Diplomasi
İsrail, ABD baskısına nasıl direniyor?

Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale, ABD’nin diplomatik baskı girişimlerine rağmen İsrail’in Gazze’deki saldırılarını sınırlandırmayı reddetmeyi nasıl başardığına odaklanıyor. Makalenin yazarı Stephen M. Walt’a göre ABD’nin İsrail üzerindeki sanıldığı kadar etkisi yok. Ancak yine de hatırı sayılır bir nüfuzunu var. Elindeki kozları masaya koysa da İsrail’in geri adım atacağı şüpheli. Walt, İsrail’e geri adım attırmasa bile ABD’nin İsrail’e verdiği desteği önemli ölçüde kesmesi gerektiği görüşünde:
***
ABD’nin İsrail Üzerinde Sanıldığı Kadar Nüfuzu Yok
ABD nüfuzunun temellerine ve bunun yokluğuna yakından bir bakış.
Stephen M. Walt
Biden yönetimi, İsrail’in Gazze’deki misilleme harekâtını durdurmadaki başarısızlığı nedeniyle acımasız eleştirilere maruz kaldı. ABD Başkanı Joe Biden ve yardımcılarının artan ölü sayısından (şu anda 30.000 kişiyi aşmış durumda) endişe duydukları ve İsrail’in evlerini terk etmek zorunda kalan yüz binlerce masum Filistinliye yeterli insani yardımın ulaşmasına izin vermemesinden dolayı hayal kırıklığına uğradıkları bildiriliyor. Yine de Biden ABD’nin silah akışını durdurmadı ve ABD ateşkes çağrısında bulunan üç BM Güvenlik Konseyi kararını veto etti (ABD’nin onaylayabileceği bir kararın üzerinde çalışıldığı bildiriliyor). Kanada’nın aksine ABD, Gazze’deki Birleşmiş Milletler Yardım ve Çalışma Ajansı (UNRWA) personelinin Hamas destekçileriyle dolu olduğu yönündeki suçlamalar artık şüpheli görünse de, UNRWA’ya yönelik finansmanı durdurma kararından henüz geri adım atmadı.
Biden’ı eleştirenler, ABD’nin bu durum üzerinde muazzam bir etkisi olduğunu ve Başkan’dan gelecek sert bir sözün -ABD yardımını azaltma ya da durdurma tehditleriyle birleştiğinde- İsrail’i hızla rotasını değiştirmeye zorlayacağını varsayıyor. Ancak bu varsayım sorgulanmayı hak ediyor çünkü zayıf devletler ABD’nin taleplerine uymayı reddediyor ve bazen de bundan paçayı sıyırıyorlar. Sırbistan 1999’da Rambouillet konferansında NATO’nun taleplerini reddetti; İran ve Kuzey Kore on yıllardır yaptırımlara katlanıyor ve meydan okumaya devam ediyor; Nicolás Maduro hâlâ Venezuela’da iktidarda; ve Beşar Esad daha önce ABD’nin “gitmesi gerektiği” yönündeki ısrarına rağmen hâlâ Suriye’yi yönetiyor.
Bu liderler ABD baskısına karşı koyabildiler çünkü Amerikan desteğine bağımlı değillerdi ve her biri boyun eğmekle kaybedecek daha çok şeyleri olduğuna inanıyordu. Ancak Almanya’nın ABD’nin itirazlarına rağmen Kuzey Akım 2 boru hattını inşa etmeye devam etmesinde olduğu gibi, ABD’nin yakın müttefikleri de bazen ABD baskısına direnebiliyor. ABD’ye son derece bağımlı devletler bile şaşırtıcı derecede inatçı olabiliyor: Afgan liderler ABD’li yetkililerin talep ettiği reformları hayata geçirmekte defalarca başarısız oldular ve Ukraynalı komutanların geçen yaz yaptıkları talihsiz karşı saldırıyı planlarken ABD’nin tavsiyelerini reddettikleri bildirildi. Kabil ve Kiev neredeyse tamamen ABD’nin maddi desteğine bağımlıydı ama Washington onlara istediğini yaptıramadı. Benzer şekilde, David Ben-Gurion’dan Binyamin Netanyahu’ya kadar İsrailli liderler her zaman olmasa da birçok kez ABD baskısına direndiler; bu da ABD’nin herhangi bir anda sahip olduğu nüfuzun, ABD’nin cömertliğinin salt büyüklüğünden daha fazlasına bağlı olduğunu gösteriyor. Biden’dan gelecek bir telefon ve ABD yardımını kesme tehdidinin İsrail’in Amerika’nın isteklerini yerine getirmesini sağlayacağını otomatik olarak varsaymamalıyız.
Nüfuz nereden geliyor? Bu konuyu 1987 yılında ilk kitabımın 7. bölümünde uzun uzun yazmıştım. Bağımlı devletlere ekonomik ve askeri yardım, diplomatik koruma ve diğer faydalar sağlamak, hamilere, sağlanan yardım üzerinde neredeyse tekel olduklarında, eldeki konu(lar)a neredeyse bağımlı devlet kadar önem verdiklerinde ve bağımlı devleti itaat etmeye zorlamak için yardım seviyesini manipüle etmenin önünde hiçbir iç engel olmadığında önemli bir koz sağlar. Eğer bir bağımlı devlet benzer yardımı başka birinden alabiliyorsa, ihtilaflı konulara hami devletten çok daha fazla önem veriyorsa ve bu nedenle daha az desteğin bedelini ödemeye istekliyse veya hami devlet yerel veya kurumsal kısıtlamalar nedeniyle desteğini azaltamıyorsa, kozun etkisi azalır.
Bu koşullar, bazı bağımlı devletlerin hamilerinin tercihlerine neden ve nasıl karşı koyabildiklerini ve buna istekli olduklarını açıklar. Eğer hami devlet, zayıf bir müttefikin özünde değerli olduğuna inanıyorsa (örneğin hayati bir stratejik konumda olduğu, benzer değerleri paylaştığı vb. için) ya da bağımlı devletin başarısı haminin itibarına ya da prestijine bağlıysa, o zaman hami devlet, inatla meydan okusa bile bir bağımlı devleti kesip atma konusunda isteksiz olacaktır. Örneğin Sovyetler Birliği çeşitli bağımlı Arap devletlerini hizada tutmakta çok zorlandı çünkü bu devletler Orta Doğu’daki etkisi için kritik öneme sahipti ve Kremlin onların başarısız olmasını (ya da ABD ile yeniden hizalanmasını) istemiyordu. Benzer şekilde ABD, desteğini çekme tehdidiyle Güney Vietnamlı ya da Afgan liderlere baskı yapamazdı çünkü bunu yaparsa bu bağımlı devletin çökeceğini biliyordu. Vietnam Devlet Başkanı Nguyen van Thieu ve Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai bunu gayet iyi anladılar elbette, bu yüzden Washington’un onların davranışlarını kontrol etmesi neredeyse imkansızdı.
Daha da kötüsü, yardım sağlamak kısa vadede kişinin elindeki kozu azaltır, çünkü bir kez verildikten sonra geri almanın bir yolu yok. Henry Kissinger bir gazeteciye verdiği demeçte bu dinamiği mükemmel bir şekilde yakalamıştı: “[İsrail Başbakanı Yitzhak] Rabin’den taviz vermesini istiyorum, o da İsrail zayıf olduğu için taviz veremeyeceğini söylüyor. Ben de ona daha fazla silah veriyorum, o da İsrail güçlü olduğu için taviz vermesine gerek olmadığını söylüyor.” Dahası, zayıf ve bağımlı devletler, daha savunmasız oldukları ve daha fazla risk altında bulundukları için, söz konusu meseleleri genellikle hamilerinden daha fazla önemserler. Ve eğer bir müttefik, ülkesindeki kilit siyasi seçmenler tarafından destekleniyorsa, hamisinin elindeki kozu kullanma ihtimali daha da azalacaktır.
Şimdi ABD-İsrail ilişkilerinin mevcut durumunu ve bunun Biden’ın kullanabileceği gerçek kozlar hakkında bize ne söylediğini düşünün.
Birincisi, İsrail her ne kadar ABD desteğine önceki dönemlerde olduğu kadar bağımlı olmasa da, hem F-35 uçakları ya da Patriot hava savunma füzeleri gibi gelişmiş silah sistemleri hem de hassas güdümlü bombalar ve top mermileri gibi ABD silahlarına erişime hâlâ büyük ölçüde bağımlı. Elbette gelişmiş silahlar üreten tek ülke ABD değil ve İsrail’in de kendine ait sofistike savunma sanayileri var, ancak ABD’nin olası bir kesintisi durumunda, kuvvetlerini yeniden donatmak zor ve maliyetli bir süreç olacak. İsrailli stratejistler uzun zamandır potansiyel rakiplere karşı niteliksel üstünlüğü korumanın hayati önem taşıdığına inanıyor ve ABD desteğinin kesilmesi uzun vadede bunu yapma kabiliyetini tehlikeye atacaktır. Buna BM Güvenlik Konseyi vetoları ya da İsrail’i eleştirmekten kaçınmaları için diğer devletlere yapılan baskılar gibi ABD’nin diplomatik korumasının değeri de eklendiğinde İsrail’in ABD’den aldığı desteğin yerini doldurmak imkansız olmasa da zor olacağı açık. Bu nedenle pek çok gözlemci Biden’ın tek yapması gerekenin ABD desteğini azaltmakla tehdit etmek olduğuna ve Netanyahu’nun buna uymaktan başka çaresi kalmayacağına inanıyor.
İkinci olarak, her ne kadar zayıf devletlere söz konusu meseleleri daha fazla önemsediklerinde baskı yapmak zor olsa da, kararlılık dengesi artık ABD’nin elini güçlendirecek şekilde değişiyor olabilir. ABD, daha önceki Orta Doğu çatışmalarında olduğu gibi, kendi çıkarları daha ağır bastığında İsrail’in davranışını değiştirmesini sağlayabilmiştir. Başkan Dwight D. Eisenhower 1956’daki İkinci Arap-İsrail Savaşı’ndan sonra İsrail’e Sina’dan çekilmesi için başarılı bir şekilde baskı yaptı ve ABD yetkilileri 1969-70 Yıpratma Savaşı ve 1973 Arap-İsrail Savaşı sırasında İsrail’i ateşkes anlaşmalarını kabul etmeye ikna edebildi. Başkan Ronald Reagan’ın İsrail Başbakanı Menachem Begin’le yaptığı öfkeli bir telefon görüşmesi de İsrail’in 1982’de Lübnan’ı işgali sırasında Batı Beyrut’u bombalamasına son verdi. Bu vakaların her birinde ABD liderleri, ABD’nin daha geniş çıkarlarının risk altında olduğuna inandıkları için güçlü ve başarılı bir şekilde hareket etmişlerdir.
