Ortadoğu
Hürmüz’de mayın, füze ve drone üçgeni: ABD’de konvoy planı neden rafa kalkmıyor?

ABD, Hürmüz Boğazı’nda tanker konvoylarına askeri eskort sağlama planını henüz hayata geçiremedi; boğazın dar yapısı, İran kıyısından saniyeler içinde ulaşabilen drone ve balistik füze tehdidi operasyonu son derece riskli kılıyor. Savaşın ikinci haftasında boğazdan geçen gemilere yönelik saldırı sayısı en az 19’a ulaşırken, Tahran petrol akışını durdurmadaki kararlılığını yineledi.
ABD, İran’a karşı yürüttüğü saldırganlık eylemi sırasında petrol tankerlerini Hürmüz Boğazı’ndan askeri eskortla geçirme seçeneğini henüz devreye sokamadı. Bu operasyon giderek daha yüksek riskli bir senaryo olarak beliriyor.
Başkan Trump, küresel petrol fiyatlarındaki sert yükselişin ortasında eskort seçeneğini gündeme getirerek su yolunu yeniden açmayı ve bir petrol krizini önlemeyi hedeflemişti.
Ancak şu ana kadar bu adımdan kaçındı ve bunun yerine boğaz yakınlarındaki mayın döşeme teknelerine yönelik saldırıları tercih etti.
Hazine Bakanı Scott Bessent de böyle bir operasyon için herhangi bir takvim vermekten kaçındı. Bessent perşembe günü Sky News’e yaptığı açıklamada, donanmanın ve olası bir uluslararası koalisyonun gemilere “askeri açıdan mümkün olur olmaz” eşlik etmeye başlayacağına inandığını söyledi.
Bessent, “Güvenli geçişin sağlanması mümkün olduğu anda bu gerçekleşecek” ifadesini kullandı.
Bu temkinli tutum, Amerikan savaş gemilerinin İran kıyısına yakın sulara girmesinin ne denli tehlikeli olduğunu gözler önüne seriyor.
Uzmanlar, ABD’nin İran’da sürdürdüğü İsrail ile ortak savaşa misilleme olarak gemilerin drone ve kıyıdan gemiye balistik füze saldırısıyla karşı karşıya kalacağına dikkat çekiyor.
İran kıyısından füzeye yalnızca birkaç dakika
The Hill gazetesine konuşan Hudson Enstitüsü deniz harp uzmanı Bryan Clark, en büyük zorluğun İran kıyısı boyunca konuşlanmış drone ve füze rampalarının yakınlığıyla baş etmek olduğunu belirtti.
Clark, “Rampa ortaya çıktığı andan füzelerin üzerinize ulaşmasına yalnızca birkaç dakika var; çünkü kıyıdan geçiş şeridine mesafe sadece 3-4 mil” dedi.
Dünyanın deniz ticaretinde en kritik dar geçitlerinden biri olan Hürmüz Boğazı, Umman ile İran arasında yer alıyor ve Basra Körfezi’ni Umman Körfezi ile Arap Denizi’ne bağlıyor.
Tahran, yaklaşık iki hafta önce başlayan savaştan bu yana su yolunu fiilen kapattı; saldırı riski nedeniyle geçiş yapamayan gemiler petrol fiyatlarında sert bir yükselişe neden oldu. Dünya petrol arzının yaklaşık beşte biri bu boğazdan akıyor.
Saldırı bilançosu ağırlaşıyor
Çarşamba günü Körfez’de üç kargo gemisi kimliği belirlenemeyen mermilerle vuruldu; perşembe günü ise üç gemi daha isabet aldı ve bunlardan birinin sorumluluğunu İslam Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) üstlendi.
Böylece İran kıyısı yakınında faaliyet gösteren gemilere yönelik bildirilen saldırı sayısı en az 19’a ulaştı.
İran, ABD’nin tehditlerine ve eylemlerine rağmen ablukayı kaldıracağına dair hiçbir sinyal vermedi. Amerikan kuvvetleri salı günü boğazdaki 16 mayın döşeme teknesini imha etmişti; ancak bu adım Tahran’ın tutumunu değiştirmedi.
