Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İsrail, Lübnan’da dijital verileri AI ile kullanarak Hizbullah’a saldırıyor

Yayınlanma

İsrail, Lübnan’daki tüm dijital verileri bir AI sisteminde birleştirerek Hizbullah ile bağlantılı isimlere yönelik saldırılar düzenliyor.

Los Angeles Times’ta yer alan habere göre, akıllı telefonlar, güvenlik ve trafik kameraları, Wi-Fi sinyalleri, insansız hava araçları, devlet veri tabanları ve sosyal medyadan gelen verileri birleştiren bu sistem, İsrail’e Hizbullah kadrolarının her hareketini takip etme konusunda neredeyse her şeyi bilen bir yetenek kazandırdı.

Haber, Hizbullah ile Tallusa sakinleri arasında irtibat görevlisi olarak çalışan 62 yaşındaki Ahmed Turmus’un hikayesini anlatıyor.

Buna göre, şubat ayında bir pazartesi öğleden sonra ailesini ziyaret ederken telefon çaldığında, Arapça aksanlı konuşan kişinin bir İsrail askeri subayı olması Turmus’u pek şaşırtmadı. Onu şaşırtan şey, sorulan soruydu. “Ahmad, çevrendekilerle birlikte mi yoksa tek başına mı ölmek istersin?”

Görüşülen aile üyelerine göre Turmus, telefonu kapatmadan önce tek kelimeyle cevap verdi: “Tek başıma.”

Turmus, 15 aylık ateşkes süresince, İsrail’in Güney Lübnan’daki saldırıları devam etmesine rağmen, köyü yeniden işler hale getirmek için onarım ekipleri ve sivil savunma görevlileriyle koordinasyon içinde çalışarak zamanını geçirmişti.

Ailesi, onu Hizbullah’ın eski bir savaşçısı olarak tanımladı. Fakat Turmus, yaşlandıkça idari bir rol üstlenmişti.

İsrail ise, onun “Hizbullah’ın terörist altyapısını yeniden inşa etmek amacıyla askeri ve mali konularda” çalıştığını iddia ediyor.

Rolü ne olursa olsun, o da artık İsrail’in “öldürme zinciri”nin tuzağına düşmüştü ve bu zincir, yıllar önce başlayan bir istihbarat toplama sürecinin doruk noktasıydı.

Turmus’un ordunun hedef tahtasına girmesinin pek çok yolu olabilirdi; bunların hiçbiri tek başına kesin bir kanıt sayılmazdı, fakat hepsi de o Şubat günü sonunda onu öldürülmek üzere seçen algoritma için “potansiyel birer girdi” oluşturuyordu.

Birincisi, Turmus, Hizbullah’’ı destekleyen Şii çoğunluklu bir köy olan Tallusa’da yaşıyordu; bu da Turmus ve diğer sakinlerin hareketlerinin sürekli olarak İsrail insansız hava araçlarının gözetimi altında olduğu anlamına geliyordu.

Gazze’de bu tür sistemlerin kullanımına ilişkin endişelerini dile getirene kadar savunma şirketlerinde çalışan bir yapay zeka uzmanına göre, insansız hava araçlarının kameraları muhtemelen Turmus’un yüzünü, arabasının markasını ve plakasını ve evini filme almış ve kaydetmişti.

İnsansız hava araçları, “stingray” olarak bilinen baz istasyonu simülatörlerini kullanarak kendilerini cep telefonu baz istasyonları gibi gösterip Turmus’un akıllı telefonunu bağlantı kurmaya ikna etmiş olabilir.

Bu sayede sadece Turmus’un verilerine değil, aynı zamanda hareketlerine de gerçek zamanlı olarak erişim sağlamış olabilirler.

