Ortadoğu
İsrail, Lübnan’da dijital verileri AI ile kullanarak Hizbullah’a saldırıyor

İsrail, Lübnan’daki tüm dijital verileri bir AI sisteminde birleştirerek Hizbullah ile bağlantılı isimlere yönelik saldırılar düzenliyor.
Los Angeles Times’ta yer alan habere göre, akıllı telefonlar, güvenlik ve trafik kameraları, Wi-Fi sinyalleri, insansız hava araçları, devlet veri tabanları ve sosyal medyadan gelen verileri birleştiren bu sistem, İsrail’e Hizbullah kadrolarının her hareketini takip etme konusunda neredeyse her şeyi bilen bir yetenek kazandırdı.
Haber, Hizbullah ile Tallusa sakinleri arasında irtibat görevlisi olarak çalışan 62 yaşındaki Ahmed Turmus’un hikayesini anlatıyor.
Buna göre, şubat ayında bir pazartesi öğleden sonra ailesini ziyaret ederken telefon çaldığında, Arapça aksanlı konuşan kişinin bir İsrail askeri subayı olması Turmus’u pek şaşırtmadı. Onu şaşırtan şey, sorulan soruydu. “Ahmad, çevrendekilerle birlikte mi yoksa tek başına mı ölmek istersin?”
Görüşülen aile üyelerine göre Turmus, telefonu kapatmadan önce tek kelimeyle cevap verdi: “Tek başıma.”
Turmus, 15 aylık ateşkes süresince, İsrail’in Güney Lübnan’daki saldırıları devam etmesine rağmen, köyü yeniden işler hale getirmek için onarım ekipleri ve sivil savunma görevlileriyle koordinasyon içinde çalışarak zamanını geçirmişti.
Ailesi, onu Hizbullah’ın eski bir savaşçısı olarak tanımladı. Fakat Turmus, yaşlandıkça idari bir rol üstlenmişti.
İsrail ise, onun “Hizbullah’ın terörist altyapısını yeniden inşa etmek amacıyla askeri ve mali konularda” çalıştığını iddia ediyor.
Rolü ne olursa olsun, o da artık İsrail’in “öldürme zinciri”nin tuzağına düşmüştü ve bu zincir, yıllar önce başlayan bir istihbarat toplama sürecinin doruk noktasıydı.
Turmus’un ordunun hedef tahtasına girmesinin pek çok yolu olabilirdi; bunların hiçbiri tek başına kesin bir kanıt sayılmazdı, fakat hepsi de o Şubat günü sonunda onu öldürülmek üzere seçen algoritma için “potansiyel birer girdi” oluşturuyordu.
Birincisi, Turmus, Hizbullah’’ı destekleyen Şii çoğunluklu bir köy olan Tallusa’da yaşıyordu; bu da Turmus ve diğer sakinlerin hareketlerinin sürekli olarak İsrail insansız hava araçlarının gözetimi altında olduğu anlamına geliyordu.
Gazze’de bu tür sistemlerin kullanımına ilişkin endişelerini dile getirene kadar savunma şirketlerinde çalışan bir yapay zeka uzmanına göre, insansız hava araçlarının kameraları muhtemelen Turmus’un yüzünü, arabasının markasını ve plakasını ve evini filme almış ve kaydetmişti.
İnsansız hava araçları, “stingray” olarak bilinen baz istasyonu simülatörlerini kullanarak kendilerini cep telefonu baz istasyonları gibi gösterip Turmus’un akıllı telefonunu bağlantı kurmaya ikna etmiş olabilir.
Bu sayede sadece Turmus’un verilerine değil, aynı zamanda hareketlerine de gerçek zamanlı olarak erişim sağlamış olabilirler.
Çalışmalarını tartışabilmesi için isminin açıklanmaması şartıyla konuşan yapay zeka uzmanı, Turmus SIM kartını değiştirmiş olsa bile yine de izlenmeye devam edeceğini belirtti:
“Bu devasa bir veri akışı: telefon meta verileri, konum sinyalleri, SIM kart değişiklikleri, uygulama kullanımı, sosyal medya davranışları, bazen hatta bankacılık veya yüz tanıma girdileri. Bunların çoğu ticari platformlardan, mobil ağlardan, ortak istihbarat ajanslarından veya sahadaki casuslardan ‘toplanıyor’.”
Toplandıktan sonra, Palantir’in Maven’i gibi platformlar tüm verileri standartlaştırır, etiketler ve puanlar, bunları cihazlar ve hesaplar arasındaki kimliklerle ilişkilendirir.
Böylece yapay zeka, bir kişinin faaliyetlerinin zaman çizelgesini oluşturabilir ve ilişkilerinin ağını haritalandırabilir.
Turmus da bu noktada dikkat çekmiş olabilir: Oğullarından biri 2024’ün başlarında öldürülen bir Hizbullah savaşçısıydı; diğeri ise çağrı cihazı saldırılarında yaralanmıştı.
Lübnan hükümetinin Lübnan’daki Birleşmiş Milletler barış gücü misyonuna koordinatörü olarak görev yapmış emekli General Münir Şehadet, İsrail’in Lübnan’a yönelik kapsamlı ve uzun soluklu istihbarat sızma faaliyetleri sayesinde Turmus’un izini sürmenin daha kolay olacağını söyledi.
Cep telefonu aboneleri veya araç kayıtlarına ilişkin bilgileri içeren veritabanları da dahil olmak üzere ülkenin veri altyapısının büyük bir kısmı yirmi yıldır İsraillilerin erişimine açıktı.
Ayrıca Şehadet’e göre İsrail istihbaratı Hizbullah’ın karasal ağına ve sinyal birimlerine de sızdı.
Ona göre Hizbullah’ın 2011’den 2024’e kadar Suriye’deki savaşa dahil olması, örgütün güvenliğini daha da tehlikeye attı.
Şehadet, “Bu faktörler, İsrail’in hem saha komutanlarını hem de üst düzey liderleri kapsayan kesin bir hedef havuzu oluşturmasına olanak sağladı,” dedi.
Bu aşamada yapay zeka devreye giriyor. Terabaytlarca veriyi hızla tarayan sistem, kalıpları tespit ediyor ve bunları bilinen bir tehdit olan ya da işaretlenmiş bölgelerin yakınında görünen bir kişinin hareketleriyle karşılaştırıyor.
Ayrıca, bir kişinin rutininden sapmaları da analiz ediyor. Tüm bunlar, bir “tehdit profili” oluşturmak için kullanılıyor.
2023 Şubat ayında savaşta yapay zeka hakkında yayınlanan bir İsrail ordusu makalesinde röportaj yapılan bir İsrail albayına göre, sonuç, hedefleri hızlı bir şekilde bulabilen bir sistem.
İsrail ordusunun Yapay Zeka Merkezi başkanı, sadece Albay Yoav olarak tanıtılan kişi, “Sistem bu işlemi saniyeler içinde gerçekleştiriyor; oysa geçmişte aynı işi yapmak yüzlerce araştırmacının birkaç haftasını alıyordu,” dedi.
Fakat yapay zeka uzmanı, bu sistemlerin bir kişinin tehlikeli olup olmadığını belirlemek için mantık yerine verileri kullanmasının endişe verici olduğunu belirtti.
Dahası, eğer bu bilgiler hatalıysa, sistem aynı hataları tekrar tekrar yapmaya devam eder ve bunu “daha hızlı ve daha emin bir şekilde” yapar.
Uzman, “Bu, bir kesinlik yanılsaması yaratıyor ve bu tehlikeli; çünkü her zaman bağlamı göz önünde bulundurmadan korelasyonu eyleme dönüştürüyor,” diyor ve ekliyor:
“Bu laboratuvar ortamı gibi değil. Peki sistem kim kimdir nasıl anlıyor? Ve birini işaretlediğinde bu bir insan kararı mı, yoksa sadece bir algoritmanın düğmeye basması mı?”
Slovenya Kriminoloji Enstitüsünde profesör ve meta veriler ile büyük veri odaklı hedefleme süreçlerinin yükselişine dair 2023 tarihli bir araştırma makalesi yazan Vasji Badalic, bu tür sistemlerin bir kişinin savaşçı olma olasılığını hesaplamak için kimin kiminle konuştuğu ya da nereye ve ne zaman seyahat ettiği gibi sıradan, rutin faaliyetleri izlemeye dayandığını ve bunun potansiyel olarak yanlış pozitif sonuçlara yol açabileceğini söyledi.
Badalic, “Akrabalar ya da propaganda veya finans faaliyetlerinde bulunan kişiler savaşçı değildir ama makine benzer iletişim kalıplarına sahip oldukları için onları savaşçı olarak algılar. Savaşçıları ve sivilleri ayıran eşiği nereye koyuyorlar?” diye soruyor.
Savaş bölgesinde hedefleri tespit etmek veya olayları öngörmek için makine öğrenimini kullanma çabası yeni değil.
ABD Başkanı George W. Bush döneminde Irak işgali sırasında, ABD ordusu telefon meta verilerini topladı ve şüpheli faaliyetleri tespit etmek için işledi.
Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) da Afganistan’daki El Kaide kuryelerini tespit etmek için SKYNET adlı bir davranış profilleme programı geliştirdi.
2019 yılına gelindiğinde, Amazon ve Microsoft gibi şirketler, tahminleri iyileştirecek daha karmaşık senaryolar üzerinde hesaplamalar yapmak için yeterli “hesaplama gücü” geliştirmişti.
Afganistan’daki ABD ordusu, bu gelişmeleri kullanarak, 80’lere kadar uzanan isyancı saldırı raporları ve çeşitli bölgelerdeki sokak aydınlatma miktarı gibi yardımcı bilgilerle eğitilmiş bir yapay zeka olan Raven Sentry’yi geliştirdi.
ABD Ordusu Savaş Kolejinde Raven Sentry hakkında yazan Albay Thomas W. Spahr’a göre, 2021’de ABD’nin Afganistan’dan çekilmesine kadar, modelin yaklaşan saldırıların yerlerine ilişkin tahminleri %70’lik bir başarı oranına ulaştı ve bu da onu insan analistlerle yaklaşık olarak aynı seviyeye getirdi.
Öte yandan İsrail’in Lübnan’daki başarısına rağmen, Hizbullah’ın İsrail’in yapay zeka destekli hedeflerine uyum sağladığına dair işaretler var.
Mevcut çatışmalar sırasında Hizbullah, gerilla savaşının köklerine geri döndü ve merkezi olmayan bir yapıya sahip daha küçük birimlere geçti.
Emekli general Şehadet’e göre, grup ayrıca daha az kullanışlı olsa da daha güvenli iletişim yöntemlerine de başvurdu.
Algoritmanın Turmus’u gözetim listesinden öldürme listesine almasına neden olan eylemin ne olduğu belirsiz.
İrtibat görevlisi olarak görev yapan Turmus, Hizbullah’ın savaşçı olmayan bir üyesiydi ve aile üyeleri, telefonunu değiştirmeye bile zahmet etmediğini söyledi.
Turmus’un, “İsrailliler beni zaten tanıyor, ne önemi var ki?” dediği aktarılıyor.
Öldürülmesinden bir gün önce, 15 Şubat’ta akıllı telefonunu kapattı ve ertesi gün yakındaki bir köyde düzenlenen belediye toplantısına giderken telefonu evde bıraktı. İsraillilerden gelen telefon, Tallusa’daki evine dönüp akıllı telefonunu açtıktan kısa bir süre sonra geldi.
Aile üyeleri Los Angeles Times’a verdikleri demeçte, telefonu kapattığında yüzünün değiştiğini anlattı.
İsraillilerin peşinde olduğunu ve evi terk edip onu yalnız başına ölmeye bırakmaları gerektiğini söyledi. Ailesi, kaçmaya çalışması için yalvardı ve ayrılabilmesi için ona bir kılık değiştirme kıyafeti verdi.
Fakat Turmus reddetti. Kapıya doğru yürüdü. “Yüzümü tanıyorlar. Buna karşı yapabileceğimiz hiçbir şey yok,” dedi. Aile üyeleri, o çıkarken karısının içeri girdiğini, fakat karısının onu durdurmaya çalışmaması için ona seslenmediğini söyledi.
Arabasına bindi, motoru çalıştırdı ve yola çıktı. 30 saniye geçmeden, Turmus’un arabasını delip geçen iki füzenin gümbürtüsü duyuldu.
Ortadoğu
İran 2025 terör raporu: Can kayıpları yarı yarıya azaldı

İran merkezli düşünce kuruluşu Habilian Topluluğu tarafından yayımlanan 2025 yılı terör raporu, ülkedeki terör saldırılarının yüzde 50, can kayıplarının ise yüzde 43 oranında azaldığını ortaya koydu. Kaydedilen 26 saldırının tamamının İran sınırları içinde gerçekleştiği belirtilen raporda, eylemlerin yüzde 84,6’sının ve can kayıplarının yüzde 86’sının Sistan-Belucistan vilayetinde yoğunlaştığı bildirildi.
İran merkezli sivil toplum ve düşünce kuruluşu Habilian Topluluğu (İran Terör Kurbanları Aileleri), ülkeye ve vatandaşlarına yönelik terör eylemlerini belgeleyen 2025 yılı yıllık terör raporunu kamuoyuna açıkladı.
Raporun bulguları, İran Dışişleri Bakanlığı Siyasi ve Uluslararası Çalışmalar Merkezinin ev sahipliğinde, Habilian Topluluğu ve Bakanlığın ortak organizasyonuyla düzenlenen Terör Kurbanlarını Anma ve Saygı Günü töreninde paylaşıldı.
Törene Dışişleri Bakan Yardımcısı Dr. Said Hatibzade, Yargı Erki Başkan Yardımcısı Dr. Sirac ve Habilian Genel Sekreteri Seyyid Muhammed Cevad Haşiminejad’ın yanı sıra terör saldırılarında hayatını kaybedenlerin aileleri katıldı.
İlk kez 2019 yılında yayımlanmaya başlanan ve bu yıl beşincisi hazırlanan rapor, İran’ın resmi Güneş Hicri takvimine göre 2025 yılını (21 Mart 2025 ile 20 Mart 2026 arası) kapsıyor. Farsça ve İngilizce olarak yayımlanan belgede, devlet dışı terör örgütlerinin ve devlet destekli aktörlerin faaliyetleri ayrıntılı verilerle inceleniyor.
“Saldırı sayısı yarı yarıya, can kayıpları yüzde 43 azaldı”
Raporda, İran genelinde terör göstergelerinin bir önceki yıla göre belirgin bir düşüş sergilediği vurgulandı. 2024 yılında 52 olarak kayıtlara geçen terör eylemi sayısının 2025 yılında yüzde 50 azalarak 26’ya gerilediği, can kaybı sayısının ise 100’den 57’ye inerek yüzde 43 oranında düştüğü aktarıldı.
Üç yıllık eğilimlerin karşılaştırıldığı raporda, 2024’te 2023 yılına kıyasla terör eylemlerinde yüzde 62,5 artış görüldüğü, ancak 2025 yılında 2023’e göre yüzde 18,7, 2024’e göre ise yüzde 50 oranında bir düşüş yaşandığı kaydedildi. Can kayıplarında da düzenli bir azalma eğilimi tespit edildi. Kirman Golzar kurbanlarının da dahil olduğu 2023 yılına kıyasla 2025’teki can kaybı sayısında yüzde 64,6’lık bir düşüş gerçekleştiği ifade edildi. Saldırı başına düşen ortalama can kaybı oranının ise 2024’teki 1,92 seviyesinden 2025’te 2,20’ye yükseldiği belirtildi.
Raporda, “İran’ın yaklaşık yarım yüzyıldır terör şiddetinin kurbanı olduğu, 23 bin insanın terör nedeniyle hayatını kaybettiği ve Tahran’a hasım ülkelerin terör örgütlerine sağladığı ofis, hareket serbestisi ve üst düzey temas imkanlarıyla açık bir çifte standart uyguladığı” ifadelerine yer verildi.
“Terör tehdidi neredeyse tamamen güneydoğuya sıkıştı”
2025 yılı raporunun öne çıkan en kritik bulgularından biri, terör eylemlerinin coğrafi dağılımındaki daralma oldu. 2024 yılında eylemler 6 vilayet ve 2 ülkeye yayılmışken, 2025 yılındaki 26 saldırının tamamı İran sınırları içinde gerçekleşti ve yalnızca 4 vilayette yoğunlaştı.
Sistan-Belucistan vilayeti, ülkedeki terör olaylarının ana merkezi olma konumunu korudu. Raporda, 2025 yılındaki terör saldırılarının yüzde 84,6’sının (22 operasyon) ve can kayıplarının yüzde 86’sının (49 kurban) bu vilayette kaydedildiği bildirildi. Bununla birlikte, Sistan-Belucistan’daki saldırı sayısı bir önceki yıla göre 36’dan 22’ye gerileyerek yüzde 39 düştü; ülke genelindeki toplam kurban sayısına oranı bazında da yüzde 17’lik bir iyileşme gösterdi. vilayet içinde en fazla saldırının İranşehr’de yaşandığı, bunu Zahidan’ın izlediği aktarıldı.
Ülkenin diğer bölgelerinde ise Kürdistan vilayetinde 2 saldırıda 3 kişi, Batı Azerbaycan vilayetinde 1 saldırıda 1 kişi ve Kirman vilayetinde 1 saldırıda 4 kişi hayatını kaybetti. Tahran, İsfahan, Fars ve Hürmüzgan gibi önceki yıllarda hedef alınan merkezi ve güney vilayetlerde 2025 yılında hiçbir terör eylemi kaydedilmedi.
“Hedeflerin yüzde 75’inden fazlasını güvenlik güçleri oluşturdu”
Raporda kurbanların mesleki ve demografik profili ayrıntılı biçimde analiz edildi. Hayatını kaybeden 57 kişiden 56’sının erkek, 1’inin kadın olduğu; 49’unun İran vatandaşı, 8’inin ise Pakistanlı işçilerden oluştuğu kaydedildi.
Kurbanların mesleki dağılımında kolluk kuvvetleri en büyük grubu oluşturdu. 2025 yılında terör kurbanlarının 19’unu polis memurları (yüzde 33), 11’ini Besic mensupları, 8’ini yabancı uyruklu Pakistanlı işçiler, 6’sını zorunlu askerlik yapan erler, 6’sını siviller, 3’ünü sınır muhafızları, 3’ünü güvenlik görevlileri ve 1’ini Devrim Muhafızları personeli oluşturdu. Raporda, “Güvenlik ve kolluk kuvvetlerinin toplam kurbanlar içindeki payının yüzde 75,4 olduğu, Pakistanlı işçiler hariç tutulduğunda bu oranın yüzde 88’e ulaştığı” ifade edildi.
Devrim Muhafızları mensubu can kayıplarının 2024’teki 27 seviyesinden 2025’te 1’e gerilemesi, İranlı askeri danışmanların Suriye ve Lübnan’dan çekilmesiyle açıklandı. Sivillerin doğrudan ve öncelikli hedef seçilmediği, ancak Zahidan adliye binası saldırısında hayatını kaybeden 7 aylık Nevid Beluc Şir Muhammedi ve 60 yaşındaki Beluc kadın ile Kirman Fehrec kontrol noktasında yaşamını yitiren 16 yaşındaki Mansur Lセイeccei gibi sivil kayıpların yaşandığı vurgulandı.
“Ceyşül Adl isim değiştirerek varlığını sürdürdü”
Örgüt bazlı incelemede, Ceyşül Adl örgütünün 2025 yılında da İran’daki en aktif ve en ölümcül grup olmayı sürdürdüğü saptandı. 2025 yılı sonlarında adını “Halkın Savaşçıları Cephesi” olarak duyuran grup, 14 saldırı düzenledi ve 28 kişinin ölümüne neden oldu. Bu veriler, ülkedeki eylemlerin yüzde 53,8’ine ve can kayıplarının yüzde 49,1’ine karşılık geldi. Örgütün eylem sayısı 2024’e göre yüzde 48 oranında azalsa da eylem başına ölümcüllük oranı yükseldi. Raporda, grubun isim değişikliğinin “hukuki kısıtlamalardan kaçınmak, terör listelerinden kurtulmak ve örgüte canlılık görüntüsü vermek amacıyla yapılmış biçimsel bir hamle olduğu” değerlendirmesi yapıldı.
Kürt ayrılıkçı örgüt PJAK, iki yıllık sessizliğin ardından Temmuz ve Ağustos 2025’te Kürdistan ve Batı Azerbaycan vilayetlerinde 3 saldırı düzenleyerek 4 kişinin ölümüne yol açtı. Raporda, örgütün daha önce İran-Irak güvenlik anlaşması, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi alanındaki mevzilerine yönelik İran operasyonları ve sınırdan uzaklaştırılmaları sebebiyle eylem yapamadığı hatırlatıldı. Eylemlerin, İran’ın Penjwin’deki İHA saldırısına misilleme olabileceği veya Türkiye’de PKK’nın girdiği silahsızlanma sürecinde örgütün operasyonel bağımsızlığını gösterme çabasından kaynaklanabileceği ifade edildi.
Ensar el-Furkan örgütü 2 eylemde 5 can kaybına yol açarken, Belucistan Kurtuluş Ordusu (BNA) Mihristan’da 8 Pakistanlı işçinin öldürüldüğü 1 saldırı gerçekleştirdi. Huzistan’daki sayıları 15’i bulan Arap ayrılıkçı grupların ise 2025’te hiçbir silahlı terör eylemi gerçekleştiremediği, yalnızca medya propagandası yürüttüğü kaydedildi. Faili meçhul kalan 6 eylemde ise 12 kişi öldü; bu eylemlerin tamamının Sistan-Belucistan’da vuku bulduğu belirtildi.
İsrail ve ABD’nin 2024 raporunda yer alan doğrudan terör faili listesinden 2025 yılında çıkarılmasına ilişkin olarak raporda, askeri danışmanların Suriye ve Lübnan’dan çekilmesi, yaşanan iki savaş (“12 Gün Savaşı” ve “Ramazan Savaşı”) ile Ocak ayı olayları sırasında siyasi, bilimsel ve askeri şahsiyetlere düzenlenen suikastların konvansiyonel savaş çerçevesinde ele alınması gerekçe gösterildi.
“Suikastlar ve doğrudan silahlı saldırı taktiği öne çıktı”
Raporda terör örgütlerinin taktiksel dönüşümü de incelendi. 2025 yılında eylemlerin yüzde 69’undan fazlasının (18 vaka) ateşli silahlarla doğrudan saldırı şeklinde gerçekleştiği ve bu yöntemin kurbanların yüzde 87,7’sine karşılık geldiği aktarıldı. 2024’ün aksine 2025 yılında hiçbir intihar saldırısı veya “inghimasi” tipi baskın eylemi kaydedilmedi.
Buna karşılık yerel figürlere yönelik hedef gözetilerek yapılan suikastların yeniden arttığı vurgulandı. Zahidan’da Besic komutanı Cevad Kerimkoşte’nin cami önünde, Rask’ta yerel Devrim Muhafızları mensubu İrec Şems Eskani’nin berber dükkanında, İranşehr’de Şehr-i Deraz karakol komutanı Mahmud Hakikat’ın ve Eşkelabad’da kabile lideri Muhammedrıza Şahuzehi’nin konvoyunun hedef alınması, örgütlerin sınır bölgelerindeki yerel güvenlik unsurlarını ve kanaat önderlerini zayıflatma stratejisi olarak tanımlandı. “Güvenlik Şehitleri” tatbikatları ve Çabahar’da 25 kilogram patlayıcının ele geçirilmesi gibi istihbarat operasyonlarının birçok saldırı girişimini engellediği ifade edildi.
2025-2026 Terör Olayları Kronolojisi
Raporda yer alan aylık olay dökümü ve ayrıntılar şu şekilde sıralandı:
- 27 Mart 2025: İranşehr’de 12. Karakola ait polis devriye aracına düzenlenen saldırıda Başçavuş Hüseyin Teymurpur hayatını kaybetti, 2 polis yaralandı. Saldırıyı Ceyşül Adl üstlendi.
- 12 Nisan 2025: Sistan-Belucistan vilayetinin Mihristan ilçesine bağlı Hizabad-ı Pain köyündeki bir oto tamirhanesine düzenlenen baskında 8 Pakistanlı işçi el ve ayakları bağlanarak yakın mesafeden vurularak öldürüldü. Kurbanlardan beşinin kimliği Delşad, Naim, Cafer, Daniş ve Nasır olarak açıklandı. Saldırıyı Beluc Milliyetçi Ordusu (BNA) üstlendi.
- 18 Nisan 2025: Zahidan’ın Kurin bölgesinde düzenlenen “Güvenlik Şehitleri” operasyonunda Ceyşül Adl’ın tim lideri Veli Muhammed Şahbahş öldürüldü; operasyonda Kudüs Karargahına bağlı Besic mensubu İshak Muhtari hayatını kaybetti.
- 4 Mayıs 2025: İranşehr’de 11. Karakola ait devriye araçlarına ateş açıldı; 4 polis personeli yaralandı, 3 saldırgan yakalandı. Saldırıyı Ceyşül Adl üstlendi.
- 17 Mayıs 2025: Seravan’da polis devriye güzergahına yerleştirilen patlayıcı düzeneği imha edildi. Eylemi Ceyşül Adl üstlendi.
- 11 Temmuz 2025: Çabahar’da polis devriyesine yönelik saldırıda polis memurları Hüseyin Caferniya, Hamidrıza Mirşahi ve er Abbas Beyragifard hayatını kaybetti; 1 saldırgan öldürüldü. Eylemi Ceyşül Adl üstlendi.
