Ortadoğu
Hürmüz’de mayın, füze ve drone üçgeni: ABD’de konvoy planı neden rafa kalkmıyor?

ABD, Hürmüz Boğazı’nda tanker konvoylarına askeri eskort sağlama planını henüz hayata geçiremedi; boğazın dar yapısı, İran kıyısından saniyeler içinde ulaşabilen drone ve balistik füze tehdidi operasyonu son derece riskli kılıyor. Savaşın ikinci haftasında boğazdan geçen gemilere yönelik saldırı sayısı en az 19’a ulaşırken, Tahran petrol akışını durdurmadaki kararlılığını yineledi.
ABD, İran’a karşı yürüttüğü saldırganlık eylemi sırasında petrol tankerlerini Hürmüz Boğazı’ndan askeri eskortla geçirme seçeneğini henüz devreye sokamadı. Bu operasyon giderek daha yüksek riskli bir senaryo olarak beliriyor.
Başkan Trump, küresel petrol fiyatlarındaki sert yükselişin ortasında eskort seçeneğini gündeme getirerek su yolunu yeniden açmayı ve bir petrol krizini önlemeyi hedeflemişti.
Ancak şu ana kadar bu adımdan kaçındı ve bunun yerine boğaz yakınlarındaki mayın döşeme teknelerine yönelik saldırıları tercih etti.
Hazine Bakanı Scott Bessent de böyle bir operasyon için herhangi bir takvim vermekten kaçındı. Bessent perşembe günü Sky News’e yaptığı açıklamada, donanmanın ve olası bir uluslararası koalisyonun gemilere “askeri açıdan mümkün olur olmaz” eşlik etmeye başlayacağına inandığını söyledi.
Bessent, “Güvenli geçişin sağlanması mümkün olduğu anda bu gerçekleşecek” ifadesini kullandı.
Bu temkinli tutum, Amerikan savaş gemilerinin İran kıyısına yakın sulara girmesinin ne denli tehlikeli olduğunu gözler önüne seriyor.
Uzmanlar, ABD’nin İran’da sürdürdüğü İsrail ile ortak savaşa misilleme olarak gemilerin drone ve kıyıdan gemiye balistik füze saldırısıyla karşı karşıya kalacağına dikkat çekiyor.
İran kıyısından füzeye yalnızca birkaç dakika
The Hill gazetesine konuşan Hudson Enstitüsü deniz harp uzmanı Bryan Clark, en büyük zorluğun İran kıyısı boyunca konuşlanmış drone ve füze rampalarının yakınlığıyla baş etmek olduğunu belirtti.
Clark, “Rampa ortaya çıktığı andan füzelerin üzerinize ulaşmasına yalnızca birkaç dakika var; çünkü kıyıdan geçiş şeridine mesafe sadece 3-4 mil” dedi.
Dünyanın deniz ticaretinde en kritik dar geçitlerinden biri olan Hürmüz Boğazı, Umman ile İran arasında yer alıyor ve Basra Körfezi’ni Umman Körfezi ile Arap Denizi’ne bağlıyor.
Tahran, yaklaşık iki hafta önce başlayan savaştan bu yana su yolunu fiilen kapattı; saldırı riski nedeniyle geçiş yapamayan gemiler petrol fiyatlarında sert bir yükselişe neden oldu. Dünya petrol arzının yaklaşık beşte biri bu boğazdan akıyor.
Saldırı bilançosu ağırlaşıyor
Çarşamba günü Körfez’de üç kargo gemisi kimliği belirlenemeyen mermilerle vuruldu; perşembe günü ise üç gemi daha isabet aldı ve bunlardan birinin sorumluluğunu İslam Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) üstlendi.
Böylece İran kıyısı yakınında faaliyet gösteren gemilere yönelik bildirilen saldırı sayısı en az 19’a ulaştı.
İran, ABD’nin tehditlerine ve eylemlerine rağmen ablukayı kaldıracağına dair hiçbir sinyal vermedi. Amerikan kuvvetleri salı günü boğazdaki 16 mayın döşeme teknesini imha etmişti; ancak bu adım Tahran’ın tutumunu değiştirmedi.