Ancak şu anda hangi tarafın daha kararlı olduğunu söylemek zor. Netanyahu kendi ülkesinde giderek daha az seviliyor olsa da kamuoyu Gazze’deki askeri harekâtı destekliyor ve Netanyahu’nun en yakın siyasi rakipleri bile şu ana kadar onun yanında yer aldı. Buna Netanyahu’nun iki devletli çözüme (ya da Filistinlilerle herhangi bir adil barışa) karşı çıkması, yolsuzluktan yargılanmaktan kaçınma arzusu ve iktidarda kalmak için aşırı sağcı kabine üyelerine bağımlılığı da eklendiğinde, ortaya ABD’nin yardımları kesmeye yönelik açık tehdidine meydan okuyabilecek bir İsrail lideri çıkıyor. İsrail’in bir “muz cumhuriyeti” olmadığını ilan eden Netanyahu, ABD’nin açık uyarılarına rağmen İsrail Savunma Kuvvetleri’nin (IDF) Gazze’nin kalabalık şehri Refah’a saldırmaya devam edeceğinde ısrar ediyor. Ancak konuyla ilgili istişarelerde bulunmak üzere Washington’a bir heyet göndermeyi de kabul etti.
Dahası, Gazze’deki kriz Amerika’nın dünya çapındaki imajına ciddi zarar veriyor ve Biden yönetiminin hem vicdansız hem de etkisiz görünmesine neden oluyor. Sonuçlar bu kadar rahatsız edici olmasaydı, ABD politikasındaki çelişkiler komik olurdu: Washington, Gazze’nin yerinden edilmiş ve aç sakinlerine havadan gıda yardımı yaparken aynı zamanda onları kaçmaya zorlayan ve açlıktan ölme riskiyle karşı karşıya bırakan askeri silahları da tedarik ediyor. Bu durum Biden’ın yeniden seçilme şansını da tehlikeye atabilir ki bu da Beyaz Saray’a sertleşmek için bir neden daha verir.
ABD’nin Gazze’deki durumu İsrail’den daha fazla önemsediğini iddia etmiyorum – İsrail/Filistin’de ne olursa olsun, İsrailliler (ve Filistinliler) için ABD’de nispeten güven içinde yaşayan bizler için olduğundan daha büyük önem taşıdığı açıktır. Demek istediğim basitçe, kararlılık dengesinin Washington yönünde ilerlediğidir, ancak ne kadar olduğunu söylemek mümkün değildir.
Son olarak, iç kısıtlamalar ne olacak? Geçmiş ABD başkanlarının tahmin edilenden daha az baskı gücüne sahip olmalarının ana nedeni, ABD desteğinde anlamlı bir azalma tehdidinde bulunmayı siyasi açıdan riskli hale getiren İsrail lobisinin gücüydü. Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC) ve diğer grupların Capitol Hill’de sahip olduğu nüfuz göz önüne alındığında, İsrail’e ciddi bir baskı uygulamak isteyen bir başkan, kendi partisinin üyeleri de dahil her zaman sert eleştirilerle karşı karşıya kaldı. Başkan Gerald Ford bu dersi 1975 yılında, İsrail’in uzun süreli uzlaşmazlığına ilişkiyi yeniden değerlendirmekle tehdit ederek karşılık verdiğinde ve hemen 75 senatör tarafından imzalanan ve bu hamlesini kınayan bir mektup aldığında öğrendi. Barack Obama da aynı dersi başkanlığının ilk yılında Netanyahu’ya yerleşim birimleri inşasını durdurması için baskı yapmaya çalıştığında hem Cumhuriyetçilerden hem de Demokratlardan benzer tepkilerle karşılaştığında aldı. Lobinin etkisi, ABD’li müzakerecilerin uzun ve nihayetinde başarısızlıkla sonuçlanan Oslo barış sürecinde İsrail’den taviz koparmak için neden sadece olumlu telkinler -sopa değil havuç- kullanabildiklerini de açıklıyor.
Bu durum da yavaş yavaş değişiyor olabilir. Apartheid sistemi uygulayan bir devleti savunmak kolay bir iş değil, özellikle de şu anda soykırım yaptığına dair kanıtlanmamış olsa da makul suçlamalarla karşı karşıyayken. Hiçbir hasbara* Gazze’den akan görselleri ya da bizzat IDF askerleri tarafından yayınlanan rahatsız edici TikTok ve YouTube videolarını tamamen ortadan kaldıramaz ve AIPAC gibi grupların nüfuzlarını korumalarını zorlaştırır. Uzun zamandır İsrail’in en sadık savunucularından biri olan Senatör Chuck Schumer, Senato kürsüsünde Netanyahu’nun politikalarının İsrail için kötü olduğunu ilan eden bir konuşma yaptığında, siyasi rüzgarların değişmekte olduğunu bilirsiniz. Amerikan siyasetindeki tutumlar da değişiyor, özellikle de gençler arasında. Her ne kadar ABD desteğinin İsrail’in davranışlarına bağlı kılınmasının önünde hâlâ zorlu siyasi engeller olsa da -özellikle de seçim yılında- bu durum birkaç yıl önceki kadar düşünülemez değil.
Sonuç olarak Washington’un elinde çok sayıda potansiyel koz var ve bu kozu kullanmasının önündeki engeller geçmişte olduğundan daha az. Ancak İsrail’in mevcut liderleri bu konuda son derece kararlı oldukları için, ABD desteğini azaltmaya yönelik inandırıcı tehditler bile onların rotalarını önemli ölçüde değiştirmelerine yol açmayabilir. Biden ya da danışmanlarının mevcut başarısız yaklaşımlarından daha etkili bir yaklaşıma geçmek için gerekli düzenlemeleri yapıp yapamayacakları da belli değil. İsrail’e baskı yapmanın işe yarayıp yaramayacağına odaklanmak yerine sorulması gereken asıl soru, büyük ve giderek kötüleşen bir insani trajediye aktif olarak suç ortaklığı yapmanın Amerika’nın stratejik ya da ahlaki çıkarına olup olmadığı. Amerika Birleşik Devletleri bunu durduramasa bile daha da kötüleşmesine yardımcı olmak zorunda değil.
*İsrail Devleti’nin bakış açışı ve siyasetini savunmaya çabalayan iletişim girişimlerini tanımlamak için kullanılan İbranice “açıklama” anlamına gelen bir terim.
Diplomasi
BRICS Zirvesi: 13 dünya lideri Hindistan’da buluşuyor. Kimler geliyor, beklentiler ne?

Dünya liderleri BRICS Zirvesi kapsamında Yeni Delhi’de bir araya geliyor.
Başkent Yeni Delhi, cuma gününden itibaren BRICS Liderler Zirvesi için 12 devlet veya hükümet başkanını ağırlayacak. Ülkeler ve uluslararası kuruluşlardan gelecek 17 ayrı heyete ise dışişleri bakanları ve devlet başkan yardımcıları dahil olmak üzere farklı düzeylerde yetkililer başkanlık edecek.
Liderler, zirvenin gerçekleştirileceği iki gün olan cumartesi ve pazar günü yapılacak görüşmelere katılacak. BRICS, 11 üye ülke ve 10 ortak ülkeden oluşuyor.
Başbakan Narendra Modi, aralarında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın da bulunduğu en az 15 konuk lider ve üst düzey yetkiliyle ikili görüşmeler gerçekleştirecek. Cumhurbaşkanı Droupadi Murmu da Pezeşkiyan ile görüşecek.
ThePrint, Hindistan’ın zirveye katılan heyetlerle ilişkilerinin mevcut durumunu ve görüşmelerde hangi konuların gündeme gelmesinin beklendiğini derledi:
Brezilya
Brezilya heyetine, cuma günü Yeni Delhi’ye ulaşan Dışişleri Bakanı Mauro Vieira başkanlık ediyor. Güney Amerika ülkesinde devlet başkanlığı seçimlerinin ekim ayının ilk haftasında yapılacak olması nedeniyle Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva zirveye katılmayacak.
Lula, şubat ayında AI Impact Summit için Hindistan’a gelmiş ve Başbakan Modi ile ikili bir görüşme gerçekleştirmişti. Hindistan-Brezilya ilişkileri son bir yılda daha da yoğunlaştı. Modi geçen yıl BRICS Zirvesi için Rio de Janeiro’ya gitmişti.
İki ülke ayrıca Güney Amerika ticaret bloğu Mercosur ile Hindistan arasındaki tercihli ticaret anlaşmasının 2026 sonuna kadar genişletilmesi hedefini belirledi.
Vieira’nın zirve sırasında Modi ile görüşmesi mümkün olsa da şu ana kadar resmi bir görüşme planlanmış değil.
Rusya
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin cuma günü erken saatlerde Yeni Delhi’ye ulaştı ve saat 15.30’da Modi ile zirve kapsamındaki ilk ikili görüşmeyi gerçekleştirdi.
Putin Hindistan’ı son olarak Aralık 2025’te yıllık Hindistan-Rusya Zirvesi için ziyaret etmişti.
Bu, iki liderin bu yılki ikinci görüşmesi oldu ve yaklaşık 45 dk sürdü. Modi ve Putin geçen ay Kırgızistan’da düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi’nin marjında da bir araya gelmişti.
Modi’nin bu yılın ilerleyen dönemlerinde yıllık zirve için Rusya’ya gitmesi de planlanıyor.
İki tarafın ekonomik ve stratejik ilişkilerin derinleştirilmesine odaklanması bekleniyor.
Çin
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, yedi yıl aradan sonra ilk kez Hindistan’ı ziyaret ediyor. Bu aynı zamanda iki ülkenin 2020’de Doğu Ladakh’taki Galwan bölgesinde yaşadığı çatışmalardan bu yana Xi’nin Hindistan’a yaptığı ilk ziyaret.
