Bizi Takip Edin

Avrupa

İtalyan hükümetinin olası Starlink anlaşmasına karşı tepkiler yükseliyor

Yayınlanma

İtalyan hükümetinin Elon Musk’un Starlink uydu iletişim sistemini kabul etmesinin “siyasi ve iktisadi bir hata” olacağı uyarısında bulunan yerel ve AB yasa koyucuları, hükümetin kararında ısrar etmesi ve Musk’ın da tartışmalara girmesi üzerine harekete geçti.

Anlaşma imzalanırsa İtalya, SpaceX ile resmi olarak ilişki kuran ilk AB ülkesi olacak. 

Fakat bu durum, ülkenin, AB’nin Starlink benzeri “IRIS2” sisteminin kurulumu da dâhil olmak üzere Avrupa’nın stratejik öncelikleriyle uyumu konusunda soru işaretleri yaratıyor.

Şimdi iletişim anlaşması İtalyan siyasetinde konuşulan bir konu haline geldi ve Demokrat Parti’den Antonio Nicita gibi milletvekilleri Euractiv’e bu anlaşmanın ekonomik olmaktan çok siyasi bir gerekçeden kaynaklandığını söyledi.

Nicita’ya göre Musk, büyük bir AB üye ülkesini müşteri olarak güvence altına alarak IRIS2 sistemini geride bırakmaya çalışıyor olabilir ve bu da mali sürdürülebilirliğini tehlikeye atabilir.

Çok yörüngeli bir uydu internet takımyıldızı olan IRIS2, 2025’ten 2030’a kadar kademeli olarak güvenli bağlantı sağlamayı ve Avrupa dışı sistemlere bağımlılığı azaltmayı amaçlıyor.

İtalyan milletvekiline göre, İtalyan hükümetinin Starlink ile yaptığı anlaşma antitröst endişelerini de beraberinde getiriyor zira İtalyan hükümeti ile Starlink arasında yapılacak münhasır bir sözleşme pazarın haczedilmesine ya da önlenmesine yol açabilir.

Avrupa’nın kendi uydu iletişim sistemi IRIS2 ne olacak?

Bloomberg’e göre beş yıllık anlaşma 1,5 milyar avroya mal olacak. Fakat İtalya halihazırda, AB’nin 12 yıllık ve 27 AB üye ülkesinin tamamına 10,6 milyar avroya mal olan IRIS2 programının finansörü ve gelecekteki müşterisi konumunda.

Nicita, baskın bir rakibin diğer AB hükümetleriyle orta vadeli sözleşmeler imzalayarak talebin çoğunu kilitlemesi halinde, IRIS2 programının tamamının daha az güvenilir ve iktisadi olarak uygulanabilir olacağı konusunda uyardı.

AP üyesi ve eski IRIS2 raportörü Christophe Grudler Euractiv’e verdiği demeçte İtalya ile yapılacak anlaşmanın “stratejik bir hata” olacağını ve İtalyan vergi mükelleflerinin iki sistem için iki kez ödeme yapacağını söyledi.

Grudler ayrıca, 2025 yılından itibaren AB’nin GovSatCom programının İtalya’nın Starlink anlaşması yoluyla erişmeye çalıştığı hizmetlerin çoğunu sağlayacağını belirtti. Musk’ın girişiminin İtalyan endüstrisinin yerini alacağı ve istihdam, egemenlik ve stratejik özerkliğe mal olacağı konusunda uyardı.

Salvini’den anlaşmaya ve Musk’a destek

Öte yandan İtalya Başbakan Yardımcısı ve Lega lideri Matteo Salvini X’te yazdığı yazıda anlaşmanın bir risk değil fırsat olduğunu belirtti.

Starlink hizmetlerine erişimin ülke çapında güvenli ve güvenilir bağlantı sağlayarak İtalya’yı modernleştireceğini savunan Salvini, SpaceX CEO’sunu “küresel inovasyonun önde gelen isimlerinden biri” olarak tanımladı.

Musk, Salvini’ye yanıt vererek bu olasılığı “harika” olarak nitelendirdi ve diğer Avrupa ülkelerinin de İtalya’nın izinden gideceğini düşündüğünü söyledi.

Bir Avrupa Komisyonu sözcüsü 7 Ocak’ta yaptığı açıklamada, İtalya’nın egemen bir devlet olarak, egemen karar ve eylemlerini sürdürme konusunda tam takdir yetkisine sahip olduğunu belirterek, SpaceX hizmetlerine erişimin IRIS2 projesiyle uyumlu olduğunu açıklamıştı.

Sözcü, İtalya’nın IRIS2’ye katılımının aynı zamanda yaklaşan takımyıldızın üç kontrol merkezine ev sahipliği yapmasının beklendiği anlamına geldiğini de sözlerine ekledi.

