Asya
Japonya’nın enerji krizleri ve B Planı’na sahip olmanın önemi

Başbakan Takaichi, Japonya’nın 1970’lerdeki petrol bunalımı sırasında alınan zorlu siyasi kararlardan ders çıkarabilir.
Nikkei Asia, SHIGESABURO OKUMURA
Japonya, İran savaşı nedeniyle 1970’lerden bu yana en ağır enerji kriziyle karşı karşıyayken, son fırtınayı nasıl atlattığına geriye dönüp bakmak — kararlı bir başbakan ve maliye bakanının omuzlarında, elde sağlam bir B Planı’yla — bazı dersler sunabilir.
15 Kasım 1973’te dönemin Başbakanı Kakuei Tanaka, ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ile Japon liderin resmî konutunda bir araya geldi. 1970’lerdeki enerji krizini tetikleyen Arap-İsrail çatışmasının başlamasının üzerinden henüz bir aydan biraz fazla zaman geçmişti.
İsrail’i güçlü biçimde destekleyen ABD Başkanı Richard Nixon yönetimi, Tanaka’nın petrol tedarikini güvence altına almaya yönelik giderek daha Arap yanlısı hâle gelen diplomasisinden kaygı duymaya başlamıştı.
O dönemde Tanaka’nın sekreteri olarak görev yapan 95 yaşındaki eski Uluslararası Ticaret ve Sanayi Bakan Yardımcısı Keiichi Konaga, Nikkei’ye, başbakanın o gün Kissinger ile yaptığı görüşmenin içeriğini kendisine aktardığını söyledi. Görüşmenin şöyle geçtiği bildirildi.
Kissinger, Tanaka’yı ABD-Japonya ittifakını unutmaması konusunda uyardı. Tanaka ise böyle temel bir ittifakı unutmayacağını söyleyerek karşılık verdi: “Eğer Amerika bize şu anda petrol tedarik etseydi, kaynak yoksunu Japonya ne derseniz yapardı.”
Kissinger ne diyeceğini bilemedi. Tanaka devam etti: “Petrol kaynakları konusunda Japonya’nın Orta Doğu ile ilişkilerini sürdürmekten başka seçeneği yok. Lütfen bunu anlayın.”
Kissinger’ın resmî konuttan gergin bir ifadeyle ayrıldığı bildirildi.
1980’lerin ortasında görev yapan eski Başbakan Yasuhiro Nakasone, kitaplarından birinde Kissinger’ı büyük petrol şirketlerinin bir ajanı olarak tanımladı.
Konaga, Tanaka’nın Kissinger görüşmesindeki stratejisini hatırlayarak, “Tanaka önce Japonya’nın pozisyonunu ortaya koydu ve ABD’nin zorlukları kabul etmesini sağladı” dedi.
Görüşmeden on gün sonra Tanaka kabinesini değiştirdi. Özellikle dikkat çeken atama, Liberal Demokrat Parti içinde Tanaka’nın sert rakibi olan ve daha sonra 1976’dan 1978’e kadar başbakanlık yapan Takeo Fukuda’nın maliye bakanı olarak görevlendirilmesiydi.
Ekonomik Planlama Ajansı genel direktörlüğü döneminde Fukuda’nın sekreteri olarak görev yapan 88 yaşındaki devlet yetkilisi Yoseki Nagase’ye göre Fukuda, kabineye katılmak için Tanaka’ya bazı şartlar sundu. Bu şartlardan biri, ekonominin tamamının kendisine emanet edilmesiydi.
Tanaka bunu kabul etti, ekonomiye müdahale etmeyeceğine söz verdi ve Fukuda da maliye bakanlığı görevini kabul etti.
Konaga’ya göre Tanaka, tüm bu değişikliklerin ardından Japonya’nın bir kriz ortamında aynı politikalarla yoluna devam edemeyeceğine karar verdi; bu nedenle Fukuda’nın toplam talebi baskılama planı kabul edilebilirdi.
Muhtemelen işin içinde bir miktar siyasi hesap da vardı. Ekonomiyi tek başına maliye bakanına — yani siyasi rakibine — bırakarak, işler kötüye giderse Tanaka suçu ona yükleyebilirdi. Nagase, Fukuda’nın LDP fraksiyonu içinde “düşmana yardım eli uzatmak” konusunda uyarıda bulunan muhalif sesler olduğunu söyledi.
Fukuda’nın maliye bakanlığı döneminde politika yön değişimi çarpıcıydı.
1974 mali yılı için yıl sonu bütçe hazırlama sürecinde, kamu işleri yatırımlarına yönelik harcama artışı sıfırda tutuldu. Japonya’nın ana adası Honşu ile Şikoku adasını bağlayan köprü projesine ayrılan harcama yarıdan fazla azaltıldı; Tohoku ve Joetsu shinkansen hızlı tren hatlarının inşası ise önemli ölçüde geciktirildi.
O dönemde Japonya Merkez Bankası’nın hükümetten bağımsız bir politika yürütme yetkisi yoktu. Nagase, “Maliye Bakanlığı ve Japonya Merkez Bankası’ndaki çalışma düzeyi yetkilileri, resmî iskonto oranının 1 puan artırılması konusunda görünüşe göre uzlaşmıştı; ancak Fukuda bunun 2 puan artırılması gerektiğini güçlü biçimde belirtti” dedi. Japonya Merkez Bankası, 22 Aralık 1973’te alışılmadık bir şekilde 2 puanlık faiz artışını hayata geçirdi.
Tanaka, kaynak diplomasisinde de sonuç aldı. 25 Aralık’ta petrol üreticisi Arap ülkeleri Japonya’yı dost ülke olarak tanıdı ve petrol arzını, savaş başlamadan önceki eylül ayındaki seviyesine geri getirdi.
Yarım yüzyıl sonra Japonya bir başka petrol şokuyla karşı karşıya. Ancak bu kez ham petrol fiyatlarındaki artış ve enflasyon daha kademeli ilerliyor, petrol rezervleri ise bol. Yine de iki dönem aynı zorlukları paylaşıyor: ittifaka sadakat ile kaynaklara erişim arasında tercih yapmak, ekonomik faaliyet ile fiyat istikrarı arasında seçim yapmak gibi.
Geçmişte işe yarayan aynı çözümler bugün Japonya’ya aynen uygulanamaz. Ülke artık yavaş ekonomik büyüme, yüksek borç ve küçülen nüfusla boğuşuyor. Bununla birlikte, iki dikkat çekici devlet adamı Tanaka ve Fukuda’dan öğrenilecek pek çok ders olduğu kuşkusuz.
27 Nisan’da üst meclis bütçe komitesinde konuşan Başbakan Sanae Takaichi, halktan enerji tasarrufu yapmasını isteme çağrılarına olumsuz yaklaştığını ifade etti.
Takaichi, “Ekonomik ve sosyal faaliyetleri durdurmamalıyız” dedi. Başka bir deyişle, Takaichi’nin tutumuna göre hükümet, yükselen benzin, elektrik ve gaz fiyatları karşısında talebi desteklemek için sübvansiyonları genişletmeli.
Hane halkı üzerindeki maliyet yükünü hafifletme ihtiyacı göz önüne alındığında, bu yaklaşımın belli bir mantığı var. Ancak arz kısıtları döneminde fiyatlar doğru sinyalleri veremezse, talep uyum sağlayamayabilir ve bu da krizin uzamasına yol açabilir.
Buna karşılık Tanaka hükümeti, toplam talebi dizginlemeye ve politika faizini artırmaya odaklanmak için altyapı programlarında yön değiştirdi. O dönemde hükümet ayrıca işletmelere ve hane halklarına zorunlu ve acil olmayan enerji tüketiminden kaçınma çağrısında bulundu.
Nikkei’nin yakın zamanda yaklaşık 50 ekonomistle yaptığı ankette, katılımcıların yüzde 86’sı benzin sübvansiyonlarının azaltılması veya kaldırılması gerektiğini söyledi.
İlk petrol krizi sırasında görev yapan 95 yaşındaki eski Maliye Bakanlığı yetkilisi Toyoo Gyoten, “Fiyatlara müdahale etmekten kaçınıp piyasa ilkelerinin işlemesine izin verdiğimizde krizden toparlanma daha hızlı olur” dedi.
Financial Times gazetesi, Japonya’yı bir başlığında “Trump’a hayır diyemeyen ülke” olarak nitelendirdi. Öte yandan Konaga, “53 yıl önceki gibi bir paniğin yaşanmamasının nedeni, Japonya’nın Orta Doğu’daki petrol üreticisi ülkelerle yakın ilişkilerini sürdürmüş olmasıdır” dedi.
Ulusal strateji açısından, alternatifi olmayan bir şeye bağımlı olmaktan daha kırılgan bir durum yoktur. Yarım yüzyıl öncesinden çıkan ders açıktır: Bir krizi ancak elinde B Planı olan ülkeler atlatabilir.
Asya
Güney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı

Güney Kore, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’nin iki Kuzey Koreli esirin teslimini açıklaması üzerine Kiev Büyükelçisini geri çağırma kararı aldı. Seul gizlilik kuralının ihlal edildiğini savunurken Kiev yönetimi esirlerin teslimini iyi niyet adımı olarak nitelendiriyor.
Güney Kore, Ukrayna’nın iki Kuzey Koreli savaş esirinin Seul’e teslim edildiğini kamuoyuna açıklamasının ardından Kiev’deki büyükelçisini geri çağırma kararı aldı.
Yonhap ajansının aktardığı karara rağmen Seul yönetiminin Kiev ile diplomatik temasları sürdüreceği ve mevcut anlaşmazlığı çözmeyi hedeflediği belirtildi.
İki ülke arasındaki gerginlik, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada esir takasına dair bilgileri paylaşmasıyla başladı.
Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung, Kiev yönetimini gizlilik anlaşmasını çiğnemekle suçlayarak bilginin ifşa edilmesinin esirlerin ailelerinin güvenliğini ve Kore Yarımadası’ndaki istikrarı tehlikeye attığını vurguladı.
2 Ekim’de açıklama yapan Lee, anlaşma ihlalinin kabul edilmemesi ve özür dilenmemesi halinde ek adımlar atılacağı uyarısında bulunurken, gizlilik şartını başlangıçta bizzat Ukrayna’nın talep ettiğini ifade etti.
Seul özrü yetersiz buldu, Kiev iyi niyet vurgusu yaptı
Güney Kore Dışişleri Bakanı Cho Hyun, parlamentodaki oturumda büyükelçinin geri çağrılması da dahil olmak üzere çeşitli tedbirlerin değerlendirildiğini dile getirdi.
NewsPim ajansının haberine göre Cho, Ukrayna tarafından bir özür iletildiğini doğruladı ancak bu adımın Seul’ün beklentilerini karşılamadığını kaydetti.
Ukrayna Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heorhii Tykhyi ise 7 Ekim’de yaptığı açıklamada, yaşanan krizi esir teslimine ilişkin gizlilik mutabakatının farklı yorumlanmasına bağladı.
Detayların önceden kararlaştırıldığını belirten Tykhyi, tartışmanın patlak vermesiyle kapalı kanallardan kamuoyuna kapalı müzakerelere başladıklarını aktardı.
Tykhyi, teslim talebinin esirleri kendi vatandaşı kabul eden Seul’den geldiğini bildirdi.
Güney Kore tarafının bu talebi, cumhuriyet sınırlarının tüm yarımadayı kapsadığını öngören anayasa maddesine dayandırdığını kaydeden sözcü, askerlerin teslim edilmesini Kiev’in iyi niyet göstergesi olarak nitelendirdi.
Kuzey Kore askerlerinin Kursk’taki varlığı
Kuzey Koreli askerler, Ukrayna ordusunun Ağustos 2024 başında girdiği Rusya’nın Kursk bölgesindeki çatışmalarda yer almıştı. Rusya ile Kuzey Kore aynı yıl Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması imzalamıştı.
Rusya Genelkurmay Başkanlığı, bölgenin 2025 baharında Ukrayna güçlerinden tamamen temizlendiğini duyururken Genelkurmay Başkanı Valeriy Gerasimov, Kuzey Kore birliklerinin Rus askerleriyle birlikte direnç ve kahramanlık sergilediğini öne sürdü.
Nisan ayında Rusya Savunma Bakanı Andrey Belousov, Devlet Duması Başkanı Vyaçeslav Volodin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, Pyongyang’da Kursk bölgesindeki çatışmalara katılan Koreli askerler anısına açılan müze kompleksinin törenine katıldı.
Asya
Endonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi

Endonezya’nın yeni iş yasası sonrası sendikalar temel düzenlemeleri “zafer” olarak nitelendirirken, yatırımcılar “belirsizlik” ve artan risklere dikkat çekiyor.
Endonezya parlamentosunun salı günü kabul ettiği yeni iş yasası, ülkedeki işçi örgütlerinin takdirini kazanırken, artan istihdam maliyetleri iş dünyasında kaygıya yol açtı.
Temsilciler Meclisi, işçilerin korunmasına yönelik yasa tasarısını oybirliğiyle kabul etti. Yasa, tartışmalı 2020 tarihli “istihdam yaratma omnibus yasası” kapsamında kaldırılan bazı düzenlemeleri yeniden yürürlüğe sokuyor. Bunlar arasında hangi tür işlerin taşerona verilebileceğine ilişkin sınırlamalar ile şirketlerin çalışanları işten çıkarmadan önce yerine getirmesi gereken prosedürler de bulunuyor.
Çalışma Bakanı Yassierli, yeni yasanın belirli süreli iş sözleşmeleri için azami süreyi dört yıl olarak belirlediğini ve teknoloji şirketlerindeki gig ekonomisi çalışanlarını tek taraflı işten çıkarmalara karşı korumayı amaçlayan hükümler getirdiğini söyledi. Yassierli, salı günkü parlamento oturumunda tasarının temel maddelerini açıkladı.
Yassierli, “[Yasa], istihdamın tüm alanlarında fırsat eşitliğini ve eşit muameleyi güvence altına alarak işçi haklarının korunmasını güçlendiriyor,” dedi.
Yasanın nihai metni henüz kamuoyuna açıklanmadı ancak işçi örgütleri kabul edilmesini memnuniyetle karşıladı.
Tüm Endonezya İşçileri Sendikaları Konfederasyonu Başkanı Andi Gani, yasanın işçilere daha güçlü güvenceler sağladığını belirterek, personel temin şirketlerinin taşeron işçileri daimi çalışan statüsüne geçirmesine yönelik zorunlulukları, kıdem tazminatı güvence fonunun oluşturulmasını ve ücret hesaplamalarındaki iyileştirmeleri örnek gösterdi.
Gani gazetecilere yaptığı açıklamada, “İşverenler artık işçileri keyfi olarak işten çıkaramayacak,” dedi. “Parlamentoya ve hükümete sunduğumuz taslağın yüzde 90’ı işçilerin korunması yasasına dahil edildi” diye ekledi.
Endonezya İşçi Sendikaları Konfederasyonu Başkanı Said Iqbal da yeni yasanın, omnibus yasasındaki ve daha önce yürürlükte olan 2003 tarihli işgücü yasasındaki hükümlere kıyasla işçilere çok daha güçlü koruma sağladığını söyledi.
Endonezya İşçileri Derneği ise yeni yasayı işçi hakları açısından bir “zafer” olarak nitelendirdi. Dernek Başkanı Mirah Sumirat yaptığı açıklamada, “Bugün müteşekkiriz ancak eleştirel tutumumuzu kaybetmeyeceğiz,” dedi. “Bütün hükümleri tek tek inceleyecek ve uygulama yönetmeliklerinin tamamını denetleyeceğiz” diye vurguladı.
Yeni yasa, Devlet Başkanı Prabowo Subianto’nun halk desteğinin hızla düştüğü bir dönemde yürürlüğe giriyor. Son birkaç ay içinde yayımlanan iki kamuoyu araştırması, kamuoyunda tepki çeken politikalar ve ekonomiye yönelik olumsuz algılar nedeniyle devlet başkanının onay oranlarının gerilediğini gösterdi. Temsilciler Meclisi’ndeki partilerin neredeyse tamamı iktidar koalisyonunda yer alıyor.
Ancak iş dünyası yasal değişiklikler konusunda kaygılı.
Endonezya Ticaret ve Sanayi Odası Başkan Yardımcısı Erwin Aksa, yeni düzenlemelerin eski Devlet Başkanı Joko Widodo döneminde çıkarılan ve genel olarak iş dünyası dostu kabul edilen 2020 tarihli omnibus yasasının sağladığı esnekliğin bir bölümünü ortadan kaldırdığını söyledi.
Aksa, işgücü maliyetleri ile işe alım esnekliğinin yatırımcıların dikkate aldığı unsurlar arasında olduğunu ve şirketlerin yükümlülükleri konusunda kesinliğe ihtiyaç duyduğunu belirtti.
“İşgücü düzenlemeleri çok hızlı değişirse ya da uygulama yönetmelikleri belirsizlik yaratırsa, yatırımcılar bu riskleri hesaplarına dahil eder,” diyen Aksa, uygulamaya ilişkin teknik yönergelerin hazırlanmasında hükümet, işçiler ve işverenler arasında daha iyi bir diyalog kurulması çağrısında bulundu.
Aksa, “Şirketlerin maliyet yapılarını, iş sözleşmelerini ve işgücü planlamalarını uyarlayabilmeleri için yeterli geçiş süreleri de tanınmalı,” dedi.
Endonezya Tekstil Derneği İcra Direktörü Danang Girindrawardana ise yeni yasanın işletmeler açısından riskleri artırabileceği uyarısında bulundu. Girindrawardana, eski yasaya kıyasla idari ihlaller için cezai yaptırım öngören çok daha fazla hüküm bulunduğuna dikkat çekti.
Girindrawardana, “Aşırı katı düzenlemeler şirketleri insan emeği kullanımını azaltmaya ve teknolojiye yönelmeye teşvik edebilir,” dedi. “Önümüzdeki bir ila iki yıl içinde pek çok fabrika kesinlikle çökecek; üstelik piyasa koşullarının da yeterince iyileşmesi beklenmiyor” diye ekledi.
Stratejik danışmanlık şirketi FGS Global’in Direktör Yardımcısı Dedi Dinarto, daha yüksek kıdem tazminatı maliyetleri ve işten çıkarmalara getirilen daha sıkı kısıtlamaların, özellikle emek yoğun sektörlerde işverenleri işe alım ve genişleme konusunda daha temkinli davranmaya yöneltebileceğini söyledi.
Endonezya Amerikan Ticaret Odası Genel Müdürü Donna Priadi de dijital platformlarda çalışan gig ekonomisi çalışanlarının işçi statüsünde değerlendirilip değerlendirilmemesi gibi yeni yasanın birçok boyutunun daha fazla tartışılması gerektiğini söyledi.
Örneğin Singapur merkezli Grab ve Endonezyalı rakibi Gojek gibi araç çağırma şirketleri, sürücülerini “ortak” olarak tanımlıyor. Şirketler yeni yasayı incelemekte olduklarını açıkladı.
Priadi, birçok işletmenin henüz yasanın bir kopyasını bile almadığını ve yasanın nasıl uygulanacağı konusunda endişeli olduklarını söyledi. Endonezya’ya yatırım yapan ABD şirketlerinin, her iki tarafın da kazanacağı bir çözüm bulunması amacıyla hükümetle görüşmelerini sürdüreceğini belirtti. Priadi gazetecilere yaptığı açıklamada, “Hükümleri sindirmek ve işletmeler üzerindeki etkilerini hesaplamak için zamana ihtiyacımız var,” dedi.
Yogyakarta’daki Gadjah Mada Üniversitesi’nde iş hukuku öğretim görevlisi olan Nabiyla Risfa ise kayıt dışı çalışanların yeni yasayla birlikte “daha açık ve belirgin bir koruma” kazandığını, ancak uygulamaya ilişkin ayrıntıların “halen belirsiz” olduğunu söyledi.
İşçi hakları alanında faaliyet gösteren BPJS Watch kuruluşundan savunucu Timboel Siregar da yasanın yatırımlar üzerindeki etkisinin başka önlemlere bağlı olacağını belirtti. Siregar, daha güçlü işçi korumalarının verimliliği ve işletmelerin sürekliliğini desteklemek için daha basit yatırım prosedürleri ve daha güçlü hukuki öngörülebilirlikle birlikte uygulanması gerektiğini savundu.
Siregar, “İşletmeleri yatırım yapmaya teşvik etmek için yolsuzluk, yasa dışı harç ve ödemeler ile bürokratik engeller de ele alınmalı,” dedi.
Asya
Hindistan’da 130 milyon seçmen kaydı silindi: Protestolar büyüyor

Hindistan’da Seçim Komisyonunun yürüttüğü liste güncellemesiyle 130 milyondan fazla seçmenin kaydı düşürüldü. Milyonlarca kişinin itirazı sonuçlanmazken, aralarında 20 milyon vefat ve 90 milyon adres değişikliği gerekçeli silme kararının bulunduğu uygulama geniş çaplı protestolara yol açtı.
Hindistan’da Seçim Komisyonunun yürüttüğü kapsamlı seçmen kütüğü güncellemesi kapsamında 130 milyondan fazla kişinin kaydı silindi.
Yaklaşık 1 milyar kayıtlı seçmenin oy hakkını korumak için vatandaşlık ve kimlik belgeleri sunmaya zorlandığı süreç, ülke genelinde kitlesel protestolara ve Seçim Komisyonu Başkanı Gyanesh Kumar’ın istifası yönünde çağrılara yol açtı.
Muhalefet partileri, insan hakları savunucuları ve analistler, Başbakan Narendra Modi liderliğindeki Hindu milliyetçisi Bharatiya Janata Partisinin (BJP) bağımsız kurumları kendi siyasi üstünlüğünü kalıcı kılmak amacıyla kullandığını savunuyor.
Sayıca Meksika nüfusunu aşan seçmen kaydının silinmesi, ülke genelinde yaklaşık 200 milyonluk nüfusa sahip Müslüman azınlığın siyasal haklarını hedef aldığı gerekçesiyle tepki çekiyor.
Milyonlarca itiraz karara bağlanmayı bekliyor
“Özel Yoğun Revizyon” (SIR) adı verilen uygulama kapsamında yetkililer, mükerrer, sahte veya şartları taşımayan kayıtları temizlemeyi amaçladıklarını öne sürüyor.
Ancak eski seçim yetkilileri ve uzmanlar, önceki dönemlerde görevlilerin kapı kapı dolaşarak seçmen kütüğünün kapsayıcılığını korumaya çalıştığını, mevcut sistemde ise ispat yükümlülüğünün tamamen vatandaşa yüklendiğini belirtiyor.
Eski Seçim Komiseri Ashok Lavasa, kurumsal yaklaşımın seçmenleri listeye dahil etmekten çıkarak onları en küçük bahaneyle sistem dışına itmeye dönüştüğünü kaydetti.
Lavasa, isimlerdeki yazım hataları veya eski arşivlerdeki kâtip yanlışlıkları gibi teknik ayrıntıların algoritmalar tarafından “mantıksal uyumsuzluk” olarak işaretlendiğini ve yurttaşların mağdur edildiğini dile getirdi.
Süreçte 20 milyondan fazla kişinin “vefat ettiği”, 90 milyon kişinin ise “adreste bulunmadığı veya taşındığı” gerekçesiyle kaydı düşürüldü.
Silinme kararına karşı resmi itirazda bulunan milyonlarca yurttaşın başvurusu inceleme aşamasında bekletilirken, hayatta olduğu halde ölü kaydı düşülen bazı seçmenler de haklarını geri almaya çalışıyor.
Eski Hindistan Başsavcısı ve eski Yüksek Mahkeme Yargıcı Rohinton Nariman, oy hakkının büyük bir tehlike altında olduğunu vurguladı.
Müslüman nüfus ve yoksul kesimler hedefte
Yönetici partinin stratejisine aşina iki üst düzey yetkili, The New York Times’a yaptıkları açıklamada, sürecin siyasi ve ideolojik hedefler taşıdığını aktardı.
Yetkililerden biri, yerel parti teşkilatlarının itiraz formları aracılığıyla muhalif görülen isimleri sistemden sildirmeye çalıştığını ifade etti.
İkinci yetkili ise 2019 yılındaki vatandaşlık testlerinde çok sayıda Hindunun belgesiz çıkması üzerine durdurulan girişimin, şimdi Seçim Komisyonu eliyle Müslümanları siyaset dışına itmek amacıyla yürütüldüğünü söyledi.
BJP yetkilileri süreci Bangladeşli “sızmaları” temizleme argümanıyla savunurken, partinin sözcüsü Pratyush Kanth siyasi partilerin geçmişte mükerrer ve sahte kayıtların temizlenmesini talep ettiğini, yapılan işlemin şüpheli gösterilmemesi gerektiğini öne sürdü.
Buna karşılık ülkedeki kayıt sisteminin yetersizliği nedeniyle doğum belgesi dahi bulunmayan yoksul vatandaşlar, oy merkezleri ile günlük çalışma mesaileri arasında seçim yapmak zorunda kalıyor.
BJP yöneticileri ayrıca kaydı silinen kişilerin vatandaşlara sağlanan sosyal yardımlardan mahrum bırakılacağını ilan etti.
Güneydeki Karnataka eyaletinde tek bir günde verilen yaklaşık 2 bin silme başvurusunun neredeyse yarısının yalnızca beş kişi tarafından yapıldığı ve hedef alınan isimlerin ezici çoğunluğunun Müslüman olduğu belirlendi.
Batı Bengal seçimleri tartışmaları büyüttü
Seçim kütüğü revizyonunun sonuçları eyalet düzeyinde belirleyici hale geldi.
BJP’nin onlarca yıldır parlamento çoğunluğunu elde edemediği Batı Bengal’de, yaklaşık 9 milyon seçmenin kaydının silinmesinin ardından mayıs ayında yapılan seçimleri ilk kez iktidar partisi kazandı.
Yüksek Mahkemenin itirazlar sonuçlanmadan seçimlerin yapılmasına izin vermesi tepkileri artırdı.
Mahkeme tarafından görevlendirilen yetkililer 1,6 milyon seçmenin listeye geri alınmasını onaylasa da Seçim Komisyonu bu karara itiraz ederek yurttaşların kaydını engelledi.
Muhalefet partileri, silinen seçmen sayısının BJP’nin kazandığı 207 sandalyenin 82’sindeki zafer farkından daha yüksek olduğuna dikkat çekerek mahkemeye başvurdu.
Seçim Komisyonu bünyesindeki üç komiserden ikisinin de bu engelleme girişimine kurum içinde itiraz ettiği bildirildi.
Modi hükümeti, 2023 yılında seçim komiserlerini atayan kurulun yapısını iktidar lehine değiştirmiş ve komiserlere yasal dokunulmazlık tanıyan yasayı kabul etmişti.
Dünya Basını1 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Görüş2 hafta önceOrtadoğu’da Koridor İttifakları Devri
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor
Asya2 hafta önceÇin’de bankacılık reformu: 2025’te 670’ten fazla banka kapatıldı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da başkanlık seçimleri ikinci tura kaldı
Asya2 hafta önceAvustralya muhalefeti, ülke tarihindeki “en büyük göçmenlik kesintisini” vaat etti
Asya2 hafta önceJaponya Başbakanı Takaichi piyasaları harcama gündemi konusunda yatıştırmaya çalışıyor
Asya2 hafta önceİmran Han’ın binlerce destekçisi Pakistan’ın başkentine yürüyüşe başladı