Çalışmalarını tartışabilmesi için isminin açıklanmaması şartıyla konuşan yapay zeka uzmanı, Turmus SIM kartını değiştirmiş olsa bile yine de izlenmeye devam edeceğini belirtti:

“Bu devasa bir veri akışı: telefon meta verileri, konum sinyalleri, SIM kart değişiklikleri, uygulama kullanımı, sosyal medya davranışları, bazen hatta bankacılık veya yüz tanıma girdileri. Bunların çoğu ticari platformlardan, mobil ağlardan, ortak istihbarat ajanslarından veya sahadaki casuslardan ‘toplanıyor’.”

Toplandıktan sonra, Palantir’in Maven’i gibi platformlar tüm verileri standartlaştırır, etiketler ve puanlar, bunları cihazlar ve hesaplar arasındaki kimliklerle ilişkilendirir.

Böylece yapay zeka, bir kişinin faaliyetlerinin zaman çizelgesini oluşturabilir ve ilişkilerinin ağını haritalandırabilir.

Turmus da bu noktada dikkat çekmiş olabilir: Oğullarından biri 2024’ün başlarında öldürülen bir Hizbullah savaşçısıydı; diğeri ise çağrı cihazı saldırılarında yaralanmıştı.

Lübnan hükümetinin Lübnan’daki Birleşmiş Milletler barış gücü misyonuna koordinatörü olarak görev yapmış emekli General Münir Şehadet, İsrail’in Lübnan’a yönelik kapsamlı ve uzun soluklu istihbarat sızma faaliyetleri sayesinde Turmus’un izini sürmenin daha kolay olacağını söyledi.

Cep telefonu aboneleri veya araç kayıtlarına ilişkin bilgileri içeren veritabanları da dahil olmak üzere ülkenin veri altyapısının büyük bir kısmı yirmi yıldır İsraillilerin erişimine açıktı.

Ayrıca Şehadet’e göre İsrail istihbaratı Hizbullah’ın karasal ağına ve sinyal birimlerine de sızdı.

Ona göre Hizbullah’ın 2011’den 2024’e kadar Suriye’deki savaşa dahil olması, örgütün güvenliğini daha da tehlikeye attı.

Şehadet, “Bu faktörler, İsrail’in hem saha komutanlarını hem de üst düzey liderleri kapsayan kesin bir hedef havuzu oluşturmasına olanak sağladı,” dedi.

Bu aşamada yapay zeka devreye giriyor. Terabaytlarca veriyi hızla tarayan sistem, kalıpları tespit ediyor ve bunları bilinen bir tehdit olan ya da işaretlenmiş bölgelerin yakınında görünen bir kişinin hareketleriyle karşılaştırıyor.

Ayrıca, bir kişinin rutininden sapmaları da analiz ediyor. Tüm bunlar, bir “tehdit profili” oluşturmak için kullanılıyor.

2023 Şubat ayında savaşta yapay zeka hakkında yayınlanan bir İsrail ordusu makalesinde röportaj yapılan bir İsrail albayına göre, sonuç, hedefleri hızlı bir şekilde bulabilen bir sistem.

İsrail ordusunun Yapay Zeka Merkezi başkanı, sadece Albay Yoav olarak tanıtılan kişi, “Sistem bu işlemi saniyeler içinde gerçekleştiriyor; oysa geçmişte aynı işi yapmak yüzlerce araştırmacının birkaç haftasını alıyordu,” dedi.

Fakat yapay zeka uzmanı, bu sistemlerin bir kişinin tehlikeli olup olmadığını belirlemek için mantık yerine verileri kullanmasının endişe verici olduğunu belirtti.

Dahası, eğer bu bilgiler hatalıysa, sistem aynı hataları tekrar tekrar yapmaya devam eder ve bunu “daha hızlı ve daha emin bir şekilde” yapar.

Uzman, “Bu, bir kesinlik yanılsaması yaratıyor ve bu tehlikeli; çünkü her zaman bağlamı göz önünde bulundurmadan korelasyonu eyleme dönüştürüyor,” diyor ve ekliyor:

“Bu laboratuvar ortamı gibi değil. Peki sistem kim kimdir nasıl anlıyor? Ve birini işaretlediğinde bu bir insan kararı mı, yoksa sadece bir algoritmanın düğmeye basması mı?”

Slovenya Kriminoloji Enstitüsünde profesör ve meta veriler ile büyük veri odaklı hedefleme süreçlerinin yükselişine dair 2023 tarihli bir araştırma makalesi yazan Vasji Badalic, bu tür sistemlerin bir kişinin savaşçı olma olasılığını hesaplamak için kimin kiminle konuştuğu ya da nereye ve ne zaman seyahat ettiği gibi sıradan, rutin faaliyetleri izlemeye dayandığını ve bunun potansiyel olarak yanlış pozitif sonuçlara yol açabileceğini söyledi.

Badalic, “Akrabalar ya da propaganda veya finans faaliyetlerinde bulunan kişiler savaşçı değildir ama makine benzer iletişim kalıplarına sahip oldukları için onları savaşçı olarak algılar. Savaşçıları ve sivilleri ayıran eşiği nereye koyuyorlar?” diye soruyor.

Savaş bölgesinde hedefleri tespit etmek veya olayları öngörmek için makine öğrenimini kullanma çabası yeni değil.

ABD Başkanı George W. Bush döneminde Irak işgali sırasında, ABD ordusu telefon meta verilerini topladı ve şüpheli faaliyetleri tespit etmek için işledi.

Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) da Afganistan’daki El Kaide kuryelerini tespit etmek için SKYNET adlı bir davranış profilleme programı geliştirdi.

2019 yılına gelindiğinde, Amazon ve Microsoft gibi şirketler, tahminleri iyileştirecek daha karmaşık senaryolar üzerinde hesaplamalar yapmak için yeterli “hesaplama gücü” geliştirmişti.

Afganistan’daki ABD ordusu, bu gelişmeleri kullanarak, 80’lere kadar uzanan isyancı saldırı raporları ve çeşitli bölgelerdeki sokak aydınlatma miktarı gibi yardımcı bilgilerle eğitilmiş bir yapay zeka olan Raven Sentry’yi geliştirdi.

ABD Ordusu Savaş Kolejinde Raven Sentry hakkında yazan Albay Thomas W. Spahr’a göre, 2021’de ABD’nin Afganistan’dan çekilmesine kadar, modelin yaklaşan saldırıların yerlerine ilişkin tahminleri %70’lik bir başarı oranına ulaştı ve bu da onu insan analistlerle yaklaşık olarak aynı seviyeye getirdi.

Öte yandan İsrail’in Lübnan’daki başarısına rağmen, Hizbullah’ın İsrail’in yapay zeka destekli hedeflerine uyum sağladığına dair işaretler var.

Mevcut çatışmalar sırasında Hizbullah, gerilla savaşının köklerine geri döndü ve merkezi olmayan bir yapıya sahip daha küçük birimlere geçti.

Emekli general Şehadet’e göre, grup ayrıca daha az kullanışlı olsa da daha güvenli iletişim yöntemlerine de başvurdu.

Algoritmanın Turmus’u gözetim listesinden öldürme listesine almasına neden olan eylemin ne olduğu belirsiz.

İrtibat görevlisi olarak görev yapan Turmus, Hizbullah’ın savaşçı olmayan bir üyesiydi ve aile üyeleri, telefonunu değiştirmeye bile zahmet etmediğini söyledi.

Turmus’un, “İsrailliler beni zaten tanıyor, ne önemi var ki?” dediği aktarılıyor.

Öldürülmesinden bir gün önce, 15 Şubat’ta akıllı telefonunu kapattı ve ertesi gün yakındaki bir köyde düzenlenen belediye toplantısına giderken telefonu evde bıraktı. İsraillilerden gelen telefon, Tallusa’daki evine dönüp akıllı telefonunu açtıktan kısa bir süre sonra geldi.

Aile üyeleri Los Angeles Times’a verdikleri demeçte, telefonu kapattığında yüzünün değiştiğini anlattı.

İsraillilerin peşinde olduğunu ve evi terk edip onu yalnız başına ölmeye bırakmaları gerektiğini söyledi. Ailesi, kaçmaya çalışması için yalvardı ve ayrılabilmesi için ona bir kılık değiştirme kıyafeti verdi.

Fakat Turmus reddetti. Kapıya doğru yürüdü. “Yüzümü tanıyorlar. Buna karşı yapabileceğimiz hiçbir şey yok,” dedi. Aile üyeleri, o çıkarken karısının içeri girdiğini, fakat karısının onu durdurmaya çalışmaması için ona seslenmediğini söyledi.

Arabasına bindi, motoru çalıştırdı ve yola çıktı. 30 saniye geçmeden, Turmus’un arabasını delip geçen iki füzenin gümbürtüsü duyuldu.

Ortadoğu

Süveyş’teki petrol trafiğindeki toparlanma, gerçek sorunları gizliyor

Yayınlanma

Süveyş Kanalı trafiği Kızıldeniz krizi başladığından bu yana en yoğun seviyesine ulaştı ama artan tanker hareketleri, çatışmalar ve yaptırımların şekillendirdiği dengesiz bir toparlanmayı gölgeliyor.

AGBI’nin denizcilik haber kaynağı Lloyd’s List’ten aktardığına göre, ham petrol tanker tonajı Ekim ayında 2023 yılı aylık ortalamasını aştı.

Hürmüz Boğazı’ndaki saldırılardan kaçınmak için Yanbu üzerinden yön değiştiren Suudi ihracatı ile Hindistan’a giden Rus petrolü, ham petrol tanker tonajının üç yıl önce Ensarullah saldırılarının başlamasından önceki seviyelerin üzerine çıkmasına katkıda bulundu.

Lloyd’s List’in genel yayın yönetmeni Richard Meade, o ay kanal üzerinden geçen büyük ham petrol tankerlerinin yaklaşık onda dördünün yaptırım uygulanan gemiler olduğunu belirtti.

Tonaj rakamları, taşınan petrol miktarından ziyade gemilerin taşıma kapasitesini ölçer ve balastla seyreden gemileri de içerir.

Sektör kaynaklarına göre, yeniden faaliyete geçen konteyner seferleri de trafiği artırıyor. Fakat tüm gemi türlerine ait toplam tonaj, isyancıların saldırıları nedeniyle nakliye şirketlerinin rotalarını Güney Afrika’nın güneyinden geçecek şekilde değiştirmeye başlamasından önceki Ekim 2023 seviyelerinin yaklaşık üçte biri altında kaldı.

Lloyd’s List’in denizcilik istihbarat ve araştırma direktörü Bridget Diakun, brifingde “Süveyş Kanalı, Husi milislerinin Kızıldeniz’de gemilere saldırmaya başladığından bu yana en yoğun dönemini yaşıyor. Özellikle konteyner gemileri arasında bir toparlanma görüyoruz,” dedi.

Diakun, tonaj açısından tanker trafiğinin kriz öncesi seviyelerin bile üzerine çıktığını da sözlerine ekledi.

Kanal, Eylül ayındaki 1.228 ve bir yıl önceki 998 geçiş sayısından artış göstererek Ekim ayında 1.338 geçiş kaydetti.

Toplam gemi tonajı, bir önceki aya göre yüzde 18, bir önceki yıla göre ise yüzde 63 artışla 126 milyon detveyt ton seviyesine ulaştı.

Ekim ayında ham petrol tankerlerinin tonajı 47 milyon detveyt ton olarak gerçekleşti. Bu rakam, 2023 yılının Ocak ile Kasım ayları arasındaki aylık ortalama 44 milyon detveyt ton ile karşılaştırıldığında daha yüksek.

Suudi Arabistan, Doğu-Batı boru hattını kullanarak ham petrolü Hürmüz Boğazı’nı atlayarak Kızıldeniz’deki Yanbu’ya yönlendiriyor.

1.200 km uzunluğundaki bu hat, o ayın başlarında meydana gelen bir drone saldırısının ardından Eylül ayında yeniden faaliyete geçti ve tanker yüklemeleri de kısa süre sonra yeniden başladı.

Suudi Arabistan’ın Yanbu’dan yaptığı ihracat, Süveyş Kanalı üzerinden kuzeye doğru ilerliyor.

Rus ham petrolü ise ters yönde, Hindistan’a doğru sevk ediliyor. Süveyş Kanalı, Rusya’nın Karadeniz ve Baltık limanlarından Güney Afrika’nın etrafından dolaşmaya kıyasla daha kısa bir rota sunuyor.

Hürmüz Boğazı ve çevresinde ticari gemilere yönelik saldırılar ise yoğunlaştı. Diakun, saldırılardaki artışın boğazdan geçen trafiği bir miktar yavaşlattığını ama tanker seferlerini durdurmadığını belirtti.

Lloyd’s List Intelligence’a göre, İran ile bağlantısı olmayan gemilerin boğazdan geçiş sayısı, 19-25 Ekim haftasında önceki haftaki 122’den 110’a düştü. Eylül ayındaki haftalık ortalama ise 115 idi.

Daha önce yaptırım uygulanan ticarete dahil olmuş 50’den fazla yaptırım dışı tanker ve gaz gemisi, Körfez’den kurallara uygun yük taşımaya yönelerek, bölgeden uzak duran ana akım gemi sahipleri ve işletmecilerinin bıraktığı boşluğu doldurdu.

Diakun, “Bu aslında normal bir durum değil. Bunun nedeni jeopolitik aksaklıklar,” dedi.

Meade, yaptırım uygulanan tankerlerin çoğunlukla Aframax ve Suezmax sınıfında (yani çok büyük ham petrol tankerlerinden daha küçük sınıfta) olduğunu belirtti.

Konuşmacıya göre, Kızıldeniz’in güney girişi olan Bab el-Mendeb’de büyümenin ana itici gücü, konteyner seferlerinin yeniden başlaması oldu.

Uluslararası Denizcilik Örgütü Genel Sekreteri Arsenio Domínguez bu hafta, Suudi Arabistan’a bağlı gemilerin bu boğazda hâlâ tek başına hedef alınmaya devam ettiğini söyledi.

Fakat Diakun, toparlanmanın ne kadar daha ilerleyebileceğini, bunun konteyner gemilerinin geri dönüşüne ve Süveyş Kanalı üzerinden ham petrol tankerlerinin hareketlerine bağlı olduğunu göz önünde bulundurarak sorguladı.

Asıl soru, trafiğin Husi saldırıları öncesindeki seviyelerini koruyup koruyamayacağı ya da toparlanmanın durup durmayacağıydı. “Şu anda Süveyş ve Bab el-Mendeb’e ne kadar geminin geri dönebileceğine dair bir sınır olmalı,” dedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail basını ABD ara seçimlerini nasıl değerlendirdi?

Yayınlanma

ABD’deki Kongre ara seçimlerinde Demokratların Senato ve Temsilciler Meclisinde çoğunluğu kazanması, İsrail basınında askeri yardımlar ve ikili işbirliğinin geleceğine dair derin endişelere yol açtı.

ABD’de 3 Kasım’da düzenlenen Kongre ara seçimlerinde Demokratların Senato ve Temsilciler Meclisinde çoğunluğu elde etmesi, İsrail basınında Washington ile ilişkilerin geleceğine yönelik endişelerle karşılandı.

İsrail basınındaki haber ve yorumlarda, sandıktan çıkan sonuçların yalnızca Donald Trump ve Cumhuriyetçiler açısından bir yenilgi olmadığı, aynı zamanda İsrail’e sağlanan Amerikan desteği bakımından da önemli sonuçlar doğurabileceği kaydedildi.

Maariv gazetesi, seçim sonuçlarının İsrail’de derin endişelere yol açtığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:

“Trump tek kaybeden değil; seçim sonuçları İsrail’de de derin endişelere yol açıyor. Cumhuriyetçi Parti büyük bir darbe aldı. Bu sonuçlar Washington ile İsrail arasındaki ilişkiler üzerinde de önemli sonuçlar doğurabilir.”

Gazete, Maine eyaletinde Demokrat Troy Jackson’ın, 1997 yılından bu yana görev yapan ve İsrail’e desteğiyle tanınan Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins’i mağlup etmesini öne çıkardı.

Jackson’ın İsrail’e yönelik ABD askeri yardımının sona erdirilmesini savunduğunu hatırlatan Maariv, Demokratların zaferini parti içinde İsrail konusundaki dengelerin değiştiğinin göstergesi olarak nitelendirdi.

Israel Hayom gazetesi, Cumhuriyetçilerin Trump’tan uzaklaşmaya başlamasıyla İsrail’in daha eleştirel bir Kongre ile karşılaşacağını aktararak, “Dostane olmayan bir Kongre, Trump’ın İsrail’e verdiği desteğin siyasi maliyetini artırabilir ve işbirliği gerektiren girişimleri engelleyebilir” ifadelerine yer verdi.

Gazetenin analizinde, Trump’ın İsrail’e yönelik desteği sürse dahi Kongrenin takınacağı tutumun ikili işbirliğini zorlaştırabileceği vurgulandı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya yakınlığıyla bilinen Kanal 14 televizyonu ise seçimleri “hem Trump’a hem İsrail’e büyük bir darbe” şeklinde tanımladı.

Kanal, dışişleri, savunma ve bütçe ödenek komitelerinin denetimini devralacak Demokratların, İsrail’e dönük silah satışlarını ve askeri sevkiyatları daha sıkı bir incelemeye tabi tutmasını beklediğini bildirdi.

Yedioth Ahronoth gazetesi, seçim tablosunu “tarihi bir mavi tsunami” ve Trump için küçük düşürücü bir yenilgi olarak yorumladı.

Gazete, Demokratların, Cumhuriyetçiler açısından güvenli kabul edilen seçim çevrelerinde de zafer kazandığına dikkati çekti.

Haaretz gazetesi, Michigan eyaletinde ilerici Demokrat Abdul El-Sayed’in, İsrail yanlısı Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers’ı mağlup ederek ABD Senatosuna seçilen ilk Müslüman siyasetçi olmasını öne çıkardı.

Gazete değerlendirmesinde, “İlerici aday Abdul El-Sayed’in İsrail yanlısı aday Mike Rogers’a karşı kazandığı zafer, İsrail’e karşı sert muhalefetin bile başa baş federal yarışları kazanmasına engel olmadığını gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Jerusalem Post gazetesi, Cumhuriyetçilerin yaşadığı ağır yenilginin başlıca gerekçesi olarak ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı savaşı işaret etti.

Seçimlerin İsrail açısından yaratacağı etkilerin Cumhuriyetçilerin Kongredeki denetimi kaybetmesinin ötesine geçebileceğini belirten gazete, şu analizi paylaştı:

“İsrail’i eleştiren kampın genişlemesi ve nüfuz sahibi konumlara erişiminin artması, İsrail’in görmezden gelemeyeceği bir değişimi temsil ediyor.”

Öte yandan, Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC), Michigan’daki Demokrat Parti Senato ön seçiminde 30 milyon dolardan fazla harcama yapmasına karşın Abdul El-Sayed’in adaylığını engelleyemedi. Bu harcama, AIPAC’ın tek bir seçim yarışı için kaydettiği en yüksek harcama tutarı oldu.

