Ortadoğu
Irak ve Pakistan, İran ile enerji anlaşmaları imzaladı

Hem Irak hem de Pakistan, Körfez’den petrol ve sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) sevkiyatı yapmak üzere İran’la anlaşmalar imzaladı.
Bu durum, Tahran’ın Hürmüz Boğazı üzerinden geçen enerji akışını kontrol etme kabiliyetini ortaya koyuyor.
İran savaşı, normalde dünyadaki ham petrol ve LNG’nin %20’sini tedarik eden bu bölgeden yapılan enerji ihracatını büyük ölçüde azalttı. ABD, son haftalarda İran limanlarını abluka altına aldı.
Reuters’ta yer alan habere göre, ham petrol ihracatının büyük bir kısmı genellikle bu boğazdan sevk edildiği için Irak, boğazın kapatılmasından en çok etkilenen üreticiler arasında yer alıyor.
Çatışmada arabuluculuk yapmaya çalışan Pakistan ise Körfez’den yapılan enerji ithalatına büyük ölçüde bağımlıdır ve artan yakıt maliyetleriyle karşı karşıya kaldı.
Daha önce haber yapılmamış olan Bağdat ile Tahran arasındaki bir anlaşma kapsamında Irak, her biri yaklaşık 2 milyon varil ham petrol taşıyan ve pazar günü boğazı geçen iki devasa ham petrol tankeri için güvenli geçiş garantisi aldı.
Irak, bütçesinin %95’ini oluşturan petrol gelirlerini korumaya çalışırken, ilk anlaşma ve mevcut görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir Irak Petrol Bakanlığı yetkilisi Reuters’a, ülkesinin şu anda İran’dan daha fazla transit sevkiyatı için onay almaya çalıştığını söyledi.
Yetkili, “Irak, İran’ın yakın bir müttefikidir ve Irak ekonomisindeki herhangi bir bozulma, İran’ın ülkedeki iktisadi çıkarlarına da zarar verecektir,” dedi.
İkinci bir Irak Petrol Bakanlığı yetkilisi ve bir denizcilik sektörü kaynağı da Tahran ile yapılan görüşmeleri doğruladı.
Benzer şekilde, konuyla ilgili bilgi sahibi iki sektör kaynağı Reuters’a, İslamabad ile Tahran arasında imzalanan ayrı bir ikili anlaşma kapsamında Katar menşeli LNG yüklü iki tankerin Pakistan’a doğru yola çıktığını bildirdi.
Pakistan, savaş öncesinde ayda yaklaşık 10 LNG sevkiyatı alıyordu ve şu anda soğutma amaçlı yüksek yaz dönemi elektrik talebini karşılamak zorunda.
Kaynaklar, ne Irak ne de Pakistan’ın transit taşımacılığıyla ilgili olarak İran’a veya Devrim Muhafızlarına doğrudan ödeme yapmadığını belirtti.
İki sektör kaynağı, Katar’ın ikili anlaşmalarda doğrudan yer almadığını fakat Pakistan’a yapılacak sevkiyatlar öncesinde ABD’yi bilgilendirdiğini söyledi.
Görüşmelere yakın kaynaklara göre, artan enerji maliyetleri ve tedarik kesintilerinin özellikle Asya ekonomileri üzerinde ağır bir yük oluşturması nedeniyle, diğer ülkeler de benzer anlaşmalar üzerinde çalışıyor.
Danışmanlık şirketi MST Marquee’nin araştırma başkanı Saul Kavonic, “İran ile geçiş anlaşmaları yapmaya istekli hükümetlerin sayısı arttıkça, İran’ın Hürmüz Boğazını daha kalıcı bir şekilde kontrol edeceği fikrinin normalleşmesi riski ortaya çıkıyor,” dedi.
Savaştan önce her ay yaklaşık 3.000 gemi Hürmüz’den geçiyordu. Nakliye verilerine göre, trafik şu anda bu seviyenin yaklaşık %5’i civarında.
Bu kesinti, şubat sonunda çatışmanın patlak vermesinden bu yana Brent ham petrolünün %50’den fazla artmasına neden oldu. Avrupa ve Asya’daki LNG fiyatları yaklaşık %35 ila %50 oranında sıçradı.
İran, savaştan sonra Boğaz üzerindeki kontrolünü elinde tutmak istediğini söylüyor. Herhangi bir anlaşmanın parçası olarak tazminat, yaptırımların hafifletilmesi ve dondurulmuş varlıklara erişim talep etti.
ABD Başkanı Donald Trump bu koşulları “çöp” olarak nitelendirdi ve bu da çatışmayı sona erdirecek bir anlaşma umutlarını şimdilik suya düşürdü.
Bu arada, sektör kaynakları İran’ın Boğaz üzerindeki kontrolünü resmileştirdiğini belirtti. Irak Petrol Bakanlığı yetkililerinden biri, İran’ın, deniz kuvvetlerinin denetimi altındaki belirlenmiş deniz rotaları üzerinden geçişi kolaylaştırmak için Irak’tan her tanker için belgeler sunmasını istediğini söyledi.
Irak Petrol Bakanlığındaki uzman ekipler, olayların önlenmesine yardımcı olmak amacıyla İranlı yetkililere varış noktası, nakliye detayları, sahiplik ve kargo özellikleri dahil olmak üzere her bir gemi hakkında ayrıntılı bilgi sağlıyor.
Gemilerin geçişi konusunda İran ile yürütülen müzakerelerden haberdar olan bir Pakistanlı kaynak, süreçte bazı aksaklıklar yaşandığını söyledi.
Kaynak, “Devrim Muhafızları bazen kuralları değiştiriyor, bu yüzden işleri yolunda tutmak zor, fakat bunun üstesinden gelmeye çalışıyoruz,” dedi.
Ortadoğu
Sudan’daki Hızlı Destek Kuvvetleri’nin İsrail ile gizli temasları ortaya çıktı

Africa Intelligence portalının haberinde Sudan’da iç savaş yürüten paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri liderliğinin, İsrail ile gizli güvenlik ve istihbarat temaslarında bulunduğu belirtildi. Örgütün başlıca destekçisi konumundaki Birleşik Arap Emirlikleri yetkilileri hakkında ise Uluslararası Ceza Mahkemesine soykırıma ortaklık suçlamasıyla başvuruldu.
Sudan’da soykırımla suçlanan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK) üst yönetiminin, 2023 yılında iç savaş başlamadan önceki dönemden bu yana İsrail ile gizli ve üst düzey güvenlik ve istihbarat temasları yürüttüğü ileri sürüldü.
Africa Intelligence portalının yer verdiği habere göre, “Hamideti” adıyla bilinen HDK lideri Muhammed Hamdan Dagalu, İsrail Dışişleri Bakanlığı Afrika Dairesi temsilcileri ve İsrailli istihbarat yetkilileriyle görüşmeler yapmak amacıyla Mayıs 2025 ve Şubat 2026’da gizlice Tel Aviv’e gitti.
Hamideti’ye her iki ziyarette de HDK’nin iki numaralı ismi olan kardeşi Abdürrahim ile diğer kardeşi Algoney eşlik etti.
Sudan Silahlı Kuvvetleri’ne karşı çatışan HDK ile İsrail arasındaki ilişkilere dair iddialar daha önce de kamuoyuna yansımıştı.
İsrail gazetesi Haaretz ile Hollanda merkezli araştırmacı gazetecilik kuruluşu Lighthouse, 2022 yılında eski İsrail istihbarat görevlisi Tal Dilian ile bağlantılı bir uçağın HDK’ye Avrupa Birliği üretimi gelişmiş telefon izleme ve bilgisayar korsanlığı donanımları ulaştırdığını bildirmişti. Dilian, Güney Kıbrıs merkezli özel istihbarat şirketi Intellexa ağının kurucusu olarak biliniyor.
BAE’nin rolü ve UCM’ye yapılan başvurular
İsrail’in HDK’ye güvenlik ve istihbarat desteği sağladığı öne sürülürken, örgütün ana destekçisinin Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) olduğu kaydediliyor.
Abu Dabi yönetiminin HDK’ye ağır silahlar, insansız hava araçları, zırhlı araçlar, mühimmat, lojistik imkanlar ve geçiş güzergahları temin ettiği, ayrıca başta Kolombiya olmak üzere yabancı paralı savaşçıları Sudan’a sevk ettiği ifade ediliyor.
ABD hükümeti, Birleşmiş Milletler ve çeşitli insan hakları örgütleri, HDK’nin Sudan’da soykırım suçu işlediğini belgeleyen raporlar yayımladı.
Raoul Wallenberg İnsan Hakları Merkezinin öncülüğündeki insan hakları örgütleri koalisyonu, geçen ay Uluslararası Ceza Mahkemesine (UCM) başvurarak üst düzey BAE yetkilileri ile diğer bölgesel aktörlerin Sudan’daki Arap olmayan topluluklara yönelik soykırıma ortak oldukları gerekçesiyle soruşturulmasını talep etti.
Başvuru dosyasında bahsi geçen isimler; HDK ve Sudan Silahlı Kuvvetleri’ne silah, mali kaynak ve paralı savaşçı sağlayarak soykırım, savaş suçları ile insanlığa karşı suçların icrasına zemin hazırlamak ve bu suçlara bilerek yardım etmekle suçlandı.
Sudanlı mağdurlar tarafından yapılan ayrı bir başvuruda ise HDK’nin finanse edilmesi ve silahlandırılmasındaki rolü nedeniyle BAE Devlet Başkan Yardımcısı Mansur bin Zayid Al Nahyan’ın ismi verildi.
Başvuruda cinayet, işkence ve tecavüz vakalarının yanında, HDK mensuplarının kaçmaya çalışan sivilleri araçlarla ezdiği olaylar da yer aldı.
Belgelerde ayrıca 26 Ekim 2025’te Faşir’in kontrolünün el değiştirmesine dikkat çekildi. BM verilerine göre kentte üç gün zarfında 6 bin kişi öldürüldü.
İngiltere’ye silah satışı eleştirisi
İngiltere de BAE’ye onay verdiği askeri ihracat lisansları sebebiyle HDK’ye dolaylı destek sağlamakla eleştiriliyor.
Londra yönetiminin son üç yılda BAE’ye yaklaşık 565 milyon dolarlık silah satışına onay verdiği ve İngiltere’de üretilen bazı askeri malzemelerin sonradan HDK’nin eline geçtiği tespit edildi.
Yale Üniversitesi İnsani Araştırmalar Laboratuvarından Nathaniel Raymond, İngiliz Parlamentosunun alt kanadı Avam Kamarasında gerçekleştirdiği hitapta, İngiliz yetkililerin yaklaşık 60 bin kişinin yaşamını yitirdiği katliamın yaklaştığını gösteren iki yıllık anlık istihbaratı göz ardı ettiğini dile getirdi.
Raymond, Londra’nın “BAE ile ekonomik, güvenlik ve diplomatik ilişkilerini; sivillerin kasıtlı olarak aç bırakılmasını, zorla yerinden edilmesini ve soykırım niteliğindeki katliamı önlemenin önüne koyduğunu” ifade etti.
Ortadoğu
Gazze’de zorla kaybetme örüntüsü derinleşiyor

Filistinli Kayıplar ve Zorla Kaybedilenler Merkezi, İsrail saldırıları altındaki Gazze Şeridi’nde 2 bin 500 ila 3 bin kişinin zorla kaybedilmiş olabileceğini bildirdi. Kurum, 30 Ağustos Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü kapsamında yayımladığı raporda, vakaların araştırılması için bağımsız bir uluslararası mekanizma kurulması çağrısında bulundu.
Filistinli Kayıplar ve Zorla Kaybedilenler Merkezi, 30 Ağustos Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü vesilesiyle yayımladığı raporda, İsrail’in devam eden saldırıları sırasında Gazze Şeridi’nde 2 bin 500 ila 3 bin kişinin zorla kaybedilmiş olabileceğini açıkladı.
Gazze merkezli insan hakları kuruluşu, söz konusu tahminin ailelerin yaptığı ihbarlar ile sahada doğrudan belgelenen 317 vakanın incelenmesine dayandığını belirtti.
Merkez, incelenen örneklemin Gazze’deki tüm vaka sayısını bütünüyle kapsamadığını, ancak bölgede sistematik ve daha geniş çaplı bir zorla kaybetme örüntüsüne işaret ettiğini vurguladı.
Kuruluş; bölgedeki kayıp ve zorla kaybetme olaylarını belgeleme, kişilerin akıbetini araştırma ve ailelerin yasal haklarını izleme çalışmalarını sürdürüyor.
Vakaların büyük çoğunluğu erkeklerden oluşuyor
Raporda ayrıntılarına yer verilen ve doğrudan incelenen 317 vakanın yüzde 95’ini erkekler oluşturdu. Örneklem dahilindeki kişilerin 302’sinin erkek, 15’inin kadın olduğu; grupta 41 çocuk ile 60 yaş ve üzerindeki 17 kişinin de yer aldığı kaydedildi.
Bölgesel dağılımda en fazla vaka 89 kişiyle Gazze kentinde tespit edildi. Gazze’nin kuzey kesiminde 74, Han Yunus’ta 59, orta kesimlerde 37 ve Refah’ta 32 zorla kaybetme vakası belgelendi.
Vakaların meydana geliş koşullarına bakıldığında, 76 olayın İsrail güçlerinin evlere düzenlediği baskınlar ve mahalle kuşatmaları esnasında yaşandığı bildirildi. Ayrıca 60 kişinin evlerine dönmeye veya kişisel eşyalarını almaya çalışırken, 42 kişinin ise zorunlu yerinden edilme süreçlerinde ya da askeri kontrol noktalarında kaybolduğu aktarıldı.
Gıda arayışı veya insani yardım dağıtımını bekleme sürecinde 39 kişinin kaybolduğu belirtilirken; sağlık tesislerinin kuşatılması, baskına uğraması veya hastaların sevkiyle bağlantılı 22 vaka kayda geçti. Gazetecilik ve saha çalışması yürüten 10 kişinin de görevleri sırasında kaybolduğu açıklandı.
Enkaz altındaki kişiler ayrı kategoride tutuluyor
Merkez, İsrail bombardımanlarında yıkılan binaların enkazı altında 4 bin ila 5 bin kişinin bulunduğunun tahmin edildiğini, fakat bu kişilerin zorla kaybedildiğinden şüphelenilen vakalarla aynı kategoride değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekti.
Filistin Adalet Bakanlığı ise Nisan 2026’da yaptığı açıklamada, Ekim 2023’ten bu yana daha geniş kapsamlı “kayıp veya zorla kaybedilenler” kategorisinde 11 bin 200’den fazla kişinin kayıtlara geçtiğini, bunların 4 bin 700’den fazlasının kadın ve çocuklardan oluştuğunu bildirmişti.
Birleşmiş Milletlerin tanımlamasına göre zorla kaybetme; devlet görevlileri ya da devletin yetkilendirmesi, desteği veya göz yummasıyla hareket eden kişi veya grupların bir kimseyi özgürlüğünden yoksun bırakması ve ardından bu durumu inkâr etmesi veya kişinin akıbeti ile nerede bulunduğunu gizlemesi anlamına geliyor.
Filistinli Kayıplar ve Zorla Kaybedilenler Merkezi, kayıp durumundaki tüm kişilerin akıbetinin gecikmeksizin açıklanmasını, Uluslararası Kızılhaç Komitesinin tutuklulara engelsiz erişiminin güvenceye alınmasını ve Gazze’deki vakaları kapsamlı biçimde soruşturacak bağımsız bir uluslararası mekanizmanın derhal kurulmasını talep etti.
İsrail’in ABD desteğiyle Ekim 2023’ten bu yana Gazze’ye yönelik sürdürdüğü askeri saldırılarda, büyük bölümünü kadın ve çocukların oluşturduğu 73 binden fazla Filistinli yaşamını yitirdi, 174 bini aşkın kişi de yaralandı.
Ortadoğu
İran, ablukaya rağmen 7,5 milyar dolarlık petrol geliri elde etti

İran, ABD yaptırımları ve devam eden savaşa rağmen mart ayından bu yana Merkez Bankasına 7,5 milyar dolarlık petrol geliri aktardı. Bu tutarın hükümetin temmuz ile aralık arasındaki döviz harcamalarını karşılamaya yeteceği bildirildi. Tahran yönetimi ayrıca Hürmüz Boğazı’ndaki kuralları ihlal eden yaklaşık 24 tankeri kara listeye aldı.
Tahran yönetimi, Washington’ın ablukası ve yaptırımları ile binlerce kişinin hayatını kaybettiği ABD-İsrail savaşına rağmen, mart ayından bu yana 7,5 milyar dolarlık petrol gelirini Merkez Bankasına aktardığını bildirdi.
Fars Haber Ajansı’nın İran Petrol Bakanlığına dayandırdığı habere göre söz konusu kaynak, hükümetin temmuz ile aralık ayları arasındaki döviz harcamalarını karşılamaya yetecek düzeyde.
İran takvimine göre yılın ilk dört ayını kapsayan 21 Mart-22 Temmuz dönemindeki petrol satışlarının, bütçede bu dönem için hedeflenen tutarın yüzde 99’una ulaştığı kaydedildi.
İran Ulusal Petrol Şirketi (NIOC) Başkanı Hamid Buvard, Fars ajansına yaptığı açıklamada petrol yüklemeleri ve ihracatın çatışma sürecinde yaklaşık yüzde 10 arttığını belirtti.
Buvard, “Yoğun bombardımana rağmen ABD ve İsrail rejiminin İran’a karşı yürüttüğü son savaş sırasında petrol yüklemeleri ve ihracat yaklaşık yüzde 10 arttı. Petrol fiyatları da yükseliş eğilimi gösterdi” dedi.
Tahran’ın birkaç yıldır resmi petrol üretimi ve satışı verilerini paylaşmadığını hatırlatan Buvard, “Bunun nedenlerinden biri, düşmanlarımızın İran petrol sektörünün performansına ilişkin kesin verilere ulaşmasını istemememizdir. Güvenlik kaygıları da bu kararda etkili oluyor” ifadelerini kullandı.
Ekonomide kendine yetme ve dolara bağımlılığı azaltma hedefini vurgulayan Tahran, Rusya ve Çin’in desteğiyle Washington’ın ilan ettiği ekonomik baskılarla mücadele edeceğini açıkladı.
İran Petrol Bakan Yardımcısı Ahmed Zeraatkar, 27 Ağustos’ta yaptığı açıklamada, çatışmalar sırasında İsrail tarafından vurulan Güney Pars doğalgaz sahasında devre dışı kalan kapasitenin yaklaşık yüzde 40’ının yeniden faaliyete geçirildiğini duyurdu.
Tahran yönetimi, Hürmüz Boğazı’ndaki yeni denizcilik düzenlemelerini ihlal ettiği gerekçesiyle yaklaşık 24 petrol tankerini kara listeye aldığını açıkladı. Boğazın ABD ve müttefiklerine kapalı tutulduğu aktarılıyor.
Bu adımların, ABD yönetiminin İran’a yönelik geniş kapsamlı yaptırımlar başlatacağını duyurmasının ardından geldiği belirtildi.
İran yönetimi, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in Tahran’a bugüne kadarki “en ağır” yaptırımların uygulanacağı yönündeki açıklamalarına tepki göstererek, bu politikanın Washington aleyhine sonuç doğuracağı uyarısında bulundu.
Amerika1 hafta önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Dünya Basını2 hafta önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Söyleşi2 hafta önceEmekli Yarbay Daniel Davis Harici’ye konuştu: ABD, İran savaşını kaybetti
Dünya Basını5 gün önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Rusya2 hafta önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Trump İran konusunda kendini çıkamayacağı bir köşeye sıkıştırdı
Ortadoğu2 hafta önceTelegraph: İran’a karşı silahlı Kürt isyanını Erdoğan engelledi
Dünya Basını2 hafta önceAmerika’dan vazgeçmeyi göze alamayan müttefikler