DMO, ABD ve İsrail saldırıları sona erene kadar boğazdan “tek bir litre petrolün bile” geçmesine izin vermeyeceğini açıkladı. Yeni seçilen dini lider Mücteba Hamanei’ye atfedilen perşembe günkü açıklamada da Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalacağı teyit edildi.
Korku bile boğazı kapatmaya yetiyor
Tankerlerin ve diğer gemilerin boğazda korunmasındaki temel güçlük, su yolunun dar yapısından kaynaklanıyor.
Boğaz en dar noktasında kıyıdan kıyıya sadece 21 mil genişliğinde; bu durum gemilere İran’ın döşediği mayınlardan ya da kıyıdan atılan füze ve roketlerden kaçınmak için çok sınırlı bir manevra alanı bırakıyor.
Emekli Tuğamiral ve eski ABD Savaş Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü John Kirby perşembe günü MS Now’un “Morning Joe” programında, “Boğazı yalnızca korku yoluyla kapatabilirsiniz” dedi.
Kirby, savaşın ilk günlerinde boğazın tam olarak bu nedenle kapandığını vurguladı: “Tek bir drone uçurmamışlardı, tek bir füze atmamışlardı, tek bir mayın döşememişlerdi; ama hiç kimse o boğazdan geçmiyordu çünkü korkuyorlardı” ifadesini kullandı.
Trump planı erteliyor, risk denklemi değişmiyor
Başkan Trump geçen hafta tankerler için deniz eskortunu “gerekirse” yapılabilecek bir seçenek olarak ilk kez gündeme getirmişti; ancak pazartesi günü buna ihtiyaç duyulmayacağını umduğunu söyledi.
Trump, “Zamanı geldiğinde ABD Donanması ve ortakları gerekirse tankerleri boğazdan eskorta alacak. Umarım gerek kalmaz ama gerekirse onları boğazdan geçiririz” dedi.
Ancak Kirby’ye göre askeri eskort pahalı ve zaman alıcı bir operasyon olmasının ötesinde, “başarıyı garanti etmiyor”.
Kirby, “Dron’lar alçak ve yavaş uçabilir, hızlı ve alçak uçabilir; donanma onları düşüremese bile tek bir gemiye büyük hasar verebilir” uyarısında bulundu.
Gizli brifingden çıkan itiraf: “Plan yok”
Boğazda tankerlerin korunması meselesi, salı günü ABD askeri yetkilileri ile üst düzey kongre üyeleri arasında yapılan gizli brifingde de ele alındı.
Demokrat Parti’den Connecticut Senatörü Chris Murphy, brifing sonrası sosyal medya platformu X’te yaptığı paylaşımda, “Hürmüz Boğazı konusunda HİÇBİR PLANLARI YOKTU” yazdı.
Murphy, “İran’ın boğazı nasıl tıkadığına dair daha fazla ayrıntıya giremem ama şunu söyleyeyim: Şu anda boğazı güvenli biçimde nasıl yeniden açacaklarını bilmiyorlar” ifadesini kullandı.
Savaş gemileri tankerlerden daha savunmasız
Defense Priorities düşünce kuruluşunun Ortadoğu direktörü Rose Kelanic, böyle bir operasyonun birçok nedenden dolayı riskli ve zorlu bir askeri problem olduğunu belirtti.
Kelanic, The Hill’e verdiği demeçte, kıyıdan bu kadar yakın mesafeden fırlatılan drone ve füzelerin “hedeflerine çarpmadan önce durdurulmasının son derece güç” olduğunu söyledi.
Kelanic, mayınların da ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurguladı; zira muhrip gibi savaş gemileri bir mayına çarptığında tankerlerden çok daha ağır hasar alıyor.
Ayrıca Kelanic, “Kulağa ters gelebilir ama birçok açıdan askeri varlıkları imha etmek tankerlerden daha kolay” dedi.
Kelanic, “ABD’nin askeri varlıklarını boğaza sokması onları drone, füze ve İran’ın tankerlere yöneltebileceği her türlü tehdide karşı savunmasız bırakacak” ifadesini kullandı ve ekledi:
“ABD bunu yapamaz demiyorum ama potansiyel olarak daha fazla Amerikan kaybı yaşanır; bu yönetimin kayıp konusunda son derece hassas olduğunu güçlü biçimde hissediyorum.”
Clark, gemilere büyük olasılıkla boğaz üzerinde “fiilen kesintisiz hava devriyesi” eşlik etmesi gerekeceğini belirtti. Clark, “ABD ve müttefikleri İran rampaları veya drone botları ortaya çıkmadan önce saldırı pozisyonunda olmalı” dedi ve ekledi: “İdeal olan fırlatmadan önce vurmak; değilse fırlatmadan sonra vurmak.”
Tüm bu risklere karşın yönetim, küresel petrol arzı üzerindeki uzun süreli bir tıkanıklık endişesini bastırmaya çalışıyor. Başkan Trump çarşamba günü boğazın “harika durumda” olduğunu iddia etti.
Trump, gazetecilere “Tüm gemilerini imha ettik. Bazı füzeleri var ama çok fazla değil. Bence çok iyi durumdayız” dedi.
Ortadoğu
Kuveyt iki İranlı diplomatı istenmeyen kişi ilan etti

Kuveyt, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarının ardından iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” ilan etti ve ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verdi. İran ise ABD’nin son saldırılarında Kuveyt ve Bahreyn topraklarının kullanıldığını belirterek iki ülkenin siyasi liderliğini doğrudan sorumlu tuttu.
Kuveyt Dışişleri Bakanlığı, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarına tepki olarak iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan etti. Diplomatlara ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verildi.
Bakanlık, iki İranlı diplomatik personelin görevine son verildiğini ve sınır dışı edilmelerine karar verildiğini açıkladı. Dışişleri Bakan Yardımcısı Hamad Süleyman el-Maşan, İran’ın Kuveyt Maslahatgüzarı Hamid Yakubi Far’ı bakanlığa çağırdı ve saldırıları kınayan resmi protesto notasını kendisine iletti.
Kuveyt yönetimi, füze saldırılarının ülkenin egemenlik haklarını ihlal ettiğini belirtti. Yetkililer, Kuveyt’in kendisini savunma konusunda “tam ve doğal bir hakka” sahip olduğunu vurguladı.
İran tarafı ise operasyonun, kendisine yönelik düşmanca eylemlerde kullanılan yabancı askeri unsurlara ev sahipliği yapan Kuveyt’e karşı “meşru bir yanıt” olduğunu ifade etti.
Saldırılar havalimanı ve askeri tesislerin yakınlarını vurdu
İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından düzenlenen saldırıların, batılı güçlerin lojistik merkezi olarak değerlendirilen Kuveyt Uluslararası Havalimanı çevresi dahil kritik stratejik tesisleri hedef aldığı bildirildi.
Kuveytli yetkililer, havalimanındaki Terminal 1’in füze saldırıları nedeniyle ağır hasar gördüğünü açıkladı. Yetkililer, saldırılarda 1 kişinin hayatını kaybettiğini, 63 kişinin yaralandığını bildirdi.
İran füzelerinin asıl hedefinin ise İran’a yönelik hava saldırılarında kullanıldığı belirtilen Ali el-Salem ve Arifcan hava üsleri olduğu kaydedildi.
Bu nedenle, sivil havalimanında meydana gelen ağır hasarın, İran füzelerini önlemeye çalışırken başarısız olan Kuveyt hava savunma sistemine ait bir önleme füzesinden kaynaklanmış olabileceği ihtimali gündeme geldi.
Aynı gece İran Devrim Muhafızları’nın Kuveyt ile eş zamanlı olarak Bahreyn’deki hedeflere de füze fırlattığı aktarıldı.
İran Kuveyt ve Bahreyn’i sorumlu tuttu
İran Dışişleri Bakanlığı, ABD ordusunun Keşm Adası’ndaki bir telekomünikasyon kulesi ile Hürmüz Boğazı’ndaki bir petrol tankerini hedef alan son bombardımanlarına tepki gösterdi.
Bakanlık, ABD uçakları ile füzelerinin Bahreyn ve Kuveyt topraklarından çıkış yaptığını tespit ettiklerini açıkladı. İran, her iki ülkenin siyasi liderliğini bu saldırılardan doğrudan sorumlu tuttuğunu bildirdi.
İran Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin söz konusu eylemlerinin 8 Nisan’da sağlanan ateşkesi açık biçimde ihlal ettiğini belirtti. Bakanlık ayrıca bu saldırıların Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ulusal egemenliği güvence altına alan 2. Maddesinin 4. Fıkrasına aykırı olduğunu ifade etti.
Tahran yönetimi, gelecekte yaşanabilecek herhangi bir saldırganlığa karşı, saldırının çıkış noktası olan ülkeleri doğrudan hedef alacak şekilde tüm savunma kapasitesini seferber edeceği uyarısında bulundu.
Şubat ayı sonlarında İran’a karşı başlayan ABD-İsrail savaşı bölgedeki gerilimi yüksek seviyede tutmayı sürdürüyor.
Ortadoğu
İsrail’in Lübnan saldırılarında can kayıpları artıyor

ABD’nin tek taraflı ateşkes ilan etmesinin üçüncü gününde, İsrail ordusu Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı. Ülkenin güneyindeki bombardımanlarda aralarında bir ilkyardım görevlisinin de bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybederken, Washington’da yürütülen diplomatik görüşmelerde askeri hareket özgürlüğü dayatması pürüz yaratmaya devam ediyor.
İsrail ordusu, Washington’ın tek taraflı ateşkes ilanının ardından Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı.
Son olarak başkent Beyrut’un hemen güneyindeki Halde otoyolunda seyir halindeki bir araç insansız hava aracı (İHA) tarafından vurulurken, ülkenin güneyindeki bombardımanlarda en az yedi kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı.
İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri tırmanışı, ABD’nin tek taraflı ateşkes açıklamasına rağmen 3 Haziran’da da hız kesmeden devam etti. Tel Aviv yönetimi, ülkenin güneyi başta olmak üzere birçok bölgede düzenlediği bombardımanları ve yoğun hava saldırılarını artırdı.
Çarşamba günü öğle saatlerinde, başkent Beyrut’un hemen güneyinde yer alan Halde otoyolundaki bir araç, İsrail İHA’sı tarafından hedef alındı. Saldırıda bir kişinin yaralandığı bildirildi.
Ülkenin güneyindeki el-Huş kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında ise en az altı sivil hayatını kaybetti. Ayrıca, Arabsalim köyüne yönelik bir başka İHA saldırısında, er-Risale İzciler Derneği’ne bağlı ilkyardım görevlisi Ali Selman Nasr öldü.
Bu son kayıpla birlikte, 2 Mart’tan bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Lübnanlı ilkyardım ve arama kurtarma görevlisi sayısının en az 134’e yükseldiği belirtildi.
Güneydeki Kevseriyet el-Riz ve Zirariye kasabaları da gün içinde düzenlenen iki ayrı hava saldırısının hedefi oldu. Halde otoyolundaki saldırı öncesinde, güney bölgelerinde en az beş aracın daha İsrail İHA’ları tarafından vurulduğu aktarıldı. Sur, Nebatiye ve güneyin diğer bölgelerinde yıkıcı hava saldırıları ile yoğun topçu atışları gün boyu kesintisiz sürdü.
Tel Aviv yönetimi, çarşamba sabahından itibaren Lübnan’ın güneyindeki Arzi, Kevseriyet el-Riz, Zirariye, Cbaa, Humin el-Fevka, İrkay ve Harayeb’in bir kısmını kapsayan üç yeni zorunlu tahliye emri yayımladı.
Bölge sakinlerine, planlanan hava saldırıları öncesinde evlerini derhal terk etmeleri yönünde uyarılarda bulunuldu.
İsrail’in bu aralıksız saldırıları, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da yürütülen doğrudan görüşmelerin ikinci gününde meydana geldi.
Söz konusu doğrudan müzakerelerin yürütülmesi, Lübnan yasalarına aykırı olması gerekçesiyle iç kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Diğer taraftan Hizbullah, Lübnan’ın güneyindeki İsrail askeri birliklerine karşı eylemlerini sürdürüyor.
Bununla birlikte direniş güçlerinin sınır ötesi operasyonlarını büyük ölçüde azalttığı, son iki günde ise yalnızca Kiryat Şimona bölgesine yönelik birkaç şüpheli İHA sızması gerçekleştirdiği bildiriliyor.
Diplomatik temaslar ve hareket özgürlüğü şartı
ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi geç saatlerde Lübnan’da tek taraflı bir ateşkes ilan etmişti. Bu ilan, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerinin tamamı için tahliye emri çıkararak başkente yönelik büyük bir bombardıman dalgası tehdidinde bulunmasından birkaç saat sonra gelmişti.
Ancak Tel Aviv’in, İran’ın Washington ile görüşmeleri sonlandırma ve İsrail’i yeniden vurma tehditleri üzerine ABD’den gelen baskıyla bu planlanan büyük saldırıdan geri adım atmak durumunda kaldığı ifade ediliyor.
Washington yönetimi ve Lübnan’ın ABD Büyükelçiliği, Hizbullah’ın karşılıklı saldırıların durdurulmasını öngören ABD teklifini kabul ettiğini öne sürdü.
Bu teklife göre İsrail sadece başkent Beyrut’a saldırmaktan kaçınacak, buna karşılık Hizbullah da İsrail topraklarına yönelik eylemlerine son verecekti.
Ancak Hizbullah yönetimi ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri bu kısmi teklifi reddederek, tüm Lübnan topraklarını kapsayacak eksiksiz ve topyekûn bir ateşkes talebini yineledi.
İsrail ise Hizbullah’ın operasyonları tamamen durmadığı takdirde Beyrut’a yönelik askeri harekat planını devreye sokacağını belirtiyor.
Tel Aviv ayrıca, varılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasında Lübnan topraklarında askeri açıdan “hareket özgürlüğü” talep ediyor. Bu şart, egemenlik ihlali oluşturduğu gerekçesiyle Lübnan tarafınca tamamen reddediliyor.
Ortadoğu
ABD, Hürmüz’de gizli taktiğe geçti

ABD ordusunun, Hürmüz Boğazı’nda gemilere refakat etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” askıya alınmasına rağmen bölgedeki ticari gemilere yardım etmeyi sürdürdüğü ancak bu faaliyetleri artık gizli tuttuğu bildirildi. Bloomberg’in askeri kaynaklara dayandırdığı habere göre, ABD güçleri doğrudan eşlik etmek yerine bölgede uzaktan koordinasyon, gözetleme ve anlık müdahale taktiklerini devreye soktu.
ABD Deniz Kuvvetleri, Washington’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemilere eşlik etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” adlı girişimi durdurma kararının ardından, bölgeden geçen gemilere yardım etmeye devam ediyor.
Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Amerikan ordusu bu faaliyetlerini artık kamuoyuna duyurmaktan kaçınıyor.
Bloomberg’in verileri ve ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) açıklamalarından derlenen bilgilere göre, boğazdan geçen ticari gemiler İran mayınlarından kaçınmak için transponder cihazlarını kapatıyor ve güneye, Umman kıyılarına daha yakın rotalar izliyor. Amerikan askeri unsurları ise bu süreçte gemilere destek sağlıyor.
CENTCOM Halkla İlişkiler Direktörü Deniz Albay Tim Hawkins pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Amerikan kuvvetleri gemilere doğrudan refakat etmese de bölgesel ve küresel ekonomi için hayati bir uluslararası koridor olan Hürmüz Boğazı’ndan engelsiz ve güvenli bir şekilde geçmek isteyen ticari gemilerle iletişim kurmaya ve koordinasyon sağlamaya devam ediyoruz” dedi.
Bloomberg, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin bölgedeki adımları sayesinde Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin eninde sonunda normale döneceğini belirttiğine dikkat çekti.
Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, Amerikan kuvvetlerinin bölgedeki güncel taktiğini şu sözlerle açıkladı:
“Eğer ticari gemiler İran’ın karşı kıyısı boyunca ilerler ve transponderlarını kapatırlarsa, İran güçlerinin bu hareketliliği tespit etmek ve insansız hava araçları veya füzelerle saldırı düzenlemek için radarlar ya da gözlemciler kullanması gerekir. ABD Deniz Kuvvetleri ise bu faaliyetleri tespit edebilir ve İran ünitelerine misilleme saldırısı düzenleyebilir.”
Nitekim iki taşımacılık şirketi, boğazdan geçiş yaptıkları sırada gemilerinden birine İran’a ait hızlı hücum botlarının yaklaştığını, bu sırada helikopterlerin ortaya çıkarak botları bölgeden uzaklaştırdığını bildirdi.
Şirket yetkilileri, geçiş sürecinde ABD ordusuyla iletişim halinde olduklarını teyit etti.
CENTCOM’un salı akşamı yaptığı açıklama da ABD’nin bölgedeki aktif varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Komutanlık, bölge sularında yasal olarak seyreden sivil denizcileri hedef alan İran insansız hava araçlarının imha edildiğini duyurdu.
Denizcilik Ligi Deniz Stratejileri Merkezi uzmanı Steve Wills, ABD ordusunun hava ve füze savunmasını entegre eden modern AEGIS komuta kontrol sistemiyle donatılmış savaş gemilerini ve E-2D erken uyarı uçaklarını kullanarak gemi koruma faaliyetlerini koordine edebileceğini ekledi.
Wills, bu sistemlerin bölgede kapsamlı bir görüş sağladığını ve Hürmüz Boğazı üzerinde bir tür uzaktan fakat doğrudan gözetleme imkanı sunduğunu ifade etti.
Bloomberg, ABD Deniz Kuvvetlerinin mevcut aşamadaki adımlarının, Tahran’ın sert direnişiyle karşılaşan “Özgürlük Projesi”ne kıyasla taktiksel bir değişiklik gösterdiğini belirtiyor.
“Özgürlük Projesi” askıya alınmıştı
ABD Başkanı Donald Trump, 4 Mayıs gecesi yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Basra Körfezi’nde mahsur kalan ticari gemilerin geçiş özgürlüğünü güvence altına alacaklarını duyurmuştu.
Trump, Ortadoğu’daki çatışmalara doğrudan dahil olmayan birçok ülkenin ABD’den bu yönde talepte bulunduğunu belirtmişti. “Özgürlük Projesi” adı verilen operasyon, bu açıklamanın ertesi sabahı başlatılmıştı.
Ancak Trump, 6 Mayıs’ta operasyonu askıya aldı. Kararını Pakistan ve diğer ülkelerden gelen taleplere bağlayan Trump, İran’a karşı yürütülen kampanyadaki “büyük askeri başarıları” ve Tahran ile nihai bir anlaşmaya varılması konusundaki “önemli ilerlemeyi” gerekçe gösterdi.
İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ise 18 Mayıs’ta Hürmüz Boğazı’nı yönetmek üzere devlet düzeyinde yeni bir kurum kurulduğunu açıkladı.
Bu kurumun, boğazdaki operasyonlara ilişkin gerçek zamanlı güncel bilgiler paylaşacağı belirtildi. İran parlamentosundan yapılan açıklamada ise Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğini yönetmek için profesyonel bir mekanizma hazırlandığı ve bu rotanın “Özgürlük Projesi”ne katılan ülkelere kapatılacağı vurgulandı.
Dünya Basını2 hafta önceProf. Mearsheimer: Trump, İran savaşını sonlandırmak için Çin’den yardım istedi
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran yetenekleri sınırlı olduğu için değil, stratejik sebeplerle kendini dizginliyor












