Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İsrail, Lübnan’da dijital verileri AI ile kullanarak Hizbullah’a saldırıyor

Yayınlanma

İsrail, Lübnan’daki tüm dijital verileri bir AI sisteminde birleştirerek Hizbullah ile bağlantılı isimlere yönelik saldırılar düzenliyor.

Los Angeles Times’ta yer alan habere göre, akıllı telefonlar, güvenlik ve trafik kameraları, Wi-Fi sinyalleri, insansız hava araçları, devlet veri tabanları ve sosyal medyadan gelen verileri birleştiren bu sistem, İsrail’e Hizbullah kadrolarının her hareketini takip etme konusunda neredeyse her şeyi bilen bir yetenek kazandırdı.

Haber, Hizbullah ile Tallusa sakinleri arasında irtibat görevlisi olarak çalışan 62 yaşındaki Ahmed Turmus’un hikayesini anlatıyor.

Buna göre, şubat ayında bir pazartesi öğleden sonra ailesini ziyaret ederken telefon çaldığında, Arapça aksanlı konuşan kişinin bir İsrail askeri subayı olması Turmus’u pek şaşırtmadı. Onu şaşırtan şey, sorulan soruydu. “Ahmad, çevrendekilerle birlikte mi yoksa tek başına mı ölmek istersin?”

Görüşülen aile üyelerine göre Turmus, telefonu kapatmadan önce tek kelimeyle cevap verdi: “Tek başıma.”

Turmus, 15 aylık ateşkes süresince, İsrail’in Güney Lübnan’daki saldırıları devam etmesine rağmen, köyü yeniden işler hale getirmek için onarım ekipleri ve sivil savunma görevlileriyle koordinasyon içinde çalışarak zamanını geçirmişti.

Ailesi, onu Hizbullah’ın eski bir savaşçısı olarak tanımladı. Fakat Turmus, yaşlandıkça idari bir rol üstlenmişti.

İsrail ise, onun “Hizbullah’ın terörist altyapısını yeniden inşa etmek amacıyla askeri ve mali konularda” çalıştığını iddia ediyor.

Rolü ne olursa olsun, o da artık İsrail’in “öldürme zinciri”nin tuzağına düşmüştü ve bu zincir, yıllar önce başlayan bir istihbarat toplama sürecinin doruk noktasıydı.

Turmus’un ordunun hedef tahtasına girmesinin pek çok yolu olabilirdi; bunların hiçbiri tek başına kesin bir kanıt sayılmazdı, fakat hepsi de o Şubat günü sonunda onu öldürülmek üzere seçen algoritma için “potansiyel birer girdi” oluşturuyordu.

Birincisi, Turmus, Hizbullah’’ı destekleyen Şii çoğunluklu bir köy olan Tallusa’da yaşıyordu; bu da Turmus ve diğer sakinlerin hareketlerinin sürekli olarak İsrail insansız hava araçlarının gözetimi altında olduğu anlamına geliyordu.

Gazze’de bu tür sistemlerin kullanımına ilişkin endişelerini dile getirene kadar savunma şirketlerinde çalışan bir yapay zeka uzmanına göre, insansız hava araçlarının kameraları muhtemelen Turmus’un yüzünü, arabasının markasını ve plakasını ve evini filme almış ve kaydetmişti.

İnsansız hava araçları, “stingray” olarak bilinen baz istasyonu simülatörlerini kullanarak kendilerini cep telefonu baz istasyonları gibi gösterip Turmus’un akıllı telefonunu bağlantı kurmaya ikna etmiş olabilir.

Bu sayede sadece Turmus’un verilerine değil, aynı zamanda hareketlerine de gerçek zamanlı olarak erişim sağlamış olabilirler.

Çalışmalarını tartışabilmesi için isminin açıklanmaması şartıyla konuşan yapay zeka uzmanı, Turmus SIM kartını değiştirmiş olsa bile yine de izlenmeye devam edeceğini belirtti:

“Bu devasa bir veri akışı: telefon meta verileri, konum sinyalleri, SIM kart değişiklikleri, uygulama kullanımı, sosyal medya davranışları, bazen hatta bankacılık veya yüz tanıma girdileri. Bunların çoğu ticari platformlardan, mobil ağlardan, ortak istihbarat ajanslarından veya sahadaki casuslardan ‘toplanıyor’.”

Toplandıktan sonra, Palantir’in Maven’i gibi platformlar tüm verileri standartlaştırır, etiketler ve puanlar, bunları cihazlar ve hesaplar arasındaki kimliklerle ilişkilendirir.

Böylece yapay zeka, bir kişinin faaliyetlerinin zaman çizelgesini oluşturabilir ve ilişkilerinin ağını haritalandırabilir.

Turmus da bu noktada dikkat çekmiş olabilir: Oğullarından biri 2024’ün başlarında öldürülen bir Hizbullah savaşçısıydı; diğeri ise çağrı cihazı saldırılarında yaralanmıştı.

Lübnan hükümetinin Lübnan’daki Birleşmiş Milletler barış gücü misyonuna koordinatörü olarak görev yapmış emekli General Münir Şehadet, İsrail’in Lübnan’a yönelik kapsamlı ve uzun soluklu istihbarat sızma faaliyetleri sayesinde Turmus’un izini sürmenin daha kolay olacağını söyledi.

Cep telefonu aboneleri veya araç kayıtlarına ilişkin bilgileri içeren veritabanları da dahil olmak üzere ülkenin veri altyapısının büyük bir kısmı yirmi yıldır İsraillilerin erişimine açıktı.

Ayrıca Şehadet’e göre İsrail istihbaratı Hizbullah’ın karasal ağına ve sinyal birimlerine de sızdı.

Ona göre Hizbullah’ın 2011’den 2024’e kadar Suriye’deki savaşa dahil olması, örgütün güvenliğini daha da tehlikeye attı.

Şehadet, “Bu faktörler, İsrail’in hem saha komutanlarını hem de üst düzey liderleri kapsayan kesin bir hedef havuzu oluşturmasına olanak sağladı,” dedi.

Bu aşamada yapay zeka devreye giriyor. Terabaytlarca veriyi hızla tarayan sistem, kalıpları tespit ediyor ve bunları bilinen bir tehdit olan ya da işaretlenmiş bölgelerin yakınında görünen bir kişinin hareketleriyle karşılaştırıyor.

Ayrıca, bir kişinin rutininden sapmaları da analiz ediyor. Tüm bunlar, bir “tehdit profili” oluşturmak için kullanılıyor.

2023 Şubat ayında savaşta yapay zeka hakkında yayınlanan bir İsrail ordusu makalesinde röportaj yapılan bir İsrail albayına göre, sonuç, hedefleri hızlı bir şekilde bulabilen bir sistem.

İsrail ordusunun Yapay Zeka Merkezi başkanı, sadece Albay Yoav olarak tanıtılan kişi, “Sistem bu işlemi saniyeler içinde gerçekleştiriyor; oysa geçmişte aynı işi yapmak yüzlerce araştırmacının birkaç haftasını alıyordu,” dedi.

Fakat yapay zeka uzmanı, bu sistemlerin bir kişinin tehlikeli olup olmadığını belirlemek için mantık yerine verileri kullanmasının endişe verici olduğunu belirtti.

Dahası, eğer bu bilgiler hatalıysa, sistem aynı hataları tekrar tekrar yapmaya devam eder ve bunu “daha hızlı ve daha emin bir şekilde” yapar.

Uzman, “Bu, bir kesinlik yanılsaması yaratıyor ve bu tehlikeli; çünkü her zaman bağlamı göz önünde bulundurmadan korelasyonu eyleme dönüştürüyor,” diyor ve ekliyor:

“Bu laboratuvar ortamı gibi değil. Peki sistem kim kimdir nasıl anlıyor? Ve birini işaretlediğinde bu bir insan kararı mı, yoksa sadece bir algoritmanın düğmeye basması mı?”

Slovenya Kriminoloji Enstitüsünde profesör ve meta veriler ile büyük veri odaklı hedefleme süreçlerinin yükselişine dair 2023 tarihli bir araştırma makalesi yazan Vasji Badalic, bu tür sistemlerin bir kişinin savaşçı olma olasılığını hesaplamak için kimin kiminle konuştuğu ya da nereye ve ne zaman seyahat ettiği gibi sıradan, rutin faaliyetleri izlemeye dayandığını ve bunun potansiyel olarak yanlış pozitif sonuçlara yol açabileceğini söyledi.

Badalic, “Akrabalar ya da propaganda veya finans faaliyetlerinde bulunan kişiler savaşçı değildir ama makine benzer iletişim kalıplarına sahip oldukları için onları savaşçı olarak algılar. Savaşçıları ve sivilleri ayıran eşiği nereye koyuyorlar?” diye soruyor.

Savaş bölgesinde hedefleri tespit etmek veya olayları öngörmek için makine öğrenimini kullanma çabası yeni değil.

ABD Başkanı George W. Bush döneminde Irak işgali sırasında, ABD ordusu telefon meta verilerini topladı ve şüpheli faaliyetleri tespit etmek için işledi.

Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) da Afganistan’daki El Kaide kuryelerini tespit etmek için SKYNET adlı bir davranış profilleme programı geliştirdi.

2019 yılına gelindiğinde, Amazon ve Microsoft gibi şirketler, tahminleri iyileştirecek daha karmaşık senaryolar üzerinde hesaplamalar yapmak için yeterli “hesaplama gücü” geliştirmişti.

Afganistan’daki ABD ordusu, bu gelişmeleri kullanarak, 80’lere kadar uzanan isyancı saldırı raporları ve çeşitli bölgelerdeki sokak aydınlatma miktarı gibi yardımcı bilgilerle eğitilmiş bir yapay zeka olan Raven Sentry’yi geliştirdi.

ABD Ordusu Savaş Kolejinde Raven Sentry hakkında yazan Albay Thomas W. Spahr’a göre, 2021’de ABD’nin Afganistan’dan çekilmesine kadar, modelin yaklaşan saldırıların yerlerine ilişkin tahminleri %70’lik bir başarı oranına ulaştı ve bu da onu insan analistlerle yaklaşık olarak aynı seviyeye getirdi.

Öte yandan İsrail’in Lübnan’daki başarısına rağmen, Hizbullah’ın İsrail’in yapay zeka destekli hedeflerine uyum sağladığına dair işaretler var.

Mevcut çatışmalar sırasında Hizbullah, gerilla savaşının köklerine geri döndü ve merkezi olmayan bir yapıya sahip daha küçük birimlere geçti.

Emekli general Şehadet’e göre, grup ayrıca daha az kullanışlı olsa da daha güvenli iletişim yöntemlerine de başvurdu.

Algoritmanın Turmus’u gözetim listesinden öldürme listesine almasına neden olan eylemin ne olduğu belirsiz.

İrtibat görevlisi olarak görev yapan Turmus, Hizbullah’ın savaşçı olmayan bir üyesiydi ve aile üyeleri, telefonunu değiştirmeye bile zahmet etmediğini söyledi.

Turmus’un, “İsrailliler beni zaten tanıyor, ne önemi var ki?” dediği aktarılıyor.

Öldürülmesinden bir gün önce, 15 Şubat’ta akıllı telefonunu kapattı ve ertesi gün yakındaki bir köyde düzenlenen belediye toplantısına giderken telefonu evde bıraktı. İsraillilerden gelen telefon, Tallusa’daki evine dönüp akıllı telefonunu açtıktan kısa bir süre sonra geldi.

Aile üyeleri Los Angeles Times’a verdikleri demeçte, telefonu kapattığında yüzünün değiştiğini anlattı.

İsraillilerin peşinde olduğunu ve evi terk edip onu yalnız başına ölmeye bırakmaları gerektiğini söyledi. Ailesi, kaçmaya çalışması için yalvardı ve ayrılabilmesi için ona bir kılık değiştirme kıyafeti verdi.

Fakat Turmus reddetti. Kapıya doğru yürüdü. “Yüzümü tanıyorlar. Buna karşı yapabileceğimiz hiçbir şey yok,” dedi. Aile üyeleri, o çıkarken karısının içeri girdiğini, fakat karısının onu durdurmaya çalışmaması için ona seslenmediğini söyledi.

Arabasına bindi, motoru çalıştırdı ve yola çıktı. 30 saniye geçmeden, Turmus’un arabasını delip geçen iki füzenin gümbürtüsü duyuldu.

Ortadoğu

İran ile İsrail arasında karşılıklı füze saldırıları

Yayınlanma

İran ve İsrail, ateşkes ihlalleri ile askeri hareketliliğin ardından birbirlerinin askeri tesislerine ve stratejik noktalarına yönelik karşılıklı hava saldırıları düzenledi. ABD Başkanı Trump taraflara müzakere masasına dönme çağrısı yaparken, İsrail tarafı vatandaşlarının güvenliği için her türlü önlemi alma hakkını saklı tuttuğunu açıkladı.

İran Dışişleri Bakanlığı, İran Silahlı Kuvvetlerinin “meşru müdafaa hakkı kapsamında” İsrail’in kuzeyindeki birkaç askeri hedefi vurduğunu açıkladı.

Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, Tahran’ın adımlarının, mükerrer ateşkes ihlallerine ve İsrail’in Lübnan ile İran’a yönelik saldırganlığına bir yanıt olduğu belirtildi.

Açıklamada ayrıca, ülkenin güneyindeki İran gemilerine ve tesislerine düzenlenen saldırılarda İsrail’in “ABD ile işbirliği yaptığı” ifade edildi. İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ise saldırıların Ramat David Hava Üssü’ne yönelik balistik füzelerle gerçekleştirildiğini bildirdi.

İsrail ordusundan yapılan açıklamada, İran’ın ülkenin kuzeyine birkaç dalga halinde yaklaşık 10 balistik füze fırlattığı belirtildi.

Açıklamada, füzelerin tamamının hava savunma sistemleri tarafından engellendiği kaydedildi. Bu gelişmenin ardından İsrail Hava Kuvvetleri, İran’ın batı ve merkez bölgelerindeki askeri tesislere misilleme saldırısı düzenledi.

İsrail ayrıca Huzistan vilayetine bağlı Mehşehr kentindeki bir petrokimya tesisini de hedef aldı. İran resmi haber ajansı IRNA’nın aktardığına göre, saldırıda Karun adlı fabrika isabet aldı ve işletme çalışanları tahliye edildi.

Bu gelişmeler üzerine Devrim Muhafızları Ordusu, “Nasr” adlı askeri operasyonun başladığını duyurarak İsrail’in Tel Nof ve Nevatim hava üslerine füze fırlatıldığını açıkladı.

ABD Başkanı Donald Trump, İran’a müzakerelere geri dönme çağrısında bulundu. Trump ayrıca, bölgedeki yeni gerilimin nedeni olarak gördüğü İsrail’in Beyrut’a yönelik saldırılarına tepki gösterdi.

Trump, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Her iki taraf da kendi payına düşeni yaptı. İsrail kendi darbesini vurdu, İran da kendi darbesini vurdu. Yeni bir darbeye ihtiyacımız yok” ifadelerini kullandı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Ofis Danışmanı Dmitriy Gendelman ise İsrail’in, vatandaşlarını korumak ve güvenliklerini sağlamak amacıyla gerekli her türlü önlemi alma konusunda “münhasır hakkını” saklı tuttuğunu dile getirdi.

ABD ve İsrail, 28 Şubat tarihinde İran’a karşı askeri operasyon başlatmıştı. Nisan ayının başında taraflar iki haftalık bir ateşkes üzerinde mutabakata varmış, bu süre daha sonra barış görüşmelerinin yürütülmesi amacıyla Trump tarafından belirsiz bir süreye kadar uzatılmıştı.

Mayıs ayının sonunda İsrail’in Hizbullah ile mücadele gerekçesiyle Lübnan’daki kara operasyonunu genişletmesi üzerine Tahran yönetimi müzakere sürecinden çekilme tehdidinde bulunmuştu.

Yaşanan bu gelişmelerin ardından Trump, Netanyahu’dan Beyrut’a yönelik askeri eylemleri durdurmasını talep etmişti. Beyaz Saray tarafından 3 Haziran’da yapılan açıklamada, İsrail ve Lübnan’ın ateşkes ilan etmeye hazır olduğu bildirilmişti.

Ancak 7 Haziran’da İsrail ordusu, Beyrut’un güney banliyösü Dahiye’de bulunan bir Hizbullah tesisini vurmuş, saldırı sonucunda iki kişi hayatını kaybederken 11 kişi de yaralanmıştı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD, dondurulan İran varlıklarını Körfez ülkelerine devredecek

Yayınlanma

Reuters’ın haberine ABD yönetimi, dondurulan İran varlıklarını, Tahran’ın bölgedeki misilleme saldırılarından doğan zararların tazmini ve gelecekteki hasarların onarımı amacıyla Körfez ülkelerine devretmeye hazırlanıyor.

ABD hükümeti, dondurulmuş haldeki İran varlıklarını, Tahran’ın Körfez’deki Washington müttefiklerine verdiği zararları tazmin etmek ve gelecekte oluşabilecek hasarları önlemek amacıyla Körfez ülkelerine yönlendirmeyi planlıyor.

Reuters haber ajansının konu hakkında bilgi sahibi bir kaynağa dayandırdığı gelişmeye göre, ABD Hazine Bakanı Scott Besent, İran’ın Körfez’deki müttefiklere verdiği zararın değerlendirilmesi ve bu varlıkların yeniden inşa çalışmalarında kullanılması imkanlarının araştırılması talimatını verdi.

Hazine Bakanlığının üzerinde çalıştığı yeni önlemlerin kapsamı hakkında detay vermeyen kaynak, adımların sadece Tahran’ın dondurulan nakit fonlarıyla sınırlı kalmayacağını aktardı.

ABD’nin bu kararı, İran Dini Lideri’nin Danışmanı Muhsin Rızai’nin CNN’e yaptığı ve bir barış anlaşmasının imzalanmasının ABD tarafından bloke edilen 24 milyar dolarlık İran varlığının serbest bırakılmasına bağlı olduğunu belirttiği açıklamanın ertesi günü geldi.

Söz konusu karar, ABC televizyonuna konuşan ve Bakan Besent’in planları hakkında bilgi sahibi olan bir başka kaynak tarafından da doğrulandı.

Televizyon kanalına açıklama yapan kaynak, “Hazine Bakanlığı, İran varlıklarını Körfez’deki müttefiklerimize sunmak, yeniden inşa faaliyetlerini desteklemek ve İran tarafından gelecekte verilebilecek her türlü zararı onarmak için elindeki tüm araçları kullanacaktır” ifadesini kullandı.

Aynı kaynak, bahse konu varlıkların dondurulan fonların yanı sıra ABD tarafından el konulan gemileri de kapsayabileceğini ekledi.

Aktarılan bilgilere göre, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi Körfez’deki müttefikleriyle şimdiden temasa geçerek kendilerinden durum değerlendirmesi yapmalarını talep etti.

Reuters, İran varlıklarının Arap ülkelerine devredilmesinin, ABD ile İran arasında daha önce karşılıklı saldırılarla ihlal edilen kırılgan ateşkes sürecinde yeni bir gerilim kaynağı oluşturabileceğine dikkat çekti.

El-Cezire’nin aktardığı verilere göre, İran’ın yurt dışında dondurulan varlıklarının kesin miktarı tam olarak bilinmiyor ancak İranlı resmi kaynaklar ve uzmanlar bu tutarın 100 milyar doların üzerinde olduğunu tahmin ediyor.

Küresel İlişkiler Ortadoğu Konseyi Kıdemli Uzmanı Frederik Schneider, söz konusu varlıkların İran’ın hidrokarbon satışından elde ettiği yıllık gelirin yaklaşık üç katına denk geldiğini ifade etti.

Gelişmeler öncesinde, haziran ayı başında Mehr ajansının aktardığı açıklamaya göre İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, bir mutabakat zaptı imzalanmasının hemen ardından ABD’den varlıklarının en az yarısının derhal serbest bırakılmasını, geri kalan kısmının ise makul bir süre içinde çözüme kavuşturulmasını talep ettiklerini bildirmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

CNN: İsrail özel kuvvetleri Azerbaycan’da

Yayınlanma

CNN kanalı, İsrail’in İran ile gerçekleşen savaş döneminde Azerbaycan’a gizlice elit askeri ve istihbarat birimleri konuşlandırdığını bildirdi. Azerbaycan’ın Washington Büyükelçiliği, ülke topraklarının üçüncü ülkelere yönelik operasyonlarda kullanıldığı yönündeki iddiaları yalanladı.

CNN’in duruma aşina dört kaynağa dayandırdığı haberine göre İsrail, İran ile gerçekleşen savaş sırasında Azerbaycan’a gizlice elit askeri ve istihbarat birimleri yerleştirdi. Bakü yönetimi ise bu iddiaları yalanladı.

İsrail özel kuvvetlerinin Azerbaycan’ın güneyindeki birkaç farklı noktada faaliyet gösterdiği ileri sürüldü. Bu güçlerin sınıra en yakın noktada, savaş sırasında İsrail’in saldırılar düzenlediği İran’ın Tebriz şehrine 100 kilometre mesafede konuşlandığı aktarıldı.

İsrail komandolarından oluşan özel müfrezelerin, istihbarat toplama ve insansız hava araçlarını yönetme görevlerini yürüttüğü, bunun da İsrail’e İran’ın kuzey kesimini gözlemlemek için bir köprübaşı sağladığı kaydedildi.

Televizyon kanalının verilerine göre, Azerbaycan’daki operasyonda, aralarında İsrail özel operasyon kuvvetleri, elit muharebe ve kurtarma birimleri personelinin yanı sıra Mossad çalışanlarının da bulunduğu birkaç düzine askeri personel görev aldı.

Kaynaktan aktarılana göre, Azerbaycan’dan başlatılan kilit operasyonlardan biri, Devrim Muhafızları Ordusu’nun istihbarat birimi başkanı Rahman Mukaddem’in 4 Mart tarihinde öldürülmesi oldu. İsrail, Mukaddem’i 2024 yılında Donald Trump’a yönelik suikast girişiminin organizatörü olarak nitelendirmişti.

Azerbaycan’ın ABD Büyükelçiliği bu bilgileri yalanlayarak, “Azerbaycan topraklarının üçüncü ülkelere yönelik operasyonlar için kullanıldığı iddialarının” temelsiz olduğunu ifade etti.

CNN ayrıca yorum almak üzere İsrail Başbakanlık Ofisi ve İsrail Savunma Kuvvetlerine başvurdu. Haberin yayınlandığı sırada bu taleplere herhangi bir yanıt verilmedi.

İran ve Azerbaycan ilişkileri, İsrail’in İran’a karşı savaş başlatmasının ardından karmaşık bir hal aldı. Mart 2026’da Azerbaycan makamları, 5 Mart’ta Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’nde meydana gelen insansız hava aracı patlamalarının ardından ülkenin İran’daki diplomatik personelini çekme kararı aldı.

İki insansız hava aracının havalimanı binasına ve bir okulun yakınindeki bölgeye isabet ettiği, olay sonucunda dört kişinin yaralandığı bildirildi. Azerbaycan yetkilileri, İran’ın bölgeye doğru toplam dört insansız hava aracı yönlendirdiğini ifade etti.

İran ise suçlamaları tamamen reddetti. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Azerbaycanlı mevkidaşı Ceyhun Bayramov ile yaptığı görüşmede, Tahran’ın saldırıyı organize etmediğini belirterek, saldırının arkasında iki ülke arasındaki ilişkileri baltalamayı amaçlayan İsrail’in bulunabileceğini ifade etti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English