Diplomasi
IEA Başkanı Birol: Dünya resmen elektrik çağına giriyor

Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi (IICEC) tarafından düzenlenen konferansta konuşan IEA Başkanı Dr. Fatih Birol, küresel enerji piyasalarının benzeri görülmemiş bir jeopolitik baskı altında olduğunu belirterek dünyanın resmen “elektrik çağına” girdiğini söyledi.
Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi (IICEC) tarafından düzenlenen 19. IICEC Konferansı, “Dünyada ve Türkiye’de Enerji Güvenliğinin Bugünü ve Yarını: Kritik Minerallerde Riskler ve Çözümler” başlığıyla Sabancı Center’da gerçekleştirildi.
Harici Medya’nın da katılım gösterdiği ve küresel ve bölgesel enerji dinamiklerinin masaya yatırıldığı konferansın açılış konuşmalarını T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Dr. Alparslan Bayraktar, Sabancı Üniversitesi Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı ve Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Dr. Fatih Birol yaptı.
IICEC Direktörü Bora Şekip Güray ise etkinlikte “Türkiye Kritik Enerji Mineralleri Görünümü 2025” raporunun öne çıkan bulgularını paylaşarak, enerji dönüşümünde kritik minerallerin taşıdığı stratejik önemi verilerle ortaya koydu.
“Jeopolitika bir kara bulut gibi sektörün üzerine çöktü”
Kürsüye gelen IEA Başkanı Dr. Fatih Birol, konuşmasına dünya enerji piyasalarını etkileyen yedi ana başlığı detaylandırmadan önce, mevcut konjonktürün enerji sektörü üzerindeki baskısına dikkat çekerek başladı.
Enerji ile jeopolitikanın tarih boyunca iç içe olduğunu ancak bugünkü tablonun geçmiş krizlerden farklılaştığını belirten Birol, durumu şu ifadelerle tanımladı:
“Enerjiyle direkt alakası olmasa bile enerjiyi bugünlerde çok fazla etkileyen bir konudan bahsetmek istiyorum. O da jeopolitikanın bir kara bulut gibi dünya enerji sektörünün üstüne gelmesi. Petrol krizi yaşadık, doğalgaz krizleri yaşadık ama hepsinin bir araya geldiği ve jeopolitikanın enerji sektörünü bu kadar etkilediği bir dönem olmadı. Aynı anda petrolde, doğalgazda ve kritik minerallerde bunu görüyoruz.”
Dünya politik sisteminde köklü bir değişim yaşandığını, yıllardır süren ittifakların gevşediğini veya dağıldığını, buna karşılık ülkeler arasında sürpriz yeni ittifakların doğduğunu vurgulayan Birol, “Jeopolitikanın enerji üzerindeki koyu ve uzun gölgesi, her gün enerji karar vericilerine kendini hissettiriyor. Enerji güvenliği, önümüzdeki yıllarda daha da önemli olacak” dedi.
Petrolde “Amerikan Beşlisi” etkisi
Petrol piyasalarına ilişkin geçen yıl yaptıkları öngörülerin doğrulandığını hatırlatan Birol, arzın bollaşacağı ve fiyatların düşeceği yönündeki tahminlerinin gerçekleştiğini belirtti. Birol, petrol piyasalarındaki bu rahatlamanın iki temel nedeni olduğunu söyledi:
“Birincisi, talep büyümesi özellikle Çin kaynaklı nedenlerle yavaşlıyor. İkincisi ve son derece basit olanı; benim ‘Amerika Beşlisi’ dediğim Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Brezilya, Arjantin ve Guyana’dan muazzam miktarda petrol üretimi piyasaya giriyor. OPEC dışındaki bu ülkelerden gelen büyük üretim ve zayıf talep, fiyatların aşağı düşmesi demektir.”
Jeopolitik gerilimlerin zirve yaptığı, Ortadoğu, Rusya-Ukrayna ve Latin Amerika’daki çatışmaların sürdüğü bir dönemde petrol fiyatlarının 80 dolarlardan 60 dolarlar seviyesine gerilediğine işaret eden Birol, “Eğer çok büyük sürprizler olmaz ise 2026 yılında da bu seviyelerdeki petrol piyasalarını görebiliriz. Çünkü piyasada çok fazla petrol var” değerlendirmesinde bulundu.
Birol, uzun vadede petrol talebinin seyrini belirleyecek en kritik faktörün ulaştırma sektöründeki elektrifikasyon hızı olacağını, zira ulaştırmanın tek başına küresel petrol tüketiminin yüzde 45’ini temsil ettiğini kaydetti.
