı takdirde insanlığa hayırsever bir şekilde hizmet edeceğini ummak güvenli veya olumlu sonuçlar doğurmamıştır” dedi.

ABD yönetiminde ve Kongre’de yapay zeka mesaisi

Bu tartışma, Beyaz Saray’ın kamuoyuna sunulmadan önce yapay zeka modellerinin hükümet tarafından gönüllü olarak test edilmesine ilişkin bir çerçeve yayımlamasının beklendiği günlerden hemen önce gerçekleşiyor.

Trump yönetiminin Çin üretimi açık ağırlıklı modellere yönelik kısıtlamaları veya bir yasağı değerlendirdiği bildirilmiş; ancak yetkililer daha sonra ABD’deki açık kaynaklı geliştirmenin Beyaz Saray için bir öncelik olduğunu açıklamıştı.

Söz konusu söylentiler, Çinli girişim Moonshot AI tarafından geliştirilen gelişmiş yapay zeka modeli Kimi K3’ün ardından ortaya çıktı. Ticaret Bakanlığı, Kimi K3’ün ABD’deki yapay zeka modelleriyle aynı seviyede performans göstermediğini belirledi; ancak modelin kodlama kabiliyetleri yine de Washington ve Silikon Vadisi’nde yankı uyandırdı.

Beyaz Saray, Moonshot’ı Kimi K3’ü geliştirmek için Anthropic’in en son modelini usulsüz kullanmakla ve kısıtlanmış Nvidia çiplerine erişmekle suçladı. Hazine Bakanı Scott Bessent, Amerikan teknoloji şirketlerinin fikri mülkiyetini çaldığı iddia edilen Çinli şirketlere mali yaptırımlar uygulama tehdidinde bulundu.

İttifakın kurulmasından bir gün sonra Huang, açık kaynak da dahil olmak üzere yapay zekadaki Amerikan liderliğini görüşmek üzere her iki partiden milletvekilleriyle bir araya geldi.

Huang, İstihbarat Komisyonu Başkan Yardımcısı Senatör Mark Warner (Demokrat-Virginia) ile görüştü.

Warner Salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Nvidia başkanının “açık kaynaklı modelleri güçlü bir şekilde savunduğunu” söyledi.

Warner, “Altı ay önce kapalı kaynaklı model fikrine çok daha sıcak bakıyordum, çünkü Claude o zaman çıktı ve durum bu şekildeydi” dedi.

Warner, “Şimdi Kimi gibi bazı Çin modellerinin çıktığını ve giderek daha fazla Amerikan şirketinin açık kaynağa yöneldiğini gördüğümüzde, açık kaynak bakımından bu cinin tekrar şişeye konulabileceğinden emin değilim. Ancak bu konu üzerinde hala düşünüyorum” diye ekledi.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD vize başvurularında 20 bin dolarlık depozito uygulamasını kalıcı yapıyor

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanlığı, kalış sürelerini ihlal eden ülke vatandaşlarından vize başvurularında 20 bin dolara kadar teminat alınmasını 3 Ağustos itibarıyla kalıcı hale getiriyor. İş ve turizm vizelerini kapsayan uygulama 50 ülkenin vatandaşlarını hedefliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı yayınladığı güncellenmiş bildirimle, ülkede kalış sürelerini ihlal eden yabancı ülke vatandaşlarından alınan vize teminatı uygulamasını 3 Ağustos tarihinden itibaren kalıcı hale getireceğini duyurdu.

İş seyahati (B-1) ve turizm (B-2) vizelerini kapsayan düzenlemeyle birlikte, başvuru sahiplerinden 20 bin dolara kadar depozito talep edilebilecek.

ABD yönetimi, vize başvurusunda bulunanlara yönelik pilot teminat programını ilk olarak geçen yılın ağustos ayında 12 aylık süreyle başlatmıştı.

B-1 ve B-2 vize türlerini kapsayan bu pilot çalışma, konsolosluk görevlilerine kendi takdirlerine bağlı olarak 5 bin, 10 bin veya 15 bin dolar tutarında teminat isteme yetkisi veriyordu. Yatırılan teminat tutarları, kişilerin ABD’den zamanında ayrılması durumunda iade ediliyor.

Dışişleri Bakanlığının güncellenen bildiriminde yeni dönemin kuralları şu sözlerle aktarıldı:

“Ülkeyi iş veya turizm amacıyla geçici olarak ziyaret etmek üzere vize başvurusunda bulunan bir yabancı ülke vatandaşından (B-1/B-2 kategorileri), göçmen olmayan statüsüne uyacağını ve ülkeden usulüne uygun şekilde ayrılacağını garanti etmek amacıyla teminat (‘vize teminatı’) yatırması istenebilir. Konsolosluk görevlileri, ilgili göçmen olmayan vize başvuru sahiplerinden, vize verilme şartı olarak ve tamamen kendi takdirlerinde olmak üzere 20 bin dolara kadar teminat yatırmasını talep edebilir.”

Söz konusu uygulama, vizelerdeki kalış sürelerini ihlal eden kişilerin bulunduğu 50 ülkenin vatandaşlarını kapsıyor. Liste ağırlıklı olarak 30 Afrika ülkesinin yanı sıra Kırgızistan ve Tacikistan gibi devletleri içeriyor.

Havalimanlarında gözaltı operasyonları başladı

The New York Times gazetesi geçen hafta aktardığı haberde, ABD göçmenlik yetkililerinin havalimanlarında ABD vizelerinin süresi dolmuş yabancı ülke vatandaşlarını gözaltına almaya başladığını yazdı. Gözaltına alınanlar arasında ABD vatandaşlarının eşlerinin de bulunduğu kaydedildi.

Yetkililerin doğrudan bilet alma bankolarında ve geliş alanındaki çıkış kapılarında müdahalede bulunduğu belirtilirken, bu tür denetimlerin son haftalarda en az 15 havalimanında yürütüldüğü ifade edildi.

ABD İç Güvenlik Bakanlığı konuya ilişkin açıklamasında, “Mevcut yönetim, ülkemizde yasa dışı olarak bulunan yabancıların, gönüllü olarak ülkelerine dönmek amacıyla yapacakları uçuşlar hariç olmak üzere, artık uçakla seyahat edememelerini sağlamak için her türlü çabayı göstermektedir” ifadelerine yer verdi.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de 152 milyar dolarlık dev volfram keşfine NASA engeli

Yayınlanma

ABD’nin Nevada eyaletinde ülkenin en büyük volfram rezervi olduğu değerlendirilen dev bir saha keşfedildi. Ancak NASA’nın alan üzerindeki sondaj yasağı nedeniyle kritik madenin çıkarılması tehlikeye girdi. 152 milyar dolar değerindeki sahanın üçte biri uydu kalibrasyon bölgesinde kalıyor.

ABD’nin Nevada eyaletinde ülkenin tahmini olarak en büyük volfram yatağı keşfedildi. Ancak uzay ajansı NASA’nın tutumu nedeniyle maden sahasının bir bölümünde işletim yapılması imkansız hale gelebilir.

Financial Times gazetesinin madencilik şirketi 3 Proton Lithium (3PL) raporuna dayandırdığı habere göre, stratejik rezervin geliştirilmesi uzay ajansının engeline takıldı.

Railroad Valley Minerals madencilik projesi sahasındaki rezervlerin miktarı ilk belirlemelere göre 1,78 milyon ton olarak hesaplandı.

Mevcut piyasa fiyatlarıyla değerinin yaklaşık 152 milyar dolar olduğu belirtilen bu tahmine, şu anda sondaj yapılması yasaklanan bölge dahil edilmedi.

Maden sahasının yaklaşık üçte biri, NASA’nın uydu ekipmanlarını kontrol etmek ve ayarlamak için kullandığı alan içerisinde yer alıyor. Uzay ajansı, bölgedeki madencilik faaliyetlerinin bu çalışmalara zarar vereceğini savunuyor.

Volfram; savunma sanayisi, makine imalatı, havacılık, elektronik ve enerji sektörlerinde kullanılan stratejik öneme sahip bir metal olarak öne çıkıyor.

Yüksek dayanıklılığı ve ısıya karşı direnci sayesinde mühimmat, roket, motor ve diğer yüksek teknoloji ürünlerinin imalatında tercih ediliyor.

3PL Yönetim Kurulu Başkanı ve Finans Direktörü Kevin Moore, keşfin yalnızca madencilik sektörü için değil, ABD’nin ulusal güvenliği açısından da büyük önem taşıdığını vurguladı.

ABD’nin yaklaşık on yıl önce volfram üretimini durdurduğunu ve tamamen ithalata bağımlı hale geldiğini belirten Moore, küresel pazarın yaklaşık yüzde 80’inin Çin’in kontrolünde olduğuna dikkat çekti.

Çin’in Washington Büyükelçiliği ise Financial Times’a yaptığı açıklamada, Pekin’in küresel tedarikin istikrarından yana olduğunu ve yürürlükteki kurallara uyulması halinde volfram ihracat lisansı verdiğini bildirdi.

Proje sahasında volframın yanı sıra yüksek miktarda lityum, bor ve potasyum tuzu rezervleri de tespit edildi.

Donald Trump yönetimi, Railroad Valley sahasını stratejik ham maddelerin çıkarılmasına yönelik büyük projelerin onay sürecini hızlandıran FAST-41 federal programına dahil etmişti.

Madencilik şirketi, NASA’nın talebi üzerine 2023 yılında getirilen arama ve çıkarma yasağını kaldırmak için mücadele veriyor. Yasak, yaklaşık 44 kilometrekarelik (17 mil kare) bir alanı kapsıyor. NASA yetkilileri gazete yaptığı açıklamada tutumlarını değiştirmeyi düşünmediklerini ifade etti.

Gazeteye konuşan uzmanlar, küresel volfram kıtlığı yaşandığı bir dönemde bu keşfin büyük ilgi uyandıracağını değerlendiriyor. Ancak NASA ile yaşanan anlaşmazlık çözülse dahi üretim safhasına geçilmesinin birkaç yıl alabileceği belirtiliyor.

ABD’nin kendi volfram tedarikini güvence altına alması konusu bu yıl özellikle kritik bir boyut kazandı. Foreign Policy nisan ayında yayınladığı haberde, artan mühimmat tüketimi nedeniyle ABD’nin elindeki volfram stoklarının eridiğini uyarmıştı. Bu durum karşısında Washington yönetimi dışa bağımlılığı azaltmaya çalışıyor.

Pentagon, savunma sanayisi için volfram alım şartlarını sıkılaştırmayı planlarken ABD Savunma Bakanlığı yeni yatakların işletilmesi amacıyla yürütülen projeleri finanse ediyor.

Yayınlanan bilgilere göre bakanlık, Nevada’daki Golden Metal Resources projesinin geliştirilmesi için 6,2 milyon dolarlık hibe ayırdı.

NBC kanalı da mayıs ayında servis ettiği haberde ABD’nin yeni volfram kaynakları aramaya başladığını bildirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English