DMO, ABD ve İsrail saldırıları sona erene kadar boğazdan “tek bir litre petrolün bile” geçmesine izin vermeyeceğini açıkladı. Yeni seçilen dini lider Mücteba Hamanei’ye atfedilen perşembe günkü açıklamada da Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalacağı teyit edildi.
Korku bile boğazı kapatmaya yetiyor
Tankerlerin ve diğer gemilerin boğazda korunmasındaki temel güçlük, su yolunun dar yapısından kaynaklanıyor.
Boğaz en dar noktasında kıyıdan kıyıya sadece 21 mil genişliğinde; bu durum gemilere İran’ın döşediği mayınlardan ya da kıyıdan atılan füze ve roketlerden kaçınmak için çok sınırlı bir manevra alanı bırakıyor.
Emekli Tuğamiral ve eski ABD Savaş Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü John Kirby perşembe günü MS Now’un “Morning Joe” programında, “Boğazı yalnızca korku yoluyla kapatabilirsiniz” dedi.
Kirby, savaşın ilk günlerinde boğazın tam olarak bu nedenle kapandığını vurguladı: “Tek bir drone uçurmamışlardı, tek bir füze atmamışlardı, tek bir mayın döşememişlerdi; ama hiç kimse o boğazdan geçmiyordu çünkü korkuyorlardı” ifadesini kullandı.
Trump planı erteliyor, risk denklemi değişmiyor
Başkan Trump geçen hafta tankerler için deniz eskortunu “gerekirse” yapılabilecek bir seçenek olarak ilk kez gündeme getirmişti; ancak pazartesi günü buna ihtiyaç duyulmayacağını umduğunu söyledi.
Trump, “Zamanı geldiğinde ABD Donanması ve ortakları gerekirse tankerleri boğazdan eskorta alacak. Umarım gerek kalmaz ama gerekirse onları boğazdan geçiririz” dedi.
Ancak Kirby’ye göre askeri eskort pahalı ve zaman alıcı bir operasyon olmasının ötesinde, “başarıyı garanti etmiyor”.
Kirby, “Dron’lar alçak ve yavaş uçabilir, hızlı ve alçak uçabilir; donanma onları düşüremese bile tek bir gemiye büyük hasar verebilir” uyarısında bulundu.
Gizli brifingden çıkan itiraf: “Plan yok”
Boğazda tankerlerin korunması meselesi, salı günü ABD askeri yetkilileri ile üst düzey kongre üyeleri arasında yapılan gizli brifingde de ele alındı.
Demokrat Parti’den Connecticut Senatörü Chris Murphy, brifing sonrası sosyal medya platformu X’te yaptığı paylaşımda, “Hürmüz Boğazı konusunda HİÇBİR PLANLARI YOKTU” yazdı.
Murphy, “İran’ın boğazı nasıl tıkadığına dair daha fazla ayrıntıya giremem ama şunu söyleyeyim: Şu anda boğazı güvenli biçimde nasıl yeniden açacaklarını bilmiyorlar” ifadesini kullandı.
Savaş gemileri tankerlerden daha savunmasız
Defense Priorities düşünce kuruluşunun Ortadoğu direktörü Rose Kelanic, böyle bir operasyonun birçok nedenden dolayı riskli ve zorlu bir askeri problem olduğunu belirtti.
Kelanic, The Hill’e verdiği demeçte, kıyıdan bu kadar yakın mesafeden fırlatılan drone ve füzelerin “hedeflerine çarpmadan önce durdurulmasının son derece güç” olduğunu söyledi.
Kelanic, mayınların da ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurguladı; zira muhrip gibi savaş gemileri bir mayına çarptığında tankerlerden çok daha ağır hasar alıyor.
Ayrıca Kelanic, “Kulağa ters gelebilir ama birçok açıdan askeri varlıkları imha etmek tankerlerden daha kolay” dedi.
Kelanic, “ABD’nin askeri varlıklarını boğaza sokması onları drone, füze ve İran’ın tankerlere yöneltebileceği her türlü tehdide karşı savunmasız bırakacak” ifadesini kullandı ve ekledi:
“ABD bunu yapamaz demiyorum ama potansiyel olarak daha fazla Amerikan kaybı yaşanır; bu yönetimin kayıp konusunda son derece hassas olduğunu güçlü biçimde hissediyorum.”
Clark, gemilere büyük olasılıkla boğaz üzerinde “fiilen kesintisiz hava devriyesi” eşlik etmesi gerekeceğini belirtti. Clark, “ABD ve müttefikleri İran rampaları veya drone botları ortaya çıkmadan önce saldırı pozisyonunda olmalı” dedi ve ekledi: “İdeal olan fırlatmadan önce vurmak; değilse fırlatmadan sonra vurmak.”
Tüm bu risklere karşın yönetim, küresel petrol arzı üzerindeki uzun süreli bir tıkanıklık endişesini bastırmaya çalışıyor. Başkan Trump çarşamba günü boğazın “harika durumda” olduğunu iddia etti.
Trump, gazetecilere “Tüm gemilerini imha ettik. Bazı füzeleri var ama çok fazla değil. Bence çok iyi durumdayız” dedi.
Ortadoğu
Umman, Hürmüz Boğazı’nda geçici transit koridor açtı

Umman, Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ile koordinasyon içinde Hürmüz Boğazı’nda gemiler için geçici bir transit koridor açtığını duyurdu. Geçişlerden ücret alınmayacağı belirtilirken, uygulamanın ABD ile İran arasında varılan mutabakat kapsamında hayata geçirildiği ifade edildi. Yeni güzergahı kullanmak isteyen gemilerin IMO ve Umman makamlarıyla koordinasyon sağlaması gerekiyor.
Umman Ulaştırma Bakanlığı, Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ile koordinasyon içinde Hürmüz Boğazı’nda gemiler için geçici bir transit koridor açıldığını duyurdu.
Bakanlığın X hesabında yayımlanan açıklamada, koridordan yapılacak geçişlerden ücret alınmayacağı belirtildi.
Açıklamada, “Bu adım, ABD ile İran arasında varılan mutabakat kapsamında atılmıştır. Yeni rota üzerinden boğazdan geçmek isteyen gemiler, örgüt ve Umman makamları tarafından belirlenen koordinatlar doğrultusunda IMO ile koordinasyon sağlamalıdır” ifadelerine yer verildi.
Bakanlık, Umman’ın Hürmüz Boğazı’na ilişkin sorumluluğunun ve boğazın küresel ekonomi açısından taşıdığı önemin farkında olduğunu belirterek, uluslararası hukuk kurallarına ve seyrüsefer serbestisine bağlılığını teyit etti.
Financial Times’ın daha önce aktardığına göre, ABD ile İran arasında bir mutabakat zaptının imzalanmasının ardından Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiği yeniden başlamasına rağmen, armatörler Tahran, Washington ve sigorta şirketlerinden gelen çelişkili yönlendirmeler nedeniyle belirsizlik yaşamayı sürdürüyor.
Gazetenin haberine göre İran, gemilerin İran kıyılarına yakın rotaları kullanmasını ve mayıs ayında kurulan Basra Körfezi Boğaz İşleri İdaresi’nden izin almasını talep ediyor. Bu şartlara uyulmaması halinde gemi sahiplerini para cezası bekliyor.
ABD ve bazı Batılı sigorta şirketleri ise gemilere, Amerikan güçlerinin hava koruması altında boğazın Umman tarafındaki güzergahını kullanmalarını tavsiye ediyor. Birleşik Krallık Deniz Ticaret Operasyonları Merkezi (UKMTO) de denizcilere, boğazdan geçiş sırasında bölgede bulunan mayınları ve askeri deniz unsurlarını dikkate almaları çağrısında bulundu.
Ortadoğu
İsrail ve Lübnan, ‘pilot bölgeler’ planını görüşüyor

İsrail basınında yer alan haberlere göre İsrail ve Lübnan heyetleri, Washington’da yürütülen görüşmelerde Güney Lübnan’da “pilot bölgeler” oluşturulmasını ele alıyor. Taslağa göre Lübnan ordusunun Hizbullah’ın sınır hattına dönmesini engellemesi karşılığında İsrail ordusu bazı noktalardan kademeli olarak çekilecek. Görüşmelerde güvenlik denetimleri, çekilme takvimi ve sahadaki uygulama mekanizmaları da değerlendiriliyor.
İsrail basınında diplomatik kaynaklara dayandırılan haberlere göre İsrail ve Lübnan heyetleri, ABD’nin başkenti Washington’da yürütülen görüşmelerde Güney Lübnan’da kurulacak “pilot bölgeler” üzerinden yeni bir güvenlik düzenlemesini ele alıyor. Görüşmelerde, Lübnan Silahlı Kuvvetleri’nin sınır hattında Hizbullah’ın yeniden konuşlanmasını engellemesi karşılığında İsrail ordusunun işgal altında tuttuğu bazı stratejik noktalardan sınırlı ölçüde çekilmesini öngören plan ve buna ilişkin uygulama mekanizmaları değerlendiriliyor.
Maariv gazetesinin haberine göre taraflar, planın operasyonel ayrıntıları üzerinde kapsamlı değerlendirmelerde bulunuyor. Pilot uygulamaya dahil edilecek bölgeler, askeri tahliye takvimi, sınır boyunca kurulacak gözlem ve takip mekanizmaları ile planın başarısını ölçmeye yönelik kriterler görüşmelerin gündeminde yer alıyor.
Üç aşamalı görüşmeler sürüyor
Washington’da gerçekleştirilen ve üç aşamadan oluşan görüşmeler 23 Haziran’da siyasi konuların ele alınmasıyla başladı. Müzakereler 24 Haziran’da askeri ve güvenlik başlıklarıyla devam ederken, 25 Haziran’da siyasi ve güvenlik heyetlerinin ortak katılımıyla nihai uzlaşmaya ulaşılması hedefleniyor.
Habere göre İsrailli askeri heyetin, pilot uygulamanın sınırlarını gösteren ayrıntılı haritalar ve operasyonel bir plan sunması bekleniyor. Tarafların uzlaşması halinde İsrail ordusunun Güney Lübnan’daki konuşlanma düzeninde önemli değişikliklere gitmeyi planladığı belirtiliyor.
Yedioth Ahronoth gazetesi ile Reuters‘ın aktardığına göre süreçte öne çıkan unsurlardan biri de bölgede görev yapacak Lübnan askerlerine ilişkin güvenlik prosedürleri. Haberlere göre söz konusu askerler, Hizbullah ile bağlantılarının bulunmadığından emin olunması amacıyla ABD tarafından askeri eğitim ve güvenlik taramasından geçirilecek. Bu süreçte İsrail güçlerinin sınır boyunca uzanan tampon bölgedeki askeri varlığını ve denetimini sürdürmesi öngörülüyor.
Lübnan tarafı çekilme takvimine vurgu yaptı
İsrail basınında yer alan bilgiler hakkında görüşü sorulan üst düzey bir Lübnanlı güvenlik yetkilisi, Washington’daki diplomatik temasların yoğun şekilde sürdüğünü doğruladı. Yetkili, çarşamba günü yapılacak oturumlarda pilot bölgeler de dahil olmak üzere bazı askeri teknik konuların ele alınacağını söyledi.
Müzakerelerin esas olarak İsrail ordusunun Lübnan topraklarından çekilme takvimine odaklandığını belirten yetkili, somut bir planın ancak perşembe günü yapılacak son değerlendirme toplantısının ardından netleşeceğini ifade etti. Aynı kaynak, Lübnan askerlerinin ABD tarafından güvenlik taramasından geçirileceği yönündeki iddialar hakkında yorum yapmadı.
ABD arabuluculuğunda yürütülen görüşmeler, iki ülke sınırındaki gerilimin azaltılması ve uzun vadeli bir güvenlik mekanizması oluşturulması amacıyla sürdürülen daha geniş kapsamlı diplomatik girişimin parçası olarak değerlendiriliyor. İsrail ile Lübnan arasında resmi diplomatik ilişki bulunmuyor. İki ülke hukuken halen savaş halinde bulunurken, Lübnan yasaları düşman ülke olarak tanımlanan İsrail ile doğrudan teması yasaklıyor.
İsrail çekilme için şartlarını sıraladı
Lübnan merkezli El Ahbar gazetesinin aktardığına göre İsrail yönetimi, işgal altında tuttuğu bölgelerden çekilmeden önce bir dizi şartın yerine getirilmesini talep ediyor.
Israel Hayom’un hükümet kaynaklarına dayandırdığı haberine göre Tel Aviv yönetimi üç asgari koşul belirledi. Bunlar, Hizbullah unsurlarının derhal Litani Nehri’nin kuzeyine çekilmesi, nehrin güneyindeki tüm Hizbullah askeri altyapısının ortadan kaldırılması ve İsrail ordusuna olası tehditlere karşı sınır ötesinde müdahale serbestisi tanınması olarak sıralanıyor.
Habere göre üst düzey İsrailli yetkililer, bu koşulların eksiksiz yerine getirilmesi durumunda dahi sınır hattında tampon görevi görecek stratejik bir “savunma hattının” İsrail ordusunun kontrolünde kalacağını belirtiyor.
Ron Arad dosyası da gündemde
El Ahbar’a göre müzakerelerin en hassas başlıklarından biri geçmiş dönemlere ilişkin esir ve kayıp dosyaları. İsrail tarafı, ileride Lübnan hükümetiyle yapılabilecek herhangi bir esir takası anlaşmasını, 1986 yılında Lübnan’da Hizbullah bağlantılı gruplar tarafından esir alındıktan sonra kaybolan İsrailli Hava Kuvvetleri subayı Ron Arad’ın naaşının iadesiyle ilişkilendiriyor.
Haberde yer alan mevcut formüle göre İsrail, Arad’ın akıbetine ilişkin somut ve belgelenmiş ilerleme sağlanmadan İsrail cezaevlerinde bulunan Lübnanlı mahkumların serbest bırakılmasını değerlendirmeye almayacak.
Doğrudan koordinasyon mekanizması önerisi
İsrail’in gündeme getirdiği bir diğer talep ise iki ülke ordusu arasında sahada doğrudan ve aracısız bir koordinasyon mekanizması kurulması. Bu çerçevede Lübnan ordusunun hareket alanı ve konuşlanma noktalarına belirli sınırlamalar getirilmesi öngörülüyor.
Ayrıca Lübnan askerlerinin İsrail mevzileri ve sınır hattına yakın bölgelerde gerçekleştireceği rutin operasyonlar ile devriyelerin önceden İsrail tarafıyla koordine edilmesi talep ediliyor.
El Ahbar’ın değerlendirmesine göre İsrail’in sunduğu öneriler aşamalı bir stratejiye dayanıyor. Plan, ilk aşamada Hizbullah altyapısının yerel düzeyde ortadan kaldırılmasını, ardından belirlenen pilot alanlardan sınırlı çekilmelerin gerçekleştirilmesini ve modelin başarılı olması halinde uygulamanın zamanla Güney Lübnan’ın daha geniş bölgelerine yayılmasını öngörüyor.
Ortadoğu
İstihbarat sorgusunda İran İHA’larına ‘uzaylı işi’ benzetmesi

Nisan ayında İran hava sahasında düşürülen F-15E Strike Eagle savaş uçağının pilotu, istihbarat yetkililerine verdiği ifadede kendisini çevreleyen İran İHA’larının “denizanası” benzeri bir formasyon oluşturduğunu anlattı. ABD medyasında yer alan istihbarat kayıtlarına göre pilot, bu görüntüyü “Gerçekten uzaylı işi gibiydi” sözleriyle tarif etti.
Nisan ayında İran hava sahasında düşürülen ve daha sonra düzenlenen özel operasyonla kurtarılan ABD’li savaş pilotunun istihbarat raporlarına yansıyan ifadeleri ABD medyasında yer aldı.
Pilot, uçaktan atlamadan hemen önce etrafını saran İran insansız hava araçlarının “denizanası” şeklinde bir formasyon oluşturduğunu belirterek, “Gerçekten uzaylı işi gibiydi” dedi.
İran güçleri, 3 Nisan’da ABD Hava Kuvvetleri’ne ait 31 milyon dolar değerindeki F-15E Strike Eagle savaş uçağını hedef aldı. İran üzerinde düşürülen ilk ABD uçağı olduğu belirtilen F-15E’nin nasıl vurulduğuna ilişkin incelemeler sürerken, ABD basınında yayımlanan istihbarat kayıtları pilotun sorgudaki anlatımını ortaya koydu.
CNN’nin haberine göre pilot, istihbarat yetkilileriyle yaptığı görüşmede gökyüzünde denizanasını andıran, tek bir bütün halinde hareket eden ve kendisinde şok etkisi yaratan bir İHA formasyonu gördüğünü anlattı.
Pilotun ifadesine vakıf dört kaynaktan biri, “Çok sayıda İHA birbirine bağlı şekilde, tek bir organizma gibi hareket ediyordu; daha küçük İHA’lar, büyük İHA’ların altından adeta bacaklar gibi sarkıyordu. Gerçekten uzaylı işi gibiydi” dedi.
Kaynaklar, bu manevranın İran’ın savaş alanında İHA’ları kitlesel ve koordineli biçimde kullanma kapasitesinde önemli bir gelişmeye işaret ettiğini değerlendirdi.
Aynı kaynaklar, her türlü hava koşulunda görev yapabilen gelişmiş bir savaş uçağı olan F-15E’nin bu karmaşık “denizanası” formasyonu sayesinde vurulmuş olabileceğini belirtti.
İran yeni hava savunma sistemi kullandığını açıkladı
Olayın yaşandığı gün İran Hatemül Enbiya Merkez Komutanlığı tarafından yapılan açıklamada, yerli imkanlarla geliştirilen yeni bir hava savunma mimarisinin devreye alındığı duyuruldu.
İranlı askeri yetkililer, bu sistemle bir ABD savaş uçağı, üç İHA ve iki seyir füzesinin etkisiz hale getirildiğini açıkladı.
İranlı askeri sözcü, “Düşman bilmelidir ki, ülkenin genç ve gururlu mühendisleri tarafından üretilen yeni savunma sistemlerini sahada birbiri ardına sergilemeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
CIA kurtarma operasyonunda yanıltma taktiği kullandı
Uçağın düşürülmesinin ardından bölgede kurtarma operasyonu başlatıldı. Fırlatma koltuğunu kullanarak uçaktan ayrılan pilot, aynı gün hafif silah ateşine maruz kalan iki askeri helikopterin düzenlediği operasyonla kurtarıldı.
Ancak uçaktaki diğer personel olan Silah Sistemleri Subayı (WSO), dağlık ve zorlu arazide tek başına mahsur kaldı. Yanında yalnızca bir silah bulunduğu belirtilen subayın kurtarılması için Pentagon ve CIA ortak operasyon yürüttü.
CBS’in istihbarat kaynaklarına dayandırdığı haberine göre CIA, İran içindeki arama faaliyetlerini sekteye uğratmak amacıyla küresel basına ikinci havacının zaten kurtarıldığı yönünde gerçeği yansıtmayan bilgiler sızdırdı.
Haberde, bu yöntem sayesinde zaman kazanan komandoların dağlık bölgede saatlerce direnen subaya İran güçlerinden önce ulaştığı belirtildi.
Olaydan iki gün sonra açıklama yapan ABD Başkanı Donald Trump, ikinci askeri personelin de sağ olarak kurtarıldığını duyurdu. Trump, subayın operasyon sırasında yaralandığını ancak genel sağlık durumunun iyi olduğunu söyledi.
Pilotun “denizanası” benzetmesi ise askeri ve istihbarat çevrelerinde, bunun bir beyin sarsıntısının etkisi mi yoksa yeni bir askeri doktrinin işareti mi olduğu yönündeki tartışmaların odağında yer alıyor.
Amerika1 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4