- 21 Temmuz 2025: Kürdistan vilayetinin Bane sınır bölgesinde çıkan çatışmada Sınır Muhafızı Kıdemli Başçavuş Sina Settarvend hayatını kaybetti. Çatışmayı PJAK unsurlarının gerçekleştirdiği bildirildi.
- 22 Temmuz 2025: Seravan’da devriye aracına bir araçtan açılan ateş sonucu Kaptan Mahmud Mutahhari yaşamını yitirdi. Saldırıyı Ceyşül Adl üstlendi.
- 25 Temmuz 2025: Batı Azerbaycan vilayetine bağlı Serdeşt ilçesinin Aglan köyündeki askeri üsse PJAK mensuplarınca açılan ateşte Besic üyesi Meysam Kebiri hayatını kaybetti, 1 kişi yaralandı.
- 26 Temmuz 2025: Zahidan Adliyesi binasına girmeye çalışan silahlı unsurların el bombası ve silahlarla gerçekleştirdiği saldırıda 7 aylık bebek Nevid Beluc Şir Muhammedi, 60 yaşındaki Beluc bir kadın ile adliye koruma birliğinde görevli Teğmen Hüseyin Refiinasab, Teğmen Hüseyinali Nuri, er Nima Keremi ve er Ahmed Abdullahi olmak üzere 6 kişi öldü, 22 kişi yaralandı. Saldırıyı Ceyşül Adl üstlendi.
- 27 Temmuz 2025: Zahidan’ın Şirabad bölgesindeki bir cami girişinde güvenlik nöbeti tutan Besic komutanı Cevad Kerimkoşte uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybetti. Suikastı Ensar el-Furkan üstlendi.
- 15 Ağustos 2025: İranşehr’de devriye aracına düzenlenen saldırıda Çavuş Ramin Sadıki öldü, 1 güvenlik görevlisi yaralandı. Eylemi Ceyşül Adl üstlendi.
- 22 Ağustos 2025: İranşehr Haş yolunda Daman Karakoluna bağlı iki polis aracına açılan ateşte Başçavuş Muhammedrıza Rahimi, Başçavuş Muhammed Noruzi, Çavuş Hasan Tevelli, er Hadi Ruyayi ve Kaptan Golamrıza Vahdani olmak üzere 5 polis yaşamını yitirdi. Saldırıyı Ceyşül Adl üstlendi.
- 6 Eylül 2025: Rask ilçesine bağlı Pişin’de bir berber dükkanında bulunan yerel Devrim Muhafızları personeli İrec Şems Eskani silahla vurularak öldürüldü. Eylemi Ceyşül Adl üstlendi.
- 16 Eylül 2025: Sib ve Suran ilçesine bağlı polis aracına Haş-Zahidan yolunda düzenlenen saldırıda Yunus Sayyad Erbabi ve İbrahim Piri hayatını kaybetti; ağır yaralanan Sib ve Suran Emniyet Müdürü Albay İbrahim Fazileti 18 Eylül’de hayatını kaybetti. Saldırıyı Ceyşül Adl üstlendi.
- 18 Eylül 2025: İranşehr’de yerel Besic üyesi ve kanaat önderi Rıza Azerkiş (Şahlibor) silahla vurularak öldürüldü. Saldırıyı üstlenen olmadı.
- 2 Ekim 2025: Kasr-ı Kand ilçesinde motosikletli polis devriyesine açılan ateşte 1 polis yaralandı, olay yerinden geçen bir sivil hayatını kaybetti. Eylemin failleri belirlenemedi.
- 1 Kasım 2025: Haş-Zahidan yolu Eskelabad mevkiinde Şahuzehi kabilesi lideri Muhammedrıza Şahuzehi’nin aracına düzenlenen pusuda yerel Sünni Besic mensupları İsmail Şaverzi ve Muhtar Şahuzehi aynı gün, Yakub Ferd Salarzehi ise 12 Kasım’da hayatını kaybetti. Eylemi üstlenen olmadı.
- 1 Kasım 2025: İranşehr Bampur-Delkan yolunda güvenlik personeli Muhammed (Cevad) Siahani seyir halindeki plakasız bir araçtan açılan ateşle öldürüldü.
- 30 Kasım 2025: Zahidan’ın Lar sınır bölgesinde devriye görevi yapan Devrim Muhafızları Kudüs Karargahı aracına düzenlenen saldırıda Devrim Muhafızı Seccad Maraşi ile Besic mensupları Muhammed Bezi, Alireza Nesirabadi ve Alireza Piri yaşamını yitirdi. Saldırıyı Ceyşül Adl’ın yeni yapılanması “Halkın Savaşçıları Cephesi” üstlendi.
- 16 Aralık 2025: Kirman vilayetine bağlı Fehrec kontrol noktasına düzenlenen gece saldırısında polis memuru Said Purhadi, güvenlik personelleri Murad Salihi ve İsa Bersam ile 16 yaşındaki sivil hayatını kaybetti. Eylemi Ensar el-Furkan üstlendi.
- 16 Aralık 2025: İranşehr’de iki araçtan polise ateş açıldı; saldırganlar kaçarken güvenlik güçlerinde can kaybı yaşanmadı.
