Ortadoğu
İran yaptırımlarının kaldırılması zaman alacak

ABD hükümetinin İran’a yönelik açıkladığı 60 günlük yaptırım muafiyeti Tahran’a milyarlarca dolarlık gelir sağlama potansiyeli taşısa da 40 yılı aşkın süredir yürürlükte olan yaptırım rejiminin tamamen ortadan kaldırılmasının önünde karmaşık hukuki, siyasi ve ticari engeller mevcut. 14 maddelik mutabakat zaptı kapsamında Washington’ın yaptırımları aşamalı olarak kaldırması öngörülürken, özel sektörün yaptırım riskleri ve yasal mevzuatın karmaşıklığı sürecin ekonomik etkilerinin kalıcılığını belirsizleştiriyor.
Tahran, ABD’nin pazartesi günü açıkladığı 60 günlük yaptırım gevşetme kararından milyarlarca dolarlık kazanç elde edebilecek olsa da 40 yılı aşkın süredir yürürlükte olan yaptırım rejimini tamamen ve hızlıca ortadan kaldırmak kolay görünmüyor. Yaptırımlarla bağlantılı çok sayıda hukuki, siyasi ve ticari unsur mevcut.
Temel soru, ABD ile İran arasındaki çerçeve anlaşmasının, ABD mevzuatını, uluslararası tedbirleri ve özel sektör risklerini kapsayan yaptırım rejimini kaldırmanın karmaşıklığı göz önüne alındığında, sürdürülebilir bir ekonomik etki yaratıp yaratmayacağı.
İslam devriminin gerçekleştiği 1979 yılından bu yana Birleşmiş Milletler (BM), ABD ve Avrupa Birliği (AB); Tahran’ın nükleer programını durdurması, insan hakları ihlallerine son vermesi ve Hamas, Hizbullah ile Yemen’deki Husiler de dahil olmak üzere bölgesel silahlı gruplara verdiği desteği kesmesi amacıyla ticaret ambargoları uyguladı, İran’a ait hesapları dondurdu ve diğer kısıtlayıcı önlemlere başvurdu.
ABD ile İran arasında geçen hafta imzalanan 14 maddelik mutabakat zaptı uyarınca, Washington’ın 60 gün içinde varılacak nihai anlaşma kapsamında belirlenecek bir takvime göre her türlü yaptırımı kaldırmaya başlaması gerekiyor. Bu sürenin uzatılabileceği belirtiliyor.
ABD Hazine Bakanlığı pazartesi günü, İran menşeli petrol, petrokimya ve petrol ürünlerinin üretimi, sevkiyatı ve satışına 21 Ağustos’a kadar izin veren bir genel lisans yayımladı.
Kalan yaptırımların kaldırılması, gerçekleşmesi halinde, ABD’nin Orta Doğu politikasında önemli bir dönüm noktası anlamına gelecek.
Washington’ın bölge politikası uzun süredir İran’ın nüfuzunu sınırlamayı ve Tahran yönetimini finansal açıdan baskı altına almayı hedefliyordu.
Bu sürecin oldukça karmaşık ilerleyeceği ifade ediliyor. Bazı tedbirlerin kaldırılması için yürütme organının kararı gerekirken, diğerleri için Kongre’nin onayı ve kendi yaptırımlarını uygulayan BM ile diğer ülkelerle yakın koordinasyon kurulması gerekiyor.
Şirketlerin onlarca yıldır süren kısıtlamaların ardından temkinli davranmaya devam etmesinin de elde edilecek etkiyi sınırlayabileceği kaydediliyor.
George W. Bush yönetiminde ABD Ulusal Güvenlik Danışman Yardımcısı olarak görev yapan Juan Zarate, konuya ilişkin Reuters ajansına yaptığı değerlendirmede, “Bu, karmaşık bir yaptırım sarmalı. Burada sadece yürütme organının kararnamelerinden değil, aynı zamanda Kongre tarafından yasalaştırılan yaptırımlardan da bahsediyoruz” dedi.
Kongre yaptırımların kaldırılmasına temkinli yaklaşıyor
ABD Hazine Bakanlığı verilerine göre, Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisi (OFAC), 2025 yılının başından bu yana İran ile bağlantılı binin üzerinde gerçek kişiye, ayrıca gemi ve uçaklara yaptırım uyguladı.
Hughes Hubbard & Reed firmasından Jeremy Paner, binlerce unsurun yaptırım listelerinden çıkarılmasının OFAC’ın en az bir yılını alacağını belirtti.
