Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Hürmüz’de mayın, füze ve drone üçgeni: ABD’de konvoy planı neden rafa kalkmıyor?

Yayınlanma

ABD, Hürmüz Boğazı’nda tanker konvoylarına askeri eskort sağlama planını henüz hayata geçiremedi; boğazın dar yapısı, İran kıyısından saniyeler içinde ulaşabilen drone ve balistik füze tehdidi operasyonu son derece riskli kılıyor. Savaşın ikinci haftasında boğazdan geçen gemilere yönelik saldırı sayısı en az 19’a ulaşırken, Tahran petrol akışını durdurmadaki kararlılığını yineledi.

ABD, İran’a karşı yürüttüğü saldırganlık eylemi sırasında petrol tankerlerini Hürmüz Boğazı’ndan askeri eskortla geçirme seçeneğini henüz devreye sokamadı. Bu operasyon giderek daha yüksek riskli bir senaryo olarak beliriyor.

Başkan Trump, küresel petrol fiyatlarındaki sert yükselişin ortasında eskort seçeneğini gündeme getirerek su yolunu yeniden açmayı ve bir petrol krizini önlemeyi hedeflemişti.

Ancak şu ana kadar bu adımdan kaçındı ve bunun yerine boğaz yakınlarındaki mayın döşeme teknelerine yönelik saldırıları tercih etti.

Hazine Bakanı Scott Bessent de böyle bir operasyon için herhangi bir takvim vermekten kaçındı. Bessent perşembe günü Sky News’e yaptığı açıklamada, donanmanın ve olası bir uluslararası koalisyonun gemilere “askeri açıdan mümkün olur olmaz” eşlik etmeye başlayacağına inandığını söyledi.

Bessent, “Güvenli geçişin sağlanması mümkün olduğu anda bu gerçekleşecek” ifadesini kullandı.

Bu temkinli tutum, Amerikan savaş gemilerinin İran kıyısına yakın sulara girmesinin ne denli tehlikeli olduğunu gözler önüne seriyor.

Uzmanlar, ABD’nin İran’da sürdürdüğü İsrail ile ortak savaşa misilleme olarak gemilerin drone ve kıyıdan gemiye balistik füze saldırısıyla karşı karşıya kalacağına dikkat çekiyor.

İran kıyısından füzeye yalnızca birkaç dakika

The Hill gazetesine konuşan Hudson Enstitüsü deniz harp uzmanı Bryan Clark, en büyük zorluğun İran kıyısı boyunca konuşlanmış drone ve füze rampalarının yakınlığıyla baş etmek olduğunu belirtti.

Clark, “Rampa ortaya çıktığı andan füzelerin üzerinize ulaşmasına yalnızca birkaç dakika var; çünkü kıyıdan geçiş şeridine mesafe sadece 3-4 mil” dedi.

Dünyanın deniz ticaretinde en kritik dar geçitlerinden biri olan Hürmüz Boğazı, Umman ile İran arasında yer alıyor ve Basra Körfezi’ni Umman Körfezi ile Arap Denizi’ne bağlıyor.

Tahran, yaklaşık iki hafta önce başlayan savaştan bu yana su yolunu fiilen kapattı; saldırı riski nedeniyle geçiş yapamayan gemiler petrol fiyatlarında sert bir yükselişe neden oldu. Dünya petrol arzının yaklaşık beşte biri bu boğazdan akıyor.

Saldırı bilançosu ağırlaşıyor

Çarşamba günü Körfez’de üç kargo gemisi kimliği belirlenemeyen mermilerle vuruldu; perşembe günü ise üç gemi daha isabet aldı ve bunlardan birinin sorumluluğunu İslam Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) üstlendi.

Böylece İran kıyısı yakınında faaliyet gösteren gemilere yönelik bildirilen saldırı sayısı en az 19’a ulaştı.

İran, ABD’nin tehditlerine ve eylemlerine rağmen ablukayı kaldıracağına dair hiçbir sinyal vermedi. Amerikan kuvvetleri salı günü boğazdaki 16 mayın döşeme teknesini imha etmişti; ancak bu adım Tahran’ın tutumunu değiştirmedi.

DMO, ABD ve İsrail saldırıları sona erene kadar boğazdan “tek bir litre petrolün bile” geçmesine izin vermeyeceğini açıkladı. Yeni seçilen dini lider Mücteba Hamanei’ye atfedilen perşembe günkü açıklamada da Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalacağı teyit edildi.

Korku bile boğazı kapatmaya yetiyor

Tankerlerin ve diğer gemilerin boğazda korunmasındaki temel güçlük, su yolunun dar yapısından kaynaklanıyor.

Boğaz en dar noktasında kıyıdan kıyıya sadece 21 mil genişliğinde; bu durum gemilere İran’ın döşediği mayınlardan ya da kıyıdan atılan füze ve roketlerden kaçınmak için çok sınırlı bir manevra alanı bırakıyor.

Emekli Tuğamiral ve eski ABD Savaş Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü John Kirby perşembe günü MS Now’un “Morning Joe” programında, “Boğazı yalnızca korku yoluyla kapatabilirsiniz” dedi.

Kirby, savaşın ilk günlerinde boğazın tam olarak bu nedenle kapandığını vurguladı: “Tek bir drone uçurmamışlardı, tek bir füze atmamışlardı, tek bir mayın döşememişlerdi; ama hiç kimse o boğazdan geçmiyordu çünkü korkuyorlardı” ifadesini kullandı.

Trump planı erteliyor, risk denklemi değişmiyor

Başkan Trump geçen hafta tankerler için deniz eskortunu “gerekirse” yapılabilecek bir seçenek olarak ilk kez gündeme getirmişti; ancak pazartesi günü buna ihtiyaç duyulmayacağını umduğunu söyledi.

Trump, “Zamanı geldiğinde ABD Donanması ve ortakları gerekirse tankerleri boğazdan eskorta alacak. Umarım gerek kalmaz ama gerekirse onları boğazdan geçiririz” dedi.

Ancak Kirby’ye göre askeri eskort pahalı ve zaman alıcı bir operasyon olmasının ötesinde, “başarıyı garanti etmiyor”.

Kirby, “Dron’lar alçak ve yavaş uçabilir, hızlı ve alçak uçabilir; donanma onları düşüremese bile tek bir gemiye büyük hasar verebilir” uyarısında bulundu.

Gizli brifingden çıkan itiraf: “Plan yok”

Boğazda tankerlerin korunması meselesi, salı günü ABD askeri yetkilileri ile üst düzey kongre üyeleri arasında yapılan gizli brifingde de ele alındı.

Demokrat Parti’den Connecticut Senatörü Chris Murphy, brifing sonrası sosyal medya platformu X’te yaptığı paylaşımda, “Hürmüz Boğazı konusunda HİÇBİR PLANLARI YOKTU” yazdı.

Murphy, “İran’ın boğazı nasıl tıkadığına dair daha fazla ayrıntıya giremem ama şunu söyleyeyim: Şu anda boğazı güvenli biçimde nasıl yeniden açacaklarını bilmiyorlar” ifadesini kullandı.

Savaş gemileri tankerlerden daha savunmasız

Defense Priorities düşünce kuruluşunun Ortadoğu direktörü Rose Kelanic, böyle bir operasyonun birçok nedenden dolayı riskli ve zorlu bir askeri problem olduğunu belirtti.

Kelanic, The Hill’e verdiği demeçte, kıyıdan bu kadar yakın mesafeden fırlatılan drone ve füzelerin “hedeflerine çarpmadan önce durdurulmasının son derece güç” olduğunu söyledi.

Kelanic, mayınların da ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurguladı; zira muhrip gibi savaş gemileri bir mayına çarptığında tankerlerden çok daha ağır hasar alıyor.

Ayrıca Kelanic, “Kulağa ters gelebilir ama birçok açıdan askeri varlıkları imha etmek tankerlerden daha kolay” dedi.

Kelanic, “ABD’nin askeri varlıklarını boğaza sokması onları drone, füze ve İran’ın tankerlere yöneltebileceği her türlü tehdide karşı savunmasız bırakacak” ifadesini kullandı ve ekledi:

“ABD bunu yapamaz demiyorum ama potansiyel olarak daha fazla Amerikan kaybı yaşanır; bu yönetimin kayıp konusunda son derece hassas olduğunu güçlü biçimde hissediyorum.”

Clark, gemilere büyük olasılıkla boğaz üzerinde “fiilen kesintisiz hava devriyesi” eşlik etmesi gerekeceğini belirtti. Clark, “ABD ve müttefikleri İran rampaları veya drone botları ortaya çıkmadan önce saldırı pozisyonunda olmalı” dedi ve ekledi: “İdeal olan fırlatmadan önce vurmak; değilse fırlatmadan sonra vurmak.”

Tüm bu risklere karşın yönetim, küresel petrol arzı üzerindeki uzun süreli bir tıkanıklık endişesini bastırmaya çalışıyor. Başkan Trump çarşamba günü boğazın “harika durumda” olduğunu iddia etti.

Trump, gazetecilere “Tüm gemilerini imha ettik. Bazı füzeleri var ama çok fazla değil. Bence çok iyi durumdayız” dedi.

Ortadoğu

Mélenchon ve “yeni Fransa”, Le Pen ve “düzen”e karşı

Yayınlanma

Bu ay Fransa’da yaşanan ayaklanmaların ardından Fransa, Jean-Luc Mélenchon ve “yeni Fransa” projesi ile Marine Le Pen ve “kanun ve düzen” arasında ikiye bölünmüş durumda.

Öğrencilerin isyanı ile birlikte tetiklenen ulusal kimlik meselesi, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin merkezine yerleşti.

“İşte Mélenchon’un ‘yeni Fransa’sı,” diyen Ulusal Birlik (RN) lideri Jordan Bardella ve Kimlik ve Özgürlük (ID) partisinin lideri Marion Maréchal Le Pen, şiddet görüntülerini bu ifadeyle birleştirdi.

Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) liderinin son dönemdeki birçok konuşmasına göre, “yeni Fransa”, göç, kadın hakları, değişen aile yapısı, sosyal hareketlilik ve genç nesillerin siyasi talepleri sayesinde olumlu yönde dönüşmüş bir ülke anlamına geliyor.

Mélenchon, seçmenlerin gelecek yıl kendisini cumhurbaşkanı olarak seçmesi halinde bu iyimser vizyonun gerçeğe dönüşebileceğini savunuyor.

İki Fransa hafta sonu karşı karşıya gelecek

Fakat Nisan 2027 seçimleri yaklaşırken, Mélenchon’un “yeni Fransa” vizyonu, Fransız kimliği konusundaki temel bir ayrılığı özetlediği için Marine Le Pen’in partisi RN için tekrar eden bir hedef haline geldi.

Le Pen’in partisi, yeniden canlandırılmış milliyetçi bir geçmişe duyulan nostaljiden beslenirken, Mélenchon’un “yeni Fransa” vizyonu eski düzenle kopmayı öngörüyor.

Bu iki vizyon, bu hafta sonu tam anlamıyla çatışacak gibi görünüyor. Le Pen, Orléans’ta 10.000 destekçinin katılımıyla bir toplantı düzenleyecek ve RN yetkililerinin belirttiğine göre bu toplantı otorite, Fransız kimliği ve kamu düzeni konularına odaklanacak.

Mélenchon’un partisi LFI’nın ise, Le Pen’in milliyetçi bir sembol olarak gördüğü eski Fransız kasabası Jeanne d’Arc’ta, diğer sol güçler ve sendikalarla birlikte RN’ye karşı düzenlenecek gösterilere katılması bekleniyor.

Mélenchon: Biz unutulmuşların, aşağılanmışların sesiyiz

“Yeni Fransa”da Sartre esintileri: Özcülüğe karşı değişim

LFI “yeni Fransa” kavramını eleştirilere karşı savunurken, bunun filozof Jean Paul Sartre’ı biraz okumadan ve solun uzun ideolojik savaşlarının biriktirdiği mirası anlamadan kavranamayacağını ileri sürüyor.

Sartre perspektifinden “yeni Fransa” sabit, özcü bir kimlik değil, değişken ve akışkan bir durum.

“Biz buyuz” demek yerine, bu bakış açısı “yaşadığımız şey budur” temeline dayanır ve güvencesiz işçiler, kadınlar, Fransız kökenli olmayanlar ve genç seçmenlerin karşı karşıya kaldığı farklı gerçeklikleri betimler.

Buna göre onların deneyimleri, ne sağın ne de solun geleneksel ulusal temsillerine uyar.

Mélenchon, kadınları “yeni Fransa”nın yüzü olarak tanımlıyor. Buna karma aileler, gençler, LGBT hakları, uzun mesafe işe gidip gelenler ve ataları yabancı ülkelerde doğmuş Fransızlar da dahil.

Sağdan salvolar, soldan eleştiriler

Bu ifadeyi yıllardır kullansa da bazı anketçilerin belirttiği gibi, kimlik siyaseti kampanyalarında daha büyük bir yer edinmeye başladıkça bu ifade giderek daha öne çıktı.

Siyasi yelpazenin her kesiminden eleştirmenler için “yeni Fransa”, “eski Fransa”nın bir kenara atıldığını ima ediyor.

Örneğin Muhafazakâr Bruno Retailleau bunu “Fransa’nın sonu” olarak nitelendiriyor.

Eski LFI müttefiki François Ruffin ise Mélenchon’u soldan eleştiriyor. Ruffin’e göre LFI lideri, işçi sınıfı kasabaları ve sanayisizleşmiş bölgeleri feda ederek, sınıfsal temelli bir siyasi cazibeyi, çeşitli kentsel seçmenlere yönelik bir cazibeyle değiştiriyor.

Diğerleri ise bunu, her türlü kültürel ayrım çizgisi boyunca kutuplaşmaya yol açmak için uydurulmuş bir slogan olarak görmezden geliyor.

Mélenchon Mayıs ayında, Fransa belediye seçimleri öncesinde bu kavramı yaygınlaştırırken, “Yeni Fransa, Fransa’nın bir kısmının diğerine karşı olması değildir; bu, tüm Fransa’dır,” dedi.

Bir ay sonra, mitinglerinde “On est chez nous!” ya da “Burası bizim evimiz!” sloganını attıklarını söyledi.

Rapporteur’e göre genellikle aşırı sağcı toplantılarla ve “Fransa bizimdir” varyantıyla ilişkilendirilen bu slogan, iki kampın gerçekte ne için mücadele ettiğini ifade etmenin daha basit bir yolu: Fransız kimliğini kim tanımlayacak ve Fransa’da kim evinde hissedecek?

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

Yayınlanma

New York Times gazetesinin haberine göre ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’daki nükleer tesisleri, enerji altyapısını ve cephanelikleri hedef alan yeni bir askeri harekat planı hazırladı. Kongre ara seçimlerinin ardından başlatılması gündemde olan operasyon için ABD üç uçak gemisi dahil geniş bir askeri gücü bölgeye sevk ediyor.

ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’a yönelik yeni bir saldırı planı hazırladı. Planlanan harekatın ABD’de 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerinin ardından başlaması gündemde yer alıyor.

The New York Times gazetesinin kaynaklara dayandırdığı habere göre, hazırlıkları yapılan plan kısa süreli ancak yoğun bir operasyonu öngörüyor.

Askeri birimlerin tatbikatlarını artırdığı bu süreçte, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth olası saldırı senaryolarını İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ele aldı.

Hedef listesinde İran’ın nükleer tesisleri, enerji altyapısı ile füze ve insansız hava aracı cephanelikleri var.

Gazeteye konuşan bazı yetkililer, yeni saldırı dalgasının İran ekonomisine ağır zarar verebileceğini ve Tahran yönetimini taviz vermeye zorlayabileceğini öne sürüyor.

Buna karşılık bazı kaynaklar, çatışmaların yeniden başlamasının şubat ile nisan ayları arasındaki önceki harekattan daha başarılı olacağından şüphe duyuyor.

Söz konusu önceki harekat, enerji fiyatlarının yükselmesine ve ABD’nin önleme füzeleri stoklarının tükenmesine yol açmıştı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın bu operasyonu onaylayıp onaylamayacağı henüz netlik kazanmadı.

Planların seyrinde İsrail’deki iç siyasi durumun da etkili olabileceği değerlendiriliyor; zira ülkede genel seçimler 27 Ekim’de yapılacak.

Gazeteye görüş veren bazı uzmanlar, Netanyahu’nun savaş tehdidini ulusal birlik hükümeti kurmak amacıyla kullanabileceğini savunurken, diğerleri muhalefetin başbakana yönelik güvensizliğine dikkat çekiyor.

Washington bölgesel yayılmadan çekiniyor

Washington yönetimi, çatışmaların bölge geneline yayılma ihtimalinden de endişe duyuyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, İran destekli Husilerin saldırıları nedeniyle Çarşamba günü Suudi Arabistan’daki zorunlu olmayan kamu personelinin ve ailelerinin ülkeden ayrılması talimatını verdi.

Üç uçak gemisi, savaş uçakları ve özel kuvvet birliklerini kapsayan ABD askeri gücünün kasım ayı başına kadar bölgeye tamamen konuşlandırılması planlanıyor.

Masadaki hedefler arasında “Pickaxe” adlı yer altı nükleer tesisi de yer alıyor. Trump bu tesise karşı “tüm bombaların anası” olarak bilinen yüksek tahrip gücüne sahip GBU-43/B bombasının kullanılabileceğini dile getirdi; ancak uzmanlar bu mühimmatın yerin derinliklerindeki kompleksi imha edebileceğinden şüphe ediyor.

Tahran yönetimi ise gerilimin olası tırmanışına karşı kendi hazırlıklarını yürütüyor ve hedef listesini genişletme tehdidinde bulunuyor. İran’ın olası karşı saldırılarında gemiler ve enerji altyapısının yanı sıra veri merkezleri ile deniz altı internet kablolarının da hedef alınabileceği belirtiliyor.

İranlı müzakerecinin danışmanı Mehdi Muhammedi, ABD’nin yeni harekatı 72 saat içinde bitirme hesabını “hayal” olarak nitelendirdi. Muhammedi, Tahran’ın vereceği yanıtın daha şiddetli ve beklenmedik olacağını kaydetti.

Financial Times ise daha önce İsrail’in 10 Ekim için planladığı İran operasyonunun, ABD Başkanı’nın Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı çatışmalara dönmek istememesi nedeniyle iptal edildiğini aktarmıştı.

Habere göre ordu, Netanyahu’nun talimatıyla nükleer tesislere, İran yönetimine, elektrik santrallerine ve sivil altyapıya yönelik çok günlük bir saldırı hazırlamıştı. Bu harekatın şubatta başlayan operasyondan daha yoğun olması tasarlanmıştı.

Washington yönetimi Tahran’dan Hürmüz Boğazı ve nükleer program konularında bir anlaşma koparmayı hedefliyor.

Financial Times‘a konuşan bir kaynak, “Ya bir anlaşma olacak ya da bir saldırı” diyerek önümüzdeki haftalarda operasyonun başlayabileceğini ifade etti.

Aynı gazeteye konuşan bir başka yetkili, İsrail’in hazırlıklarının müzakerelerde İran üzerinde baskı kurma amacı taşıyabileceğini dile getirdi.

Axios da Pentagon’un saldırıların yeniden başlatılması için hazırlık emri verdiğini, ancak belgede belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın nihai kararı henüz vermediğini bildirmişti.

ABD ve İsrail, İran’a karşı operasyonu 28 Şubat’ta başlatmıştı. İran bu hamleye bölgedeki ABD ve İsrail tesislerine saldırarak ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini kısıtlayarak karşılık vermişti.

Taraflar haziran ayında ateşkesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın kaldırılmasına yönelik müzakereleri öngören bir mutabakat zaptı imzalamış, ancak ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar devam etmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Yayınlanma

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.

İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.

Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.

Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.

Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.

Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.

Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.

Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.

Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü

İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.

Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.

Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.

Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.

Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.

Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.

İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.

Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.

ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.

15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.

Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English