Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İsrail’de anket: Netanyahu koalisyonu çoğunluğu kaybediyor

Yayınlanma

İsrail’de Kanal 13 televizyonunda yayımlanan son ankete göre, Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki iktidar koalisyonu 120 sandalyeli Mecliste çoğunluğu kaybederek yalnızca 50 milletvekili çıkarabiliyor. Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet blokunun hükümet kuracak çoğunluğa ulaştığını gösteren ankete göre, İsraillilerin yüzde 61’i yolsuzluk davası ve askerlik kriziyle karşı karşıya olan Netanyahu’nun yeniden aday olmasına karşı çıkıyor.

İsrail’de yayımlanan son kamuoyu araştırması, ülkede yaklaşan genel seçimler öncesinde siyasi dengelerin mevcut iktidar aleyhine değiştiğini ortaya koydu.

Kanal 13 televizyonunda yayımlanan ankete göre, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot öncülüğündeki Netanyahu karşıtı blok, İsrail Meclisi Knesset’te hükümet kurmak için gerekli çoğunluğu elde edebiliyor.

Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki mevcut iktidar koalisyonunun ise 120 sandalyeli Mecliste yalnızca 50 milletvekili çıkarabileceği öngörülüyor.

Anket sonuçlarına göre, eski Genelkurmay Başkanı Eisenkot’un liderliğini yaptığı Yashar Partisi 21 sandalye kazanırken, Netanyahu’nun partisi Likud 22 sandalyeyle Meclisin en büyük partisi olma özelliğini koruyor.

Ancak Likud’un ardından gelen en yüksek sandalyeli üç partinin de Netanyahu karşıtı blokta yer alması dikkati çekiyor.

Muhalefet partileri hükümet kuracak çoğunluğa ulaşıyor

Yapılan araştırmada, eski Başbakan Naftali Bennett’in Birlikte Partisinin 15, Yair Golan liderliğindeki sol eğilimli Demokratlar Partisinin 11 sandalye kazanacağı tahmin ediliyor.

Avigdor Liberman liderliğindeki İsrail Evimiz Partisinin 10 milletvekili çıkaracağı öngörülürken, eski Bakan Yoaz Hendel ile Ulusal Birlik Partisi üyesi Hili Tropper tarafından kurulan siyasi ittifakın da Knesset’te dört sandalye elde edeceği belirtiliyor.

Kanal 13 televizyonu, ortaya çıkan bu tabloyla Netanyahu karşıtı partilerin yeni hükümeti kurabilmek için “açık bir çoğunluk” sağladığını bildirdi.

Buna karşılık, Netanyahu’nun mevcut iktidar koalisyonunda yer alan ultra-Ortodoks Birleşik Tevrat Yahudiliği Partisinin sekiz, Şas Partisinin ise yedi sandalye kazanabileceği tahmin ediliyor.

Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in Yahudi Gücü Partisinin yedi, Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in Dini Siyonizm Partisinin ise altı milletvekili çıkarabileceği öngörülüyor.

Haaretz gazetesi anket sonuçlarına ilişkin değerlendirmesinde, “Seçim bugün yapılsaydı Netanyahu’nun iktidar koalisyonu toplamda yalnızca 50 sandalye kazanabilirdi” ifadesini kullandı.

Yeni koalisyon için Arap partilerine ihtiyaç duyulmayacak

Anket verilerine göre Arap partilerinden Raam beş, Hadaş-Taal ise dört sandalye elde ediyor. Ancak Netanyahu karşıtı blok, yeni hükümeti kurmak için bu partilerin desteğine ihtiyaç duymuyor.

Bir diğer Arap partisi ile Benny Gantz liderliğindeki Mavi ve Beyaz Partisi ise yüzde 3,25’lik seçim barajını aşamayarak Meclis dışında kalıyor.

Ülkede genel seçimlerin 27 Ekim’de yapılması planlanıyor. İsrail kamuoyunda “Siyonist muhalefet bloku” olarak adlandırılan bu oluşum, siyasi olarak Netanyahu’ya karşı çıksa da güvenlik politikalarında mevcut hükümetle ortaklaşıyor.

Merkez veya sağ eğilimli olarak tanımlanan bu muhalefet partileri; Lübnan ve Gazze’nin işgali ile İran’a yönelik askeri harekât gibi konularda mevcut hükümet üyeleriyle benzer görüşleri savunuyor.

İsraillilerin yüzde 61’i Netanyahu’nun adaylığına karşı

İsrail Demokrasi Enstitüsüne bağlı Viterbi Kamuoyu ve Politika Araştırmaları Merkezi tarafından geçen ay yayımlanan çalışma da halkın büyük bölümünün Netanyahu’nun siyasi geleceğine sıcak bakmadığını gösterdi.

Araştırmaya katılan İsraillilerin yüzde 61’i Netanyahu’nun yaklaşan seçimlerde aday olmaması gerektiğini düşünüyor.

Başbakanın yeniden adaylığını destekleyenlerin oranı ise yüzde 35 seviyesinde kalıyor. Netanyahu, hakkındaki yolsuzluk ve rüşvet suçlamalarıyla ilgili açılan ceza davasında yargılanmaya devam ederken, duruşmalar ertelemelerle sürüyor.

Askerlik krizi erken seçim baskısını artırıyor

Koalisyon ortakları arasında yaşanan Haredilerin zorunlu askerlik hizmeti sorunu da hükümet üzerindeki baskıyı artırıyor.

Ultra-Ortodoks Yahudilerin askerlikten muaf tutulmaya devam etmesi tepki çekerken, muhalefet partileri iktidarı savaşın yükünü seküler yedek askerlerin üzerine yıkmakla suçluyor.

İsrail ordusunun üst düzey komuta kademesi, süregelen bu kriz nedeniyle yedek kuvvetlerin çökme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu.

Yaşanan kriz, normal şartlarda 2026’da yapılması gereken seçimlerin erkene alınması ve Knesset’in feshedilmesi yönündeki çağrıları zemin kazandırıyor. Siyasi alternatif oluşturma arayışları kapsamında eski Başbakan Naftali Bennett ile Gelecek Var Partisi lideri Yair Lapid, nisan ayında partilerini birleştirme kararı almıştı.

Ortadoğu

İsrail meclisi üniversitelerde kadın-erkek ayrı eğitime onay verdi

Yayınlanma

İsrail Meclisi Knesset, akademik çevrelerin ve muhalefetin itirazlarına rağmen yükseköğretimde kadın ve erkeklerin ayrı eğitim görmesine olanak tanıyan yasayı 43’e karşı 52 oyla kabul etti. Düzenleme, Yükseköğretim Kurulunun onayıyla üniversiteler ile yüksekokullarda ayrı yüksek lisans ve doktora programları açılmasının önünü açıyor.

İsrail Meclisi Knesset, akademik çevrelerin ve muhalefet milletvekillerinin sert itirazlarına rağmen, yükseköğretim kurumlarında kadınlar ile erkeklerin ayrı eğitim görmesine imkân tanıyan yasayı perşembe sabahı yapılan oylamada 43’e karşı 52 oyla kabul etti.

Yeni düzenleme, üniversite ve yüksekokulların Yükseköğretim Kurulunun onayıyla kadın ve erkekler için ayrı yüksek lisans ve doktora programları açabilmesine izin veriyor.

Kabul edilen yasa, İsrail Yüksek Mahkemesinin 2021 yılında verdiği bir karara dayanıyor. Mahkeme, Ultra-Ortodoks (Haredi) öğrencilerin yükseköğretime ve ardından iş gücüne katılımını teşvik etmek amacıyla açılan sınırlı sayıdaki ayrı lisans programına onay vermişti.

Yüksek Mahkeme, bu uygulamaya yalnızca Haredi öğrencilerin katılımını artırmak amacıyla izin verirken; kadın ve erkeklerin yalnızca dersliklerde ayrılabileceğini, kampüsün diğer alanlarında ayrım yapılamayacağını ve kadın öğretim görevlilerinin bu uygulama nedeniyle süreçlerin dışında tutulamayacağını hükme bağlamıştı.

Uygulama bütün öğrencileri kapsayacak şekilde genişletildi

Yeni yasayla birlikte söz konusu sistem, yüksek lisans ve doktora programlarını da kapsayacak şekilde genişletildi. Ayrıca ayrı eğitim imkânından yararlanma hakkı yalnızca Haredi öğrencilerle sınırlı tutulmayıp tüm öğrencilere açıldı.

Şas Partisi Milletvekili Yossi Taieb’in kadın ve erkeklere ayrılan alanları kampüsün diğer bölümlerine de yayma yönündeki önerisi ise görüşmeler sırasında reddedildi.

Yasanın savunucuları, düzenlemenin dindar kadınların eğitime erişimini kolaylaştıracağını belirtiyor. Yasa teklifinin sahibi Yahudi Gücü Partisi Milletvekili Limor Son Har-Melech, düzenlemenin hak ettikleri imkânlara kavuşamayan kesimlerdeki kadınların ilerlemesini sağlayacağını savundu.

Meclis Eğitim Komisyonu Başkanı ve Dini Siyonizm Partisi Milletvekili Zvi Sukkot da düzenlemenin seçme özgürlüğünü genişleteceğini ifade etti.

Akademik çevrelerden ve sivil toplumdan sert tepki

Yasanın geçmemesi için kampanya yürüten muhalefet milletvekilleri ile akademik çevreler, düzenlemenin mevcut istisnai uygulamayı gereksiz yere genişlettiğini vurguluyor.

Muhalif kesimler, yasanın dini hakları kadın öğrenciler ile öğretim görevlilerinin eşitlik, onur ve hareket özgürlüğü gibi haklarının önüne koyduğunu, akademik özgürlüğe, eğitim kalitesine ve bilimsel araştırmalara zarar vereceğini kaydediyor.

Yasaya karşı 68 bin 700 kişinin katılımıyla kampanya yürüten Zazim – Community in Action örgütünün Genel Direktörü Raluca Ganea, oylamanın ardından yaptığı açıklamada, düzenlemenin kendiliğinden ortaya çıkmadığını söyledi.

Ganea, “Kadınlara yönelik ayrımcılığın yasaya geçirilmesi, yargı düzenlemesinin ve haklarımızı elimizden almaya yönelik bilinçli stratejinin ayrılmaz bir parçasıdır” dedi.

Yasayı “Kadınları, LGBTİ+ bireyleri, insan haklarını ve yurttaşlık haklarını ayaklar altına alan bir Meclise yakışan son perde” olarak nitelendiren Ganea, mücadeleyi sürdüreceklerini ve kaybetmenin kendileri için bir seçenek olmadığını ifade etti.

“Demokratik devlet yerine dini hukuk devleti”

Meclis Eğitim Komisyonunda tasarıya karşı çıkan Demokratlar Partisi Milletvekili Naama Lazimi de düzenlemeyi kınadı.

Lazimi, yasanın “Yahudi ve demokratik bir devlet yerine Yahudi dini hukukuna dayalı bir devletin tercih edildiğini” gösterdiğini belirtti.

Yasanın seçme özgürlüğünü genişlettiği yönündeki savunmaları reddeden Lazimi, iktidar koalisyonunu hedef alarak, “Bizim seçme özgürlüğümüzü veya iyiliğimizi değil; bizi baskı altına almayı, görünmez kılmayı ve özgürlüğümüzü kısıtlamayı amaçlıyorlar” dedi.

Lazimi, ekim ayında yapılması planlanan seçimlerin ardından bu yasayı yürürlükten kaldırmak için çalışacağını açıkladı.

Meclis kapanmadan önce yoğun yasa trafiği

Düzenleme, İsrail Meclisinin ekim ayı sonundaki seçimler öncesinde cuma günü feshedilmesinden önce iktidar koalisyonu tarafından hızlıca yasalaştırılan paket arasında yer aldı.

Koalisyon ortağı Ultra-Ortodoks partiler, kendi öncelik verdikleri düzenlemelerin hafta başında kabul edilmesinin ardından koalisyonun diğer yasalarına destek vermeyi kabul etti.

Haredi partilerin öncelikli talepleri arasında askerlik görevinden kaçan Ultra-Ortodoksların tutuklanmasını yasaklayan ve Tevrat öğrenimini devletin temel değerlerinden biri olarak tanımlayan yasalar yer alıyordu.

Bu düzenlemelerin karşılığında Ultra-Ortodoks partiler; kadın ve erkeklerin ayrı eğitim görmesine izin veren yasanın yanı sıra başsavcının yetkilerini zayıflatan yasa tasarısına ve İletişim Bakanı Shlomo Karhi’nin medya sistemini yeniden yapılandırma projesine destek verdi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail, Pentagon’a Suriye, Gazze ve Lübnan’dan çekilmeyeceğini bildirdi

Yayınlanma

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, ABD’li mevkidaşı Pete Hegseth ile gerçekleştirdiği görüşmede ordunun Lübnan, Suriye ve Gazze Şeridi’nde işgal edilen bölgelerden çekilmeyeceğini açıkladı. ABD Başkanı Donald Trump’ın Başbakan Binyamin Netanyahu’dan Suriye ve Lübnan’daki askerleri çekmesini talep etmesinin ardından gelen bu karar, ilgili bölgelerde kurulan yeni askeri mevziler ve kalıcı altyapı çalışmalarıyla destekleniyor.

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, 16 Temmuz’da ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’e, İsrail’in Lübnan, Suriye ve Gazze Şeridi’nde ele geçirdiği bölgelerdeki işgalini sürdüreceğini bildirdi ve çekilme çağrılarını reddetti.

Katz’ın açıklaması, ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’dan Suriye ve Lübnan’daki birliklerini geri çekmesini istemesinin ardından geldi.

İsrail Savunma Bakanlığından yapılan açıklamaya göre Katz, “İsrail sınırlarını ve sınır bölgelerindeki yerleşimleri korumak amacıyla Suriye, Gazze ve Lübnan’daki güvenlik bölgelerinde kalma kararlılıklarını” dile getirdi. Bakan Katz ayrıca, “ABD’den hiçbir zaman sınırlarımızda bizim yerimize hareket etmesini istemedik” dedi.

İsrailli yetkililer Filistin, Lübnan ve Suriye topraklarındaki işgali güvenlik gerekçeleriyle savunsa da ülke liderleri uzun süredir yasa dışı Yahudi yerleşimlerini genişletme, doğal kaynakları ele geçirme ve “Büyük İsrail” projesi kapsamında İsrail’in sınırlarını büyütme arzularını açıkça dile getiriyor.

Trump’ın Suriye ve Lübnan’dan çekilme talebi

ABD Başkanı Trump, çarşamba günü İsrail Başbakanı Netanyahu’dan birliklerini Suriye ve Lübnan’dan çekmesini istedi. Trump’ın bu taleple ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşa odaklanmayı amaçladığı belirtildi.

Haberlere göre Trump, Netanyahu’ya “Sizi orada istemiyorlar. Birliklerinizi yeniden konuşlandırmalısınız” dedi. ABD Başkanı, İsrail’in Lübnan ve Suriye’deki varlığının Şam ve Beyrut ile tansiyonun yükselmesine yol açtığını da ifade etti.

Buna rağmen İsrail ordusu, Lübnan’ın güneyinde işgal ettiği ve “güvenlik bölgesi” olarak tanımladığı alanda kalıcı askeri mevziler inşa etmeye başladı.

Maariv gazetesinin perşembe günkü haberine göre yüksek noktalara kurulan bu mevzilerin her birinde havanlar, roketatarlar ve makineli tüfekler bulundurulacak.

Konumları sayesinde İsrail askerleri Lübnan topraklarının iç kesimlerini de gözetleyebilecek. İsrail ordusu ayrıca işgalin geçici değil uzun süreli olacağına işaret eden bir yol ve destek altyapısı ağı kuruyor.

Lübnan’ın yüzde 6’sını kapsayan güvenlik bölgesi

İsrail’in güvenlik bölgesi Lübnan’ın yaklaşık 10 kilometre içine uzanıyor ve ülke topraklarının yüzde 6’sına kadar olan bölümünü kapsıyor. Lübnanlı güvenlik kaynakları, savaşın 2 Mart’ta yeniden şiddetlenmesinden bu yana ülke topraklarında yaklaşık 23 yeni İsrail askeri mevzisi kurulduğunu tespit etti.

İsrail, Kasım 2024’te tek taraflı bir ateşkesle sona eren önceki savaş sırasında oluşturduğu beş kalıcı mevzinin işgalini de sürdürüyor. Bu mevziler Lebbune, Cebel Blat, Cel el-Deyr, Devavir ve Hamamis tepelerinde yer alıyor.

Savunma Bakanı Katz, İsrail ordusunun Lübnan’da işgal ettiği köy ve kasabaları Gazze’de yaptığı gibi tamamen yok etmeyi amaçladığını açıkladı.

Katz, “Güney Lübnan’ın Gazze’ye dönüşeceğini söylemiştim. Refah modelini uygulayacak, oradaki her şeyi yok edecektik. Onlara tam olarak bu şekilde davranacaktık. Biz de bunu yaptık” ifadelerini kullandı.

Gazze ve Suriye’deki işgal durumu

İsrail güçleri, Filistinlilere karşı iki yılı aşkın süredir devam eden saldırıların ardından harabeye dönen Gazze Şeridi’nin yaklaşık yüzde 60 ila 70’ini işgal altında tutuyor.

Bu alanların büyük bölümünü genişletilmiş tampon bölgeler, stratejik koridorlar ve tamamen yerle bir edilen güvenlik sahaları oluşturuyor.

Gazze’nin kalan kesimi Filistinlilerin kontrolünde yer alıyor. Yerinden edilen yaklaşık iki milyon Gazzelinin neredeyse tamamı bu dar alanda yaşıyor.

İsrail’in evlerini yıkması nedeniyle yaklaşık bir milyon kişi, kalabalık ve sağlıksız çadır kentlerde barınıyor.

Suriye’de ise İsrail, Beşar Esad yönetiminin Ekim 2024’te devrilmesinin ardından işgalini Golan Tepeleri’nin ötesine genişletti. İsrail’in Suriye’de işgal ettiği toplam alan yaklaşık 1640 kilometrekareye ulaştı.

Bu alanın 440 kilometrekaresini Esad yönetiminin devrilmesinden sonra ele geçirilen topraklar oluşturuyor. İsrail askerleri, Şam yönetiminin herhangi bir direnişiyle karşılaşmadan düzenli olarak Suriye’nin daha iç bölgelerine baskınlar düzenliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran’dan Husilere “Kızıldeniz’i kapatın” talimatı

Yayınlanma

ABD’nin enerji altyapısına saldırması halinde Yemen’deki Husilere Kızıldeniz’deki petrol sevkiyatını engelleme talimatı veren İran, Babülmendep Boğazı’nda abluka hazırlıklarını koordine ediyor. Reuters’ın haberine göre Husiler, boğaz yakınlarındaki yüksek kesimlere füze ve insansız hava araçları konuşlandırarak saldırı hazırlıklarını tamamladı.

Husiler, Basra Körfezi’nin diğer ucunda yer alan ve küresel ticaretin en önemli rotalarından biri kabul edilen Kızıldeniz’deki tankerlere yönelik saldırı hazırlıklarını hızlandırıyor.

Reuters ajansının haberine göre, İran Devrim Muhafızları Ordusu temsilcileri, gemilerin Kızıldeniz’e giriş noktası olan Babülmendep Boğazı’nın bloke edilmesini koordine etmek üzere Yemen’de faaliyet yürütüyor.

Husilere yakın bir kaynak, örgütün boğaz yakınlarındaki yüksek rakımlı bölgelere füze ve insansız hava araçları yerleştirerek saldırı hazırlıklarını tamamladığını ve operasyon için emir beklediğini aktardı.

Konuya vakıf üç kaynak, ABD’nin, Donald Trump’ın tehdit ettiği üzere İran’ın enerji altyapısına yönelik saldırılar düzenlemesi durumunda bu saldırı emrinin verileceğini belirtti.

İki üst düzey İranlı yetkili ve bölgeden bir başka kaynak, İran liderliğinin Kızıldeniz’e giriş ve çıkışları engelleme planını müzakere ettiğini ve ilgili talimatı Husilere ilettiğini kaydetti.

Babülmendep Boğazı’nın da Hürmüz Boğazı’na ek olarak bloke edilmesi, küresel petrol ve ticaret akışına yeni bir darbe vurma riski taşıyor. Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı üzerinden sevkiyatın durmasının ardından petrol ihracatının yaklaşık yüzde 70’ini boru hatlarıyla Kızıldeniz kıyısındaki limanlarına yönlendirmişti.

Husilerle yaşanacak doğrudan bir çatışma halinde Riyad yönetimi, en önemli alıcıları konumundaki Asya ülkelerine petrol sevk edemez hale gelebilir.

Mevcut durumda küresel enerji kaynaklarının yaklaşık yüzde 7’si Kızıldeniz rotası üzerinden taşınıyor.

Dört yıl önce Suudi Arabistan topraklarını hedef alan Husiler, daha sonra varılan ateşkesle saldırılarını askıya almıştı.

Örgüt, 2024 yılında Kızıldeniz’deki sivil gemileri yeniden hedef almaya başlayınca birçok deniz taşımacılığı şirketi rotalarını Ümit Burnu üzerinden Afrika’nın güneyine çevirmiş, bu durum teslimat sürelerini uzatarak maliyetleri artırmıştı.

ABD’nin, Joe Biden döneminin son aylarında ve özellikle Trump’ın Beyaz Saray’a dönmesinin ardından Husi mevzilerine düzenlediği bombardımanlar sonrası Kızıldeniz’deki gemi trafiği yeniden yoğunlaşmıştı.

Ancak pazartesi günü Suudi Arabistan’ı havalimanlarını bombalamakla suçlayan Husiler, bu hafta krallık topraklarına yeniden füze saldırısı düzenledi. Risk analiz şirketi Verisk Maplecroft’un Ortadoğu baş analisti Torbjorn Soltvedt, tırmanan gerilime ilişkin şu değerlendirmede bulundu:

“Çatışmaların şiddetlenmesi ve Kızıldeniz’deki ihracat altyapısı ile deniz taşımacılığına sıçraması, bölgeden gerçekleştirilen tek büyük alternatif petrol ihracat rotasını tehlikeye atacaktır.”

Suudi Arabistan hükümetine yakın iki bölgesel kaynak, Riyad yönetiminin İran ve Husilerden gelen tehditleri son derece ciddiye aldığını ve Yemenli örgütün Kızıldeniz konusundaki adımlarını İran ile koordineli şekilde attığının farkında olduğunu ifade etti.

Salı günü İran limanlarına yönelik deniz ablukasını yeniden başlatan ABD Başkanı Trump, ülkedeki elektrik santrallerini bombalama tehdidinde bulunmuştu.

The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre Trump, son günlerde İran’ın petrol ve petrol ürünleri ihracatının yüzde 90’ını sağlayan limanın yer aldığı Harg Adası da dahil olmak üzere Hürmüz Boğazı boyunca uzanan adaların kontrolünü ele geçirme seçeneğini de değerlendiriyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English