Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Joseph Avn, silah bırakmayacağını açıklayan Hizbullah’a seslendi

Yayınlanma

ABD’nin Hizbullah’ı silahlandırması yönündeki baskısıyla karşı karşıya kalan Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Hizbullah’a seslendi, “devlete güvenin” dedi ve ekledi: “Aksi halde bugüne kadar yapılan tüm fedakarlıklar boşa gidecek.”

Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Beyrut’taki Savunma Bakanlığı’nda yaptığı konuşmada, “Benim ve tüm siyasi partilerin görevi, tarihi bir fırsatı değerlendirmek ve silahların yalnızca ordu ve güvenlik güçlerinin elinde olmasını sağlamak olmalı. Bu hedefe bugün değilse yarın ulaşmalıyız ki, İsrail’in sık sık egemenliğimizi ihlal eden saldırılarına karşı devletin güvenlik kapasitesine ve uluslararası güvene yeniden sahip olalım” dedi.

Avn, Lübnan’ın artık başkalarının savaşlarından yorulduğunu dile getirerek Hizbullah’a açık bir çağrıda bulundu: “Düşmana karşı mücadele eden sizler ve etrafınızdaki onurlu ulusal çevre, artık yalnızca devlete güvenmelisiniz. Aksi takdirde yaptığınız tüm fedakarlıklar boşa çıkacak ve devlet veya ondan geriye ne kaldıysa çökecektir.”

Cumhurbaşkanı, Hizbullah’a hitaben şu ifadeleri de kullandı: “Devlet inşa sürecini riske atmayacak kadar onurlusunuz, düşmana sürekli savaş gerekçesi vermeyecek kadar soylusunuz. Lübnan bugün bir yol ayrımında: ya çöküş ya da istikrar.”

ABD’ye şartlı yanıt: Saldırılar durmadan silahsızlanma yok

Avn, ABD’nin Hizbullah’ın silahsızlandırılması yönündeki teklifine yanıt olarak, Lübnan’ın bazı şartlarının olduğunu vurguladı. Bu şartlar arasında İsrail’in tüm saldırılarını ve suikastlarını derhal durdurması, Lübnan’daki beş işgal noktasından çekilmesi ve İsrail hapishanelerindeki tüm Lübnanlı tutukluların serbest bırakılması yer alıyor.

Avn ayrıca, Hizbullah da dahil olmak üzere ülkedeki tüm silahlı yapıların silahlarını orduya devretmesini ve silahların Lübnan ordusunun tekelinde olması gerektiğini bir kez daha vurguladı. Cumhurbaşkanı, ayrıca bu kış Lübnan’ın yeniden inşası için uluslararası bir bağış konferansı düzenlenmesi çağrısında bulundu.

ABD’den baskı artıyor, İsrail saldırılara devam ediyor

Reuters’a konuşan kaynaklara göre, ABD son dönemde Lübnan üzerindeki baskıyı artırdı. Washington, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını içeren bir kabine kararı çıkmadığı sürece İsrail’e baskı yapmayacağını ve Beyrut’a temsilci göndermeyeceğini bildirdi. Ayrıca ABD’nin, Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri’nin, saldırıların durdurulmasını bir ön koşul olarak sunan teklifini de reddettiği öğrenildi.

İsrail basınına göre, Tel Aviv yönetimi, ateşkese rağmen Lübnan’a yönelik saldırılarını sürdürmeye hazırlanıyor. Hatta bu durumun yeni bir savaşa yol açabileceği belirtiliyor. Kasım 2023’te sağlanan ateşkese rağmen, İsrail bugüne kadar bu anlaşmayı 3.000’den fazla kez ihlal etti ve saldırılarda 200’ü aşkın insan hayatını kaybetti.

İsrail ayrıca, onlarca yıldır işgal ettiği topraklara ek olarak, ateşkes sürecinde Lübnan sınırları içerisinde beş stratejik bölgeyi de fiilen işgal etti. İsrail, Hizbullah’ın kendini yeniden yapılandırdığını öne sürüyor ve Lübnan’a yönelik neredeyse günlük saldırılarını “ateşkesi uygulama” gerekçesiyle meşrulaştırmaya çalışıyor.

Hizbullah: Silahsızlanmak, Lübnan’ın gücünden vazgeçmektir

Hizbullah, bu gelişmeler karşısında silahsızlanma çağrılarını kesin bir dille reddediyor. Hükümetin, ülkedeki tüm silahların tek elde toplanması hedefi karşısında Hizbullah, İsrail’e karşı caydırıcılığı korumak amacıyla bir “Lübnan savunma stratejisi” oluşturulması için iç diyaloğa açık olduğunu ifade etti. Ancak bunun gerçekleşmesi için İsrail’in saldırıları durdurması ve işgal ettiği topraklardan tamamen çekilmesi gerektiğini vurguluyor.

Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı Naim Kasım, 30 Temmuz’da yaptığı açıklamada şunları söyledi: “ABD ve İsrail’in baskısı altında silah bırakmamız mümkün değil. Bugün kim Hizbullah’ın silahsızlanmasını talep ediyorsa o kişi İsrail’in çıkarlarına hizmet ediyor demektir.”

Kasım sözlerini şöyle sürdürdü: “Saldırıları durdurun, esirleri serbest bırakın, sonra en sağlıklı diyaloğu yaparız. Ama her silah bırakma çağrısı, Lübnan’ın gücünü teslim etmek anlamına gelir.”

Hizbullah yetkilisi, Cumhurbaşkanı Avn, Başbakan Navvaf Salam ve Meclis Başkanı Nebih Berri’nin, “saldırılar bitmeden müzakere olmaz” şeklindeki ortak duruşunu da övdü.

Kasım, ABD’nin Hizbullah silah bırakmazsa Suriye ordusunun Lübnan’a gireceği yönündeki uyarılarına da sert tepki gösterdi: “Şu anda Lübnan, İsrail, IŞİD ve Amerika’nın, ‘Yeni Ortadoğu’ projesi adı altında oluşturduğu varoluşsal bir tehditle karşı karşıya.”

Ortadoğu

Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.

Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.

“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.

Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.

ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.

Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.

Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.

Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.

Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.

BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.

Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.

ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.

Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.

Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.

Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.

Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.

Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.

Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.

Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Yayınlanma

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.

Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.

Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.

İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.

Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.

Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:

“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”

Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.

Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.

Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.

İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.

Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.

Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.

Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.

LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:

“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”

Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.

Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.

İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.

Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.

Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:

“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”

Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.

Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.

Bu oran 2020’de %10,6’ydı.

Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

Yayınlanma

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.

Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.

Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.

Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.

İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.

Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde

Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.

ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.

İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.

Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.

Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.

Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English