Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İsrail, Lübnan’da dijital verileri AI ile kullanarak Hizbullah’a saldırıyor

Yayınlanma

İsrail, Lübnan’daki tüm dijital verileri bir AI sisteminde birleştirerek Hizbullah ile bağlantılı isimlere yönelik saldırılar düzenliyor.

Los Angeles Times’ta yer alan habere göre, akıllı telefonlar, güvenlik ve trafik kameraları, Wi-Fi sinyalleri, insansız hava araçları, devlet veri tabanları ve sosyal medyadan gelen verileri birleştiren bu sistem, İsrail’e Hizbullah kadrolarının her hareketini takip etme konusunda neredeyse her şeyi bilen bir yetenek kazandırdı.

Haber, Hizbullah ile Tallusa sakinleri arasında irtibat görevlisi olarak çalışan 62 yaşındaki Ahmed Turmus’un hikayesini anlatıyor.

Buna göre, şubat ayında bir pazartesi öğleden sonra ailesini ziyaret ederken telefon çaldığında, Arapça aksanlı konuşan kişinin bir İsrail askeri subayı olması Turmus’u pek şaşırtmadı. Onu şaşırtan şey, sorulan soruydu. “Ahmad, çevrendekilerle birlikte mi yoksa tek başına mı ölmek istersin?”

Görüşülen aile üyelerine göre Turmus, telefonu kapatmadan önce tek kelimeyle cevap verdi: “Tek başıma.”

Turmus, 15 aylık ateşkes süresince, İsrail’in Güney Lübnan’daki saldırıları devam etmesine rağmen, köyü yeniden işler hale getirmek için onarım ekipleri ve sivil savunma görevlileriyle koordinasyon içinde çalışarak zamanını geçirmişti.

Ailesi, onu Hizbullah’ın eski bir savaşçısı olarak tanımladı. Fakat Turmus, yaşlandıkça idari bir rol üstlenmişti.

İsrail ise, onun “Hizbullah’ın terörist altyapısını yeniden inşa etmek amacıyla askeri ve mali konularda” çalıştığını iddia ediyor.

Rolü ne olursa olsun, o da artık İsrail’in “öldürme zinciri”nin tuzağına düşmüştü ve bu zincir, yıllar önce başlayan bir istihbarat toplama sürecinin doruk noktasıydı.

Turmus’un ordunun hedef tahtasına girmesinin pek çok yolu olabilirdi; bunların hiçbiri tek başına kesin bir kanıt sayılmazdı, fakat hepsi de o Şubat günü sonunda onu öldürülmek üzere seçen algoritma için “potansiyel birer girdi” oluşturuyordu.

Birincisi, Turmus, Hizbullah’’ı destekleyen Şii çoğunluklu bir köy olan Tallusa’da yaşıyordu; bu da Turmus ve diğer sakinlerin hareketlerinin sürekli olarak İsrail insansız hava araçlarının gözetimi altında olduğu anlamına geliyordu.

Gazze’de bu tür sistemlerin kullanımına ilişkin endişelerini dile getirene kadar savunma şirketlerinde çalışan bir yapay zeka uzmanına göre, insansız hava araçlarının kameraları muhtemelen Turmus’un yüzünü, arabasının markasını ve plakasını ve evini filme almış ve kaydetmişti.

İnsansız hava araçları, “stingray” olarak bilinen baz istasyonu simülatörlerini kullanarak kendilerini cep telefonu baz istasyonları gibi gösterip Turmus’un akıllı telefonunu bağlantı kurmaya ikna etmiş olabilir.

Bu sayede sadece Turmus’un verilerine değil, aynı zamanda hareketlerine de gerçek zamanlı olarak erişim sağlamış olabilirler.

Çalışmalarını tartışabilmesi için isminin açıklanmaması şartıyla konuşan yapay zeka uzmanı, Turmus SIM kartını değiştirmiş olsa bile yine de izlenmeye devam edeceğini belirtti:

“Bu devasa bir veri akışı: telefon meta verileri, konum sinyalleri, SIM kart değişiklikleri, uygulama kullanımı, sosyal medya davranışları, bazen hatta bankacılık veya yüz tanıma girdileri. Bunların çoğu ticari platformlardan, mobil ağlardan, ortak istihbarat ajanslarından veya sahadaki casuslardan ‘toplanıyor’.”

Toplandıktan sonra, Palantir’in Maven’i gibi platformlar tüm verileri standartlaştırır, etiketler ve puanlar, bunları cihazlar ve hesaplar arasındaki kimliklerle ilişkilendirir.

Böylece yapay zeka, bir kişinin faaliyetlerinin zaman çizelgesini oluşturabilir ve ilişkilerinin ağını haritalandırabilir.

Turmus da bu noktada dikkat çekmiş olabilir: Oğullarından biri 2024’ün başlarında öldürülen bir Hizbullah savaşçısıydı; diğeri ise çağrı cihazı saldırılarında yaralanmıştı.

Lübnan hükümetinin Lübnan’daki Birleşmiş Milletler barış gücü misyonuna koordinatörü olarak görev yapmış emekli General Münir Şehadet, İsrail’in Lübnan’a yönelik kapsamlı ve uzun soluklu istihbarat sızma faaliyetleri sayesinde Turmus’un izini sürmenin daha kolay olacağını söyledi.

Cep telefonu aboneleri veya araç kayıtlarına ilişkin bilgileri içeren veritabanları da dahil olmak üzere ülkenin veri altyapısının büyük bir kısmı yirmi yıldır İsraillilerin erişimine açıktı.

Ayrıca Şehadet’e göre İsrail istihbaratı Hizbullah’ın karasal ağına ve sinyal birimlerine de sızdı.

Ona göre Hizbullah’ın 2011’den 2024’e kadar Suriye’deki savaşa dahil olması, örgütün güvenliğini daha da tehlikeye attı.

Şehadet, “Bu faktörler, İsrail’in hem saha komutanlarını hem de üst düzey liderleri kapsayan kesin bir hedef havuzu oluşturmasına olanak sağladı,” dedi.

Bu aşamada yapay zeka devreye giriyor. Terabaytlarca veriyi hızla tarayan sistem, kalıpları tespit ediyor ve bunları bilinen bir tehdit olan ya da işaretlenmiş bölgelerin yakınında görünen bir kişinin hareketleriyle karşılaştırıyor.

Ayrıca, bir kişinin rutininden sapmaları da analiz ediyor. Tüm bunlar, bir “tehdit profili” oluşturmak için kullanılıyor.

2023 Şubat ayında savaşta yapay zeka hakkında yayınlanan bir İsrail ordusu makalesinde röportaj yapılan bir İsrail albayına göre, sonuç, hedefleri hızlı bir şekilde bulabilen bir sistem.

İsrail ordusunun Yapay Zeka Merkezi başkanı, sadece Albay Yoav olarak tanıtılan kişi, “Sistem bu işlemi saniyeler içinde gerçekleştiriyor; oysa geçmişte aynı işi yapmak yüzlerce araştırmacının birkaç haftasını alıyordu,” dedi.

Fakat yapay zeka uzmanı, bu sistemlerin bir kişinin tehlikeli olup olmadığını belirlemek için mantık yerine verileri kullanmasının endişe verici olduğunu belirtti.

Dahası, eğer bu bilgiler hatalıysa, sistem aynı hataları tekrar tekrar yapmaya devam eder ve bunu “daha hızlı ve daha emin bir şekilde” yapar.

Uzman, “Bu, bir kesinlik yanılsaması yaratıyor ve bu tehlikeli; çünkü her zaman bağlamı göz önünde bulundurmadan korelasyonu eyleme dönüştürüyor,” diyor ve ekliyor:

“Bu laboratuvar ortamı gibi değil. Peki sistem kim kimdir nasıl anlıyor? Ve birini işaretlediğinde bu bir insan kararı mı, yoksa sadece bir algoritmanın düğmeye basması mı?”

Slovenya Kriminoloji Enstitüsünde profesör ve meta veriler ile büyük veri odaklı hedefleme süreçlerinin yükselişine dair 2023 tarihli bir araştırma makalesi yazan Vasji Badalic, bu tür sistemlerin bir kişinin savaşçı olma olasılığını hesaplamak için kimin kiminle konuştuğu ya da nereye ve ne zaman seyahat ettiği gibi sıradan, rutin faaliyetleri izlemeye dayandığını ve bunun potansiyel olarak yanlış pozitif sonuçlara yol açabileceğini söyledi.

Badalic, “Akrabalar ya da propaganda veya finans faaliyetlerinde bulunan kişiler savaşçı değildir ama makine benzer iletişim kalıplarına sahip oldukları için onları savaşçı olarak algılar. Savaşçıları ve sivilleri ayıran eşiği nereye koyuyorlar?” diye soruyor.

Savaş bölgesinde hedefleri tespit etmek veya olayları öngörmek için makine öğrenimini kullanma çabası yeni değil.

ABD Başkanı George W. Bush döneminde Irak işgali sırasında, ABD ordusu telefon meta verilerini topladı ve şüpheli faaliyetleri tespit etmek için işledi.

Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) da Afganistan’daki El Kaide kuryelerini tespit etmek için SKYNET adlı bir davranış profilleme programı geliştirdi.

2019 yılına gelindiğinde, Amazon ve Microsoft gibi şirketler, tahminleri iyileştirecek daha karmaşık senaryolar üzerinde hesaplamalar yapmak için yeterli “hesaplama gücü” geliştirmişti.

Afganistan’daki ABD ordusu, bu gelişmeleri kullanarak, 80’lere kadar uzanan isyancı saldırı raporları ve çeşitli bölgelerdeki sokak aydınlatma miktarı gibi yardımcı bilgilerle eğitilmiş bir yapay zeka olan Raven Sentry’yi geliştirdi.

ABD Ordusu Savaş Kolejinde Raven Sentry hakkında yazan Albay Thomas W. Spahr’a göre, 2021’de ABD’nin Afganistan’dan çekilmesine kadar, modelin yaklaşan saldırıların yerlerine ilişkin tahminleri %70’lik bir başarı oranına ulaştı ve bu da onu insan analistlerle yaklaşık olarak aynı seviyeye getirdi.

Öte yandan İsrail’in Lübnan’daki başarısına rağmen, Hizbullah’ın İsrail’in yapay zeka destekli hedeflerine uyum sağladığına dair işaretler var.

Mevcut çatışmalar sırasında Hizbullah, gerilla savaşının köklerine geri döndü ve merkezi olmayan bir yapıya sahip daha küçük birimlere geçti.

Emekli general Şehadet’e göre, grup ayrıca daha az kullanışlı olsa da daha güvenli iletişim yöntemlerine de başvurdu.

Algoritmanın Turmus’u gözetim listesinden öldürme listesine almasına neden olan eylemin ne olduğu belirsiz.

İrtibat görevlisi olarak görev yapan Turmus, Hizbullah’ın savaşçı olmayan bir üyesiydi ve aile üyeleri, telefonunu değiştirmeye bile zahmet etmediğini söyledi.

Turmus’un, “İsrailliler beni zaten tanıyor, ne önemi var ki?” dediği aktarılıyor.

Öldürülmesinden bir gün önce, 15 Şubat’ta akıllı telefonunu kapattı ve ertesi gün yakındaki bir köyde düzenlenen belediye toplantısına giderken telefonu evde bıraktı. İsraillilerden gelen telefon, Tallusa’daki evine dönüp akıllı telefonunu açtıktan kısa bir süre sonra geldi.

Aile üyeleri Los Angeles Times’a verdikleri demeçte, telefonu kapattığında yüzünün değiştiğini anlattı.

İsraillilerin peşinde olduğunu ve evi terk edip onu yalnız başına ölmeye bırakmaları gerektiğini söyledi. Ailesi, kaçmaya çalışması için yalvardı ve ayrılabilmesi için ona bir kılık değiştirme kıyafeti verdi.

Fakat Turmus reddetti. Kapıya doğru yürüdü. “Yüzümü tanıyorlar. Buna karşı yapabileceğimiz hiçbir şey yok,” dedi. Aile üyeleri, o çıkarken karısının içeri girdiğini, fakat karısının onu durdurmaya çalışmaması için ona seslenmediğini söyledi.

Arabasına bindi, motoru çalıştırdı ve yola çıktı. 30 saniye geçmeden, Turmus’un arabasını delip geçen iki füzenin gümbürtüsü duyuldu.

Ortadoğu

Berri: Bu anlaşma asla yürürlüğe girmeyecek ve uygulanmayacak

Yayınlanma

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, Washington’da ABD ara buluculuğunda imzalanan çerçeve anlaşmasına sert tepki göstererek, bu mutabakatı Lübnan tarihinin en ağır tavizlerinden biri olarak nitelendirdi. Berri, ülkenin ulusal egemenliğini koruma kararlılığını vurgularken, ordu komutasındaki olası bir görevden alma girişimine karşı da net bir uyarıda bulundu.

Lübnan’da hükümet yetkilileri ile İsrail arasında Washington’da ABD nezaretinde imzalanan çerçeve anlaşmasının ardından, başkent Beyrut’taki Meclis Başkanlığı makamı olan Ayn el-Tine Sarayı’nda derin bir huzursuzluk hakim.

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri’nin, Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile süregelen siyasi kopuşu ve anlaşmaya yönelik gösterdiği kararlı direnç, ülkedeki anayasal ve askeri dengelerin hassas bir dönüm noktasına geldiğini gösteriyor.

Meclis Başkanı Berri, Cumhurbaşkanı Avn ile olan ilişkisinin mevcut durumunu tarif ederken, “Ne o beni arıyor ne de ben onu arıyorum” ifadelerini kullandı.

Resmi açıklamaların ve diplomatik nezaket kurallarının ötesinde, Beyrut yönetiminin attığı bu adımın, Meclis Başkanı Berri’nin uzun süredir savunduğu ulusal ilkeleri çiğnediği belirtiliyor.

Berri’nin siyasi çizgisine göre, İsrail ile yapılacak her türlü müzakerenin katı ulusal ilkeler çerçevesinde yürütülmesi ve askeri alanda elde edilemeyen siyasi kazanımların masada İsrail’e altın tepside sunulmaması gerekiyor.

Lübnan Meclis Başkanı’na göre, herhangi bir müzakere sürecinin başlayabilmesi için öncelikle İsrail’in işgal altında tuttuğu tüm Lübnan topraklarından tamamen çekilmesi, askeri saldırılarını sonlandırması, tutsakları serbest bırakması ve güneydeki göçmenlerin köylerine dönmesi şart koşuluyor.

Washington’da imzalanan mutabakat ise bu öncelikler sıralamasını tersine çevirerek, askeri geri çekilmeyi ucu açık siyasi ve askeri koşullara bağlıyor. Bu durumun, Lübnan’ın egemenliğini uzun yıllar boyunca ipotek altına alma riski barındırdığı ifade ediliyor.

“17 Mayıs anlaşmasından on kat daha kötü”

Meclis Başkanı Nebih Berri, Lübnan’da yayımlanan el-Ahbar gazetesine verdiği mülakatta, Washington’da varılan mutabakatı sert bir dille eleştirdi. Berri, bu uzlaşıyı Lübnan’a dayatılan bir dikte olarak nitelendirerek, “Bu anlaşma bir dayatmadır ve 17 Mayıs 1983 anlaşmasından on kat daha kötüdür” ifadelerini kullandı.

Kendisi de geçmişte Emel Hareketi lideri olarak 17 Mayıs anlaşmasına karşı yürütülen toplumsal ve siyasi direnişin öncü isimleri arasında yer alan Berri, yeni mutabakata karşı tavrını şu sözlerle pekiştirdi:

“On kez 17 Mayıs anlaşması olsun ama bu anlaşma asla olmasın.”

Lübnan halkının sokak hareketlerine veya provokasyonlara kapılmaması gerektiğinin altını çizen Berri, ülkeyi iç çatışma ve kaos sarmalına sürüklemek isteyecek odaklara fırsat verilmemesi çağrısında bulundu.

Anlaşmanın yalnızca siyasi içeriğiyle değil, Lübnan toplumunda yaratabileceği iç bölünmelerle de büyük bir tehdit oluşturduğunu kaydeden Berri, bu durumun en çok İsrail’in çıkarlarına hizmet edeceğini vurguladı.

Siyasi mücadelenin tamamen anayasal, yasal ve ulusal zeminlerde yürütüleceğini belirten Berri, kabinedeki bakanlarının tutumuna dair şu açıklamayı yaptı:

“Emel Hareketi’ne mensup bakanlar, bu anlaşmanın ele alınacağı hiçbir bakanlar kurulu toplantısını boykot etmeyecek. Orada olacağız, mücadele edeceğiz ve net tavrımızı ortaya koyacağız.”

Meclis Başkanı Berri, Washington mutabakatının geleceğine ilişkin ise son derece kararlı konuşarak, “Bu anlaşma asla yürürlüğe girmeyecek ve uygulanmayacak; kendiliğinden hükümsüz kalacaktır” ifadelerini kullandı.

“Müzakerelerin gerçek adresi Amerika ve İran hattıdır”

Lübnan’ın ulusal haklarını geri alabilmesi ve İsrail’i topraklarından tamamen çıkarabilmesi için önünde tek bir gerçekçi diplomatik yol olduğunu savunan Meclis Başkanı Berri, bu adresin Washington ile Tahran arasındaki doğrudan diplomatik süreç olduğunu belirtti.

Berri, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:

“Lübnan’ın haklarını güvence altına alacak yegane meşru ve gerçekçi zemin, Amerika Birleşik Devletleri ile İran İslam Cumhuriyeti arasında yürütülen müzakere sürecidir.”

Bu eksenin dışında, Lübnan’ın tek başına ABD ve İsrail tarafından belirlenen koşullar altında masaya oturmasının büyük bir hata olacağını kaydeden Berri, böyle bir girişimin işgali meşrulaştırmaktan ve İsrail’e sahada yeni fiili durumlar yaratması için zaman kazandırmaktan başka bir işe yaramayacağını sözlerine ekledi.

“Kimse orduyla oynamaya kalkışmasın”

Son günlerde Lübnan kamuoyunda sıkça tartışılan ve Lübnan Ordusu Komutanı General Rudolf Heykel’in görevden alınacağına yönelik iddialara da doğrudan değinen Meclis Başkanı Nebih Berri, askeri vesayet ve komuta kademesine yönelik müdahalelere karşı uyarıda bulundu.

Silahlı kuvvetlerin ülkenin birliğini koruyan en önemli yapı taşı olduğunu hatırlatan Berri, şöyle konuştu:

“Hiç kimse böyle bir şaka yapmaya yeltenmesin ve hiç kimse Lübnan Ordusu ile oynamaya kalkışmasın.”

Askeri kurumun ulusal güvenliğin, toplumsal huzurun ve iç barışın teminatı olduğunu vurgulayan Berri, ordunun kendileri için kırmızı çizgi olduğunu ifade etti.

Anlaşmanın imzalanmasının hemen ardından yayımladığı kısa mesajda Lübnan halkını uyararak, “Ey Lübnan halkı, bu bir fitnedir” diyen ve Şii inancının önemli liderlerinden İmam Ali’nin fitne dönemlerinde tarafsız kalmayı salık veren özlü sözlerine atıfta bulunan Berri, bu mesajının bazı çevreler tarafından pasif veya yumuşak bulunmasına da tepki gösterdi.

El-Ahbar gazetesinin bu yöndeki sorusunu yanıtlayan Lübnan Meclis Başkanı Berri, şu ifadeleri kullandı:

“Ben bu anlaşmayı doğrudan fitne olarak nitelendirmişken daha ne söylememi bekliyorsunuz? Küfür mü etmeliydim?”

Anlaşmayı “fitne” olarak adlandırmanın siyasi literatürdeki en üst düzey uyarı seviyesi olduğunu dile getiren Nebih Berri, meselenin basit bir görüş ayrılığı olmadığını, doğrudan Lübnan’ın toprak bütünlüğünü ve toplumsal birliğini hedef alan varoluşsal bir tehdit olduğunu belirtti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail-Lübnan anlaşmasının gizli güvenlik eki ortaya çıktı

Yayınlanma

Times of Israel gazetesi, ABD arabuluculuğunda İsrail ile Lübnan arasında geçen hafta imzalanan çerçeve anlaşmasına ait olduğu belirtilen gizli bir güvenlik ekinin ayrıntılarını yayımladı. Habere göre ek metin, İsrail ordusuna Güney Lübnan’daki güvenlik bölgesinde belirli koşullar altında operasyon düzenleme imkânı tanıyor.

İsrail basınına göre, ABD arabuluculuğunda İsrail ile Lübnan arasında geçen hafta imzalanan çerçeve anlaşmasına ait gizli bir güvenlik eki bulunuyor.

The Times of Israel’in üst düzey bir İsrailli yetkiliye dayandırdığı haberine göre söz konusu ek, İsrail ordusunun Güney Lübnan’daki güvenlik bölgesinde ortaya çıkabilecek tehditlere karşı askeri harekât düzenleme serbestisini güvence altına alıyor.

Haberde, Washington’da varılan uzlaşmanın gizli eki sayesinde İsrail ordusunun bölgeden otomatik olarak çekilmeyeceğinin de kayıt altına alındığı belirtildi.

Aynı yetkili, Tel Aviv yönetiminin İran’ın olası girişimlerinin anlaşmayı sekteye uğratabileceği ihtimaline karşı temkinli davrandığını ifade etti. Bu açıklama, İsrail’in Kanal 12 televizyonunun daha önce yayımladığı haberi de doğrular nitelikte aktarıldı.

The Times of Israel’in haberine göre ana anlaşma metninde atıfta bulunulan güvenlik eki, Lübnan hükümetinin talebi üzerine kamuoyuna açıklanmadı.

Sızdırıldığı belirtilen bilgilere göre ek metnin dördüncü maddesi, İsrail ordusunun güvenlik bölgesi sınırları içinde aniden ortaya çıkan tehditlere karşı askeri operasyon düzenleme yetkisini korumasını öngörüyor.

Habere göre bu hüküm, ABD ile İran arasında yürütülen görüşmelerin İsrail’in Hizbullah’tan gelebilecek tehditlere müdahale kapasitesini sınırlandırabileceği yönündeki kaygılar nedeniyle Tel Aviv’in öncelikleri arasında yer alıyordu.

Aynı maddede, İsrail askerlerinin çekilme sürecinin otomatik ya da önceden belirlenmiş sabit bir takvime bağlanmayacağı konusunda İsrail ile Lübnan’ın uzlaştığı belirtiliyor.

Buna göre askeri yeniden konuşlanma, sahadaki güvenlik koşullarına bağlı olacak. Ana anlaşma metninde de çekilme sürecinin tarafların yükümlülüklerini yerine getirme düzeyine bağlı olduğu ifade ediliyor.

Haberde ayrıca cumartesi günü kamuoyuna açıklanan iki pilot çekilme bölgesinin öngörülebilir gelecekte bu kapsamda değerlendirilecek tek alanlar olacağı, uygulamanın kısa vadede genişletilmesine yönelik bir plan bulunmadığı kaydedildi.

İsrail ordusunun mevcut değerlendirmelerine göre Lübnan ordusunun gerekli eğitim ve güvenlik taramalarını tamamlamasının ardından başlangıçta belirlenen iki pilot bölgeye konuşlanması birkaç hafta sürebilir.

Bu süreçte Lübnan ordusunun söz konusu bölgelerde güvenlik sorumluluğunu devralması öngörülüyor.

Habere göre İsrailli yetkililer, İran’ın Washington ile yürüttüğü paralel diplomatik temaslar aracılığıyla süreci olumsuz etkileyebileceğinden endişe ediyor.

Aynı kaynaklar, Tahran’ın daha kapsamlı bir ABD-İran uzlaşmasının parçası olarak Washington’dan İsrail’in Güney Lübnan’dan tamamen ve koşulsuz çekilmesini talep etmesini olası bir risk olarak değerlendirdiğini aktardı.

Anlaşmaya Hizbullah’tan ret

İsrail ile Lübnan arasında varılan çerçeve anlaşması, pilot uygulama kapsamında Lübnan ordusunun halen İsrail’in kontrolündeki bazı küçük alanların denetimini devralmasını ve Hizbullah’ın kademeli biçimde silahsızlandırılmasını hedefleyen bir süreci içeriyor.

Hizbullah anlaşmayı reddettiğini açıklarken, İsrail de örgüte yönelik askeri operasyonlarını sürdüreceğini duyurdu.

İsrail Genelkurmay Başkanı Korgeneral Eyal Zamir, pazar günü yaptığı açıklamada anlaşmayı “tarihi ve önemli” sözleriyle nitelendirdi ve sahadaki askeri başarıların bu mutabakata zemin hazırladığını söyledi.

İsrail ordusunun basın biriminin aktardığına göre Zamir, “Anlaşmanın şartlarına sadık kalacağız ve başarılı olması için çalışacağız. Ancak asıl sınav, her iki tarafın da sahada sergileyeceği eylemler olacak; önümüzdeki dönem geleceğin nasıl şekilleneceğini belirleyecek” ifadelerini kullandı.

Hizbullah Milletvekili Hasan Fadlallah ise örgütün reddettiği anlaşmanın Lübnan’da “iç çatışmaya” yol açabileceği uyarısında bulundu ve metnin sahada uygulanmasının mümkün olmadığını söyledi.

Fadlallah’ın açıklaması, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinde Lübnan devletinin çerçeve anlaşmasının uygulanmasına ilişkin “tüm sorumluluklarını üstleneceğini” ifade etmesinden bir gün sonra geldi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD ve İran teknik müzakerelere devam edecek

Yayınlanma

ABD ve İran’ın, gerçekleştirdikleri karşılıklı askeri misillemelerin ardından mutabakat muhtırasının tüm maddeleri üzerindeki teknik müzakereleri sürdüreceği bildirildi. Tarafların askeri eylemlerden kaçınma ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerinin güvenliğini sağlama konusunda anlaştığı belirtiliyor.

ABD ve İran’ın, karşılıklı askeri saldırıların ardından mutabakat muhtırasının tüm maddeleri üzerindeki teknik müzakereleri sürdüreceği bildirildi. Reuters haber ajansı ve The Hill gazetesinin Amerikalı bir yetkiliye dayandırdığı bilgilere göre, taraflar diplomatik kanalları açık tutma kararı aldı.

İlgili yetkili, sürece dair yaptığı açıklamada, “Her iki taraf da şimdilik aktif askeri eylemlerden kaçınacak ve gemiler Hürmüz Boğazı’nda serbestçe hareket edebilecek” ifadelerini kullandı.

Daha önce Axios portalında yayımlanan haberde, Washington ve Tahran yönetimlerinin karşılıklı saldırıları durdurma konusunda uzlaştığı ve 30 Haziran Salı günü Katar’ın başkenti Doha’da bir araya geleceği aktarılmıştı.

Söz konusu haberde yer alan bilgilere göre, başlangıçta aynı gün İsviçre’de İran’ın nükleer programına ilişkin müzakerelerin gerçekleştirilmesi planlanıyordu.

Ancak son dönemde yaşanan askeri hareketlilik ve yeni karşılıklı saldırlar nedeniyle toplantının yeri değiştirilerek Doha’ya alındı.

Bu gelişmeyle birlikte müzakere gündeminin de Hürmüz Boğazı ve çevresindeki güvenlik durumuna kaydırıldığı belirtildi.

Amerikan televizyon kanalı CNN’e konuşan üst düzey bir yetkili ise barış muhtırasına yönelik teknik müzakerelerin iptal edilmediğini ve planlandığı şekilde önümüzdeki günlerde gerçekleştirileceğini ifade etti.

Yetkili, taraflar arasındaki “çatışmayı önleme kanallarının olağan seyrinde faaliyet gösterdiğini” kaydetti.

Karşılıklı saldırıların ardından değerlendirmelerde bulunan ABD Başkanı Donald Trump ise askeri harekatın yeniden tam kapsamlı hale gelmesi durumunda İran’ın varlığının tehlikeye gireceğini ifade etti.

Trump, konuya ilişkin açıklamasında, “Daha fazla mantıklı davranamayacağımız ve yarım kalan işi askeri yöntemlerle bitirmek mecburiyetinde kalacağımız bir an gelebilir” uyarısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English