- 7 Ocak 2026: İranşehr’e bağlı Şehr-i Deraz karakol komutanı Mahmud Hakikat uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybetti. Suikastı Halkın Savaşçıları Cephesi (Ceyşül Adl) üstlendi.
- 9 Şubat 2026: Haş ilçesinde İmam Humeyni Caddesi üzerinde özel kuvvetler binası önünde bir araca düzenlenen silahlı saldırıda yaralanan 20 yaşındaki Besic üyesi İman Şahnevazi birkaç gün sonra yaşamını yitirdi. Eylemi Halkın Savaşçıları Cephesi üstlendi.
- 3 Mart 2026: Zahidan’da devriye aracına açılan ateşte er Emir Muhammed Kerimi hayatını kaybetti, 3 kişi yaralandı. Saldırıyı Halkın Savaşçıları Cephesi üstlendi.
- 16 Mart 2026: Taftan ilçesinde polis devriye aracına açılan ateş sonucu Seccad Batakva, Muhammed Cevad İnsaf, Hamidrıza Şehreki, Alireza Purbakır adlı polis memurları, er Alireza Sergezi ve kimliği açıklanmayan 1 sivil olmak üzere toplam 6 kişi hayatını kaybetti. Saldırıyı üstlenen bir grup olmadı.
Ortadoğu
Suriye’deki 73 ton uranyum IAEA’nın kontrolüne geçti

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) Esad döneminde yürütülen gizli nükleer programla ilgili soruşturmasını sonlandırdı.
Reuters ve AP tarafından yayınlanan gizli rapora göre, IAEA Genel Direktörü Rafael Grossi, üst düzey bir denetim ekibiyle birlikte kısa süre önce Suriye’deki gizli bir tesisi ziyaret etti; denetçiler burada 73 metrik ton doğal uranyum metali buldu.
Belgeyle ilgili haberlerde bu açıkça belirtilmese de, söz konusu tesis, Axios tarafından geçen ay “Site 99” adıyla haber yapılan gizli tesisle aynı olabilir.
O habere göre, bu tesis başlangıçta Esad yönetiminin gizli nükleer programının bir parçası olarak inşa edilmiş ve İsrail’in 2007 yılında bombaladığı el-Kibar reaktörü projesiyle bağlantılı nükleer malzemelerin depolandığı yerdi.
IAEA’nın yeni raporunda söz konusu yerin “Site 99” olup olmadığı açıkça belirtilmiyor. Fakat kurum, Suriye’nin 17 Temmuz tarihli bir mektupla yeni bir tesis hakkında bilgi verdiğini ve “tesisteki güvenlik önlemleri ve doğrulama faaliyetleri ile orada bulunabilecek herhangi bir nükleer madde konusunda Suriye makamlarıyla işbirliği yapmaya” davet ettiğini belirtiyor.
Grossi’nin liderliğinde gerçekleştirilen müteakip ziyaret sırasında müfettişler, 73 metrik ton doğal uranyum metali, yani zenginleştirilmemiş uranyum buldular.
Bu miktarın 55 metrik tonu, “kaplamalı yakıt çubukları” biçiminde doğal uranyumdan oluşuyordu.
IAEA ayrıca, “tüm bu nükleer malzemenin şu anda kurumun kontrol ve gözetim tedbirleri altında olduğunu” bildirdi.
Ajans, raporunda Esad döneminde yürütülen gizli nükleer programla ilgili soruşturmasını sonlandırdığını belirterek, yıllardır bilinen bir gerçeği doğruladı: 2007 yılında İsrail tarafından bombalanan el-Kibar tesisi bir nükleer reaktördü.
Raporda, bunun 28 Ağustos’ta bir IAEA ekibinin sahaya yaptığı ziyaret sırasında doğrulandığı belirtildi. Söz konusu saha, İsrail’in saldırısının ardından Esad yönetimi tarafından kasten yıkılmıştı.
Rapora göre, müfettişler yıkılmış sahadaki kazı çalışmalarındaki ilerlemeyi incelediler ve “nükleer reaktörünkine benzeyen bir soğutma altyapısı” ortaya çıkardılar.
IAEA ayrıca, Ahmed Şara hükümetini “şeffaflığı ve işbirliği” nedeniyle övdü. Ajans, bu tutumun geçmişteki faaliyetleri netleştirmesine ve ülkede kalan malzemeleri tespit etmesine yardımcı olduğunu belirtti.
Raporda, “Ajans, Suriye’den gerekli bilgileri ve erişim imkânını elde ederek, daha önce Yönetim Kuruluna bildirilen çözülmemiş güvenlik önlemleri konularıyla ilgili sorularını netleştirebilmiş ve çözüme kavuşturabilmiştir,” denildi.
Salı akşamı yayınlanan ayrı bir raporda ise IAEA, İran’daki beyan edilmemiş nükleer tesislerle ilgili soruşturmalarında çözülmemiş sorunları gideremediğini belirtti.
Ortadoğu
Irak, ABD güçlerinin kalış süresini uzatma önerisini reddetti

Irak hükümeti, Washington’ın bazı uluslararası koalisyon güçlerinin 30 Eylül’den sonra ülkede kalmasına yönelik talebini reddetti. Bağdat yönetimi ayrıca Şii silahlı grupların silah teslimini iki yıl erteleme ve faaliyetleri dondurma teklifini de kabul etmedi. Hükümet Sözcüsü Haydar el-Abudi, silahların devlet denetimine alınması sürecinin kararlılıkla sürdüğünü açıkladı.
Irak hükümeti, uluslararası koalisyon bünyesindeki bazı ABD güçlerinin 30 Eylül tarihinden sonra da ülkede kalmasını öngören Washington merkezli öneriyi reddetti.
Irak Hükümet Sözcüsü Haydar el-Abudi, Başbakan Ali Zeydi’nin direniş gruplarının silahsızlandırılması süreciyle bağlantılı olarak sunulan bu talebi geri çevirdiğini 31 Ağustos’ta düzenlediği basın toplantısında duyurdu.
Devlet medyasında yer alan bilgilere göre Abudi, Başbakan Zeydi’nin uluslararası koalisyona bağlı bazı askeri unsurların belirlenen tarihten sonra da Irak’ta kalması teklifini kabul etmediğini kaydetti.
Irak resmi haber ajansı INA’nın aktardığı açıklamada Abudi, “Hükümet; silahların devletin kontrolü altına alınması, bulundurulması ve kullanımının düzenlenmesi ve karar alma mekanizmasının birleştirilmesiyle ilgili prosedürleri ve taahhütleri tamamlamayı sürdürüyor. Devlet, toplumun işlerini yönetmek için yasal yetkisini kullanıyor” dedi.
Abudi, silahlı gruplarla yürütülen diyalog takviminin düzenli biçimde ilerlediğini, kararların ulusal çıkarlar doğrultusunda alındığını ve bölgesel gelişmeleri yakından takip eden Irak’ın herhangi bir çatışmanın tarafı olmayacağını vurguladı.
Grupların iki yıllık dondurma planına ret
The New Arab’ın haberine göre Iraklı silahlı gruplar, silahlarını doğrudan devlete teslim etmek yerine kendi depolarına kaldırmayı ve askeri faaliyetlerini iki yıl süreyle askıya almayı önerdi.
Şii öncülüğündeki ve söz konusu yapılarla bağlantılı Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın kaynaklar, Bağdat yönetiminin bu teklifi de geri çevirdiğini bildirdi.
Iraklı üç siyasi kaynak, hükümete yakın zamanda sunulan tasarıda ismi açıklanmayan grupların silahlı operasyonlarını durdurmayı ve cephanelerini iki yıl boyunca belirlenen depolara yerleştirmeyi öngördüğünü, ancak kontrolü güvenlik güçlerine devretmeyi kabul etmediğini belirtti.
Habere göre Ketaib Hizbullah’ın da dahil olduğu gruplar, bu adımı ABD güçlerinin ülkedeki geleceğine bağladı ve liderlerinin hedef alınmayacağına dair güvence talep etti.
Silahsızlanma takviminde son durum ne?
ABD ve Suudi Arabistan’ın son dönemde Irak’ta Haşdi Şabi unsurlarını hedef alan hava saldırıları can kayıplarına ve yaralanmalara yol açmıştı.
2014 yılında IŞİD ile mücadele amacıyla kurulan ve zamanla resmi güvenlik mimarisiyle bütünleşen Haşdi Şabi, ülkedeki silahlı direniş gruplarıyla yakın temasını koruyor.
Hükümetin ABD askerlerinin kalışına yönelik olumsuz kararı, Ketaib Hizbullah’ın Bağdat’a karşı “sabrın tükenmekte olduğu” uyarısının ardından geldi.
Örgüt yetkilileri bu ay başında Irak güvenlik güçlerinin operasyonlar düzenlediğini ve üst düzey isimleri gözaltına aldığını açıklamıştı.
Bağdat yönetimi, ABD yönetiminin baskısı doğrultusunda geçen ay sonunda tüm silahlı grupların silahsızlanması için 30 Eylül’ü son tarih olarak belirlemişti.
Bazı örgütler silah teslimini kabul ederken Ketaib Hizbullah ve Nüceba Hareketi’nin aralarında bulunduğu yapılar bu karara karşı çıktı.
Gruplar, Washington ile Bağdat arasında varılan ve muharip güçlerin danışmanlık rolüne geçmesini öngören kademeli geçiş modeli yerine ABD güçlerinin Irak’tan tamamen çekilmesini talep ediyor.
Bu yıl İran’a yönelik ABD-İsrail savaşı sürecinde Iraklı gruplar, ülkedeki Amerikan unsurlarını hedef almıştı.
Amerika2 hafta önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Dünya Basını1 hafta önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Dünya Basını2 hafta önceAmerika’dan vazgeçmeyi göze alamayan müttefikler
Ortadoğu1 hafta önceMekke Anlaşması için İran iddiası: Tahran teklifi inceliyor
Amerika1 hafta önceKıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor
Rusya1 hafta önceTürkiye’den Rusya’ya ilk deniz yolu benzin sevkiyatı yola çıktı
Dünya Basını2 hafta önceRon Paul: Washington anayasayı çiğneyip dünyada felaket üretiyor
Avrupa1 hafta önceAlman tarihçi Kittel, savaştan Hitler’i değil Stalin’i sorumlu tuttu