AIPAC daha sonraki süreçte ise Rogers’ı destekleyen bir bağımsız siyasi eylem komitesine (süper PAC) 9 milyon dolara kadar kaynak aktardı.

Sludge’ın aktardığı bilgilere göre kuruluşun siyasi eylem komitesi ve süper siyasi eylem komitesi kanalıyla ara seçimler boyunca yaptığı toplam harcama 100 milyon doları aştı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Haredi müttefiklerinden Netanyahu’ya destek gelmedi

Yayınlanma

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog hükümeti kurma görevi için istişareleri sürdürürken, Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot’un 56, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun ise 46 milletvekilinin desteğini alması bekleniyor. Haredi partisi Birleşik Tevrat Yahudiliği hiçbir adayı desteklememe kararı alırken, askerlik muafiyeti tartışması görüşmelerin ana gündem maddesi oldu.

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, yeni hükümeti kurma görevini tevdi edeceği ismi belirlemek amacıyla siyasi parti temsilcileriyle yürüttüğü istişareleri sürdürüyor.

Haredi müttefiklerinin desteğini sağlayamayan Başbakan Binyamin Netanyahu’nun yerine, Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot’un cumhurbaşkanına daha fazla milletvekili tarafından önerilmesi bekleniyor.

Yedioth Ahronoth gazetesinin haberine göre, 120 sandalyeli parlamentoda (Knesset) Eisenkot’un 56, Netanyahu’nun ise 46 milletvekilinin desteğini alacağı öngörülüyor.

Çarşamba günü başlayan ve perşembe akşamı tamamlanması beklenen görüşmeler sonucunda en çok öneriyi alan ismin doğrudan görevlendirilmesi gerekmiyor.

Herzog’un hükümeti kurmak için parlamentoda çoğunluğu sağlama ihtimali en yüksek gördüğü adayı belirleme yetkisi var.

İstişarelerin ilk gününde Dini Siyonizm, Zehut ve Şas partileri başbakanlık görevi için Netanyahu’yu önerirken, Avigdor Liberman liderliğindeki İsrail Evimiz partisi Eisenkot’tan yana tercih bildirdi.

Ra’am, Demokratlar, Birlikte ve Yashar partileri de Eisenkot’a destek vereceklerini duyurdu. İktidardaki Likud partisinin Netanyahu’yu önermesi beklenirken, aşırı sağcı Yahudi Gücü partisi başbakana desteğini bildirdi.

Beklenen bu dağılım Eisenkot’u öneri sayısında öne geçirse de 56 milletvekili desteği, hükümet kurmak için zorunlu olan 61 sandalye çoğunluğunun gerisinde kalıyor. Arap seçmenleri temsil eden Ortak Liste ise henüz tutumunu açıklamadı.

Netanyahu’nun milletvekillerini ikna etme çabalarına rağmen Haredi partisi Birleşik Tevrat Yahudiliği hiçbir adayı önermeme kararını sürdürdü.

İttifakı meydana getiren Agudat Yisrael ve Degel HaTorah başlangıçtaki tavrını korurken, Netanyahu’nun temaslarının ardından Meir Porush ve Eliakim Stark’ın ortak kararın dışına çıkarak başbakanı destekleyebileceği yönündeki iddialar karşılık bulmadı.

Cumhurbaşkanı Herzog ile görüşen parti temsilcisi Yitzhak Goldknopf, “Hiçbir bloka karşı yükümlülüğümüz yok” dedi. Bu tutum, partinin olası bir hükümet seçeneğindeki tavrının dini ve diğer politika başlıklarındaki pazarlıklara bağlı olacağını gösterdi.

Birleşik Tevrat Yahudiliği heyetiyle yapılan temaslarda, Haredi erkeklerin zorunlu askerlik hizmetinden muafiyeti konusu öne çıktı.

Uzun süren çatışmaların ardından ordunun asker açığıyla karşı karşıya kalması tartışmanın boyutunu derinleştirdi.

Parti temsilcisi Yitzhak Pindrus, Haredi toplumuna yönelik kışkırtmalardan ve dini eğitim gören öğrencilerin durumundan şikayet ederek, kurulacak hükümetin “Tevrat öğrencilerinin baskı gördüğü” ortama çözüm üretmesi gerektiğini savundu.

Cumhurbaşkanı Herzog ise heyete dini eğitim almayan Haredi kesimin askere gitmesine ilişkin yaklaşımını sorarak, “Bir askerlik çerçeveniz var mı? Öğrenim görmeyenlerin askere gitmesi gerektiğini kabul ediyor musunuz?” ifadesini kullandı. Pindrus, partisinin geleneksel tutumunun Tevrat öğrenimini tam zamanlı olarak sürdürenlerin muafiyetine dayandığını belirtti.

Buna karşılık Herzog, geniş toplumsal uzlaşmayı sağlayacak yeni bir askerlik düzenlemesine ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

Haredi askerlerin dini yaşantılarını muhafaza ederek orduya katılabilecekleri modellerin bulunduğuna işaret eden Herzog, bu kapsamda teşkil edilen Haşmonay Tugayı’nı örnek verdi.

Görüşmede Haredi okullarında matematik ve İngilizce gibi temel derslerin müfredata alınması başlığı da ele alınırken, Pindrus “toplumsal değişim” yerine “ekonomik değişim” beklediklerini kaydetti.

Aşırı sağcı Yahudi Gücü heyeti ise Herzog ile görüşmesinde hükümeti kurma görevi için Netanyahu’yu önerdi.

Parti temsilcisi Yitzhak Wasserlauf, istişare sürecine dahil olan bütün partilerden Hamas’ın terör örgütü olarak açıkça tanınmasının istenmesini talep etti.

Seçimlere yönelik yabancı müdahale soruşturmasına işaret eden Wasserlauf, Arap partilerinin satın alınan oylardan faydalandığını ileri sürdü.

Herhangi bir kanıt sunmayan Wasserlauf, bazı oyların Hamas’ı terör örgütü kabul etmeyen listeler lehine parayla temin edildiğini savundu.

İddialara itiraz eden Herzog, şu değerlendirmeyi yaptı: “Bunların hepsi spekülasyon. Ortada delil veya kanıt yok. Hukuk sisteminde şüphelerin temellendirilmesi gerekir. Dikkatli olmalıyız; insanlar bazen sonunda hiçbir karşılığı çıkmayan iddialarda bulunuyor.”

Herzog, meselenin incelenmesi amacıyla önde gelen hukukçulardan bir heyet oluşturulduğunu ve soruşturmanın titizlikle yürütülmesi gerektiğini belirtti.

Yahudi Gücü Milletvekili Limor Son Har-Melech’in kamuoyunun seçim sonuçlarına inanmadığı yönündeki sözleri üzerine Herzog, parti mensuplarını Arap toplumunun geneline yönelik toptancı yaklaşımlardan kaçınmaları konusunda uyardı.

Herzog, Arap seçmenlerin sandığa yoğun katılım göstermesinin, parti lideri Itamar Ben-Gvir’in Ulusal Güvenlik Bakanlığı dönemindeki icraatlarına bir tepki olabileceğini dile getirerek, usulsüzlük iddialarının bu ihtimalin üzerini örtüp örtmediğini sordu.

Yahudi Gücü temsilcisi Yitzhak Kroizer ise katılım oranının Ben-Gvir’in icraatlarının etkinliğini kanıtladığını savunarak, “Bu, Bakan Ben-Gvir için bir onur nişanıdır” dedi ve bakanın geçmişte uygulanmayan mevzuatı hayata geçirdiğini öne sürdü.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English