Xi’nin ziyareti, iki ülke arasındaki ilişkilerin istikrara kavuşturulması sürecinin devamı açısından kritik önem taşıyor.
Modi, Ağustos 2025’te Tianjin’de düzenlenen ŞİÖ Zirvesi için Çin’e gitmişti.
Hindistan-Çin ilişkileri, iki ülkenin Ekim 2024’te Fiili Kontrol Hattı (LAC) boyunca sürtüşme yaşanan bölgelerde karşılıklı olarak askerleri geri çekme konusunda anlaşmasından bu yana geçen iki yılda iyileşti.
Modi ve Xi’nin cumartesi günü saat 17.45’te liderler zirvesinin marjında ikili görüşme gerçekleştirmesi planlanıyor.
Bu, iki liderin Ekim 2024’ten bu yana yapacağı üçüncü ikili görüşme olacak.
Güney Afrika
Güney Afrika heyetine Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa başkanlık edecek.
Modi ve Ramaphosa’nın pazar günü saat 16.10’da ikili görüşme gerçekleştirmesi planlanıyor.
Modi son yıllarda Güney Afrika’yı birkaç kez ziyaret etti. 2023’te Johannesburg’da düzenlenen BRICS Zirvesi’ne ve geçen yıl Güney Afrika’nın ev sahipliği yaptığı G20 Zirvesi’ne katıldı.
Güney Afrika, 2011’de BRIC grubuna katılarak oluşumun BRICS adını almasını sağlamıştı.
Mısır
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, BRICS Zirvesi için cuma günü geç saatlerde Hindistan’a ulaşacak.
Bu, Sisi’nin Eylül 2023’te düzenlenen G20 Liderler Zirvesi’nden bu yana Hindistan’a yapacağı ilk ziyaret olacak. Sisi ayrıca Ocak 2023’te Hindistan’ın Cumhuriyet Günü kutlamalarının onur konuğu olmuştu.
İki ülke aynı yıl ilişkilerini “stratejik ortaklık” seviyesine yükseltti.
Bununla birlikte Modi ve Sisi son bir buçuk yıl içinde yalnızca bir kez, bu yıl G7 kapsamında gerçekleştirilen kısa bir görüşmede bir araya geldi.
Modi ile Sisi, pazar günü saat 15.30’da zirvenin marjında ikili görüşme gerçekleştirecek.
Etiyopya
Etiyopya heyetine Başbakan Abiy Ahmed başkanlık edecek.
Hindistan-Etiyopya ilişkileri son yıllarda gelişme gösterdi. Modi, Aralık 2025’te Afrika ülkesine ilk ikili ziyaretini gerçekleştirmiş ve kendisine “Etiyopya Büyük Nişanı” takdim edilmişti.
Bu görüşme, iki liderin son bir yıl içindeki ikinci buluşması olacak.
Modi ve Ahmed cumartesi günü saat 10.00’da ikili görüşme gerçekleştirecek.
İran
Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, 2024’te İran Cumhurbaşkanı olmasından bu yana Hindistan’a ilk ziyaretini gerçekleştiriyor.
Pezeşkiyan, ülkesini ABD ile devam eden çatışma sürecinde yönetiyor. Modi ile Pezeşkiyan geçen ay Bişkek’te düzenlenen ŞİÖ Zirvesi’nin marjında görüşmüştü.
İki lider Batı Asya’daki durum konusunda temaslarını sürdürüyor.
İran, 2019’daki ABD yaptırımlarının ekonomik ilişkileri olumsuz etkilemesine rağmen Hindistan açısından önemli bir bölgesel ortak olmayı sürdürüyor.
Hindistan açısından İran’la daha derin bir angajman, zirve sonrasında tüm BRICS üyelerinin üzerinde uzlaşacağı bir liderler bildirisi yayımlanabilmesi bakımından da önem taşıyor.
Modi ve Pezeşkiyan cuma akşamı ikili görüşme gerçekleştirecek.
İran Cumhurbaşkanı ayrıca cumartesi günü saat 11.30’da Cumhurbaşkanı Murmu ile görüşecek.
Birleşik Arap Emirlikleri
Abu Dabi Veliaht Prensi Halid bin Muhammed bin Zayid Al Nahyan, BAE heyetine başkanlık edecek.
Bu, kendisinin şubat ayında AI Impact Summit için BAE heyetine başkanlık etmesinin ardından bu yıl Hindistan’a yapacağı ikinci ziyaret olacak.
BAE, Hindistan’ın Batı Asya’daki en yakın stratejik ortaklarından biri haline geldi.
Modi, bölgedeki çatışmaların yoğunluğunun azaldığı bu yıl içerisinde BAE’yi ziyaret etmişti.
BAE ile İran, bölgedeki çatışmada karşıt taraflarda yer alıyor.
Suudi Arabistan
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan Al Suud, krallığın Hindistan’a göndereceği heyete başkanlık edecek.
Suudi heyeti, cumartesi günü geç saatlerde gelmesi planlanan son heyet olacak.
Suudi Arabistan BRICS üyeliğini kabul ettiğini gruba resmi olarak bildirmemiş olsa da Riyad, BRICS toplantılarına ve çalışma gruplarına katılmaya davet edilmeye devam ediyor.
Dışişleri Bakanı, pazar günü düzenlenecek genişletilmiş katılımlı zirve toplantısına katılacak.
Endonezya
Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Ocak 2025’te Hindistan Cumhuriyet Günü’nün onur konuğu olarak gerçekleştirdiği son ziyaretin ardından yeniden Hindistan’a gelecek.
Prabowo o dönemde resmi devlet ziyareti kapsamında davet edilmiş ve Hindistan’da dört gün kalmıştı.
Hindistan-Endonezya ilişkileri son yıllarda daha da gelişti.
2022’de G20 dönem başkanlığını yürüten Endonezya, Bali’de düzenlenen zirveye ev sahipliği yapmıştı. Modi ile Xi, o zirvedeki akşam yemeğinde kısa bir görüşme gerçekleştirmişti. Bu görüşme, Galwan çatışmalarından bu yana iki lider arasındaki ilk temas olmuştu.
Modi, Hindistan’ın G20 Liderler Zirvesi’ne ev sahipliği yapmasından kısa süre önce, Eylül 2023’te ASEAN-Hindistan Zirvesi ve bağlantılı toplantılar için Endonezya’yı ziyaret etmişti.
BRICS Zirvesi sırasında Modi ile Prabowo arasında planlanmış resmi bir ikili görüşme bulunmuyor. Ancak iki liderin iki günlük zirve sırasında kısa bir görüşme gerçekleştirmesi bekleniyor.
Endonezya, Ocak 2025’te gruba katılarak BRICS’in en yeni üyesi oldu.
Ortak ülke heyetleri
BRICS’in 11 üyesinin yanı sıra, zirveye 10 ortak ülke de davet edildi.
Başbakan Modi, bu ülkelerin bazı liderleriyle de ikili görüşmeler gerçekleştirecek.
Belarus
Doğu Avrupa ülkesi Belarus’u Dışişleri Bakanı Maksim Rıjenkov temsil edecek.
Hindistan-Belarus ilişkileri son yıllarda gelişti. Birçok Hint şirketi, askeri teçhizat satın almak amacıyla Belaruslu savunma şirketleriyle ortaklıklar kurdu.
Belarus aynı zamanda Avrasya Ekonomik Birliği’nin (AEB) önemli üyelerinden biri.
Hindistan, AEB ile serbest ticaret anlaşması müzakereleri yürütüyor.
Belarus ayrıca 2024 yılında ŞİÖ’ye katıldı.
Bolivya
Bolivya’yı, ülkenin Yeni Delhi Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Arlette Garcia temsil edecek.
Güney Amerika ülkesi BRICS’e katılmak istediğini daha önce açıklamıştı.
Hindistan Cumhurbaşkanı Ram Nath Kovind, 2019’da Bolivya’ya resmi bir ziyaret gerçekleştirmişti. Bu, bir Hindistan cumhurbaşkanının ülkeye yaptığı ilk ziyaretti.
Hindistan’ın La Paz’da büyükelçiliği bulunuyor.
Küba
Küba heyetine Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez Parrilla başkanlık edecek.
Küba, Batı Yarımküre’deki son büyük komünist ülke olmayı sürdürüyor.
Ülke son aylarda ABD’nin sert yakıt ve petrol ablukasıyla karşı karşıya kaldı. Washington, Havana’daki hükümeti değiştirmeyi ya da hükümeti müzakereye zorlamayı amaçlıyor.
Kazakistan
Kazakistan heyetine Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev başkanlık edecek.
Tokayev, pazar günü düzenlenecek genişletilmiş zirvede Avrasya Ekonomik Birliği’ni de temsil edecek.
Modi ile Tokayev’in pazar günü saat 14.30’da Bharat Mandapam’da ikili görüşme gerçekleştirmesi planlanıyor.
Tokayev, Yeni Delhi’den Güney Kore’ye geçerek Seul’e resmi bir devlet ziyareti gerçekleştirecek.
Malezya
Malezya Başbakanı Enver İbrahim, BRICS genişletilmiş zirvesinde ülkesinin heyetine başkanlık edecek.
Enver İbrahim başbakan olarak Hindistan’a ilk ziyaretini 2024’te gerçekleştirmiş, Modi ise bu yıl şubat ayında Malezya’ya bağımsız bir ikili ziyaret yapmıştı.
Modi’nin geçen yıl Malezya’nın ev sahipliği yaptığı ASEAN Zirvesi’ne katılması planlanmıştı ancak onun yerine Dışişleri Bakanı S. Jaishankar ülkeye gitmişti.
Modi ve İbrahim cumartesi günü saat 10.30’da ikili görüşme gerçekleştirecek.
Nijerya
Nijerya heyetine Devlet Başkan Yardımcısı Kashim Shettima başkanlık edecek.
Shettima ile Modi, pazar günü saat 17.10’da ikili görüşme gerçekleştirecek.
Nijerya, Hindistan açısından önemli bir enerji ortağı haline geldi.
Modi, Kasım 2024’te Nijerya’yı ziyaret etmiş ve kendisine “Nijer Nişanı Büyük Komutanı” unvanı verilmişti.
Tayland
Tayland heyetine Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Sihasak Phuangketkeow başkanlık edecek.
Tayland geçen yıl BRICS ortak ülkesi oldu.
Modi, Nisan 2025’te BIMSTEC Zirvesi için Bangkok’u ziyaret etmişti.
Tayland, Hindistan ve bölgedeki diğer ülkelerle birlikte BIMSTEC üyesi.
Hindistan ile Tayland arasında ayrıca yakın kültürel bağlar bulunuyor. Hindistan’dan çeşitli Budist kutsal emanetleri daha önce Tayland’a gönderilmişti.
Uganda
Uganda heyetine Devlet Başkan Yardımcısı Jessica Alupo başkanlık edecek.
Modi, zirve kapsamındaki son ikili görüşmesini pazar günü saat 17.40’ta Alupo ile gerçekleştirecek.
Modi 2018’de Uganda’yı ziyaret etmiş ve ülke parlamentosuna hitap etmişti.
Bu konuşmasında Hindistan’ın Afrika ile ilişkilerinde izlenecek 10 temel ilkeyi açıklamıştı.
Özbekistan
Özbekistan heyetine Başbakan Yardımcısı ve Ekonomi Bakanı Jamshid Kuchkarov başkanlık edecek.
Modi geçen ay bağımsız bir ikili ziyaret kapsamında Özbekistan’a gitmiş ve Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev ile görüşmüştü.
Özbekistan, Hindistan’ın Orta Asya’ya yönelik açılımında kilit ortaklardan biri olmayı sürdürüyor.
Vietnam
Vietnam heyetine Başbakan Le Minh Hung başkanlık ediyor.
Bu, bu yıl Vietnam’dan Hindistan’a yapılan ikinci üst düzey ziyaret olacak. Cumhurbaşkanı To Lam da yılın başlarında Hindistan’ı ziyaret etmişti.
Modi’nin Hung ile cumartesi günü saat 11.30’da ikili görüşme gerçekleştirmesi planlanıyor.
Diplomasi
Putin ve Modi Yeni Delhi’deki BRICS Zirvesi kapsamında görüştü

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Yeni Delhi’de düzenlenen BRICS Zirvesi kapsamında 45 dakikalık ikili görüşme gerçekleştirdi. Bharat Mandapam Kongre Merkezi’ndeki buluşmada Modi, Rus mevkidaşına 2 bin yıllık antik Hint felsefe eseri “Tirukkural”ın Rusça çevirisini takdim etti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Yeni Delhi’de düzenlenen BRICS Zirvesi kapsamında ikili görüşme yaptı.
Bharat Mandapam Kongre ve Sergi Merkezi’nde gerçekleşen ve 45 dakika süren görüşmede iki lider, ülkeleri arasındaki işbirliğini ele aldı.
Görüşmenin başlangıcında Modi, Putin’e antik Hint düşünürü Tiruvalluvar’ın kaleme aldığı ve Rusçaya çevrilen yaşam felsefesi eseri “Tirukkural”ı hediye etti. Modi takdim sırasında, “Bu kitap 2 bin yıl önce Hindistan’da yazıldı. Büyük yazar Tiruvalluvar eserinde insan hayatından, şefkatten ve devlet yönetiminden söz etti. Düşünceleri günümüzde de geçerliliğini koruyor. Bu kitabı Rusçaya tercüme ettik. Kitabın iki ülke halkları arasındaki bağları güçlendirmemize yardımcı olacağına inanıyorum” dedi.
Hediyeye teşekkür eden Putin, Hindistan Başbakanı’nın ikili ilişkilerin geliştirilmesine yönelik vurgusundan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Rus lider, “Sizin bu değerlendirmelerinizle birlikte tam olarak böyle olacaktır” ifadesini kullandı. Modi, Aralık 2025’te Putin’in Hindistan ziyareti sırasında da Rus lidere “Bhagavad Gita” destanının Rusça baskısını vermişti.
Putin, Modi’yi 24’üncü Yıllık Rusya-Hindistan Zirvesi için Rusya’ya davet etti; Modi de bu daveti kabul etti.
Ziyaretin kesin tarihlerinin daha sonra belirleneceği açıklandı. İki lider görüşmenin tamamlanmasının ardından aynı limuzine binerek Yeni Delhi’deki “INNOPROM. Hindistan” sergisine geçti. Putin gün içinde ayrıca BRICS İş Forumu’nun yıllık genel kurul oturumuna hitap edecek.
İki lider en son 31 Ağustos’ta Bişkek’te toplanan Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi marjında Ala-Arça devlet konutunda bir araya gelmişti. Liderler o görüşmede iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığı ve Ukrayna’daki durumu ele almıştı.
Rusya Devlet Başkan Yardımcısı Yuriy Uşakov, Moskova yönetiminin iki lider arasındaki güvene dayalı ilişkiye değer verdiğini ve tarafların güncel konuları gayriresmi ortamlarda açıkça değerlendirmeyi tercih ettiğini kaydetti.
Hindistan’a üç günlük bir çalışma ziyareti yapan Putin, örgütün kuruluşunun 20’nci yıldönümüne denk gelen 18’inci zirve programı kapsamında başka liderlerle de temaslarda bulunacak.
Uşakov’un aktardığı programa göre Rus lider; Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, Malezya Başbakanı Enver İbrahim, Etiyopya Başbakanı, Abu Dabi Veliaht Prensi ve BRICS Yeni Kalkınma Bankası Başkanı ile ayrı ayrı görüşmeler yapacak. Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile de olası bir temas planlanıyor.
Adını kurucu ülkeleri Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın İngilizce baş harflerinden alan ve gelişmekte olan ekonomileri buluşturan BRICS’in 18’inci zirvesi, 11-13 Eylül tarihleri arasında Yeni Delhi’de düzenleniyor.
Diplomasi
Ermenistan, Rus gazına alternatif arıyor

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, ülkesinin doğalgaz tedarikinde Rusya’ya alternatif kaynakları araştırdığını açıkladı. Halihazırda tüketiminin yüzde 82’sinden fazlasını Rus enerji şirketi Gazprom üzerinden sağlayan Erivan yönetimi, farklı kaynaklara açık olduğunu vurguluyor.
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, ülkesinin doğalgaz tedarik kaynaklarını çeşitlendirme olanaklarını değerlendirdiğini açıkladı.
Newsarmenia haber portalının aktardığına göre Paşinyan, Avrasya Ekonomik Birliği’nden (AEB) ayrılma ihtimali karşısında Rus doğalgazına alternatif arayıp aramadıkları yönündeki soruya yanıt verdi.
Hükümetin çeşitlendirmeye gitmeyeceği hiçbir alanın olmadığını vurgulayan Paşinyan, gaz alımında farklı güzergahlara açık olduklarını belirtti.
Paşinyan açıklamasında, “Ermenistan’da doğalgaz ucuz değil. Sınırdan tüketiciye ulaşana kadar geçen süreçte, diğer ülkelerle kıyaslandığında en yüksek fiyat artışı Ermenistan’da yaşanıyor. Gazprom Armenia şirketi büyük kârlar elde ediyor ve bu da kayda geçirmemiz gereken ayrı bir gerçek” dedi.
Rus enerji şirketi Gazprom, halihazırda Ermenistan’ın tek doğrudan doğalgaz tedarikçisi konumunu koruyor. Ülkedeki doğalgaz iletim şebekesinin işletmesini ise tamamı Rus enerji devine ait olan yan kuruluş Gazprom Armenia yürütüyor.
Ermenistan, 2009 yılından bu yana İran’dan da doğalgaz alıyor. Ancak bu sevkiyat, 2030 yılına kadar geçerliliği korunan elektrik karşılığı doğalgaz takas anlaşması kapsamında gerçekleşiyor. Erivan yönetimi İran’dan aldığı gazı elektriğe dönüştürüyor ve bir metreküp doğalgaz karşılığında İran’a 3 kilovatsaat elektrik ihraç ediyor. Takas programına dahil santraller bir metreküp İran gazından 4 ila 4,5 kilovatsaat elektrik üretiyor; arta kalan elektrik ise Ermenistan’ın iç tüketiminde kalıyor.
FinPort verilerine göre 2025 yılında Ermenistan’ın doğalgaz ihtiyacının yüzde 82,4’ünü Rusya karşıladı. Bu oran 2 milyon 229 bin 697,4 metreküpe karşılık gelirken, kalan miktar İran’dan temin edildi.
ArmRadio’nun haberine göre Paşinyan enerji politikasındaki yaklaşımı şu sözlerle dile getirdi:
“İkinci bir kaynaktan gaz alma veya bu kaynaktan daha fazla gaz tedarik etme imkanı doğarsa bu yolu seçeriz; üçüncü bir kaynaktan alma imkanı çıkarsa o yönde ilerleriz; dördüncü bir seçenek oluşursa yine bu adımı atarız. TRIPP kapsamında Ermenistan üzerinden geçecek ve bize transit geçiş geliri sağlayacak bir boru hattı inşa etme olanağı doğarsa bu yolu da değerlendirebiliriz.”
Nisan ayı başında Ermenistan Parlamento Başkanı Alen Simonyan, Rusya’dan ithal edilen doğalgazın fiyatının artması halinde Erivan’ın Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) ile Avrasya Ekonomik Birliği’nden ayrılma sürecini başlatacağını söylemişti.
Paşinyan ise Rusya’yı saygı gösterilmesi gereken bir süper güç olarak nitelendirmiş ve Erivan’ın Moskova’ya asla zarar vermeyeceğini dile getirmişti. Ermenistan Başbakanı aynı zamanda Rusya’nın çıkarlarını Ermenistan’ın çıkarlarının önüne koymayacağının altını çizmişti.
Kremlin yönetimi, Ermenistan’ın KGAÖ üyeliğinin Erivan’ın egemen kararı olduğunu belirtmişti. Ancak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Paşinyan ile gerçekleştirdiği görüşmede Ermenistan’ın hem Avrupa Birliği hem de AEB Gümrük Birliği içinde aynı anda yer alamayacağını hatırlatmıştı.
Mayıs ayı sonunda Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, Erivan yönetiminin Avrupa Birliği’ne katılım sürecini sürdürmesi halinde, Rusya Büyükelçiliğinin doğalgaz ve petrol ürünleri tedariki işbirliği anlaşmasının askıya alınabileceği veya feshedilebileceği konusunda Ermenistan’ı resmi olarak uyardığını açıklamıştı.
Avrupa5 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa4 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Avrupa5 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya4 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek











