Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Hürmüz Boğazı’nın kapatılması senaryosu önceden modellenmemiş miydi?

Yayınlanma

ABD-İsrail’in İran’a saldırmasından ardından Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması küresel ekonomiye darbe vururken, bu senaryonun daha önce modellenip modellenmediği gündeme geldi.

Axios’ta yer alan değerlendirmeye göre Hürmüz’ün kapatılması bir zamanlar o kadar akıl almaz bir ihtimal olarak görülüyordu ki, enerji uzmanları bunu modellerinde dikkate aldıkları için “odadan gülünç bir şekilde kovuluyorlardı.”

Bu hayati su yolu aylardır fiilen kapalı durumda. Bu durum küresel iktisadi krizi derinleştiriyor ve bundan sonra ne olacağına dair gerçek bir senaryo yok.

Boğaz, küresel enerji sistemindeki en önemli su yolu. Dünyadaki petrol ve sıvılaştırılmış doğalgazın (LNG) yaklaşık beşte birini de içeren çok sayıda ürün için kilit bir iktisadi arter niteliğinde.

Axios’a göre bazı uzmanlar, bir bakıma, boğazın fiilen “iflas edemeyecek kadar büyük” olduğuna inanmış görünüyordu.

Potansiyel petrol kesintilerini değerlendiren en az iki büyük simülasyonda, uzmanlar tam bir kesintiyi ele aldılar ama bunun “anlamlı bir planlama yapmayı imkansız kılacak kadar olasılıksız” ya da çok büyük ölçekli olduğu düşünülerek, sonuçta planlamalarına dahil etmediler.

2007 yılında, bir grup uzman tam bir kesintiyi modellemeyi değerlendirdi ama daha sonra bu fikri reddetti.

Securing America’s Energy Future kuruluşunda bu senaryo üzerine çalışan Sam Ori, yakın zamanda düzenlenen bir etkinlikte şunları söyledi:

“Tartışma şöyleydi: ‘Hadi ama arkadaşlar, bu inandırıcı olmalı. Böyle bir şey asla olamaz.”

Ori’ye göre bunu modellemek, ”iktisadi bir kıyamet senaryosu” ile yüzleşmek anlamına geliyordu.

Şu anda Chicago Üniversitesi İklim ve Sürdürülebilir Büyüme Enstitüsü’nün yönetici direktörü olan Ori, bu fikrin odadaki herkes tarafından gülünç bulunduğunu aktarıyor.

2022 yılında Uluslararası Enerji Ajansına (IEA) üye ülkelerin temsilcileri tarafından yönetilen bir görev gücü de Hürmüz Boğazı’nın tamamen kapatılması seçeneğini gündem dışı bırakmış.

O dönemde ABD Enerji Bakanlığında görev yapan Landon Derentz, kriz durumunda stratejik petrol rezervlerinin en iyi şekilde nasıl tahsis edileceğini değerlendirmek üzere toplanan bir görev gücüne katılmış.

Şu anda Atlantic Council’de görev yapan Derentz’e göre katılımcılar, iki nedenden dolayı bu seçeneği dikkate almamışlar: Birincisi, böyle bir şey daha önce hiç olmamıştı. İkincisi, bunun, IEA’nın gerçekçi olarak koordine edebileceğinin ötesinde küresel bir müdahale gerektirdiği düşünülüyordu.

Derentz şunları söylüyor:

“Kendinizi, belki de bunu uygulamamız gerektiğine ikna etmiş olsanız bile, boğazı kapatmanın sonuçları o kadar ağırdı ki, bunu tek başına bir kurum olarak gerçekten karşılayamazdınız. O noktada, IEA’nın yetki alanının çok ötesine geçen küresel bir tepki ve diplomatik çaba gerekirdi.”

Axios’a göre bu durum, Harvard ekonomisti Martin Weitzman tarafından ortaya atılan “kasvetli teorem”in gerçek hayattaki bir yansıması gibi görünüyor.

Buradaki fikir, olasılığı son derece düşük olan aşırı senaryoların geleneksel analizleri alt üst edebileceği ve normal politika planlamasının kapsamı dışında kalabileceği.

Bazı uzmanlar da bu konuyu, finansal krizde olduğu gibi konut fiyatlarının asla anlamlı bir düşüş göstermeyeceği inancı bağlamında gündeme getiriyor.

TotalEnergies CEO’su Patrick Pouyanné, yakın zamanda Axios’a verdiği röportajda, Hürmüz’ün Süveyş veya Panama gibi bir kanal olmadığı için, kapatılma olasılığının “muhtemelen hafife alındığını” söyledi.

Öte yandan Hürmüz’ün kapatılma ihtimalinin planlamalara hiç dahil edilmediğini söylemek doğru değil. Örneğin bir IEA sözcüsü ve eski bir üst düzey IEA yetkilisi, kurumun acil durum planlamalarında uzun süredir Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasıyla ilgili riskleri dikkate aldığına dikkat çekiyor.

2019 yılında Devrim Muhafızları’nın Hürmüz Boğazı’nda İngiltere bayraklı petrol tankeri Stena Impero’ya uluslararası denizcilik kurallarını ihlal ettiği iddiasıyla el koyması ile patlak veren krizin ardından IEA “küresel piyasalara yeterli arzın sağlanması için herhangi bir aksaklık durumunda hızlı ve kararlı bir şekilde harekete geçmeye hazır” olduğunu ilan etmişti.

Derentz, 2022 görev gücünün ayrı bir tatbikat olduğunu ve özellikle ülkelerin mevcut rezervleriyle bir petrol krizine müdahale etme yeteneklerine odaklandığını söylüyor.

Derentz, orduların da boğaz çevresindeki çatışma riskini kapsamlı bir şekilde modellemiş olduğunu ama genellikle enerji planlamacıları ve ekonomistlerden ayrı olarak çalıştıklarını belirtiyor.

Yine 12 Gün Savaşı’nın ardından yayınlanan bir ABD Kongresi raporunda, İran’ın o dönem henüz uygulamaya sokmadığı Hürmüz’ü kapatma tehdininin sonuçlarına ilişkin kısa bir değerlendirme yapılıyor.

“İran Krizi ve Hürmüz Boğazı: Petrol ve Doğalgaz Piyasasına Etkileri” başlıklı raporda, İran’ın tehdidinin uygulanması halinde Hürmüz’ün çoğunlukla “ne tam açık, ne tam kapalı” olacak bir durumda kalacağına işaret ediliyor.

ABD Kongresi’nin Araştırma Servisi’nin hazırladığı rapor, İran’ın Hürmüz’ü kapatabilecek güce sahip olduğu, ABD’nin de buna (askeri olarak) karşı koyabilecek araçlarının bulunduğu ama bu karşı hazırlığın “aylar” sürebileceği vurgulanıyor.

Yakın tarihteki İran bağlantılı olayların petrol fiyatlarını nasıl etkilediğine dair bir tablo da hazırlayan raporun yazarları, bir örüntü olarak, olayın yaşandığı ay petrol fiyatlarının bir önceki aya göre yükseldiğini ama sonraki ayda yine dramatik bir düşüşün sağlandığına dikkat çekiyorlar.

2019’da ABD’li enerji odaklı düşünce kuruluşu CGEP tarafından yayınlanan rapor ise tam tamına Hürmüz’ün geçici de olsa bir süreliğine kapatıldığı bir senaryoyu işliyor. Üçüncü ve pek muhtemel sayılmayan bu senaryoda yazarlar savaşın bir deniz savaşı görünümü alacağı konusunda yanılmış olsalarda da, modellemelerinin gösterdiği petrol fiyatı dalgalanmaları şu nada benzer şekilde ilerliyor.

12 Gün Savaşı sonrasında Suudi yayını El Arabiya’da çıkan bir yazıda ise, boğazın kapatılmasının esas olarak Irak ve Çin için tehlikeli olduğu öne sürülüyor.

Öte yandan bu modellerin geliştirildiği dünya da artık değişti. O tatbikata katılan önde gelen enerji uzmanı Daniel Yergin, 2007’deki senaryonun “insansız hava araçlarının ortaya çıkmasından önce” olduğunu belirtti ve “Artık ucuz bir insansız hava aracı, devasa bir petrol tankerine çok büyük hasar verebilir,” dedi.

Axios’a göre mevcut kriz, aşırı risklerin modellenme şeklinin ardındaki varsayımları ve bu risklere karşı planlamadan kimin sorumlu olduğunu sınıyor.

Ortadoğu

ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

Yayınlanma

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.

Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.

Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.

Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.

Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.

Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.

Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.

Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.

USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.

USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.

Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.

Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.

Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.

Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.

Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.

Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.

Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.

Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Yayınlanma

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.

Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.

Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.

Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.

Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.

Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.

Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.

Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.

Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.

Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.

Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.

Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.

Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.

Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.

Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.

Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.

Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.

Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

Yayınlanma

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.

CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.

Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.

Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.

Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.

Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.

İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.

İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.

Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.

Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.

Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.

CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.

Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.

Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.

CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.

Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.

Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.

Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English