Avrupa

AB ülkeleri yeni ECB lideri için pazarlık yapıyor

Yayınlanma

Avro bölgesi hükümetleri, Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) 28 yıllık tarihindeki en büyük liderlik değişikliklerinden birine hazırlanıyor.

Financial Times’a (FT) göre bankanın en üst düzey üç pozisyonuna ilişkin “kapsamlı bir paket”in Aralık ayı sonuna kadar karara bağlanması bekleniyor.

ECB Başkanı Christine Lagarde’ın, 2027’nin başlarında ECB Başkanlığından ayrılacağını açıklaması bekleniyor.

Baş ekonomist Philip Lane ve yönetim kurulu üyesi Isabel Schnabel’in sekiz yıllık görev süreleri de gelecek yıl sona erecek.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir AB diplomatı, “Hedef, yıl sonuna kadar büyük bir paket üzerinde anlaşmaya varmak,” dedi.

Müzakerelerden haberdar olan bir başka diplomat ise, “Stratejik istişareler yapılıyor, bu doğru. Herkes, karar vermemiz gereken çok sayıda önemli iktisadi görevin olduğunun farkında,” dedi.

Yaklaşan kadro değişikliği, Orta Doğu’da altı aydan fazla süren savaşın hükümetlerin borç servisi maliyetlerini artırması ve AB genelinde bütçe sıkıntılarına ilişkin endişeleri şiddetlendirmesi nedeniyle küresel tahvil piyasalarında dalgalanmanın yaşandığı bir dönemde gerçekleşiyor.

ECB, 2027’ye kadar “daha uzun süreli” enflasyona hazırlık amacıyla bu yıl içinde ana faiz oranını iki kez artırdı. ABD Merkez Bankası (Fed) ise bu hafta kendi tepkisini değerlendirecek.

Nisan ayında Fransa’da yapılacak seçimler de Avrupa liderleri için büyük önem taşıyor. Marine Le Pen, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un halefi olarak en önde gelen aday konumunda.

“ECB başkanlığı kararı, bir portföy kararıdır,” diyen konuyla ilgili üst düzey bir yetkili, bunun Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in görev süresinin sona ereceği 2029 yılına kadar Avrupa’daki “en önemli personel kararı” olduğunu da ekledi.

Söz konusu üst düzey yetkili, ECB’nin yeni liderlik kadrosunun “önümüzdeki yıllarda etkili bir şekilde hareket edebilecek, farklı profillere sahip güçlü kişilerden” oluşması gerektiğini de ekledi.

Yazılı olmayan kurallar, ulusal gururlar ve gizli karşılıklı bağımlılıkların birleşimi, Lagarde’ın halefi olması muhtemel iki ana aday arasındaki yarışın son derece açık olduğunu gösteriyor.

Bu iki aday, Uluslararası Ödemeler Bankası’nı yöneten Pablo Hernández de Cos ile eski Hollanda Merkez Bankası Başkanı Klaas Knot.

Kapalı kapılar ardında bu göreve ilgi duyduğunu da ifade eden Bundesbank Başkanı Joachim Nagel’in seçilme ihtimalinin düşük olduğu düşünülüyor.

AB’nin en önemli iki kurumunu (ECB ve Avrupa Komisyonu) iki Alman vatandaşının yönetmesi emsalsiz bir durum olur. Konuya yakın birkaç kişi de FT’ye, Berlin’de Nagel’e verilen desteğin “ılımlı” olduğunu söyledi.

Alman hükümeti şu anda, başkanlık pozisyonundan sonra en önemli ikinci pozisyon olarak kabul edilen ECB’nin bir sonraki baş ekonomisti olarak önerilecek adayları değerlendiriyor.

Tartışmalar hakkında ilk elden bilgi sahibi bir kişi, “Başka bir ülkeden bir ECB başkanı… ile dengelenen güçlü bir Alman baş ekonomist… Berlin’de potansiyel bir model olarak görülüyor,” dedi.

Konuyla ilgili bilgilendirilen üç kişi, FT’ye, Princeton’dan ekonomist Markus Brunnermeier, Stanford Üniversitesi’nden Profesör Monika Piazzesi ve eski IMF kıdemli ekonomisti Tobias Adrian’ın, Berlin’de ECB baş ekonomisti pozisyonu için tartışılan isimler arasında olduğunu söyledi.

Almanya’nın bu pozisyon için baskı yapması, Avro bölgesinin en büyük ekonomisini, bu kilit rolü de gözüne kestiren Fransa ile karşı karşıya getirecek.

Paris’te iki aday tartışılıyor: Fransa Merkez Bankası (Banque de France) başkan yardımcısı Agnès Bénassy-Quéré ve şu anda Santander’in Fransa’daki kurumsal ve yatırım bankacılığı bölümünün başkanı olan eski OECD baş ekonomisti Laurence Boone.

Ne var ki Alman hükümetinin düşüncesine aşina olan üç kişi, bir Fransız baş ekonomist ile bir İspanyol başkanın bir arada olmasının Berlin için “hayal edilmesi zor” olacağını belirtirken, Paris’in ise muhtemelen Hollandalı bir başkan ve Alman bir baş ekonomisti engelleyeceğini ifade etti.

Birçok gözlemci, 2019’da Macron’un Lagarde’ı aniden ECB başkanlığı için baş aday olarak öne sürdüğü gibi, son anda sürpriz bir üçüncü adayın ortaya çıkabileceği konusunda uyarıda bulundu.

Düşünce kuruluşu OMFIF’in başkanı David Marsh, yakın zamanda yayınladığı bir blog yazısında, eski Fransa Merkez Bankası Başkanı François Villeroy de Galhau’nun ECB başkanlığı için beklenmedik bir aday olabileceğini öne sürdü.

FT Şubat ayında, Lagarde’ın sekiz yıllık görev süresinin Ekim 2027’de sona ermesinden önce görevden ayrılmasının beklendiğini bildirmişti.

İran savaşının patlak vermesinin ardından Bloomberg’e verdiği demeçte, iktisadi çalkantı dönemlerinde erken ayrılmanın bir seçenek olmadığını belirtmişti.

Fakat Haziran ayında Fransız Les Echos gazetesine verdiği demeçte, koşulların iyileşmesi halinde durumun değişebileceğini ifade etmişti.

Geçen hafta düzenlenen ECB’nin son basın toplantısında Lagarde, geleceği hakkında “bildirecek bir şey olmadığını” söyledi.

Lagarde, bir yılı aşkın süredir Dünya Ekonomik Forumu (WEF) ile İsviçre’nin Davos kentinde her yıl düzenlenen ve siyasetçiler ile iş dünyası temsilcilerinin bir araya geldiği toplantıların ardındaki kuruluşun bir sonraki başkanı olması konusunda görüşüyor.

İki kaynak FT’ye, WEF yönetim kurulunun Lagarde’ın atanmasına ilişkin oylamasının önümüzdeki ay veya Kasım ayında gerçekleşebileceğini ve Lagarde’ın Ekim ayındaki para politikası toplantısında ECB’den ayrılacağını duyurabileceğini söyledi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Burnham, iş dünyası liderleriyle bir araya gelecek

Yayınlanma

Britanya Başbakanı Andy Burnham, birkaç büyük şirketin yöneticileriyle bir araya gelerek iktisadi büyümeyi sağlama planlarını görüşecek.

Burnham, HSBC ve Standard Chartered bankaları, Aviva, BP ve Shell gibi büyük petrol şirketleri, süpermarket zincirleri Morrisons ve Sainsbury’s, savunma sanayiinden Rolls Royce ve BAE Systems ile BT ve Vodafone gibi telekom şirketlerinin üst düzey yöneticileriyle bir resepsiyon düzenleyecek.

Burnham, yetki devri planlarının çok ihtiyaç duyulan altyapının sağlanmasına yardımcı olabileceğini belirtecek ve inovasyonu destekleyecek bir kültür dönüşümünü teşvik etmeye çalışacak.

İngiltere’nin en büyük enerji şirketlerinin yöneticileriyle yapılacak toplantı, Burnham’ın Shell destekli Jackdaw gaz sahasının devreye alınmasına ilişkin kararı, önümüzdeki ay yapılacak parlamento ara seçimlerinden sonraya ertelemesi ‌konusundaki bir raporun ardından gerçekleşecek.

Resepsiyona bölge belediye başkanları da katılacak.

Resepsiyondan önce, fintech, yapay zeka, temiz enerji ve ileri imalat alanlarından İngiliz girişimcilerle bir yuvarlak masa toplantısı düzenleyecek.

Burnham’ın yuvarlak masada ağırlayacağı simler arasında Octopus Energy, Revolut ve Starling Bank’ın kurucuları ile Oxford Quantum Circuits gibi kuantum bilişim şirketlerinin temsilcileri de yer alıyor.

Burnham’ın maliye bakanı John Healey, geçen hafta göreve gelmesinden bu yana yaptığı ilk önemli konuşmasında, zorlu vergi ve harcama kararlarıyla karşı karşıya kalacağı yıllık bütçe öncesinde ekonomi için daha parlak bir vizyon ortaya koydu.

Etkinlik öncesinde Andy Burnham, ülkenin yetenekli insan kaynakları ve dünya çapında üniversiteler dahil olmak üzere “başarılı olmak için ihtiyaç duyduğu her şeye” sahip olduğunu fakat tam potansiyelini ortaya çıkarabilmesi için “İngiltere’nin iş yapma biçiminde bir kültür dönüşümüne” ihtiyaç duyduğunu belirtti.

Yeni başbakan, iş dünyasıyla kurulacak yeni bir ortaklık aracılığıyla “İngiltere’yi yeniden sanayileştireceğine” söz verdi:

“Bu, hükümetin risk alan, şirket kuran, istihdam yaratan ve yeni fikirleri hayata geçiren insanların yanında kararlı bir şekilde durması anlamına gelir. Bu, hırsın ödüllendirilmesini sağlamak, bir iş kurmayı ve büyütmeyi kolaylaştırmak ve insanlara, harika bir fikirleri varsa bunu hayata geçirmek için ihtiyaç duydukları tüm desteği alabileceklerine dair güven vermek anlamına gelir.”

Ekonomi, yapay zeka ve bulut bilişim sektörlerinin desteğiyle Temmuz ayında beklenmedik bir şekilde %0,4 oranında büyümüş olsa da, iktisatçılar artan enerji maliyetlerinin Ağustos ve Eylül aylarında büyümeyi frenlemiş olabileceği konusunda uyarıda bulundular.

Hem Burnham hem de Healey, eski maliye bakanı Rachel Reeves tarafından belirlenen mali kurallara bağlılıklarını vurguladılar.

Bu kurallar, günlük harcamaların vergilerle karşılanmasını ve 2029/30 yılına kadar kamu borcunun ekonomiye oranının düşmesini gerektiriyor.

Ayrıca, gelir vergisi, sosyal güvenlik primi veya KDV’yi artırmama yönündeki İşçi Partisi’nin seçim bildirgesindeki taahhüdüne de uymak zorundalar.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Fransa, çocukların sosyal medya kullanımını yasaklamaya yönelik yeni bir öneri sundu

Yayınlanma

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa hükümetinin çocuklar için sosyal medyayı yasaklamaya yönelik yeniden düzenlenmiş bir öneri sunduğunu belirtti.

Fransa Anayasa Konseyi, önceki yasayı Ağustos ortasında, yasanın bir kısmının etkilenen kişilerin ifade özgürlüğüne gereksiz bir ihlal teşkil ettiği gerekçesiyle iptal etmişti.

Macron, sosyal medyada, “Titiz bir teknik çalışmanın ardından hükümet bugün [yeni taslağı Avrupa Komisyonu’na] bildiriyor,” diye yazdı.

Bu bildirim, yasanın Avrupa Birliği mevzuatına uygun olmasını sağladığı için önemli bir adım.

Macron, çocukların ve gençlerin sosyal medya kullanımını yasaklamayı en önemli önceliklerinden biri haline getirmiş ve gelecek yıl görev süresinin sona ermesine kadar bu yasağın yürürlüğe girmesini umuyor.

Fransız lider Avrupa Birliği genelinde de benzer bir yasamanın kabul edilmesi çağrısında bulundu.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in, bu hafta Brüksel’de yapacağı bir konuşmada, blok genelinde uygulanabilecek bir çocuklar için sosyal medya yasağı konusuna değinmesi bekleniyor.

Sosyal medyanın çocuklar üzerindeki zararlı etkilerine dair uyarıların artmasıyla birlikte, giderek daha fazla ülke sosyal medya erişimini kısıtlamak için adımlar atıyor.

Euractiv tarafından elde edilen bir mektuba göre Macron, Avrupa Komisyonu’ndan 15 yaşından küçük çocuklar için AB çapında bir sosyal medya yasağı önermesini istiyor.

Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’e hitaben yazılan ve ilk olarak AFP tarafından haberleştirilen mektupta, “Birlik’teki tüm çocukları korumak” amacıyla sosyal medyaya erişimi yasaklayacak yeni Avrupa kuralları getirilmesi için baskı yapıldı.

Macron’un mektubunda, yeni AB kurallarının sosyal medyada “bağımlılık yaratan özelliklere ilişkin net düzenlemeler” getirmesi gerektiği belirtildi.

Buna, gençler için “varsayılan güvenlik standartları”nın belirlenmesi de dahil; örneğin, kullanım süresi sınırlamaları veya bağımlılık yaratan özellikler içermeyen hesaplar gibi.

Macron, algoritmik öneri sistemleri, arayüz tasarımı, bildirim ve ödül sistemleri ile kullanıcı denetimlerinin de gözden geçirilmesi gerektiğini yazdı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English