“Doğalgaz piyasası alıcıların piyasasına dönüşecek”
Doğalgaz piyasalarında tüketiciler açısından çok daha rahat bir döneme girildiğini müjdeleyen Birol, önümüzdeki beş yıl içinde piyasaya girecek LNG (sıvılaştırılmış doğalgaz) miktarının, son 40 yılda piyasaya giren gazın yarısına denk olduğunu açıkladı. Özellikle ABD, Katar ve Kanada kaynaklı 300 milyar metreküplük devasa bir gaz arzının yolda olduğunu belirten Birol, piyasa dinamiklerinin değiştiğini şu sözlerle anlattı:
“Bu gelecek olan gazın yüzde 75’i ‘flexible’ dediğimiz, varış yeri kısıtlaması olmayan gazdır. Yani A ülkesinden B ülkesine gitme zorunluluğu yok; parayı bastıran alacak. Doğalgaz piyasaları uzun yıllar satıcıların piyasasıydı, şimdi alıcıların piyasasına dönüşecek ve alıcıların elleri güçlenecek.”
“Çin, kömür konusunda hala ısrarcı”
Kömür piyasalarını da değerlendiren Birol, bazı ülkelerde tüketim hızla düşerken bazılarında üretimin sürdüğünü ifade etti.
Dünya kömür tüketiminin yüzde 65’inin tek başına Çin’den kaynaklandığını, geri kalan yüzde 35’in ise diğer tüm ülkelerin toplamı olduğunu hatırlatan Birol, “Kömür demek aslında Çin demek. Çin bu konuda hala ısrarcı. ABD’de iç piyasa doğalgaz fiyatlarının yükselmesiyle kömürde hafif bir artış var ancak dünyanın geri kalanında düşüş sürüyor. Bu yatay seyrin birkaç yıl daha devam edeceğini öngörüyoruz” dedi.
“Dünya resmen elektrik çağına giriyor”
Konuşmasının en kapsamlı bölümünü elektrik talebindeki patlamaya ayıran Birol, dünyanın “elektrik çağına” girdiğini ilan etti.
Geçmiş 10 yılda toplam enerji talebinden iki kat hızlı büyüyen elektrik talebinin, önümüzdeki 10 yılda enerji talebinden altı kat daha hızlı büyüyeceğini açıklayan Birol, bu devasa artışın arkasındaki üç yeni tetikleyiciyi detaylandırdı:
1. Yapay zeka ve veri merkezleri:
“Yapay zeka, insanların şimdiye kadar bulduğu en sonuç getirici teknolojik buluş olabilir. Yapay zeka demek, veri merkezleri demektir. Orta ölçekli bir veri merkezi, 100 bin kişilik bir şehir kadar elektrik tüketiyor. Veri merkezleri dünyanın her tarafında mantar gibi bitiyor. Ülkeler arasındaki rekabeti iki şey belirleyecek: Teknolojide kim önde ve kimin elektriği var?”
Çin’in elektrik altyapısı konusunda Avrupa ve ABD’den önde olduğunu belirten Birol, tedarik zincirindeki farkı şu örnekle anlattı: “Bugün Avrupa veya Amerika’da bir transformatör veya gaz türbini siparişi verseniz ‘2030’dan önce gelme’ derler. Çin’de ise iki hafta sonra alabilirsiniz.”
2. Klima kullanımı:
İkinci büyük tetikleyicinin klima kullanımı olduğunu belirten Birol, gelir seviyesi artan ülkelerde ve iklim değişikliği etkisiyle klima talebinin patladığını söyledi.
Birol, “Amerika ve Japonya’da evlerin yüzde 90’ında klima varken; Nijerya’da yüzde 5, Hindistan ve Endonezya’da yüzde 20 seviyesinde. Bu ülkelerde refah arttıkça klima sayısı da artacak ve bu durum elektrik talebini yukarı çekecek” ifadelerini kullandı.
3. Elektrikli araçlar ve otomotivdeki dönüşüm:
Otomotiv sektörünün tarihsel bir dönüşüm yaşadığını ifade eden Birol, Çin’in artık dünyanın bir numaralı otomobil üreticisi konumuna yükseldiğini vurguladı. Dünyada üretilen her 10 araçtan 5’inin Çin’de imal edildiğini belirten Birol, elektrikli araçların pazar payındaki artışa dikkat çekti:
“Beş yıl önce dünyada satılan her 100 arabadan 5’i elektrikliydi. Bu yıl oran yüzde 25’e çıktı. Yeni pazar artık zengin ülkeler değil; Asya ve Latin Amerika gibi gelişmekte olan ülkeler. Bu dönüşümle birlikte, sektöre yıllardır hükmeden bazı lider şirketlerin ciddi ekonomik sarsıntılar yaşadığını görebiliriz.”
Birol, bu artan elektrik talebinin karşılanmasında yenilenebilir enerjinin başrolü oynayacağını, 2025 yılında dünyada yeni kurulan santrallerin yüzde 85’inden fazlasının güneş, rüzgar ve diğer yenilenebilir kaynaklardan oluşacağını belirtti.
“Nükleer, Türkiye’nin olmazsa olmaz teknolojilerinden biri”
IEA’nın üç yıl önce nükleerin geri döneceğini öngördüğünü, o dönemde “rüzgarın tersten esmesine” rağmen bu tahmini yaptıklarını hatırlatan Birol, 2025 yılının nükleer elektrik üretiminde tüm zamanların rekorunun kırılacağı yıl olacağını açıkladı.
Nükleere olan ilginin somutlaştığını anlatmak için ocak ayındaki programından üç örnek veren Birol, şunları kaydetti:
“Ocağın ilk haftasında Japonya’ya giderek, Fukuşima sonrası kapatılan santrallerin açılması konusunu görüşeceğim. Özellikle dünyanın en büyük nükleer santrali olan 8 GW’lık tesisin yeniden devreye alınması için Japon hükümeti görüşlerimizi almak istedi. Bir sonraki hafta Stockholm’e giderek İsveç Başbakanı ve Kralı ile görüşeceğim; İsveç, yüzde 40 olan nükleer payını daha da artırmak ve yeni reaktörler kurmak istiyor. Üçüncü olarak, Davos Dünya Ekonomi Forumu’nda 11 yıldır Enerji Kurulu Başkanıyım ve ilk kez Davos’ta özel bir nükleer oturumu düzenleyeceğiz. En fazla rağbet gören oturum bu oldu.”
Türkiye’nin nükleer enerji stratejisine de tam destek veren Birol, “Nükleer, Türkiye’nin olmazsa olmaz teknolojilerinden biridir. Hem elektrik talebinin karşılanması, hem çevre emisyonları, hem de jeopolitik ağırlık açısından son derece önemlidir” dedi.
“Nadir toprak elementlerinde Çin’in muazzam bir hakimiyeti söz konusu”
Ajans olarak beş yıl önce kritik mineraller birimi kurduklarını ve bütçelerinin önemli bir kısmını buraya ayırdıklarını belirten Birol, IEA’nın “iyi bir burnu” olduğunu ifade etti. Kritik minerallerin sadece temiz enerji teknolojileri için değil, savunma sanayii, dronlar ve çipler için de hayati önem taşıdığını vurguladı.
Çin’in bu alanda hem maden erişimi hem de rafinaj kapasitesiyle diğer ülkelerden en az 10 yıl ileride olduğunu belirten Birol, Batı dünyasının yaptığı yatırımlara rağmen tablonun kısa vadede değişmeyeceğini şu verilerle ortaya koydu:
“Nadir toprak elementlerinde Çin’in dünya rafinaj sektöründeki payı yüzde 92. Amerika, Kanada, Avustralya ve Avrupa’daki planlanan tüm yeni projeler zamanında ve eksiksiz hayata geçse bile, 2035 yılında Çin’in payı ancak yüzde 75’e düşecek. Yani hala muazzam bir hakimiyet söz konusu. Rafinaj sektörü kirli ve zor bir iştir; herkes kolay kolay ülkesinde kuramaz.”
Çin’in geçen nisan ayında getirdiği ihracat kısıtlamasını hatırlatan Birol, “Bizim Türkçede ‘bir musibet bin nasihatten iyidir’ sözü vardır. Çin’in aldığı o karar, otomotiv sektörü başta olmak üzere herkese bu işin ne kadar ciddi olduğunu hatırlattı. Böyle bir gücü arkasında bulunduran bir ülke, masaya oturduğunda diğerlerine nazaran çok daha rahat oturur” uyarısında bulundu.
“İklim değişikliği endişe verici ancak geçici bir trend”
Konuşmasının son bölümünde iklim değişikliğine değinen Birol, 2025’in dünyanın en sıcak ikinci yılı olduğunu, orman yangınları, kuraklık ve sel gibi ekstrem hava olaylarının şiddetinin arttığını belirtti.
Buna karşın, iklim değişikliğinin dünya liderlerinin gündemindeki yerinin jeopolitik gerilimler nedeniyle aşağı doğru kaydığını ifade eden Birol, bu durumu endişe verici ancak geçici bir trend olarak niteledi.
Türkiye’nin Avustralya ile birlikte COP31 başkanlığına adaylığını “son derece isabetli” bulduğunu belirten Birol, sözlerini şöyle tamamladı:
“Türkiye’nin bu organizasyona ev sahipliği yapmasının ülkemiz ve dünya açısından önemli bir şans olduğunu düşünüyorum. Umudum odur ki Türkiye, hem iklim değişikliğini dünya gündeminde hak ettiği yere getirir hem de finansman konusunda gelişmiş ile gelişmekte olan ülkeler arasında bir köprü rolü oynar. Türkiye’nin güneş, rüzgar ve jeotermalde muazzam kaynakları var; yenilenebilir enerji ve nükleerle birlikte olumlu adımlar atmaya devam edeceğimize inanıyorum.”
Diplomasi
Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.
Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.
Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.
Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.
Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.
Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.
Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.
Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.
Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.
Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.
Sözcü şöyle devam etti:
“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”
Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.
Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.
Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.
Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.
Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.
Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.
JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.
Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.
“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.
Diplomasi
ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.
Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.
Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.
Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.
Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.
Çin’de bir hafta
Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.
Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.
Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.
İstihdam, enerji ve teknoloji
Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.
Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:
“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”
Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.
Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.
Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.
Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.
“Zamanlama her şeyi anlatıyor”
Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.
Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.
Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.
Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.
Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.
Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.
Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.
Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?
Diplomasi
UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.
The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.
İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.
Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.
En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.
Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.
Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.
The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.
FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.
Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.
Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Dünya Basını5 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Rusya6 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı