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran ile ilgili kendi başkanlık kararnamelerini iptal edebileceği, ancak Hamas ve Hizbullah’a yönelik yaptırımlar da dahil olmak üzere bir dizi önlemin yasalarla güvence altına alındığı ve bunların kaldırılması veya değiştirilmesi için Kongre onayının gerekeceği ifade ediliyor.
Bu durum, barış anlaşmasının Trump’ın kendi partisi olan Cumhuriyetçiler arasında şimdiden yüksek sesli eleştirilere yol açtığı bir dönemde gerçekleşiyor.
FDD Action bünyesinde görev yapan Matt Zweig, 40 yılı aşkın süredir yürürlükte olan yaptırımları kaldırmanın zor bir görev olacağını kaydetti.
Zweig, “Çok katmanlı yaptırımları tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak, bir soğanın kabuklarını tek tek soymaya benzeyecektir. Bu süreç sadece hukuki değil, aynı zamanda siyasi riskler de barındırıyor” ifadelerini kullandı.
Yapılan bazı tahminlere göre, pazartesi günü yayımlanan lisans İran’a iki ay içinde 3 milyar dolara kadar gelir sağlayabilir. Dış İlişkiler Konseyi (CFR) Kıdemli Uzmanı Edward Fishman, lisansın kalıcı hale gelmesi durumunda bu miktarın on milyarlarca dolara ulaşabileceğini belirtti.
Fishman, kalıcı bir lisansın İran petrolündeki fiyat indirimini azaltacağını, Tahran’ın petrolü Çin dışındaki ülkelere de satmasına imkan tanıyacağını ve ihracatı artıracağını dile getirdi. Mevcut durumda, yaptırımlara rağmen İran petrolünün yaklaşık yüzde 90’ının alıcısı konumunda Çin bulunuyor.
ABD’nin yeni lisansının, mart ayında yayımlanandan daha geniş kapsamlı olduğu; sadece petrol og petrol ürünlerini değil, aynı zamanda petrol ticaretiyle bağlantılı bankacılık, sigortacılık ve nakliye hizmetlerini de kapsayarak Tahran’ın gelirlere daha hızlı erişmesini sağladığı aktarılıyor.
Eski bir OFAC yetkilisi olan ve halihazırda Holland & Knight hukuk firmasında ortak olarak çalışan Stephanie Connor, “Hâlâ yanıt bekleyen birtakım zor sorular var” dedi. Connor, yaptırımların kaldırılmasının, ABD’nin tehdit olarak gördüğü gruplara yönelik finansmanın artmasına yol açabileceğini belirtti.
Connor, “Paranın İran Devrim Muhafızları Ordusu’na akmasına gerçekten izin verecek miyiz?” sorusunu yöneltti.
Özel sektör yaptırım riskleri nedeniyle adım atmakta kararsız
Bankaların, petrol şirketlerinin ve sigorta firmalarının; sıkılaştırılmış durum tespiti prosedürleri ve İran’ı Çin, Kuzey Kore ve Rusya gibi ülkelere bağlayan yaptırımları delme ağlarına dahil olma riski altında, sürekli değişen bir düzenleyici ortamda hareket etmek zorunda olduğu ifade ediliyor.
Bu ülkeler üzerinde İngiltere, BM, AB ve diğer devlet ile kuruluşların bağımsız yaptırım rejimleri uygulanmaya devam ediyor.
Zarate, konuya ilişkin olarak, “Piyasalar uzun süredir İran’la veya İran üzerinden iş yapmanın son derece riskli olduğuna inandırıldı. Bir düğmeye basıp artık Tahran’la çalışabileceğinizi ilan edemezsiniz” dedi.
İran ile iş yapmaya başlayacak şirketlerin, terör saldırıları ve bombardıman kurbanlarının açacağı davalarla karşı karşıya kalabileceği belirtiliyor.
Kongre kaynaklarının yürürlükten kaldırılmasının pek olası olmadığını belirttiği 2016 tarihli Terör Sponsorlarına Karşı Adalet Yasası (JASTA) kapsamında, mağdurların yaptırım listesindeki gruplara yardım sağlayan yatırımcılara ve şirketlere dava açma hakkı bulunuyor.
Obsidian Risk Advisors firmasından Brett Erickson, bu tür riskler göz önüne alındığında, mevcut hükümet iktidarda kaldığı sürece bazı firmaların İran’da ticari girişimlerde bulunmaktan kaçınmayı tercih edebileceğini ifade etti.
Erickson, “Durum çok daha istikrarlı ve siyasi olarak öngörülebilir hale gelene kadar milyarlarca dolarlık kitlesel yatırımlar göremeyeceğiz. Önümüzde henüz uzun bir yol var” değerlendirmesinde bulundu.
Ortadoğu
Irak, ülkede suç işlemiş IŞİD üyelerini Suriye’ye iade etmek istemiyor

Irak, Suriye’nin bu yılın başlarında Suriye’deki gözaltı merkezlerinden Irak’ın gözetimine devredilen binlerce IŞİD şüphelisinin ülkelerine iade edilmesi talebini reddetti.
Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı Kasım el-Abudi çarşamba günü yaptığı açıklamada, tutukluların akıbetini görüşmek üzere Suriye, Irak ve ABD arasında yakın zamanda bir toplantı düzenlendiğini söyledi.
El-Abudi, Suriye’nin yaklaşık 4.000 Suriyeli tutuklunun Suriye’de yargılanmak üzere teslim edilmesini talep ettiğini ama Irak’ın bunu reddettiğini belirtti.
Irak, yaklaşık 400 Suriyeli tutuklunun IŞİD üyesi olmadığına karar verdi ve bu kişilerin serbest bırakılabileceğini söyledi. Yaklaşık 50 kişi halihazırda ülkelerine geri gönderildi.
Öte yandan Irak’ta hâlâ gözaltında tutulan yüzlerce Suriyelinin, IŞİD’in üst düzey üyeleri olduğu düşünülüyor.
El-Abudi, “Irak soruşturmalar yürütüyor ve Irak’ta suç işlediği kanıtlanan herkes Irak yasalarına göre yargılanacak,” dedi.
Danışman, bazı mahkumların, cezalarını tamamlamak üzere daha sonra kendi ülkelerine nakledilebileceğini söyledi.
Ocak ayında yeni Suriye güçleri ile, bu mahkumların tutulduğu gözaltı merkezlerini uzun süredir koruyan Suriye Demokratik Güçleri arasında çatışmaların patlak vermesinin ardından, IŞİD ile bağlantılı olduğu iddia edilen 5.700’den fazla mahkum (bunların arasında yaklaşık 4.000 Suriyeli de bulunuyor) Suriye’nin kuzeydoğusundan Irak’a nakledilmişti.
Çatışmaların yarattığı kargaşa sırasında IŞİD ile bağlantılı bazı tutuklular kaçmayı başardı ve daha büyük çaplı bir kaçışın yaşanacağına dair endişeler vardı.
IŞİD yıllar önce Irak ve Suriye’de ele geçirdiği topraklar üzerindeki kontrolünü kaybetmiş olsa da, hücreleri her iki ülkede de hâlâ periyodik olarak saldırılar düzenliyor.
Mahkumların akıbetine ilişkin tartışmalar, ABD’nin Irak’ta IŞİD’le mücadeleye yönelik 12 yıllık misyonunu sona erdirmesinin ardından ortaya çıktı.
El-Abudi, Irak’ın mahkumların barındırılma masraflarına yardımcı olması için ABD’den ve IŞİD’e karşı küresel koalisyona katılan diğer ülkelerden mali destek talep ettiğini söyledi.
Danışman, “Irak, 500 milyon dolarlık bir ödenek talep etti. Koalisyon destek sözü verdi, ancak Irak hâlâ bekliyor,” dedi.
El-Abudi, idam cezasını uygulamayan ülkelerden gelen mahkumların idam cezasına çarptırılmayacağını söyledi.
Irak ile mahkum değişim anlaşmaları olan ülkelerden gelenlerin ise, mahkumiyetlerinin ardından cezalarını tamamlamak üzere ülkelerine nakledilebileceğini belirtti.
Fakat birçok Batılı ülke, IŞİD ile bağlantılı olmakla suçlanan veya bu suçtan mahkum edilen vatandaşlarının yanı sıra, militanların aile üyeleri olduğu düşünülen kadın ve çocukları da ülkelerine geri göndermekte isteksiz davranıyor.
Ortadoğu
İsrail muhalefetinden 7 Ekim kayıtları nedeniyle Netanyahu’ya soruşturma talebi

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun eski askeri sekreteri Avi Gil, 7 Ekim 2023 sabahına ait resmi telefon görüşmesi saatlerinin tahrif edilmek istendiğini öne sürdü. Muhalefet partileri, Başsavcıya başvurarak Netanyahu ve ekibi hakkında vatana ihanet ve sahtecilik suçlamalarıyla adli soruşturma açılmasını talep etti. İktidardaki Likud Partisi ise iddiaları reddederek Gil’in kendi ihmallerini gizlemeye çalıştığını savundu.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun eski askeri sekreteri Avi Gil, Başbakanlıkta 7 Ekim 2023 sabahına ait resmi telefon kayıtlarının saatlerinin değiştirilmek istendiğini ileri sürdü.
Bu açıklamaların ardından İsrail muhalefeti, Başsavcı Gali Baharav-Miara’ya başvurarak Netanyahu ve çalışma ekibi hakkında cezai soruşturma açılmasını talep etti.
Saldırının gerçekleştiği dönemde askeri sekreterlik görevini yürüten Gil, Israel Hayom gazetesi ile Kanal 12 televizyonuna verdiği mülakatta, Netanyahu’nun Özel Kalem Müdürü Tzachi Braverman’ın o sabah yapılan kritik bir görüşmenin saatini değiştirmeye çalıştığını söyledi.
Girişimin “suç teşkil eden bir davranış biçiminin” parçası olduğunu savunan Gil, devlet soruşturma komisyonu kurulmasını beklediği için bugüne kadar sustuğunu, ancak kamuoyuna anlatılanların gerçeği yansıtmadığını dile getirdi.
Braverman’ın resmi tutanakları yasa dışı biçimde değiştirme şüphesiyle sahtecilik ve dolandırıcılık iddiaları kapsamında polis tarafından sorgulandığı ve soruşturulduğu biliniyor.
Resmi görüşme saatinin geriye çekilmek istendiği iddiası
Gil, 7 Ekim 2023 sabahı iç güvenlik servisi Şin Bet Başkanı Ronen Bar’ın ofisinden saat 06.12’de arandığını, saat 06.17’de güvenli hat üzerinden Bar ile yaptığı görüşmede Gazze’de SIM kartlarının etkinleştirildiği ve Hamas mensuplarının yer altına geçtiği bilgisini aldığını aktardı.
Netanyahu’yu ilk olarak saat 06.29’da arayarak uyandırdığını belirten Gil, Başbakana Hamas’ın sürpriz bir saldırı başlattığını ve bilgi toplamayı sürdürdüğünü söylediğini kaydetti.
Gil, saat 06.40’taki ikinci telefon görüşmesinde ise Netanyahu’ya “Savaştayız” bilgisini ilettiğini ifade etti.
Eski askeri sekreter, aylar sonra ocak ayında bir stenografın kendisine gelerek Braverman’ın ikinci görüşme saatini resmi tutanaklarda 06.40 yerine 06.29 olarak değiştirmesini talep ettiğini aktardığını söyledi.
Gil, bu adımla Netanyahu’nun saldırının ilk anından itibaren talimat verdiği izleniminin yaratılmak istenmiş olabileceğini ya da ikinci aramada iletilen bilgilerin ilk görüşmede zaten bilindiği algısıyla istihbaratın Başbakandan gizlendiği tezine zemin hazırlanmaya çalışılmış olabileceğini kaydetti.
Olayların başlamasından iki hafta sonra Netanyahu’nun çalışma ekibinin olağandışı biçimde belge topladığını fark ettiğini belirten Gil, tutanakların tahrif edilmesinden şüphelenerek Başsavcı Baharav-Miara’ya başvurduğunu ve kuralların netleştirilmesini istediğini söyledi. Gil, kurulacak olası bir komisyonun yazılı evrakla yetinmeyip orijinal ses kayıtlarını incelemesi gerektiğine dikkati çekti.
Mısır’ın saldırı öncesinde uyarı yaptığı iddialarına ilişkin soruyu da yanıtlayan Gil, böyle bir mesajı bilmediğini fakat eylül ayı sonunda İsrail’e bir Mısır istihbarat uçağının inerek bir saatten fazla kaldığını belirtti.
Gil, hiçbir uçağın sebepsiz yere gelmeyeceğini ifade ederek, heyeti karşılayan veya mesajı alan yetkililerin bunu halen sakladığını öne sürdü.
Netanyahu’nun devlet denetçisine sunduğu güvenlik evrakının da eksik olduğunu savunan Gil, belgenin gerçeğin tamamını yansıtmadığını kaydetti.
Likud iddiaları reddetti: “Gil Başbakanı zamanında uyandırmadı”
İktidardaki Likud Partisi, iddiaların Netanyahu ve partiye yönelik siyasi amaçlı bir propaganda olduğunu belirterek suçlamaları reddetti.
Netanyahu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda muhalefetin yalan kampanyasının gerçeği değiştiremeyeceğini savundu.
Likud’un açıklamasında, Gil’in kendi ihmallerini örtbas etmeye çalıştığı iddia edilerek, 7 Ekim sabahı saat 03.55’te askeri sekreterliğe bağlı istihbarat subayından gelen uyarı mesajına rağmen Gil’in hiçbir adım atmadığı ve Başbakanı zamanında uyandırmadığı öne sürüldü.
Parti, Netanyahu’nun zamanında bilgilendirilmesi durumunda gelişmelerin farklı yönde ilerleyeceğini savundu.
Muhalefetten vatana ihanet suçlaması
Muhalefet partileri ise açıklamaların ardından Netanyahu ve ekibine yönelik adli adımların hızlandırılmasını istedi.
Gadi Eisenkot liderliğindeki Yashar Partisi, Ronen Bergman’ın Yedioth Ahronoth’taki araştırması ve Gil’in açıklamalarını gerekçe göstererek Başsavcıya ceza soruşturması açması çağrısında bulundu. Parti, Netanyahu’yu Hamas’ın güçlenmesi ve İran ekseniyle bağlarına dair kritik değerlendirmeleri devlet denetçisinden gizlemekle suçladı.
İsrail Evimiz Partisi lideri Avigdor Liberman, Başsavcı Baharav-Miara’nın Netanyahu ve yardımcıları hakkında vatana ihanet ve komplo suçlamalarıyla derhal soruşturma başlatması gerektiğini söyledi.
Liberman, Genelkurmay Başkanına da ordunun siyasi amaçlarla kullanılması girişimlerine engel olma çağrısı yaptı.
Demokratlar Partisi lideri Yair Golan ise Gil’in ifadelerini tarihi bir tanıklık olarak nitelendirerek, 1200 kişinin öldüğü ve 251 kişinin esir alındığı olaylardaki sorumluluğun gizlenemeyeceğini kaydetti.
Golan, Başbakanlık bünyesindeki tüm özgün ses kayıtları ve belgelerin acilen koruma altına alınmasını talep etti.
7 Ekim Konseyi liderliği de Gil’in ifadelerinin, hükümetin saldırı öncesi durumdan habersiz olduğu yönündeki tezlerini çürüttüğünü bildirdi.
Ortadoğu
NYT: ABD Büyükelçiliğinde İsrail’e dair diplomatik raporlar sansürlendi

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin yardımcısı David Milstein’ın, İsrail’in eylemlerine ilişkin büyükelçilik raporlarını sansürlediği öne sürüldü. Engellenen belgeler arasında öldürülen dokuz Filistin kökenli ABD vatandaşı ile Gazze’deki yardım noktalarında 1400 kişinin ölümüne yol açan operasyonlara dair resmi tespitler yer alıyor.
ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin üst düzey yardımcısı David Milstein’ın, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze’deki eylemlerine dair büyükelçilik tarafından Washington’a iletilen diplomatik raporları engellediği ve içeriklerini değiştirdiği öne sürüldü.
The New York Times gazetesinin Kudüs ve Washington’da Milstein ile çalışan 12 kişiye dayandırdığı haberine göre, Nisan 2025’te Kudüs’teki ABD Büyükelçiliğinde göreve başlayan ve fiilen Huckabee’nin özel kalem müdürlüğünü yürüten Milstein, Batı Şeria ile Gazze dosyalarını kapsamlı biçimde denetim altına aldı.
Milstein’ın makamını; yasa dışı yerleşimlerin genişletilmesi, yerleşimci saldırıları, Filistin kökenli ABD vatandaşlarının öldürülmesi ve Gazze’deki yardım dağıtımlarında yaşanan can kayıplarına ilişkin diplomatik yazışmaları durdurmak veya metinleri değiştirmek amacıyla kullandığı aktarıldı.
Öldürülen ABD vatandaşlarına ilişkin inceleme engellendi
Milstein’ın iletilmesini durdurduğu belgeler arasında, Batı Şeria’da dört yıl içinde İsrailli yerleşimciler ile askerler tarafından öldürülen dokuz Filistinli ABD vatandaşı hakkında büyükelçiliğin mart ayında hazırladığı inceleme yer aldı.
Yaşamını yitirenlerin sonuncusu olan 19 yaşındaki Nasrallah Ebu Siyam, şubat ayında köyündeki hayvanların gasbedilmesini engellemeye çalışırken bir yerleşimci tarafından açılan ateş sonucu hayatını kaybetti.
Söz konusu inceleme, Senatör Chris Van Hollen öncülüğündeki 30 Kongre üyesinin ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’dan açıklama talep etmesi üzerine hazırlandı.
Raporda, yürütülen soruşturmaların çoğunda ilerleme sağlanamadığı, bazı dosyaların kapatıldığı ve tek bir şüpheliye dahi suçlama yöneltilmediği kaydedildi.
Milstein’ın, hazırlanan raporu iletmek yerine Kongre üyelerine İsrail makamlarının vakaları gerektiği gibi ele aldığı yönünde güvence veren bir metin düzenlettiği bildirildi.
ABD Dışişleri Bakanlığının 4 Mayıs’ta Senatör Van Hollen’a ulaştırdığı mektupta inceleme bulgularına yer verilmediği, büyükelçiliğin savaş koşullarında İsrail ile yürüttüğü güvenlik işbirliğine odaklandığı ifade edildi.
Gelişmeye tepki gösteren Senatör Van Hollen, “Hesap sorulmasını sağlamazsanız daha fazla Amerikan vatandaşını tehlikeye atarsınız” değerlendirmesinde bulundu.
Gazze’deki yardım ölümleri ve komutanların uyarıları kayıtlardan çıkarıldı
Haberde, 2025 yazında gıda arayışındaki Filistinlilerin Gazze İnsani Yardım Vakfı (GHF) dağıtım noktalarında kitlesel şekilde öldürüldüğü bilgisine yer verildi. ABD ile İsrail ortak girişimi niteliğindeki bu yapının yardım dağıtım faaliyetleri sırasında en az 1400 kişi hayatını kaybetti.
Can kayıpları sürerken büyükelçilik diplomatları, operasyonların daha fazla toplu ölüme yol açabileceği yönünde Washington’ı uyardı. Milstein’ın ise diplomatik metni operasyonu bir başarı olarak sunacak biçimde yeniden yazdığı ve can kayıplarına dair bilgileri resmi kayıtlardan tamamen çıkardığı kaydedildi.
Nisan ayında üst düzey İsrailli askeri yetkililer, Batı Şeria’da tırmanan yerleşimci saldırılarının yeni bir Filistin ayaklanmasını tetikleyebileceği uyarısını kayda geçirdi.
Milstein’ın personelin hazırladığı bu uyarı raporlarını engellediği, bunun yerine kendi imzasıyla Washington’a, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun şiddetin üzerine kararlılıkla gittiğini öven bir metin gönderdiği bildirildi.
Öte yandan İsrail’in şubat ayında Batı Şeria’da gayrimenkul alımına ilişkin yasal kısıtlamaları kaldırması uluslararası alanda ilhakı hızlandırdığı gerekçesiyle kınanırken, büyükelçilik Washington’a bu kararın yerleşimcilerin “insani ihtiyaçlarına” hizmet ettiği bilgisini aktardı.
Diplomatlara yönelik tutum raporlama trafiğini düşürdü
Dört yetkilinin verdiği bilgiye göre Milstein, büyükelçilik çalışanlarını ideolojik sorgulamalara tabi tuttu. Personele “İsrail yanlısı” mı yoksa “Hamas yanlısı” mı oldukları yönünde sorular yöneltilmesi, çalışanların görüş bildirmekten çekinmesine neden oldu.
Uygulanan denetimler sebebiyle kimi çalışanların metinlerinin sansürlenmesi yerine rapor hazırlamaktan vazgeçtiği, bu durumun Filistin konularındaki diplomatik yazışma sıklığını haftalık düzeyden ayda birkaç rapora gerilettiği kaydedildi.
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Görüş2 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya2 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Asya1 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını2 hafta önceÇin büyük güç kavramının anlamını nasıl dönüştürmek istiyor?
Asya2 hafta önceJapon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı
Dünya Basını2 hafta önceYarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor
Dünya Basını7 gün önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor









